Suudi Arabistan’ın ‘koruyucu önlemleri’ ekonomisini savaşın ateşinden korumayı nasıl başardı?

Fitch, Suudi Arabistan’ın kredi notunu ‘A+’ olarak teyit etti

Suudi Arabistan’ın başkentindeki bir caddede dalgalanan Suudi bayrakları (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan’ın başkentindeki bir caddede dalgalanan Suudi bayrakları (Şarku’l Avsat)
TT

Suudi Arabistan’ın ‘koruyucu önlemleri’ ekonomisini savaşın ateşinden korumayı nasıl başardı?

Suudi Arabistan’ın başkentindeki bir caddede dalgalanan Suudi bayrakları (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan’ın başkentindeki bir caddede dalgalanan Suudi bayrakları (Şarku’l Avsat)

ABD ile İran arasındaki savaşın bölgeyi son yılların en şiddetli gerilim dalgalarından birine sürüklediği, Hürmüz Boğazı’nın yeniden kapanmasına yol açtığı; petrol, nakliye ve sigorta fiyatlarını tırmandırdığı bir dönemde, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in Suudi Arabistan’ın kredi notunu ‘A+’ olarak teyit etmesi ve görünümünü ‘durağan’ olarak belirlemesi, temel bir soruyu gündeme getirdi: Suudi Arabistan ekonomisi, krizin tam merkezinde mali sağlamlığını korumayı nasıl başardı?

Söz konusu başarının arkasında yalnızca petrol fiyatlarındaki artışın bulunmadığı; mali ve lojistik tamponların oluşturulması, finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi, enerji altyapısının geliştirilmesi ve özel sektörün rolünün güçlendirilmesi gibi dış şokları absorbe etme kapasitesini artıran ve yıllar içinde biriken kapsamlı bir reform paketinin yer aldığı belirtiliyor.

Uluslararası finans ve iş dünyası, Uluslararası Para Fonu (IMF) Guvernörler Kurulu’nun Suudi Arabistan ile gerçekleştirdiği 2026 yılı Madde 4 konsültasyonlarına ilişkin bu ay yayınlanacak kapsamlı raporunu beklerken; IMF heyetinin verileri, Suudi Arabistan Merkez Bankası rakamları ve ödemeler dengesi raporları, ülke ekonomisinin son yılların en zorlu jeopolitik sınavlarından birini nasıl başarıyla atlattığını ortaya koyuyor.

Alternatif arterler

Tahran’ın, küresel petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kapattığını açıklamasıyla, birçok kesim Körfez’deki petrol ihracatının büyük ölçüde felce uğrayacağını öngörmüştü. Ancak Suudi Arabistan, petrolünü boğazdan uzak güzergahlardan güvenli bir şekilde ihraç etmesini sağlayacak entegre bir sistemi onlarca yıl öncesinden inşa ederek bu senaryoya hazırlıklı olduğunu gösterdi.

FVTBY
Suudi Arabistan’ın başkentinin havadan görünümü (Reuters)

Bu strateji kapsamında, petrolü Kızıldeniz’deki Yanbu limanlarına taşıyan Doğu-Batı boru hattının geliştirilip kapasitesinin artırılmasının yanı sıra, dünya genelindeki kilit pazarlarda stratejik depolama merkezleri kuruldu ve küresel ölçekte en büyük yedek üretim kapasitesi muhafaza edildi.

Kriz patlak verdiğinde ise bu sistem, Saudi Aramco’nun ihracat taahhütlerini eksiksiz yerine getirmeye devam etmesini sağladı. Boru hattı üzerinden sevkiyatı destekleyen, yurt dışı stoklardan yararlanan ve yedek üretim kapasitesinin bir kısmını devreye sokan şirket; sevkiyatlardaki düşüşü sınırlandırarak boğazın kapatılmasının Suudi petrol akışı üzerindeki etkisini asgariye indirdi.

Enflasyon neden düşük seviyede kaldı?

Savaşın küresel ölçekte petrol, nakliye ve deniz sigortası fiyatlarını artırmasına rağmen, bu şokun yerel ekonomiye yansıması diğer birçok ülkeye kıyasla sınırlı kaldı.

Bu durumun; tedarik zincirlerinin etkinliği, riyalin dolara çıpalı döviz kurunun istikrarlı seyri, temel mallardaki yüksek stratejik stoklar ve piyasa istikrarını koruyan mali ve parasal politikalardan kaynaklandığı belirtiliyor.

