İran ve Körfez, Cumhurbaşkanı ile Hatemu'l-Enbiya Karargahı kıskacında

DMO'nun İran’ın Körfez’deki komşularıyla bozduğu ilişkiler

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmali uçağı, açıklanmayan bir konumda İran'ı hedef alan Destansı Öfke Operasyonu sırasında bir F-35A Lightning II savaş uçağına yakıt ikmali yaparken, 5 Nisan 2026 (Reuters)
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmali uçağı, açıklanmayan bir konumda İran'ı hedef alan Destansı Öfke Operasyonu sırasında bir F-35A Lightning II savaş uçağına yakıt ikmali yaparken, 5 Nisan 2026 (Reuters)
TT

İran ve Körfez, Cumhurbaşkanı ile Hatemu'l-Enbiya Karargahı kıskacında

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmali uçağı, açıklanmayan bir konumda İran'ı hedef alan Destansı Öfke Operasyonu sırasında bir F-35A Lightning II savaş uçağına yakıt ikmali yaparken, 5 Nisan 2026 (Reuters)
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait bir KC-135 Stratotanker yakıt ikmali uçağı, açıklanmayan bir konumda İran'ı hedef alan Destansı Öfke Operasyonu sırasında bir F-35A Lightning II savaş uçağına yakıt ikmali yaparken, 5 Nisan 2026 (Reuters)

Zeyd bin Ali el-Fadıl

ABD’de 1980 yılında ‘Carter Doktrini’nin ilan edilmesiyle birlikte Hızlı Müdahale Ortak Görev Kuvveti (RDJTF) kuruldu. Bu güç zamanla ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'na (CENTCOM) dönüştü. Carter Doktrini, Arap Körfezi bölgesini ele geçirmeye yönelik herhangi bir dış güç girişiminin ABD'nin hayati çıkarlarına yönelik bir saldırı olarak değerlendirileceğini ve gerekirse askeri güç de dahil olmak üzere her türlü araçla karşılık verileceğini öngörüyordu.

Carter Doktrini, Washington'ın Arap Körfezi bölgesindeki hayati öneme sahip ekonomik güvenliğe yönelik stratejik bir tehdit olarak gördüğü Sovyetler Birliği’nin 1979 yılındaki Afganistan işgalinin ardından şekillendi. Aynı dönemde İran'da devrimin patlak vermesi ve Şah rejiminin çöküşü güvenlik boşluğu oluşturdu. Bu durum Washington'ın Sovyetler Birliği’nin nüfuzunun yayılmasına ilişkin kaygılarını daha da derinleştirdi.

ABD'nin bölgedeki askeri varlığı işte bu zemin üzerinde başladı ve zamanla büyüdü. Ardından özellikle Irak ile İran arasındaki Birinci Körfez Savaşı'nın patlak vermesiyle hız kazandı. O dönemde Körfez Arap ülkeleri, İran'ın güvenlik politikasından ve ‘devrimi ihraç etme’ projesini benimsemesinden giderek daha fazla endişelenmeye başladı. Bu proje özünde bölge ülkelerinde mezhepçilik temelli bir destekle hayata geçiriliyordu.

Körfez ülkelerinin liderleri 1981 yılında Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi'ni (KİK) kurduklarını ilan etti. KİK üyesi ülkeler bunun ardından ABD ile ortaklığı derinleştirmeye çalışarak enerji arzının güvenliğini güvence altına almayı ve Arap Körfezi sularını ile Hürmüz Boğazı’nı olası İran saldırılarına karşı korumayı hedefledi.

Bununla birlikte Arap (Basra) Körfezi'nde o dönemde bazı siyasetçilerin bu gelişmeyi Amerikan hegemonyasının genişlemesi ve bölgenin askerileştirilmesi için bir bahane, Körfez ülkelerine baskı uygulamak ve Filistin meselesi başta olmak üzere Arap konsensüsüyle bağdaşmayan siyasi uzlaşmalar dayatmak amacıyla bir araç olarak görebileceğine dair kaygı ve çekinceleri bulunuyordu. Ne var ki KİK üyesi ülkelerin liderlerinin kendi iç güç dinamiklerine dayanarak sergilediği kararlı tutum bu kaygıları zamanla geri plana itti. Söz konusu tutumun yansımaları günümüze uzanan çeşitli siyasi süreçlerde açıkça görüldü.

