Hamideti’nin siyasi danışmanı, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrıldığını doğruladıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5285402-hamideti%E2%80%99nin-siyasi-dan%C4%B1%C5%9Fman%C4%B1-h%C4%B1zl%C4%B1-destek-kuvvetleri%E2%80%99nden-ayr%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1
Hamideti’nin siyasi danışmanı, Hızlı Destek Kuvvetleri’nden ayrıldığını doğruladı
Fares el-Nur, Hamideti’nin siyasi danışmanı (Arşiv fotoğrafı – dolaşımda)
Sudan’da Muhammed Hamdan Dagalo’nun (Hamideti) siyasi danışmanı Fares el-Nur, “Hızlı Destek Kuvvetleri”nden ayrıldığını doğruladı.Şarku’l Avsat’a konuşan El-Nur, “Barış ve diyalog için yeni fırsatlar aramak amacıyla istifa ettim” dedi
Geçtiğimiz ay, “Safana” lakabıyla tanınan tuğgeneral Ali Rızkallah da Sudan’daki silahlı çatışmada herhangi bir tarafa katılmadan “Hızlı Destek Kuvvetleri”nden ayrıldığını duyurmuştu.
Nisan ayında ise “El-Nur Kubbe” olarak bilinen Tümgeneral El-Nur Ahmed Adam adlı üst düzey bir subay daha “Hızlı Destek Kuvvetleri”nden ayrılarak ordu saflarına katılmıştı.
Komutan Abu Akla Keikel ise “Hızlı Destek Kuvvetleri”nden ayrılan ilk saha komutanı olmuş ve bu ayrılık Ekim 2024’te gerçekleşmişti.
Suriye-ABD doğal gaz anlaşması mali darboğazı aşmak için atılan stratejik bir adım mı?https://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5285396-suriye-abd-do%C4%9Fal-gaz-anla%C5%9Fmas%C4%B1-mali-darbo%C4%9Faz%C4%B1-a%C5%9Fmak-i%C3%A7in-at%C4%B1lan-stratejik-bir-ad%C4%B1m
Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)
Suriye-ABD doğal gaz anlaşması mali darboğazı aşmak için atılan stratejik bir adım mı?
Cahar (Jahar) Sahası, Suriye'deki en önemli gaz sahalarından biri olup Humus vilayetine bağlı Tedmür (Palmyra) şehrinin batısındaki Çöl (Badiye) bölgesinde yer almaktadır. (Arşiv - Suriye Enerji Bakanlığı)
Suriye ile ABD arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerde, Beşşar Esed rejiminin 2024 yılı sonunda devrilmesinden bu yana en önemli stratejik gelişmelerden biri yaşandı. Suriye Petrol Şirketi, doğal gaz sahalarının geliştirilmesi ve üretimin artırılması amacıyla ABD merkezli ConocoPhillips ve Novaterra Energy şirketleriyle kapsamlı bir uygulama sözleşmesi imzaladı. Anlaşma, uzun yıllardan sonra ülkede gerçekleştirilen ilk büyük Amerikan enerji yatırımı olmasının yanı sıra, ABD Başkanı Donald Trump’ın Temmuz 2025’te yaptırımları kaldırma kararının ardından başlayan yeni dönemin somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Söz konusu sözleşme, 2026 yılının başlarında Chevron’un denizlerde hidrokarbon arama faaliyetleri ve HKN Energy’nin Rumeylan sahalarındaki girişimleriyle başlayan Amerikan yatırım hamlesinin devamı niteliğinde. Ancak ConocoPhillips anlaşması, ülkenin doğal gaz sektörüne yönelik en büyük bağlayıcı uygulama sözleşmesi olması ve enerji krizini sona erdirmeyi amaçlayan Körfez ve Avrupa destekli finansman mekanizmalarıyla desteklenmesi nedeniyle ayrı bir önem taşıyor.
Enerji uzmanları, geçen kasım ayında varılan mutabakatların hayata geçirilmesi anlamına gelen bu anlaşmanın yalnızca teknik ve enerji boyutuyla sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda uluslararası yatırımcılar açısından bir “güven oyu” niteliği taşıdığını belirtiyor. Uzmanlara göre anlaşma, 2026 yılı için yaklaşık 1,8 milyar dolar bütçe açığıyla karşı karşıya bulunan yeni Suriye hükümetinin mali darboğazı aşmasına da katkı sağlayabilir.
"Suriye Petrol Şirketi" ile "ConocoPhillips" ve "Novaterra Energy" şirketleri arasında sözleşmenin imzalanmasının ardından (Suriye Enerji Bakanlığı)
Amerikan şirketlerinin dönüşü, aynı zamanda Suudi Arabistan, Katar ve Fransa gibi ülkelerden gelen yatırım girişimleriyle de eş zamanlı gerçekleşiyor. Suudi Arabistan merkezli ADES başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası şirketlerin enerji sektörüne yönelmesi, Suriye doğal gaz sektörünü ekonomik toparlanma ve yeniden imar sürecinin temel motorlarından biri hâline getirebilecek yeni bir dönemin eşiğine taşıyor.
Mutabakattan uygulamaya
Anlaşma, daha önce imzalanan mutabakatların sahaya yansıması niteliğinde. Suriye Petrol Şirketi, Kasım 2025’te ConocoPhillips ve Novaterra Energy ile bir mutabakat zaptı imzalamış, ardından teknik, hukuki ve ticari müzakereler yürütülmüştü. Taraflar arasındaki bu süreç, nihayet bağlayıcı uygulama sözleşmesiyle sonuçlandı.
“Uluslararası güven sertifikası”
Suriye enerji uzmanı ve akademisyen Dr. Ziyad Arabş, anlaşmanın öneminin mutabakat aşamasından fiili uygulama aşamasına geçilmesinden kaynaklandığını belirterek bunun küresel piyasalara, Suriye’nin yeniden enerji yatırımlarına açık bir ülke hâline geldiği mesajını verdiğini söyledi.
Arabş’a göre anlaşma sayesinde:
• Petrol ve gaz sahalarında çalışan mühendis, teknisyen ve ekip sayısı artacak.
• Modern sondaj ekipmanları ve yeni teknolojiler devreye alınacak.
• Enerji sektörünün ihtiyaç duyduğu lojistik ve altyapı yatırımları hızlanacak.
• Yeni şirketlerin pazara girişini teşvik edecek rekabetçi bir yatırım ortamı oluşacak.
Arabş, “Suriye’de faaliyet gösteren şirket sayısı arttıkça maliyetler düşecek, uzmanlık paylaşımı yaygınlaşacak ve bu durum ulusal ekonomiye olumlu yansıyacak” dedi.
Uzmanlara göre ConocoPhillips gibi küresel ölçekte bir şirketin Suriye pazarına girmesi, diğer uluslararası yatırımcılar açısından da önemli bir güven göstergesi olacak. Bu durum, yatırım risklerinin algılanan düzeyini düşürürken, Şam yönetiminin yatırımcı dostu bir ortam oluşturma konusundaki kararlılığını da ortaya koyuyor.
Suriye'nin Orta Bölge sahalarında yeniden faaliyete geçirilen "Uralmash 2" sondaj kulesi (Suriye Enerji Bakanlığı)
Nitekim Suriye Petrol Şirketi, Nisan ayında Suudi Arabistan merkezli ADES ile gaz sahalarının geliştirilmesine yönelik bir anlaşma imzalamış, daha önce de Chevron ve Katarlı şirketlerle çeşitli mutabakatlara varmıştı. Ayrıca kuzeydoğu Suriye’de Amerikan ve Suudi şirketleri arasında ortak yatırım projelerinin gündemde olduğu belirtiliyor.
