Şam'ın güney çevre yolunda özel araçlara otostop çeken Necah Hasan, kendisini memleketi Dâraya kavşağına götürecek bir araç bulmaya çalışıyor. Kentin geniş bölümleri, savaşın ardından hâlâ tamamen ya da kısmen yıkılmış durumda.
Araca bindikten sonra savaş yıllarında yaşadığı zorunlu göçü ve Dâraya'nın Şamiyat Mahallesi'nde bombardımanda hasar gören evini onaramadığını anlatıyor.
Savaşta eşini ve oğlunu kaybeden Necah Hasan, kira ödeyemediği için bugün iki kızının evleri arasında yaşamak zorunda kaldığını söylüyor.
Yolun bir yanında savaşın harabeye çevirdiği Dâraya uzanırken, diğer yanında Mezze semti ile eski rejim döneminde başlatılan ve bugün yeniden hız kazanan Marota City projesinin gökdelenleri yükseliyor.
Necah Hasan, bu manzaraya bakarak şöyle sitem ediyor:
"Yerinden edilenler ve evlerini kaybedenler için konut yapılması, evini ve gelirini hiç kaybetmemiş zenginler için kuleler inşa edilmesinden daha önemli."
Şam'da bugün adeta iki farklı ülke yan yana duruyor. Reklam panolarında yeni yaşam, yatırım fırsatı ve refah vaat eden lüks konut projeleri tanıtılırken, birkaç yüz metre ötede savaşın izlerini hâlâ taşıyan mahalleler, yıkılmış binalar ve temel altyapı hizmetlerinden yoksun bölgeler bulunuyor.
Bu tablo, gayrimenkul geliştirme projelerinin gerçekten halkın konut ihtiyacına mı cevap verdiği, yoksa yalnızca belirli ekonomik kesimlere mi hitap ettiği sorularını beraberinde getiriyor.
Suriyeliler, Esed rejiminin devrilmesinin ardından yeni yönetimin önceliğinin ağır konut krizini çözmek ve milyonlarca yerinden edilmiş insan için kapsamlı bir yeniden imar programı başlatmak olacağını ummuştu.
Ancak bu iyimserlik kısa sürede yerini hayal kırıklığına bıraktı. Hükümet, yerli ve yabancı yatırımcıları çekmeye dayalı bir strateji benimsedi ve ortaya çıkan projeler, yalnızca yüksek gelir grubunun satın alabileceği lüks konutlardan oluşmaya başladı. Buna karşılık evleri yıkılan aileler, kendi imkânlarıyla yaşamlarını yeniden kurmakla başbaşa kaldı.
"Yaafur 963": 300 bin dolardan başlayan daireler
Şam-Beyrut karayolu üzerinde, Şam'ın batısındaki Yaafur bölgesinde geliştirilen Yaafur 963 projesi, Dubai merkezli Invest Group Overseas tarafından yürütülüyor.
"Emlak Kaynağı" platformuna göre yaklaşık 144 bin metrekarelik alana yayılan projede:
13 bina bulunuyor.
Bunların 12'si konut, biri sosyal kulüp olarak planlandı.
Toplam alanın yüzde 75'inden fazlası yeşil alanlar ve açık sosyal donatılara ayrıldı.
Projenin toplam yatırım tutarı açıklanmadı. Ancak bin 280 konutun yer aldığı projede iki, üç ve dört odalı dairelerin yanı sıra çatı katı suiti seçenekleri de bulunuyor.
En küçük dairelerin satış fiyatı 300 bin dolardan başlıyor
Suriye'de kamu çalışanlarının büyük bölümünün aylık maaşının 150 doları geçmediği, ortalama bir ailenin temel yaşam giderlerinin ise aylık yaklaşık 500 dolar olduğu göz önüne alındığında bu fiyatların toplumun büyük çoğunluğu için erişilebilir olmadığı net olarak ortaya çıkar.
Devlet destekli yeniden imar umutlarının zayıflamasıyla birlikte birçok aile, yıkılmış evlerine geri dönerek kendi imkânlarıyla sınırlı onarımlar yapmak zorunda kaldı. Bu çalışmaların önemli kısmı, yurt dışındaki akrabaların düzensiz para transferleri sayesinde gerçekleştiriliyor.
