ABD'den Sudan'ın el-Ubeyd Kentinde "Kitlesel Katliam" uyarısı

Sudan'ın Hartum kentinde su krizi yaşanırken, insanlar bir dağıtım noktasında su kaplarını dolduruyor, 18 Mayıs 2026 (AP)
Sudan'ın Hartum kentinde su krizi yaşanırken, insanlar bir dağıtım noktasında su kaplarını dolduruyor, 18 Mayıs 2026 (AP)
TT

ABD'den Sudan'ın el-Ubeyd Kentinde "Kitlesel Katliam" uyarısı

Sudan'ın Hartum kentinde su krizi yaşanırken, insanlar bir dağıtım noktasında su kaplarını dolduruyor, 18 Mayıs 2026 (AP)
Sudan'ın Hartum kentinde su krizi yaşanırken, insanlar bir dağıtım noktasında su kaplarını dolduruyor, 18 Mayıs 2026 (AP)

Amerika Birleşik Devletleri dün yaptığı açıklamada, Sudan’ın el-Ubeyd kentinde "yaklaşan kitlesel katliamların yaşanabileceğine dair endişe verici işaretlerden" duyduğu derin endişeyi dile getirdi. Birleşmiş Milletler (BM) de söz konusu şehirde Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) olası saldırısından endişe ediyor.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre ABD Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, çatışmanın her iki tarafını da "sivilleri tehlikeye atacak, insani yardımları engelleyecek veya daha fazla vahşet işlenmesine yol açacak her türlü eylemi durdurmaya" çağırdı.



Mısır ve ABD, Libya krizinin çözüm sürecini güçlendirmek için harekete geçti

Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tuğgeneral Hasan Reşad, Bingazi’de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile yaptığı görüşmede (Arşiv – LUO Genel Komutanlığı)
Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tuğgeneral Hasan Reşad, Bingazi’de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile yaptığı görüşmede (Arşiv – LUO Genel Komutanlığı)
TT

Mısır ve ABD, Libya krizinin çözüm sürecini güçlendirmek için harekete geçti

Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tuğgeneral Hasan Reşad, Bingazi’de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile yaptığı görüşmede (Arşiv – LUO Genel Komutanlığı)
Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tuğgeneral Hasan Reşad, Bingazi’de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter ile yaptığı görüşmede (Arşiv – LUO Genel Komutanlığı)

Libya dosyasının çözümüne yönelik girişimlerdeki ivme değişimini yansıtan sürpriz bir adım kapsamında Kahire, eşi benzeri görülmemiş ve büyük bir gizlilik içinde gerçekleştirilen görüşmede, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’i, ABD Başkanı Donald Trump’ın kıdemli danışmanı Massad Boulos ile bir araya getirdi. Görüşme, Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Tuğgeneral Hasan Reşad’ın himayesinde gerçekleşti.

Taraflardan hiçbiri, Kahire’de yapılan görüşmeleri doğrulayan ya da içeriğine ilişkin ayrıntıları ortaya koyan resmî bir açıklama yapmadı. Ancak görüşme, Kahire el-İhbariyye televizyonu tarafından, Libya’daki siyasi sürecin desteklenmesi, güçlendirilmesi ve krizin çözümüne yönelik diplomatik çabalar kapsamında değerlendirildi.

GTGRTBH
ABD Başkanı Donald Trump’ın kıdemli danışmanı Massad Boulos ile Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv – LUO)

Söz konusu toplantı, Reşad’ın pazar günü Libya’nın başkenti Trablus’a gerçekleştirdiği sürpriz ziyaretin hemen ardından geldi. Reşad, ziyaret kapsamında Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile bir araya geldi. Mısır, Libya’daki kurumların birleştirilmesi ve ertelenen cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak bir uzlaşı sürecini ilerletmeye çalışıyor.

Reşad’ın Libya ziyareti, ülkenin bir yandan ‘Amerikan girişimi’, diğer yandan ise Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Temsilciler Meclisi (TM) Başkanı Akile Salih ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala tarafından ortaya konulan ‘yol haritası’ ile meşgul olduğu bir dönemde gerçekleşti.

El-Menfi’nin ofisi tarafından geçtiğimiz haftanın ortasında duyurulan yol haritasında, üç konsey başkanı ‘Anayasal Bildiri ve değişikliklerini’, 2015 yılı sonunda Fas’ın Skhirat kentinde imzalanan ‘siyasi anlaşmayı’ ve Arap Birliği himayesinde Kahire’de gerçekleştirilen ilk üçlü toplantının sonuçlarını temel referans olarak benimsediklerini yineledi.

El-Menfi, Salih ve Takala daha önce 2024 yılının mart ve mayıs aylarında Arap Birliği merkezinde bir araya gelmiş, yayımladıkları ortak bildiride uzun süredir beklenen seçimleri denetleyecek yeni bir ‘birleşik hükümet’ kurulması da dahil olmak üzere çeşitli maddeler üzerinde uzlaşmışlardı. Buna karşılık, Boulos tarafından açıklanan girişim, el-Menfi’nin yerine Saddam Hafter’in yeni bir Başkanlık Konseyi’nin başına geçmesini ve Dibeybe’nin kurulması öngörülen ‘birleşik hükümetin’ başbakanı olarak görevini sürdürmesini öngörüyor. Söz konusu plan, Libya’daki siyasi çevrelerde farklı görüş ve yaklaşımlara yol açtı.

Kahire’nin Libya krizinin çözüm sürecini desteklemeye yönelik çabaları kapsamında, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati de dün Ürdün’ün başkenti Amman’da düzenlenen Arap Birliği Konseyi’nin olağan toplantısının oturum aralarında, Cezayirli mevkidaşı Ahmed Attaf ile Libya’daki siyasi sürecin son gelişmelerini ele aldı.

FGHYJU
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ve Cezayir Dışişleri Bakanı Ahmed Attaf, dün Amman’da düzenlenen Arap Birliği Konseyi toplantısının oturum aralarında ikili görüşme gerçekleştirdi. (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Abdulati, 21 Mayıs’ta Kahire’nin ev sahipliğinde düzenlenen Libya konulu üçlü ‘komşu ülkeler mekanizması’ dışişleri bakanları toplantısının sonuçlarını memnuniyetle karşıladı. Abdulati, mekanizmanın düzenli olarak toplanmasının, Libya devletinin birliğinin desteklenmesi, ulusal kurumlarının korunması ve ülkenin istikrarının güçlendirilmesi açısından önemli bir çerçeve oluşturduğunu vurguladı.

Bu arada, ülkenin doğusundaki Bingazi kentinde bulunan 57 TM üyesi, Amerikan girişimine destek vererek bunun siyasi sürecin ilerletilmesi için üzerine inşa edilebilecek olumlu bir adım olduğunu belirtti. Milletvekilleri ayrıca, siyasi ve kurumsal bölünmüşlüğün sona erdirilmesi ile Libya halkının özgür, adil ve demokratik seçimlerde sandık yoluyla oy verme hakkını kullanabilmesini amaçlayan tüm çabalara tam destek verdiklerini ifade etti.

Öte yandan el-Menfi dün başkent Trablus’ta Takala ile gerçekleştirdiği görüşmeyi, üç konsey arasında geçiş sürecinin sona erdirilmesine yönelik ulusal mutabakatın uygulamaya konulması çabaları kapsamında değerlendirdi.

THYUJ
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Takala dün Trablus’ta bir araya geldi. (El-Manfi’nin ofisi)

El-Menfi’nin ofisinden yapılan açıklamaya göre, taraflar görüşmede ulusal egemenliğin korunması ve mevcut zorluklar karşısında demokratik sistemin güvence altına alınması amacıyla siyasi katılım tabanının genişletilmesi yollarını ele aldı. Görüşmede, şeffaflığın artırılması ve ülkedeki meşru kurumların üyelerinin özgür iradelerinin desteklenmesinin önemi vurgulandı.

Toplantıda ayrıca, Ulusal Mutabakat Belgesi’nde yer alan maddelerin uygulanmasına yönelik ciddi ve belirli bir takvime bağlı sürecin nasıl hayata geçirileceği ile anayasal hükümler ve siyasi anlaşma doğrultusunda gerekli yasa tasarılarının hazırlanmasına başlanması konusu değerlendirildi.

Taraflar, söz konusu yasa tasarılarının hazırlanmasının, Başkanlık Konseyi’nin tamamını temsil eden yürütme erkinin çalışmasını ve DYK ile bağlayıcı istişare mekanizmasının işletilmesini gerektirdiğini belirtti. Tasarıların daha sonra, yürürlükteki iç prosedürler çerçevesinde görüşülerek TM tarafından onaylanmasının öngörüldüğü ifade edildi.

Diğer yandan, el-Menfi, Takala ve Salih, geçtiğimiz perşembe günü gerçekleştirdikleri toplantıda, geçiş sürecinin sona erdirilmesine yönelik bir yol haritasına ilişkin ‘ortak ilkeler belgesi’ üzerinde uzlaşmıştı. Söz konusu belge, Arap Birliği ile Afrika Birliği (AfB) tarafından memnuniyetle karşılandı.


Nebil Fehmi Arap Birliği'nin yeni Genel Sekreteri oldu

Arap Birliği'nin yeni Genel Sekreteri Nebil Fahmi (Reuters)
Arap Birliği'nin yeni Genel Sekreteri Nebil Fahmi (Reuters)
TT

Nebil Fehmi Arap Birliği'nin yeni Genel Sekreteri oldu

Arap Birliği'nin yeni Genel Sekreteri Nebil Fahmi (Reuters)
Arap Birliği'nin yeni Genel Sekreteri Nebil Fahmi (Reuters)

Arap Birliği Dışişleri Bakanlarının dün Amman'da gerçekleştirdiği toplantıda, Nebil Fehmi oy birliğiyle birliğin yeni genel sekreteri olarak seçildi. Karar, Arap Birliği Medya Ofisi tarafından duyuruldu.

Ahmed Ebu el-Gayt’ın yerine göreve gelen Fehmi’nin 5 yıl sürecek olan görev süresi, önümüzdeki temmuz ayının başında başlayacak.

2013-2016 yılları arasında Mısır Dışişleri Bakanı olarak görev yapan deneyimli diplomat Fehmi, merkezi Kahire’de bulunan Arap Birliği'nin sekizinci genel sekreteri olacak. Kuruluş tarihinden bu yana, Mısır'ın İsrail ile barış anlaşması imzalamasının ardından üyeliğinin askıya alındığı 1980'li yıllarda göreve gelen Tunuslu Şazili Klibi hariç, Arap Birliği'ne yalnızca Mısırlı genel sekreterler liderlik etti.

Adaylığının oy birliğiyle kabul edilmesinin ardından bir açıklama yapan 75 yaşındaki Fehmi, görevi "büyük bir sorumluluk" olarak nitelendirdi. Fehmi, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"Ulusumuz, haince devletlerimize ve güvenliğimize saldıran saldırgan tarafların uluslararası hukuku açıkça ihlal ettiği, topraklarımızı uzun süredir işgal eden ve kardeşlerimizin meşru haklarını kullanmasını engelleyen unsurların bulunduğu benzeri görülmemiş zorluklarla karşı karşıyadır. Ayrıca bölgemiz, tahakküm kurmayı hedefleyen, Arap dünyasının güvenlik ve istikrarını baltalamaya yönelik planlara maruz kalmaktadır."


Lübnan'daki ateşkes Netanyahu'yu eleştirilerin hedefi haline getiriyor

Fotoğraf: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
Fotoğraf: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
TT

Lübnan'daki ateşkes Netanyahu'yu eleştirilerin hedefi haline getiriyor

Fotoğraf: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)
Fotoğraf: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AFP)

Emel Şehade

Hürmüz Boğazı ve Lübnan dosyaları ile ilgili teminatlar arasında, ABD-İran müzakerelerinin yeni bir turunun başlamasıyla dikkatler İsviçre'ye çevrilmişken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendi partisi Likud içinde bile benzeri görülmemiş bir eleştiri dalgasıyla karşı karşıya bulunuyor. Muhalifleri, İsrail'in İran ve Lübnan'a karşı savaşlardaki başarısızlıklarından onu sorumlu tutuyor ve Lübnan meselesinde ABD Başkanı Donald Trump'a boyun eğmesini, İsrail'in güvenliğini tehdit eden tehlikeli bir başarısızlık olarak görüyor.

Bu bağlamda siyasi taraflar, araştırma enstitüleri ve güvenlik uzmanları, Gazze, İran ve Lübnan ile iki yıl sekiz aylık çatışmayı özetlemekle meşgul ve aralarında neredeyse bir görüş birliği oluştu; bu görüşe göre İsrail, Tahran karşısında başarısız oldu ve Lübnan'da bir bataklığa ve yenilgiye doğru gidiyor. Sonuçlar açısından bakıldığında, başarısızlık başarıların çok ötesinde ve manşetlere “İran'ın İsrail'i Beyrut'a yönelik saldırılarını durdurmaya zorlama hedefine ulaştığı” ve “Netanyahu'nun tehditlerinden geri adım atarak Tahran'ın İsviçre müzakerelerine katılmasının önünü açtığı, böylece Tahran’ın Lübnan ve İran arenasını birleştirme hedefini gerçekleştirdiği” gibi ifadelere odaklanan geniş çaplı bir eleştiri kampanyası hâkim oldu.

Bu sorular, güvenlik bölgesi ve ordunun konuşlandırılması için yeni bir harita oluşturmak amacıyla güvenlik kurumları ve siyasi kademeler arasında yoğun tartışmaların odağı olmaya devam ediyor. Birkaç güvenlik yetkilisi, İsrail'in er ya da geç “sarı hattan” çekilmek zorunda kalacağını ima etti. Ancak uluslararası toplum tarafından tanınan “mavi hatta” geri dönmeyi kabul etmeyeceğini, bunun yerine, kuzey İsrail sakinlerinin güvenliğini garanti altına almak için gözlem noktalarının sayısını artırmaya, sınırdan başlayan bir güvenlik bölgesi oluşturma konusunda anlaşmaya varmaya yönelik teklifler hazırladığını da belirtti.

Mevcut değerlendirmelere göre en belirgin sonuç, Amerikalıların yalnızca kendilerine yardım edenlere yardım ettiği ve müttefiklerini terk etme konusunda uzun bir geçmişe sahip olduğu göz önüne alındığında, Amerika Birleşik Devletleri'ne güvenilemeyeceğidir. Bu bağlamda, İsrailli siyasi analist Eyal Ziser, İsrail'in başarısız olarak bir fırsatı kaçırdığına inanıyor ve karar vericileri bunu itiraf etmekten korkmamaya çağırıyor. Bunu reform yolunda atılan ilk adım olarak görüyor ve kamu moralini bozmamak için gerçeği gizleme girişimlerinin, gören gözleri olan ve gerçeği anlayan vatandaşlar için boşuna olduğunu vurguluyor.

İsrail: En büyük kaybeden

İsviçre'de pazar günü yapılan müzakereler, İsrail için bir telaş ve ikilem oluşturuyor; hedeflerine ulaşmak için operasyonlarına devam etme ihtiyacı ile ateşkesin önünü açmak için Washington ile iş birliği yapma gerekliliği arasında sıkışıp kalmış durumda. Ziser, anlaşmayı İsrail'in en büyük kaybeden olduğu bir “teslimiyet anlaşması” olarak tanımlıyor. Radikal İran rejiminin, askeri gücünün önemli bir bölümünü koruyup, nükleer seçeneği pazarlık kozu olarak elinde tutup, gelecekteki herhangi bir Amerikan saldırısı tehdidini tamamen ortadan kaldırdığına inanarak, güç sarhoşluğu ve intikam arzusuyla dolu bir şekilde çatışmadan çıkacağı konusunda uyarıyor.

Lübnan cephesinde ise değerlendirmeler, yenilgiye ve 7 Ekim 2023 arifesindeki statükoya geri dönüşe işaret ediyor. Kayıplarına rağmen Hizbullah ayakta kaldı. Mevcut sükûnet sayesinde gücünü yeniden inşa edecek ve füze cephaneliğini yenileyecek, böylece İran baskısı altında ordu güvenlik bölgesinden çekildiği anda, işgalci kendisini bir kez daha sınırlarında bularak şaşıracak.

Gerçekçi olmayan hedefler

İsrailliler, İran'a karşı başarısızlıklarını, belirlenen hedeflerin ve askeri adımların baştan beri gerçekçi olmamasına bağlıyorlar. Hayal kırıklığı, bu yüksek beklentiler ile sahadaki gerçeklik arasındaki büyük uçurumda yatıyor. Yediot Aharonot'un, isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey nükleer ve güvenlik uzmanlarıyla yaptığı görüşmelere dayandirdığı bir haber, İsrail kamuoyunun yüzde 43'ünün devletin İran ile mücadelede başarısız olduğuna inandığını ortaya koydu.

Nükleer silah meselesine gelince, uzmanlar Netanyahu'nun İsrail'in yakın bir yok olma tehlikesi altında olduğu yönündeki propagandasının doğru olmadığını düşünüyor. Netanyahu, Yükselen Aslan Operasyonu'nu doğrudan nükleer ve füze tehdidini engellemek için kısa süreli bir operasyon olarak planlamıştı. Trump, İsrail'in operasyonlarını 12 gün sonra durdurmuş olsa da bu, İsrail'in askeri hedeflerinin yaklaşık yüzde 80'ine ulaşmasından ve nükleer programın bileşenlerine önemli ölçüde zarar vermesinden sonra gerçekleşti. Trump daha sonra, İsrail'in kendi başına etkisiz hale getiremeyeceği Fordo uranyum zenginleştirme tesisini uzun bir süre devre dışı bırakmak için Amerikan bombardıman uçaklarını kullanarak görevi tamamladı. Bu durum, İran’ın önemli zenginleştirme tesislerinin yıkılmasına, önde gelen bilim insanlarının öldürülmesine ve Natanz, Fordo ve İsfahan bölgelerinde 440 kilogram yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun gömülmesine yol açarak, nükleer programı üç ila beş yıl geriye götürdü.

Ancak haber, nükleer programa yönelik bu engellemeye rağmen İran balistik füzeleri ve insansız hava araçlarının oluşturduğu tehdidin devam ettiğini düşünüyor. Hava Kuvvetleri fırlatma rampalarının, yakıt ve patlayıcı üretim tesislerinin yüzde 50'sinden fazlasını devre dışı bırakmayı başarmış olsa da Tahran hâlâ İsrail'i, bölgeyi ve hatta Avrupa'yı tehdit edebilecek çeşitli tiplerde binden fazla füzeye ve binlerce kamikaze İHA’ya sahip. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bu durum, İran'ı şu anda ihtiyatlı bir silah ekonomisi yönetmeye ve kendisini günlük birkaç düzine fırlatma ile sınırlamaya zorluyor. İran rejimini ortadan kaldırma hedefine gelince, İran'ın İsviçre müzakerelerine kendi şartları ile ulaşması ve İsrail'in Lübnan'daki ateşkesi tanımasının, Beyrut ile güney banliyösüne dokunulmazlık tanınmasının kanıtladığı gibi, tamamen başarısız olmuştur.

Mütevazı başarılar

Buna karşılık, elde edilen başarılar “mütevazı” olarak nitelendiriliyor ve varoluşsal tehdidi hafifletmediği söyleniyor. İsrail ve Amerikan ordularının ana stratejik başarısı, füze ve nükleer programlara hizmet eden savunma sanayi fabrikalarının ve araştırma ve geliştirme sistemlerinin sistematik olarak imha edilmesinde yatıyor. Bu durum, İran'ı yıllarca füze kapasitesini yeniden inşa etme ve büyük miktarlarda füze üretme yeteneğinden mahrum bırakıyor; zira bu tesislerin yeniden inşası, finansmanın mevcut olması durumunda bile en az iki ila üç yıl sürecektir. Elde edilen başarılar arasında, İran hava savunma tespit ve önleme sistemlerinin neredeyse tamamen devre dışı bırakılması da yer alıyor; bu da İsrail Hava Kuvvetleri'ne İran hava sahasında stratejik bir caydırıcılık olarak hareket özgürlüğünü garanti ediyor.

Sonuç olarak, bir İsrail güvenlik yetkilisi, ordunun İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek için gerekli kaynaklarla desteklenen ayrıntılı operasyonel planlara sahip olduğunu ve siyasi liderliğin onaylaması halinde bunları derhal uygulamaya hazır olduğunu açıkladı. Bununla birlikte, durumu bilenler, İsrail'in şu anda herhangi bir operasyon gerçekleştirmesinin olası olmadığını düşünüyor; bunun nedeni sadece Washington'un bunu istememesi değil, aynı zamanda İsrail'in böyle bir savaşı tek başına yürütebilecek güçte olmamasıdır.