DMO içeriden çözülüyor ve bunun farkında

Yalnızca bir milis değil, başlı başına bir ekonomi

DMO Komutanı Ahmed Vahidi, Tahran'daki İmam Humeyni Büyük Namazgahı'nda Dini Lider Ali Hamaney için düzenlenen genel taziye törenine katıldı, 5 Temmuz 2026 (Reuters)
DMO Komutanı Ahmed Vahidi, Tahran'daki İmam Humeyni Büyük Namazgahı'nda Dini Lider Ali Hamaney için düzenlenen genel taziye törenine katıldı, 5 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

DMO içeriden çözülüyor ve bunun farkında

DMO Komutanı Ahmed Vahidi, Tahran'daki İmam Humeyni Büyük Namazgahı'nda Dini Lider Ali Hamaney için düzenlenen genel taziye törenine katıldı, 5 Temmuz 2026 (Reuters)
DMO Komutanı Ahmed Vahidi, Tahran'daki İmam Humeyni Büyük Namazgahı'nda Dini Lider Ali Hamaney için düzenlenen genel taziye törenine katıldı, 5 Temmuz 2026 (Reuters)

Maneli Mirhan

İran'daki rejime yakın günlük gazete Cumhuriyet-i İslami şubat ayında, İran İslam Cumhuriyeti'nin kırk yıl boyunca kendine yasak saydığı bir soruyu gündeme taşıyarak, ‘Devlet hâlâ iki orduyu, yani düzenli ordu Erteş ile sınırları değil devrimi korumak amacıyla 1979'da kurulan yarı askeri güç İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) maliyetini karşılayabilir mi?’ sorusunu sordu.

Asıl soru iç siyasi çıkmazdan nasıl çıkılacağıyla ilgiliydi ve bunu açıkça dile getiren gazete, DMO’nun ekonomi, siyaset, medya ve diplomaside genişlemesinin bu kurumu iç çatışmalara konu olan mezhepçi bir yapıya ve dışarıdan sürekli baskı için kullanılan bir bahaneye dönüştürdüğünü yazdı. Sorunun kamuoyunun önünde dile getirilmesi neredeyse başlı başına bir yanıt niteliği taşıdı. Çünkü bu ikili yapı özünde bir verimlilik meselesi değildi. Tek bir devletin iki orduya sahip olması, sistemin hayatta kalma stratejisinin bir parçasıydı. Biri ülkeyi savunacak, diğeri o orduyu denetleyecek ve toplumu gözetleyecek ve dengeleri arasında denge kuracak bir bekçi güçtü.

Argümanını stratejik bir mantığa değil tarihe dayandıran gazete, Rafsancani'nin 22 Mart 1989 tarihli hatıra notlarına başvurdu. Bu notlarda Humeyni'nin ordu ile DMO’nun zamanla tek bir güce dönüşmesi gerektiğini kabul ettiğini, ancak dönemin son derece tehlikeli olduğunu ve kuvvetlerin büyük ihtimalle baş kaldırabileceğini düşündüğünü kayıt altına aldığı görülüyordu. Humeyni birleşmeyi reddetmemişti, yalnızca ertelemişti. Onun ölümünün ardından Rafsancani Muhafızlar Bakanlığı'nı Savunma Bakanlığı ile birleştirdi, ancak daha derin bütünleşmenin gerçekleşmesine izin vermedi. Otuz yedi yıl sonra rejimin kendi basını o yarım kalmış cümleyi yeniden hayata geçirdi.

Tepki, meselenin hassasiyetiyle ve bünyesindeki tehlikeyle orantılıydı. Keyhan gazetesi öneriyi kınadı ve bunu DMO’yu tasfiye etmeye yönelik bir proje, Irak'taki Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) uygulanan bir ABD-İsrail reçetesi olarak değerlendirdi. DMO’ya yakın Civan gazetesi ise bunu ülkenin güvenliğinin temel direğine yöneltilmiş bir darbe olarak nitelendirdi. Katı muhafazakarlık yanlısı ağlar ise müzakerecileri, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf'ı ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan yönetimini silahlı Muhafızlara karşı darbe düzenlemekle suçluyor. Eş zamanlı olarak Tahran'daki medya kuruluşları birleşme ihtimalini Washington'ın müzakere masasına koyduğu bir koşul olarak tartışıyor. Sistemin kendi içinden gelen sesler tasfiye talep etmeye başladığında bu ayrışma artık dışarıdan yapılan bir muhalif okuma olmaktan çıkar. Bunu kendi açık sözlülükleriyle, kendi kalemleriyle ve kendi gazetelerinde söylüyorlar.

