Bryant, Şarku’l Avsat’a konuştu: KİK ile serbest ticaret anlaşması tarihi bir adım... İmzanın sonbaharda atılması bekleniyor

Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı, anlaşmanın malların yanı sıra hizmetler ve yapay zekâyı da kapsadığını vurguladı

Bryant, Şarku’l Avsat’a konuştu: KİK ile serbest ticaret anlaşması tarihi bir adım... İmzanın sonbaharda atılması bekleniyor
TT

Bryant, Şarku’l Avsat’a konuştu: KİK ile serbest ticaret anlaşması tarihi bir adım... İmzanın sonbaharda atılması bekleniyor

Bryant, Şarku’l Avsat’a konuştu: KİK ile serbest ticaret anlaşması tarihi bir adım... İmzanın sonbaharda atılması bekleniyor

Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Birleşik Krallık ile Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) arasındaki serbest ticaret anlaşmasının sadece ekonomik değeriyle değil, konseyin bir G7 ülkesiyle imzaladığı ilk anlaşma olması bakımından da tarihi bir nitelik taşıdığını belirtti.

Şarku’l Avsat’a verdiği mülakatta anlaşmanın takvimine ilişkin detayları paylaşan Bryant, nihai imzaların atılmasının ardından anlaşmanın ‘yaklaşık bir yıl veya en geç 14 ay içinde’ yürürlüğe girebileceğini açıkladı. Londra yönetiminin, metinlerin hukuki incelemesinin tamamlanmasını müteakip anlaşmayı eylül veya ekim ayına kadar imzalamayı hedeflediği kaydedildi.

Anlaşmanın ekonomik boyutuna değinen Bryant, bu ortaklığın Birleşik Krallık için yaklaşık 3,7 milyar sterlinlik ek bir ticaret hacmi yaratmasının, Körfez ülkeleri için de benzer oranlarda kazanç sağlamasının beklendiğini ifade etti. Bölgesel açıdan hassas bir dönemde bu adımın ‘sembolik bir önem’ taşıdığına dikkat çeken Bryant, İran ile bağlantılı gerilimlere ve ‘Tahran’ın Körfez’deki müttefiklere yönelik gerçekleştirdiği saldırılara’ atıfta bulundu. Bryant ayrıca, anlaşmanın kapsamlı yapısına vurgu yaparak, gümrük vergilerinin düşürülmesinin ötesinde hizmet sektörü, dijital ekonomi ve yapay zekâ gibi alanları da kapsadığını, böylece her iki taraftaki şirketlerin faaliyetlerini kolaylaştıracağını sözlerine ekledi.

İmzanın sonbaharda atılması bekleniyor

Bryant, anlaşmanın öneminin yalnızca ekonomik boyutla sınırlı olmadığını, özellikle son bölgesel gelişmeler ışığında siyasi ve stratejik bir anlam da taşıdığını vurguladı. Bu anlaşmanın, refahı artırmanın yanı sıra Körfez ülkelerinin ekonomilerini hidrokarbon bağımlılığından kurtararak çeşitlendirme çabalarını destekleme yolu olarak her iki tarafın da ‘ticarette ilerlemesi’ gerektiği mesajını verdiğini ifade etti. Bryant, Londra’nın Körfez’deki ortaklarıyla olan ekonomik, güvenlik ve stratejik ilişkilerine bağlılığını teyit etmek istediği bir dönemde bu anlaşmanın yapılmasının, sürece ek bir önem kazandırdığını da sözlerine ekledi.

Absolutely delighted that after four years we have concluded negotiations with the GCC on an ambitious FTA worth £3.7bn a year, offering big opportunities to 🇬🇧 businesses with a 20% increase in trade. Many thanks to my @biztradegovuk team especially Tom and Anna pic.twitter.com/y72WI5TdVJ

— Chris Bryant (@RhonddaBryant) May 20, 2026

 

Öngörülen takvime ilişkin olarak Bryant, şu ana kadar müzakerelerin tamamlandığını, ana unsurlar ile metinlerin büyük bölümü üzerinde mutabakata varıldığını belirterek, bir sonraki aşamanın resmi imzalar öncesinde anlaşmanın hukuki incelemesi olduğunu açıkladı. Birleşik Krallık’ın Hindistan ile imzaladığı ve imzalanmasından bir yıldan kısa bir süre sonra yürürlüğe giren anlaşmayı örnek gösteren Bryant, “Bunu eylül veya ekim ayında yapabilmeyi umuyorum” dedi. Bryant, Londra’nın söz konusu anlaşmayı ‘yaklaşık bir yıl veya en geç 14 ay içinde’ yürürlüğe koymayı hedeflediğini kaydetti.