KİK üyesi ülkelerin bazılarındaki ABD’nin askeri varlığı, söz konusu ülkelerin kararlarının niteliği üzerinde belirleyici bir etki yaratmadı. Bu durum özellikle Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Kuveyt için geçerli.

ABD’nin Kuveyt'teki Ali es-Salem Hava Üssü ve Katar'daki el-Udeyd Hava Üssü'ndeki geniş çaplı askeri varlığı, iki ülkenin Filistin meselesi veya diğer bölgesel ve uluslararası dosyalardaki siyasi tutumlarını değiştirmedi. Aynı durum ABD ile stratejik ilişkilere sahip Suudi Arabistan için de geçerli. Bu ilişkiler, Suudi Arabistan’ın başta Filistin olmak üzere kritik meselelerdeki kararlarının niteliğini etkilemedi. Suudi Arabistan, Filistin meselesinde İsrail’in gücü karşısında kilit bir direnç noktası oluşturdu ve ABD'nin Abraham (İbrahim) Anlaşmaları'na katılma yönündeki tekrarlayan çağrılarına yanıt vermek için İsrail'in 2002 yılında Beyrut’ta gerçekleşen Arap Birliği Zirvesi'nden çıkan Arap Barış Girişimi'nin öngördüğü iki devletli çözüm kararını kabul etmesini şart koştu.

Burada Suudi Arabistan'ın ABD ekseninden bağımsız tutumunun Filistin meselesiyle sınırlı kalmadığını, başka alanlara da uzandığını belirtmek gerekiyor. Zira Suudi Arabistan, Rusya'ya uygulanan yaptırımlara katılmadı, Çin ile stratejik ilişkilerini de kısıtlamadı. Bununla birlikte ABD ile İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşa dahil olmaktan kaçındı. Suudi Arabistan ve KİK üyesi bazı ülkeler, İran ile Irak'ın güneyinde konuşlu Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) bağlı bazı silahlı grupların pervasız saldırılarına maruz kalmalarına karşın bu tutumlarından vazgeçmedi.

ddvf
Humeyni'nin İran'ın başkenti Tahran'ın güneyinde türbesinde vefatının 37. yıldönümü anma töreninde, merhum İran Devrimi Lideri Ruhullah Humeyni, merhum Dini Lider Ali Hamaney ve mevcut Dini Lider Mucteba Hamaney'in fotoğraflarının olduğu bir pankart, 4 Haziran 2026

Tüm bunlar ve daha fazlası, KİK üyesi ülkelerin bazılarında ABD’nin askeri varlığının bu ülkelerin kararlarının niteliği üzerinde belirleyici bir etki yaratmadığını gösterdi. Bu durum özellikle Suudi Arabistan, Umman, Katar ve Kuveyt için geçerli. Söz konusu ülkeler Ortadoğu'nun merkezi meselesi olan Filistin konusundaki resmi tutumlarını kararlılıkla korudu.

Buna karşın Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn, İsrail ile barış anlaşması imzalayarak ilişkileri geniş çapta normalleştirdi. Bu adımın diğer KİK üyeleriyle ilişkilerin özüne olumsuz yansımaları olduğuna şüphe yok. Zira bu şekilde ‘direniş söylemine’ göre düşman olarak nitelendirilen bir ülkeye Körfez dünyasının meydanlarında ve sokaklarında yer edinme kapısı açılmıştı. Bu durum KİK üyesi ülkelerin liderlerinin yerleşik fikir birliğinin ihlali anlamına geliyordu, ancak liderler her devletin kendi kararlarında egemenlik hakkına sahip olduğu gerekçesiyle bunu aşmakta herhangi bir beis görmediler.

