İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
TT

İsrail, Lübnan bataklığı ile Rus ruleti arasında

İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir silah arkadaşlarının tabutunu taşıyor. (Reuters)

İsrail ordusunun kamuoyu önünde dile getirmekten kaçındığı stratejik vizyon ile Başbakan Binyamin Netanyahu'nun yalnızca savaşı değil hükümetinin tüm icraatlarını şekillendiren "kontrollü kaos" siyaseti, İsrail'in giderek Lübnan bataklığına saplandığı ve adeta "Rus ruleti" oynadığı yönünde bir algı oluşturuyor. Bu oyunda oyuncu, silahı her ateşlediğinde ölümle karşı karşıya kalabileceğini bilerek tetiği çekiyor.

Çıkmaza sürüklenen ordu

İbranice yayın yapan medya kuruluşlarının, ordu komutanlığına yakınlığıyla bilinen askeri muhabirleri, hükümetin İsrail ordusunu hem İran tuzağına hem de Lübnan bataklığına sürüklediği konusunda görüş birliği içinde.

Analistlere göre Lübnan konusunda açık hedeflere sahip siyasi bir planın bulunmaması, orduyu son derece karmaşık bir tabloyla karşı karşıya bırakıyor.

scthy
İki İsrailli kadın, pazar günü Hayfa'da düzenlenen cenaze töreninde Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askeri için gözyaşı döküyor. (AP)

İsrail ordusu bugün Güney Lübnan'da yaklaşık 600 kilometrekarelik bir alanı kontrol ediyor. Bölgede 60 yerleşim yeri ile gelişmiş teknolojiye sahip geniş bir tünel ağı bulunuyor. Bu tünellerde gıda depoları, silah stokları, sağlık merkezleri, çok sayıda çıkış noktası ve patlayıcı düzeneklerle hazırlanmış pusu alanları yer alıyor.

Gerilla savaşına geçen Hizbullah ise silahlı hücreler aracılığıyla İsrail askerlerine fırsat buldukça keskin nişancı saldırıları düzenliyor.

İsrail ordusu her saldırıya sert karşılık vererek hem bu hücreleri hem de faaliyet gösterdikleri çevreyi hedef alıyor. İsrailli her asker kaybına karşılık 20 ila 30 Lübnanlının öldürüldüğü belirtilse de, Mart ayından bu yana 36 İsrail asker ve subayının hayatını kaybetmesi İsrail kamuoyunda ciddi rahatsızlık yaratıyor.

Ölen askerlerin aileleri arasında, Birinci Lübnan Savaşı dönemini hatırlatan "Daha ne kadar?", "Neden buradayız?", "Çocuklarımız ne uğruna ölüyor?" soruları yeniden dillendirilmeye başlandı.

Bu toplumsal tepki nedeniyle Netanyahu ve hükümet üyelerinin cenaze törenlerine katılmaktan kaçındıkları ifade ediliyor.

Ordunun sesi duyulmuyor

Haaretz gazetesinin askeri yazarı Amos Harel, pazar günü yayımlanan analizinde son olayları değerlendirdi.

Harel, son çatışmalarda Zırhlı Birlikler 52'nci Tabur Komutanı Yarbay Dor Ben Samhon ile tank mürettebatından üç askerin Tebnit köyü yakınlarında, Ali Tahir tepeleri ile Litani Nehri'nin kuzeyinde hayatını kaybettiğini yazdı.

İsrail ordusunun ateşkesten önce Hizbullah'ın yer altındaki komuta merkezi ve füze tesislerini ele geçirmek amacıyla bölgeye girdiğini belirten Harel, ilerleyişin yavaş olduğunu ve ciddi kayıplar verildiğini aktardı.

xcvfbthy
İsrailliler, Güney Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze törenine katılıyor. (AFP)

Ordu söz konusu yer altı tesisini Hizbullah'ın stratejik merkezlerinden biri olarak tanımlarken, ABD'li arabulucunun girişimleriyle savaşın son aşamasına yaklaşılmış olsa bile buranın mutlaka hedef alınması gerektiğini savundu.

Harel'e göre bu tablo, İsrail ordusunun bölgede kalmaya devam etmesini ciddi biçimde sorgulatıyor.

Mart ayında bölgeye girilmesinin zaten tartışmalı olduğunu hatırlatan Harel, fiber optik kablolu insansız hava araçlarına karşı etkili bir çözüm bulunmaması ve ağır ateş gücünün kullanımına getirilen kısıtlamalar nedeniyle askerleri korumanın son derece zorlaştığını, bunun da ağır can kayıplarına yol açtığını belirtti.