Bu doğrultuda IMF, 2026 yılı boyunca ortalama enflasyonun yalnızca yüzde 2,3 civarında gerçekleşmesini bekliyor. Bu oran, gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ekonomiye kıyasla oldukça düşük bir seviyeyi temsil ediyor.

Cari hesap fazlası

İlk bakışta savaşın ülkenin dış dengelerine zarar vermesi beklense de, ilk çeyrek verileri bunun aksini ortaya koydu. Cari işlemler hesabı, 2025 yılının son çeyreğindeki 8,2 milyar dolarlık açığa kıyasla, yaklaşık iki yıllık açığın ardından kaydedilen ilk fazla olarak 4,1 milyar dolar fazla verdi.

Söz konusu dönüşüm, iki yönlü bir dengenin sonucu olarak gerçekleşti. Yaşanan aksaklıklar nedeniyle ihraç edilen petrol miktarı gerilerken, yükselen fiyatlar bu düşüşün büyük bir kısmını telafi etti. Bu süreçte, nakliye kesintileri sebebiyle ithalat yavaşlarken, ülke içindeki ziyaretçi harcamalarının artmasıyla seyahat dengesi de iyileşme gösterdi.

İstikrarı güçlendiren araçlar

Ekonominin dayanıklılığını artıran tek unsur cari işlemler fazlası olmadı; aynı zamanda Suudi Arabistan’ın krize hazırlıklı girmesini sağlayan bir dizi mali araç da bu süreci destekledi. Veriler, ülkenin kriz dönemine istikrarı korumaya yardımcı olan güçlü finansal enstrümanlar ve faktörlerle girdiğini gösteriyor. Bu faktörler şu şekilde sıralanıyor:

- Dış varlıkların yeniden yapılandırılması: Kamu kurumlarının ve Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) yatırım faaliyetleri, 2026’nın ilk çeyreğinde yabancı varlıkların nakde çevrilmesinde tarihi bir artışa sahne oldu. Satılan ve transfer edilen varlıkların değeri, 2025’in son çeyreğindeki 4 milyar dolarlık seviyeye kıyasla yüzde 460’lık bir artışla yaklaşık 22,6 milyar dolara ulaştı. Bu keskin büyüme, dış likiditenin yurt içine yönlendirilmesinde hızlanan bir tempoya işaret ediyor.

- Rezerv varlıkların istikrarı: Kamu kurumlarının dış varlıklarını nakde çevirme oranındaki sıçramaya karşılık, Suudi Arabistan Merkez Bankası nezdindeki rezerv varlıklar güçlü ve dengeli seviyesini korudu. İlk çeyrek sonu itibarıyla yıllık bazda yüzde 9,32 artışla 1,862 trilyon riyale (yaklaşık 496,5 milyar dolar) ulaşan bu rezervler, finansman rollerinin etkin dağılımını gözler önüne serdi. Kamu kurumları, yerel projeleri finanse etmek için resmi döviz rezervlerinden doğrudan çekim yapmak yerine, yatırım portföylerini döndürmeyi ve dış varlıklarının bir kısmını nakde çevirmeyi tercih ederek ülkenin mali güvenlik kalkanını ve küresel kredi itibarını güçlendirdi.

- Kredi değerliliği: Ödemeler dengesi ve rezerv varlık hacmindeki bu göstergeler, doğrudan ülkenin egemen kredi notuna yansıdı. Önde gelen küresel kredi derecelendirme kuruluşları, 2026 yılı değerlendirmelerinde Suudi Arabistan ekonomisinin yapısal gücünü ve bölgesel jeopolitik şoklara karşı yüksek direncini teyit etti. Fitch ve S&P, ülkenin kredi notunu ‘A+’ seviyesinde ve görünümünü ‘durağan’ olarak teyit ederken, Moody’s yüksek notu olan ‘Aa3’ü korudu. Yayınlanan raporlara göre bu değerlendirmeler; dış ödemeleri benzer nota sahip ülkelerin ortalamasının üzerinde, uzun süreler boyunca karşılayabilen güçlü net egemen dış varlıklara, rezervlere, petrol dışı faaliyetlerin proaktif esnekliğine ve Vizyon 2030 projelerini temel rezerv korumasına zarar vermeden fonlayabilme kabiliyetine dayanıyor.