Londra ile KİK’teki ortakları arasındaki anlaşma maddelerine yönelik müzakere süreci 22 Haziran 2022’de başlamış ve 20 Mayıs 2026’da anlaşmaya varıldığının duyurulmasıyla tamamlanmıştı.

Hizmetler, ortaklığın merkezinde yer alıyor

Şarku’l Avsat’ın, Birleşik Krallık’ı Körfez ülkelerinin ABD, Çin ve Avrupa Birliği (AB) gibi diğer ticari ortaklarından ayıran özelliklerin neler olduğuna yönelik sorusuna Bryant, doğrudan ‘hizmet sektörü’ yanıtını verdi.

Bu sektörün, Birleşik Krallık ile Körfez ülkeleri arasındaki en önemli iş birliği alanlarından birini oluşturduğunu vurgulayan Bryant; finansal ve hukuki hizmetler, mimarlık, inşaat, kreatif sektörler, finansal teknolojiler (fintek) ve yaşam bilimleri alanlarında Birleşik Krallık’ın sahip olduğu güce dikkat çekti.

We’ve just secured a historic trade deal with the Gulf.

This is a huge win for British business, and for working people who will feel the benefits in the years ahead.

We’ve secured five major trade deals with international partners - delivering on our commitment to drive… https://t.co/e35wHOJ5YP

— Keir Starmer (@Keir_Starmer) May 20, 2026

Londra’nın küresel bir finans merkezi olma konumunun, birçok Körfez ekonomisinin Birleşik Krallık’a yatırım yapma, şirketlerini Londra Borsası’nda halka arz etme veya İngiliz ekonomisindeki varlıklarını genişletme eğilimini açıkladığını belirten Bryant, hukuki hizmetlerin de Birleşik Krallık’ın sunduğu imkanların önemli bir parçası olduğunu ifade etti. Bryant, “Hukukun üstünlüğü, Birleşik Krallık kimliğinde son derece köklü bir kavramdır” diyerek, yasal düzenleme reformları ve profesyonel hizmetlere yönelik artan açılım sayesinde uluslararası ve İngiliz hukuk firmalarının Suudi Arabistan ile diğer Körfez ülkelerindeki varlıklarını genişletebildiklerini kaydetti.

Bryant ayrıca, Birleşik Krallık’ın geçen yıl gerçekleştirdiği 19,4 milyar sterlinlik ihracatla bu alanda dünyanın en büyük ikinci ihracatçısı konumunda olduğu reklam ve kreatif hizmetler sektörüne de değindi.

İngiliz nüfuzunun kreatif endüstrilerde sadece reklamla sınırlı kalmayıp Körfez’de geniş bir yer bulan müzik, sinema ve kültürel içeriklere kadar uzandığını ekleyen Bryant; bu alanların yanı sıra kreatif teknolojiler, fintek ve yaşam bilimlerinin de iki taraf arasındaki ekonomik ilişkileri büyütmek adına geniş fırsatlar sunduğunu belirtti.

Mallara uygulanan vergilerin indirilmesi

Bryant’ın hizmet sektörünün önemine geniş yer ayırması, anlaşmanın gerçek değerinin mal ticaretinden ziyade bu sektörde olup olmadığı sorusunu beraberinde getirdi. Bryant bu soruya, mal ticaretinin de önemli bir paya sahip olduğunu belirterek yanıt verdi ve Körfez’e giden İngiliz mallarının yüzde 93’ündeki gümrük vergilerinin düşürülmesinin doğrudan bir etki yaratacağına dikkat çekti.

Bu indirimlerin birçoğunun anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte hemen uygulanacağını açıklayan Bryant, böylece gıda maddeleri ve bazı İngiliz mallarının Körfez’deki tüketiciler için daha düşük maliyetli hale geleceğini ifade etti. Anlaşmanın otomotiv sektörü için de kazanımlar içerdiğini belirten Bryant, gümrük vergilerinden yıllık yüz milyonlarca sterlin tasarruf sağlanacağını kaydetti.

