İki Dini Lider arasında İran: Milliyetçiliğin ideolojinin önüne geçmesi

Şüphesiz ki, suikast serisi derin devlete önemli bir liderlik krizi yaşattı ve rejimin anlatısını destekleme görevini üstlenebilecek figürlerin sayısında önemli bir boşluk ve krizle karşı karşıya bıraktı

Fotoğraf: Merhum Dini Lider (solda) ve Mücteba Hamaney (Wikimedia)
Fotoğraf: Merhum Dini Lider (solda) ve Mücteba Hamaney (Wikimedia)
TT

İki Dini Lider arasında İran: Milliyetçiliğin ideolojinin önüne geçmesi

Fotoğraf: Merhum Dini Lider (solda) ve Mücteba Hamaney (Wikimedia)
Fotoğraf: Merhum Dini Lider (solda) ve Mücteba Hamaney (Wikimedia)

Hasan Fahs

İran İslam Cumhuriyeti'ndeki siyasi yaşam şu aşamada, siyasi güçler arasındaki çekişmenin doğasında derin bir değişime sahne oluyor. Bu değişim, İslamcı rejimin ve güç yapısının doğasında daha da derin dönüşümlerin önünü açabilir. Söz konusu dönüşümler ise yanında dini otoritenin pratik uygulaması ve siyasi, sosyal ve ekonomik bileşenlerle etkileşim kurma yöntemiyle ilgili değişiklikleri getirebilir. Zira gücünü ve otoritesini, dini kurumlardan halk güçleri ve aradaki çıkar ve kazanç sistemiyle bağlantılı çeşitli siyasi, ekonomik kesimlere kadar uzanan sağlam bir çekirdek veya destek tabanı üzerine kuran rejim, farklı yönelimleri ve düzeyleriyle tüm İran bileşenleriyle ilişkilerinde artık temel değişiklikler yapmak zorunda. Bu, daha önce herhangi bir reform girişimini veya çeşitliliği ve çoğulculuğu kabul etmeyi düşünmeye bile direnip karşı koyarken, Amerikan-İsrail savaşıyla iradesi dışında kendisine dayatılan değişikliklerin bir sonucudur.

Şüphesiz ki Dini Lider Ali Hamaney ile başlayan ve üst düzey askeri komutanlar, güvenlik ve siyasi yetkililer ile devam eden suikast serisi, İran'da karar alma süreçlerini kontrol eden derin devleti, rejimin anlatısını destekleme görevini üstlenebilecek figürlerin sayısında önemli bir boşluk ve krizle karşı karşıya bıraktı. Rejimin projesini, söylemini ve anlatısını tesis eden ve taşıyan bu kurucu bloğun iradesini hayata geçiren, belirli bir ideolojik ve doktrinsel doğaya sahip belirli bir kesim içinde otorite ve karar alma yetkisini pekiştirecek figürler konusunda da rejim ciddi bir kriz yaşıyor.

Bu kurucu blok, bazen esnek bir şekilde, bazen de güç ile güvenlik ve yargı aygıtının araçlarını kullanarak bu rolünü oynadı. Eski Dini Liderin yönelimleriyle desteklenen ve onunla uyumlu olan vizyonunu, ister liberaller ve milliyetçiler, isterse açılıma ve reforma dayanan bir söyleme sahip dini güçler olsun, bütün siyasi rakiplerini uzaklaştırarak hayata geçirebildi. Bu savaşında güç merkezlerinin veya kutupların ortaya çıkması, yani rejimin kuruluşundan sonra kurulan veya temellerini sağlamlaştırmak için çalışan, bunun yükünü taşıyan ve sonuçlarına katlanan güç yapısı içindeki rolü veya konumu ne olursa olsun, bir şahsiyetin veya partinin güç kazanması olasılığını ortadan kaldırmak ve yok etmek için hiçbir fırsatı kaçırmadı. Devrimin zaferinden sonra dini kurumun iktidarı ele geçirme projesine öncülük eden kilit isim olarak kabul edilen Ayetullah Haşimi Rafsancani buna iyi bir örnektir.