- Proaktif finansman: Hükümet, kriz tırmanmadan önce, ocak ayında Ulusal Borç Yönetimi Merkezi tarafından açıklandığı üzere, güçlü kredi pozisyonunu ve düşük kamu borcu seviyesini (GSYİH’nin yüzde 34,4’ü) kullanarak ilk çeyrekte 13 milyar dolarlık dış finansman sağladı. Ayrıca, ülkenin yüksek kredi tavanından yararlanan büyük Suudi bankaları, ticari krediler ve tahviller aracılığıyla yaklaşık 14 milyar dolarlık ek kaynak güvence altına alındı. Böylece yerleşiklerin yurt dışından toplam borçlanması 27 milyar dolara yükseldi.

- Yatırım akışları: Yatırım sektöründe, küresel kurumların güveni yabancı yatırım akışının sürmesiyle tescillendi. Jeopolitik gerilim dönemlerinde ekonomilerde genellikle görülen sermaye çıkışının aksine, Suudi finans piyasasında yabancı sermaye kaçışı yaşanmadı. Yerleşik olmayan yatırımcılar, 2026’nın ilk yarısında Suudi hisse senetlerinde net 2,4 milyar dolarlık alım gerçekleştirmeye devam etti ve toplam hisse sahiplikleri 110 milyar dolar sınırının üzerinde seyretti. Bu duruma, ilk çeyrekte net 1,8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşen ve Vizyon 2030’un reformlarına yönelik artan piyasa güveniyle desteklenen doğrudan yabancı yatırım akışlarındaki olağanüstü esneklik eşlik etti.

- Bankacılık sektörü: Bankacılık sektörünün sağlamlığı, ekonominin gerilim sürecini atlatma kabiliyetini pekiştirdi. Suudi bankaları yüksek sermaye ve likidite seviyelerini korurken, özel sektöre yönelik kredi büyümesinin devam etmesi, küresel piyasalardaki dalgalanmalara rağmen şirketler ve projeler için gerekli finansmanı sağladı. IMF, finansal sektörün sıhhatinin kriz sırasında ekonomik istikrarı destekleyen temel sütunlardan birini oluşturduğunu belirtiyor.

Vizyon 2030 neleri değiştirdi?

Reformların başarısını ölçmenin belki de en iyi yolu, varsayımsal bir soru ortaya koymaktır: Mevcut kriz, Vizyon 2030 hamlesi başlatılmadan önce yaşansaydı ne olurdu? O dönemde ekonomi büyük ölçüde petrol gelirlerine bağımlı durumdaydı; finansman ve likidite yönetimi araçları çok daha sınırlı seviyedeydi ve petrol dışı faaliyetlerin katkısı bugünküne kıyasla oldukça düşüktü. Bugün ise ekonomi; petrol dışı gelirler, yerel ve uluslararası borç piyasaları, bankacılık sektörü, PIF gibi unsurların yanı sıra yüksek nakit rezervleri ve gelişmiş lojistik altyapıyı içeren çok daha çeşitli bir sisteme dayanıyor. Bu entegre yapı, Suudi Arabistan’a küresel şokları büyük bir sarsıntı yaşamadan absorbe etmesini sağlayan güçlü bir güvenlik ağı sunuyor.

IMF’nin değerlendirmesi

IMF’nin 2026 yılı heyet kapanış açıklaması, Suudi Arabistan ekonomisinin olumlu göstergelerini tescilledi. IMF, ülke ekonomisinin dışsal değişkenler karşısında yüksek bir uyum esnekliği ve net bir direnç sergilediğini vurguladı. Açıklamada bu istikrar; ulusal ekonominin yapısal gücüne, lojistik altyapının gelişimine, üretim tabanının ve petrol dışı faaliyetlerin sürekli çeşitlenmesine bağlandı.

DFRGTHY
Suudi Arabistan Maliye Bakanı, IMF Bahar Toplantıları’nda IMF Genel Direktörü ile bir araya geldi. (IMF)

Diğer taraftan IMF, Suudi Arabistan ekonomisinin 2026 yılı büyüme tahminini bir önceki öngörüsüne kıyasla 0,3 puan düşürerek yüzde 1,7’ye çekerken, 2027 yılı beklentisini ise yüzde 5,5’e yükseltti.

Bu aşağı yönlü revizyonun ekonomideki bir zayıflıktan ziyade bölgesel konjonktürün etkilerini yansıttığı belirtiliyor. Öyle ki, ekonomi 2026’nın ilk çeyreğinde yaklaşık yüzde 3 büyüme kaydetmiş olsa da, jeopolitik gerilimlerin sürmesi ile nakliye ve sigorta maliyetlerindeki artışın yılın geri kalanında faaliyet hızını etkileyebileceği öngörülüyor.

