Yıkılan Suriye'nin yeniden inşası: Anonim bir "Gayrimenkul geliştirme" firmasının himayesinde

66 Sayılı Kararname kapsamındaki mülk sahipleri mağdur olurken, yeni zenginler için lüks konut projeleri yükseliyor

Şam'daki Yermuk Filistinli mülteci kampında büyük yıkım. (Şarku’l Avsat)
Şam'daki Yermuk Filistinli mülteci kampında büyük yıkım. (Şarku’l Avsat)
TT

Yıkılan Suriye'nin yeniden inşası: Anonim bir "Gayrimenkul geliştirme" firmasının himayesinde

Şam'daki Yermuk Filistinli mülteci kampında büyük yıkım. (Şarku’l Avsat)
Şam'daki Yermuk Filistinli mülteci kampında büyük yıkım. (Şarku’l Avsat)

Şam'ın güney çevre yolunda özel araçlara otostop çeken Necah Hasan, kendisini memleketi Dâraya kavşağına götürecek bir araç bulmaya çalışıyor. Kentin geniş bölümleri, savaşın ardından hâlâ tamamen ya da kısmen yıkılmış durumda.

Araca bindikten sonra savaş yıllarında yaşadığı zorunlu göçü ve Dâraya'nın Şamiyat Mahallesi'nde bombardımanda hasar gören evini onaramadığını anlatıyor.

Savaşta eşini ve oğlunu kaybeden Necah Hasan, kira ödeyemediği için bugün iki kızının evleri arasında yaşamak zorunda kaldığını söylüyor.

Yolun bir yanında savaşın harabeye çevirdiği Dâraya uzanırken, diğer yanında Mezze semti ile eski rejim döneminde başlatılan ve bugün yeniden hız kazanan Marota City projesinin gökdelenleri yükseliyor.

Necah Hasan, bu manzaraya bakarak şöyle sitem ediyor:

"Yerinden edilenler ve evlerini kaybedenler için konut yapılması, evini ve gelirini hiç kaybetmemiş zenginler için kuleler inşa edilmesinden daha önemli."

Şam'da bugün adeta iki farklı ülke yan yana duruyor. Reklam panolarında yeni yaşam, yatırım fırsatı ve refah vaat eden lüks konut projeleri tanıtılırken, birkaç yüz metre ötede savaşın izlerini hâlâ taşıyan mahalleler, yıkılmış binalar ve temel altyapı hizmetlerinden yoksun bölgeler bulunuyor.

Bu tablo, gayrimenkul geliştirme projelerinin gerçekten halkın konut ihtiyacına mı cevap verdiği, yoksa yalnızca belirli ekonomik kesimlere mi hitap ettiği sorularını beraberinde getiriyor.

Suriyeliler, Esed rejiminin devrilmesinin ardından yeni yönetimin önceliğinin ağır konut krizini çözmek ve milyonlarca yerinden edilmiş insan için kapsamlı bir yeniden imar programı başlatmak olacağını ummuştu.

Ancak bu iyimserlik kısa sürede yerini hayal kırıklığına bıraktı. Hükümet, yerli ve yabancı yatırımcıları çekmeye dayalı bir strateji benimsedi ve ortaya çıkan projeler, yalnızca yüksek gelir grubunun satın alabileceği lüks konutlardan oluşmaya başladı. Buna karşılık evleri yıkılan aileler, kendi imkânlarıyla yaşamlarını yeniden kurmakla başbaşa kaldı.

Suriye'nin başkenti Şam'ın banliyölerinde bulunan özel kompleksler içindeki yenilenmiş modern binalar. (Şarku’l Avsat)"Yaafur 963": 300 bin dolardan başlayan daireler

Şam-Beyrut karayolu üzerinde, Şam'ın batısındaki Yaafur bölgesinde geliştirilen Yaafur 963 projesi, Dubai merkezli Invest Group Overseas tarafından yürütülüyor.

"Emlak Kaynağı" platformuna göre yaklaşık 144 bin metrekarelik alana yayılan projede:

13 bina bulunuyor.

Bunların 12'si konut, biri sosyal kulüp olarak planlandı.

Toplam alanın yüzde 75'inden fazlası yeşil alanlar ve açık sosyal donatılara ayrıldı.

Projenin toplam yatırım tutarı açıklanmadı. Ancak bin 280 konutun yer aldığı projede iki, üç ve dört odalı dairelerin yanı sıra çatı katı suiti seçenekleri de bulunuyor.

En küçük dairelerin satış fiyatı 300 bin dolardan başlıyor

Suriye'de kamu çalışanlarının büyük bölümünün aylık maaşının 150 doları geçmediği, ortalama bir ailenin temel yaşam giderlerinin ise aylık yaklaşık 500 dolar olduğu göz önüne alındığında bu fiyatların toplumun büyük çoğunluğu için erişilebilir olmadığı net olarak ortaya çıkar.

Devlet destekli yeniden imar umutlarının zayıflamasıyla birlikte birçok aile, yıkılmış evlerine geri dönerek kendi imkânlarıyla sınırlı onarımlar yapmak zorunda kaldı. Bu çalışmaların önemli kısmı, yurt dışındaki akrabaların düzensiz para transferleri sayesinde gerçekleştiriliyor.

Cubar'daki HamşoŞam'daki "Mezzeh 56" projesinden, (Şarku’l Avsat)

Hamşo ve Cubar'daki tartışmalı yeniden imar süreci

Şam'ın kuzeydoğusunda yer alan tarihi ve ekonomik öneme sahip Cubar semtinde, hükümetin garantör değil, arabulucu rolü üstlendiği iddia edilen ve kimliği tam olarak açıklanmayan yatırım teklifleri kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

Omran Stratejik Araştırmalar Merkezi kıdemli araştırmacısı Eymen ed-Dusuki, kısa süre önce savaşın yıktığı bölgelerde yaptığı saha incelemelerine dayanarak, bir şirketin Cubar sakinlerine mülkiyetlerine ilişkin uzlaşma teklifleri sunduğunu belirtti.

Buna göre tapulu taşınmaz sahiplerine mülklerinin değerinin yalnızca yüzde 50'si, tarım arazisi sahiplerine ise yüzde 35'i oranında pay öneriliyor.

Ed-Dusuki, bu yöntemin yeniden imar projeleri aracılığıyla mülkiyet haklarının zayıflatılması ya da el değiştirmesi endişesini doğurduğunu belirterek, bazı çevrelerin bunu mülklerin tek elde toplanıp hak sahiplerine gerçek değerinin yalnızca bir bölümünün ödenmesi olarak değerlendirdiğini söyledi.