Önce milliyetçi ardından mezhepçi bağlam, milliyetçi eğilimin egemen olduğu Şah döneminden katı dinî vizyonun hâkim olduğu İslam Cumhuriyeti dönemine uzanan süreçte Arap-İran ilişkilerinin doğasını ve gerçekliğini istikrarsızlaştıran başlıca etken oldu.

Körfez'in karşı kıyısında ise ‘Büyük Şeytan’ ABD'ye ve onun güdümündeki İsrail'e meydan okumaya çağıran İran’ın devrimci nidaları art arda yükseliyor. Bu söylem, KİK üyesi ülkeler söz konusu olduğunda daha da gerilim yüklü bir hal alıyor. Bahsi geçen ülkeler, ABD ve Batı sisteminin müttefikleri oldukları gerekçesiyle İran'ın katı muhafazakarlık yanlısı karar odaklarında rejime düşman olarak konumlandırılıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şii bilincinin Arap milliyetçiliğine karşı İran milliyetçiliğiyle özdeşleştirilmesiyle işler daha da içinden çıkılmaz bir hal aldı. Daha da kötüsü, bu siyasi çatışmanın özellikle İran-Irak Savaşı döneminde aşırılıkçı bir inançla sahneye çıkan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) da etkisiyle Kerbela trajdesi etrafında billurlaşan mezhepçi bir örtüyle kaplanmasıydı. Bunun sonucunda İran söylemi pekişerek biçimlendi ve katı muhafazakar zihniyete göre KİK üyesi ülkeler ve Irak bir kampta, İran ise karşı kampta konumlandırıldı. Bu tutum kaçınılmaz olarak büyük bir haksızlık ve Şii nüfusun toplam nüfusun önemli bir bölümünü oluşturduğu Irak dahil tüm Arap Körfezi ülkelerine yönelik daha büyük bir hedef gösterme anlamını taşıyor.

sdfvf
İran'ın güneyindeki bir askeri tatbikata katılan DMO üyeleri, 16 Şubat 2026 (Reuters)

Önce milliyetçi ardından mezhepçi bağlam, milliyetçi eğilimin egemen olduğu Şah döneminden katı dinî vizyonun hâkim olduğu İslam Cumhuriyeti dönemine uzanan süreçte Arap-İran ilişkilerinin doğasını ve gerçekliğini istikrarsızlaştıran başlıca etken oldu. Sünni Araplar çerçevesinde de görece benzer unsurlar orta çıksa da bu durum asla bu denli derin bir olumsuz seferberliğe dönüşmedi. Zira genel anlamda Araplar, özelde ise KİK üyesi ülkeler Sünni ve Şii, sol ve sağ gibi çeşitli bileşenlerden oluşuyordu. Bu yapı onların ötekine karşı keskin tutumlar geliştirmesini engelledi. Tutumları mevcut siyasi konjonktüre göre şekillendi. Tarihin labirentlerine, olaylara, acılara, zaferlere ve yenilgilere gömülüp kalmadı. Arapların genel olarak zihniyeti ‘insan kendi zamanının, koşullarının ve çağının rehinidir’ düsturuyla işler.

Sonuç olarak mesele, Körfez'in doğu kıyısındaki İran ile ister mezhepçi ister milliyetçi yönelimli olsun, Körfez'in öte kıyısındaki Arap ülkeleri arasındaki bakış açısı farklılığı ve zihniyet ayrılığında düğümleniyor. Bu çerçeve, İran'ın KİK üyesi ülkeleri neden hedef aldığını da açıklıyor. Oysa söz konusu ülkeler ABD ve İsrail'in İran'a savaş açmasına karşı çıktılar ve her türlü askeri gerilimden uzak durdular. Hava sahalarının kullandırılmasına onaylamadıklarını da resmi açıklamalarda duyurdular. Buna karşın bu ülkeler, DMO’nun topraklarını, petrol tesisleri ve sivil binaları, yakın zamanda Kuveyt'te yaşandığı üzere sivil havalimanlarını da kapsayacak biçimde insansız hava araçları (İHA) ve balistik füzelerle hedef almasından kurtulamadı.