Oligarşik bileşenin ortadan kaybolma niyeti yok. Zira DMO yalnızca bir milis güç değil, başlı başına bir ekonomidir.

Bununla birlikte çözülme geçici bir siyasi görüş değil, DMO’nun bizzat kendi yapısının bir parçası. DMO, devlet içinde devlet olarak tanımlansa da gerçekte tek bir üniforma giyen üç devlet kurumundan oluşuyor. Birincisi Velayeti Fakih'e bağlı ideolojik-akidevi bir yapı. Washington ile varılan mutabakat muhtırasında Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından devre dışı bırakılan yeni Rehber bu yapıyı zaten zayıflatmış durumdadır. İkincisi şehitlik söylemi ve felsefesi üzerine kurulu bir askeri teşkilat. Üçüncüsü ise hayatta kalma kültürüne dayanan oligarşik bir yapı.

Son iki bileşen arasında güdü ve hedef açısından derin bir çelişki yatıyor. Şehitlik sonuna kadar direnir, hayatta kalma ise müzakere eder, uyum sağlar ve çıkar gerektirdiğinde taviz verir. Tek bir liderlik altındaki bu iki zıt kültür kaçınılmaz biçimde bir çıkmaza sürükler. Bu kırık aynı baskı aygıtlarına da uzanıyor. On yılı aşkın süre boyunca İstihbarat Bakanlığı ile DMO’nun istihbarat birimi paralel ve rekabet halinde iki aygıt olarak çalıştı, dosyaları birbirinin üzerine yığdı, tutuklamaları tartışmaya açtı ve birbirini gözetledi. Öldürme araçlarının iç içe geçtiği bir aygıt katı bir blok değildir. Tek bir bayrak altındaki bir iç rekabettir. Savaş ve anlaşmanın tabloya eklediği şey teşhis değil, zaman çizelgesidir.

Çözülmenin kendisi başlı başına bir uyarı yapılmasına ihtiyaç duymuyor. Esasen Tahran'ın bu çözülmeyi nasıl yöneteceğinin izlenmesi gerekiyor. Bu bir yeniden adlandırma ve slogan değişikliğinden mi ibaret bilinmiyor. Rejime bağlı medya kuruluşları, hukuki ve uluslararası baskıları hafifletmenin bir yolu olarak İran ordusuyla birleşmeyi açıkça gündemine almış durumda. Manevra aleni biçimde yürütülüyor. Ancak daha da önemlisi, sistemin etrafından dolaşamayacağı nedenlerle tutunması mümkün değil.

Kudüs Gücü'nden başlayalım. Bu gücün savaşları hiçbir zaman açıkça ilan edilmiş devlet eylemleri olarak yürütülmedi. Vekil gruplar, paralel diplomasi ve dört başkentte inkâr edilebilir operasyonlar biçiminde hayata geçirildi. Bunların tamamı mümkün olabildi, çünkü Kudüs Gücü devletlerarası ilişkilerin kurallarının dışında konumlandı. Kudüs Gücü ulusal bir orduya entegre edilirse her silah sevkiyatı, her danışman ve her operasyon hesap sorulabilir resmi bir İran devlet eylemine dönüşür. Düzenli bir ordu direniş ekseni yönetemez. Birleşme, Tahran'ı kırk yıl boyunca kaçındığı ya Kudüs Gücü'nü lağvetmek ya da devleti bizzat savaşan taraf konumuna sokmak arasında bir seçim yapmakla karşı karşıya bırakır. Her iki durumda da sistem telafi edemeyeceği bir şeyi yitirir.

İran içinde de benzer bir tuzak söz konusu. DMO’nun bir diğer işlevi olarak içe yönelik Besic gücü ve baskı aygıtı. Zorunlu askerliğe dayanan ulusal bir ordu bu türden bir görevi devralamazdı. Ulusal ordunun kurumsal hafızasında 1979 yılındaki tutum yer alıyor. Halklara ateş açarak monarşi rejimini kurtarmayı reddeden ve tarafsızlığını ilan eden bir ordu. Göçe açık ve entegre bir orduya göstericilere ateş açma emri vermek sisteme daha güçlü bir araç kazandırmaz, aksine 1979'u ters yönde çağırır.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İdeolojik boyut ise hiçbir biçimde özümsenebilir değil; çünkü bu idari değil anayasal bir boyuttur. Madde 150 DMO’nun devrimi ve onun kazanımlarını korumak amacıyla varlığını sürdüreceğini hükme bağlarken madde 110 onu yalnızca Rehber'e bağlar. DMO’nun yasal olarak feshetmek, anayasaya dokunmak demektir. Bu da rejimin atlatamayacağı bir kırılma olur. İdeoloji bükülmez ya kalır ya da kırılır.

