ABD Başkanı Donald Trump’ın son günlerde defalarca dile getirdiği ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’dan Hizbullah’a karşı müdahale etmesini istediğine ilişkin açıklamaları, Şam’da reddedilirken Beyrut’ta endişeyle karşılandı; Tel Aviv’de ise ciddi bulunmadı.
1976 yılında Lübnan’a asker göndermesinden bu yana ülke üzerinde uzun süre etkili olan Suriye’nin bugün benzer bir adım atmaya hazır görünmediği belirtiliyor. Suriye Cumhurbaşkanı’nın Medya Danışmanı Ahmed Zeydan, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, “Bizim müdahale anlayışımız, Lübnan devletinin otoritesini ülke geneline yayma çabalarını desteklemekten geçiyor” dedi. İsrail ise Trump’ın çağrısını ciddi bir öneri olarak değil, Hizbullah’a karşı yürütülen savaşı Lübnan’da geniş çaplı yıkıma yol açmadan sonuçlandıramayan Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetine yönelik bir ‘iğneleme’ olarak değerlendiriyor. Tel Aviv yönetimi, yakın vadede Suriye’nin Lübnan’a askerî müdahalede bulunmasından endişe duymasa da böyle bir senaryonun aynı zamanda Türkiye’nin nüfuzunun da genişlemesi anlamına geleceği görüşünde. İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli’ye göre Suriye ve Türkiye, ‘İran’dan çok daha fazla endişe kaynağı oluşturuyor.’
Buna karşılık Beyrut yönetimi, Hizbullah dosyasına yönelik herhangi bir yabancı müdahaleyi hızla reddederek, bu konunun ele alınmasının yalnızca Lübnan devleti ve kurumlarının sorumluluğunda olduğunu vurguladı.
Şarku’l Avsat, Trump’ın Suriye’nin Lübnan’a askerî müdahalede bulunması yönündeki çağrısının olası sonuçlarını; Şam, Beyrut ve Tel Aviv’den hazırlanan üç ayrı analizle mercek altına aldı.
Suriyeli yetkili: Lübnan’a girme gibi bir niyetimiz yok
Şam yönetimi, Lübnan’a askerî müdahalede bulunma yönünde herhangi bir isteğinin olmadığını bir kez daha vurgularken, buna karşılık Lübnan’daki Hizbullah’a Suriye’ye yönelik müdahalelerine son verme çağrısı yaptı. Suriye Cumhurbaşkanı’nın Medya Danışmanı Ahmed Zeydan, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, bunun ister doğrudan müdahale yoluyla isterse ‘eski rejimin kalıntılarına ve Suriye halkının katillerine destek ve himaye sağlamak’ şeklinde olsun kabul edilemez olduğunu belirterek, “Şam’ın ve Halk Sarayı’nın kapıları Lübnan’ın tüm kesimlerine açıktır” dedi.
Zeydan, “Hâlâ 1976’nın zihniyetiyle düşünenler var. Bugün 8 Aralık 2024’teyiz; yani yeni Suriye’nin doğduğu, Beşşar Esed rejiminin devrildiği dönemdeyiz” değerlendirmesinde bulundu.