Devam eden zorluklar

Mali ve lojistik tamponların gücüne rağmen, bölgesel gerilimlerin uzun süre devam etmesinin beraberinde ek zorluklar getirebileceği belirtiliyor. Bu zorluklar arasında nakliye ve sigorta maliyetlerinin artması, küresel ticaretin yavaşlaması ve bazı yatırımların ertelenme olasılığı yer alıyor. Ayrıca, enerji ve lojistik maliyetlerinin yüksek seviyelerde seyretmeye devam etmesi halinde, büyük ölçekli projeler üzerinde de baskı oluşabileceği öngörülüyor. Bu gerekçelerle IMF, önümüzdeki yıllarda büyümenin sürdürülebilmesi için yapısal reformlara devam edilmesinin, özel sektörün katkısının artırılmasının ve verimliliğin güçlendirilmesinin temel faktörler olmaya devam edeceğini vurguluyor.

Esneklik bir ekonomi politikası haline geldi

Geçtiğimiz aylarda yaşanan deneyim, Suudi Arabistan’ın karşı karşıya kaldığı durumun yalnızca bir petrol krizi ya da geçici bir jeopolitik sınav olmadığını, aksine ekonominin şokları yönetme kabiliyetine yönelik kapsamlı bir test olduğunu ortaya koyuyor. Cari işlemler dengesinde fazla verilmesi, dış varlıkların yeniden yapılandırılması, güçlü rezervlerin korunması, düşük maliyetli finansman temini ve yatırım akışlarının kesintisiz sürmesi gibi gelişmelerin eş zamanlı gerçekleşmesi; egemen likidite yönetiminin krizlere verilen geçici bir tepki olmaktan çıkıp entegre bir ekonomik stratejinin parçası haline geldiğini gösteriyor.

SDCFRGTH
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) Riyad’da Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı ile iş birliği içinde düzenlediği konferansa katılan bir kişi (Turki el-Ukayli)

IMF’nin nihai raporu beklenirken, Suudi Arabistan’ın bu deneyimden çıkardığı mesaj oldukça net: Ekonomik esnekliğe yapılan yatırımlar, jeopolitik ve ekonomik şokların giderek arttığı günümüz dünyasında ülkenin en önemli ve belki de en değerli egemen varlıklarından biri haline gelmiş durumda.



Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı

Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı
Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı
TT

Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı

Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı
Suudi Arabistan'dan Husi saldırılarına karşı "kolektif yanıt" çağrısı

Suudi Arabistan, Husilerin artan saldırıları karşısında füze önleme mühimmatı sıkıntısı yaşarken beklenen yardımın ABD'den gelmemesi üzerine Fransa, Britanya, Pakistan ve Mısır'dan hava savunma desteği istedi.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla AP'ye konuşan yetkililer, Suudi Arabistan'ın füze önleme mühimmatının azaldığını, İran destekli Husilerle çatışmanın uzaması nedeniyle bölgesel ve Batılı müttefiklerinden yardım istediğini belirtiyor. 

Kaynaklar, ABD'nin İran'la savaşta kendi önleyici füze stoklarının azaldığını belirterek, Suudi Arabistan'ın bu yüzden diğer müttefikleriyle iletişme geçtiğini ifade ediyor.

Yetkililerden biri, Suudi Arabistan'ın sadece askeri üslerini ve devlete ait kritik tesisleri değil, aynı zamanda petrol rafinerilerini de korumak zorunda kaldığı için “çok zor durumda” olduğunu söylüyor.

Riyad yönetiminin, Yemen'deki Husilerin saldırılarına karşı “kolektif bir yanıt” verilmesi için çağrıda bulunduğu aktarılıyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu New America'dan Adam Baron, şunları söylüyor:

Bu sadece Husiler'le Suudi Arabistan arasındaki bir mesele değil. Bu, uluslararası deniz taşımacılığının daha geniş kapsamlı yapılarını ve rotalarını güvence altına alacak bir yol bulma meselesidir.

