Antoine El Hac yazdı
Donald Trump'ın 20 Ocak 2025'te yeniden Beyaz Saray'a dönmesinin ardından transatlantik ortaklığının zayıfladığı yönündeki tartışmalar hız kazandı. Hatta bazı analistler, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'nün (NATO) tarihsel bir gerileme sürecine girdiğini öne sürdü. Ancak mevcut gelişmeler farklı bir tablo ortaya koyuyor. NATO dağılmaktan ziyade, ABD ile Avrupa arasındaki ilişkilerin kurallarını yeniden tanımlıyor ve onlarca yıldır Amerikan liderliğine dayanan modelden, sorumlulukların daha dengeli paylaşıldığı yeni bir yapıya geçiş yaşanıyor.
70 yılı aşkın süredir ABD'nin güvenlik şemsiyesi, NATO aracılığıyla Avrupa savunmasının temel dayanağını oluşturdu. Ancak uluslararası dengelerde yaşanan değişimler, Washington'un önceliklerinin farklılaşması ve Çin ile stratejik rekabetin artması, ardı ardına gelen ABD yönetimlerini Avrupalı müttefiklerden güvenlik alanında daha fazla sorumluluk üstlenmelerini istemeye yöneltti.
Kuzey Carolina kıyılarında ABD deniz kuvvetleriyle ortak eğitim tatbikatındaki iki Norveçli asker (Reuters)
Trump bu talepleri yüksek sesle dile getirse de Washington'un yaklaşımının temelleri daha önce atıldı. ABD, Çin'i en büyük stratejik rakip olarak görerek dikkatini giderek Hint-Pasifik bölgesine çevirmeye başlamıştı.
Buna karşılık Avrupa ülkeleri tehdit algısında farklı bir öncelik sıralamasına sahipler. Avrupa başkentlerinin büyük bölümü için Rusya kıta güvenliği açısından hâlâ en büyük tehdit olarak görülüyor. Ukrayna savaşı da kolektif savunmayı yeniden NATO'nun merkezine taşıdı. Washington ise Avrupa'nın savunmasına bağlılığını sürdürmekle birlikte, önümüzdeki on yıllarda uluslararası düzeni belirleyecek temel unsurun Çin ile rekabet olacağını değerlendiriyor.
NATO'nun uyum sağlama kapasitesi
Önceliklerdeki bu farklılık, ittifakın çöktüğü anlamına gelmiyor. Aksine, transatlantik ilişkinin daha gerçekçi temeller üzerinde yeniden şekillenmesini zorunlu kılıyor. NATO hiçbir zaman üyeler arasında tam bir siyasi görüş birliği üzerine kurulmadı. İttifakın temelini ortak güvenlik çıkarları ve ortak tehdit algısı oluşturdu.
ABD Başkanı Donald Trump ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 26 Haziran'da Beyaz Saray'da (Reuters)
Bu nedenle NATO'nun geleceği, Soğuk Savaş sonrası dönemin modeline geri dönmekten ziyade, üyelerinin daha karmaşık stratejik ortama uyum sağlayabilme yeteneğine bağlı olacak.
Yeni güvenlik ortamı, Avrupa ülkelerini savunma harcamalarında benzeri görülmemiş adımlar atmaya yöneltti. ABD'nin yıllardır dile getirdiği yük paylaşımı eleştirilerinin ardından NATO üyelerinin büyük bölümü savunma bütçelerini önemli ölçüde artırdı.
Almanya savunma harcamalarına ilişkin geleneksel politikasını gözden geçirirken, Polonya ve eski Sovyet etki alanındaki doğu kanadı ülkeleri Rusya tehdidi nedeniyle askerî kapasitelerini hızla güçlendirmeyi sürdürüyor.
Bu gelişmeler, Avrupa'nın kıta güvenliğinin artık tamamen ABD güvencelerine dayandırılamayacağı yönündeki farkındalığın giderek arttığını ortaya koyuyor.
Askerî alanın ötesinde yeni denge arayışı
Transatlantik ilişkilerde yeniden müzakere süreci yalnızca savunma alanıyla sınırlı değil. Ekonomi, teknoloji ve savunma sanayii de bu dönüşümün önemli başlıkları arasında yer alıyor.
ABD ile Avrupa arasındaki karşılıklı yatırımlar dünyanın en büyük ekonomik ortaklıklarından biri olmayı sürdürürken, Amerikan savunma sanayii Avrupa'nın silahlanma programlarını önemli bir ticari fırsat olarak görüyor.