Yeni Suriye’nin Lübnan’a yönelik yaklaşımının temelinde, ‘milis mantığından ve uygulamalarından uzak şekilde Lübnan devletinin egemenliğini ve otoritesini ülkenin tamamına yayması’ anlayışının bulunduğunu belirten Zeydan, Lübnan, Suriye ve bölgenin söz konusu müdahalelerin bedelini ağır şekilde ödediğini söyledi. Şam’ın, Lübnan devletinin egemenliğini ve otoritesini güçlendirmesi yönünde çaba gösterdiğini ifade eden Zeydan, Suriye’nin Lübnan politikasının ikinci ayağını ise kalkınma yaklaşımının oluşturduğunu kaydetti. Zeydan’a göre kalkınma, hem devleti hem de toplumsal dokuyu güçlendirirken, Lübnan’a yönelik tehdit ve müdahale girişimlerini de sınırlandırıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’ye, Hizbullah’a karşı askerî müdahalede bulunması yönündeki çağrısını yinelemesine ilişkin soruyu yanıtlayan Zeydan, “Tutumumuzu açıkladık. Bizim müdahalemiz, Lübnan devletine destek vermek ve Lübnan ile bölgeye fayda sağlayacak kalkınmayı desteklemek şeklindedir” dedi. Suriye’nin Lübnan’dan beklentisinin, herhangi bir komşu ülkenin komşusundan beklediğinden farklı olmadığını belirten Zeydan, “Lübnan devleti otoritesini tesis etmeli ve Hizbullah milislerinin Suriye’nin iç işlerine müdahalesini engelleme sorumluluğunu üstlenmelidir. Komşunuz iyi durumdaysa siz de iyi durumda olursunuz; biz Suriye’de Allah’ın izniyle iyiyiz ve buna herkes tanıklık ediyor. Bu nedenle 8 Aralık 2024’ten sonra komşularımız da daha iyi durumdadır. Aynı şekilde Lübnanlı kardeşlerimizin de tek bir devletin otoritesi altında huzur içinde yaşamalarını diliyoruz” ifadelerini kullandı.
Esed rejiminin devrilmesinin ardından Şam yönetimi, Lübnan devlet kurumlarıyla ilişkilerinde yeni bir sayfa açtı. Bu süreç, Suriye’nin Lübnan üzerindeki vesayet döneminin sona erdiğine işaret ederken, iki ülkedeki yönetici elitlerin çıkar ilişkileri üzerine kurulu siyasi, güvenlik ve ekonomik ağların da sonunu getirdi. Söz konusu yapı, Suriye’nin 1976-2005 yılları arasında yaklaşık 29 yıl süren askerî varlığının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Bu dönemde Lübnan devlet kurumları zayıflarken, Hizbullah’ın nüfuzu giderek arttı. Daha sonra Hizbullah, İran ekseni içinde Esed rejiminin yanında yer alarak Suriye sahasındaki çatışmanın da taraflarından biri haline geldi.
ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’da G7 liderleriyle yapılan bir çalışma toplantısı sırasında (Reuters)
Suriye’de, Esed rejiminin devrilmesinin ardından ülkenin yeni ve dengeli politikalar inşa etme sürecine girmesiyle birlikte, Lübnan’a olası bir müdahale ihtimali konusunda ciddi kaygılar dile getiriliyor. Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruma ve ülke genelinde istikrarı sağlama hedeflerini destekleyen bölgesel bir eksene yöneldiğine işaret eden çevreler, bunun aynı zamanda bölgedeki çatışma alanlarından uzak durmayı da gerektirdiğini vurguluyor. Siyasi ve askerî araştırmacı Reşid Hurani, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Lübnan’a yönelik herhangi bir müdahalenin mezhepçi gerilimleri ve iç çatışmaları yeniden alevlendirebileceği uyarısında bulundu. Hurani’ye göre böyle bir durumda Irak’taki Şii milislerin Suriye’ye saldırı düzenlemesi ya da İran ile Hizbullah’ın ülkedeki hücrelerini harekete geçirmesi ihtimali bulunuyor. İran ve müttefiklerinin, Suriye’deki uzun süreli varlıkları sayesinde ülke coğrafyasına yayılmış geniş ağlar kurmayı başardığını belirten Hurani, bunun önemli bir risk unsuru olduğunu ifade etti.
Hurani, olası bir müdahalenin yeni dönemdeki Suriye-Lübnan ilişkilerine etkisine ilişkin olarak ise Şam’ın Lübnan devletiyle ilişkilerinin Hizbullah’la olan ilişkilerden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Lübnan hükümetinin Hizbullah’ın güvenlik ve askerî faaliyetlerinden kendisini uzak tuttuğunu ve bu faaliyetleri gayrimeşru ilan eden kararlar aldığını hatırlattı.
Hurani’ye göre Trump’ın, Şera’dan Hizbullah’a karşı yardım talep ettiğini tekrarlaması, görünenden daha farklı bir hedef taşıyor olabilir. Hurani, bu yaklaşımın, İran’la olası bir anlaşmanın ardından Hizbullah meselesini Tahran’la ilişkilerden ayrıştırma ve Hizbullah’ın Suriye’deki askerî müdahalesinin sonuçlarından dolaylı şekilde yararlanma yönünde bir Amerikan isteğine işaret ettiğini savundu.