Şirketin arkasında Suriyeli iş insanı Muhammed Hamşo'nun bulunduğu yönünde yaygın iddialar bulunuyor. Eski Devlet Başkanı Beşşar Esed yönetimiyle geçmişteki yakın ilişkileri nedeniyle Hamşo, Suriye'deki savaş mekanizmasının finansmanına katkıda bulunduğu yönündeki suçlamalarla gündeme gelmişti. Bu nedenle Cubar sakinlerinin itirazları yalnızca hukuki ve teknik ayrıntılarla sınırlı değil, doğrudan şirketin sahibi olduğu öne sürülen Hamşo'ya da yöneldiği belirtiliyor.

Ancak tartışma yalnızca Hamşo'nun ismiyle sınırlı değil.

Ed-Dusuki, şirketin piyasa araştırması sonucunda konutların metrekare satış fiyatını yaklaşık 1.000 dolar olarak belirlediğini, bunun ise büyük bölümü yerinden edilmiş kişilerden oluşan Cubar sakinlerinin satın alma gücünü aştığını ifade etti.

Şam'ın Cubar semtinde sokaklar hala harap durumda ve evler enkaz altında, (Şarku’l Avsat)Şam'ın Cubar semtinde sokaklar hala harap durumda ve evler enkaz altında, (Şarku’l Avsat)

Araştırmacıya göre fiyatların bu denli yüksek olmasının nedeni, savaşta yıkılan bölgelerde uygulanan yeniden imar modelinden kaynaklanıyor. Bu modelde yatırım şirketleri, devletin sağlayamadığı temel altyapı ve hizmetleri üstleniyor; bunun karşılığında ise konutların metrekare fiyatlarını yükseltiyor ve arazi sahipleriyle ortaklık kurarak mülklerden pay alıyor.

Devlet, yatırımcı ile halk arasında arabulucu rolünde

Ed-Dusuki'ye göre hükümet, savaşın mağdur ettiği toplumsal kesimlerin baskısı altında yıkılmış bölgelerin yeniden inşasını sağlamak amacıyla yatırımcıları teşvik etmeye çalışıyor. Aynı dönemde açıklanan "kampların kapatılması projesi" kapsamında da yatırımcıların altyapısı hazır alanlarda inşaat yapmasını tercih ediyor.

Ancak bu yaklaşımın, zorunlu görünmesine rağmen, projeleri yüksek gelir grubuna yönelik hâle getirdiğini; buna karşılık mülkiyet hakkına sahip ancak düşük gelirli geniş bir kesimin ihtiyaçlarını geri planda bıraktığını belirtiyor.

Ed-Dusuki, söz konusu modelin "toplumsal istikrarı sağlayamayacağını" savunarak şu değerlendirmede bulundu:

Şam'ın el-Tedamun mahallesinde, yıkılan evlerine geri dönen sakinler, (Şarku’l Avsat)Şam'ın el-Tedamun mahallesinde, yıkılan evlerine geri dönen sakinler, (Şarku’l Avsat)

"Hükümet gerçekten yıkılan bölgelerin yeniden inşa edilmesini istiyor ve bunu teşvik ediyor. Ancak yatırımcıları belirli bölgelerde çalışmaya zorlayacak yetkiye sahip değil. Şirketler tamamen kendi ekonomik çıkarlarına uygun teklifler veriyor."

Araştırmacıya göre Şam Valiliği, İskân Bakanlığı ve Yerel Yönetimler Bakanlığı gibi kurumlar, savaşta yıkılan mahallelerin sakinlerini yatırım şirketlerinin tekliflerini kabul etmeye ikna etmeye çalışıyor. Gerekçe ise mevcut koşullarda bunların "eldeki en iyi seçenek" olduğu düşüncesi.

Ed-Dusuki, devletin doğrudan yeniden imar sürecine girmemesini ise farklı bir bakış açısıyla açıklıyor. Buna göre hükümet, kendi rolünü yasa çıkarmak, düzenleme yapmak ve yatırım tekliflerini çekmekle sınırlı görüyor; yeniden inşanın fiilen yürütülmesini ve temel hizmetlerin sağlanmasını ise yerli veya yabancı özel sektörün üstlenmesi gereken bir görev olarak değerlendiriyor.

Yeni zenginler için lüks kentler

Buna karşın Suriye'de giderek yeni ve lüks yerleşim alanları ortaya çıkıyor.

Ed-Dusuki, bu projelerin hedef kitlesini savaş yıllarında özellikle ülkenin kuzeyinde büyük emlak yatırımları yaparak önemli servet biriktiren ve toplumun yalnızca yüzde 1 ila 3'ünü oluşturduğunu tahmin ettiği "yeni zenginler" olarak tanımlıyor.

Bu kesime ayrıca yurt dışında yaşayan Suriyeliler, Avrupa'da ekonomik olarak güç kazanan Suriye diasporası ve ülkede yatırım fırsatı arayan yabancı sermaye sahipleri de ekleniyor.

Ed-Dusuki'ye göre bu büyüklükteki projeler sınırlı bir kesimin konut ihtiyacını karşılıyor. Yaklaşık 100 bin konut inşa edilmesi bu grup için yeterli olabilir. Buna karşılık ülkedeki 3 milyon iç göçmen ile 5 milyon Suriyeli mültecinin barınma sorunu ise çözüm beklemeye devam ediyor.

Şam'da lüks konut komplekslerinin inşaatına yeniden başlandı, (Şarku’l Avsat)Şam'da lüks konut komplekslerinin inşaatına yeniden başlandı, (Şarku’l Avsat)

Marota City ve 66 sayılı kararname

Suriye'de savaşta yıkılan bölgelerin gayrimenkul geliştirme projeleriyle yeniden inşa edilmesi yeni bir uygulama değil. Beşşar Esed yönetimi, 2012 yılında ruhsatsız ve plansız yerleşim alanlarını dönüştürme gerekçesiyle kamuoyunda büyük tartışmalara yol açan 66 Sayılı Kararnameyi yürürlüğe koymuştu.