Bütçe açığını azaltma potansiyeli
Yeni Suriye yönetimi, yıllar süren savaşın ardından ağır hasar almış bir ekonomi devraldı. Maliye Bakanı Yusr Berniyye’nin açıkladığı 2026 bütçesine göre devlet gelirlerinin yaklaşık 8,7 milyar dolar, harcamaların ise 10,5 milyar dolar seviyesinde olması bekleniyor.
Arabş’a göre yeni anlaşma, mali darboğazın aşılmasına iki temel yoldan katkı sağlayabilir:
1. İthalat maliyetlerinin azaltılması
Suriye hâlen elektrik üretimini desteklemek amacıyla bölgesel enerji tedarikine bağımlı durumda. Savaş öncesinde günlük yaklaşık 28 milyon metreküp olan doğal gaz üretimi, bugün bunun yaklaşık üçte biri seviyesine gerilemiş bulunuyor.
Hükümet, önümüzdeki yıl üretimi günlük 15 milyon metreküpe çıkarmayı hedefliyor. Anlaşmanın devreye girmesiyle ilk aşamada günlük 4-5 milyon metreküplük ilave üretim sağlanabileceği öngörülüyor. Bu artışın petrol ve türevleri ithalatına ayrılan kaynakları azaltması ve elektrik üretimi için gerekli gaz arzını güçlendirmesi bekleniyor.
2. İhracat gelirlerinin artırılması
Üretim fazlası oluşması hâlinde Suriye’nin doğal gaz ihracatına yönelmesi mümkün olacak. Böylece ülkeye döviz girdisi sağlanacak ve yeniden imar projelerinin finansmanında kullanılabilecek yeni gelir kaynakları ortaya çıkacak.
Arabş, öngörülen üretim artışının gerçekleşmesinin yaklaşık iki yıllık bir süreç gerektirebileceğini belirterek, “Günlük 5 milyon metreküplük ilave üretime ulaşmak için bir yıl daha eklemek gerekir” değerlendirmesinde bulundu.
Suriye-ABD ilişkilerinde yeni dönem
Anlaşma, Şam ile Trump yönetimi arasındaki ilişkilerin hızla geliştiği bir dönemde imzalandı. Arabş’a göre bu sözleşme, Esed yönetiminin devrilmesinden sonra bir Amerikan enerji deviyle yapılan ilk uygulama anlaşması olması bakımından büyük önem taşıyor.
Uzmanlar, ekonomik iş birliğinin siyasi dosyalara da olumlu yansıyabileceğini ve bunun iki ülke arasında daha kapsamlı bir normalleşme sürecinin önünü açabileceğini düşünüyor.
Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir’in geçtiğimiz hafta Amerikalı yetkililerle yaptığı görüşmelerde petrol ve gaz sektöründeki yatırım fırsatlarının ele alınması da bu sürecin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Arabş’a göre Baker Hughes, Hunt Energy ve Argent LNG gibi Amerikan şirketlerinin de Suriye enerji sektörüne yönelik kapsamlı projeler üzerinde çalışması, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da derinleşebileceğine işaret ediyor.
Gaz sektörünün mevcut durumu
Suriye’nin doğal gaz sektörü, 14 yıl süren savaşın ardından ciddi bir toparlanma süreciyle karşı karşıya bulunuyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre petrol ve gaz sektörünün 2011-2023 dönemindeki doğrudan ve dolaylı kayıpları 115 milyar doları aştı.
Şam’daki ABD Büyükelçiliği tarafından yayımlanan verilere göre ülkenin günlük doğal gaz arzı bugün yalnızca 7 ila 10 milyon metreküp seviyesinde bulunuyor. Bu rakam savaş öncesinde günlük 30 milyon metreküpe kadar çıkıyordu.
Buna karşılık ülkenin günlük gaz talebi 23 ila 30 milyon metreküp arasında değişiyor. Özellikle elektrik üretimindeki yetersizlik nedeniyle her gün yaklaşık 15 milyon metreküplük arz açığı oluşuyor.
Bu nedenle hükümet, uluslararası ortaklıklar sayesinde 2030 yılına kadar doğal gaz üretimini iki katına çıkararak enerji sektörünü yeniden ayağa kaldırmayı hedefliyor.
Altyapı ve bölgesel tedarik
Savaş sırasında sahalar, tesisler ve iletim hatları ciddi zarar gördü. Ayrıca yaptırımlar nedeniyle bakım ve modernizasyon faaliyetleri uzun yıllar boyunca aksadı.
Buna rağmen Arabş, yaklaşık 285 milyar metreküplük kanıtlanmış doğal gaz rezervlerinin geliştirilmesi hâlinde ülkenin dört yıl içinde savaş öncesi günlük 28 milyon metreküplük üretim seviyesine geri dönebileceğini belirtiyor.
Suriye Enerji Bakanı Muhammed El-Beşir, Washington'daki Dünya Enerji Forumu etkinlikleri sırasında konuşma yapıyor (Suriye Enerji Bakanlığı)
Suriye şu anda elektrik arzını desteklemek için bölgesel kaynaklardan yararlanıyor. Katar finansmanıyla Azerbaycan gazının Türkiye üzerinden Suriye’ye ulaştırılmasını öngören proje kapsamında günlük yaklaşık 3,4 milyon metreküp gaz sağlanıyor. Katar’dan Ürdün üzerinden doğrudan tedarik seçeneği de gündemde bulunuyor.
Şam yönetimi, mevcut sahaların rehabilitasyonunu hızlandırırken uluslararası ortaklıklar aracılığıyla üretimi artırmayı amaçlıyor. ConocoPhillips ve Novaterra Energy ile yapılan anlaşma da bu stratejinin merkezinde yer alıyor.
Gaz sahaları nerede bulunuyor?
Anlaşmaların ardından Suriye Petrol Şirketi, daha önce kuzeydoğudaki Kürt özerk yönetiminin kontrolünde bulunan petrol ve gaz sahalarının yönetimini devraldı. Ülkenin enerji kaynakları üç ana bölgede yoğunlaşıyor:
Doğu Bölgesi (Deyrizor ve Haseke)
• Deyrizor’un kuzeydoğusundaki Koniko Gaz Sahası, ConocoPhillips tarafından 2001 yılında kurulmuştu. Yıllık 4,7 milyar metreküp kapasiteye sahip tesis, savaş öncesinde günlük yaklaşık 13 milyon metreküp üretim gerçekleştiriyordu.
• Haseke’deki Cebse Sahası ile birlikte, bu iki merkez 2011 öncesinde Suriye doğal gaz üretiminin yüzde 53’ünü karşılıyordu.
Orta Bölge ve Humus Çölü
• Ülkenin en büyük gaz sahası olan Şair Sahası,
• Tedmur’un batısındaki Cihar Sahası,
• Mehr ve Cezel sahaları bu bölgede yer alıyor.
Ekonomik toparlanmanın anahtarı
Dr. Ziyad Arabş’a göre ConocoPhillips ve Novaterra Energy ile imzalanan anlaşma, Suriye enerji sektörü açısından niteliksel bir dönüşüm anlamına geliyor. Anlaşma; mali darboğazın aşılması, enerji üretiminin artırılması, uluslararası yatırımcı güveninin yeniden kazanılması ve Suriye-ABD ilişkilerinde yeni bir ekonomik iş birliği sayfasının açılması açısından kritik önem taşıyor.