Şam'daki "Mezzeh 56" projesinden, (Şarku’l Avsat)
Hamşo ve Cubar'daki tartışmalı yeniden imar süreci
Şam'ın kuzeydoğusunda yer alan tarihi ve ekonomik öneme sahip Cubar semtinde, hükümetin garantör değil, arabulucu rolü üstlendiği iddia edilen ve kimliği tam olarak açıklanmayan yatırım teklifleri kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.
Omran Stratejik Araştırmalar Merkezi kıdemli araştırmacısı Eymen ed-Dusuki, kısa süre önce savaşın yıktığı bölgelerde yaptığı saha incelemelerine dayanarak, bir şirketin Cubar sakinlerine mülkiyetlerine ilişkin uzlaşma teklifleri sunduğunu belirtti.
Buna göre tapulu taşınmaz sahiplerine mülklerinin değerinin yalnızca yüzde 50'si, tarım arazisi sahiplerine ise yüzde 35'i oranında pay öneriliyor.
Ed-Dusuki, bu yöntemin yeniden imar projeleri aracılığıyla mülkiyet haklarının zayıflatılması ya da el değiştirmesi endişesini doğurduğunu belirterek, bazı çevrelerin bunu mülklerin tek elde toplanıp hak sahiplerine gerçek değerinin yalnızca bir bölümünün ödenmesi olarak değerlendirdiğini söyledi.
Şirketin arkasında Suriyeli iş insanı Muhammed Hamşo'nun bulunduğu yönünde yaygın iddialar bulunuyor. Eski Devlet Başkanı Beşşar Esed yönetimiyle geçmişteki yakın ilişkileri nedeniyle Hamşo, Suriye'deki savaş mekanizmasının finansmanına katkıda bulunduğu yönündeki suçlamalarla gündeme gelmişti. Bu nedenle Cubar sakinlerinin itirazları yalnızca hukuki ve teknik ayrıntılarla sınırlı değil, doğrudan şirketin sahibi olduğu öne sürülen Hamşo'ya da yöneldiği belirtiliyor.
Ancak tartışma yalnızca Hamşo'nun ismiyle sınırlı değil.
Ed-Dusuki, şirketin piyasa araştırması sonucunda konutların metrekare satış fiyatını yaklaşık 1.000 dolar olarak belirlediğini, bunun ise büyük bölümü yerinden edilmiş kişilerden oluşan Cubar sakinlerinin satın alma gücünü aştığını ifade etti.
Şam'ın Cubar semtinde sokaklar hala harap durumda ve evler enkaz altında, (Şarku’l Avsat)
Araştırmacıya göre fiyatların bu denli yüksek olmasının nedeni, savaşta yıkılan bölgelerde uygulanan yeniden imar modelinden kaynaklanıyor. Bu modelde yatırım şirketleri, devletin sağlayamadığı temel altyapı ve hizmetleri üstleniyor; bunun karşılığında ise konutların metrekare fiyatlarını yükseltiyor ve arazi sahipleriyle ortaklık kurarak mülklerden pay alıyor.
Devlet, yatırımcı ile halk arasında arabulucu rolünde
Ed-Dusuki'ye göre hükümet, savaşın mağdur ettiği toplumsal kesimlerin baskısı altında yıkılmış bölgelerin yeniden inşasını sağlamak amacıyla yatırımcıları teşvik etmeye çalışıyor. Aynı dönemde açıklanan "kampların kapatılması projesi" kapsamında da yatırımcıların altyapısı hazır alanlarda inşaat yapmasını tercih ediyor.
Ancak bu yaklaşımın, zorunlu görünmesine rağmen, projeleri yüksek gelir grubuna yönelik hâle getirdiğini; buna karşılık mülkiyet hakkına sahip ancak düşük gelirli geniş bir kesimin ihtiyaçlarını geri planda bıraktığını belirtiyor.
Ed-Dusuki, söz konusu modelin "toplumsal istikrarı sağlayamayacağını" savunarak şu değerlendirmede bulundu:
Şam'ın el-Tedamun mahallesinde, yıkılan evlerine geri dönen sakinler, (Şarku’l Avsat)
"Hükümet gerçekten yıkılan bölgelerin yeniden inşa edilmesini istiyor ve bunu teşvik ediyor. Ancak yatırımcıları belirli bölgelerde çalışmaya zorlayacak yetkiye sahip değil. Şirketler tamamen kendi ekonomik çıkarlarına uygun teklifler veriyor."
