Rustem Mahmud
ABD ile İran arasındaki görüşmeler sürerken, ülkenin batısında Kürt nüfusun yoğun olduğu Kirmanşah, Kürdistan ve Batı Azerbaycan eyaletlerinde, Kürt silahlı grupları ve hareketleri ile güvenlik güçleri ve İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) arasında neredeyse her gün yaşanan çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. Al Majalla, geçtiğimiz günlerde bu çatışmalardan dördünün gerçekleştiğini teyit etti. Üst düzey bir İranlı Kürt siyasi kaynak, Al Majalla'ya yaptığı açıklamada, Kürt bölgelerinin genelinde halkın hoşnutsuzluğunun kontrol altına alınamadığını belirtti. Kaynağa göre güvenlik birimleri ve DMO, ateşkes ilanından bu yana sürekli tarama operasyonları yürütüyor ve herhangi bir hukuki gerekçe veya dayanağa dayanmadan, Kürt bölgelerinde genel bir korku ortamı yaratmak amacıyla sivil halka yönelik gözaltı, arama ve şiddet uygulamaları gerçekleştiriyor.
Gece savaşları
İnsan hakları kuruluşları ve İranlı Kürt partilerinin yayımladığı bilgilere ve DMO’nun ana karargahı Hatemü'l Enbiya tarafından yapılan bazı açıklamalara göre çatışmaların haziran ayında, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) sınırı yakınlarında Kürdistan eyaletindeki Bane kentinde başladı. Doğu Kürdistan Savunma Birimleri (YRK) örgütü üyeleri, kentin kuzeybatı girişindeki bir DMO güvenlik merkezine saldırı düzenledi. Olayın ardından İran televizyonu, Devrim Muhafızları'na bağlı Mardin Ahmedi ve Muhammed Hüseyin Beyci adlı iki güvenlik görevlisinin öldürüldüğünü duyurdu ve aralarında bir kadının da bulunduğu dört örgüt üyesinin fotoğraflarını yayımlayarak, bunların Kürdistan Özgür Yaşam Partisi'ne (PJAK) mensup olduklarını iddia etti. Ancak PJAK, bu iddiayı ne doğruladı ne de yalanladı.
Bane-Sakız yolu çevresi sakinleri Al Majalla'ya yaptıkları açıklamada, DMO’nun köylülerin evlerine sürekli gece baskınları düzenliyor.
Olaydan bir gün sonra, Meriwan bölgesine bağlı Havmirabad beldesi yakınlarında, DMO’ya bağlı bir devriye ile aynı örgüte mensup silahlı Kürt unsurlar arasında şiddetli bir çatışma yaşandı. Yerel haber ajansları, bu çatışmalarda üst rütbeli subay Daniyal Nurian'ın öldürüldüğünü aktardı. Olaydan iki gün sonra ise Kürt silahlı unsurlar, Bane ve Sakız kentleri arasındaki dağlık ve zorlu yolda bir kontrol noktasına saldırı düzenledi. Al Majalla, bölgede yaşayan bir dizi sakinle iletişime geçti. Bölge sakinleri, güvenlik güçlerinin dağlık bölgenin farklı eksenlerindeki yoğun olarak konuşlandığını, bölge sakinlerinin sürekli gece aramalarına maruz kaldığını ve iki belde arasındaki yolun her iki yakasındaki köylülerin evlerine yönelik arama kampanyaları düzenlendiğini söylediler.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre çatışmalar, PKK'ya yakınlığıyla bilinen PJAK’a bağlı birimlerle sınırlı kalmadı. Kendisini ‘Xwri Hîwa’ (Umut Güneşi) olarak adlandıran bir grup, ülkenin batısındaki Piranşehr kentinde iki suikast gerçekleştirdiğini duyurdu. İlk suikast, kentteki DMO’ya bağlı güvenlik biriminde yerel bir üye olan Halid Halidi'yi hedef alırken, ikincisi kentteki Kürt sivillere yönelik sorgulama ve işkence vakalarına karıştığından şüphelenilen Burhan Karisani adlı görevliyi hedef aldı. Grup, kentin yerleşim mahalleleri ortasında gerçekleştirilen bu iki suikast operasyonuna ait bir video kaydı yayımladı.
En şiddetli çatışmalar, Mahabad ve Piranşehr arasındaki otoyol yakınlarında bulunan Şarıstan bölgesinde yaşandı. İki gün boyunca süren çatışmalar, Duvalu, Kal'e-i Veran ve Mamşal beldelerinde de yayıldı. Kürt gruplara yakın medya kaynakları, DMO’nun, otoyolun kuzeyindeki Veli Cade madeni yakınlarında konuşlu Kürt örgütleri tarafından kullanılan dağlık bölgedeki üslere 200'den fazla Katyuşa roketi fırlattığını, onlarca keşif uçağı gönderdiğini ve iki gün boyunca kesintisiz olarak ağır topçu atışları gerçekleştirdiğini belirtti.