Eski rejimin devrilmesinin ardından kararname yeniden gündeme geldi. Tartışmalar özellikle kararname kapsamında oluşturulan iki büyük imar bölgesi üzerinde yoğunlaşıyor. Bunlardan ilki, Mezze'nin güneydoğusu ile Kafr Suse'yi kapsayan ve daha sonra Marota City adı verilen bölge. Halk arasında Mezze Bahçeleri olarak bilinen alanın yanı sıra Kafr Suse'nin bazı bölümlerini de içeriyor. İkinci bölge ise güney çevre yolu yakınındaki ve sonradan Basilia City adını alan imar alanı.

Şarku’l Avsat'a konuşan bu bölgelerdeki arsa sahipleri, Suriyeli hukukçular ve uluslararası insan hakları kuruluşları, eski rejimin 66 Sayılı Kararname ile asıl hedefinin mülk sahiplerini yerlerinden etmek, mülkiyet haklarını ortadan kaldırmak ve bölgelerin demografik yapısını değiştirmek olduğunu savunuyor.

2018 yılında yayımlanan uluslararası raporlarda da kararname için "yerinden edilmiş kişileri cezalandırdığı ve savaş suçlarına ilişkin soruşturmaları zorlaştırdığı" değerlendirmesi yapılırken, eski Suriye yönetiminin bu düzenlemeyi "mülklere el koymak ve nüfusu yerinden etmek amacıyla kullandığı" ifade edilmişti.

Yeni kamulaştırma planları nedeniyle tarım arazisi mülkiyeti parçalanma riskiyle karşı karşıya (Şarku’l Avsat)Yeni kamulaştırma planları nedeniyle tarım arazisi mülkiyeti parçalanma riskiyle karşı karşıya (Şarku’l Avsat)

ABD Hazine Bakanlığı da Haziran 2020'de, eski Şam Valisi Adil el-Alabi hakkında, Şam Holding ile Marota City ve Basilia City projelerindeki rolü nedeniyle yaptırım kararı aldı. Bakanlık açıklamasında söz konusu projeler, "Suriye'deki milyonlarca dolarlık en büyük gayrimenkul yatırımı" olarak tanımlanırken, bunların "bölgenin demografik yapısını rejime siyasi olarak bağlı ve ekonomik açıdan varlıklı bir nüfus lehine değiştirmeyi amaçladığı" öne sürüldü.

Mülk sahipleri kararnamede değişiklik bekliyor

Eski rejimin 2024 yılında devrilmesinin ardından Marota City ve Basilia City kapsamındaki arsa sahipleri, yeni yönetimin 66 Sayılı Kararname'yi tamamen yürürlükten kaldırmasını ya da hak sahiplerinin uğradığı mağduriyeti giderecek şekilde değiştirmesini bekliyordu.

Ancak Şam Valiliği'nin kararnameyi uygulamaya devam etmesi bölge sakinlerinin tepkisini çekti. Hak sahipleri düzenledikleri protestolarla adil bir çözüm talep etti.

Mezze Bahçeleri bölgesindeki arsa sahiplerinden Beşir Bâlebeki, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, eski rejim döneminde valiliğin mülk sahiplerine arazilerinin yalnızca yüzde 17'sini verdiğini belirterek, bunu "son derece ağır bir haksızlık" olarak nitelendirdi.

Bâlebeki, başlangıçta hak sahiplerine aynı bölgede ücretsiz alternatif konut sözü verildiğini, ancak valiliğin bu taahhüdü yerine getirmediğini belirtti.

"Yerine yalnızca çok düşük tutarlı yıllık kira yardımı verildi. Bu ödeme, mülkiyet hakkımızın karşılığı olmaktan çok uzaktı."

Bâlebeki'ye göre rejim değişikliğinin ardından kira yardımı 35 kat artırıldı. Ancak yüksek enflasyon nedeniyle bu tutarın hâlâ piyasa koşullarının gerisinde kaldığını ifade ederek şöyle konuştu:

"Valilik, yakındaki bölgede alternatif konut verileceğini açıkladı. Ancak bu konutlar ince işleri tamamlanmamış halde teslim edilecek ve satış fiyatı hâlâ açıklanmış değil."

Bölge sakinleri yıkılan evlerine geri dönüyor ve fahiş kiralardan kaçınmak için kendi imkanları ile evlerini onarmaya çalışıyorlar, (Şarku’l Avsat)Bölge sakinleri yıkılan evlerine geri dönüyor ve fahiş kiralardan kaçınmak için kendi imkanları ile evlerini onarmaya çalışıyorlar, (Şarku’l Avsat)

'Devrimin kalesi' sayılan bölgeler hukuki düzenlemelerle hedef alındı

Mülkiyet hakları ve gayrimenkul geliştirme projeleri üzerine araştırmalar yapan Tomorrow Foundation (Yarın Vakfı) Direktörü Mutasım es-Seyufi, sorunun yalnızca 66 Sayılı Kararname ile sınırlı olmadığını, 2018 tarihli 10 Sayılı Kanun’un da benzer tartışmalara yol açtığını belirtti.

Seyufi'ye göre her iki düzenleme de Suriye iç savaşı sırasında olağanüstü koşullarda çıkarıldı ve rejim tarafından muhalefetin güçlü olduğu bölgeleri hedef almak amacıyla kullanıldı.

"Bu bölgeler devrimin toplumsal tabanını oluşturuyordu. Amaç, demografik yapıyı değiştirerek bu bölgelerin kimliğini dönüştürmekti."

Seyufi ayrıca çok sayıda mülk sahibinin savaş koşulları nedeniyle tapularını ibraz edemediğini, bu yüzden haklarını ispatlayamadığını ve birçok taşınmazın baskı altında el değiştirdiğini söyledi.

Eski rejimin önde gelen isimlerinden Esma Esed ile iş insanları Samir Fevz ve Hüsam el-Katerci'nin Marota City'deki kule projelerinde önemli hisselere sahip olduğunu belirten Seyufi, bu hisselerin daha sonra Suriye Egemen Varlık Fonunun yönetimine devredildiğini kaydetti.

"Dolaylı mülksüzleştirme" iddiası

Seyufi, 66 Sayılı Kararname kapsamında uygulanan değerleme sistemini ise şu sözlerle eleştirdi:

"Bugün Şam'da tarım arazisi niteliğindeki bir arsa bin dolar edebilir. Ancak imara açıldığında değeri on binlerce, hatta yüz binlerce dolara çıkabilir. Buna rağmen 66 Sayılı Kararname kapsamında araziler belirli bir bedel üzerinden değerlendirildi ve hak sahiplerine para yerine yeni projeden hisse verildi."