Hurani, Suriye’nin ancak müdahale etmemekten daha büyük bir çıkar söz konusu olduğunda Lübnan’da rol üstlenebileceğini belirtti. Buna örnek olarak İsrail’in Suriye’nin güneyinden çekilmesinin sağlanmasını gösteren Hurani, İsrail Kamu Yayın Kurumu’nun Washington’un, aylar süren durgunluğun ardından Suriye ile İsrail’i yeniden müzakere masasına oturtmak için baskı yaptığı yönündeki haberlerine dikkat çekti.
Trump’ın açıklamalarıyla eş zamanlı olarak müzakerelerin yeniden başlayabileceğine ilişkin işaretlerin ortaya çıkmasının, belirli bir anlaşmaya varılabileceği ihtimalini güçlendirdiğini ifade eden Hurani, böyle bir durumda görevin başlangıç ve bitiş tarihleri belli, zaman açısından sınırlı bir çerçevede tanımlanabileceğini söyledi. Hurani ayrıca, İran’ın Suriye’deki nüfuzunu yeniden tesis etme girişimlerini sürdürmesi ve Hizbullah’ın da bu çabalara destek vermesi halinde Şam’ın Lübnan’da daha aktif bir rol üstlenmesinin gündeme gelebileceğini belirtti. Suriye İçişleri Bakanlığı’nın son aylarda çeşitli kentlerde meydana gelen sabotaj eylemlerinden Hizbullah’ı sorumlu tuttuğunu hatırlattı.
Bu değerlendirmeler ışığında, hükümete yakınlığıyla bilinen Jusoor Araştırma Merkezi araştırmacısı Vail Alvan da Suriye’nin er ya da geç Lübnan’da bir rol oynayabileceğini söyledi. Ancak Alvan’a göre bu rol, Trump’ın açıklamalarının çağrıştırdığı biçimde olmayacak. Olası bir Suriye müdahalesinin Lübnan hükümeti ve Lübnan ordusuyla koordinasyon içinde, sınır güvenliğini ve sınır hattındaki bölgelerin korunmasını hedefleyen, ihtiyaç ölçüsünde ve zamansal açıdan sınırlı bir çerçevede gerçekleşmesi daha muhtemel görünüyor.
İsrail, Suriye’ye Hizbullah’ı ortadan kaldırma görevi verilmesi yönündeki söylemleri ciddiye almıyor
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)
İlk bakışta, Trump’ın Hizbullah’ın silahsızlandırılması görevini Suriye’ye verme yönündeki açıklamaları İsrail’de şaşkınlıkla karşılandı. Ancak güvenlik ve istihbarat kurumlarının yöneticileriyle yapılan kısa değerlendirmelerin ardından Tel Aviv, bu senaryonun gerçeklikten uzak olduğu ve ciddiye alınmaması gerektiği sonucuna vardı. Bununla birlikte uzmanlar ve bazı siyasetçiler, önerinin siyasi mesajının hafife alınmaması gerektiğini düşünüyor. İsrail’de yapılan değerlendirmelere göre Trump’ın sözleri, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından ve bölgeyi uzun bir savaştan daha uzun bir çatışma sürecine sürükleme çabasından bıkan Amerikan yönetiminin bir tür uyarısı niteliği taşıyor. ABD’nin zaten uzun süreli savaşları bir çıkmaz ve yük olarak gördüğü, her askerî operasyon için net bir çıkış stratejisi ve son hedef belirlenmesi gerektiğine inandığı ifade ediliyor.
Bu yaklaşım son haftalarda açık şekilde kamuoyuna da yansıdı. Wall Street Journal’ın yayımladığı bir haberde, ‘Trump’ın Netanyahu’nun sürekli tekrarlanan taleplerinden ve ısrarcı tutumundan bıktığı’ belirtilirken, iki lider arasında gerçekleştirilen çok sayıdaki telefon görüşmesinin benzer bir tablo ortaya koyduğu aktarıldı. Habere göre Netanyahu aynı görüşleri tekrar ederken Trump daha çok dinleyen taraf konumunda kaldı. İbranice yayın yapan medya kuruluşları ise bu tabloya ek olarak, Trump’ın zaman zaman sesini yükselttiğini, Netanyahu’nun önerilerine karşı çıktığını ve sert eleştiriler yönelttiğini öne sürdü.
