Bütçe anlaşmazlığı, Erbil ile Bağdat arasındaki petrol anlaşmalarını tehdit ediyor

IKBY, federal hükümeti 36,6 milyar dolarlık alacaklarını alıkoymakla suçladı

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki bir petrol sahası (Reuters)
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki bir petrol sahası (Reuters)
TT

Bütçe anlaşmazlığı, Erbil ile Bağdat arasındaki petrol anlaşmalarını tehdit ediyor

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki bir petrol sahası (Reuters)
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki bir petrol sahası (Reuters)

Bağdat ile Erbil arasında Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) topraklarındaki petrol sahalarının yönetimine ilişkin olumlu uzlaşı sinyalleri ortaya çıkarken, kriz bu kez federal bütçe ve karşılıklı mali yükümlülükler başlığında yeniden alevlendi. Gerilim, IKBY Başbakanı Mesrur Barzani’nin, Bağdat’ın Erbil’den her ay 120 milyar Irak dinarı (91 milyon dolar) tutarında sabit bir ödeme talep etmesinin meşruiyetini ve hukuki dayanağını sert ifadelerle sorgulamasının ardından tırmandı. Bu gelişmeye eş zamanlı olarak IKBY Maliye Bakanlığı, federal hükümetin son yedi yılda IKBY’nin bütçe payından yaklaşık 48 trilyon Irak dinarı (36,6 milyar dolar) kesinti yaptığını açıkladı.

Söz konusu gelişmeler, ABD’nin son dönemde yürüttüğü yoğun diplomatik temasların ardından yaşandı. Kürt siyasetçiler, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın haziran ayı ortasında Erbil’e gerçekleştirdiği ziyarette, IKBY ile Ali ez-Zeydi başkanlığındaki yeni federal hükümet arasında uzun süredir devam eden petrol anlaşmazlığının çözüm ihtimalini ele aldığını belirtti. Kaynaklar, uluslararası çevrelerde Bağdat’taki yeni yönetimin kronik sorunları aşabileceğine yönelik temkinli bir iyimserlik bulunduğunu, ancak doğal kaynakların yönetimini düzenleyecek kalıcı bir federal yasanın yakın vadede çıkarılmasının beklenmediğini ifade etti.

‘Sabit kesinti’ tartışması

120 milyar Irak dinarı tutarındaki ödemeye ilişkin hukuki ihtilafın ayrıntılarını değerlendiren IKBY Maliye Bakanlığı Hukuk Müşaviri Havari Kemal, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Bağdat’ın son uygulamalarının taraflar arasındaki anlaşmazlığı daha da derinleştirdiğini ve hem IKBY hem de Irak genelinde çifte ekonomik krize yol açtığını söyledi. Kemal, Ali ez-Zeydi hükümetine, “Taraflar arasındaki çözümsüz dosyaları yeniden ele alması ve anlaşmazlıkların çözümünde anayasayı temel referans olarak esas alması” çağrısında bulundu.

SGBFG
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani, 16 Haziran 2026 tarihinde ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ı ağırladı. (Hükümet Basın Bürosu)

Mesrur Barzani de yerel basına yaptığı açıklamada, “120 milyar Irak dinarının federal hükümete iade edilmesinin hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını” belirterek, “Yasada yer alan hüküm, petrol dışı gelirlerin yarısının federal hükümete devredilmesini öngörüyor. Söz konusu 120 milyar dinar ise önceki Irak hükümetinin kabinesi tarafından alınmış bir kararla belirlenmişti” dedi. Konunun şu anda yeniden değerlendirildiğini ifade eden Barzani, “Irak genelinde, özellikle de IKBY’de yerel gelirlerin artmasını umuyorum. Gelirler arttıkça IKBY’nin katkısı da artacak” diye konuştu.

Kemal ise 2019 tarihli 6 sayılı Federal Mali Yönetim Kanunu’nun 29. maddesinin bu konuda açık olduğunu vurgulayarak, petrol dışı federal gelirlerin (gümrükler, sınır kapıları ve limanlardan elde edilen gelirler gibi) yarısının, fiilen tahsil edilen tutara göre değişken bir oran üzerinden federal hükümete aktarılacağını, bunun sabit ve önceden belirlenmiş 120 milyar Irak dinarı tutarında bir ödeme anlamına gelmediğini söyledi. IKBY’de iki tür gelir bulunduğunu belirten Kemal, “Yerel gelirler tamamen bölge yönetimine aittir. Federal nitelikteki petrol dışı gelirlerin ise bölgede tahsil edilen kısmının yarısı federal hükümete aktarılır” ifadelerini kullandı.