Araştırmacıya göre Şam Valiliği, İskân Bakanlığı ve Yerel Yönetimler Bakanlığı gibi kurumlar, savaşta yıkılan mahallelerin sakinlerini yatırım şirketlerinin tekliflerini kabul etmeye ikna etmeye çalışıyor. Gerekçe ise mevcut koşullarda bunların "eldeki en iyi seçenek" olduğu düşüncesi.
Ed-Dusuki, devletin doğrudan yeniden imar sürecine girmemesini ise farklı bir bakış açısıyla açıklıyor. Buna göre hükümet, kendi rolünü yasa çıkarmak, düzenleme yapmak ve yatırım tekliflerini çekmekle sınırlı görüyor; yeniden inşanın fiilen yürütülmesini ve temel hizmetlerin sağlanmasını ise yerli veya yabancı özel sektörün üstlenmesi gereken bir görev olarak değerlendiriyor.
Yeni zenginler için lüks kentler
Buna karşın Suriye'de giderek yeni ve lüks yerleşim alanları ortaya çıkıyor.
Ed-Dusuki, bu projelerin hedef kitlesini savaş yıllarında özellikle ülkenin kuzeyinde büyük emlak yatırımları yaparak önemli servet biriktiren ve toplumun yalnızca yüzde 1 ila 3'ünü oluşturduğunu tahmin ettiği "yeni zenginler" olarak tanımlıyor.
Bu kesime ayrıca yurt dışında yaşayan Suriyeliler, Avrupa'da ekonomik olarak güç kazanan Suriye diasporası ve ülkede yatırım fırsatı arayan yabancı sermaye sahipleri de ekleniyor.
Ed-Dusuki'ye göre bu büyüklükteki projeler sınırlı bir kesimin konut ihtiyacını karşılıyor. Yaklaşık 100 bin konut inşa edilmesi bu grup için yeterli olabilir. Buna karşılık ülkedeki 3 milyon iç göçmen ile 5 milyon Suriyeli mültecinin barınma sorunu ise çözüm beklemeye devam ediyor.
Şam'da lüks konut komplekslerinin inşaatına yeniden başlandı, (Şarku’l Avsat)
Marota City ve 66 sayılı kararname
Suriye'de savaşta yıkılan bölgelerin gayrimenkul geliştirme projeleriyle yeniden inşa edilmesi yeni bir uygulama değil. Beşşar Esed yönetimi, 2012 yılında ruhsatsız ve plansız yerleşim alanlarını dönüştürme gerekçesiyle kamuoyunda büyük tartışmalara yol açan 66 Sayılı Kararnameyi yürürlüğe koymuştu.
Eski rejimin devrilmesinin ardından kararname yeniden gündeme geldi. Tartışmalar özellikle kararname kapsamında oluşturulan iki büyük imar bölgesi üzerinde yoğunlaşıyor. Bunlardan ilki, Mezze'nin güneydoğusu ile Kafr Suse'yi kapsayan ve daha sonra Marota City adı verilen bölge. Halk arasında Mezze Bahçeleri olarak bilinen alanın yanı sıra Kafr Suse'nin bazı bölümlerini de içeriyor. İkinci bölge ise güney çevre yolu yakınındaki ve sonradan Basilia City adını alan imar alanı.
Şarku’l Avsat'a konuşan bu bölgelerdeki arsa sahipleri, Suriyeli hukukçular ve uluslararası insan hakları kuruluşları, eski rejimin 66 Sayılı Kararname ile asıl hedefinin mülk sahiplerini yerlerinden etmek, mülkiyet haklarını ortadan kaldırmak ve bölgelerin demografik yapısını değiştirmek olduğunu savunuyor.
2018 yılında yayımlanan uluslararası raporlarda da kararname için "yerinden edilmiş kişileri cezalandırdığı ve savaş suçlarına ilişkin soruşturmaları zorlaştırdığı" değerlendirmesi yapılırken, eski Suriye yönetiminin bu düzenlemeyi "mülklere el koymak ve nüfusu yerinden etmek amacıyla kullandığı" ifade edilmişti.
Yeni kamulaştırma planları nedeniyle tarım arazisi mülkiyeti parçalanma riskiyle karşı karşıya (Şarku’l Avsat)
ABD Hazine Bakanlığı da Haziran 2020'de, eski Şam Valisi Adil el-Alabi hakkında, Şam Holding ile Marota City ve Basilia City projelerindeki rolü nedeniyle yaptırım kararı aldı. Bakanlık açıklamasında söz konusu projeler, "Suriye'deki milyonlarca dolarlık en büyük gayrimenkul yatırımı" olarak tanımlanırken, bunların "bölgenin demografik yapısını rejime siyasi olarak bağlı ve ekonomik açıdan varlıklı bir nüfus lehine değiştirmeyi amaçladığı" öne sürüldü.