Eğer herhangi bir toplumun veya sistemin sağlam çekirdeği, iktidarın veya rejimin söyleminin temel ve pratik dayanağını temsil ediyorsa, bu iktidarı kritik ve belirleyici anlarda savunan da odur, ne var ki İran’da bu çekirdek diğer ülkelerdeki ve rejimlerdeki benzerlerinden farklı. Bunun nedeni, rejimin milliyetçi eğilimleri dışlamaya ve marjinalleştirmeye çalışmasıdır. Buna karşılık, bu çekirdeğin İslam rejimini ve iktidarını savunan, ideolojik veya doktrinsel bağlılıkları veya özel çıkarları için bir savunma hattını temsil ettiklerinden, onlar için fedakârlık yapmaya hazır olan kesimi temsil ettiğini düşünen bir tanımı öne geçirmesidir.

Öte yandan rejim, bu çekirdeğin ideolojik ve doktrinsel doğasını ulusal güvenliğin bir bileşeni olarak pekiştirme girişiminin yanı sıra, diğer güçlerin kendi sağlam sosyal çekirdeklerini oluşturmalarını engellemek için önemli çabalar sarf etmiş, rejimin entelektüel, siyasi ve ideolojik kaynaklarının önemli bir bölümünü kullanmıştır. Bunları karar alma merkezlerinden dışlamak ve marjinalleştirmek ve hatta kendilerini iktidarda ve karar alma merkezlerinde bir ortak olarak dayatmalarını engellemek için kanunları kullanarak tüm güvenlik, sosyal ve ahlaki yöntemlere, karalamaya, yasadışı mekanizmalara başvurmuştur.

Amerikan-İsrail savaşı ve sonuçları, rejimi ve derin devleti, rejimin hayatta kalmasını ve devamlılığını tehdit eden sert bir gerçekle karşı karşıya bıraktı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun bahsettiği gibi bu savaşın hedefinin, sadece rejimi ortadan kaldırmak değil, aynı zamanda İran'ı parçalamak, toprak bütünlüğünü ortadan kaldırmak, çeşitli ve iç içe geçmiş ulusal yapısını bozmak projesini kapsadığı gerçeğiyle yüzleştirdi. Haziran 2025 savaşından sonra eski Dini Lider Ali Hamaney bu tehlikeyi fark etti ve bu nedenle, rejimin ve otoritesinin dini boyutundan ziyade milliyetçiliği, halkçı ve vatansever dayanışmayı önceliklendiren farklı bir siyasi söylem benimsemeye yöneldi. Bu durum, Dini Lider ve derin devletin, İran toplumundaki çeşitliliği ve çoğulculuğu, siyasi ve kültürel yapısını göz ardı eden dışlayıcı bir dini söyleme dayanmaya devam etmenin tehlikesini hissettiğini gösterdi. Keza İran'ı ve toprak bütünlüğünü koruyanın, ulusal birlik ve haklarını talep eden muhalif gençlerden resmi rejime karşı çıkan çeşitli siyasi güçlere kadar daha geniş bir çekirdeğin tanınması olduğunu anladığını da ortaya koydu.

Derin devlet felaketi önlemeyi, fırsatı değerlendirmeyi, rejimin yeniden dengesini kazanmasını sağlamayı ve böylece çöküşünü engellemeyi şu ana kadar başardıysa, bu, halk arasındaki milli ve vatansever uyanış olmadan mümkün olamazdı. Ne var ki bu uyanış, rejimin ve ideolojik söyleminin savunması için değil, İran'ın ve toprak bütünlüğünün savunulması içindi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre İran toplumunun hissettiği varoluşsal tehdit duygusu, rejimi affetme duygusuna değil, milliyetçi ve vatansever duygulara dayanarak toplum ile otorite arasındaki mesafeyi daralttı. Ama toplum, hesap sorma talebinden ve dış iradelere değil, iç ayaklanmaya dayanan taleplerinden de vazgeçmedi.