Oligarşik bileşenin ise yok olmaya hiçbir niyeti yok. Zira DMO yalnızca bir milis güç değil, başlı başına bir ekonomidir. Hatemu'l-Enbiya ve onun sözleşme imparatorluğu, değeri gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yarısından fazlasına ulaşan yarı resmi şirket ağları, 1404 bütçesinde güvenlik kuvvetlerine ayrılan petrol ihracat gelirlerinin yarısından fazlası ve Dini Liderlik ofisiyle bağlantılı yaklaşık iki yüz milyar dolar değerindeki holdingleri bunun kanıtı. Oligarşik bileşenin planı, ideolojiyi terk ederek onun çöküşünden sağ çıkmak ve sarığın gölgesinden çıkarak kendini sıradan bir ticaret ortağı olarak sunmaktır. İşte izlenmesi gereken manevra budur ve DMO’nun adını yitirirken iktidarını korumasına izin verebilecek tek sonuç da budur.

DMO sahada yenilgiye uğramayacak. Kendi iç kırık hatları boyunca çözülecek ve adı dışında her şeyi elinde tutmayı planlayan adamların eliyle kağıt üzerinde tasfiye edilecek.

Avrupa'nın kabul etmeye yatkın olabileceği cazip bir senaryo daha var. O da gücü elinde tutup saldırganlıktan vazgeçen değişmiş bir sistem içinde hizmet verecek entegre bir kolordu. Bu anayasal yapı çerçevesinde yanıt ‘hayır’ olacak. Saldırganlık rejimin geçici bir davranışı değil, onun akidesidir. Anayasa metni silahlı kuvvetleri devrimi İran sınırları dışına yaymakla yükümlü kılar ve madde 150 bu yükümlülüğü kalıcı kılar. Bu akideden gerçek anlamda vazgeçen bir devlet artık İran İslam Cumhuriyeti olmaz. Saldırganlık olmadan iktidar bu sistemin reformu değil, onu halef alacak bir başka rejimin başlangıcıdır.

xscdvferbt
Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, İran’ın Tahran kentinde düzenlenen bir basın toplantısında, 27 Kasım 2024 (Reuters)

DMO’nun tasfiyesi, Batılı taraflarca ortaya konmuş bir proje değil. Daha ziyade 2009 yılından bu yana beş kez yaşanan ayaklanmalar sırasında İranlıların bizzat talebi bu yönde. Çünkü DMO onların üzerine ateş açan, onları zindanlara tıkan, baskı ve artan yaşam maliyeti nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda bırakan bir araç. Oligarşik bileşenin ticari ortak kılığında geri dönmesine ya da subaylarının ulusal üniforma ile yeniden sahneye çıkmasına izin vermek, halkın cellatlarına pragmatizm adı altında örtülü bir af vermek anlamına gelir.

Genel söylem DMO’nun uzun süre çözülemeyeceğini, kutsal bir misyon üzerine kurulmuş bir gücün çöküş yerine yanmayı tercih edeceğini söyledi. Teslim olmayı reddediyor olmaları doğru; ama ölüyor olmaları iddiası büsbütün yanlış. DMO sahada yenilgiye uğramayacak. Kendi iç kırık hatları boyunca çözülecek ve adı dışında her şeyi elinde tutmayı planlayan adamların eliyle kağıt üzerinde tasfiye edilecek.

Geriye ise onları yeniden adlandırmayı reddetmek ve mantığı sonuna kadar götürmek kalıyor. DMO madde 150 uyarınca varlığını sürdürüyor. Onları yalnızca isim olarak değil hukuken feshetmek, kendilerini var eden metni yeniden gözden geçirmeyi zorunlu kılar. Devrimci rejimin silahlı garantörünü tasfiye etmek, onu güvence altına alan sistemi yeniden yazmak demektir. Mesele aynı adamları ulusal üniforma ile yeniden sahneye çıkaran bir birleşme değil, anayasal bir devrime kapı aralayan bir tasfiye olması.