Savaş kendi şartlarını dayattı ve DMO komutanlarının açıklamalarıyla temsil edilen Hatemu’l- Enbiya Karargahı, kararların kontrolünü elinde tutan taraf haline geldi. Artık bu kararları Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ya da hükümetindeki yetkililer kontrol etmiyor.

Burada İran’ın Körfez ülkelerine karşı gerçekleştirdiği düşmanca eylemlerde öne sürdüğü gerekçenin hukuken kabul edilemez olduğunu, komşuluk ahlakıyla ve uluslararası hukukun hüküm ve kurallarıyla çeliştiğini vurgulamamız gerekiyor. DMO komutanlarının iddiasına göre ABD’nin askeri üslerini hedef alma adı altında Körfez ülkelerindeki çeşitli ekonomik ve sivil tesisler hedef alınıyor. Bu gerekçe hukuki yapısı ve anlam gücü bakımından çürütülmesi gereken bir argümandır. Zira ABD bu üslerdeki askerlerini daha önce çekmişti. Üstelik ABD’nin Körfez ülkelerindeki askeri varlığı söz konusu ülkelerin egemenliği çerçevesinde sınırlı düzeyde. Bunun yanı sıra en büyük ABD üssü İsrail'dir. İran'a karşı savaş açan, liderlerini ve başta Dini Lider Ali Hamaney olmak üzere komuta kadrosunu öldüren ülke de İsrail'dir. DMO’nun İran ile komşuluk ilişkileri olan, savaşa karşı çıkan ve olaylarla baş etmede Arap gerçekliğini korumaya devam eden Körfez ülkelerinden uzak durup saldırılarını İsrail'e ve ABD donanmasına yöneltmesi çok daha yerinde olurdu. Burada, ‘Arap ülkeleri bu tutumlarını daha ne kadar sürebilir? İran milliyetçi ve mezhepçi komplekslerinden ne zaman kurtulur ve Arap komşularıyla komşuluk ilkelerine dayalı bir uyum içinde var olmayı ne zaman benimser?’ soruları beliriyor.

sdfvf
Tahran'ın Vanak Meydanı'nda İran füzelerinin resimlerinin yer aldığı devasa bir afiş, 10 Haziran 2026 (AFP)

Sonuç olarak, İranlı muhafazakarların, DMO'nun Uzmanlar Meclisi üzerindeki kontrolü ve hakimiyeti sayesinde, şimdi karar alma süreçlerini yönetenler oldukları söylenebilir. Uzmanlar Meclisi, İran İslam Cumhuriyeti anayasasına göre ülkenin en üst makamı olan Dini Lider’i (Yüce Lider) seçen, denetleyen ve gerektiğinde görevden alma yetkisine sahip. Bunun sonucunda, babası Ali Hamaney’in vasiyetine rağmen, oğlu Mucteba Hamaney’in Dini Liderlik görevini üstlenmemesi gerektiği belirtilse de oğul Hamaney babasının halefi olarak atandı.

Böylece, kurulduğu günden bugüne kadar ideolojik bir yapıya sahip olan DMO, askeri kararların yanı sıra siyasi kararların da sahibi haline geldi. Öte yandan DMO'nun hâlâ bünyesinde barındırdığı ılımlı reformcuların gücü de zayıfladı. Çünkü DMO, bu kesimin tamamen dışlanması durumunda İran halkının öfkesini çekmekten çekiniyor. Daha önce Cumhurbaşkanı Dr. Mesud Pezeşkiyan ile DMO’nun komuta kademesi arasında, Pezeşkiyan’ın Arap Körfez ülkelerini hedef almayacağına dair taahhüdü konusunda yaşanan çelişkili açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, şu anda iki taraf arasında önemli bir anlaşmazlık söz konusu. Ancak savaş kendi şartlarını dayattı ve DMO komutanlarının açıklamalarıyla temsil edilen Hatemu’l- Enbiya Karargahı, kararların kontrolünü elinde tutan taraf haline geldi. Artık bu kararları Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ya da hükümetindeki yetkililer kontrol etmiyor.