Arabş, “Bu anlaşmanın sonuçlarının bir yıl içinde görülmeye başlanması ve Suudi, Katarlı ve Fransız şirketlerle yürütülen paralel projelerin hayata geçmesi hâlinde, Suriye doğal gaz sektörü ekonomik toparlanmanın temel lokomotiflerinden biri olabilir. Ancak bunun için ihale ve uygulama süreçlerinde tam şeffaflık şarttır” ifadelerini kullandı.
Barrack’ın İran müzakerelerinden Irak’ı ayırma planının perde arkasıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5285377-barrack%E2%80%99%C4%B1n-i%CC%87ran-m%C3%BCzakerelerinden-irak%E2%80%99%C4%B1-ay%C4%B1rma-plan%C4%B1n%C4%B1n-perde-arkas%C4%B1
Barrack’ın İran müzakerelerinden Irak’ı ayırma planının perde arkası
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, gelecek ay yapacağı ABD ziyareti sırasında petrol zengini ülkesini “iflasın eşiğinden” kurtarmaya çalışırken, Bağdat’ı pazartesi ve salı günleri ziyaret eden ABD’nin özel temsilcisi Tom Barrack ise Bağdat’ın beklenen Amerikan ve bölgesel destekten yararlanabilmesi için silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda “gerekenleri yaptığından” emin olmaya çalışıyor.
Güvenilir kaynaklar ve Iraklı yetkililere göre Zeydi ve arkasındaki etkili Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, temmuz ortasında Washington’da görüşeceği ABD Başkanı Donald Trump’ın desteğini almayı umuyor. Şii ittifakındaki iki yetkili, ABD’den sağlanacak ve Körfez ülkelerinin de katkı sunabileceği kredilerin Irak’ın mali krizine çözüm olabileceğini belirtti.
Iraklı kaynaklar, devlet hazinesini canlandırma umuduyla onlarca Iraklı iş insanının da Zeydi’ye Washington ziyaretinde eşlik edeceğini aktardı.
Ancak bu beklentilerin gerçekleşmesi yalnızca silahlı grupların silahsızlandırılmasına değil; ekonomik kaynaklarının ortadan kaldırılmasına, mensuplarının hükümete katılımının engellenmesine ve İran’ın Bağdat’taki rant sağlayan kurumlara erişim kanallarının kesilmesine bağlı. Kaynaklara göre Barrack’ın Bağdat ve Erbil’de yaptığı görüşmelerde bu konular öne çıktı.
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşmesinden bir kare (Reuters)
Parlamentonun güvenoyu vermesinden bu yana Zeydi, Bağdat’ta etkisi gerilemeye başlayan İran nüfuzu ile silahlı grupların gücünü sınırlandırmaya çalışan ABD baskısı arasında yeni bir denge kurmaya çalışıyor. Zamanla hükümetinin taktiksel olarak Washington’a daha yakın bir çizgi izlediği gözlemlendi.
“Başarı Hikâyesi”
Barrack’ın Bağdat’taki girişimleri, İran ve müttefiklerinin büyük tavizler vermeden mevcut gri alanı koruma çabaları ile ABD’nin Irak dosyasını İran’ın nükleer programı ve Hürmüz Boğazı hakkındaki müzakerelerden ayırma isteği arasındaki sessiz mücadelenin işaretlerini ortaya koyuyor. Washington, nihai anlaşmaya kadar 60 günlük bir ateşkes sağlayan mutabakat zaptındaki olası boşluklara karşı önlem almaya çalışıyor.
Salı günü Barrack ve Zeydi, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı grup ve oluşumların tamamen silahsızlandırılması ve dağıtılması konusunda mutabık kaldı. Bu durum ortak Irak-Amerikan açıklamasında da yer aldı.
Kaynaklara göre ABD’li yetkililer, İran’ın bölgede yeniden nüfuz kazanmak için yeterli zaman ve kaynak elde etmesi ihtimaline karşı Bağdat’ta mümkün olan en büyük kazanımları elde etmeye çalışıyor.
Yeni Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat'ta İran'ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Âl-i Sadık ile görüşmesinden bir kare
Aynı kaynaklar, Trump’ın yeni Irak hükümetinin bir “başarı hikâyesine” dönüşmesini istediğini, ancak Irak dosyasından sorumlu Amerikan istihbarat çevrelerinin böyle bir değerlendirme için henüz çok temkinli davrandığını ifade etti.
Barrack’ın Bağdat ve Şam özel temsilcisi olarak görev süresinin yenilenmesinin ardından gerçekleştirdiği ilk Irak ziyareti, hükümetin “silahların devlet tekelinde toplanması planı”nı başlatmasından yaklaşık iki hafta sonra ve yetkililerin “boğucu” olarak nitelendirdiği mali krizin zirvesinde gerçekleşti.
Bir Iraklı yetkiliye göre hükümet, en iyimser senaryoda bile üç ay içinde bazı iç yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanabilir.
Mali krizin, Koordinasyon Çerçevesi liderlerini daha gerçekçi bir çizgiye ittiği ve onları kısa sürede silahların devlet kontrolüne alınmasını destekleyen bir kampanyaya yönelttiği belirtiliyor.
Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden Hikmet Hareketi Başkanı Ammar el-Hekim de yakın zamanda Bağdat’ta düzenlenen bir etkinlikte, İran’la savaş yaşanmasa bile ittifakın silahların devlet kontrolüne alınması planını uygulayacağını, bunun bir “iç ihtiyaç” olduğunu söylemişti.
“Seraya es-Selam” üyeleri, 4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra kentinde Irak devlet yapısına entegrasyon sürecinin başlaması dolayısıyla düzenlenen törende slogan atarken (AP)
Buna rağmen gözlemciler, İran’ın plana yönelik sessizliği nedeniyle sürece kuşkuyla yaklaşıyor. Haziran ayı başından bu yana Tahran yönetimi, Iraklı müttefiklerinin devlet kurumlarına entegrasyou konusunda resmi bir açıklama yapmadı. Buna karşılık İran, Lübnan Hizbullahı ve silah meselesini müzakerelerde gündemde tutmaya devam ediyor.
İran’ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Al-i Sadık’ın, Barrack’ın Başbakan Zeydi ile görüşmesinden yalnızca iki saat sonra Zeydi’yi ziyaret etmesi dikkat çekti.
Silahsızlandırmanın “Peşinatı”
Bağdat’taki karar alma mekanizmalarında belirgin bir pragmatizm hâkim. Koordinasyon Çerçevesi’nden bir isim, ittifak içinde giderek daha fazla kişinin silahların devlet kontrolüne alınması planına gerçekçi yaklaştığını söyledi.
Yetkili, bazı çevrelerin bu planı Irak’ı izole etmeye hazırlanan bölgesel ve uluslararası aktörlerin güvenini kazanmak için verilen bir “peşinat” olarak gördüğünü belirtti.
Aynı isim, son toplantılarda bazı liderlerin Arap dünyasında şekillenen yeni güvenlik ve siyasi yaklaşım nedeniyle Irak’ın en iyi ihtimalle “dost olmayan ülke” kategorisine girebileceği yönündeki endişelerini dile getirdiğini aktardı.