Harel ayrıca bu konuların güvenlik kabinesinde tartışılmadığını ve kamuoyuna da yansıtılmadığını ifade etti.

Genelkurmay'da birçok üst düzey komutanın mevcut savaşın artık hiçbir stratejik amaca hizmet etmediğinin farkında olduğunu yazan Harel, ordunun fiilen ön karakollar kurmak ve Litani Nehri'nin güneyindeki Lübnan köylerini geniş çapta, zaman zaman vahşet boyutuna ulaşan yöntemlerle yıkmakla meşgul olduğunu savundu.

Buna rağmen ordunun siyasi yönetime verdiği mesajın, "Siz emredin, biz uygulayalım" anlayışıyla sınırlı kaldığını; hedefler ve bunlara ulaşma yöntemleri konusunda derinlikli bir tartışma yürütülmediğini dile getirdi.

Bakanlardan tepki

Öte yandan hükümet üyelerinin sert açıklamaları sürüyor.

Bir bakan, öldürülen her İsrail askeri karşılığında bin Lübnanlının öldürülmesi çağrısında bulundu.

Bir başka bakan, Yarbay Ben Samhon'un ölümü nedeniyle üzüntüsünü dile getirirken adını yanlış yazdı.

Üçüncü bir bakan ise hayatını kaybeden kişinin aslında zırhlı birliklerden olmasına rağmen "Golani Tugayı'ndan bir yarbay" için taziye mesajı yayımladı.

frbgfrtb
Lübnan'da hayatını kaybeden bir İsrail askerinin cenaze töreni. (Reuters)

Bazı bakanlar televizyon programlarında, asker cenazelerine kendilerinin değil "kızıl saçlı adamın" (Donald Trump) katılması gerektiğini savundu.

Ancak gerçekte hükümetten hiçbir temsilci tabur komutanının cenazesine katılmazken, eski Başbakan Naftali Bennett törene iştirak etti.

Tebnit ve Mecdel Zun

Maariv gazetesinin askeri yazarı Avi Aşkenazi ise Hizbullah'ın en önemli yer altı merkezlerinden birinin Nebatiye'ye yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Tebnit köyünün altında bulunduğunu yazdı.

İsrail ordusunun yalnızca Tebnit'te değil, batı cephesindeki Mecdel Zun bölgesinde de faaliyet yürüttüğünü belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın burada İsrail'in tamamını tehdit edebilecek stratejik silah sistemlerini barındıran geniş yer altı tesisleri kurduğunu ifade etti.

Bu nedenle İsrail kara birliklerinin söz konusu altyapıyı ele geçirmesinin büyük önem taşıdığını belirten Aşkenazi, Hizbullah'ın da İsrail ordusunun ilerleyişini durdurmak için yoğun çaba gösterdiğini, İran'ın ise Lübnan dosyasını doğrudan üstlenerek ABD üzerinde baskı kurmaya çalıştığını ileri sürdü.

"İsrail siyasi olarak hata yapıyor"

Aşkenazi, İsrail'in Lübnan konusunda net bir siyasi vizyon ortaya koymamasını da eleştirdi.

İsrail'in yalnızca toprak ele geçirmek ve ileri karakollar kurmaktan söz ettiğini belirten Aşkenazi, bunun kuzey bölgelerine güvenlik sağlamayacağını savundu.

İsrail ordusunun Lübnan topraklarında bulunmasının, Hizbullah'a karşı ülkenin tamamında serbest hareket etme kabiliyetini kısıtladığını ve askerleri adeta hedef tahtasına dönüştürdüğünü ifade etti.

Aşkenazi'ye göre Netanyahu, aşırı sağ koalisyon ortaklarını kaybetmemek için Lübnan ile üst düzey barış müzakerelerine başlamaktan kaçınıyor.

"İsrail artık bir papağana dönüştü. Bölgeye hiçbir siyasi ufuk sunmuyor. Hükümet içindeki bazı çevrelerin tek sloganı 'Haydi kaosa' oldu. Yargıda, yollarda, emniyette, eğitimde ve ekonomide her yerde düzensizlik hâkim" değerlendirmesinde bulundu.

"İsrail iki kez kaybedebilir"

Yedioth Ahronoth gazetesinin güvenlik editörü Ronen Bergman ise Donald Trump'ın, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri faaliyetlerinin İran ile imzaladığı anlaşmayı tehlikeye attığı kanaatine varması halinde, Tahran'a yeni tavizler verebileceği uyarısında bulundu.

Bergman'a göre bu durumda İsrail hem Lübnan'da ağır kayıplar vermeye devam edecek hem de İran karşısında daha kötü bir anlaşmayla karşılaşabilecek.