Maariv gazetesi de Trump’ın uzun süre Netanyahu’nun aktardığı bilgileri doğru kabul ettiğini, ancak son dönemde daha sorgulayıcı bir tutum benimsediğini yazdı. Gazeteye göre Trump, Netanyahu’nun açıklamalarının ardından yardımcılarına sık sık, “Söyledikleri doğru mu? Verdiği bilgiler gerçekten isabetli mi?” sorularını yöneltmeye başladı.
Trump, Suriye’nin Lübnan’da rol üstlenmesine ilişkin açıklamasında şu cümleyi kullanmıştı: “Eğer İsrail herkesi öldürmeden bu görevi yerine getiremiyorsa, bunu Suriye yapacaktır.” Medyanın büyük ölçüde cümlenin ikinci kısmına odaklandığı, ancak ilk kısmının asıl mesajı içerdiği değerlendiriliyor. Buna göre Trump, Netanyahu’yu savaşı sürdürmekte ısrar etmekle, hedeflerine ulaşamamakla ve askerî operasyonlarda aşırı ölçüde can kaybı ile yıkıma yol açmakla eleştiriyor. Trump daha sonra yaptığı açıklamalarda da bu yaklaşımını pekiştirerek, “Neden binaları yıkmak zorundasınız?” sorusunu gündeme getirdi. Ayrıca İsrail operasyonlarında hayatını kaybeden çok sayıda Lübnanlının Hizbullah mensubu olmadığını ya da örgütle herhangi bir bağlantısının bulunmadığını dile getirdi.
Haaretz gazetesinin Arap dünyası uzmanı ve dış politika yazarı Zvi Barel, Suriye’nin Lübnan denklemine dahil edilmesi fikrini sert şekilde eleştirerek, İsrail’in artık Trump’ın Lübnan konusunda kendisiyle aynı görüşleri paylaşmadığını anlaması gerektiğini yazdı. Barel’e göre Lübnan, hızla İsrail’in askerî cephesi olmaktan çıkarak İran’la yürütülen diplomatik pazarlığın bir unsuruna dönüşüyor. Barel, bu süreçte Trump’ın fiilen İran’ın taleplerine boyun eğdiğini savunurken, Tahran’ın yalnızca Hizbullah’ın konumunu ve nüfuzunu korumaya çalışmadığını, aynı zamanda Lübnan’ı da ABD’nin taahhütlerini yerine getirebileceğini gösteren somut güvencelerin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünü belirtti.
Barel, Hizbullah dosyasının İsrail’in elinden alınarak Suriye’ye devredilmesi önerisinin, bir dönem İran rejimini devirmeye yardımcı olması için Kürt milislerin devreye sokulmasını öngören ve kısa sürede rafa kaldırılan öneriyi hatırlattığını ifade etti. Şera’nın Hizbullah’a karşı güçlü gerekçelere sahip olduğunu ve örgütle uzun yıllara dayanan bir husumet geçmişi bulunduğunu kabul eden Barel, buna rağmen Şera’nın böyle bir projeyle ilgilenmediğini açıkça ortaya koyduğunu kaydetti. Suriye’nin halen güvenlik sorunlarıyla mücadele ettiğini, askerî ve idari açıdan tam anlamıyla istikrara kavuşmadığını vurgulayan Barel, bu koşullarda Lübnan’da askerî bir maceraya girişmenin Şam açısından gerçekçi bir seçenek olmadığını belirtti. Barel ayrıca, Şera’nın kısa süre önce yaptığı, “Suriye’nin Lübnan’a askerî müdahale dönemi sona ermiştir” şeklindeki açıklamasını da hatırlattı.