Ancak yeni imar alanlarında konut fiyatlarının olağanüstü yükseldiğini belirten Seyufi, mülk sahiplerine verilen hisselerin artık bir daire satın almaya yetmediğini ifade etti.

"Hak sahiplerinin elindeki hisseler, projedeki bir dairenin bırakın tamamını, bir odasını hatta banyosunu bile almaya yetmiyor. Buna karşılık aynı projelerde tek bir daire yaklaşık 1,5 milyon dolara satılıyor. Bana göre bu, mülkiyet hakkının dolaylı biçimde gasbedilmesidir ve bu uygulama hâlâ devam ediyor."

"66 Sayılı Kararname durdurulmalı" çağrısı

Mutasım es-Seyufi, eski rejim döneminde Şam Valiliği'nin Marota City projesindeki konut ve ticari parsellerin önemli bir bölümünü kendi uhdesine aldığını, daha sonra bunları altyapı yatırımlarını finanse etme gerekçesiyle Şam Holding aracılığıyla yatırımcılara sunduğunu belirtti.

Bu uygulamanın ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade eden Seyufi'ye göre en makul çözüm, 66 Sayılı Kararname'nin bugüne kadar uygulanmış olduğu noktada durdurulması ve ardından mülk sahiplerine valiliğin payından adil tazminat sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi.

Yüksek binalar ve lüks daireler, ekonomik olarak yeterli durumda olan sakinleri bekliyor, (Şarku’l Avsat)Yüksek binalar ve lüks daireler, ekonomik olarak yeterli durumda olan sakinleri bekliyor, (Şarku’l Avsat)

Yermük Kampı: Çifte felaket

Şam'ın güneyindeki Yermük Mülteci Kampı, bir zamanlar "Filistin diasporasının başkenti" olarak anılırken, bugün Suriye savaşının en ağır yıkım yaşayan bölgelerinden biri olarak öne çıkıyor.

Son dönemde kampta yerinden edilmiş ailelerin geri dönüşüne ilişkin göstergeler artarken, yerel pazarın da kısmen hareketlendiği gözleniyor. Ancak elektrik, su, kanalizasyon ve iletişim altyapısındaki yetersizlikler ile savaşın yol açtığı yıkım büyük ölçüde hala devam ediyor.

Ana cadde ve ara sokaklarda yalnızca kaba inşaatı tamamlanabilmiş binalar dikkat çekiyor. Bazı aileler, sadece bir odasını yaşanabilir hâle getirdikleri dairelerde, asgari düzeyde donatılmış mutfak ve banyolarla yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Diğerleri ise ağır hasarlı binaların çökme riski bulunmasına rağmen, evlerini kendi imkânlarıyla onarmış durumdalar.

Yaklaşık bir buçuk yıl önce kampa dönen 60 yaşındaki Yesar el-Ömer, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada hem hükümeti hem de UNRWA'yı eleştirerek, "Ne yazık ki bugüne kadar kimseyi görmedik" diyor.

El-Ömer, kamp çevresinde daire kiralarının 400 doların üzerine çıkması nedeniyle çok sayıda ailenin, sınırlı onarımlar yaptıktan sonra yıkık evlerine dönmek zorunda kaldığını anlattı.

"Önemli olan fırsatçı ev sahiplerinden kurtulmaktı. Eve bir giriş kapısı taktık, iç kapı ve pencerelere ise perde ve battaniye astık. Bazı insanlar tamirat masrafını karşılayabilmek için ekmek ve soğan yiyerek yaşamaya çalışıyor."

Yeni konut projelerini ise şu ifadelerle değerlendirdi:

"Bu konutlar ve bu hizmetler bize göre değil. Bugün, plansız yerleşim alanlarında bile küçük bir daire satın almak, artık halkın büyük çoğunluğu için mevcut fiyatlarla imkânsız bir hayale dönüştü."

Devlet planının tamamen olmayışı ve kendi çabalarıyla gerçekleştirilen inşaat ve restorasyon(Şarku’l Avsat)Devlet planının tamamen olmayışı ve kendi çabalarıyla gerçekleştirilen inşaat ve restorasyon(Şarku’l Avsat)

Yeniden imarda devletin olmayışı

Eymen ed-Dusuki, Deyrizor'da halkın kendi girişimleriyle gerçekleştirdiği konut onarımları ile bazı sivil toplum kuruluşlarının çarşıların yeniden canlandırılmasına yönelik çalışmaları bulunduğunu, ancak genel tabloya bakıldığında devletin yeniden imar sürecinde hemen hemen hiç yer almadığını belirtti.

"İster Şam'ın Cubar Mahallesi'nde ister Halep ve İdlib'in doğu kırsalında olsun, ziyaret ettiğim bütün yıkılmış bölgelerde ortak nokta, devletin yeniden imar dosyasında olmayışı idi."

Ed-Dusuki'ye göre bunun temel nedeni, yeniden inşanın son derece yüksek maliyeti.

"Devletin şu an çok ciddi mali ve idari sorunları var. Kamu maliyesi henüz toparlanmış değil. Bu nedenle yeniden imar sürecine doğrudan girmesi mevcut kapasitesini aşacak ve kaynaklarını tüketebilecek bir yük oluşturuyor."

Bu durum, hükümetin neden dış finansman veya uluslararası kredilere yönelmediği sorusunu da gündeme getiriyor.

Ed-Dusuki, hükümetin kredi kullanmaktan kaçınmasının nedenleri arasında faizli borçlanmaya ilişkin İslami hukuki değerlendirmeler ile egemenlik kaygılarının etkiili olduğunu ifade ediyor.

Bu nedenle yönetimin, yeniden imar için özel sermayeyi teşvik etmeyi ve yatırımcılarla yerel halk arasında anlaşmalar yapılmasını tercih ettiğini ifade ediyor.

Ancak ed-Dusuki’ye  göre asıl sorun, devletin mülkiyet haklarının güvencesi olma görevini yerine getirmemesi.

"Hükümet, mahalle sakinlerine yalnızca bir şirketin teklifini sunuyor ve 'Kabul ediyor musunuz?' diye soruyor. Oysa devlet, bu teklifin gerçekten mülkiyet haklarını koruyup korumadığını açık biçimde değerlendirmek ve güvence vermek zorunda."