Mülk sahipleri kararnamede değişiklik bekliyor
Eski rejimin 2024 yılında devrilmesinin ardından Marota City ve Basilia City kapsamındaki arsa sahipleri, yeni yönetimin 66 Sayılı Kararname'yi tamamen yürürlükten kaldırmasını ya da hak sahiplerinin uğradığı mağduriyeti giderecek şekilde değiştirmesini bekliyordu.
Ancak Şam Valiliği'nin kararnameyi uygulamaya devam etmesi bölge sakinlerinin tepkisini çekti. Hak sahipleri düzenledikleri protestolarla adil bir çözüm talep etti.
Mezze Bahçeleri bölgesindeki arsa sahiplerinden Beşir Bâlebeki, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, eski rejim döneminde valiliğin mülk sahiplerine arazilerinin yalnızca yüzde 17'sini verdiğini belirterek, bunu "son derece ağır bir haksızlık" olarak nitelendirdi.
Bâlebeki, başlangıçta hak sahiplerine aynı bölgede ücretsiz alternatif konut sözü verildiğini, ancak valiliğin bu taahhüdü yerine getirmediğini belirtti.
"Yerine yalnızca çok düşük tutarlı yıllık kira yardımı verildi. Bu ödeme, mülkiyet hakkımızın karşılığı olmaktan çok uzaktı."
Bâlebeki'ye göre rejim değişikliğinin ardından kira yardımı 35 kat artırıldı. Ancak yüksek enflasyon nedeniyle bu tutarın hâlâ piyasa koşullarının gerisinde kaldığını ifade ederek şöyle konuştu:
"Valilik, yakındaki bölgede alternatif konut verileceğini açıkladı. Ancak bu konutlar ince işleri tamamlanmamış halde teslim edilecek ve satış fiyatı hâlâ açıklanmış değil."
Bölge sakinleri yıkılan evlerine geri dönüyor ve fahiş kiralardan kaçınmak için kendi imkanları ile evlerini onarmaya çalışıyorlar, (Şarku’l Avsat)
'Devrimin kalesi' sayılan bölgeler hukuki düzenlemelerle hedef alındı
Mülkiyet hakları ve gayrimenkul geliştirme projeleri üzerine araştırmalar yapan Tomorrow Foundation (Yarın Vakfı) Direktörü Mutasım es-Seyufi, sorunun yalnızca 66 Sayılı Kararname ile sınırlı olmadığını, 2018 tarihli 10 Sayılı Kanun’un da benzer tartışmalara yol açtığını belirtti.
Seyufi'ye göre her iki düzenleme de Suriye iç savaşı sırasında olağanüstü koşullarda çıkarıldı ve rejim tarafından muhalefetin güçlü olduğu bölgeleri hedef almak amacıyla kullanıldı.
"Bu bölgeler devrimin toplumsal tabanını oluşturuyordu. Amaç, demografik yapıyı değiştirerek bu bölgelerin kimliğini dönüştürmekti."
Seyufi ayrıca çok sayıda mülk sahibinin savaş koşulları nedeniyle tapularını ibraz edemediğini, bu yüzden haklarını ispatlayamadığını ve birçok taşınmazın baskı altında el değiştirdiğini söyledi.
Eski rejimin önde gelen isimlerinden Esma Esed ile iş insanları Samir Fevz ve Hüsam el-Katerci'nin Marota City'deki kule projelerinde önemli hisselere sahip olduğunu belirten Seyufi, bu hisselerin daha sonra Suriye Egemen Varlık Fonunun yönetimine devredildiğini kaydetti.
"Dolaylı mülksüzleştirme" iddiası
Seyufi, 66 Sayılı Kararname kapsamında uygulanan değerleme sistemini ise şu sözlerle eleştirdi:
"Bugün Şam'da tarım arazisi niteliğindeki bir arsa bin dolar edebilir. Ancak imara açıldığında değeri on binlerce, hatta yüz binlerce dolara çıkabilir. Buna rağmen 66 Sayılı Kararname kapsamında araziler belirli bir bedel üzerinden değerlendirildi ve hak sahiplerine para yerine yeni projeden hisse verildi."