Diğer yandan analizde, bunun Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos'ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ilk sınavı olduğuna da dikkat çekiliyor. Ancak AP'nin aktardığına göre Türk ve Pakistanlı yetkililer, Suudi Arabistan'dan herhangi bir destek talebi almadığını belirtti.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Şam'daki ziyaretin yaptığı açıklamada, ortak savunma anlaşmasının "kurumsallaşma sürecinin devam ettiği" belirtti. Yemen'de gerginliğin azaltılması gerektiğini söyleyen Fidan, "Biz Mekke İttifakı’nın ruhuna uygun olarak davranıyoruz. Suudilerin yanında olduğumuzu zaten açıkladık. İlgili diğer taraflara da gerekli mesajları verdik. Bir dayanışma içerisindeyiz" dedi.

Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Fayyadh Bin Hamed Al-Ruwaili de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu'yle telefonda görüşerek bölgedeki gelişmeleri ele aldı. 

Suudi Arabistan, Husi milislerin bu hafta Mekke'yi drone'la hedef aldığını öne sürmüş, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeden saldırıyla ilgili kınama gelmişti. Ancak Yemen'deki Husiler iddiaları yalanlamıştı.

Reuters da ABD'li yetkililerin pazar günü (13 Eylül) Muskat'taki ABD Büyükelçiliği'nde Husi temsilcilerle bir araya geldiğini yazıyor.

Görüşmede Husilerin, bölgedeki Amerikan gemilerine saldırmama ve Beyaz Saray'la 2025'te imzalanan ateşkese bağlı kalma taahhüdü verdiği aktarılıyor. Örgütün ayrıca İsrail gemilerini de hedef almayı planlamadığı, yalnızca Suudi Arabistan'a ait gemilere saldırı düzenleneceğini söylediği belirtiliyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Sözcüsü Tim Hawkins, dünkü açıklamasında Washington'ın Yemen'deki gelişmeleri yakından takip ettiğini ve Suudi Arabistan'la askeri iş birliğini sürdürdüğünü söyledi.

Ancak Britanya ve Amerikan basınında geçen hafta çıkan haberlerde, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın ABD Başkanı Donald Trump'la telefon görüşmesi yaparak askeri desteği artırmasını istediği fakat Beyaz Saray'ın Yemen'deki çatışmalara doğrudan dahil olmayı reddettiği savunulmuştu.

Independent Türkçe, Reuters, Guardian, AP


Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
TT

Türkiye, Husilerin Mekke saldırısı girişimini şiddetle kınadı

Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (Türkiye Savunma Bakanlığı)

Türkiye, Husilerin insansız hava aracıyla Mekke-i Mükerreme'ye saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenliği tehdit etmekle kalmadığını, uluslararası deniz ticaret yolları ve küresel istikrar üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu belirtti.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınarken Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediğini ve Riyad'la dayanışma içinde olduğunu vurguladı.

Türkiye Savunma Bakanlığı da Husilerin saldırılarını ve Suudi Arabistan'a yönelik diğer eylemlerini kınayarak bölgenin istikrarını tehdit eden bu eylemlere son verilmesi gerektiğini bildirdi. Bakanlık, Husilerin Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki tehditlerinin sürmesinin yalnızca bölgesel güvenliği değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğine dikkat çekti.

Savunma Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bugün (Perşembe) düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, “Husilerin, geçen hafta sonu Suudi Arabistan'ı hedef alan İHA saldırısı da dahil olmak üzere gerçekleştirdiği eylemleri kınıyor ve yalnızca bölgesel istikrarı değil, uluslararası deniz ticaretini ve küresel istikrarı da tehdit eden bu tür eylemlere derhal son verilmesi gerektiğini vurguluyoruz” dedi.

‘Kabul edilemez eylemler’

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, çarşamba gecesi yayımladığı açıklamada, Husilerin Mekke-i Mükerreme'yi insansız hava aracıyla hedef almasını şiddetle kınadı. Açıklamada, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini desteklediği ve Suudi Arabistan'la dayanışma içinde olduğu vurgulandı.

Açıklamada ayrıca bölgesel istikrar ve güvenliği tehdit eden bu saldırıların derhal durdurulması ve gerilimi daha da tırmandıracak her türlü eylemden kaçınılması çağrısı yinelendi.

hju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (Reuters)

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da dün (Çarşamba) yayımlanan Türk gazetecilere yönelik açıklamalarında, Irak'ta konuşlanan saldırganların Suudi Arabistan'ı hem güneyden hem de kuzeyden hedef almaya çalışmasının “kabul edilemez” olduğunu söyledi.

Fidan, bu girişimlerin yalnızca Suudi Arabistan'a zarar vermeyi değil, bölgeyi de hedef aldığını belirterek bu gelişmeler karşısında kayıtsız kalınamayacağını ifade etti.