Bu bağlamda, savaşın sona ermesi halinde İran rejiminde büyük bir bölünme yaşanacağı öngörülebilir. Peki, reformcular dümeni ele alıp İran'ın davranışını düzeltmeyi ve DMO’nun Körfez’deki komşularıyla bozduğu ilişkileri onarmayı başarabilecekler mi?



Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
TT

Arnavutluk’ta Trump’ın damadına soğuk duş: Ülkemiz satılık değil

Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)
Tiran'daki protestoya binlerce kişi katıldı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın Arnavutluk’taki 4 milyar euroluk turizm projesi ülkede siyasi kriz yarattı.

Arnavutluk'un başkenti Tiran'da projeye karşı yapılan gösteriler 11. gününde de devam ediyor. Başbakan Edi Rama’nın ofisi önünde toplanan kalabalık "Arnavutluk satılık değildir" sloganları attı.

Avlonya (Vlora) kentindeki Zvernec bölgesinde planlanan proje, flamingo, fok ve deniz kaplumbağalarının yuvalama alanlarının bulunduğu koruma altındaki bölgenin yakınında olduğundan tepki çekiyor.

"Yeni Arnavutluk" mottosuyla Rama yönetiminin istifasını isteyen hükümet karşıtı hareket "flamingo devrimi" diye de niteleniyor.

Bunun yanı sıra projenin şeffaf olmadığına dair eleştiriler de yapılıyor. Reuters’ın iletişime geçtiği protestoculardan Leand Lakrori şunları söylüyor:

Zvernec’teki proje şeffaflıktan yoksun. Bu, Arnavutluk'ta son 35 yılda yaşananların vardığı son noktadır. Bu yüzden bugün, ‘Artık yeter’ diyoruz.

Analize göre protestolar, 2013'ten beri iktidardaki Rama için son sınav niteliğinde. Arnavutluk lideri, ülkedeki yolsuzluk sorununu çözemediği ve sağlık gibi temel hizmetlerde vaat ettiği iyileştirmeleri yapmadığı için eleştiri alıyor.  

Rama, bu haftaki açıklamasında lüks otel projesinin ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacağını belirterek, inşaatın "sorumlu şekilde tamamlanacağını" savundu.  

Projeyi yöneten Kushner’ın ortaklarından Asher Abehsera, Wall Street Journal’a (WSJ) açıklamasında, protestolara "saygı duyduğunu" söylerken, süreci diyalogla yürüteceklerini öne sürdü.

Projenin detayları henüz belli değil. Ancak WSJ’nin aktardığına göre Zvernec’te otel, villa ve benzeri yapıların inşa edilmesi planlanıyor.

Buna ek olarak Zvernec’in karşısındaki Sazan adasında da ultra lüks bir tatil köyü kurulması öngörülüyor.

Diğer yandan Arnavutluk Özel Savcılık Ofisi’nin (SPAK) turizm projesiyle ilgili haziran başında açtığı soruşturma sürüyor.

Abehsera, arazinin aylar önce müteahhitler tarafından "net şekilde satın alındığını" söylüyor. Müteahhitler de SPAK’ın kendileriyle iletişime geçmediğini belirtiyor.

Ülkedeki kriz, Tiran yönetiminin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik sürecini de olumsuz etkileyebilir. Avrupa Komisyonu’ndan bir yetkili, Politico’ya açıklamasında projeyle ilgili endişelerin Arnavutluk yönetimine iletildiğini bildirmişti.

Kushner’ın Sırbistan’daki projesi de protestolarla karşılanmıştı. Belgrad'ın merkezindeki otel ve apartman kompleksi projesinin, 1999'daki Kosova Savaşı sırasında NATO'nun bombaladığı bir bölgede yapılması öngörülüyordu.