Bir başka Iraklı yetkili ise şu ana kadar üç silahlı grubu kapsayan planın, Irak’ın Arap ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerindeki sorunları gidermeyi amaçladığını söyledi.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bir ABD’li yetkili, haziran başında Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden ikisine, silahlı grupların silahlarına erişemeyeceğini doğrulayacak şeffaf mekanizmalar bulunmadığı için mevcut planın daha fazla netliğe ihtiyaç duyduğunu iletti.
Bununla birlikte Washington, süreci yıllardır görülmeyen ölçüde “umut verici bir adım” olarak değerlendiriyor ve ani, radikal silahsızlandırma hamlelerinin zorluklarını anlıyor. Ancak ABD’ye göre başarının ölçütü, sürecin sadece şekli bir uygulama olmadığı konusunda güvence verilmesi olacak.
Şimdiye kadar Selam Tugayları, Asaib Ehl el-Hak ve İmam Ali Tugayları, Haşdi Şabi’den ayrıldıklarını açıklayarak plana katıldı.
Silahların akıbetine ilişkin teknik mekanizma henüz netleşmemiş olsa da hükümete yakın isimler, Başbakan Zeydi’nin artık bu unsurların hareketlerinden ve silahlarından sorumlu olduğunu, geri kalan ayrıntıların ise ikincil önemde bulunduğunu ifade ediyor.
Daha sert bir yaklaşım
Barrack’ın Bağdat ziyareti Zeydi’ye destek vermeyi amaçlıyordu. İki Iraklı yetkiliye göre Washington, hükümetten silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda daha sert ve daha net adımlar bekliyor.
Bir başka yetkili, Barrack’ın görüşmelerinde ABD’nin ekonomik büroların tasfiyesini ve İran’ın Irak kaynaklarından yararlanmasının önlenmesini teşvik ettiğini aktardı.
“Iktisadi bürolar” ifadesi Irak’ta yıllardır, silahlı grupların mali ve ticari çıkarlarını yöneten ve gelirlerini artıran yapılar için kullanılıyor.
Bazı çevrelere göre Barrack’ın görevi, petrol, iletişim ve ulaştırma sektörlerinde yatırım yapmaya hazırlanan Amerikan şirketlerinin önündeki engelleri temizleyen bir “mayın temizleyici” rolüne benziyor. Bu sektörlerin son on yılda İran Devrim Muhafızları için önemli gelir alanlarına dönüştüğü belirtiliyor.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ı Şam'da kabul ederken (Suriye Cumhurbaşkanlığı)
Batılı diplomatlar ve Iraklı yetkililer, Barrack’ın Zeydi’yi bölgede kabul gören ve başarılı bir ortak olarak konumlandırmaya çalıştığını, ancak bunun silahlı grupların gücüne göz yumarak yapılamayacağını ifade ediyor.
Diplomatlardan biri, Trump’ın Barrack’ın yaklaşımını desteklediğini ancak İran’la yürütülen müzakerelerin zamanlamasını da dikkate alan hızlı sonuçlar istediğini söyledi.
Bir Iraklı yetkili ise Koordinasyon Çerçevesi içinde, Barrack’ın Bağdat’ı Tahran yerine Şam’a yakınlaştıracak yeni bir denklem kurmaya çalıştığı yönünde değerlendirmeler yapıldığını ve Şii siyasi güçlerin bundan rahatsızlık duyduğunu aktardı.
İflas ve toplumsal öfke korkusu
ABD’nin değişimi hızlandırma isteğinin arkasında Irak’ın mali sıkıntıları da bulunuyor.
Kaynaklara göre Şii ittifak liderleri haziran başında Başbakan Zeydi’nin katıldığı bir toplantıda iflas riski ve toplumsal öfke ihtimalini gündeme getirdi.
Toplantıda bir lider, mevcut göstergeler ışığında üç ay içinde maaş ödemelerinde ve diğer iç yükümlülüklerde ciddi sorunlar yaşanabileceğini belirterek, bu durumda halkın tepkisini kontrol edebileceklerine dair garanti bulunmadığını söyledi.
Iraklı gazetecilerin aktardığına göre Zeydi, geçen hafta düzenlenen bir basın buluşmasında devlet hazinesine yalnızca 1 trilyon Irak dinarı (yaklaşık 1 milyar dolar) girdiğini, buna karşılık kamu çalışanlarının maaşları ve diğer harcamalar için yaklaşık 10 trilyon dinara ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.
Resmi olmayan tahminlere göre Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle Irak günde yaklaşık 250 milyon dolar gelir kaybetti. Bu durum güney limanlarından yapılan petrol ihracatının yüzde 90’dan fazlasının durmasına yol açtı.
Kaynaklar, Şii ittifak liderlerinin büyük çoğunluğunun hükümetin krizle mücadele için hazırladığı siyasi, güvenlik ve ekonomik reform paketini desteklediğini belirtti.
Bununla birlikte hükümetin Batılı ve Körfezli kreditörlerden finansman sağlamaya çalıştığı, ancak İran’la yaşanan savaşın etkilerinin Bağdat’ın yardım bulma çabalarını zorlaştırdığı ifade ediliyor.
Silahsızlanmanın ödülü
Başbakan Zeydi’yi destekleyen siyasi ittifakı zorlayan başka bir sorun da bulunuyor. Silahsızlanma girişimine katılan bazı gruplar, bunun karşılığında hükümette görev bekliyor.
Bu gruplar yeni makamları “hak edilmiş bir ödül” olarak görüyor. Ancak kendi tabanlarına karşı silah bırakmanın siyasi maliyetinin çok daha yüksek olduğunu düşünüyorlar.
Irak’taki Haşdi Şabi’ye bağlı bir devriye birliği (Haşdi Şabi Resmî İnternet Sitesi)
Bu nedenle ABD’nin terör listelerinde bulunan kişilerin yeni hükümete girmesine karşı çıkması durumunda söz konusu grupların Zeydi’ye rahatsızlık verecek tepkiler göstermesi bekleniyor.
Kaynaklara göre Koordinasyon Çerçevesi, Zeydi’den Washington’a gitmeden önce boş bakanlık koltuklarını doldurmasını istedi. Ancak Şii ittifak içindeki bir lider, Barrack’ın son görüşmelerde, silahlı gruplarla bağlantılı isimlerin hükümete alınmasının Zeydi’nin Beyaz Saray’da Trump’ın yanında otururken kendisini rahat hissettirmeyeceğini söylediğini aktardı.
Başbakanlık Basın Ofisi, silahlı grupların silahları veya hükümete katılımları konularının gelecek ay Beyaz Saray’daki görüşmede gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin sorulara yanıt vermedi.
Buna rağmen Iraklı yetkililere göre Zeydi, ABD Başkanı Trump’ı, Körfez ülkelerinin de yer aldığı bir kredi ve yatırım koalisyonu oluşturmaya ikna etmeye çalışacak. Bağdat yönetimi bunun karşılığında Amerikan ve bölgesel şirketlere yeni yatırım fırsatları sunmayı planlıyor.