Petrol dışı federal gelirler, gümrükler, limanlar, sınır kapıları ve benzeri, federal yönetimin yetki alanına giren egemenlik gelirlerini kapsarken; gelir vergileri ve belediye gelirleri ise yerel gelirler arasında değerlendiriliyor.

VBFRBGFRT
Mesud Barzani ve Mazlum Abdi, Erbil’de ABD’nin Suriye Özel Temsilci Tom Barrack ile yapılan görüşmeler sırasında (Arşiv – Kürdistan Demokrat Partisi)

Kürt petrol uzmanı Dr. Govend Şirvani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu 120 milyar dinar rakamının kaynağına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Şirvani, bu tutarın iki yıl önce iki tarafın maliye bakanlıkları arasındaki ön tahminler ve mutabakatlar doğrultusunda belirlendiğini, o dönemde fiilen elde edilen gelirlerin yarısını temsil ettiğini söyledi. Ancak son dönemdeki jeopolitik gerilimlerin bölgedeki ticaret akışını azalttığını ve IKBY ile Irak genelinde gümrük gelirlerinde ciddi düşüş yaşandığını belirten Şirvani, bu nedenle Erbil’in fiilen gerçekleşen gelirlerin yarısını gönderdiğini ifade etti. Buna karşın Bağdat’ın, gerçek gelirlerdeki düşüşü dikkate almadan eski sabit tutarın kesilmesinde ısrar ettiğini aktardı.

Ekonomist Helovan Hasni ise Bağdat’ın sabit mali yükümlülükte ısrar etmesinin son dönemde varılan petrol mutabakatlarını zayıflatabileceği uyarısında bulundu. Mevcut koşullar altında IKBY’nin bu tutarı aylık olarak karşılamasının mümkün olmadığını belirten Hasni, bunun ancak memur maaşları, kamu çalışanlarının gelirleri ve temel hizmetler pahasına sağlanabileceğini ifade etti.

Hasni, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Bağdat’ın bu sabit kesinti ısrarı ikili ilişkileri ciddi şekilde zedeleyecek ve son petrol anlaşmalarını tehlikeye atacak” dedi. Ekonomik bir soru yönelten Hasni, “Eğer bölgesel koşullar düzelir ve IKBY’deki petrol dışı federal gelirler aylık 400 milyar dinar seviyesini aşarsa, Bağdat yine sadece 120 milyar dinarla mı yetinecek, yoksa gelir artışına paralel olarak daha fazlasını mı talep edecek?” ifadelerini kullandı.

Hasni ayrıca, bütçe yasasında yer alan ve fiilen gerçekleşen gelirlerin yarısının devredilmesini öngören düzenlemeye tam uyulmasının her iki taraf için de en adil ve mantıklı çözüm olduğunu vurguladı. Mevcut koşullarda sabit bir rakamın sürdürülmesinin Erbil için sürdürülemez olduğunu belirten Hasni, bunun ancak vatandaşların yaşam giderleri ve temel kamu hizmetlerinden fedakârlık edilerek karşılanabileceği uyarısında bulundu.

‘Gerçek harcama’ tuzağı

Bu bağlamda IKBY Maliye Bakanlığı, net rakamlarla tabloyu ortaya koyarak federal hükümetin son yedi yılda IKBY’nin toplam mali payının yalnızca yüzde 42’sini gönderdiğini açıkladı.

Bakanlığın resmi verilerine göre, egemenlik ve zorunlu harcamalar düşüldükten sonra IKBY’nin hak ettiği bütçe payı 79 trilyon Irak dinarını (yaklaşık 60,3 milyar dolar) aştı. Ancak Bağdat’ın bu tutardan yalnızca 33 trilyon dinarını (yaklaşık 25,2 milyar dolar) gönderdiği ve bu miktarın da yalnızca kamu çalışanlarının maaşları için kullanıldığı belirtildi. Buna karşılık federal hükümetin, IKBY’nin anayasal haklarından 48 trilyon dinardan (36,6 milyar dolar) fazlasını alıkoyduğu ifade edildi. Bakanlık, söz konusu dönemde herhangi bir işletme ya da yatırım harcamasının finanse edilmediğini, ayrıca 2019-2023 yılları arasında gönderilen ödemelerin büyük bölümünün Bağdat tarafından Erbil’in borcu olarak kayda geçirildiğini bildirdi.