Öte yandan İsrail’de yeni Suriye yönetimine yönelik kuşkucu yaklaşımın sürdüğü belirtiliyor. İsrailli çevreler, Şam’daki yeni yönetimi Türkiye’nin bölgesel projesinin bir parçası olarak değerlendirirken, bunun İsrail açısından potansiyel bir tehdit oluşturduğunu düşünüyor. Bu nedenle, Şam’ın Trump’ın önerisine olumlu yaklaşması halinde Washington’dan ilave destek görebileceği, bunun da İsrail’in aleyhine sonuçlar doğurabileceği değerlendirmeleri yapılıyor.
İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli de bu çerçevede dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Chikli, Suriye’ye karşı ‘er ya da geç’ savaş açılabileceği tehdidinde bulunarak, Suriye ve Türkiye’nin İsrail açısından İran’dan çok daha büyük bir endişe kaynağı oluşturduğunu öne sürdü. Her ne kadar Chikli’nin Netanyahu hükümetinde etkisi sınırlı bir isim olduğu değerlendirilse de, perşembe günü Maariv gazetesine bağlı 103 FM radyosuna yaptığı açıklamaların, hükümet çevrelerinde hâkim olan siyasi atmosferi yansıttığı belirtiliyor. İsrail’deki yorumlara göre bu yaklaşım, Tel Aviv yönetiminin Şam ile yürütülen temas ve müzakere süreçlerine neden mesafeli davrandığını da ortaya koyuyor.
Beyrut... Hizbullah’ın silahlarıyla ilgili mesele tamamen Lübnan devletinin sorumluluğunda
Suriye-Lübnan sınırı boyunca devriye gezen Suriye askerleri, 1 Nisan 2026 (AFP)
Trump’ın, Hizbullah dosyasını Şera ile görüştüğünü açıklaması, Lübnan’da Şam’a Hizbullah’la mücadelede bir rol verilip verilmeyeceği yönünde tartışmaları beraberinde getirdi. Ancak hem resmî hem de siyasi düzeydeki Lübnanlı aktörlerin tutumu, bu öneriyi reddeden Suriye’nin yaklaşımıyla örtüştü. Beyrut yönetimi, Hizbullah meselesine yönelik herhangi bir yabancı müdahaleyi hızla reddederek, bu konunun ele alınmasının yalnızca Lübnan devleti ve kurumlarının yetki ve sorumluluğunda olduğunu vurguladı.
Trump, Fransa’da düzenlenen G7 Zirvesi sırasında yaptığı açıklamada, Şera ile Hizbullah konusunu görüştüğünü belirtti. Şera’nın Hizbullah’a karşı harekete geçmeye hazır olup olmadığı yönündeki bir soruya ise ayrıntıya girmeden, bu konu hakkında daha sonra konuşacağını söylemekle yetindi.
İsrail gerçekliğini kavramaya yönelik bir girişim
Bu çerçevede Lübnan eski Meclis Başkan Yardımcısı Eli Ferzli, Trump’ın açıklamalarının kapsamlı ve uzun vadeli bir stratejik vizyonun parçası olarak değerlendirilemeyeceğini, daha çok bölgedeki son gelişmelerle bağlantılı geçici siyasi bir bağlam içinde okunması gerektiğini söyledi. Ferzli, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Trump’ın bu sözlerini stratejik değil, taktiksel bir çerçevede değerlendiriyorum” dedi. Ferzli, açıklamaların İran’la varılan anlaşmanın ardından ya da bölgede yaşanan gelişmeler ışığında stratejik bir yaklaşımın ürünü olarak yorumlanamayacağını belirtti.
Ferzli’ye göre gerçeğe en yakın değerlendirme, bu açıklamaları savaş sonrası siyasi denklemin yönetilmesine yönelik bir yaklaşım olarak görmekten geçiyor. Lübnanlı siyasetçi, “Bu söylem, İsrail’deki mevcut durumu gözetmeye ve İsrail’in bedel ödemiş ya da gönüllü taviz vermiş gibi görünmesini engellemeye yönelik taktiksel bir yaklaşımdır” değerlendirmesinde bulundu. Mevcut bölgesel atmosferin Lübnan’da yeni gerilim ve çatışma alanlarının ortaya çıkmasını teşvik etmediğini vurgulayan Ferzli, bölgedeki aktörlerin genel eğiliminin mevcut krizleri kontrol altına almaya ve yeni cepheler açılmasını önlemeye yönelik olduğunu ima etti.