DMO’nun deniz görevleri hakkında ne biliyoruz?

Deniz tatbikatı sırasında DMO’ya ait hızlı tekneler (Tesnim)
Deniz tatbikatı sırasında DMO’ya ait hızlı tekneler (Tesnim)
TT

DMO’nun deniz görevleri hakkında ne biliyoruz?

Deniz tatbikatı sırasında DMO’ya ait hızlı tekneler (Tesnim)
Deniz tatbikatı sırasında DMO’ya ait hızlı tekneler (Tesnim)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) deniz gücü, İran'ın düzenli ordusuyla paralel bir yapı olarak faaliyet gösterse de geleneksel deniz kuvvetlerinden farklı bir işlev üstlenmektedir. Örgüt, enerji ticaretinin adalar, yabancı üsler ve uluslararası deniz yollarıyla iç içe geçtiği Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nın dar ve hassas sularına yönelik tasarlanmış bir doktrin üzerine inşa edildi.

Bu ortamda güç, geniş sularda yaygın konuşlanma hedefleyen büyük filo modeline değil, kıyıya yakın konuşlanmaya, hızlı botlara, füzelere ve engelleme birimlerine dayanıyor.

Resmi düzeyde ise İran Genelkurmay Başkanlığı, ordu ile DMO’nun görevleri arasında ‘paralellik’ bulunmadığını öne sürerek durumu tehditlerin niteliğinin dayattığı bir görev dağılımı olarak sunuyor.

Bununla birlikte konuşlanma haritası aynı askeri yapı içinde iki ayrı donanmanın varlığını gözler önüne seriyor. Orduya bağlı donanma Umman Denizi, Hazar Denizi ve uzak görevleri üstlenirken DMO’ya bağlı deniz gücü ABD ve müttefikleriyle en hassas sürtüşme noktaları olan Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı'nda mevzilenmiş durumda.

dfvgthyj
İsrail ve ABD'nin 28 Şubat'ta düzenlediği hava saldırılarının ardından İran'ın Kanark Deniz Üssü'nde görülen ve yanmakta olan bir fırkateyn (Reuters)

Bu güç, DMO’ya bağlı küçük deniz birimlerinin bataklıklar, nehir geçitleri ve kıyı ortamlarında faaliyet gösterdiği yılların ardından resmi olarak 1985 yılında İran-Irak Savaşı'nın ortasında kuruldu. Savaşın sona ermesiyle birlikte kademeli olarak DMO bünyesinde bağımsız bir deniz koluna dönüştü. Yapısı sürat botlarına, kıyı-deniz füzelerine, komando birimlerine ve sahil savunmasına dayanıyor ve geleneksel donanmalarla kıyaslandığında büyük savaş gemilerine nispeten daha az yer veriyordu.

DMO’nun deniz gücünün konumu 1999 yılından itibaren güçlendi. Yaklaşık bin 200 kilometre deniz sınırını kapsayan bir alan içinde Arap Körfezi ve Hürmüz Boğazı'ndaki İran sularının güvenliğini sağlama görevi üstlendi. Bu görevlendirme, savaş içinde doğan gücü İran'ın en hassas deniz kozlarından birini elinde tutan bir teşkilata dönüştürdü: Küresel petrol ve doğalgaz ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği bu boğaz, dünya enerji piyasaları için kritik bir stratejik öneme sahip.

Beş deniz bölgesi

DMO, Arap Körfezi'ndeki operasyon sahasını beş bölgeye ayırdı. Birinci Bölge Hürmüz Boğazı'na en yakın deniz bölgesi olan Bender Abbas'ta bulunuyor ve ‘Sahibu'z-Zaman’ adıyla biliniyor. Bu bölgenin görevi boğaz içindeki savunma ve taarruz operasyonlarına odaklanıyor.

İkinci Bölge Buşehir'de bulunuyor ve ‘Nuh Nebi’ adını taşıyor. Temel görevi Hark Adası'nı korumak ve İran petrol ihracatının sürekliliğini güvence altına almak.

Üçüncü Bölge Ma'şur Limanı'nda bulunuyor ve Arap nüfusun çoğunlukta olduğu Ahvaz ilinin kıyı suları olan Ma'şur'dan Şattularab'a kadar Arap Körfezi'nin kuzeyini kapsıyor. Irak'ın Fav bölgesine komşu el-Kasaba şehrindeki Erundkunar üssü bu bölgeye bağlı en önemli üsler arasında yer alıyor.