Operasyonel sorunların yeni olmadığını belirten Bergman, İsrail'in geçmişteki "güvenlik kuşağı" deneyiminin tekrarına sürüklenmemesi gerektiğini vurguladı.

Yazara göre ordu iki seçenekten birini tercih ediyor: Ya Lübnan'ın tamamında hiçbir kısıtlama olmaksızın kapsamlı bir askeri operasyon yürütmek ya da sınır boyunca dar bir güvenlik kuşağına çekilmek.

Sağ kesimden de eleştiri

Netanyahu'ya yakınlığıyla bilinen Israel Hayom gazetesinde de benzer eleştiriler yer aldı.

Sağ görüşlü akademisyen Prof. Eyal Zisser, İsrail'in aylardır Lübnan'da dilediği gibi hareket ettiği izlenimi oluştuğunu ancak ülkenin giderek 7 Ekim öncesindeki duruma geri döndüğünü yazdı.

Zisser, Hizbullah'ın ağır darbe almasına rağmen ayakta kaldığını, ateşkes sayesinde yeniden güç toplayıp füze stoklarını yenileyebileceğini belirtti.

İran'ın baskısıyla İsrail'in Güney Lübnan'daki güvenlik kuşağından çekilmesi halinde Hizbullah militanlarının yeniden sınır hattına geleceğini savunan Zisser, "Neyin yanlış gittiğini anlamak kadar geleceğe bakıp gerekli dersleri çıkarmak da önemlidir. Sonuçta her askeri operasyonun siyasi kazanıma dönüştürülebilecek bir çıkış stratejisi olmak zorundadır" değerlendirmesinde bulundu.



Hamas, Gazze Şeridi’nde nakit sıkıntısıyla karşı karşıya

Nisan 2024’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta yıkılmış bir binanın enkazı önünde duran bir satıcıya ürünlerini düzenlemesi için yardım eden çocuk (AFP)
Nisan 2024’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta yıkılmış bir binanın enkazı önünde duran bir satıcıya ürünlerini düzenlemesi için yardım eden çocuk (AFP)
TT

Hamas, Gazze Şeridi’nde nakit sıkıntısıyla karşı karşıya

Nisan 2024’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta yıkılmış bir binanın enkazı önünde duran bir satıcıya ürünlerini düzenlemesi için yardım eden çocuk (AFP)
Nisan 2024’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta yıkılmış bir binanın enkazı önünde duran bir satıcıya ürünlerini düzenlemesi için yardım eden çocuk (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki piyasalarda faaliyet gösteren kişiler ile Hamas mensuplarının ifadeleri, hareket üyelerinin maaşlarını nakit olarak tahsil etme konusunda sıkıntı yaşadığını ortaya koydu. Çok sayıda esnafın nakit para kabulünü azaltması ve elektronik uygulamalar ile dijital cüzdanlara yönelmesi, bu sorunu daha da belirgin hâle getirdi.

Bu gelişme, İsrail’in son haftalarda Hamas’ın mali işlerinden sorumlu yetkilileri hedef alıp öldürme operasyonlarını yoğunlaştırdığı bir dönemde meydana geldi. Söz konusu kişiler arasında, hareket mensuplarına maaşları ulaştırmakla görevli bazı isimlerin de bulunduğu belirtildi.

Hamas çalışanlarının Şarku’l Avsat’a bildirdiğine göre gerek sivil yönetimde gerekse askeri kanat olan İzzeddin el-Kassam Tugayları’nda görev yapanların büyük bölümü maaşlarını nakit olarak alıyor.

Savaşın en yoğun yaşandığı yıllarda da Gazze halkı, paralarını elektronik ortamdan nakde çevirmekte zorluk çekiyordu.

İsrail, geçen ağustos ayında Hamas’ı ekonomik açıdan sıkıştırmak amacıyla şekel banknotlarının belirli bir kupürünün kullanımını yasakladı. Hamas’a bağlı polis teşkilatı da bunun ardından bir genelge yayımlayarak, dükkân sahiplerini ve diğer işletmeleri nakit parayla işlem yapmama konusunda uyardı.