Lübnan ordusu ve iç istikrar
Ferzli, Amerikan önerisinin uygulanabilirliğini sorgulamakla kalmayıp meseleyi doğrudan Lübnan’ın iç dengeleri ve resmî kurumlarının konumuyla ilişkilendirerek, Lübnan devletini devre dışı bırakan her türlü yaklaşımın ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Şarku’l Avsat’a konuşan Ferzli, “Bence bundan da önemli olan husus, Lübnan ordusunun bu mesele karşısında seyirci kalamayacak olmasıdır. Çünkü konu, Lübnan devletinin ve siyasi sisteminin bütün yapısını ilgilendiriyor” dedi. Meselenin sıradan veya tali bir konu gibi ele alınamayacağını vurgulayan Ferzli, “Bu dosya geçici bir ayrıntı olarak görülemez. Zira Lübnan ve ülkenin istikrarı üzerinde doğrudan etkiler bırakabilecek sonuçlar doğurabilir” ifadelerini kullandı.
Lübnan’ın doğusundaki Bekaa Vadisi’nde bulunan Nebi Şit kasabasına düzenlenen İsrail hava saldırılarında öldürülen bir Hizbullah mensubunun cenaze törenine katılan Hizbullah destekçileri (AP)
Silahsızlanma, Lübnan devletinin sorumluluğunda
Trump’ın ima ettiği yaklaşıma karşılık, Lübnan Adalet Bakanı Adil Nassar’ın tutumu, güvenlik ve savunma alanındaki karar alma yetkisinin yalnızca Lübnan devletine ait olduğu yönünde net bir mesaj içerdi. Nassar, CNN’e verdiği röportajda, Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda herhangi bir dış müdahaleye kapıyı kapatarak, “Hizbullah’ın silahsızlandırılması Lübnan devletinin sorumluluğundadır; yabancı güçlerin değil” ifadesini kullandı. Bu açıklama, Beyrut yönetiminin Hizbullah dosyasının ele alınmasında devlet kurumlarının tek yetkili merci olduğu yönündeki tutumunu bir kez daha ortaya koydu.
Esed rejiminde kabul etmediğimiz bir şeyi başka bir rejimde de kabul etmeyeceğiz
Nassar’ın tutumu, Lübnan Kuvvetleri Partisi Dış İlişkiler Sorumlusu Richard Kayumciyan’ın görüşleriyle de örtüşüyor. Kayumciyan, esasen Suriye’nin böyle bir rol üstlenme isteğinin bulunmadığını belirterek, Lübnan iç işlerine herhangi bir Suriye müdahalesini de ilkesel olarak reddetti. Kayumciyan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Gerek Suriye tarafıyla yaptığımız görüşmeler, gerek Lübnan’daki Suriye Büyükelçisi ile temaslarımız, gerekse Cumhurbaşkanı Şera ve Suriyeli yetkililerin kamuya açık açıklamaları, bunun mümkün olmadığını gösteriyor” dedi. Suriye’nin Lübnan iç meselelerine, özellikle de Hizbullah’ın silahları gibi hassas bir konuya müdahil olma konusunda istekli ve motive olmadığını vurgulayan Kayumciyan, “Suriye tarafı bu meseleye girmek istemiyor, buna hevesli değil ve Lübnan iç işleriyle özellikle de Hizbullah’ın silahları gibi karmaşık ve tehlikeli bir dosyayla ilgilenmeye zaten ikna olmuş değil” ifadelerini kullandı.
Kayumciyan ayrıca, Lübnan tarafında, özellikle devlet düzeyinde, silah meselesinde nihai sorumluluğun Lübnan devletine ait olduğuna dair yerleşik bir kanaat bulunduğunu belirtti. Bu çerçevede geçen yıl bu konuda bazı kararlar alındığını ve bunun mevcut hükümetin program bildirgesinde de yer aldığını hatırlattı.