Bryant, bu kazanımların ‘İngiliz şirketleri için çok iyi’ olacağını, ancak aynı zamanda Körfez’deki tüketicilerin de çıkarına hizmet edeceğini söyledi.

dfvfdb
Serbest Ticaret Anlaşması müzakerelerinin sonuçlandırılmasına ilişkin ortak bildirinin imza töreninden (Körfez İşbirliği Konseyi)

Hizmet ve malların yanı sıra anlaşma, İngiliz şirketlerinin Körfez’deki, Körfez şirketlerinin ise Birleşik Krallık’taki faaliyetlerini ‘çok daha kolay’ hale getirecek düzenleyici maddeler de içeriyor. Ticari engellerin yalnızca gümrük vergilerinden ibaret olmadığını hatırlatan Bryant; gümrük prosedürleri, evrak işleri, lisanslar ve verilerin yerelleştirilmesi gibi gerekliliklerin, kimi zaman gümrük vergilerinin kendisi kadar büyük engeller oluşturabildiğini ifade etti. Bryant, anlaşmanın bu başlıkları kapsamasının, her iki taraftaki şirketlerin karşılaştığı engellerin kaldırılması adına önemli bir ilerleme olduğunu sözlerine ekledi.

Yapay zekâ ve dijital ekonomi

Yapay zekâ başlığına ilişkin olarak Bryant, Körfez ülkelerinin veri merkezleri, büyük dil modellerinin geliştirilmesi ve yapay zekânın ulusal ekonomilere entegrasyonu alanlarında yatırımlarını hızlandırdığı bir dönemde, anlaşmanın dijital ekonomiye ayrılmış eksiksiz bir bölüm içerdiğini belirtti.

Anlaşmada yer alan taahhütler arasında, her iki tarafın da dijital veri transferlerine gümrük vergisi uygulamama yönündeki kalıcı taahhüdünün yanı sıra dijital ortamda iş yapmayı kolaylaştırmayı amaçlayan düzenlemelerin de bulunduğunu açıklayan Bryant; Birleşik Krallık’ın sadece veri merkezleriyle değil, aynı zamanda kreatif teknoloji, fintek ve bu yeni dönüşümlerden yararlanabilecek diğer teknoloji sektörleriyle ‘muhtemelen Avrupa’nın yapay zekâ alanındaki lider ülkesi’ olduğunu ifade etti.

Eğitim ve öğretim

Bryant, Birleşik Krallık ile Körfez arasındaki eğitim ilişkilerine de dikkat çekerek bu bağları ‘son derece güçlü’ olarak nitelendirdi.

Londra’nın, özellikle ekonominin çeşitlendirilmesiyle bağlantılı sektörlerde Körfez gençlerinin eğitilmesi için yeni yollar aramaya istekli olduğunu belirten Bryant, beceri geliştirme alanındaki iş birliği fırsatlarına Suudi Arabistan’ı örnek gösterdi. Bryant, “Suudi Arabistan, ekonomisini çeşitlendirme stratejisinin bir parçası olarak büyük ölçüde geliştirmeyi hedeflediği turizm sektöründe çalışacak 600 bin kişiye ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor” dedi.

dfvdevfe
Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant ve Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, 20 Mayıs’ta Downing Street’te düzenlenen imza töreninde (Reuters)

Bryant, sözlerine, “Birleşik Krallık olarak bu tür eğitimleri oldukça kaliteli bir şekilde sunduğumuzu biliyorum ve bu iş birliğini ortaklaşa genişletmenin yollarını aramayı arzu ediyoruz” şeklinde devam etti.

Birleşik Krallık’ın turizm ve otelcilik alanındaki eğitimlerde önemli bir deneyime sahip olduğunu ve Körfez ülkeleriyle bu alandaki iş birliğini büyütmek istediklerini kaydeden Bryant; çok sayıda Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) vatandaşı gencin ya Birleşik Krallık’ta ya da Körfez bünyesinde İngiliz yeterlilik belgeleri sağlayan programlarda eğitim gördüğüne dikkat çekti.

Ticaretin ötesine geçen bir ortaklık

Serbest ticaret anlaşmasının Birleşik Krallık ile KİK arasındaki ilişkileri yeni bir seviyeye taşıdığını belirten Bryant, İran ile bağlantılı savaş ortamının müzakerelerin ilerlemesine engel teşkil etmediğine dikkat çekti. Bryant, KİK ülkeleriyle yapılan ticari anlaşmanın öneminin yanı sıra Londra ile Körfez ortakları arasındaki ikili ilişkilerin de büyük önem taşıdığını vurguladı.

Bu doğrultuda Suudi Arabistan’ı örnek gösteren Bryant, ülkelerinin Riyad yönetimi ile Dünya Kupası hazırlıklarına nasıl katkı sağlanabileceği konusunda görüşmeler yürüttüğünü belirtti. Bryant; açılış ve kapanış törenlerinin organizasyonu, taraftar alanlarının yönetimi, biletleme sistemleri ve güvenlik hususları gibi alanlarda Birleşik Krallık’ın sahip olduğu deneyimi sunabileceğini ifade etti.