Türkiye'nin Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın ruhuna uygun hareket ettiğini belirten Fidan, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki anlaşmanın teknik görüşmelerinde şu aşamada ittifakın karargâh yapısı ve personel sayısı gibi konuların ele alındığını kaydetti.

Bu kapsamda Türkiye Savunma Bakanlığı Sözcüsü, “Mekke Anlaşması” çerçevesinde üç ülke arasındaki askeri işbirliğinin geliştirilmesi, birlikte çalışabilirlik kapasitesinin artırılması ve savunma kabiliyetlerinin güçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin yürütüldüğünü belirtti.

Sözcü, üç ülke arasındaki ittifakın kurumsallaştırılmasına yönelik çalışmaların da sürdüğünü ifade etti.


Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır ziyaretinin sonuçlarını nasıl yorumlamalıyız?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)
TT

Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır ziyaretinin sonuçlarını nasıl yorumlamalıyız?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Kahire Havalimanı’na varışında karşıladı. (Reuters)

Ahmed Abdulhakim

Independent Arabia’ya konuşan Mısırlı gözlemci ve analistler, Mısır ile Suudi Arabistan arasındaki stratejik ortaklığın derinliğini ve bölgesel gelişmelere ilişkin tutumların uyumunu ortaya koyan bu ziyaretin, artan bölgesel gerilim ile tehditler ortamında ve her iki ülkenin Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazları ile Kızıldeniz’deki seyir güvenliğine verdiği önem ışığında ‘olağanüstü bir öneme’ sahip olduğu konusunda görüş birliğine vardı.

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Kahire’de kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede iki lider, Suudi Arabistan-Mısır ilişkilerini ve bunları geliştirme yollarının yanı sıra bölgedeki son gelişmeleri, Ortadoğu’nun güvenlik ve istikrarına ilişkin konuları ve bunların başında gelen deniz seyir güvenliği ile özgürlüğünü ve bu husustaki koordinasyon çalışmalarını ele aldı.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamada ise görüşmelerde Mısır-Suudi Arabistan ilişkilerinin Arap dünyasında en üst düzeyde olması gerektiği hususunda mutabakata varıldığı ifade edildi. Açıklamada, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin güvenliğinin Mısır ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken; Suudi Arabistan’ın egemenliğini, istikrarını, toprak bütünlüğünü veya uluslararası deniz hatlarındaki seyir özgürlüğünü hedef alan her türlü saldırı ve tehdidin Mısır tarafından tamamen reddedildiği ve kınandığı belirtildi.

İlişki stratejisinin teyidi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın Arap İşlerinden Sorumlu Eski Bakan Yardımcısı Yaser Osman, Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin ziyaretini ve Sisi ile gerçekleştirdiği görüşmeyi, zamanlaması ve taşıdığı anlamlar bakımından ‘bölgenin son dönemde tanıklık ettiği en önemli etkinliklerden biri’ olarak değerlendirdi. Independent Arabia’ya konuşan Osman, ziyaretin iki kardeş ülkenin liderleri arasındaki sıradan ve rutin temaslar kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek, “Bu ziyaret, son derece kritik bir zaman diliminde; bölgenin, bölgesel güvenliği, istikrarı ve deniz seyir özgürlüğünü tehdit eden tehlikeli ve hızlı gelişmelerle karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşmiştir. Bu durum, söz konusu sınamalara karşı acil istişareyi ve ortak iş birliğini zorunlu kılmaktadır” dedi.

Ziyaret koşullarının iki ülkenin ulusal güvenliğinin ne denli birbiriyle bağlantılı olduğunu, stratejik çıkarlarının kenetlendiğini, ikili ilişkilerin gücünü, ortak kader birliğini ve bölge sorunlarına yönelik görüş yakınlığını gösterdiğini belirten Osman, bu çerçevede Mısır’ın, Suudi Arabistan’ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan her türlü tehdit karşısında Riyad ile tam bir dayanışma içinde olduğu yönündeki temel yaklaşımını vurgulamaya özen gösterdiğini ifade etti.