SDFBFB
Irak Petrol Bakanlığı (Bakanlığın internet sitesi)

IKBY Maliye Bakanlığı Hukuk Müşaviri Havari Kemal ise bu rakamlara ilişkin Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Biz bu kesintilerin anayasal güvence altındaki hakkımız olduğunu talep ediyoruz. Şu anda konu federal hükümetin gündeminde ve anayasal yükümlülüklere ne ölçüde uyacağına bağlı” ifadelerini kullandı.

Yapısal bozukluk

Krizin mali kökenlerine ilişkin olarak, IKBY Basın Enformasyon Dairesi tarafından Şarku’l Avsat’a sağlanan analiz raporunda, son yirmi yılın bütçe kalemleri incelenerek hem IKBY hem de ülke genelindeki mali istikrarı tehdit eden ciddi bir yapısal bozukluğa dikkat çekildi. Raporda, söz konusu sorunun temelinde “egemenlik harcamaları” kalemindeki olağanüstü genişleme ve sabit bütçe tahsisleri yerine ‘fiili harcama’ mekanizmasının getirilmesi olduğu ifade edildi.

‘Fiili harcama’ mekanizmasının, IKBY’nin yasal olarak bütçede belirlenmiş payını doğrudan alamaması anlamına geldiği belirtilen raporda, Erbil’e aktarılan tutarın Bağdat’ın sahada gerçekleştirdiği harcamalara göre değiştiği kaydedildi. Buna göre, Basra’da bir yatırım projesinin durması ya da federal hükümetin idari gerekçelerle harcamalarını azaltması halinde IKBY’nin payının da otomatik olarak düştüğü, bunun da bölgenin anayasal haklarını kağıt üzerinde kalan ve fiilen eriyen rakamlara dönüştürdüğü ifade edildi. Bu durumun özellikle kamu çalışanlarının maaşlarını, Erbil’in kontrolü dışında kalan değişkenlere bağımlı hale getirdiği vurgulandı.

Hükümet raporuna göre, egemenlik harcamalarının şişmesi nedeniyle IKBY yılda 8,7 trilyon Irak dinarı (6,59 milyar dolar) tutarında katkı sağlamak zorunda kalıyor. Ayrıca Irak’ın egemen borçlarının ödenmesinde yüzde 12,67’lik payı gereği yıllık 1,6 trilyon dinar (1,21 milyar dolar) daha ödemekle yükümlü tutuluyor. Buna karşılık IKBY’nin dış kredilerden aldığı payın yalnızca 62,4 milyar dinar (47,2 milyon dolar) olduğu belirtilen raporda, ‘çarpıcı bir mali paradoks’ olarak, bölgenin aldığı her 1 dolarlık krediye karşılık federal hükümetin başka bölgelerde yürüttüğü projelerden kaynaklanan borçlar için 26 dolar ödediği ifade edildi.

Siyasi baskının perde arkası

Kürt siyaset ve ekonomi analisti Dr. Saman Şali ise söz konusu karmaşık dosyanın ‘geçici uzlaşmalarla değil, Erbil ile Bağdat arasında kalıcı ve sağlam mutabakatlarla’ çözülmesi gerektiğini vurguladı. Şali, mevcut anlaşmazlıkların, geçmiş federal hükümetlerin bütçe ve maaş dosyalarını IKBY üzerinde siyasi ve ekonomik baskı aracı olarak kullanmasının bir sonucu olarak biriktiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Şali, Erbil’in geçmişte çalışan maaşları ve operasyonel giderlerini karşılamak için bağımsız petrol ihracatına yöneldiğini hatırlatarak, “Ancak 2023’ten itibaren bölge petrolü ve gelirlerini Bağdat’a teslim etme konusunda tam bir uyum gösterdi; buna rağmen federal hükümet karşı yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmedi” dedi.