Dördüncü Bölge Aseluye’de bulunuyor ve Kiş Adası'ndan Ras Mataf'a kadar yaklaşık 350 kilometre uzunluğundaki kıyı şeridini kapsıyor. Bu bölgenin önemi, İran ekonomisinin temel direklerinden biri olan ve jeolojik açıdan Katar'ın kuzey sahasıyla ortaklık içinde bulunan Güney Pars Doğalgaz Sahası’na olan yakınlığından kaynaklanıyor.

dvfgbhyjuk
DMO’ya bağlı deniz piyadeleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçmeye çalışan bir gemiye baskın düzenlerken (AFP)

Beşinci Bölge ise merkezi Bender Lengeh'te olmak üzere Birinci Bölge'nin faaliyet alanından bir kısım ayrılarak 2012 yılında kuruldu. Ebu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları ile Siri Adası'nı kapsayan bu bölgenin faaliyet alanı Keşm Adası'nın ucundan Kiş Adası'nın batısına uzanıyor. Bu bölünmenin amacı Birinci Bölge'nin görevlerini Hürmüz Boğazı'na odaklamak ve adalar için bağımsız bir faaliyet alanı oluşturmaktı.

Bu bölgelerin her birinde hız botlarının yanı sıra kıyı-deniz füze birlikleri, bağımsız hava savunma grupları, özel kuvvetler, komando ve deniz piyade birlikleri konuşlanıyor. Bu yapı, daha büyük bir düşmanı şaşkınlığa uğratmayı hedefleyen asimetrik, yoğun ve kıyıya yakın savaşa dayalı bir denizcilik doktrinini yansıtıyor.

Sürat botları bu doktrinin omurgasını oluşturuyor. Engelleme, manevra, gemilere yaklaşma ve vur-kaç operasyonlarında kullanılıyor. Bu botlar kıyı füzeleri, insansız hava araçları (İHA), mayınlar ve elektronik harp unsurlarını kapsayan çok katmanlı bir tehdit sisteminin parçası olarak sahaya sürülüyor.

DMO’nun deniz gücü ayrıca daha büyük platformlar ile helikopter, İHA kapasitesi ve Hordad-15 ile Tabas hava sistemleri gibi gibi denizden fırlatmalı hava savunma sistemleri de geliştirdi. Tahran bu platformları DMO’nun deniz gücünü yakın sulardaki konuşlanmanın ötesine taşıma yolundaki adımlar olarak sunuyor.

Ağırlık merkezine darbe

İran donanması son savaşta gemi, üs ve deniz askeri üretim tesislerini hedef alan kapsamlı bir saldırıya maruz kaldı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yürüttüğü harekâtın füze ve İHA üretim tesislerinin, deniz kapasitelerinin ve tersanelerin üçte ikisinden fazlasını hasar gördürdüğünü ya da yok ettiğini açıkladı; bu durum söz konusu çatışmanın Tahran'ın deniz ulaşımını tehdit etmek için bel bağladığı altyapıyı hedef aldığına işaret ediyor.

dfvgthyju
DMO’ya ait bir savaş botu, geçtiğimiz aralık ayında ülkenin güneyindeki Hürmüz Boğazı'nda düzenlenen askeri tatbikat sırasında (arşiv - EPA)

CENTCOM verilerine göre İran donanmasının en büyük savaş gemilerinin yüzde 92'si tahrip edildi. Maddi kayıpların yanı sıra DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri'nin savaş sırasında hayatını kaybetmesiyle birlikte komuta kademesine de ağır bir darbe vuruldu. Tengsiri, DMO içindeki deniz baskı doktrininin önde gelen isimlerinden biri olarak biliniyordu.

dfvgbhyj
Tahran'daki bir binada yer alan Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasını konu alan propaganda afişi. Afişin ortasında ABD ve İsrail’in hava saldırılarında hayatını kaybeden DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri'nin fotoğrafı ve yanında Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz kuvvetlerine karşı savaşmış İranlı tarihî şahsiyet Reis Ali Delvari yer alıyor (Reuters)

Tahran, Tengsiri'nin ölümünün üzerinden yaklaşık dört ay geçtikten sonra Ali Azmai'yi DMO Deniz Kuvvetleri’nin yeni komutanı olarak atadığını resmen duyurdu. Değişiklik, yaşanan kayıpların ağırlığı altında İran'ın deniz caydırıcılık imajının sarsıldığı bir dönemde gerçekleşti. Bu durum yeni komutanlığın görevini hasarlı birliklerin yeniden düzenlenmesi, üs ve platform ağının onarılması ve Tahran'ın ABD ile yüzleşmede en önemli kozlarından biri olarak gördüğü sahada güvenin yeniden inşasıyla doğrudan ilişkilendiriyor.