Beyrut’un güney banliyösünde İsrail bombardımanı sonucu yıkılan binalar… Arka planda Hizbullah bayrağı dalgalanıyor. (EPA)
Kayumciyan sözlerine, “Lübnan egemenliği konusu dokunulamaz, ihlal edilmesi kabul edilemez bir meseledir” ifadesiyle devam etti. Suriye’ye ilişkin olarak ise mevcut Suriye yönetiminin Lübnan’a karşı düşmanca bir tutum sergilemediğini, aksine ilişkilerin eski rejim döneminin sona ermesinin ardından yeniden düzenlenmeye çalışıldığını belirtti. Kayumciyan, Suriye tarafının Lübnan’a müdahil olma yönünde bir istek, irade ya da karar ortaya koymadığını, tam tersine böyle bir yaklaşımın söz konusu olmadığını ifade etti.
Lübnan’daki tüm kesimlerin, devletin yanı sıra siyasi partilerin de Suriye’nin iç işlerine herhangi bir müdahalesini kabul etmediğini vurgulayan Kayumciyan, bunun yönetimin niteliğinden bağımsız bir tutum olduğunu söyledi.
Silah meselesinin Lübnan devlet kurumları aracılığıyla çözülmesi gerektiğini belirten Kayumciyan, “Devletin bu konuyu kararlılıkla ele almasını ve silahsızlanma meselesini çözmesini istiyoruz. Eğer uluslararası ya da Arap desteğine ihtiyaç duyarsa, bunu kendisi talep etmelidir” dedi.
Kayumciyan, Lübnan devletinin kendi imkânları, kurumları ve güvenlik birimleriyle bu görevi yerine getirebilecek kapasiteye sahip olduğunu düşündüklerini de ekleyerek, dış müdahaleye gerek olmadığını vurguladı. Ona göre asıl ihtiyaç, devletin egemenliğini ülke genelinde tam olarak tesis edecek şekilde kararlı ve iradeli bir tutum sergilemesidir.
Öte yandan Lübnan’daki Ketaib Partisi de Hizbullah’ın silah dosyasında Suriye’ye herhangi bir rol verilmesini reddeden görüşlere katılarak, silahların yalnızca devletin elinde toplanması ve devlet otoritesinin tüm ülke genelinde tam olarak sağlanmasının bu meselenin çözümünde temel çıkış noktası olduğunu vurguladı.
Parti yaptığı açıklamada, Hizbullah dosyasının çözümü için ‘doğrudan Suriye müdahalesine’ dayanan yaklaşımı kesin bir dille reddetti. Açıklamada, böyle bir sürecin yalnızca Lübnan’ın egemenliğine saygı gösteren, meşru kurumların rolünü güçlendiren ve Lübnan’ın çıkarlarını önceleyen açık bir çerçevede, bölgesel ve uluslararası ortakların eşlik ve desteğiyle yürütülmesi gerektiği ifade edildi.
Parti ayrıca, Şera’nın daha önce Lübnan’a askerî müdahaleye karşı çıkan tutumunu olumlu bulduğunu belirterek, bu yaklaşımın Lübnan’ın egemenlik ve bağımsızlığına saygıyı yansıttığını ve iki ülke arasında sağlıklı ilişkiler için zemin oluşturduğunu vurguladı.
Öte yandan Lübnan’daki Özgür Yurtsever Hareket de herhangi bir yabancı devlete, Lübnan topraklarında askerî bir rol verilmesini içeren tüm önerileri reddetti. Hareket, Şera’nın Lübnan’a yönelik askerî ya da siyasi müdahaleye karşı çıkan tutumunu da olumlu karşıladığını belirtti. Açıklamada, Lübnan’ın egemenliği, istikrarı ve güvenliğinin yalnızca Lübnan devletinin sorumluluğunda olduğu vurgulanırken, iç işlerine yönelik her türlü dış müdahalenin, kaynağı veya gerekçesi ne olursa olsun kabul edilemez olduğu ifade edildi.
Husi geçici başbakanının açıklamaları yaygın bir şekilde alay konusu oldu, (Yerel medya)
Kaynak yetersizliği ve Husilerin getirdiği kısıtlamalar gıda güvensizliğini daha da kötüleştirdi, (Yerel medya)
Suriye'nin doğusundaki Hamuriye kasabasının rejim güçleri tarafından bombalanmasından kaçan bir Suriyeli aile (Arşiv - AFP)