Yeni Başbakan Ali ez-Zeydi liderliğinde kurulan hükümetle birlikte IKBY bütçe kalemlerine dokunulmayacağı ve maaş kesintilerine gidilmeyeceğine dair olumlu işaretler ve açıklamalar bulunduğunu belirten Şali, buna rağmen 120 milyar dinarlık sabit kesinti kararının derhal gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. Şali ayrıca, bu dosyanın karşılıklı inceleme ve denetim mekanizmalarına tabi tutulması gerektiğini, federal gelirlerin gerçek miktarının ve yasal olarak aktarılması gereken yarısının net şekilde belirlenmesinin zorunlu olduğunu ifade etti. Federal hükümete, her yıl sonunda denetlenmiş kesin hesaplarını açıklama çağrısı yapan Şali, böylece gelir ve giderlerde şeffaflığın sağlanabileceğini söyledi. Ayrıca, IKBY’ye yönelik biriken mali kesintilerin yapılandırılarak ödenmesini önererek, iki taraf arasında yirmi yılı aşkın süredir devam eden kaynak krizinin sona erdirilmesi gerektiğini vurguladı.



Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
TT

Fas’ta Dünya Kupası öncesinde işitme engelli ve normal işiten öğrencileri buluşturan ilk kapsayıcı üniversite

Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)
Fas Prensesi ve Lalla Esma Vakfı Başkanı Lalla Esma, kapsayıcı üniversitenin açılış töreninde (Fas Haber Ajansı – MAP)

Fas, işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan öğrencilerle normal işiten öğrencileri aynı sınıflarda buluşturan, mesleki ve sosyal entegrasyonu hedefleyen benzeri görülmemiş bir üniversiteyi hayata geçirerek eğitim alanında yeni bir model başlattı.

Bu adım, beşerî sermayenin yeniden şekillendirilmesi, bilimsel mükemmeliyetin geliştirilmesi ve sağlık alanında inovasyonun teşvik edilmesi çerçevesinde atıldı. Klinik tedavileri, teknolojik eğitimi ve mesleki formasyonu bir araya getiren yeni bir akademik modelin önünü açan girişim, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte 2030 Dünya Kupası gibi büyük uluslararası organizasyonlara hazırlandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Bu organizasyonlar, farklı ihtiyaçlara sahip ziyaretçilerin ağırlanması konusunda ülkeye önemli sorumluluklar yüklüyor.

Tıp, teknoloji ve mesleki eğitimi buluşturan akademik model

Lalla Esma Üniversitesi, yaklaşık 3 bin 500 öğrenciyi ağırlayacak şekilde tasarlanan dört ana okuldan oluşuyor. Üniversite bünyesinde, mesleki eğitim sertifikasından temel yeterliliklere ve yüksek lisans derecesine kadar uzanan, işitme bilimleri alanında tamamen ücretsiz bir eğitim programı sunulacak.

Eğitim kurumunun bünyesinde, konuşma ve dil terapisi, klinik psikoloji ve bilişsel davranışların uygulamalı analizi alanlarında eğitim veren İşitme Bilimleri, İletişim ve Klinik Sinir Bilimleri Okulu da bulunuyor. Ayrıca kulak burun boğaz cerrahlarına ileri düzey koklear implant cerrahisi alanında uzmanlık diplomaları verilecek.

İşaret Dili, Sözlü Çeviri ve Erişilebilirlik Okulu ise kapsayıcı medya ve özel eğitim alanlarında uzmanlar yetiştirecek. Sistemin diğer bileşenlerini, yapay zekâ ve dijital sanat tasarımına odaklanan Kapsayıcı Teknolojiler Okulu ile mutfak sanatları, pastacılık ve çikolata üretimi alanlarında eğitim veren Kapsayıcı Meslekler Okulu oluşturacak.

Paris, Chicago, Leuven ve Montpellier’deki kurumlarla uluslararası iş birlikleri

Üniversitenin bilimsel yönetimi ve araştırma faaliyetleri, geniş bir uluslararası akademik ve hastane iş birliği ağına dayanıyor.

Bu iş birliklerinin başında, Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve Avrupa’nın işitme ile konuşma alanındaki ilk uzmanlaşmış merkezlerinden biri olarak tanımlanan Reconnect Üniversite Hastanesi Enstitüsü ile kurulan stratejik ortaklık geliyor. Institut Pasteur’ü ve Paris Kamu Hastaneleri Kurumuna bağlı üç hastaneyi —Necker Çocuk Hastanesi, Pitié-Salpêtrière Hastanesi ve Lariboisière Hastanesi— bir araya getiren bu ortaklık sayesinde sağırlığın gen tedavisi ile çocuk ve yetişkin işitme sağlığı alanlarındaki ileri araştırmaların aktarılması hedefleniyor.