Fransa, Avrupa'da nispeten bütünleşmiş bir savunma sanayii altyapısına sahip tek ülke konumunda bulunurken, diğer Avrupa ülkelerinin büyük bölümü silah ve askerî teknoloji alanında değişen oranlarda dışa bağımlı durumda.
Buna karşılık Avrupa ülkeleri de Washington ile ittifakı korurken, aynı zamanda savunma sanayii ve teknolojide daha fazla stratejik özerklik kazanmayı hedefliyor. Böylece stratejik bağımsızlık ile transatlantik ortaklık arasında hassas bir denge kurulmaya çalışılıyor.
Ankara Zirvesi'nin önemi
Bu çerçevede Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi, sıradan bir liderler toplantısından daha büyük anlam taşıyor.Zirve, ABD ile Avrupa'nın transatlantik ilişkiyi yeni koşullara uygun biçimde yeniden tanımlayıp tanımlayamayacağının önemli bir sınavı olarak görülüyor.
Artık temel soru, ABD'nin Avrupa'nın tek güvenlik garantörü olarak kalıp kalmayacağı değil; tarafların daha dengeli bir ortaklığı nasıl inşa edebileceği.
Bu süreçte Türkiye, NATO'nun en etkili ve aynı zamanda en fazla tartışma yaratan üyelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Askerî açıdan ittifakın ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, Karadeniz, Doğu Akdeniz, Ortadoğu ve Kafkasya'yı birbirine bağlayan stratejik konumuyla NATO açısından kritik önem taşıyor. Rusya ile gerilimin artması ve Avrupa'nın güney komşusundaki istikrarsızlığın sürmesi de Türkiye'nin jeopolitik değerini daha da artırıyor.
Ancak bu stratejik önem, siyasi anlaşmazlıklarla birlikte değerlendiriliyor. Son yıllarda Türkiye ile bazı NATO müttefikleri arasında Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi, Suriye politikası, Yunanistan ve Kıbrıs'la yaşanan sorunlar ile Ankara'nın ittifak içindeki oy birliği mekanizmasını kendi güvenlik önceliklerini savunmak amacıyla kullanması nedeniyle çeşitli krizler yaşandı.
Bu nedenle birçok müttefik, Türkiye'yi vazgeçilmez ancak birlikte çalışılması kolay olmayan bir ortak olarak görüyor.
Bununla birlikte geçmiş deneyimler, Avrupa'nın güvenlik tehditleri arttıkça Türkiye'nin öneminin de yükseldiğini gösteriyor. Antoine el Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre kriz dönemlerinde jeopolitik konum ve askerî kapasite siyasi anlaşmazlıkların önüne geçerken, tehdit düzeyi azaldığında siyasi ihtilaflar yeniden ön plana çıkıyor.
Atlantik zirvesine ev sahipliği yapmaya hazırlanan Ankara'da atlı bir polis devriyesi (Reuters)
Ukrayna savaşının sürmesi, büyük güçler arasındaki rekabetin derinleşmesi ve ABD'nin Avrupa'nın güvenlik yükünü tek başına üstlenme isteği ya da kapasitesinin azalması halinde bu eğilimin önümüzdeki yıllarda da devam etmesi bekleniyor.
Dolayısıyla NATO'nun önündeki temel mesele, mevcut yapıyı olduğu gibi korumak değil; değişen küresel güç dengelerine uygun yeni bir işleyiş modeli geliştirmek olacak.
İttifakın başarısı, Avrupa'nın daha bağımsız bir rol üstlenmesini sağlarken, ABD'nin güvenlik taahhüdünü koruyabilmesine ve Türkiye gibi stratejik öneme sahip üyelerin katkılarından, siyasi görüş ayrılıklarına rağmen, etkin biçimde yararlanabilmesine bağlı olacak.
Bu nedenle transatlantik ortaklığın sona erdiğini söylemek için henüz erken görünüyor. Yaşanan süreç, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana transatlantik ilişkileri şekillendiren düzenin çöküşünden ziyade, uluslararası sistemdeki değişim ve büyük güçlerin önceliklerinin farklılaşması doğrultusunda ittifak içindeki rollerin yeniden dağıtılmasına işaret ediyor.
Ankara Zirvesi de NATO'nun bu geçiş dönemini, önümüzdeki on yılın güvenlik sınamalarına daha dengeli ve daha etkili cevap verebilecek yeni bir modele dönüştürüp dönüştüremeyeceğini gösterecek en önemli dönüm noktalarından biri olmaya aday görünüyor.
ABD Adalet Bakanlığı, mağdurların gizliliğini korumak amacıyla açıklanmaması gerektiğini savunarak Epstein'le ilgili bazı belgelerin yayımlanmasına karşı çıkmaya devam ediyor (AFP)