Büyük etkinliklerin düzenlenmesindeki İngiliz tecrübesinin sadece dar anlamda bir güvenlik unsuruyla sınırlı olmadığını açıklayan Bryant; bu deneyimin aynı zamanda taraftar deneyimini, kalabalık yönetimini ve etkinliğin hem keyifli hem de güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamayı da kapsadığını sözlerine ekledi.

Brexit anlaşması

Birleşik Krallık, 23 Haziran’da İngiliz halkının AB’den ayrılma yönünde oy kullandığı Brexit referandumunun 10. yıl dönümünü geride bıraktı. Bu yıl dönümünde konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bryant, AB’den ayrılmanın Birleşik Krallık’a bağımsız ticaret anlaşmaları yapma yetkisi verdiğini, ancak bunu Brexit’in doğrudan bir ‘faydası’ olarak görmediğini belirtti. Bryant, “Bu durum, işten kovulduğunuzda ailenizle vakit geçirmek için daha fazla zamanınızın kalacağını söylemeye benziyor; oysa siz çoğunlukla işinizde kalmayı tercih ederdiniz” ifadesini kullandı.

Birleşik Krallık’ın artık dünya genelinde serbest ve adil ticarete dayalı anlaşmalar yoluyla ‘serbest ticaret yapbozunu’ tamamlamaya çalıştığını ekleyen Bryant; Londra’nın Hindistan ve Güney Kore ile anlaşmalar imzaladığını, Türkiye ile müzakereleri sürdürdüğünü ve Körfez ülkeleriyle de mutabakata vardığını hatırlattı.

AB’nin de Hindistan ile bir anlaşma imzaladığına dikkat çeken Bryant, AB’nin ilerleyen süreçte KİK’in kapısını çalmasının muhtemel olduğunu ifade etti.

Başbakanların sıklığı

Bu mülakat, Keir Starmer’ın istifasının ardından Birleşik Krallık’ta on yıl içindeki yedinci başbakanı karşılamaya yönelik hazırlıkların yapıldığı bir döneme denk geldi. Downing Street sakinlerinin benzeri görülmemiş bir hızla değiştiği bu tablo, Londra’nın ortakları nezdinde dış politika, ticari ve savunma taahhütlerinin sürekliliği konusunda soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

dfv fdb
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 22 Haziran’da istifasını açıkladıktan sonra kürsüden ayrılırken (EPA)

Bu endişeler karşısında Bryant, söz konusu anlaşmanın ‘tek bir kişi ya da geçici bir hükümet tarafından değil, Birleşik Krallık tarafından imzalandığını’ vurgulayarak, “Bu konu benimle ilgili değil, Birleşik Krallık ile ilgili ve ülke olarak KİK ile bir anlaşma yapılıyor” ifadesini kullandı. Birleşik Krallık’ta başbakan kim olursa olsun anlaşmanın Birleşik Krallık ile Körfez ülkeleri arasında yürürlükte kalacağını belirten Bryant, “Bu konuda endişelenmeye gerek yok” dedi.

En güçlü aday Andy Burnham’ın karşısına bir rakip çıkmaması durumunda yeni başbakanın görevine başlamasının beklendiği 3 hafta sonrasında kendi koltuğunda kalmayı öngörüp öngörmediği yönündeki soruya ise Bryant, durumun ‘kendi elinde olmadığını’ belirterek Arapça, “İnşallah” yanıtını verdi.



Diplomatik kanallar, Washington ile Tahran arasında yeni bir yolun önünü açıyor

 Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
TT

Diplomatik kanallar, Washington ile Tahran arasında yeni bir yolun önünü açıyor

 Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)
Ortadoğu’daki operasyonları sırasında USS Boxer amfibi saldırı gemisinde 2 bin 600’den fazla denizci ve ABD Deniz Piyadesi personeli görev yaptı. (CENTCOM)

Arabulucular, görüşmelerin durma noktasına gelmesine rağmen taraflar arasındaki arka kapı diplomasisini açık tutarak ABD ile İran’ın müzakerelere yeniden dönmesini sağlayacak yeni bir çerçeve üzerinde çalışıyor. Washington yönetimi ise Hürmüz Boğazı’nın tamamen trafiğe açılmasını ve nükleer programın gelecekteki olası bir anlaşmaya dahil edilmesini şart koşuyor.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’tan aktardığına göre, Başkan Donald Trump yönetimi haftalar süren diplomatik girişimlerin ardından arabuluculara, haziran ayındaki mutabakat zaptına dönmeye artık yanaşmadığını bildirdi. ABD tarafı bunun yerine Hürmüz Boğazı ile nükleer dosyayı tek bir pakette birleştiren daha kapsamlı ve yeni bir anlaşma için bastırıyor.