Saldırganlık karşısında ve kayıplara tahammül etme konusunda İran etrafında oluşan bu ulusal birlik, İran ile uluslararası toplum arasındaki kronik düşmanlığa son verilmesi çağrısında bulunanların etkisini güçlendiren bir giriş oldu. Dolayısıyla diyalog ve müzakereyi savunanlara, bu tür bir yola karşı çıkan gruplara karşı daha güçlü bir koz kazandırdı. Kaldı ki bilhassa derin devlet ve aynı zamanda Dini Lider, kapalı ideolojik söyleme geri dönmenin, diyalog ve müzakereyi reddeden düşmanca politikaları sürdürmenin, gerek içsel sosyal ve ekonomik sonuçlar gerekse siyasi sonuçlar sebebiyle İran'ı ve rejimi yeniden gerçekten tehlikeli bir konuma döndüreceğini net bir şekilde anlamış bulunuyor. Keza İran'ı daha fazla izole edeceğinin, bölgesel ve uluslararası istikrara yönelik sürekli bir tehdit konumunda kalmasına neden olacağının da farkındalar.

Derin devletin bir yandan devleti ve rejimi taşıyan sağlam çekirdeğe dair vizyonu, diğer yandan radikal söylemin zayıflatılması ve araçlarının ortadan kaldırılması arasında dağılan bu değişim, çatışmayı farklı bir seviyeye ve niteliğe taşıdı. Artık çatışma, doktrinsel ve ideolojik söylem ile reformist, ılımlı ve merkezci söylem arasındaki çatışmayla sınırlı değil. Bunun yerine, toplumun çeşitli kesimlerini –ılımlı muhafazakarlardan ve merkezcilerden reformistlere kadar– kapsayan, derin devlet ile yeni Dini Liderin resmi söylemi haline gelen milliyetçi bir söylemle İran'ı savaş ve sonuçları öncesi döneme döndürmeyi amaçlayan sertlik yanlısı bir söylem arasında bölünmüş durumda. Bu sertlik yanlısı söylem, iktidar yapısının kendisini aştığını ve temel bir öncelik lehine bir kenara ittiğini söyleyebileceğimiz ideolojik anlatılar tarafından yönlendiriliyor. Söz konusu temel öncelik ise İran'ı kurtarmak, tehlike döngüsünden çıkarmak, daha istikrarlı ve açık bir ortama, iç bileşenleriyle, bölgesel çevresiyle ve uluslararası toplumla daha istikrarlı ilişkilere taşımaktır.



Rusya-Ukrayna savaşında 2 milyondan fazla askeri kayıp yaşandı

Ukraynalı askerler, 21 yaşındaki bir askerin tabutu üzerine ulusal bayrağı dalgalandırıyor (Arşiv- AFP)
Ukraynalı askerler, 21 yaşındaki bir askerin tabutu üzerine ulusal bayrağı dalgalandırıyor (Arşiv- AFP)
TT

Rusya-Ukrayna savaşında 2 milyondan fazla askeri kayıp yaşandı

Ukraynalı askerler, 21 yaşındaki bir askerin tabutu üzerine ulusal bayrağı dalgalandırıyor (Arşiv- AFP)
Ukraynalı askerler, 21 yaşındaki bir askerin tabutu üzerine ulusal bayrağı dalgalandırıyor (Arşiv- AFP)

ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) dün yayımladığı araştırmaya göre, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin başlamasından bu yana iki tarafın toplam askeri zayiatı 2 milyonu aştı

Araştırmada, Rus ve Ukrayna ordularındaki toplam kayıpların 2 milyonun üzerinde olduğu belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın rapordan aktardığına göre, Moskova'nın Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgal etmesinden bu yana Rus ordusunda 400 ila 450 bin asker hayatını kaybetti. Rusya'nın toplam askeri zayiatının ise ölü, yaralı ve kayıp personel dâhil yaklaşık 1,4 milyon olduğu tahmin edildi.