Osman, ziyaretin iki ülkenin bölgesel krizlere yönelik tutumlarında tam bir görüş birliğinin varlığını ortaya koyduğunu kaydetti. Bu uyumun boğazlardaki seyir özgürlüğü, Filistin davası ve Sudan krizi gibi bölgeyi ilgilendiren tüm dosyalarda geçerli olduğunu belirten Osman, ziyaretin ana mesajının ‘iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin sarsılmazlığını ve bölgenin karşı karşıya olduğu sınamalarla mücadeledeki ortak iradeyi teyit etmek’ olduğunu vurguladı.

rgrtgt
Mısır Cumhurbaşkanı ile Suudi Arabistan Veliaht Prensi arasındaki görüşmede, mevcut koşullarda iki ülke arasındaki dayanışma ve koordinasyonun önemi vurgulandı. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre iki lider arasındaki görüşmelerde bölgesel gelişmeler ve mevcut sınamalar ele alındı. Sisi, Mısır’ın mevcut bölgesel koşullar karşısında Suudi Arabistan ile tüm Arap ülkelerine yönelik sarsılmaz desteğini yineledi. Bu çerçevede iki ülke arasındaki koordinasyon ve temasların artırılması gerektiği vurgulandı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ise Mısır’ın bölgesel istikrar ve barış çabalarına verdiği desteği takdirle karşıladığını belirterek, son jeopolitik sınamalar karşısında Mısır’ın Suudi Arabistan’a gösterdiği dayanışma ve desteği övgüyle karşıladı. Görüşmede ayrıca, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Hürmüz ile Babu’l Mendeb boğazları ve Kızıldeniz’de deniz seyir güvenliğini ve özgürlüğünü sağlama konusundaki kararlılığı teyit edildi. Sisi, Suudi Arabistan’ın güvenliğini ve istikrarını korumak için aldığı tedbirleri desteklediklerini, aynı zamanda Yemen krizine kapsamlı ve sürdürülebilir bir siyasi çözüm bulunmasını desteklediklerini vurguladı.

İş birliği ve koordinasyon ‘acil bir gereklilik’

Arap Araştırma ve Etütler Merkezi Direktörü Hani Süleyman, Kahire ve Riyad arasındaki ‘koordinasyon ve iş birliğini güçlendirmenin’ artık bir lüks değil, bölgenin karşı karşıya kaldığı güvenlik sınamaları ve gelişmelerle mücadelede ‘acil bir zorunluluk’ olduğunu ifade etti. Süleyman, Suudi Arabistan ve Mısır’ın üstlendiği rol ile sahip oldukları farklı kapasitelerin, yalnızca kendi çıkarlarını korumak açısından değil, bölge ülkelerinin karşılaştığı siyasi ve güvenlik sınamalarıyla mücadele etmek açısından da hayati ve stratejik öneme sahip olduğunu vurguladı.

İki ülkenin çabalarını birleştirmesi ve aralarındaki koordinasyonu en üst düzeye çıkarması sayesinde ‘uzun süredir devam eden krizlere yönelik ortak yaklaşımlar ve çözümler geliştirebilecek kapasitede’ olduğunu belirten Süleyman, bu durumun birçok uluslararası aktöre de net ve doğrudan mesajlar taşıdığını kaydetti. Süleyman, bu mesajın iki ülkenin her türlü sınamayla Arap dünyasının yaklaşımları doğrultusunda ve bölge ülkelerinin toprak bütünlüğü ile güvenliğini koruyacak şekilde mücadele etme kararlılığı olduğunu ifade etti.

Süleyman, her iki ülkenin de bölge meselelerinde akılcı ve dengeli bir dış politika izlediğini, koordinasyonun artırılmasıyla önümüzdeki dönemde olumlu sonuçlar elde edileceğini dile getirdi. Ziyaretin çıktılarına da değinen Süleyman, bu sonuçların yakın gelecekte ortak ilgi alanına giren tüm dosyalarda somut gelişmeler olarak sahaya yansıyacağını belirtti.

trht5rhb
Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin Mısır ziyareti bir gün sürdü; Sisi ile yaptığı görüşmelerde ikili ilişkiler ve bu ilişkilerin geliştirilme yolları ile bölgedeki gelişmeler ele alındı. (Reuters)

Benzer şekilde, Mısır Dışişleri Bakanlığı Eski Bakan Yardımcısı Seyyid Kasım el-Mısri, ‘Suudi Arabistan ve Mısır arasındaki iş birliği ve koordinasyonun derinleştirilmesinin, muhtelif güvenlik ve siyasi sınamalarla mücadelede her zaman büyük önem taşıdığını’ ifade etti. Tarihi, coğrafi, ekonomik ve güvenlik bağlarıyla örülü iki ülke ilişkilerinin konjonktürel bir krize veya geçici bir sınamaya bağlı olmadığını belirten el-Mısri, bu bağları güçlendirmenin Arap coğrafyasının güvenliğini ve istikrarını korumak için elzem olduğunu vurguladı.