Ancak yeni imar alanlarında konut fiyatlarının olağanüstü yükseldiğini belirten Seyufi, mülk sahiplerine verilen hisselerin artık bir daire satın almaya yetmediğini ifade etti.
"Hak sahiplerinin elindeki hisseler, projedeki bir dairenin bırakın tamamını, bir odasını hatta banyosunu bile almaya yetmiyor. Buna karşılık aynı projelerde tek bir daire yaklaşık 1,5 milyon dolara satılıyor. Bana göre bu, mülkiyet hakkının dolaylı biçimde gasbedilmesidir ve bu uygulama hâlâ devam ediyor."
"66 Sayılı Kararname durdurulmalı" çağrısı
Mutasım es-Seyufi, eski rejim döneminde Şam Valiliği'nin Marota City projesindeki konut ve ticari parsellerin önemli bir bölümünü kendi uhdesine aldığını, daha sonra bunları altyapı yatırımlarını finanse etme gerekçesiyle Şam Holding aracılığıyla yatırımcılara sunduğunu belirtti.
Bu uygulamanın ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade eden Seyufi'ye göre en makul çözüm, 66 Sayılı Kararname'nin bugüne kadar uygulanmış olduğu noktada durdurulması ve ardından mülk sahiplerine valiliğin payından adil tazminat sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi.
Yüksek binalar ve lüks daireler, ekonomik olarak yeterli durumda olan sakinleri bekliyor, (Şarku’l Avsat)
Yermük Kampı: Çifte felaket
Şam'ın güneyindeki Yermük Mülteci Kampı, bir zamanlar "Filistin diasporasının başkenti" olarak anılırken, bugün Suriye savaşının en ağır yıkım yaşayan bölgelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Son dönemde kampta yerinden edilmiş ailelerin geri dönüşüne ilişkin göstergeler artarken, yerel pazarın da kısmen hareketlendiği gözleniyor. Ancak elektrik, su, kanalizasyon ve iletişim altyapısındaki yetersizlikler ile savaşın yol açtığı yıkım büyük ölçüde hala devam ediyor.
Ana cadde ve ara sokaklarda yalnızca kaba inşaatı tamamlanabilmiş binalar dikkat çekiyor. Bazı aileler, sadece bir odasını yaşanabilir hâle getirdikleri dairelerde, asgari düzeyde donatılmış mutfak ve banyolarla yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Diğerleri ise ağır hasarlı binaların çökme riski bulunmasına rağmen, evlerini kendi imkânlarıyla onarmış durumdalar.
Yaklaşık bir buçuk yıl önce kampa dönen 60 yaşındaki Yesar el-Ömer, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada hem hükümeti hem de UNRWA'yı eleştirerek, "Ne yazık ki bugüne kadar kimseyi görmedik" diyor.
El-Ömer, kamp çevresinde daire kiralarının 400 doların üzerine çıkması nedeniyle çok sayıda ailenin, sınırlı onarımlar yaptıktan sonra yıkık evlerine dönmek zorunda kaldığını anlattı.
"Önemli olan fırsatçı ev sahiplerinden kurtulmaktı. Eve bir giriş kapısı taktık, iç kapı ve pencerelere ise perde ve battaniye astık. Bazı insanlar tamirat masrafını karşılayabilmek için ekmek ve soğan yiyerek yaşamaya çalışıyor."
Yeni konut projelerini ise şu ifadelerle değerlendirdi:
"Bu konutlar ve bu hizmetler bize göre değil. Bugün, plansız yerleşim alanlarında bile küçük bir daire satın almak, artık halkın büyük çoğunluğu için mevcut fiyatlarla imkânsız bir hayale dönüştü."
Devlet planının tamamen olmayışı ve kendi çabalarıyla gerçekleştirilen inşaat ve restorasyon(Şarku’l Avsat)
Yeniden imarda devletin olmayışı
Eymen ed-Dusuki, Deyrizor'da halkın kendi girişimleriyle gerçekleştirdiği konut onarımları ile bazı sivil toplum kuruluşlarının çarşıların yeniden canlandırılmasına yönelik çalışmaları bulunduğunu, ancak genel tabloya bakıldığında devletin yeniden imar sürecinde hemen hemen hiç yer almadığını belirtti.
"İster Şam'ın Cubar Mahallesi'nde ister Halep ve İdlib'in doğu kırsalında olsun, ziyaret ettiğim bütün yıkılmış bölgelerde ortak nokta, devletin yeniden imar dosyasında olmayışı idi."