Ortadoğu'daki savaş sırasında Şam'ın en az hasar gören mahallelerinden biri, (Şarku’l Avsat)Ortadoğu'daki savaş sırasında Şam'ın en az hasar gören mahallelerinden biri, (Şarku’l Avsat)

Türk modeli örnek gösteriliyor

Ed-Dusuki, alternatif çözüm olarak devletin yatırım şirketleriyle takas modeli geliştirebileceğini belirtiyor.

Buna göre devlet, kendi mülkiyetindeki imara hazır arsaları yatırımcılara tahsis ederken, karşılığında şirketlerden savaşta yıkılmış mahalleleri yeniden inşa etmelerini isteyebilir.

Araştırmacıya göre hükümet, yıkılmış bölgelerde yaşayan halkla arasındaki güven açığını büyümeden kapatabilmek için yatırımcılara vergi muafiyetleri ve çeşitli teşvikler sunarak bu bölgelere yönlendirmeli.

Ed-Dusuki ayrıca Suriye'nin diğer ülkelerin yeniden imar deneyimlerinden yararlanabileceğini belirterek, özellikle Türkiye'deki kamu-özel sektör iş birliği modellerine dikkat çekti.

Bu kapsamda, Türkiye'nin kamu konut üreticisi TOKİ modelini örnek gösteren ed-Dusuki, düşük maliyetli ve uzun vadeli taksit seçenekleriyle konut üretiminin Suriye için de uygulanabilir bir model olabileceğini ifade ediyor.

Yeniden inşa edilmiş bir bina ve dükkanların kapılarında Şam Valiliği mührü görülüyor (Şarku’l Avsat)Yeniden inşa edilmiş bir bina ve dükkanların kapılarında Şam Valiliği mührü görülüyor (Şarku’l Avsat)

Suriye Varlık Fonu için TOKİ benzeri yapı önerisi

Ed-Dusuki, ilerleyen dönemde Suriye Varlık Fonu bünyesinde TOKİ benzeri bir kamu gayrimenkul şirketi kurulmasının ihtimal dışı olmadığını söyledi.

Böyle bir yapının, eski rejimle bağlantılı iş insanlarıyla yürütülen uzlaşma süreçleri tamamlandıktan sonra vatandaşlara maliyetine konut üretip, uzun vadeli ödeme imkânı sunabileceğini belirtti.

Ancak bunun gerçekleşebilmesi için iki temel şart bulunduğunu vurguladı:

Varlık Fonu'nun güçlü ve şeffaf bir yönetişim yapısına kavuşması,

Böyle büyük bir projeyi finanse edebilecek yeterli sermayenin oluşturulması.

Ed-Dusuki'ye göre bu koşulların oluşmasının en az bir ila iki yıl süreceği öngörülüyor.

Suriye Varlık Fonu, Haziran 2025'te Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kuruldu. Son dönemde çeşitli yatırım forumlarına katılan fonun, eski rejimle bağlantılı iş insanlarıyla Haksız Kazançla Mücadele Komitesi tarafından yürütülen uzlaşmalar sonucunda devralınan varlıkları yönetmeye başladığı yönünde bilgiler kamuoyuna yansıyor.



Husilerin gerilimi artırması Taiz ve Batı Sahili’nde ters tepti

Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
TT

Husilerin gerilimi artırması Taiz ve Batı Sahili’nde ters tepti

Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)

Husilerin geçen perşembe günü Batı Sahili, Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısındaki cephelerde başlattığı geniş çaplı kara saldırısı, Yemen hükümet güçlerinin karşı saldırıya geçmesiyle grup aleyhine dönmeye başladı. Hükümet güçleri birden fazla eksende sahada ilerleme kaydederken, Husi mevzilerine yönelik hava saldırıları da yoğunlaşıyor. Ordu ve direniş güçleri, Husilerin ikmal hatlarını kesmeye çalışıyor.

Bugün sahadaki en önemli gelişmelerden birinde, Ulusal Direniş Güçleri, Amalika Tugayları’na (Devler Tugayları) bağlı birliklerin desteğiyle Hudeyde vilayetindeki el-Cerrahi ilçesinin güneyinde karşı saldırı başlattı. Direniş güçlerine bağlı insansız hava araçları (İHA) da bölgede Husi takviyelerini hedef alan saldırılar düzenledi. Gelişmeler, direnişin askerî medyası tarafından duyuruldu.

Bu hamle, hükümet güçlerinin Hudeyde’nin güneydoğusundaki Hays bölgesinden el-Cerrahi yönünde ilerlemesiyle eş zamanlı gerçekleşti. Amaç, son günlerde geniş çaplı Husi saldırılarına sahne olan cephelerden birinde inisiyatifi yeniden ele geçirmek. Askerî kaynaklar, çatışmalarda Husilerin ağır can ve mal kaybına uğradığını bildirdi.

Yemen ordusundan bir asker, ele geçirilen mevzilerden birinde bayrak kaldırıyor. (Askerî medya)
Yemen ordusundan bir asker, ele geçirilen mevzilerden birinde bayrak kaldırıyor. (Askerî medya)

Taiz’in güneydoğusunda ise hükümet güçleri Hayfan cephesinde yeni bir ilerleme sağladı. Bir askerî kaynağa göre güçler, el-Mefalis bölgesindeki el-Visra ve Said Taha tepelerinin yanı sıra Ziban, el-Hudeyra ve en-Necdîn tepelerini ele geçirdi.

Hükümet güçlerinin kontrolü yeniden sağladığı bu noktalar askerî açıdan önem taşıyor. Zira söz konusu mevziler el-Hazca pazarına ve Husilerin Lahic’in kuzeybatısı ile Taiz’in güneyindeki cephelere uzanan ikmal hatlarına hâkim konumda bulunuyor. Aynı kaynak Şarku’l Avsat’a, çatışmalarda Husilerin can ve mal kaybı verdiğini ve bazı unsurlarının mevzilerinden kaçtığını belirtti.

Karşı saldırı

Taiz’in batısında hükümet güçleri dün, Husilerle yaşanan şiddetli çatışmalar sırasında Cebel Habşi ilçesindeki el-Hazzan tepesini yeniden ele geçirdi. Bu gelişme, Makbena ve el-Kadha cephelerindeki çatışmaların şiddetlenmesi ve hükümet güçlerine takviye birliklerin ulaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Cephelerden art arda gelen gelişmeler, Husilerin saldırısının ardından inisiyatifin yavaş yavaş hükümet güçlerine geçtiğine işaret ediyor. Husiler üç gün boyunca Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısında, özellikle Cebel Habşi bölgesinde sahada gedik açmaya çalıştı.