Buna karşın DMO, Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki Süleymaniye eyaletinde bulunan Kürt partilere ait kamplara yoğun bir saldırı düzenledi. Saldırı, çoğunluğu sol milliyetçi Komele Partisi üyelerinden oluşan dokuz savaşçının hayatını kaybetmesine ve onlarcasının yaralanmasına yol açtı.

Doğu Kürdistan Savunma Birimleri, son olaylara ilişkin özel bir açıklama yayımlayarak DMO güçlerini bu çatışmalara neden olmakla suçladı ve şunları belirtti:
“Hiçbir tarafın yanında yer almadık, İran'a karşı herhangi bir saldırı düzenlemedik. İran rejiminin en zayıf döneminde bile bağımsız kapasitelerimize ve politikalarımıza bağlı kaldık. Ancak son anlaşmanın ardından, DMO güçleri ile güvenlik ve istihbarat birimleri halkımıza ve güçlerimize yönelik saldırılarını belirgin şekilde artırdı. Mevcut durumdan yararlanarak güçlerimizi haksız saldırılarının hedefi haline getirdiler. Daha önce, bu saldırıların sürmesi halinde tutumumuzun değişeceğini açıklamıştık. Şimdi bir kez daha teyit ediyoruz ki, bu saldırılar karşılıksız kalmayacak.”
Üç Kürt hareketi ideolojik olarak farklılık gösterse de İran’ın batısında yerel yönetim talebinde birleşiyor.
Öfke ve Kürt bölünmüşlüğü
İran'daki Kürt siyasi güçleri, ideolojik olarak, bölgesel ilişkileri ve siyasi vizyonları açısından birbirinden farklı olsa da İran'ın batısında, Iraklı Kürtlerin 2005 yılından sonra IKBY ve mevcut otoritelerinin kendisini federal bir bölge olarak ilan etmesiyle elde ettiği federalizme benzer bir tür yerel Kürt bölgesel yönetimi kurulması konusunda hemfikir.
Bu üç güç, silahlı kanatlara sahip ve kampları İran ile Irak arasındaki zorlu dağlık bölgelere yayılmış durumda. Ayrıca ülkenin batısındaki Kürt bölgelerinde ve İran'ın büyük kentlerindeki Kürt mahallelerinde aktif gizli iç örgütlenmeleri bulunuyor.

Çapraz kaynaklardan doğrulanan bilgilere göre PKK'ya yakınlığıyla bilinen PJAK İran'daki Kürtler arasında en geniş etkiye sahip Kürt hareketi konumunda. Silahlı kanadı Doğu Kürdistan Savunma Birimleri ise İran güvenlik merkezleri ve DMO’ya ani saldırılar düzenleme konusunda en iyi eğitilmiş ve en yetenekli güç olarak öne çıkıyor. Hatta İranlı güvenlik yetkilileri ve komutanlar, PJAK’ı rejime karşı gelecekte karadan gerçekleştirilebilecek herhangi bir ABD veya İsrail girişimine dahil olmaya en hazır taraf olarak değerlendiriyor.
PJAK, siyasi vizyonunu, PJAK Sözcüsü Riwar Abdulhannan'ın resmi bir açıklamada söylediği şu sözlerle özetliyor:
“İran, Kürt meselesi de dahil olmak üzere çözülmemiş tarihsel krizlerle karşı karşıya. Yapısal ve tarihsel meseleler, demokratik bir perspektif, çoğulcu bir bakış açısı ve yeni bir teorik ile kavramsal çerçeve olmadan çözülemez. İran muhalefeti bu meselelerle uğraşmaktan kaçınıyor ve bunları çözmek için doğru yaklaşımdan yoksun; hatta bazı durumlarda bu meselelerin tırmanmasına katkıda bile bulundu. Özgür Yaşam Partisi, Kürtlerin siyasi statüsünün, siyasi, kültürel-dilsel, ekonomik ve toplumsal haklarının tanınması dışında, muhalefetin projelerine katılmayı reddediyor.”
Bunun aksine, Kürt milliyetçi görüşleri sol seçeneklerle harmanlayan, ülke içinde silahlı kanatlara ve gizli birimlere sahip olan, Irak'taki Kürdistan Yurtseverler Birliği'ne (KYB) yakın İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele), yurt dışındaki İranlı muhalif güçlerle, özellikle de Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ) ile geniş ve sağlam bir ilişkiler ağına sahip. Komele, bu örgütle, İranlı Kürtlerin açık bir nüfus çoğunluğu oluşturdukları bölgelerde siyasi ve coğrafi adem-i merkeziyetçilik hakkını tanıyan bir siyasi ittifak paylaşıyor. Ayrıca İran güvenlik birimleri Komele’ye çeşitli suçlamalarda bulunuyor. İran güvenlik birimleri, birçok yabancı istihbarat ağı ve servisinin Komele Partisi örgütleri üzerinden İran içine sızdığını açıklamıştı, ancak parti bu iddiaların hiçbirini doğrulamadı ve reddetti.