İş birliği ağı, Batı dünyasında faaliyetlerini sürdüren en eski tıp fakültesinin mirasını taşıyan Fransa’daki Montpellier Üniversitesi’nin yanı sıra Audiocampus ve Cochlear Academy kurumlarını da kapsıyor. Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgiye göre bu ortaklıklarla koklear implant alanındaki uzmanlık eğitiminin aktarılması amaçlanıyor.

Belçika ile imzalanan niyet mektubu da uluslararası iş birliklerinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Leuven Katolik Üniversitesi, Léonard de Vinci Yüksekokulu ve Fransızca konuşulan Belçika’nın ilk koklear implant merkezi olan Saint-Luc Üniversite Klinikleri arasındaki iş birliği, koklear implant uygulamalarına ilişkin Fransızca klinik eğitimin güçlendirilmesini hedefliyor.

Chicago’daki bir Amerikan akademik kurumuyla yapılan ortaklık ise uygulamalı davranış analizi alanında bilimsel uzmanlık sağlanmasını öngörüyor.

Uluslararası ortaklıklar, Muhammed V Üniversitesi ve Fas Ulusal Radyo ve Televizyon Şirketi ile yürütülen yerel iş birlikleriyle tamamlanıyor. Bu çalışmalarla kapsayıcı mesleki ve medya alanlarında yeni kariyer yollarının oluşturulması amaçlanıyor.

İnovasyonu destekleyen 7 bilimsel ve uygulamalı laboratuvar

Uluslararası iş birliklerini, üniversite kampüsünde kurulacak yedi gelişmiş bilimsel ve uygulamalı laboratuvar tamamlıyor.

Bunlar arasında, işaret dilleriyle iletişim kurmayı öğrenen insansı robotların ve yapay zekâ uygulamalarının geliştirilmesine yönelik inovasyon laboratuvarı öne çıkıyor. Kamu yayıncılığı kurumunun desteğiyle donatılan hareket laboratuvarında ise dijital görüntüleme, sanal karakter üretimi ve eğitsel video içeriklerinin hazırlanması üzerinde çalışılacak.

Üniversite bünyesinde ayrıca girişimciliğe, beceri geliştirmeye ve iş kurma süreçlerine odaklanan bir iş geliştirme merkezi bulunacak. Anatomi laboratuvarları ile ileri işitme testlerinin gerçekleştirileceği birimler de karmaşık cerrahi işlemlerin simüle edilmesine ve yardımcı işitme cihazlarının gerçek uygulama öncesinde ayarlanmasına imkân sağlayacak.

Erişilebilirlik hedefi ve uluslararası organizasyonlara hazırlık

Kapsayıcı üniversitenin hedefleri yalnızca akademik eğitimle sınırlı kalmıyor. Kurum, Fas’ın İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği 2030 FIFA Dünya Kupası öncesinde ülkenin organizasyon kapasitesini geliştirmeyi amaçlayan stratejik bir rol de üstleniyor.

Üniversitenin 2027 yılına kadar Fas’ın farklı bölgelerinden ve yurt dışından öğrencilere kapılarını açması planlanıyor. Kurum, otelcilik, ulaşım, bankacılık ve spor tesisleri gibi sektörlerde çalışacak profesyonelleri ve karşılama personelini eğiterek işitme engelli ve işitme güçlüğü yaşayan ziyaretçilerle doğrudan iletişim kurabilecek uzmanlar yetiştirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, eğitim altyapısını kamu hizmetlerinin, stadyumların ve diğer tesislerin erişilebilirliğini artıracak önemli bir araca dönüştürüyor. Böylece Fas’ın, yaklaşan uluslararası organizasyonlarda beklenen küresel erişilebilirlik standartlarına uygun biçimde insan kaynağını geliştirmesi amaçlanıyor.


İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
TT

İsrail: Tüccarların koordinasyonu durdurmasının ardından Gazze’ye mal girişi kesildi

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)
Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı yakınlarında bekleyen yardım tırları… 19 Ocak 2025 (Reuters)

İsrail, yerel tüccarlarla Hamas arasında vergiler konusunda yaşandığını belirttiği anlaşmazlık nedeniyle Gazze Şeridi’ne ticari ürün girişinin durduğunu açıkladı. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu durum, halkın yardımlara bağımlı olduğu bölgede gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin önemli bir tedarik kanalını kesintiye uğrattı.

İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki insani yardım işlerini denetleyen askerî birimi olan COGAT (Bölgelerdeki Hükümet Faaliyetlerini Koordinasyon Birimi), çarşamba günü yayımladığı açıklamada, Gazze’deki tüccarların ticari ürünlerin girişine ilişkin koordinasyonu durdurma kararı aldığını bildirdi.

COGAT, Gazze’deki tüccarların bu kararı, Hamas’ın bölgeye giren her kamyon için 10 bin İsrail şekeli (3 bin 220 dolar) tutarında ücret talep etmesine ve Gazze’deki toplam satışlarının yüzde 30’unun nakit olarak yapılmasını istemesine tepki olarak aldıklarını kendilerine ilettiklerini belirtti.

Hamas ise daha sonra 10 bin şekellik ödemenin, Gazze’deki varlıklı kişilerin ihtiyaç sahiplerine, özellikle dul kadınlara ve yetimlere destek sağlamak amacıyla oluşturulan ulusal fona gönüllü katkılarından oluştuğunu açıkladı. Hareket ayrıca, savaşın harap ettiği bölgede ciddi nakit sıkıntısı yaşandığını öne sürerek, nakit ödemelerin teşvik edildiğini bildirdi.

Üç yıldır devam eden savaş, tekrarlanan zorunlu yerinden edilmeler ve İsrail’in insani yardım sevkiyatına yönelik sıkı kısıtlamaları nedeniyle Gazze halkının büyük bölümü yardımlara bağımlı durumda.

Küresel açlık izleme kuruluşlarından biri, temmuz ayında yaptığı uyarıda Gazze nüfusunun üçte ikisinden fazlasının yıl sonuna kadar akut açlıkla karşı karşıya kalabileceğini bildirmişti. Yaklaşık 2 milyon kişinin yaşadığı Gazze Şeridi’nde halkın çoğu geçici barınaklarda hayatını sürdürüyor.

Gazze Özel Taşımacılık Birliği Başkanı Nahid Şehber, dün İsrail’den ticari ürün taşıyan hiçbir kamyonun Gazze’ye girmediğini söyledi. Ancak İsrail’in kontrolündeki bir sınır kapısından insani yardım taşıyan kamyonların yanı sıra Mısır’dan ticari ürün getiren araçların da giriş yaptığını belirtti.

COGAT, Gazze’deki tüccarların koordinasyonu durdurma kararının, bölgeye giren insani yardım ve ticari ürün taşıyan kamyonların toplam sayısını günlük yaklaşık 300’e düşürebileceğini bildirdi. Bu sayı, mevcut toplamın yarısına karşılık geliyor.

Diplomatlar, Gazze’ye günlük giren kamyon sayısının normalde de 600’ün oldukça altında olduğunu belirtiyor. Şehber ise gerçek sayının yaklaşık 300 olduğunu ve bunların üçte ikisinin ticari ürün taşıdığını ifade etti.

ABD arabuluculuğunda varılan anlaşma uyarınca İsrail’in Gazze’ye günde en az 600 insani yardım kamyonunun girişine izin vermesi gerekiyor. Bununla birlikte İsrail, yükümlülüğünün yalnızca 600 kamyonun girişine izin vermek olduğunu savunuyor ve ticari ürünlerin insani yardımları tamamlayıcı nitelik taşıdığını belirtiyor.


Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
TT

Husilerden Aden’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na saldırı

Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)
Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı (Arşiv – SABA)

Husiler, dün Yemen’in geçici başkenti Aden’deki Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın çevresine füze saldırısı düzenledi. Saldırıda Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’ndan iki kişi hayatını kaybederken, çok sayıda kişi yaralandı ve sarayda maddi hasar meydana geldi.