Husilerin Yemen’in Muha Limanı’na düzenlediği bir füze saldırısının ardından oluşan hasar. (Arşiv-AFP)
Husilerin Yemen’in Muha Limanı’na düzenlediği bir füze saldırısının ardından oluşan hasar. (Arşiv-AFP)

Sukam cephesinde ise Ulusal Direniş Güçleri’nin askerî medyası bugün, 2. Tümen birliklerinin el-Muharrak Dağları’nda Husilere ağır darbeler vurduğunu bildirdi. Direniş güçlerinin deniz birlikleri de Husilere ait iki bombalı insansız teknenin imha edildiğini açıkladı. Teknelerin Hudeyde’nin güneyindeki el-Fecra bölgesi ile Muha Limanı’nı hedef almaya çalıştığı belirtildi.

Askerî kaynaklar ayrıca Husilerin Taiz kentinin doğu girişinden sızma girişiminin engellendiğini ve grubun bazı mensuplarının öldürüldüğünü bildirdi. Bu sırada cephenin farklı kesimlerinde çatışmalar devam etti.

Bununla eş zamanlı olarak Taiz ile Aden’i birbirine bağlayan Hicet el-Abd yolu Husi bombardımanına maruz kaldı. Yerel ve sağlık kaynaklarına göre saldırıda 4 sivil hayatını kaybetti, 9 kişi yaralandı ve bölgede maddi hasar meydana geldi.

Bu gelişmeler, Husi tırmanışının kara operasyonlarıyla eş zamanlı olarak yolları ve sivil bölgeleri de kapsayacak şekilde genişlediğini gösteriyor.

Hava saldırıları çatışmaya dahil oldu

Yemen ordusu, mevcut çatışmaların seyri açısından dikkat çekici bir gelişme olarak ilk kez Taiz ve Hudeyde cephelerindeki Husi mevzilerini savaş uçaklarıyla hedef aldığını açıkladı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Merkezi dün akşam yaptığı açıklamada, savaş uçaklarının Taiz ve Hudeyde vilayetlerindeki Batı Sahili cephelerinde Husi mevzileri, toplanma alanları ve araçlarına 15’ten fazla hava saldırısı düzenlediğini bildirdi. Saldırılar, topçu ateşi ve kara çatışmaları devam ederken gerçekleştirildi.

Askerî kaynaklar, Yemen hava kuvvetlerinin Taiz ve Hudeyde’deki Husi mevzilerine yönelik saldırılarını sürdürdüğünü ve ikmal hatları ile silah depolarını hedef aldığını belirtti. Askerî kaynaklara göre Cevf vilayetinin el-Hazm kentindeki Husi mevzileri de hava saldırılarına maruz kaldı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçağı. (Askerî medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçağı. (Askerî medya)

Saha kaynakları, üç günlük çatışmalar sırasında Husilerin ağır kayıplar verdiğini ve grubun saflarında yüzlerce kişinin öldüğünü veya yaralandığını belirtiyor. Husilerin kontrolündeki Hudeyde’de bulunan hastanelerin de çatışmalarda ölen ve yaralananların getirilmesi nedeniyle giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğu bildiriliyor.

Yerel medya kaynaklarına göre Husiler, çatışmalarda ölen ve yaralananlardan yeni bir grubu el-Cerrahi ve Zübeyd’deki hastanelere sevk etti. Bu durum, saldırı sırasında Husi güçlerinin verdiği kayıpların ve karşı saldırıları püskürtme çabalarının boyutunu gösteriyor.

Öte yandan Husiler, ilk aşamada ele geçirdikleri mevzileri korumak ve hükümet güçlerinin karşı saldırısını durdurmak amacıyla çatışma bölgelerine takviye birlikler göndermeyi sürdürüyor.

Babülmendeb’in korunması

Çatışmaların genişlemesi üzerine Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ve konsey üyeleri askerî operasyonlardaki gelişmeleri takip etti. Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi tarafından yapılan açıklamaya göre el-Alimi ve konsey üyeleri, çatışmaların seyri, birliklerin hazırlık durumu ve operasyonel ve lojistik ihtiyaçlar hakkında bilgi almak üzere askerî ve saha komutanlarıyla telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

El-Alimi, dün akşam Husi geriliminin sonuçları konusunda uyarı yapmış ve aralarında çatışma bölgelerinden yüzlerce ailenin yerinden edilmesinin de bulunduğu insani sonuçlardan Husileri sorumlu tutmuştu.

Güney Kızıldeniz’de Babülmendeb Boğazı yakınından geçen bir konteyner gemisi. (AFP)
Güney Kızıldeniz’de Babülmendeb Boğazı yakınından geçen bir konteyner gemisi. (AFP)

El-Alimi, hükümet güçlerinin İran’ın Babülmendeb Boğazı’nı kontrol altına alma hedefinin gerçekleşmesine izin vermeyeceğini vurguladı. Bu bölgelere yönelik herhangi bir ilerleme girişiminin Husiler için ağır bir yıpranmayla sonuçlanacağını belirtti.

Bu gelişmelerin yanı sıra Yemen Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı, uluslararası kuruluşlar ve bağışçılardan Taiz ve Hudeyde’de yerinden edilen ve çatışmalardan etkilenen ailelere yardım etmek üzere acil insani müdahalede bulunmalarını istedi.

Bakanlık, barınma, gıda, ilaç, su ve sağlık hizmetlerine yönelik ihtiyaçların giderek arttığı konusunda uyarıda bulunarak, yaralıların tedavisi için sahra hastaneleri kurulması çağrısı yaptı.

Muha kenti ve limanı, geçtiğimiz ağustos ayında Husilerin balistik füzeler ve İHA’larla düzenlediği bir dizi saldırının hedefi olmuştu. Sivil tesis ve unsurları da etkileyen gerilim, liman faaliyetlerinin aksamasına ve tesislerin hizmet dışı kalmasına yol açmıştı. Yemen hükümet güçleri ise buna karşılık Husilerin hareketlerini ve saldırı kapasitesini hedef alan askerî operasyonlar ve saldırılar düzenlemişti.