Silahlı grupların “konuşlanma noktaları” Trablus’ta gerilimi yeniden artırdı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, Trablus’ta düzenlenen bir güvenlik toplantısında (Arşiv-Dibeybe’nin Ofisi)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, Trablus’ta düzenlenen bir güvenlik toplantısında (Arşiv-Dibeybe’nin Ofisi)
TT

Silahlı grupların “konuşlanma noktaları” Trablus’ta gerilimi yeniden artırdı

Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, Trablus’ta düzenlenen bir güvenlik toplantısında (Arşiv-Dibeybe’nin Ofisi)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, Trablus’ta düzenlenen bir güvenlik toplantısında (Arşiv-Dibeybe’nin Ofisi)

Libya’nın başkenti Trablus’ta güvenlik ve askeri gruplar arasındaki gerilim yeniden arttı. Trablus’un merkezinde Kadi­siye Adası’ndaki konuşlanma konusunda yaşanan anlaşmazlık, son iki yılda yeniden şekillendirilen güvenlik düzeninin, geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe’nin başkentteki silahlı grupların ve güvenlik birimlerinin varlığını yeniden düzenleme girişimlerine rağmen henüz kalıcı bir istikrara kavuşmadığını ortaya koydu.

Misrata kökenli El-Mahcub Tugayı, cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, Adli Polis Teşkilatı ile birlikte Trablus’taki Kadi­siye Adası’ndan çekildiğini duyurdu. Açıklamada, güvenlik noktalarının belirlenmesi amacıyla Başbakanlık İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Muhammed bin Galbun ile yapılacak toplantının beklendiği ifade edildi.

Tugay, anlaşmazlığın “kişisel değil, güvenlikle ilgili” olduğunu ve Savunma Bakanı tarafından görevlendirilen herhangi bir gücün, onaylanmış güvenlik düzenlemeleri uyarınca herhangi bir noktada konuşlanmasına izin veren düzenlemelere dayandığını belirtti.

Açıklama, iki güç arasında Kadi­siye Adası’ndaki konuşlanma konusunda yaşanan gerilimin ortasında geldi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu bölge, geçmişte farklı güvenlik grupları arasında nüfuz alanlarının ve konuşlanma düzenlemelerinin çakışması nedeniyle çeşitli gerilimlere sahne olmuştu.

Kadi­siye Adası daha önce de farklı gruplar arasında gerilim noktası oldu. Geçen yıl İçişleri Bakanlığına bağlı Genel Güvenlik Teşkilatı güçlerinin bölgeye girmesi ve bunun ardından başka güçlerin başkentin çeşitli bölgelerinde yeniden konuşlanmak üzere harekete geçmesi bunlar arasında yer alıyor.

Kadi­siye Adası’ndan yapılan açıklamalı çekilme, anlaşmazlığın nihai olarak çözüldüğü anlamına gelmiyor. Tarafların, konuşlanma düzenlemelerini belirlemek üzere gerçekleştireceği toplantı, Dibeybe hükümetinin güvenlik güçleri arasındaki anlaşmazlıkların yeniden çatışmaya dönüşmesini önleme kapasitesi açısından yeni bir sınav olacak.

Güvenlik haritası

Ulusal Birlik Hükümeti ile Dibeybe karşıtı Terör ve Organize Suçlarla Mücadele Caydırma Teşkilatı arasında daha önce varılan düzenlemeler, teşkilat güçlerinin Trablus’taki bazı noktalardan yeniden konuşlandırılmasını öngörüyordu. Bu düzenlemeler, teşkilatın hukuki statüsü ve konuşlanma bölgeleri konusunda yaşanan gerilim döneminin ardından yapılmıştı.

Geçtiğimiz temmuz ayında Caydırma Teşkilatı’nın başkentin doğu ve merkezindeki bazı eski konuşlanma noktalarına dönmesine yönelik talimatlar verildi. Bu gelişme, bazı çevrelerce Trablus’taki güvenlik haritasının yeniden şekillendirildiğinin göstergesi olarak değerlendirildi.

Başkentte güvenlik ve askeri görevleri üstlenen kurumların çokluğu, tabloyu daha karmaşık hâle getiriyor. Savunma ve İçişleri bakanlıklarına bağlı güçlerin yanı sıra Caydırma Teşkilatı, Adli Polis ve Misrata ile diğer kentlerden gelen çeşitli silahlı gruplar bulunuyor. Bu durum, herhangi bir konuşlanma noktası konusunda yaşanan anlaşmazlığın siyasi ve güvenlik düzeyinde çözülememesi hâlinde daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme riskini beraberinde getiriyor.

Dibeybe hükümeti, geçen yıl yaşanan çatışmaların ardından güvenlik haritasını yeniden düzenlemeye çalışıyor. Ancak hükümet, güvenliği sağlamak için aynı zamanda birden fazla güce başvuruyor. Bu da gruplar arasındaki denge sorununun devam etmesine neden oluyor. Bunun en belirgin örneklerinden biri, daha önce farklı nüfuz alanlarına ve konuşlanma düzenlemelerine sahip güvenlik birimleri ile güçlerden unsurları tek bir yapı altında toplayan Trablus Güvenlik Müdürlüğü Destek Gücü.