Sudan’da cinsel şiddet… Sistematik bir saldırı ve defalarca can alan bir savaş silahıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5285262-sudan%E2%80%99da-cinsel-%C5%9Fiddet%E2%80%A6-sistematik-bir-sald%C4%B1r%C4%B1-ve-defalarca-can-alan-bir-sava%C5%9F
Sudan’da cinsel şiddet… Sistematik bir saldırı ve defalarca can alan bir savaş silahı
Bir mülteci kampında yaşayan Sudanlı bir kadın (Getty Images)
Sudan’daki savaşın dördüncü yılına girmesiyle birlikte, yıkılan evlerin duvarları ve aşırı kalabalık sığınma kamplarının ardında, cinsel şiddete maruz kalıp hayatta kalan ancak kurtuluşları henüz tamamlanmamış kadın ve kız çocuklarının hikayeleri gizleniyor. Travmayla ağırlaşmış bir hafıza ve toplumsal damgalanma korkusu arasında kalan mağdurların yaşadığı acılar, şiddet anının ötesine geçerek uzun bir ıstırap, tecrit ve istikrarsızlık yolculuğuna dönüşüyor.
Bu inceleme, Şarku’l Avsat’ın çatışmayla bağlantılı cinsel şiddete maruz kalan çok sayıda mağdurla gerçekleştirdiği mülakatların yanı sıra Birleşmiş Milletler (BM) raporları, uluslararası kuruluşların belgeleri, hukuk ve psikoloji uzmanlarının görüşlerine dayanıyor. Mağdurların güvenliklerini ve mahremiyetlerini korumak amacıyla isimleri ve bazı tanımlayıcı bilgileri gizli tutuluyor.
Savaş nedeniyle sağlık ve psikolojik destek sisteminin çöktüğü ülkede, iyileşme şansının sınırlı olması veya hiç bulunmaması, hayatta kalanları bedenden ruha, bireyden aileye ve oradan da daha geniş toplumsal yapıya uzanan karmaşık etkilerle karşı karşıya bırakıyor.
Hartum’daki bir mülteci kampında yaşayan Sudanlı bir kadın (Getty Images)
Böylece cinsel şiddet, savaş bağlamında meydana gelen bir eylem olmaktan çıkıp, suçun sessizlikle, ihlalin ise adaleti sağlama acziyetiyle kesiştiği kronik bir krize dönüşüyor. Sonuç olarak mağdurlar, başlarına gelenler ile bunu henüz tam olarak kabul etmeyi veya sahiplenmeyi başaramamış bir toplum arasında sıkışıp kalıyor.
“Annem beni zar zor tanıdı”
İfadelerden biri, savaşın patlak vermesinden bu yana mağdurun ailesiyle birlikte yaşadığı Hartum’un güneyindeki el-Ezheri mahallesinden başlıyor. Binlerce aile gibi bu aile de Omdurman şehrindeki Darüsselam’a geçici olarak yerleşmeden önce farklı bölgeler arasında göç etmek zorunda kaldı. Bu süre zarfında kadın, Sabrin pazarından getirilen malları satarak ailenin geçimine katkıda bulunuyordu. Babası da mal satışı işiyle uğraştığı için aile makul bir gelir elde ediyordu.
Ancak kadının hayatı, 2024 yılının Ramazan Ayı’nda erkek kardeşiyle birlikte pazardan dönerken durdurulmasıyla altüst oldu. Dönüş yolunda yaşadıkları bölgeye giden bir araca binen iki kardeş, bazı yolcular tarafından nerede ikamet ettikleri ve babalarının ne iş yaptığı konusunda sorgulanmaya başladı.
Genç kadın, grubun daha sonra kendilerini soruşturma amacıyla Darüsselam bölgesine götürdüğünü belirtti. Kendisi bazı bilgileri inkâr etmeye çalışsa da erkek kardeşinin aile hakkında detaylar verdiğini, bunun üzerine Libya pazarı bölgesindeki savcılık merkezine nakledildiğini aktardı. Burada Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) liderlerinden biri tarafından sorgulanan kadın hakkında gözaltı kararı verildi.
İki gün boyunca gözaltında tutulan kadın, üçüncü gün bu liderin kendi evine götürüldü ve burada ilk kez tecavüze uğradı. Birkaç gün sonra ise temizlik, ütü ve benzeri zorunlu işlerde çalıştırılmak üzere başka bir yere nakledilirken, cinsel saldırılar da sistematik olarak devam etti.
Mağdur kadın yaşadıklarını, “Gece yanımıza geliyorlardı, reddettiğimizde ise darp ediliyorduk. İşkence izleri bugün bile vücudumda halen belirgin. Söndürülmüş sigara izlerini vücudumuzda bırakıyorlardı, bacaklarımda kalıcı izler oluştu” sözleriyle ifade etti.
Omdurmanlı bir kadın, kameradan yüzünü gizleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından kaçırılıp tecavüze uğradığını ve serbest bırakılması karşılığında bir miktar para ödediğini anlattı. (AP)
Saldırıların münferit vakalar olmadığını, aylarca neredeyse her gün tekrarlandığını vurgulayan genç kadın, bazı mağdurların günde birkaç kez ve bazen birden fazla kişinin tecavüzüne uğradığını, başvurulabilecek hiçbir merci bulunmadığı için şikâyet etmenin veya yardım istemenin hiçbir faydası olmadığını belirtti.
Mağdurun ifadesine göre, yaklaşık dört ay süren alıkonulma sürecinde erkek kardeşine ne olduğuna dair hiçbir bilgi edinilemedi. Bu süreç, mağdurun, ailenin tanıdığı bir kişiyle karşılaşmasıyla son buldu. Karşılaştığı kişi, fiziksel durumundaki ve çehresindeki büyük değişim nedeniyle ilk başta kendisini tanıyamasa da genç kadın onun dikkatini çekmeyi başardı ve ailesiyle iletişime geçmesini sağladı. Bu kişinin yardımıyla HDK’ye ait son güvenlik noktasına ulaşan kadın, oradan önce el-Hur pazarı bölgesine, ardından da ailesinin yanına dönmeyi başardı.
Kızlarını tamamen kaybettiklerini düşünen ailenin yaşadığı şoku aktaran genç kadın, aşırı zayıflaması, dış görünüşündeki ve psikolojisindeki büyük değişimler nedeniyle annesinin bile ilk bakışta kendisini güçlükle tanıyabildiğini ifade etti.
Birkaç günlük istirahatin ardından annesi tarafından tıbbi kontroller için hastaneye götürüldüğünü belirten mağdur, babasının ikinci bir yıkım yaşamasını önlemek amacıyla annesinin yaşananları ona kendi yöntemiyle aktardığını dile getirdi.
Yaşadıklarının bir istisna olmadığını ve alıkonulan diğer kız çocukları ile kadınların hikayeleriyle benzerlik taşıdığını belirterek sözlerini tamamlayan genç kadın, bu deneyimin sadece özgürlüğünü ve güvenliğini elinden almadığını, aynı zamanda geleceğini de etkilediğini söyledi. Kaçırılmadan önce nişanlı olan mağdur, şu ana kadar nişanlısıyla görüşemediğini ve maruz kaldığı saldırılar hakkında konuşamadığını belirtti.
Bu ifadede dikkat çeken husus sadece ihlallerin boyutu değil; rastgele gözaltı, gayriresmi gözaltı merkezleri arasında nakil, denetim eksikliği ve ardından tamamen kapalı bir alanda sistematik ihlallerin yapıldığı yarı resmi mekanlara sevk edilme gibi zincirleme bir yapının varlığı öne çıkıyor. Bu yapısal süreç diğer ifadelerde de tekrarlanarak yaşananların istisna değil, belirli bir örüntü olduğu hipotezini güçlendiriyor.