Tunus Gazeteciler Sendikası, gazetecilerin sindirilmesinin sürmesi konusunda uyardı 

Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)
Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)
TT

Tunus Gazeteciler Sendikası, gazetecilerin sindirilmesinin sürmesi konusunda uyardı 

Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)
Tunus’un güvenliğine karşı komplo kurmakla suçlanarak hapse atılan muhalif Ahmed Necib eş-Şabi, tutuklanmasından önce siyasetçi Maya el-Ceridi ile katıldığı bir basın toplantısında. (AP)

Tunus Gazeteciler Sendikası, araştırmacı gazetecilik alanında faaliyet gösteren “El-Katiba” internet sitesinin genel yayın yönetmeninin gözaltına alınmasının ardından, ülkede gazetecilerin sindirilmesinin sürmesi konusunda bugün uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre gazeteci Muhammed el-Yusufî, dün akşam başkentteki el-Avine’de bulunan Ulusal Muhafızlara bağlı Mali Suçlar ve Karmaşık Mali Suçlarla Mücadele Merkez Birimi’ne götürüldü. Yusufî, bu sırada özel radyo kanalı “Express FM”in merkezi önünde bir tartışma programına katılmaya hazırlanıyordu.

Yargı makamları daha sonra Yusufî’nin mali suçlar kapsamında soruşturulmak üzere gözaltında tutulmasına karar verdi. Bu, Tunus’ta gazetecilere yönelik son dönemdeki adli işlemlerin sonuncusu oldu. Söz konusu süreç, özellikle Burhan Besis ve Murad ez-Zuğeydi’nin de aralarında bulunduğu gazetecilerin gözaltına alınması ve yargılanmasının ardından geldi. Bu iki gazeteci Mayıs 2024’ten beri cezaevinde bulunuyor.

Sendika, Yusufî’nin gözaltına alınmasının sosyal medya platformu Facebook’ta yayımlanan paylaşımlar gerekçe gösterilerek gerçekleştirildiğini belirtti. Açıklamada, Yusufî’ye gazetecilik faaliyetleri ve “El-Katiba” kurumunun yayın politikası hakkında sorular yöneltildiği kaydedildi.

“El-Katiba”, podcast formatında söyleşiler hazırlaması ve kamuda kötü yönetim ile yolsuzlukları ortaya çıkaran araştırmacı gazetecilik dosyaları yayımlamasıyla biliniyor.

Sendika bugün yayımladığı açıklamada, “Tunus’ta basın üzerindeki baskının münferit vakaları aşarak tekrarlanan bir baskı, takip ve sindirme modeline dönüştüğünü” belirtti.

Uluslararası insan hakları kuruluşları, 25 Temmuz 2021’de ülkede olağanüstü önlemlerin ilan edilmesi ve Cumhurbaşkanı Kays Said’in yönetim yetkilerini büyük ölçüde genişletmesinden bu yana Tunus’ta temel özgürlüklerin ciddi biçimde gerilediği konusunda uyarıyor.

Aralarında önde gelen muhalif siyasetçiler, aktivistler, iş insanları, avukatlar ve gazetecilerin bulunduğu onlarca kişi, devlet güvenliğine karşı komplo kurmak, mali yolsuzluk, terör ve asılsız haber yaymak gibi suçlamalarla cezaevinde bulunuyor.

Muhalefet bu suçlamaların “siyasi ve uydurma” olduğunu savunuyor. Cumhurbaşkanı Kays Said ise yolsuzluk ve kaosla mücadele ettiğini, rakiplerinin de devleti içeriden parçalamaya çalıştığını söylüyor.

Yusufî’nin gözaltına alınması, insan hakları kuruluşları ve Gazeteciler Sendikası tarafından Tunus’ta temel özgürlüklerin gerilediğinin göstergesi olarak değerlendirilen bir dizi davanın ardından geldi.

Perşembe günü ise siyasi açıdan hassas davalar ile sivil özgürlüklerle ilgili davaları üstlenmesiyle tanınan Avukat Gazi Merabet gözaltına alındı. Yerel medya kuruluşlarının haberlerine göre Merabet tutuklandı.

Haberlere göre soruşturma, Merabet’in tehlikeli bir uyuşturucu satıcısıyla birlikte yakalanmasıyla ilgili. Ancak olayın nasıl gerçekleştiğine ilişkin farklı anlatımlar bulunuyor.


Şarku'l Avsat'a konuşan Suriyeli yetkili: SDG sonrası entegrasyon süreci sonuna kadar devam edecek

Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
TT

Şarku'l Avsat'a konuşan Suriyeli yetkili: SDG sonrası entegrasyon süreci sonuna kadar devam edecek

Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)
Güvenlik güçleri ve özel görev birliklerinden oluşan konvoy, Haseke’deki et-Talai Alayı karargahına girdi. (Haseke medyası)

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, 29 Ocak 2026 anlaşmasında öngörülen entegrasyon sürecinin, lağvedilen Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve eski Kürt özerk yönetiminin ardından hem sivil hem de güvenlik ve askeri kurumlarda mutabakat ve müzakere aşamasından fiili uygulama aşamasına geçtiğini belirtti. Güvenlik durumunun şu anda çok daha iyi olduğunu ve kademeli olarak güçlenen bir istikrar ortamının bulunduğunu vurgulayan Hilali, sürecin sonuna kadar kararlılıkla sürdürüleceğini ve temel hedeflerinin bu geçişin sükunetle tamamlanması olduğunu ifade etti.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali (Facebook)
Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali (Facebook)

SDG lideri Mazlum Abdi’nin 25 Ağustos’ta Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’ndan yaptığı açıklamayla SDG ve özerk yönetimin lağvedildiğini duyurmasından bu yana Haseke, 29 Ocak Anlaşması uyarınca devlet varlığının her alanda tesis edildiği, güvenlik ve istikrarın güçlendirildiği, kurumların birleştirildiği ve idari çift başlılığın sona erdirildiği yeni bir döneme sahne oluyor.

Entegrasyon binaların devri veya isimlerin değiştirilmesinden ibaret değil

Şarku'l Avsat'a konuşan Hilali, entegrasyon sürecinin yalnızca binaların devredilmesi veya isimlerin değiştirilmesinden ibaret olmadığını, idari, güvenlik ve askeri karar mekanizmaları ile mercilerin Suriye devleti çatısı altında yeniden birleştirilmesi anlamına geldiğini belirtti. Bu doğrultuda önemli adımların atıldığını kaydeden Hilali, kurumsal veya güvenlik boyutunda bir boşluk oluşmasını engellemek ve vilayetin istikrarını korumak amacıyla kalan dosyaların düzenli bir şekilde tamamlanması için çalışmaların sürdüğünü ifade etti.