Gazeteye konuşan ve temaslar hakkında bilgi sahibi olan üst düzey bir diplomat, Washington’ın Tahran kabul etmeye hazır olduğu takdirde bir anlaşma istediğini ancak ‘acele etmediğini’ belirtti. Diplomat, ABD tarafının nükleer dosyayı da sürece dahil etmek istemesi nedeniyle gelecekteki her türlü uzlaşmanın ‘yeni bir anlaşma’ olması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu temaslar, Pakistan’ın iki ülke arasındaki arabuluculuk çabalarını sürdürdüğü bir döneme denk geliyor. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Andrabi, İslamabad’ın savaşı sona erdirmek amacıyla ABD ve İran ile temas halinde olduğunu belirterek, her iki ülkenin de ‘müzakere masasına geri döneceğine’ inandığını ifade etti.

Andrabi ayrıca, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in geçen ay Tahran’a gerçekleştirdiği ziyaretin, Hürmüz Boğazı ile ilgili yürütülen temaslara ‘önemli bir ivme’ kazandırdığını kaydetti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 24 Ağustos’ta Tahran’da müzakerelerin arabulucusu olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’i kabul etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, 24 Ağustos’ta Tahran’da müzakerelerin arabulucusu olan Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’i kabul etti. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Diplomat, ABD’nin tutumunu “Nükleer program ve Hürmüz Boğazı konusunda tek bir nihai anlaşmaya varacağız” sözleriyle özetledi.

Arabulucular haftalardır tarafları, nisan ayında başlayan ateşkesi 60 gün uzatması öngörülen haziran ayındaki mutabakat zaptına döndürmeyi umuyordu. Bu mutabakat, nükleer programı kapsayan nihai bir çözüme yönelik müzakerelerle eş zamanlı olarak Hürmüz Boğazı’nın kademeli şekilde yeniden açılmasını hedefliyordu.

Ancak söz konusu uzlaşı kısa sürede çöktü ve bunu yeniden canlandırma çabalarının sonuçsuz kalması üzerine Trump yönetimi arabuluculara, bu anlaşmaya geri dönmeyeceğini bildirdi.

Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda anlaşmazlık

Paralel bir kulvarda ise İran ve Umman geçen hafta, Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğinin yönetilmesine ilişkin geçici bir düzenlemeye varmaya yaklaştıklarını açıkladı. Diplomatlar, bu adımın haziran ayındaki mutabakata geri dönülmesine zemin hazırlamasını umuyordu.

Washington başlangıçta İran ile Umman arasında haftalardır süren görüşmeleri desteklemiş, ancak yönetim yetkilileri daha sonra arabuluculara Tahran ve Maskat’ın varacağı düzenlemelerden bağımsız olarak ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın tamamen açılmasını istediğini iletmişti.

İran’ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş ticari gemiler, 4 Eylül 2026 (AP)
İran’ın Bender Abbas kenti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş ticari gemiler, 4 Eylül 2026 (AP)

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir kaynak Financial Times’a yaptığı açıklamada, ABD’ye İran ve Umman’ın ilerleme kaydettiğinin bildirilmesinin ardından Washington’ın ‘şartlarını değiştirdiğini’ söyledi.

Tahran da Umman ile yürütülen görüşmeler sırasında, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirme çabaları kapsamında tutumunu revize etti.

Görüşmelere yakın kaynaklara göre İran, ABD ablukayı kaldırmadığı, ham petrol satışına izin veren petrol muafiyetini yeniden yürürlüğe koymadığı ve yurt dışındaki dondurulmuş varlıklarının bir kısmına erişimine izin vermediği sürece Boğaz’ı yeniden açmayacağı konusunda ısrar ediyor. Bu maddeler, çökmeden önce haziran ayındaki mutabakat zaptında da yer alıyordu.

Vance, çatışmayı ‘savaş’ olarak nitelendirmeyi reddediyor

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance dün Washington’da yaptığı açıklamada, ABD ile İran arasında devam eden çatışmayı tanımlamak için ‘savaş’ kelimesini kullanmayı reddetti ve altı aydır süren anlaşmazlığın kasım ayındaki ara seçimlerden önce sona erip ermeyeceği konusunda tahminde bulunmaktan kaçındı.

Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında, çatışmanın 3 Kasım’da yapılması planlanan Kongre seçimlerinden önce bitip bitmeyeceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Vance, “Buna savaş demem. Şu an itibarıyla devam eden silahlı bir çatışma bulunmuyor” dedi.

Vance’in bu açıklamaları, İran’ın hafta başında kendisini hedef alan ABD hava saldırılarına yanıt olarak ABD’nin Körfez’deki müttefiki Kuveyt’i hedef aldığı bir döneme denk geldi.

ABD’li yetkili, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemileri hedef almaya devam etmesi sebebiyle Washington’ın son saldırıları gerçekleştirme konusunda ‘sorumluluk’ taşıdığını ifade etti.

Çatışmanın ne zaman sona ereceğine ilişkin bir tarih vermekten kaçınan Vance, ‘yapay zaman çizelgeleri’ belirlemek istemediğini söyledi. Vance, “Ancak 'Bu ne zaman bitecek?' diye sorduğunuzda bana 'İranlılar gemilere ateş açmayı ne zaman durduracak?' gibi bir soru sormuş oluyorsunuz. Sanırım gerçek şu ki bu sorunun cevabını bilmiyorum. Bunu İranlılara sormanız gerekir” ifadelerini kullandı.

Vance’in bu açıklamaları, kamuoyunda destek görmeyen çatışmalar, yükselen yakıt fiyatları ve enflasyonun gölgesinde, Trump ve Cumhuriyetçilerin Kongre’deki hassas çoğunluklarını kasım ara seçimlerinde korumaya çalıştığı bir dönemde geldi. Oysa Beyaz Saray, sürecin başında çatışmanın yalnızca birkaç hafta süreceğini öngörmüştü.

Yönetim ayrıca temmuz ayında, ABD ile İran arasındaki kısa süreli ateşkesin çökmesinin ardından patlak veren çatışmalarda hayatını kaybeden 4 asker ile onlarca yaralının statüsünü değiştirdiği için eleştirilerin hedefi olmuştu.

Savunma Bakanlığı yetkililerinin ölü ve yaralı sayıları için defalarca nihai kaynak olarak gösterdiği Savunma Bakanlığı Kayıp Analiz Sistemi’nde, daha önce savaş zayiatı toplamlarına dahil edilen bu kayıplar, ‘Dış Operasyonlar’ adıyla açılan yeni bir kategori altında sınıflandırılmıştı.

Washington, petrol akışlarına güveniyor

Trump yönetimi, fiyatlar yüksek seyretmeye devam etse de Körfez’den daha fazla miktarda petrolün çıkış yaptığını savunuyor. Brent petrolün varil fiyatı, çatışmaların başlamasından önceki gün yaklaşık 72 dolar seviyesindeyken, dün 95 doların üzerinde dalgalandı.

Trump ve kurmayları, savaştan önce küresel ticaretin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın ABD Donanması’nın kontrolünde olduğunu vurgulamaya çalışırken, Körfez petrol akışının çatışma öncesi seviyelere yaklaştığını iddia ediyor.

Vance, ABD’nin çarşamba günü Boğaz’dan geçen yaklaşık 15 milyon varil petrole eşlik ettiğini duyurdu.

Enerji Bakanı Chris Wright da CNBC’ye yaptığı açıklamada, savaştan önce günde yaklaşık 20 milyon varil Körfez petrolünün geçtiği boğazdan, pazartesi günü ABD Donanması’nın yardımıyla 17 milyon varilin taşındığını söyledi.

Ancak bağımsız seyrüsefer takip şirketlerinin verileri, gemi sayısının çatışma öncesi seviyelerin hâlâ oldukça altında olduğunu gösteriyor.

İranlı bir kadın ve çocuğu, Tahran’da bir sokaktaki duvar resminin önünden geçiyor, 2 Eylül 2026 (AFP)
İranlı bir kadın ve çocuğu, Tahran’da bir sokaktaki duvar resminin önünden geçiyor, 2 Eylül 2026 (AFP)

Lloyd’s List Intelligence, savaştan önce günde 130 veya daha fazla geçiş gerçekleşmesine karşın, geçen hafta 102, bir önceki hafta ise 126 gemi geçişi kaydetti.

TankerTrackers verilerine göre, son 28 gün içinde Boğaz’dan çıkan petrolün günlük ortalaması yaklaşık beş milyon varil olarak gerçekleşirken, yakın tarihli diğer tahminler günlük iki ila altı milyon varil arasında değişti.