Hartum’un yıkık mahallelerinden birinde iki kadın çatışma bölgesinden geçiyor. (AFP – Getty Images)
Şarku’l Avsat’ın farklı bölgelerden topladığı çok sayıda ifadeyle de örtüşen bu anlatı, münferit bir vaka olmaktan uzak bir görünüm sergiliyor ve Sudan’daki çatışma döneminde kadınlara yönelik gözaltı ile ihlallerin benzer yöntemlerle yürütüldüğünü ortaya koyuyor.
“Bir kadın beni kurtardı ama hamile olmam bana fayda etmedi”
Omdurman şehrinin doğusundaki Bant mahallesinden bir kadın, savaşın ilk aylarında, çocuğunun hastanede tedavi gördüğü sırada yaşadığı ağır tecrübeyi aktardı.
Yaşam koşullarının son derece zor olduğunu belirten kadın, ailenin gıda ve temel yaşam malzemelerinin eksikliğini çektiğini, Omdurman’ın en batısındaki Libya pazarına gitmenin ise kontrol noktalarının varlığı, sivillerin buralardan geçişi sırasında maruz kaldığı gözaltı, darp ve hakaret olayları nedeniyle büyük bir risk oluşturduğunu ifade etti.
Kadın, iki aylık hamile olmasına ve hasta çocuğuna refakat etmesine rağmen bu durum ona bir güvence sağlamadı. Hastanede, aileyle aynı koşulları paylaşıyor gibi görünen bir kadın, mağdurun eşinin Sudan ordusunda subay olduğunu öğrenmesini fırsat bilerek durumu ihbar etti ve kadını HDK’ye teslim etti.
Mağdur kadın yaşadıklarını, “O kadın beni HDK unsurlarına teslim etti ve onlara bir subay eşi olduğumu söyledi. Orada yaklaşık bir ay boyunca gözaltında tutuldum” sözleriyle aktardı. En başından itibaren evli ve hamile olduğunu yetkililere bildirdiğini, kendisine işkence edilmemesi veya darp edilmemesi için yalvardığını belirten kadın, buna karşılık yetkililerin kendisine doğumdan sonra önlem alacaklarını söylediklerini ifade etti.
Bir süre gözaltında tutulduktan sonra başka bir birime nakledilen kadın, burada askeri personel eşi olan yaklaşık 15 kadının yanı sıra çoğu Bant mahallesi sakini olan 12 sivil kadınla birlikte alıkonulduğunu belirtti.
Libya’nın Trablus kentinin doğusundaki bir mülteci kampında okullarının önünde kurulu salıncakta sallanan Sudanlı çocuklar, 18 Mayıs 2026 (AP)
Hamile kadınların bazen doğrudan darp edilmekten muaf tutulduğunu, ancak diğer kadınların sistematik olarak kötü muameleye maruz kaldığını aktaran sığınmacı, bu muameleler arasında küçük yaştaki kız çocuklarına yönelik cinsel saldırı ve ihlallerin de bulunduğunu belirtti. Kadın, yaşanan korku nedeniyle alıkonulanların itiraz etmeye, hatta ne olduğunu sormaya bile cesaret edemediklerini ifade etti.
Alıkonulan askeri personel eşlerinin, şahit veya yasal prosedürler olmaksızın HDK unsurlarıyla evlenmeye zorlandığını ve baskı altına alındığını ekleyen kadın, gözaltından sorumlu kişilerin kendilerine açıkça, eşlerini silahla öldüremedikleri için onlara bu yolla zarar vereceklerini söylediklerini aktardı.
Zaten evli olduğunu belirterek onları ikna etmek için defalarca girişimde bulunduğunu ancak tüm çabalarının reddedildiğini vurgulayan kadın, nihayetinde HDK liderlerinden biriyle evlenmeye zorlandığını ve bu kişi tarafından Omdurman’ın batısındaki Darüsselam bölgesine götürüldüğünü belirtti.
Darüsselam’da bulunduğu süre boyunca yiyecek ve içecekten mahrum bırakılarak bir odada tutulduğunu, ancak kendisine düzenli olarak uyuşturucu madde verildiğini söyleyen kadın, bu durumun hareket etme ve odaklanma yeteneğini kaybettirdiğini, bu yüzden o dönemin zihninde bulanık kaldığını ifade etti. Kaçırmayı başaran kişilerin elinden kurtulup ailesinin yanına dönmesine rağmen, uzun gözaltı süresi boyunca cinsel saldırıya uğrayıp uğramadığı konusunda bugün halen şüphe ve endişe içinde yaşadığını belirten kadın, almak zorunda bırakıldığı ilaç ve iğnelerin etkisiyle o dönem çevresinde olup bitenlerin çoğundan habersiz olduğunu vurguladı.
Adalet açığı ve destek konusundaki zorluklar
Çeşitli nedenlerle cinsel ihlal vakalarının belgelenmesinin zor olduğunu belirten İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınmadan Sorumlu Devlet Bakanı Süleyma İshak, Sudan’da savaşın patlak vermesinden bu yana kaydedilen resmi istatistiklerin yaklaşık 2 bin 200 vakaya ulaştığını bildirdi. İshak, özellikle mağdurlara ulaşmanın zor olduğu Darfur bölgeleri başta olmak üzere, bu rakamın sorunun gerçek boyutunu yansıtmadığına dikkat çekti.
Bir destek ve yardım merkezinin önünde sıra bekleyen Sudanlı kadınlar (AFP – Getty Images)
İshak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu meselelerle mücadelenin ulusal ve uluslararası kuruluşlar ile BM kurumlarıyla yapılan ortaklıklar aracılığıyla yürütüldüğünü belirtti.
Şu ana kadar sadece üç vakanın yargıya taşındığını ve bunların tamamının dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonra Sudan ordusu mensuplarına yönelik olduğunu ifade eden İshak, söz konusu kişilerin el-Ubeyd ve Beyaz Nil eyaletlerinde hüküm giydiklerini ekledi.
HDK’ye atfedilen ihlallere değinen İshak, bunların mevcut koşullarda hukuki olarak takibinin mümkün olmadığını açıklayarak, gelecekte cezasızlığın önüne geçilmesi için ihlallerin belgelenmesi çağrısında bulundu.
BM tarafından yayımlanan bir rapor, İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin 2025 yılı boyunca tecavüz, toplu tecavüz, cinsel işkence ve cinsel kölelik dahil olmak üzere 500’den fazla cinsel şiddet vakasını belgelediğini ve bu ihlallerin bazı durumlarda ölümle sonuçlandığını ortaya koymuştu.
Sınır Tanımayan Doktorlar örgütünün en son raporuna göre ise örgüt, Ocak 2024 ile Kasım 2025 tarihleri arasında Kuzey ve Güney Darfur eyaletlerinde cinsel şiddete maruz kalan 3 bin 396’dan fazla kadına bakım hizmeti sağladı. Raporda, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle mücadele yetkililerinin; aile içi şiddet, taciz ve cinsel istismar dahil olmak üzere olayların farklı biçimlerinde bir artış kaydettiği aktarıldı.
Sınır Tanımayan Doktorlar bu suçları Sudan'daki çatışmanın belirgin bir işareti olarak nitelendirirken, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) mevcut rakamların muhtemelen buzdağının sadece görünen kısmını temsil ettiği uyarısında bulundu.