SDG’nin lağvedildiğinin açıklanmasından önce Haseke’deki birçok şehir ve bölgede Devrimci Gençlik Hareketi adlı grup tarafından çıkarılan güvenlik kargaşasının 29 Ocak Anlaşması’nın ardından arttığı ve söz konusu unsurların kurumların hükümete devredilmesini engellediği bilinirken, bu durumun mevcut süreçte tamamen ortadan kalktığı bildirildi.

Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir askeri heyet, Haseke vilayetinde düzenlenen bir toplantıda (Haseke Valiliği)
Suriye Savunma Bakanlığı’ndan bir askeri heyet, Haseke vilayetinde düzenlenen bir toplantıda (Haseke Valiliği)

Hilali, önceki kargaşa ortamının sona ermesindeki ana nedenin ‘sürecin değişmesi’ olduğunu belirterek, geçmişte devlet kurumlarının devralınmasını engellemeye ve bu süreci sabote etmeye yönelik bazı girişimlerin yaşandığını, ancak anlaşmanın uygulanmasında katedilen mesafe ve kurumsal ile güvenlik alanındaki çift başlılığın sona erdirilmesine yönelik kararlılığın netleşmesiyle, bu tür eylemlerin büyük oranda gerilediğini ifade etti.

Devlet kurumları çatışma alanı olmamalı

Sözlerini sürdüren Hilali, bugün herkesin, devlet kurumlarının bir çatışma veya karşı karşıya gelme alanı olmaması gerektiği konusunda giderek artan bir kanaate sahip olduğunu vurguladı. Entegrasyon sürecinin sonuna kadar kararlılıkla sürdürüleceğini belirten Hilali, bu sürecin kışkırtma ve gerilimden uzak, sükunetle tamamlanmasını hedeflediklerini, devlet kurumlarının geri dönüşünün herhangi bir toplumsal kesimi hedef almadığını, aksine hizmetin, hukukun ve istikrarın geri dönüşü anlamına geldiğini bütün vilayet halkının hissetmesini istediklerini kaydetti.

Askeri, güvenlik ve sivil kurumların entegrasyon sürecinin tamamen ne zaman biteceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Hilali, bu ölçekte ve karmaşıklıktaki bir süreç için yapay bir tarih vermek istemediğini, zira nihai olarak kapatılmadan önce teknik, idari ve güvenlik prosedürleri gerektiren dosyaların bulunduğunu belirtti.

Haseke’deki askeri tatbikatlara katılan Kadın Koruma Birlikleri mensupları (Arşiv – Reuters)
Haseke’deki askeri tatbikatlara katılan Kadın Koruma Birlikleri mensupları (Arşiv – Reuters)

Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamalara “Ancak oldukça ileri bir aşamada olduğumuzu ve genel eğilimin entegrasyonu en kısa sürede tamamlamak yönünde netleştiğini söyleyebilirim” diye devam eden Hilali, çalışmaların büyük kısmının uygulama safhasına geçtiğini, geriye kalan detaylı dosyaların ise ilgili bakanlıklar ile kurumlar arasında düzenleme, inceleme ve koordinasyonun tamamlanmasını beklediğini ifade etti.

Kalan dosyalar

Hilali, “Bizim için en önemli husus, entegrasyonun geçici bir siyasi açıklamadan ibaret kalmayıp eksiksiz, gerçek ve sürdürülebilir olmasıdır” ifadelerini kullandı.

Entegrasyon sürecinin tamamlanmasının önündeki başlıca askıda kalan dosyalara değinen Hilali, geriye kalan konuların üç ana başlıkta toplanabileceğini belirtti: İlk olarak, personelin yeniden yapılandırılması ve gerekli şartları taşıyanların yerleşik usullere göre Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine katılmasına ilişkin askeri ve güvenlik dosyası; ikinci olarak, çalışanların durumları, kadroya alınmaları, özlük haklarının ödenmesi ile devlete devir işlemleri henüz tamamlanmamış kurum ve dairelerin entegrasyonunu içeren idari ve sivil dosya; son olarak ise yetki devri, çalışma sistemlerinin, verilerin ve kaynakların yeniden birleştirilmesiyle ilgili bazı hizmet, teknik ve idari dosyalar.

Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali, Haseke şehrine dönen yerinden edilmiş insanları karşıladı. (Haseke medyası)
Haseke Vali Yardımcısı Ahmed el-Hilali, Haseke şehrine dönen yerinden edilmiş insanları karşıladı. (Haseke medyası)

Hilali, bu dosyaların entegrasyon süreci önünde bir engel teşkil etmekten ziyade tamamlanması gereken icrai nitelikte konular olduğunu belirterek, “Siyasi karar net, genel yönelim ise kesin: Tüm vatandaşların ve vilayetteki her kesimin hakları korunarak devlet kurumları birleştirilecek ve tek merci Suriye devleti olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye’de bir ‘Kürt projesi’ kurmayı hedefleyen eski Kürt özerk yönetiminin ilk nüvesi, PYD ve Kürt Ulusal Konseyi’nin 12 Temmuz 2012’de imzaladığı Erbil Anlaşması’nın ardından kurulan Kürt Yüksek Konseyi ile atılmıştı. Konseyin askeri kanadı olarak Halk Koruma Birlikleri (YPG), Kadın Koruma Birlikleri (YPJ) ve Asayiş yapıları oluşturulmuş, ardından 2015 yılında Kürtlerin kontrolündeki SDG kurulmuştu.

Suriye ordusuna katılmalarının ardından Haseke’de devriye gezen eski SDG militanları (AP)
Suriye ordusuna katılmalarının ardından Haseke’de devriye gezen eski SDG militanları (AP)

SDG, 2025’in sonları ve 2026’nın başlarında milisleri ile Suriye ordusu arasında başlayan ve yaklaşık iki hafta süren silahlı çatışmalarda kontrol ettiği bölgelerin büyük bir kısmını kaybetti; ardından 29 Ocak 2026 Anlaşması imzalandı.

Suriye hükümeti ile SDG arasında imzalanan anlaşma; ateşkes sağlanmasını, Kürtlerin çatışma yılları boyunca kurduğu askeri ve sivil kurumların Suriye devleti bünyesine kademeli olarak entegre edilmesini, sınır kapıları ile petrol ve doğalgaz sahalarının devredilmesini ve yabancı savaşçıların bölgeden çıkarılmasını öngörüyor.