Saldırıyı üstlenen Husilere karşılık Yemen Enformasyon Bakanlığı, Başbakan Şai Zindani ile hükümet üyelerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu açıkladı. Bakanlık, olası saldırılara karşı önlem amacıyla hükümetin toplantılarını artık düzenli olarak sarayda gerçekleştirmediğini belirtti.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, saldırının ardından telefonla görüştüğü Başkanlık Konseyi üyeleri Tümgeneral Abdurrahman el-Muharremi ve Tümgeneral Mahmud el-Subeyhi’nin yanı sıra Başbakan Şai Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu sordu. Alimi, saldırının etkileri ve sonuçlarıyla mücadele kapsamında alınan önlemler hakkında ilk raporu da dinledi.

Alimi, Husilerin saraya yönelik saldırısının, grubun Yemen ve Suudi Arabistan’daki havalimanlarını, petrol tesislerini ve sivil yerleşimleri hedef alan saldırılarının devamı niteliğinde olduğunu belirtti. Söz konusu saldırıların bölgenin ve deniz geçiş güzergâhlarının güvenliğini tehdit ettiğini savunan Alimi, bunun Husilerin “terörist niteliğini” bir kez daha ortaya koyduğunu ve grubun Yemen halkının devlet kurumlarını yeniden tesis etme iradesiyle başa çıkamadığını gösterdiğini ifade etti.

Yemen Cumhurbaşkanı, devletin anayasal sorumluluklarını kararlılıkla yerine getirmeyi sürdüreceğini vurgulayarak, egemenlik kurumlarının ve vatandaşların korunmasının pazarlık konusu yapılamayacağını söyledi. Alimi, ilgili askerî ve güvenlik birimlerine devlet kurumlarının korunması, terör tehditlerine karşı önlem alınması ve tehdit kaynaklarına hukuka uygun şekilde karşılık verilmesi talimatı verdi. Bu adımların sivillerin ve sivil altyapının korunmasını güvence altına alması gerektiğini kaydetti.

Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).
Alimi, saldırının ardından Muharrami, Subeyhi, Zindani ve hükümet üyelerinin durumunu telefonla sordu (SABA).

Yemen hükümetinden uluslararası topluma çağrı

Yemen Bakanlar Kurulu da Maaşık Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınmasının Husilerin “terörist yaklaşımını” ve sivilleri hedef alma politikasını ortaya koyduğunu açıkladı.

Kurul, saldırının hükümetin vatandaşlara karşı sorumluluklarını yerine getirmesini, devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve darbeyi sona erdirme mücadelesini sürdürmesini engelleyemeyeceğini bildirdi. Açıklamada, “Yemen’in Şafağı” operasyonu kapsamında yürütülen çalışmaların devam edeceği vurgulandı.

Bakanlar Kurulu, saldırının yalnızca devlet kurumlarını hedef alan eylemlerle sınırlı kalmayan, giderek yoğunlaşan Husi saldırılarının devamı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre açıklamada, Suudi Arabistan’daki sivil tesislere yönelik saldırıların yanı sıra Yemen’in Taiz ve Lahic vilayetlerindeki yerleşim bölgelerinin bombalanmasının da sivillerin hayatını tehlikeye attığı ve halkın yaşadığı sıkıntıları artırdığı ifade edildi.

Husilerin Yemen’in, komşu ülkelerin, bölgesel istikrarın ve bölgedeki hayati çıkarların güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğu belirtilen açıklamada, “Yemen’in geleceği, kendi halkına karşı silah kullanan, komşularının güvenliğini hedef alan ve Yemenlilerin darbe projesini reddetmesine şiddetle karşılık vermeye çalışan bir milis grubuna bırakılamaz” ifadelerine yer verildi.

Kurul, uluslararası topluma ve Birleşmiş Milletlere saldırılar karşısında açık ve kararlı bir tutum alma çağrısında bulundu. Açıklamada, saldırıların birbirinden bağımsız münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi, sivillerin ve sivil tesislerin hedef alınmasının önlenmesi için gerekli baskının uygulanması ve ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması istendi.

Yemen hükümeti ayrıca, devlet otoritesini yeniden tesis etme mücadelesinde silahlı kuvvetleri, askerî birlikleri, güvenlik teşkilatlarını ve halk direniş güçlerini desteklemeyi sürdüreceğini bildirdi. Açıklamada, devlet kurumlarının ve kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, vatandaşların korunması ve Yemen halkının yaşadığı sıkıntıların hafifletilmesine yönelik siyasi, ekonomik ve insani çabaların da devam edeceği kaydedildi.