Bir yıldan fazla bir süre önce kocası kaçırılan ve hâlâ Sudan’ın Omdurman kentinde onu arayan Sudanlı kadın Azhar Abdullah, Nisan 2026 (AP)
İshak, Sağlık Bakanlığı’nın tıbbi ve psikolojik destek protokollerini imkanlar dahilinde sağladığını, hukuki desteğin ise Başsavcılık ile koordineli olarak yürütüldüğünü belirtti. Hizmet ve müdahale düzeyinde eyaletler arasında farklılıklar bulunduğunu ifade eden İshak, en belirgin zorluklardan birinin finansman yetersizliği olduğunu vurgulayarak, kendi ifadesiyle “Kadına yönelik şiddet meseleleri ikincil bir konu değil, bir hayat kurtarma mücadelesidir” dedi.
İshak ayrıca, önceki deneyimlerin eksikliklerini gidermek amacıyla, mağdurları damgalanma riskine maruz bırakmadan veya mahremiyetlerini zedelemeden hizmetleri bir arada sunan yeni koruma ve sığınma merkezleri kurmaya yönelik bir planı da paylaştı.
Yargıya başvurmanın, bildirimi engelleyen toplumsal ve güvenlik kaygıları nedeniyle mağdurların kişisel tercihine kaldığını vurgulayan İshak, Sudan gibi muhafazakâr bir toplumda gizliliği ve korumayı güvence altına alan güvenli bir ortamın sağlanmasının önemine dikkat çekti.
“Çocuğumu bırakmayacağım”
Bu kaygıların temelinde, savaşın ilk aylarında gözaltına alınan Bahri şehri sakini bir kadının hikayesi yer alıyor. Gözaltı, işkence ve kötü muameleyle dolu ağır ve acı bir tecrübe yaşayan kadının bu süreci, hamilelik ve ardından gelen muazzam bir toplumsal baskıyla sonuçlandı.
Mağdur kadın ifadesinde, yaşadığı acıların gözaltından çıkmasıyla son bulmadığını, aksine ailesinin yanına dönmesiyle birlikte psikolojik ve toplumsal baskıların yeni bir evresinin başladığını belirtti. Annesinin, çocuğu terk etmesi ve bir bakım evine teslim etmesi yönündeki ısrarlı talepleriyle karşı karşıya kaldığını aktaran kadın, bu talepleri reddederek çocuğunu yanında tutma hakkını savunduğunu ve yaşananlarda bebeğin hiçbir suçu olmadığını vurguladı.
Sudan’ın Çad sınırına yakın bir mülteci kampına bakan tepenin zirvesinde oturan bir çocuk, Kasım 2023 (Reuters)
Mağdur kadın yaşadıklarını, “Kendimden bir parçayı nasıl terk edebilirim? Sorunumla yüzleşeceğim ve tüm gücümle çocuğumu savunacağım” sözleriyle ifade etti.
Genç kadın, çocuğunu yanında tutma kararının, kendisini ailesiyle, toplumla ve bazı yakınlarının olumsuz yaklaşımlarıyla sürekli bir mücadele içinde bıraktığını, bu durumun tam da yaşadığı acı tecrübenin etkilerinden kurtulmaya çalıştığı bir döneme denk geldiğini belirtti.
Kendisini en çok yıpratan şeyin, sadece zihninde sürekli canlanan gözaltı ve uğradığı ihlallerin hatıraları olmadığını vurgulayan kadın, hayatını tamamen mahveden yıkıcı bir savaşın izlerini silmeye çalışırken, bir yandan da çocuğunun yaşama ve kendisiyle kalma hakkını sürekli ve amansızca savunmak zorunda kalması olduğunu dile getirdi.
Cinsel şiddet bir savaş silahı
Şarku’l Avsat, Sudan Kurucu İttifakı Sözcüsü Ahmed Tagad Lisan ile HDK’nin kontrolü altındaki bölgelerde kadınların tecavüze uğraması ve ittifakın, cinsel şiddetin bir savaş silahı olarak kullanılmasına yönelik suçlamalar karşısındaki tutumu hakkında bir görüşme gerçekleştirdi. Sözcü, soruyu incelediğini ancak bu suçlamaları destekleyen somut bir kanıt bulamadığını ve bu konuda yorum yapmasını gerektirecek bir neden görmediğini ifade etti.
Söz konusu siyasi ittifakın resmi internet sitesinde yer alan tanıma göre, Sudan Kurucu İttifakı; kalıcı barışı tesis etmek, demokratik yönetimi inşa etmek ve Sudan genelinde gerçek ve kapsamlı bir birliği sağlamak amacıyla ortak bir irade etrafında birleşen Sudanlı siyasi grupları, silahlı hareketleri, meslek örgütlerini, sendikaları ve sivil toplum kuruluşlarını bünyesinde barındıran bir koalisyon olarak biliniyor.
Güney Sudan’daki lojistik üssünde işçiler, Dünya Gıda Programı’na (WFP) ait araçlara gıda maddelerini yüklüyor. (AFP)
Buna karşılık hukuk uzmanı Muiz Hadra, 1949 tarihli dört Cenevre Sözleşmesi’nin silahlı çatışmalar sırasında sivillerin korunmasını açıkça öngördüğünü ve cinsel şiddet kullanımını uluslararası insancıl hukukun ağır bir ihlali olarak suç saydığını belirtiyor. Hadra, bu ilkelerin sivillere yönelik cinsel saldırı ve ihlalleri savaş suçları ile insanlığa karşı suçlar kapsamında cezalandıran 1991 tarihli Sudan Ceza Kanunu’na da dahil edildiğine işaret ediyor.
Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada Sudan’ın, sorumlulardan hesap sorabilecek etkin bir yargı sisteminin bulunmaması, yargı kurumlarının çökmesi ve ulusal adalet mekanizmalarının zayıflığı nedeniyle adalet sürecinde gerçek bir krizle karşı karşıya olduğunu bildiren Hadra, BM İnsan Hakları Konseyi’nin ihlalleri araştırmak üzere bir gerçekleri araştırma komisyonu kurduğunu ancak Sudan hükümetinin bu komisyonun ülkeye girişine izin vermediğini, bunun da soruşturma ve hesap verilebilirlik imkanlarını zorlaştırdığını ifade etti.
İç adalet sisteminin geniş çaplı bir çöküşe sahne olduğu bir dönemde, mevcut ulusal ve uluslararası mekanizmaların hesap sorma konusundaki rollerini tam olarak yerine getirmede yetersiz kaldığını açıklayan Hadra, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) yetkisinin şu anda yalnızca Darfur bölgesinde işlenen suçlarla sınırlı olduğunu belirtti. Hadra, ağır ihlalleri gerçekleştirenlerin nerede olursa olsun yargılanabilmesini sağlamak amacıyla bu yetkinin tüm Sudan’ı kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısında bulundu.
Bildirilen ihlallerin boyutuna kıyasla yargıya taşınan davaların sınırlı sayısı, devam eden savaşın getirdiği güvenlik, hukuk ve kurumsal zorluklar karşısında, suçların belgelenmesi ile faillerin yargılanabilmesi arasında var olan uçurumu gözler önüne seriyor.