Trump, savaş boyunca dalgalı seyreden piyasaları sakinleştirmeye çalıştı; küresel piyasaların gergin olduğu anlarda defalarca müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini duyurdu veya son anda askeri tehditlerinden geri adım attı.

Defense Priorities Ortadoğu Direktörü Rosemary Kelanic, yönetimin ‘petrol piyasalarına sözlü baskı uygulamaya devam ettiğini’ belirterek, yetkililerin fiyatların aşırı yükselmesini önlemeye ve daha büyük bir artış yaşanmadan önceki süreyi uzatmaya çalıştığını ifade etti.

Ekonomik baskı ve güç kullanımı tehdidi

Tahran’ın ABD’nin askerî harekâtı karşısında geri adım atmayı reddetmesi üzerine Trump, ekonomik baskıyı artırma stratejisini gerektiğinde gücün dozunu yükseltme tehdidiyle birleştirdi.

Trump, ABD-İsrail ortak harekatının İran Deniz ve Hava Kuvvetleri’ne ağır kayıplar verdirdiğini defalarca vurguladı. İranlı yetkililer de ülkenin 270 milyar dolarlık doğrudan ve dolaylı zarara uğradığını bildirdi.

Savaşın ilk haftalarında düzenlenen İsrail saldırıları, İran Dini Lideri Ali Hamaney dahil olmak üzere rejim kademesindeki üst düzey komuta zincirinin büyük bölümünü etkisiz hale getirmişti.

Diğer yandan İran, ABD’nin Körfez’deki müttefiklerine yönelik saldırılarıyla baskı uygulamayı sürdürürken, ABD yönetimi ise içinden geçen petrol miktarını artırarak bu su yolunun İran elinde bir koz olma değerini düşürdüğünü kanıtlamaya çalıştı.

 ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 1 Eylül 2026 tarihinde Kuzey Carolina eyaletinin Asheville kentinde düzenlenen G20 Mali Toplantıları sırasında (Getty/AFP)
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 1 Eylül 2026 tarihinde Kuzey Carolina eyaletinin Asheville kentinde düzenlenen G20 Mali Toplantıları sırasında (Getty/AFP)

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Fox News’e verdiği demeçte, bölgede geçit yolunu baypas eden yeni kara boru hatlarının inşa edilmesiyle Hürmüz Boğazı’nın iki yıl içinde ‘değersiz bir su sahasına’ dönüşeceğini belirtti.

Trump ise dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Baniyas Limanı’nı Körfez ihracatçılarını uluslararası pazarlara bağlayan batı yönlü bir güzergaha dönüştürme çabalarına ilişkin bir rapora dikkat çekti.

Seçim öncesi hesaplamalar

ABD yönetimi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) da dahil olmak üzere İran üzerindeki ekonomik baskıyı artırma konusunda ilerleme kaydettiğini savunuyor; ancak Hürmüz Boğazı’nın kontrolü, olası bir uzlaşmanın temel anlaşmazlık noktalarından biri olmayı sürdürüyor.

Trump’ın ilk başkanlık döneminde İran politikalarından sorumlu kıdemli danışman olarak görev yapan Richard Goldberg, “Başkan’ın, ellerinden alınan Boğaz kontrolünün en ufak bir parçasını dahi DMO’ya geri verecek bir anlaşmayı onaylayacağına inanmakta güçlük çekiyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Uzmanı Aaron David Miller ise ekonomisi ağır baskı altında olmasına rağmen İran’ın ‘Trump’ı bu zor durumdan kurtarmaya’ niyetli görünmediğini ifade etti.

Miller, Trump’ın ara seçimler öncesinde İran’ı yoğun bombardımana tutmaktan kaçınan, aynı zamanda Hürmüz Boğazı konusunda da Tahran’a taviz vermeyen bir yaklaşımı benimsediğini belirtti.

Miller değerlendirmesini, “Beyaz Saray geniş çaplı bir savaş istemiyor, büyük tavizler veriyor gibi görünmek de istemiyor. İzlediği strateji ise bu iki durumdan da kaçınmasını sağlıyor” sözleriyle tamamladı.


Trump: ABD, İran’a karşı "zaten zafer kazandı"

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland'deki Andrews Hava Üssü'nde (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland'deki Andrews Hava Üssü'nde (AFP)
TT

Trump: ABD, İran’a karşı "zaten zafer kazandı"

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland'deki Andrews Hava Üssü'nde (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland'deki Andrews Hava Üssü'nde (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, İngiliz GB News kanalına verdiği mülakatta, ABD'nin İran'ın nükleer silah edinmesini engelleyerek bu ülkeye karşı "zaten zafer kazandığını" ve düzenlenen askeri operasyonların İran'ın nükleer programını "25 yıl geriye götürdüğünü" söyledi.