Aynı dönemde Ukrayna ordusunun 125 bin ila 150 bin askerini kaybettiği, yaralı sayısının ise 525 bin ile 625 bin arasında olduğu ifade edildi.

Araştırmada ayrıca, Ukrayna'da hayatını kaybeden Rus askerlerinin sayısının, ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana katıldığı bütün savaşlarda verdiği toplam askeri kaybın yaklaşık dört katına ulaştığı belirtildi. Rapora göre bu sayı, Rusya'nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında yer aldığı tüm çatışmalarda verdiği toplam askeri kaybın da dokuz katından fazla.


Washington ve Tahran arasında temkinli ilerleme

Washington ve Tahran arasında temkinli ilerleme
TT

Washington ve Tahran arasında temkinli ilerleme

Washington ve Tahran arasında temkinli ilerleme

ABD ile İran arasında dolaylı yürütülen görüşmelerde dün temkinli bir ilerleme kaydedildi. Katar ve Pakistan'ın arabuluculuğunda Doha'da başlayan teknik müzakerelerde, dondurulmuş İran varlıkları, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiği ve kalıcı ateşkesin tesis edilmesi konuları ele alındı.

ABD Başkanı Donald Trump, salı akşamı başlayan görüşmeleri olumlu değerlendirerek, İran'ın nükleer silahsızlanma sürecinin "iyi ilerlediğini" ve tarafların "birbirleriyle oldukça iyi anlaştığını" söyledi.

Trump, diplomatik süreci petrol ve benzin fiyatlarındaki düşüş ile piyasalardaki yükselişle ilişkilendirirken, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance de görüşmelerin "olumlu yönde ilerlediğini" ifade etti. Vance, nükleer konulara ilişkin müzakerelerin henüz başlamadığını belirtirken, Washington'un "güçlü bir konumdan" müzakere ettiğini ve askeri seçenekleri masada tutmaya devam ettiğini vurguladı.

İran tarafında ise Parlamento Başkanı ve Başmüzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, olası sonraki görüşmeler için ülkesinin "kırmızı çizgilerini" ortaya koydu. Kalibaf, uranyum zenginleştirme faaliyetleri, füze kapasitesi ve bölgesel ittifakların müzakereye kapalı olduğunu, mevcut temasların yalnızca mutabakat zaptının uygulanmasıyla sınırlı olduğunu söyledi.

Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı'nın yönetimine ilişkin tutumunu korurken, üzerinde uzlaşılan maddelerin uygulanmasının aksaması hâlinde güç kullanımına başvurulabileceği uyarısında bulundu. Washington ise dondurulmuş 6 milyar dolarlık İran varlığının serbest bırakılmasını, Tahran'ın belirli yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlıyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de ülkenin dini lideri Mücteba Hamaney'i hedef alacak herhangi bir tehdide "anında ve güçlü" karşılık verileceğini söyledi.


Trump: Çin'in Panama Kanalı'nı kontrol etmesine izin vermeyeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Trump: Çin'in Panama Kanalı'nı kontrol etmesine izin vermeyeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Reuters, ABD Başkanı Donald Trump’ın dün Washington'ın Çin'in Panama Kanalı üzerinde denetim kurmasına izin vermeyeceğini söylediğini aktardı.

Panama Kanalı, Kuzey ve Güney Amerika arasındaki karanın en dar noktasından geçerek gemilerin Atlas ve Pasifik okyanusları arasında çok daha hızlı seyretmesine imkân tanıyor.

Yıllık Amerikan konteyner trafiğinin yüzde 40'ı Panama Kanalı’ndan geçiyor.

ABD Panama Kanalı’nın yapımını yirminci yüzyılın başlarında tamamladı, ancak stratejik öneme sahip bu su yolunun kontrolünü 1999 yılında Panama'ya devretti.

Trump defalarca kez kanalı ‘geri almak’ istediğini dile getirdi. Göreve dönmeden önce de gazetecilere kanalın kontrolünü yeniden ele geçirmek için ekonomik ya da askeri güç kullanmaktan kaçınmayacağını söylemişti.