ABD ve İsrail saldırılarında öldürülen İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in naaşı, altı gün sürecek cenaze töreninin başlamasından bir gün önce Tahran'daki Büyük Musalla'ya getirildi. Tören öncesinde ABD ile İran arasındaki gerilim ise sürüyor.
Yarın düzenlenecek ve İranlı yetkililerin geniş katılım sağlamaya çalıştığı cenaze töreni beklenirken, Tahran'ın Hürmüz Boğazı'ndan geçen deniz trafiğine ilişkin açıklamaları bölgedeki askeri ve siyasi gerilimi yeni bir aşamaya taşıdı. İran, belirlediği seyir güzergâhlarına uymadan Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerlerine askeri karşılık verileceği uyarısında bulundu. Bu beklenmedik çıkış, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi'nin, İslamabad Mutabakat Muhtırası'nın ihlallerini bildirmek ve izlemek amacıyla bir iletişim kanalı kurulması konusunda anlaşmaya varıldığını açıklamasından yalnızca birkaç saat sonra geldi.
İran Silahlı Kuvvetleri Müşterek Karargâhı Harekât Komutanlığı, yayımladığı ve devlet televizyonunun aktardığı açıklamada, yetkililer tarafından belirlenen rotalara uyulmaması halinde "anında ve güçlü bir karşılık" verileceğini duyurdu.
Açıklamada, "İran tarafından Hürmüz Boğazı için belirlenen seyir rotalarına uyulmaması, belirlenen güzergâhlardan sapılması veya İran'ın onayladığı denizcilik protokollerinin göz ardı edilmesi durumunda silahlı kuvvetler derhal ve güçlü şekilde karşılık verecek, bu da kuralları ihlal eden gemilerin güvenliğini tehlikeye atacaktır" ifadelerine yer verildi.
Söz konusu denizcilik uyarısı, ABD ile İran'ın Katar ve Pakistan'ın arabuluculuğunda Doha'da gerçekleştirdiği dolaylı teknik görüşmelerin hemen ardından geldi. Taraflar, 17 Haziran'da imzalanan geçici anlaşmanın uygulanmasını ele alırken, arabulucular görüşmelerde "olumlu ilerleme" kaydedildiğini açıklamıştı.
Bununla birlikte İran'ın askeri açıklaması, Hürmüz Boğazı'nda gemilerin seyir rotalarını belirleme yetkisinin hangi tarafa ait olduğu ve geçiş şartları konusundaki derin görüş ayrılıklarının sürdüğünü ortaya koydu. Açıklamada ayrıca, ABD savaş uçaklarının boğaz üzerindeki uçuşlarının "bu stratejik su yolunda güvensizliğe yol açtığı ve bölgenin güvenliğini tehdit ettiği" savunuldu.