Ed-Dusuki'ye göre bunun temel nedeni, yeniden inşanın son derece yüksek maliyeti.
"Devletin şu an çok ciddi mali ve idari sorunları var. Kamu maliyesi henüz toparlanmış değil. Bu nedenle yeniden imar sürecine doğrudan girmesi mevcut kapasitesini aşacak ve kaynaklarını tüketebilecek bir yük oluşturuyor."
Bu durum, hükümetin neden dış finansman veya uluslararası kredilere yönelmediği sorusunu da gündeme getiriyor.
Ed-Dusuki, hükümetin kredi kullanmaktan kaçınmasının nedenleri arasında faizli borçlanmaya ilişkin İslami hukuki değerlendirmeler ile egemenlik kaygılarının etkiili olduğunu ifade ediyor.
Bu nedenle yönetimin, yeniden imar için özel sermayeyi teşvik etmeyi ve yatırımcılarla yerel halk arasında anlaşmalar yapılmasını tercih ettiğini ifade ediyor.
Ancak ed-Dusuki’ye göre asıl sorun, devletin mülkiyet haklarının güvencesi olma görevini yerine getirmemesi.
"Hükümet, mahalle sakinlerine yalnızca bir şirketin teklifini sunuyor ve 'Kabul ediyor musunuz?' diye soruyor. Oysa devlet, bu teklifin gerçekten mülkiyet haklarını koruyup korumadığını açık biçimde değerlendirmek ve güvence vermek zorunda."
Ortadoğu'daki savaş sırasında Şam'ın en az hasar gören mahallelerinden biri, (Şarku’l Avsat)
Türk modeli örnek gösteriliyor
Ed-Dusuki, alternatif çözüm olarak devletin yatırım şirketleriyle takas modeli geliştirebileceğini belirtiyor.
Buna göre devlet, kendi mülkiyetindeki imara hazır arsaları yatırımcılara tahsis ederken, karşılığında şirketlerden savaşta yıkılmış mahalleleri yeniden inşa etmelerini isteyebilir.
Araştırmacıya göre hükümet, yıkılmış bölgelerde yaşayan halkla arasındaki güven açığını büyümeden kapatabilmek için yatırımcılara vergi muafiyetleri ve çeşitli teşvikler sunarak bu bölgelere yönlendirmeli.
Ed-Dusuki ayrıca Suriye'nin diğer ülkelerin yeniden imar deneyimlerinden yararlanabileceğini belirterek, özellikle Türkiye'deki kamu-özel sektör iş birliği modellerine dikkat çekti.
Bu kapsamda, Türkiye'nin kamu konut üreticisi TOKİ modelini örnek gösteren ed-Dusuki, düşük maliyetli ve uzun vadeli taksit seçenekleriyle konut üretiminin Suriye için de uygulanabilir bir model olabileceğini ifade ediyor.
Yeniden inşa edilmiş bir bina ve dükkanların kapılarında Şam Valiliği mührü görülüyor (Şarku’l Avsat)
Suriye Varlık Fonu için TOKİ benzeri yapı önerisi
Ed-Dusuki, ilerleyen dönemde Suriye Varlık Fonu bünyesinde TOKİ benzeri bir kamu gayrimenkul şirketi kurulmasının ihtimal dışı olmadığını söyledi.
Böyle bir yapının, eski rejimle bağlantılı iş insanlarıyla yürütülen uzlaşma süreçleri tamamlandıktan sonra vatandaşlara maliyetine konut üretip, uzun vadeli ödeme imkânı sunabileceğini belirtti.
Ancak bunun gerçekleşebilmesi için iki temel şart bulunduğunu vurguladı:
Varlık Fonu'nun güçlü ve şeffaf bir yönetişim yapısına kavuşması,
Böyle büyük bir projeyi finanse edebilecek yeterli sermayenin oluşturulması.
Ed-Dusuki'ye göre bu koşulların oluşmasının en az bir ila iki yıl süreceği öngörülüyor.
Suriye Varlık Fonu, Haziran 2025'te Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kuruldu. Son dönemde çeşitli yatırım forumlarına katılan fonun, eski rejimle bağlantılı iş insanlarıyla Haksız Kazançla Mücadele Komitesi tarafından yürütülen uzlaşmalar sonucunda devralınan varlıkları yönetmeye başladığı yönünde bilgiler kamuoyuna yansıyor.