Trump, bir yazara yönelik saldırı davasında 5,8 milyon dolar tazminata mahkûm edildi

Yazar E. Jean Carroll, New York'taki adliye binasından ayrılıyor (Reuters)
Yazar E. Jean Carroll, New York'taki adliye binasından ayrılıyor (Reuters)
TT

Trump, bir yazara yönelik saldırı davasında 5,8 milyon dolar tazminata mahkûm edildi

Yazar E. Jean Carroll, New York'taki adliye binasından ayrılıyor (Reuters)
Yazar E. Jean Carroll, New York'taki adliye binasından ayrılıyor (Reuters)

ABD'li bir yargıç, jüri heyetinin ABD Başkanı Donald Trump'ın yazar E. Jean Carroll'a cinsel saldırıda bulunduğu ve itibarını zedelediği sonucuna varmasının ardından Carroll'a 5,8 milyon dolar ödenmesine karar verdi.

Şarku’l Avsat’ın DPA’dan aktardığı habere göre Federal Yargıç Lewis A. Kaplan, dün verdiği kararla, yazara 5,8 milyon dolar ödenmesine hükmetti. Söz konusu miktar, üç yıl önce bir jüri heyetinin Trump'ın 1996 yılında başkanlık görevine başlamadan önce yazara cinsel saldırıda bulunduğu ve saldırıyı kamuoyuna açıklamasının ardından itibarını zedelediği sonucuna varmasının ardından belirlenmişti.

Yargıç Kaplan, ödemenin yanı sıra karar tarihinden itibaren biriken faizlerin de Carroll'a verilmesine karar verdi.

Carroll'ın avukatları, ABD Yüksek Mahkemesi'nin 2023 yılında verilen hukuk davası kararına yönelik temyiz başvurusunu incelemeyi reddetmesinin ardından ödemenin yapılmasını talep etmişti.

Trump'ın avukatları Yüksek Mahkeme kararının yeniden değerlendirilmesi için başvuru hazırlarken, Trump da Carroll'a yönelik saldırılarını yeniden sürdürdü.

Jüri kararı, Trump'ın katılmadığı bir duruşmanın ardından açıklandı. Carroll, duruşmada Manhattan'daki lüks bir mağazada Trump tarafından cinsel saldırıya uğradığını, ikili arasındaki dostane bir karşılaşmanın şiddet olayına dönüştüğünü anlatmıştı.

82 yaşındaki Carroll, söz konusu saldırıyı ilk kez 2019 yılında, Trump'ın başkanlığı döneminde yayımlanan anı kitabında kamuoyuna açıklamıştı. Trump ise defalarca Carroll'ı hiç tanımadığını savunmuş, onu kendi üzerinden kitap satmaya çalışmakla ve siyasi amaçlar taşımakla suçlamıştı.


Atlantik ötesi anlaşmazlıklar: Biriken sorunlar Washington ile Avrupa'yı uzaklaştırıyor

NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)
NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)
TT

Atlantik ötesi anlaşmazlıklar: Biriken sorunlar Washington ile Avrupa'yı uzaklaştırıyor

NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)
NATO liderlerinin Ankara'da 8 Temmuz'da düzenlenen zirvenin ardından çekilen toplu fotoğrafı (EPA)

Atlantik ötesi ilişkiler, ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünden bu yana Avrupa liderleri ile Washington arasındaki anlaşmazlıkların derinleşmesi ve kapsamının genişlemesiyle en karmaşık dönemlerinden birini yaşıyor. Trump, Ankara'daki NATO Liderler Zirvesi'nde "benzeri görülmemiş bir birlik" vurgusu yapsa da bazı müttefiklerine yönelik sert açıklamaları, taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının boyutunu ortaya koydu.