Al Majalla'ya konuşan İranlı Kürt lider: Kürt güçleri, çatışmadan kaçınmak amacıyla bir ateşkes durumunu kabul ediyor. Ancak İran rejiminin bölgelerimizdeki yaşamı yok etme konusundaki ısrarı, açık bir savaş ilanı niteliği taşıyor.
PJAK ve Komele’nin yanı sıra, Irak Kürdistan Demokrat Partisi'ne (KDP) yakın İran Kürdistanı Demokratik Partisi de bulunuyor. Bu parti, İran'daki Kürt milliyetçi hareketinin geleneksel akımını temsil ediyor ve 1979'da Şah rejiminin çöküşünün ardından uzun yıllar boyunca ülkenin batısındaki Kürt çoğunluklu bölgeleri kontrol altında tuttu. Bu son partinin, kamplarının ve karargâhlarının büyük bölümü Kürdistan Bölgesi içinde bulunduğu için Irak-İran güvenlik anlaşmasına bağlı kaldığı doğru. Ancak gözlemciler, özellikle bölgedeki güvenlik ve yaşam koşulları kötüleşirse, partinin İran içindeki Kürt toplumsal tabanı üzerinde, özellikle kültürel, toplumsal ve ekonomik elitler üzerinde etkili olma kapasitesine dikkat çekiyor.
İşte bizim kırmızı çizgilerimiz
Üst düzey bir İranlı Kürt siyasi lider kaynak, Al Majalla'ya verdiği özel bir röportajda, İran'da yaşananlara karşı Kürt siyasi güçleri ve silahlı grupların tepki mekanizması olarak nitelendirdiği hususu açıkladı ve farklı Kürt tarafları arasında ‘üzerinde mutabık kalınan kırmızı çizgiler’ olarak adlandırdığı sınırları belirledi. Bu sınırların aşılması halinde İran rejimiyle açık bir silahlı çatışmanın alevleneceğini belirtti.
Kaynak sözlerine şöyle devam etti:
“İran'ın çeşitli bölgelerindeki tüm Kürt bölgeleri ve şahsiyetleri, son derece ağır güvenlik, hukuki ve yaşamsal baskılara maruz kalıyor. Rejim, bir yandan Kürtleri bastırarak itibarını yeniden kazanmaya çalışıyor. Bu yolla diğer bölgelerdeki kendisine öfkeli kesimlere gücünü kanıtlamaya çalışıyor. Bir yandan da Kürtlerin İran devletini hedef alan ve devleti bölmeyi amaçlayan bir komployla ilişkilendirildiğine dair sahte bir izlenim yaratarak, tüm İranlılar için işlevsel bir düşman yaratmaya çalışıyor. Kürt örgütlerine Amerikan silahları gönderilmesine dair son dedikodular, bunu yapmak için uygun bir araç niteliği taşıyordu. Ancak Kürt güçleri, son savaş nedeniyle İran'ın askeri ve güvenlik makinesinin uğradığı yıkımın boyutunu biliyor ve bunu yapabilecek kapasiteye sahip olmalarına rağmen, 1980’li yılların başlarında yaşananlara benzer kanlı bir çatışmadan kaçınmak amacıyla İran'la açık bir çatışmaya girmek istemiyor. Kürt güçleri bunu asla istemiyor. Çünkü iktidardaki rejimin geleceğinin ve İran devletinin gelecekteki şeklinin başkent Tahran'da belirleneceğine, başka herhangi bir yerde değil, inanıyorlar."
Aynı kaynak sözlerine şöyle devam etti:
“Ancak bu, bölgelerimizi hedef alan askeri ve güvenlik operasyonlarının genişlemesi, gençlerimize yönelik idam uygulamaları veya Kürt bölgelerinin komşu ülkelere ve bölgeye füze fırlatma platformuna dönüştürülmesi karşısında sessiz kalacağımız anlamına gelmiyor. Kürt güçleri, resmi bir anlaşma olmaksızın iki tarafın çatışmayı durdurması anlamına gelen bir ateşkes durumunu, açık bir çatışmadan kaçınmak amacıyla kabul ediyor. Ancak İran rejiminin bölgelerimizdeki yaşamı yok etmeye devam etme konusundaki ısrarı, kendisinden gelen açık bir savaş ilanı niteliği taşıyor ve bu bizi kuşkusuz karşılık vermeye itecektir.”