Belgrad yönetimi, bölgenin kültürel koruma statüsünü kaldırmış ve Kushner’ın firmasıyla anlaşma imzalamıştı. Ancak hukuki işlemler ve protestoların ardından Trump’ın damadı projeyi iptal etmişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Politico


Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
TT

Petro-Mamdani görüşmesine Trump engeli

Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)
Gustavo Petro, Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters'la Eylül 2025'te ABD'deki Filistin'e destek eylemine katılmıştı (Reuters)

ABD, solcu Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro'nun New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'yle görüşmesini son dakikada engellemiş.

New York Times'ın (NYT) aktardığına göre cuma günü Petro ve Mamdani arasında New York'ta gerçekleştirilmesi planlanan toplantı, ABD'li yetkililerin vize uyarıları üzerine iptal edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Petro'nun vizesini geçen yıl iptal etmişti. Karar, Petro'nun Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na katılmak için Eylül 2025'te ABD'deyken Filistin yanlısı bir eyleme katılmasının ardından gelmişti.

NYT'ye konuşan ABD'li yetkililer, Petro'nun dün yapılan BM Güvenlik Konseyi toplantısına katılmak için sınırlı bir seyahat izni aldığını, bu toplantı dışındaki diğer faaliyetlere izin verilmediğini belirtti.

Kolombiyalı yetkililer de Bogota'daki ABD Büyükelçiliği yetkililerinin Kolombiya Dışişleri Bakanlığı'yla temasa geçmesinin ardından toplantının iptalini kabul ettiklerini söyledi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a konuşan Kolombiyalı yetkililer, Beyaz Saray'ın iptal talebine rağmen Petro'nun Mamdani'yle görüşmek için ABD'ye gitmesi durumunda gözaltına alınmasından endişelenildiğini vurguluyor. Washington'ın görüşmeyi iptal etme talebinin tehdit olarak algılandığı aktarılıyor.

Kaynaklara göre Mamdani ve Petro, Amerika kıtasındaki demokrasinin geleceğini ele alacaktı. Ancak pek çok kişinin, bu görüşmeyi Mamdani'nin "küresel solun lideri olarak yükselişinin bir işareti gibi değerlendireceğini" ifade ediyor.

ABD'nin en büyük sosyalist örgütü Amerika Demokratik Sosyalistleri'ne (DSA) üye Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'u yöneten ilk Müslüman ve ilk Hint asıllı Amerikalı olmuştu.  

BMGK'de çarşamba günü düzenlenen oturumda Petro, "Filistin devletinin özgür ve egemen olması gerektiğini" tekrar vurgularken, ABD ordusunun Pasifik'te uyuşturucu taşıdığını ileri sürerek tekneleri vurmasını eleştirdi.

Amerikan ordusu, Venezuela'ya askeri yığınak kapsamında geçen yıl 2 Eylül'de Karayipler ve Pasifik'te başlattığı operasyonları sürdürüyor. O tarihten bu yana uyuşturucu taşıdığı iddia edilen teknelere yönelik düzenlenen 63 saldırıda en az 207 kişi öldürüldü.

Petro, geçen yıl kasımda yaptığı açıklamalarda Donald Trump'ın bu operasyonlarını "cinayet" diye nitelemişti. Bunun ardından ABD Hazine Bakanlığı, Kolombiya liderini yaptırım listesine almıştı.

2022'deki seçimi kazanarak Kolombiya'nın ilk solcu lideri olan eski M-19 gerillası Petro'nun, Trump'ın Gazze'deki soykırıma suç ortağı olduğunu söylemesi de ses getirmişti.  

Kolombiya Anayasası, cumhurbaşkanının görevini tek dönemle sınırladığından Petro, ağustosta koltuğu bırakacak.