Trump mülakatta, "Zaten kazandık, çünkü artık nükleer silaha sahip olamazlar" ifadelerini kullandı.

ABD’nin askeri operasyonu başlattığı sırada İran’ın nükleer silaha ulaşmaya "iki, belki de dört hafta" uzaklıkta olduğunu iddia eden Trump, "Doğru olanı yaptım" dedi.

İran'ın "25 yıl geriye savrulduğunu" belirten Trump, ABD'nin şu anda Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü elinde tuttuğunu vurguladı.

Konuşmasında İngiltere ve NATO'yu savaşa destek vermedikleri gerekçesiyle eleştiren ABD Başkanı, "Bize yardım etmek için orada değildiniz... Ülkeniz bana yardım etmek için ortalıkta yoktu" diye konuştu.

Trump sözlerini şöyle tamamladı: "Ben sizin ülkenizi de bu tehditten kurtarıyorum." Trump, İran'ın füze kapasitesi nedeniyle nükleer silaha erişiminin Avrupa için de büyük bir tehlike oluşturacağı uyarısında bulundu.


Beyaz Saray, internet sitesinde yayımladığı video oyunlarıyla tepki çekti

5 oyun paylaşılırken 6.'sının da yolda olduğu aktarıldı (Arcade.gov)
5 oyun paylaşılırken 6.'sının da yolda olduğu aktarıldı (Arcade.gov)
TT

Beyaz Saray, internet sitesinde yayımladığı video oyunlarıyla tepki çekti

5 oyun paylaşılırken 6.'sının da yolda olduğu aktarıldı (Arcade.gov)
5 oyun paylaşılırken 6.'sının da yolda olduğu aktarıldı (Arcade.gov)

Göçmen karşıtı hamleleriyle dikkat çeken Donald Trump yönetimi, son olarak Beyaz Saray'ın internet sitesinde bir dizi oyun yayımladı. 

Bu eski tip video oyunların bazılarında ABD'nin güney sınırındaki göçmenler yakalanıyor veya sınıra duvar örülüyor. 

Rio Run adlı oyunda kullanıcılar, Rio Grande nehri boyunca devriye geziyor ve kendi taraflarına geçen herkesi yakalayarak yüksek bir puan almaya çalışıyor. 

Eskiden cep telefonlarında da oynanabilen Yılan'a benzeyen oyunda kullanıcının mavi kravatlı yaşlı bir beyaz erkek, yakalananlarınsa siyah, esmer ya da beyaz göçmenler olduğu görülüyor.

Fox News, kullanıcının kontrol ettiği karakterin Trump'ın "sınır çarı" diye tanımladığı, sınır güvenliğinden sorumlu Tom Homan olduğunu bildiriyor. 

Sınırı geçenlerden biri yakalandığında o kişi turuncu bir tulum giyip kullanıcının karakterinin arkasından ilerliyor. 

Build The Wall adlı oyundaysa kullanıcılardan tuğlaları üst üste dizmeleri ve "zombi sınır kuşatmasına" karşı "hattı korumaları" bekleniyor.

Diğer oyunlarda kullanıcılardan, ABD'nin simgesi olan kel kartalı National Mall boyunca uçurmaları ya da elmas ve paraları toplayarak "çocuklarının Trump hesaplarını" doldurmaları isteniyor.

Beyaz Saray'dan CNN'e yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Bu, eğlence ve kazanma kültürüyle Demokratların Amerika için öngördüğü karanlık sosyalist vizyon arasındaki farkı daha da belirginleştirme çabasıdır.

Trump ve Beyaz Saray, sosyal medyayı ve devlete ait çevrimiçi platformları agresif biçimde kullanmaları nedeniyle sert eleştirilere maruz kalıyor. 

Temsilciler Meclisi Azınlık Lideri Hakeem Jeffries'in "Meksika şapkası" diye de bilinen sombreroyla gösterilmesi ve Barack-Michelle Obama çiftinin ormandaki maymunlar şeklinde tasvir edilmesi gibi paylaşımların, ırkçılığın en üst seviyede kurumsallaştığını gösterdiği vurgulanıyor. 

Diğer yandan İran savaşı ve hayat pahalılığı gibi gündemler varken Beyaz Saray'ın video oyunları paylaşması da yönetimin önceliklerine dair soru işaretleri yaratıyor.

Independent Türkçe, CNN, Fox News