El-Mahcub Tugayı

El-Mahcub Tugayı, Misrata kentinden çıkan silahlı gruplardan biri ve Merkezi Askeri Bölge bünyesinde faaliyet gösteriyor. Kolektif bir komuta yapısına sahip olan tugayın aksine, Adli Polis Teşkilatı resmî olarak Ulusal Birlik Hükümeti bünyesindeki Adalet Bakanlığına bağlı bulunuyor. Teşkilat; mahkemelerin ve cezaevlerinin korunması, mahkeme kararları ile adli emirlerin uygulanması ve tutuklu ile hükümlülerin naklinden sorumlu.

Resmî statüsüne rağmen teşkilat, son yıllarda başkentteki diğer silahlı gruplarla çeşitli alanlarda kesişen yetkilere sahip oldu ve nüfuz mücadeleleri kapsamında komuta kademesinde sık sık değişiklikler yaşandı.

Terör ve Organize Suçlarla Mücadele Caydırma Teşkilatı ise Trablus’taki en güçlü gruplardan biri olarak öne çıkıyor. Teşkilatın başında Abdürrauf Kara bulunuyor. Teşkilat esas olarak, sivil havalimanı, hava üssü ve Trablus’taki başlıca cezaevlerinden birini bünyesinde barındıran Mitiga Kompleksi’nde konuşlanıyor.

Teşkilat geniş bir nüfuza sahip ve sahada yüksek düzeyde özerkliğini koruyor. Farklı dönemlerde görünüşte Başkanlık Konseyi veya hükümete bağlı olsa da Dibeybe hükümetiyle ilişkileri geçen yıl ciddi gerilimlere sahne oldu. Bunun ardından Temmuz 2026’da yapılan güvenlik düzenlemeleri kapsamında unsurlarının başkentin doğu ve merkezindeki bazı eski mevzilerine yeniden konuşlandırılması kararlaştırıldı.

Bunların yanı sıra başkentte 444. Muharebe Tugayı ve 111. Tugay gibi başka grupların yanı sıra Misrata ve diğer batı kentlerinden gelen birlikler ile Savunma ve İçişleri bakanlıklarına bağlı güçler de bulunuyor.

El-Mahcub Tugayı’nın güvenlik noktalarının belirlenmesi amacıyla yapılacak toplantıyı bekleyerek Kadi­siye Adası’ndan çekildiğini açıklaması, sahadaki güçler arasında konuşlanma dağılımının henüz nihai olarak belirlenmediğini gösteriyor. Hükümetin ortak güvenlik düzenlemeleri dayatma ve anlaşmazlıkların açık çatışmalara dönüşmesini önleme kapasitesi ise önümüzdeki dönemde başkentin istikrarı açısından en önemli sınav olmaya devam ediyor.


Burhan, vize başvurusunun reddedilmesinin ardından Washington’a meydan okudu

Burhan, “Hartum Stadyumu”nda düzenlenen gençlik buluşmasına katılanları selamlıyor (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)
Burhan, “Hartum Stadyumu”nda düzenlenen gençlik buluşmasına katılanları selamlıyor (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)
TT

Burhan, vize başvurusunun reddedilmesinin ardından Washington’a meydan okudu

Burhan, “Hartum Stadyumu”nda düzenlenen gençlik buluşmasına katılanları selamlıyor (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)
Burhan, “Hartum Stadyumu”nda düzenlenen gençlik buluşmasına katılanları selamlıyor (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan, Washington’a meydan okuyan açıklamalarda bulunarak, “şantaj” olarak nitelendirdiği girişimi reddetti. Burhan, herhangi bir seyahat vizesi almak istemediğini ve Sudan’dan ayrılmayacağını söyledi. Açıklamaları, ABD’nin geçtiğimiz hafta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katılmak üzere ülkeye giriş vizesi vermeme kararına gönderme olarak değerlendirildi.

Burhan, 24 Eylül’de New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu’nun 81. oturumunda ülkesinin heyetine başkanlık ederek konuşma yapmayı planlıyordu. Ancak Washington kendisine giriş vizesi vermedi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre ABD’nin vize vermesi, Burhan’ın Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında Nisan 2023’ten bu yana devam eden iç savaşta 90 günlük insani ateşkesi kabul etmesine bağlıydı. Söz konusu ateşkes önerisi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos tarafından sunuldu. Ancak Burhan öneriyi reddederek, savaşı sürdürme kararlılığını belirtti.