İşte bugün Atlantik'in iki yakası arasındaki başlıca anlaşmazlık başlıkları:

Savunma harcamaları baskısı

Trump, NATO'nun Ankara Zirvesi'ne Avrupalı müttefiklere yönelik bir dizi eleştiriyle geldi. ABD Başkanı, İran'la yürüttüğü savaşta ittifakın ülkesine destek vermemesinden dolayı "çok öfkeli" olduğunu söyledi. Ayrıca Grönland'ın kontrolü konusundaki taleplerini yineledi ve İspanya'ya yönelik sert eleştirilerini sürdürdü.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Washington'un bağlılığı konusunda liderlere güvence vermeye çalışmasına rağmen, Trump'ın açıklamaları temel bir soruyu yeniden gündeme taşıdı: ABD'nin savunma şemsiyesi hâlâ garanti altında mı?

Rutte, Trump'ın baskılarının Avrupalılar ve Kanadalıları savunma harcamalarını artırmaya yönelttiğini ve NATO ülkelerinin güvenlik için gayrisafi yurt içi hasılalarının en az yüzde 5'ini ayırma taahhüdünde bulunduğunu vurgulasa da Avrupa'daki endişeler devam ediyor. Zira Washington'un taleplerinin kalıcı bir siyasi baskı aracına dönüşmesinden korkuluyor.

Bu kaygılar, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth'in haziran ortasında Avrupa'daki Amerikan askeri varlığının altı ay içinde gözden geçirileceğini açıklamasıyla daha da arttı. Bu açıklama, kıtadaki ABD askerlerinin azaltılabileceği endişelerini yeniden gündeme getirdi.

Ukrayna... dayatılan tavizler mi?

Ukrayna meselesi, Trump'ın dış politikasına ilişkin Avrupa'daki en büyük endişe kaynaklarından biri olmaya devam ediyor. ABD Başkanı, Rusya ve Ukrayna'nın "anlaşmaya varmak istediği" görüşünü tekrarlıyor. Bu açıklamalar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği ve "çok iyi" olarak nitelendirdiği görüşmenin sonrasında yapıldı.

Ancak Avrupalılar, Trump'ın hızlı çözüm arayışının, Kiev'i yeterli güvenlik garantileri almadan taviz vermeye zorlayabileceğinden endişe ediyor.

Tarafların uzlaşmaya hazır olduğuna dair somut işaretlerin bulunmadığı bir dönemde Avrupa ülkeleri, yeni askeri yardım paketleri ve yenilenen siyasi taahhütlerle Ukrayna'ya desteklerini yinelemeye çalışıyor.

İran savaşı

ABD ve İsrail'in İran'la savaşı, Trump ile Avrupalı müttefikleri arasında yeni bir gerilim kaynağına dönüştü. ABD ve İsrail'in şubat sonunda İran'a yönelik saldırılarından bu yana Trump, çatışmadan uzak duran Batılı ülkeleri daha sık eleştirmeye başladı.

Trump, Ankara'da yaptığı açıklamada, NATO'dan memnun olmadığını belirterek, müttefiklerin İran karşısında "kendilerine yardım etmek istemediğini" söyledi ve İran'ı "terörizmi destekleyen başlıca ülke" olarak nitelendirdi.

Bu anlaşmazlık, Atlantik dayanışmasının NATO'nun geleneksel coğrafyasının dışındaki sınırlarını ortaya koyuyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Avrupalılar, kendileriyle önceden koordine edilmediğini düşündükleri ve özellikle enerji ile deniz ulaşımı alanındaki güvenlik ve ekonomik çıkarlarına zarar verebilecek bir savaşa dahil olma konusunda temkinli davranıyor.

Trump ise Avrupa'nın tutumunu, stratejik bir karşı karşıya gelme anında Washington'u yalnız bırakmak olarak değerlendiriyor.

İspanya tehdidi

İspanya, son haftalarda Trump'ın Avrupalı müttefiklerine yönelik doğrudan eleştirilerinin başlıca hedefi oldu. Trump, İspanya'yı "kaybedilmiş bir dava" olarak nitelendirdi ve NATO içindeki savunma harcamalarına yeterince katkı sağlamamakla suçladı. Daha sonra ABD'nin İspanya ile tüm ticari ilişkileri durdurabileceğini söyledi.

Madrid ile Washington arasındaki anlaşmazlık, ittifak içinde savunma yükünün paylaşımı tartışmasından, NATO ve Avrupa Birliği üyesi bir ülkeye yönelik doğrudan ekonomik tehdide dönüştü.

Bu konu, İspanya'nın İran savaşı konusundaki tutumuyla da bağlantılı hale geldi. Madrid'in ABD operasyonlarına destek vermeyi reddetmesi, Trump'ın gözünde onu savunmaya yeterince katkı sağlamayan ve Washington'a askeri destek vermeyen bir Avrupa müttefiki konumuna getirdi.