Trump ise geçen haftaki açıklamasında, Petro'nun partisi Tarihsel Pakt'ın adayı Ivan Cepeda'yı "radikal solcu Marksist" diye niteleyip sağcı rakibi Abelardo De La Espriella'ya desteğini açıklamıştı.

Independent Türkçe, New York Times, Washington Post


ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
TT

ABD neden yeniden İran'ı vurmaya başladı?

Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)
Trump, çarşamba günü İran'a saldırı emri verdiğini belirttiği açıklamasında, Tahran'ın anlaşma yapmak yerine ABD'yi "enayi yerine koyduğunu" iddia etti (AFP)

Son günlerde ABD ve İran arasındaki çatışmaların tekrar alevlenmesi, nisanda yapılan ateşkesin kalıcı hale getirilmesine yönelik çabaların sonuçsuz kalabileceği endişelerini artırıyor.

CNN'in analizinde, Donald Trump'ın daha önce sonuç vermeyen bir yönteme yeniden başvurarak bombardımanlarla Tahran'ı teslim olmaya zorladığı yazılıyor.

Ancak yeni saldırıların “Trump'ı çaresiz bırakan mevcut gidişatı uzatma riski taşıdığı” vurgulanıyor. Taarruzun İran yönetimini daha da inatçı hale getirdiği ve müzakerelerde ABD'ye güvenilemeyeceği görüşünü pekiştirdiği belirtiliyor.

Analize göre yeni ABD saldırılarında üç nokta öne çıkıyor.

Birincisi, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini eski haline getirmemesinin ve nükleer programını sonlandırmaya yanaşmamasının Trump'ı iyice öfkelendirdiği görülüyor. İkincisi, yeni ABD saldırıları, Trump'ın rakibini anlaşmaya zorlamanın tek yolunun çatışma olduğuna inandığı izlenimini pekiştiriyor. Üçüncü olaraksa Cumhuriyetçi liderin, hassas bir dönemde güç kullanarak müzakereleri tehlikeye atma eğilimi bir kez daha açıkça görüldü.

Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi'nin en kıdemli Demokrat üyesi Jim Himes, İran'ın misillemeyle Birleşik Arap Emirlikleri veya Katar'daki enerji altyapısını tahrip etme kapasitesini elinde tuttuğunu hatırlatıyor. Ayrıca Tahran'ın, Yemen'deki Husilere, Kızıldeniz'deki petrol ihracat rotalarını kesme talimatı verebileceğini savunuyor.

Diğer yandan Hürmüz'deki hakimiyeti ve 28 Şubat'ta başlayan ABD-İsrail saldırılarından sağ çıkmasının İran'ı daha da güçlendirdiğine, dolayısıyla Tahran'ın Beyaz Saray'ın taleplerine kolayca boyun eğmeyeceğine dikkat çekiliyor.

Ayrıca ABD'nin saldırıları tırmandırmasının, Körfez'deki müttefiklerini de tehlikeye attığı hatırlatılıyor.

İranlı yetkililer, son saldırılarda iki su deposunun vurulduğunu ve 20 bine yakın kişinin içme suyu tedarikinin risk altına girdiğini açıkladı. İran'ın yarı resmi Batı Asya Haber Ajansı (WANA), Hürmüzgan eyaletine bağlı Sirik ilçesindeki Bamani bölgesinde yer alan iki beton su deposunun saldırıların hedefi olduğunu bildirdi.

New York Times'ın incelediği video ve uydu analiz verilerine göre depoların ABD tarafından vurulduğuna dair bulgular var. Bölgede GBU-39 tipi hassas güdümlü bombaların kalıntılarının bulunduğu aktarılıyor. Haberde, ABD ordusunun kasıtlı olarak sivil altyapıyı hedef almasının savaş suçu sayılabileceğine dikkat çekiliyor.

İran Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, ABD'nin "yasadışı ve canice saldırılar" düzenlediği, bölgede gerilimin tırmandırılmasından Trump yönetiminin sorumlu olduğu vurgulandı.

Independent Türkçe, New York Times, Tesnim, CNN, Wall Street Journal