İki ülke arasındaki ilişkilerin köklü ve her düzeyde derin olduğunu dile getiren el-Mısri, her iki tarafın da Arap çıkarlarını korumaya katkı sağlayacak kapasiteye sahip olduğunu kaydetti. Son yıllarda Arap ortak hareket mekanizmalarında yaşanan aksaklıklara rağmen ‘Mısır-Suudi Arabistan ekseninin bölgedeki istikrar ve güvenliğin ana sütunu olmayı sürdürdüğünü’ belirten el-Mısri, bu eksenin güçlendirilmesinin her iki ülke için de zorunlu hale geldiğini ifade etti. Son bölgesel gelişmelerin ve tehditlerin iki ülkenin çıkarlarının ortak olduğunu gösterdiğini vurgulayan el-Mısri, birine yönelik tehdidin diğerinin de güvenlik ve istikrarını doğrudan etkilediğini belirtti.

Aynı doğrultuda değerlendirmelerde bulunan Arap Birliği Eski Genel Sekreteri Amr Musa da Mısır-Suudi Arabistan yakınlaşması ve koordinasyonunun artık bir tercih değil, bölgedeki durumun hassasiyetinin dayattığı bir zorunluluk olduğunu ifade etti. X platformu üzerinden yaptığı açıklamada Musa; Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Ürdün’e yönelik tekrarlanan saldırıların yanı sıra Lübnan, Suriye, Batı Şeria, Gazze ve Kudüs’teki saldırılar ile Kızıldeniz ve bölgesel sulardaki seyir güvenliğine dönük tırmanan tehditlerin net ve etkili bir Arap tutumunu zorunlu kıldığını vurguladı.

Musa, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Arap sisteminin iki temel sütunu olduğunu belirterek, iki ülke arasındaki yakınlaşma ve sıkı koordinasyonun, Arap güvenliğini ve çıkarlarını koruyacak, ayrıca Arapların kendi bölgelerinin geleceğini belirleme yetisini yeniden kazandıracak kapsamlı bir siyasi hareketi başlatmak için şart olduğunu kaydetti.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’ndan ziyaretin ardından yapılan açıklamada, iki liderin görüşmede ‘mevcut koşulların iki ülke arasında daha fazla dayanışma ve koordinasyonu gerektirdiğini, her iki ülkenin çıkar ve hedeflerinin örtüştüğünü ve aralarında tam bir anlayış birliği bulunduğunu’ vurguladıkları belirtildi. Açıklamada, Veliaht Prens’in ziyaretinin Mısır ile Suudi Arabistan ve tüm Körfez ülkeleri arasındaki tam dayanışma ve kardeşliği teyit ettiği ifade edilerek; Sisi ve Selman’ın, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin güvenliğinin Mısır ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu yineledikleri kaydedildi. Mısır’ın, Suudi Arabistan’ın egemenliğini, istikrarını, toprak bütünlüğünü veya uluslararası deniz hatlarındaki seyir özgürlüğünü hedef alan her türlü saldırı ve tehdidi tam bir kararlılıkla reddettiği ve kınadığı vurgulandı.

Mısır Cumhurbaşkanlığı’na göre görüşmede, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Filistin davasına ilişkin tutumlarının tam olarak örtüştüğü teyit edilerek, iki devletli çözüm ile uluslararası meşruiyet kararlarına dayanan adil ve kapsamlı bir çözüme ulaşılması gerektiği belirtildi. İki lider, ABD Başkanı’nın barış planının ikinci aşamasının gerekliliklerinin ve 2803 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanması, Gazze Şeridi’ne yeterli miktarda insani yardımın ulaştırılması ile Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki İsrail ihlallerinin durdurulması gerektiğinin altını çizdi.

Sudan krizine ilişkin olarak ise iki lider, Mısır ve Suudi Arabistan’ın Sudan’ın güvenliğine, istikrarına ve ulusal kurumlarının bütünlüğüne verdiği desteğin sürdüğünü teyit etti. Sudan ordusunun herhangi bir milis gücü veya yasa dışı paralel yapıyla bir tutulmasının reddedildiği görüşmede, Sudan’ın birliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik her türlü tehdidin Mısır, Suudi Arabistan ve tüm bölge ülkelerinin kolektif güvenliği için bir risk oluşturduğu vurgulandı.