Grönland'ın egemenliği

Trump, kendisi için "önemli bir mesele" olarak nitelendirdiği Grönland konusunu yeniden gündeme taşıdı ve Danimarka'ya bağlı adanın ABD için "çok önemli" olduğunu vurguladı.

Açıklamalar, Trump'ın yıl başında Grönland'ı gerekirse güç kullanarak ele geçirme tehdidinde bulunmasının ardından Kopenhag ile yaşanan gerilimi yeniden canlandırdı. Trump, haftalar süren sert söylemlerin ardından bu çıkışlarından geri adım atmıştı.

Avrupalılar açısından mesele yalnızca Grönland ile sınırlı değil; ittifak içindeki egemenlik ilkesiyle ilgili. Danimarka NATO üyesi ve Grönland, Danimarka Krallığı içinde özerk bir bölge statüsünde.

Bu nedenle Trump'ın açıklamaları, Washington'un stratejik çıkarlarının bunu gerektirdiğini düşündüğü durumlarda müttefiklerin de ABD baskısının hedefi haline gelebileceği yönündeki geniş kaygıları artırdı.

Diego Garcia Üssü

Trump, Mauritius ile Chagos Adaları konusunda yapılan anlaşma nedeniyle İngiltere ile karşı karşıya geldi. ABD Başkanı, Hint Okyanusu'ndaki stratejik öneme sahip İngiliz-Amerikan askeri üssü Diego Garcia'dan "vazgeçilmesi" konusunda uyarıda bulundu.

Anlaşmazlık, üssün özellikle İran'a yönelik Ortadoğu askeri planlamasındaki rolü nedeniyle daha hassas bir boyut kazandı.

Bu konu Londra'yı zor bir durumda bırakıyor: İngiltere bir yandan Chagos Adaları üzerindeki uzun süreli egemenlik anlaşmazlığını çözmeye çalışırken, diğer yandan Diego Garcia'nın ABD-İngiltere askeri yapısındaki önemini korumak istiyor.

Trump ise üssün statüsündeki herhangi değişikliği katı bir güvenlik perspektifinden değerlendiriyor ve bunu Washington'rn askeri çıkarlarına yönelik bir tehdit olarak niteliyor.

Meloni'nin fotoğrafı

Trump, geçen ay Fransa'da düzenlenen G7 Zirvesi sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin kendisiyle fotoğraf çektirmek için "yalvardığını" iddia ederek Roma ile diplomatik bir kriz yaşanmasına neden oldu.

Meloni bu iddiayı reddederek "uydurma" olarak nitelendirdi. Açıklamalar İtalya'da, Washington'a yakın Avrupalı bir müttefike yönelik kişisel ve siyasi bir hakaret olarak değerlendirildi.

Anlaşmazlık görünüşte kişisel bir tartışma gibi görünse de Trump'ın Avrupalı liderlerle ilişkilerindeki daha geniş bir yaklaşımı yansıtıyor. Diplomatik hesapların kişisel saldırılarla iç içe geçmesi, siyasi olarak kendisine yakın hükümetlerle bile ikili ilişkiler üzerinde olumsuz etki yaratıyor.

Gümrük vergileri

Güvenlik alanındaki anlaşmazlıkların yanı sıra Trump'ın Avrupa Birliği'ne yönelik ticari tehditleri, Atlantik ötesi ticaret savaşı endişelerini yeniden gündeme getirdi.

Brüksel açısından Washington'un savunma talepleri ekonomik baskılardan ayrı değerlendirilmiyor: Müttefiklerden daha fazla savunma harcaması yapmaları, piyasalarını daha fazla açmaları ve yapay zekâ ile sosyal medya şirketlerinin özgürlüğü gibi alanlarda ABD'nin temel tercihleriyle karşı karşıya gelmemeleri bekleniyor.

Bu durum, Trump yönetimiyle ilişkileri daha karmaşık hale getiriyor. Gerilimler artık yalnızca NATO, Ukrayna veya İran dosyalarıyla sınırlı değil; ticaret, gümrük vergileri ve tedarik zincirlerine de uzanıyor. Bu da Avrupa'da Washington'un güvenlik ve ekonomi araçlarını birlikte kullanarak, kendi gündemini dayattığı yönündeki algıyı güçlendiriyor.