Şok edici istatistikler
Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women), yalnızca 2026 yılında, çoğunluğu kadın ve kız çocuklarından oluşan 12,7 milyon kişinin cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetle ilgili desteğe ihtiyaç duyacağını öngördü. Bu veri, 2023 yılındaki 3,1 milyon seviyesinden bir yükselişi, 2025 yılından bu yana ise 500 binden fazla kişilik bir artışı temsil ediyor. Ayrıca bu sayı, 2024 yılında kaydedilen verinin yaklaşık iki katına, Sudan'daki çatışmaların patlak vermesinden önceki dönemin ise dört katına denk geliyor.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) tarafından Sudan’da gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, 25 ila 49 yaş arasındaki kadınların yüzde 76’sı gerek sığınma alanlarının içinde gerekse dışında kendilerini güvende hissetmiyor.
Çatışmalardan kaçarak Hartum’daki bir okula sığınan iki Sudanlı kadın (Getty Images)
Geçtiğimiz nisan ayında BM tarafından yapılan açıklamada, 2025 yılında istikrarlı bir artış gösteren cinsel şiddetin, taciz, istismar ve aile içi şiddet olaylarındaki tırmanışla birlikte içinde bulunulan yılda keskin bir artış kaydettiği belirtildi.
Kurum, üç yıldır süren savaşın kadınlar ve kız çocukları üzerindeki orantısız etkisine dikkat çeken bir uyarı raporu yayımladı. Bu rapor; kadın liderliğindeki 85 kuruluş ile kadın hakları derneklerinin katıldığı bir anketin verilerine, iki odak grup tartışmasına, BM kurumları ile uluslararası kuruluşların raporlarına dayandırıldı.
Kurumun raporunda, saha çalışmalarında ön saflarda yer alan kadınların üçte ikisinin 2025 yılı boyunca cinsel şiddette belirgin bir artış yaşandığını bildirdiği, katılımcıların yarısının ise bu artışın 2026 yılında da tırmanarak sürdüğüne işaret ettiği aktarıldı.
Güven duygusunun yokluğu
“Sudan genelindeki kadınlar ve kız çocukları, toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin günlük hayatlarının bir parçası haline geldiği ve süregelen bir tehlike barındıran deneyimlerini aktarıyor. Bu durum, gerek sürmekte olan çatışmalardan kaçmaya çalışırken geçtikleri yollarda gerekse ulaştıkları sığınma kamplarında kendisini gösteriyor.”
Bu değerlendirme, UNFPA Sudan Temsilcisi Fabrizia Falcioni tarafından 17 Nisan 2026 tarihinde New York’taki gazetecilere başkent Hartum’dan video konferans yoluyla yapılan açıklamada dile getirildi. Ülkedeki kadın ve kız çocuklarının kötüleşen durumuna dikkat çeken Falcioni, kadınların ‘bulundukları hiçbir yerde kendilerini güvende hissetmediklerini’ belirtti.
El-Faşir’den kaçıp Çad’ın doğusundaki bir mülteci kampına sığınan Sudanlı bir kadın, 27 Kasım 2025 (Reuters)
Söz konusu tespit, UNFPA tarafından 18 eyaletten 16’sında yaklaşık bin kadın ve kız çocuğunun katılımıyla gerçekleştirilen bir araştırmaya dayanıyor. Sonuçlar, 25 ila 49 yaş arasındaki kadınların yüzde 76’sının, sığınma alanlarının içinde veya dışında; pazarlar, su kaynakları, odun toplama alanları ve yollar dahil olmak üzere, özellikle geceleri kendilerini güvende hissetmediklerini ortaya koyuyor.
BM yetkilisi, güvenlik eksikliğinin günlük hayatı da olumsuz etkilediğini vurgulayarak, elektrik kesintileri ve şehirlerin geceleri karanlığa gömülmesiyle ‘güvensizlik hissinin’ daha da katlandığına işaret etti. Falcioni ayrıca; toplumsal damgalanma, misilleme korkusu, maddi imkansızlıklar ve hizmet merkezlerinin uzaklığı nedeniyle toplumsal cinsiyete dayalı şiddet vakalarının bildiriminin halen sınırlı düzeyde kaldığını ifade etti.
Derin psikolojik yaralar
Psikoloji uzmanı Hatice Muhammed el-Ubeyd, silahlı çatışma ve savaş ortamlarında cinsel şiddete maruz kalan mağdurların karmaşık ve derin psikolojik etkilerle karşı karşıya kaldığını, travmanın etkilerinin saldırı anının ötesine geçerek göç, savaş ve güvenlik hissinin kaybıyla daha da ağırlaştığını belirtti.
Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada el-Ubeyd, mağdurların yaşayabileceği en belirgin psikolojik etkilerden birinin travma sonrası stres bozukluğu olduğunu ifade etti. Bu durumun; acı verici olayın zihinde sürekli tekrar canlanması, kabuslar ve rahatsız edici rüyalar görme, ayrıca olayı hatırlatan kişilerden, yerlerden veya durumlardan kaçınma eğilimi şeklinde ortaya çıktığını açıkladı. Uzman ayrıca, mağdurların sürekli bir aşırı uyanıklık, korku ve kaygı hali içinde olabileceğini, bunun da günlük yaşamlarını ve toplumsal ilişkilerini doğrudan etkilediğini sözlerine ekledi.
Cinsel şiddet mağdurlarına, mahremiyeti ve insan onurunu koruyan güvenli alanlar aracılığıyla psikososyal destek hizmetlerinin sunulmasının önemini vurgulayan el-Ubeyd, uygun bakım ve tedavinin sağlanması, iyileşme sürecine katkıda bulunulması ve normal yaşama devam etme yetisinin yeniden kazanılması için mağdurların destek ağları ve uzmanlaşmış hizmetlerle ilişkilendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Psikolojik desteğin eksikliği
Savaşla bağlantılı cinsel ihlaller yalnızca gelip geçici hadiseler olmaktan uzak bir görünüm sergilerken; destek, koruma ve adalet hususlarında süregelen zorluklar gölgesinde mağdurların yaşamını yeniden şekillendiren kronik yaralara dönüşüyor.
İfadelerin ortaya koyduğu gerçekler sadece ihlalin boyutunu değil, aynı zamanda arkasında bıraktığı boşluğun derinliğini de gözler önüne seriyor: psikolojik destekteki, hukuki korumadaki ve birçok vakada yüzleşmek yerine hala sessiz kalma eğilimi gösteren toplumsal müdahaledeki boşluk. Savaşın gidişatında aktörler çeşitlenirken, sürecin merkezindeki kadınlar en kırılgan ve adalete erişimi en kısıtlı kesim olmayı sürdürüyor.
Londra’da Sudan’a destek için düzenlenen gösteriden… Gösteride, “130’dan fazla kadın tecavüze uğramaktansa ölmeyi tercih etti” yazılı pankart taşıyan bir kadın (Getty Images)
Cezasızlığın devam etmesi yalnızca mağdurları tehdit etmekle kalmıyor, aynı zamanda şiddet sarmalını kalıcı hale getirerek suçu tekrarlanabilir bir örüntüye dönüştürüyor. Bu nedenle söz konusu ihlallerle mücadele etmek sadece geçmişi değil, geleceği de ilgilendiriyor: ‘adaletin geleceğini, kurumların güvenilirliğini ve toplumun savaşın etkilerinden kurtulabilme kapasitesini’.
Savaş, milyonlarca Sudanlının hayatını yeniden şekillendirmeye devam ederken; cinsel şiddet mağdurlarının yaşadığı acılar, bu sürecin en ağır ve kamuoyuna en az yansıyan sonuçlarından biri olmayı sürdürüyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة