Irak’ta 140 milyar dolarlık gelir tartışması

İki mali yetkili, kadının ortadan kaybolmasıyla ilgili olarak birbirlerini suçladı

 Irak Parlamentosu'nun Bağdat'taki oturumlarından biri, Mart 2026 (INA)
Irak Parlamentosu'nun Bağdat'taki oturumlarından biri, Mart 2026 (INA)
TT

Irak’ta 140 milyar dolarlık gelir tartışması

 Irak Parlamentosu'nun Bağdat'taki oturumlarından biri, Mart 2026 (INA)
Irak Parlamentosu'nun Bağdat'taki oturumlarından biri, Mart 2026 (INA)

Irak’ta üst düzey bir yetkilinin, yaklaşık 140 milyar dolarlık kamu gelirinin akıbetine ilişkin açıklamaları ülkede yeni bir tartışma başlattı.

Televizyon röportajında konuşan eski Maliye Bakan Yardımcısı Mesud Haydar, önceki hükümet döneminde üç yıl içinde devlet hazinesine yaklaşık 345 milyar dolar giriş olduğunu, bunun yaklaşık 205 milyar dolarının ise işletme giderleri ve kamu çalışanı maaşlarına harcandığını belirtti. Haydar, geriye kalan yaklaşık 140 milyar doların nereye gittiğini ise sorguladı.

Şarku'l Avsat'ın aldığı bilgiye göre iddialara yanıt veren eski Maliye Bakanı Taif Sami, suçlamaları reddederek yaptığı açıklamada, Haydar’ın ifadelerinin “gerçek dışı olduğunu ve herhangi bir resmi rapor ya da yetkili denetim kurumu belgesine dayanmadığını” söyledi.

Sami ayrıca petrol gelirlerinin Federal Yolsuzlukla Mücadele Kurumu ve Federal Mali Denetim Ofisi tarafından düzenli olarak denetlendiğini vurgulayarak, söz konusu miktarların kaybolmasının resmi kayıtlarda ortaya çıkmadan “imkânsız” olduğunu ifade etti.



Birleşmiş Milletler’den el-Ubeyd’de “yaklaşan felaket” uyarısı

Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)
Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)
TT

Birleşmiş Milletler’den el-Ubeyd’de “yaklaşan felaket” uyarısı

Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)
Güvenlik Konseyi'nin 21 Mayıs 2026'da New York'ta yaptığı toplantı (Reuters)

Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı ve Siyasi İşler ile Barış İnşasından Sorumlu Yetkili Rosemary DiCarlo, Sudan’ın yeni bir insani felaketin eşiğinde olduğunu belirterek, Kuzey Kurdufan eyaletinin başkenti el-Ubeyd’e yönelik olası saldırıya dair artan işaretler konusunda uyarıda bulundu.

BM Güvenlik Konseyi’nde Sudan’a ilişkin düzenlenen oturumda konuşan DiCarlo, son iki haftada el-Ubeyd çevresinde hem Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) hem de Sudan ordusu tarafından gerçekleştirilen insansız hava aracı (İHA) saldırılarında belirgin bir artış yaşandığını ifade etti. DiCarlo, bölgede herhangi bir askeri gerilim artışının yüz binlerce sivili doğrudan tehlikeye atacağını vurguladı.

Öte yandan ABD Hazine Bakanlığı’na bağlı Yabancı Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC), Kolombiyalı vatandaşlar ve şirketlerin ağırlıkta olduğu sınır ötesi bir ağ içerisinde yer alan 4 kişi ve 4 şirkete yaptırım uyguladı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre söz konusu ağın, eski Kolombiyalı askerleri devşirmek ve çocuklar da dahil olmak üzere savaşçıları HDK saflarında savaşmak üzere eğitmekle suçlanıyor.


Irak Kürdistan'ındaki siyasi açmaz yeni seçimlerin yolunu mu açıyor?

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)
TT

Irak Kürdistan'ındaki siyasi açmaz yeni seçimlerin yolunu mu açıyor?

Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani, Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Bafel Talabani'yi kabul etti (Arşiv-Rudaw)

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nde (IKBY) yeni hükümetin kurulması yolundaki durgun sular hareketleniyor. Ekim 2024’te yapılan seçimlerden bu yana yaklaşık iki yıldır ertelenen hükümet kurma süreci, kurulacak kabinede daha fazla nüfuz elde etmek isteyen rakip partiler arasındaki çekişmeler nedeniyle zorlu bir viraja girmiş durumda.

Seçim haritasında "Yeni Nesil" (Neweg) gibi yeni kurulan partiler yer alsa da Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Bafıl Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), bölgedeki siyasi ritmi belirlemeye devam ediyor.

KDP'li bir yönetici, "Hükümetin kurulamamasının sürmesi, tarafları yeniden seçim seçeneğine yaklaştırıyor" derken, muhalif cephe ise bölge başbakanlığı makamını ve hükümet koltuklarının yarı yarıya (yüzde 50) paylaşılmasını talep ediyor.

KYB ve Yeni Nesil Hareketi, şu ana kadar 100 sandalyeli IKBY parlamentosunda yaklaşık 38 sandalyeyi güvence altına alan bir ittifaka güveniyor. Bu sayı, onları 39 sandalyeye sahip KDP'ye oldukça yaklaştırıyor. Mevcut aritmetikte, parlamentodaki küçük partiler mutlak çoğunluğa (51 sandalye) ulaşmada bir "terazi kefesi" rolü oynuyor ve bu durum siyasi manevraları kızıştırıyor.

Gerçekler: IKBY 2024 seçim sonuçları ve sandalye dağılımı:

Kürdistan Demokrat Partisi (KDP): 39 sandalye

Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB): 23 sandalye

Yeni Nesil Hareketi (Neweg): 15 sandalye

İslam Birliği (Yekgirtu): 7 sandalye

Adalet Toplumu (Komal): 3 sandalye

Halk Cephesi (Berey Gel): 2 sandalye

Ulusal Duruş (Helwest): 2 sandalye

Goran (Değişim) Hareketi: 1 sandalye

Azınlıklar (Hristiyan ve Türkmenler): 5 sandalye

Bölge parlamentosunun seçilmesinin üzerinden yaklaşık iki yıl geçmesine rağmen, başkanını seçmek ve komisyonlarını oluşturmak üzere henüz toplanamadı; dolayısıyla yeni hükümet de kurulamadı. Erbil'deki resmi bir kaynak, bu durumu KYB'nin hiçbir "seçim dayanağı" olmaksızın KDP ile bakanlıkları eşit şekilde paylaşmak istemesine bağlıyor.

Şarku'l Avsat'a konuşan yetkili kaynak, "Erbil'deki eğilim, hükümetin yalnızca iki ana parti arasında kurulması yönünde" diyerek KDP'nin seçimde birinci çıktığını ve KYB dahil tüm güçlerle diyalog kurduğunu belirtti. Ancak aynı kaynak, Bafıl Talabani'nin Yeni Nesil lideri Şasvar Abdulvahid’i gözaltına alıp ardından onu ittifaka zorladığını iddia etti.

Süleymaniye'deki bir güvenlik gücü, Ağustos 2025'te Abdulvahid'i "hakaret ve diğer davalarla ilgili yargı emirleri" doğrultusunda gözaltına almış, Abdulvahid ise davanın tamamen siyasi kaynaklı olduğunu savunmuştu. Yaklaşık 5 aylık tutukluluğun ardından, Süleymaniye Mahkemesi Ocak 2026’da Abdulvahid’i kefaletle serbest bıraktı. Serbest kalmasının ardından Abdulvahid, Talabani ile nadir görülen bir ittifak kurarak KYB’nin KDP karşısındaki müzakere konumunu güçlendirdi.

Kürdistan Yurtseverler Birliği (PUK) partisi başkanı Bafel Talabani (AFP)Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) partisi başkanı Bafel Talabani (AFP)

Hükümetin eşit paylaşımı talebi

KDP kanadı, KYB’nin rakiplerinin bileğini bükmek istediğini ve seçim sonuçlarının ötesinde zorla koltuk paylaşımı talep ederek süreci tıkadığını savunuyor. IKBY milletvekillerinin 2 Aralık 2024'te sadece yemin etmekle sınırlı kalan tek oturumundan bu yana parlamento iki büyük parti arasındaki anlaşmazlık nedeniyle kapalı tutuluyor.

Yeni Nesil ile KYB arasındaki ittifakın kalıcılığı konusunda da şüpheler var. Özellikle geçmişini muhalefet üzerine kuran Şasvar Abdulvahid’in partisinde bu ortaklığa içten içe karşı çıkıldığı yönünde haberler mevcut. Ancak Abdulvahid Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, partisinde bu ittifaka karşı çıkan milletvekili olmadığını, olsaydı bunu açıkça ilan edeceklerini belirterek şunları söyledi:

"Yeni ittifakımız KDP ile aynı sayıda sandalyeye sahip. Bu da bize yeni hükümette başbakanlığın yanı sıra bakanlıkların yarısını alma hakkı veriyor. Bu denkleme uymamak, bölgeye zarar vermek anlamına gelir."

Yeni Nesil Parti lideri Şasivar Abdulvahid (NRT kanalı)Yeni Nesil Parti lideri Şasvar Abdulvahid (NRT kanalı)

"Zoraki İttifak" suçlaması

KDP, Talabani-Abdulvahid ittifakını homojen bir cephe olarak görmüyor. KDP yöneticilerinden Dijwar Faik, "KYB, Yeni Nesil liderini hapse atarak bu ittifakı ona dayattı, bu zoraki bir anlaşmadır" dedi. Faik, KDP'nin aslında Yeni Nesil ile müzakere edip onu ikna edebilecek güçte olduğunu, ancak 1992’den beri süregelen KYB ortaklığına darbe vurmak istemediğini belirtti.

IKBY’de ilk hükümet 1991 ayaklanmasının ardından 1992 yılında KDP ve KYB arasındaki yarı yarıya (50-50) güç paylaşımı esasına göre kurulmuştu. Bugün ise Faik, krizin çözülememesi durumunda tek çarenin yeniden seçime gitmek olduğunu ve seçim birincisi olarak başbakanlık makamının KDP'nin anayasal hakkı olduğunu savunuyor.

Buna karşılık KYB yöneticisi Ahmed el-Herki, KDP’yi yeni siyasi gerçekliği kabullenmemekle suçlayarak, "Yeni sayısal denklem gelecekteki hükümetin temeli olmalıdır. KDP eskiden bunu savunuyordu, şimdi ise bizim Yeni Nesil ile ittifakımızı hazmedemiyor" dedi. El-Herki, Kasım 2025’teki Irak genel seçimlerinin ardından IKBY hükümeti için bir ön anlaşma sağlandığını, ancak Nisan 2026’da Irak Cumhurbaşkanlığı makamının KYB adayı Nizar Amedi lehine sonuçlanmasıyla iki partinin arasının yeniden açıldığını belirtti.

KYB'li bir diğer yönetici Suran el-Davudi ise partilerinden yükselen yeni vizyonu şu sözlerle özetledi: "Bağdat ile ilişkileri geliştirmeyi, mali krizleri aşarak memur maaşlarının düzenli ödenmesini hedefliyoruz. Bu da KDP'nin ortaklık, denge ve yetki paylaşımına dayalı yeni bir yönetim felsefesini kabul etmesini gerektiriyor."

Kürdistan Bölgesi Başbakanı, Dubai'deki Dünya Hükümet Zirvesi'nde konuşuyor ya (Arşiv-Reuters)Kürdistan Bölgesi Başbakanı, Dubai'deki Dünya Hükümet Zirvesi'nde konuşuyor ya (Arşiv-Reuters)

Hukuki bir ihlal var mı?

KDP, parlamento aktifleştikten sonra bu tür ittifakların kurulmasını hukuki bir ihlal olarak görüyor. Dijwar Faik, iki partinin bakanlıkların yarısını talep etme hakkı olmadığını, bu seçeneğe parlamento açılmadan önce başvurmaları gerektiğini ifade ederek, KDP'nin kendisini destekleyen diğer bloklarla birlikte aslında 44 sandalyelik bir güce ulaştığını iddia ediyor.

Buna karşın KYB ve Yeni Nesil kanadı, seçimlerden sonra ittifak kurmanın bütün siyasi sistemlerde son derece doğal bir durum olduğunu ve bunun en son Irak genel seçimlerinde de yaşandığını belirterek, hukuki bir engel bulunmadığını savunuyor. Her iki tarafın da pozisyonunu koruması nedeniyle Kürt bölgesinde hükümetin kurulması iki tarihi rakip arasındaki uzlaşıya kilitlenmiş durumda.


Rubio: İsrail ve Lübnan, Washington'daki görüşmelerin ardından çerçeve anlaşmasına vardılar

Rubio: İsrail ve Lübnan, Washington'daki görüşmelerin ardından çerçeve anlaşmasına vardılar
TT

Rubio: İsrail ve Lübnan, Washington'daki görüşmelerin ardından çerçeve anlaşmasına vardılar

Rubio: İsrail ve Lübnan, Washington'daki görüşmelerin ardından çerçeve anlaşmasına vardılar

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptığı açıklamada, Washington'da iki ülke heyetleri arasında gerçekleştirilen görüşmelerin ardından dün İsrail ve Lübnan'ın bir çerçeve anlaşmasına vardığını duyurdu.

Rubio, "Lübnan halkı güvenlik ve barış içinde yaşamayı hak ediyor" diyerek, "Amerika Birleşik Devletleri'nin arabuluculuğu ve desteğiyle, egemen Lübnan hükümeti ve elbette İsrail hükümeti arasında bir çerçeve anlaşmasını duyurmaktan memnuniyet duyuyoruz" ifadelerini kullandı. Bakan, bu anlaşmanın "kalıcı ve güvenli bir barış çerçevesine" zemin hazırladığını belirtti.

Açıklamasına, "Önümüzde yapacak çok iş var. İsrail ve Lübnan arasında barışın sağlanması yönünde önemli bir adım attık ancak hâlâ önümüzde uzun bir süreç var" diyerek devam etti.

Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Moawad ise "Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Salam adına Başkan Donald Trump’a teşekkür ediyoruz. Bugün atılan imza, Lübnan’ın egemenliğini yeniden kazanması yolunda ilk adımdır" dedi.

İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter da "İran ve kolları yıkım istiyor, biz ise İsrail ile Lübnan arasında gerçek bir barış istiyoruz. Bu anlaşmayla İran ve Hizbullah denklem dışı kalıyor" diyerek, "Üçlü çerçeve anlaşmasının uygulama odaklı (performansa dayalı) olduğunu" vurguladı.

Avn ve Selam'ın açıklamaları

Beyrut’ta Lübnan Cumhurbaşkanlığı, "X" platformu üzerinden şu metni paylaştı: "Cumhurbaşkanı Joseph Avn; müzakerelere ev sahipliği yapma, himaye etme ve bugün ilan edilen adıma ulaşılması için Lübnan'ın pozisyonunu destekleme konusundaki çabalarından dolayı Başkan Donald Trump liderliğindeki ABD yönetimine teşekkürlerini iletti. Ayrıca bu zorlu müzakereler boyunca devletimizin duruşunu destekleyerek yanımızda olan tüm kardeş ve dost ülkelere teşekkür etti."

Başbakan Nevvaf Salam ise şu paylaşımda bulundu: "İsrail ile ABD himayesinde bugün varılan çerçeve anlaşmasının amacı; İsrail'in bütün Lübnan topraklarından çekilmesini sağlamak, devlet egemenliğini bu topraklarda yeniden tesis etmek ve vatandaşlarımızın evlerine dönmesini sağlamaktır. Lübnan’ın bu çerçevedeki yükümlülüklerine gelince; Lübnan devletinin kendi silahlı kuvvetleri aracılığıyla tüm topraklarında otoritesini kurması, Lübnanlıların daha önce Taif Anlaşması’nda üzerinde uzlaştığı hususlardan başka bir şey değildir. Bu anlaşma, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararında da uygulanması gerektiği vurgulanan bir metindir."

Selam ayrıca, önceki hükümet tarafından onaylanan 2024 yılı çatışmaların durdurulması deklarasyonunun da giriş kısmında, Lübnan’da silah taşıma yetkisinin yalnızca ve münhasıran meşru devlet güçlerine ait olduğunu açıkça belirttiğini hatırlattı.

Selam, "Hükümetimizin parlamentodan güvenoyu aldığı hükümet programında da bu ulusal ilkeler yeniden teyit edilmiş, savaş ve barış kararının yalnızca devlete ait olduğu vurgulanmıştır. Bu anlaşmaya varılmasında çaba gösteren Amerika Birleşik Devletleri’ne, Arap kardeşlerimize ve dünyadaki dostlarımıza teşekkür ederim. İsrail’in çekilmeye başlayacağı, böylece zorla ayrılmak zorunda kalan aziz halkımızın evlerine güvenli ve onurlu bir şekilde dönebileceği ve buralarda imar çalışmalarını başlatabileceğimiz o mübarek saati sabırsızlıkla bekliyorum" dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)

Netanyahu: Silahsızlanma olmadan çekilme yok

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, anlaşmanın imzalanmasından önce yayınladığı video mesajda, "Her şeyden önce en önemlisi, İsrail'in Güney Lübnan'daki güvenlik bölgesinde kalmaya devam edecek olmasıdır. Bu büyük bir başarıdır ve Hizbullah silahsızlandırılmadığı sürece bunu koruyacağız" dedi.

Üçlü çerçeve anlaşmasının imzalanmasının hemen ardından yayınlanan videoda Netanyahu, İsrail'in Lübnan ordusunun "iki pilot bölgede" kontrolü sağlamasına izin vereceğini belirterek, bu bölgelerden birinin tamamen güvenlik bölgesinin dışında ve Litani Nehri'nin güneyinde, diğerinin ise Litani Nehri'nin kuzeyinde yer aldığını ifade etti.

Ancak Netanyahu, İsrail'in Güney Lübnan'da kurduğu "güvenlik bölgesinden" göç etmek zorunda kalan Lübnanlı sivillerin evlerine dönmelerine izin verilmediğini vurguladı. Netanyahu, "Güvenlik bölgesini tanksavar ateşi menzilinin dışında kalacak şekilde her zaman koruyoruz. Hizbullah'ın buraya girmesine izin vermeyeceğimiz gibi, sivil nüfusun girmesine de izin vermeyeceğiz" dedi.

Hizbullah'tan "İç Savaş" uyarısı

Hizbullah'ın tepkisi ise Parlamento Milletvekili Hasan Fadlallah kanadından geldi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Fadlallah, bu anlaşmanın ancak bir "iç savaş" yoluyla "dayatılabileceği" uyarısında bulundu.

Daha önce partisi adına Lübnan ile İsrail arasında doğrudan müzakereleri defalarca reddettiklerini açıklayan Fadlallah, "Netanyahu kendi kendine müzakere ediyordu... Bu (Lübnan) yönetim, ABD desteğiyle bir iç savaşa girişmediği sürece Washington'da imzalanan anlaşmayı uygulayamaz" ifadelerini kullandı.

Fadlallah, bu anlaşmanın, Lübnan da dahil olmak üzere Ortadoğu'daki çeşitli cephelerde savaşın durdurulmasını öngören İran-ABD mutabakatına atıfta bulunarak "İslamabad sürecini baltalama girişimi" olduğunu savundu.