İzzeddin Ebu Ayşe
Son derece karmaşık, şiddetli rekabet ve geleneksel uzlaşmanın yokluğunun damga vurduğu bir iç seçim turunun ardından Halil el-Hayye, Hamas'ın siyasi bürosunun başına geçti. Böylece 1987'deki kuruluşundan bu yana tarihinin en karanlık ve bitkin dönemlerinden birinde örgütün liderliğini üstlendi ve varoluşsal zorluklarla dolu bir mirası devraldı.
Hayye hareketin liderliğine, tek bir oy farkıyla seçildi. Rakibi, hareketin yurt dışındaki lideri Halid Meşal'e karşı 35 oy alırken, Meşal ise 34 oyda kaldı. Bu sonuçlar, fraksiyon içindeki keskin ideolojik bölünmenin ve bir sonraki aşamanın şekline ilişkin görüşler arasındaki çekişmenin boyutunu açığa çıkardı.
Seçimler, iki akım arasındaki bir çatışmayı somutlaştırdı: Birincisi, Meşal liderliğindeki akım, Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) tam entegrasyonu ve İranlı müttefikten kademeli olarak ayrılmayı savunuyor. İkincisi, Hayye tarafından temsil edilen akım, Kassam Tugaylarının gelecekteki herhangi bir siyasi manevra için ön koşul olarak, zayıflamış örgütsel yapıyı yeniden inşa etmek için Tahran'ın askeri ve mali şemsiyesine bağlı kalma görüşünü benimsiyor.
Gerçekte, Hayye normal şartlar altında örgütün liderliğine yükselmedi. Aksine O, Hamas'ın askeri ve siyasi kadrolarının çoğunu kaybettiği, Gazze'nin yıkıcı bir savaşın neden olduğu geniş çaplı bir tahribata uğradığı, ayrıca halk tabanının yerinden edilme ve açlıktan bitkin düştüğü, hareketin Gazze Şeridi üzerindeki egemenliğine son verilmesini ve silahsızlandırılmasını talep eden benzeri görülmemiş bir uluslararası baskının uygulandığı bir dönemde başa geçti.
Bu siyasi ve insani çıkmaz karşısında, şu temel soru öne çıkıyor: Mısır, Katar ve İran ile sahip olduğu diplomatik esneklik ve Gazze siperlerine olan tarihi yakınlığı ile Hayye, örgütü bu varoluşsal krizden sağ çıkarabilir mi?
Kökenler ve oluşum
Halil Hayye, 1960 yılında Gazze şehrinde doğdu ve Hamas'ın ilk liderlerinin çoğunun içinden çıktığı mülteci topluluklarından tamamen farklı bir ortamda büyüdü.
Hayatına bir savaşçı olarak başlamadı, bunun yerine Sudan'da Hadis çalışmaları alanında doktora derecesi aldığı akademik bir yol izledi. Hamas'a dönüşmeden önce Müslüman Kardeşler'e erken bir dönemde katıldı. Hareket içinde, hitabet ve kitleleri seferber etme yeteneğine sahip, önde gelen bir vaiz ve sendika lideri olarak biliniyordu.

1990'ların başında İsrail tarafından tutuklandı ve yaklaşık üç yıl hapis yattı. Hamas'ın 2006’daki yasama seçimlerindeki zaferiyle birlikte, Hayye milletvekili ve Filistin Yasama Meclisi'ndeki Hamas bloğunun başkanı oldu.
Bu siyasi dönüşüme İsrail'in kendisini amansız bir şekilde hedef alması eşlik etti. 2007 ve 2014 yıllarındaki girişimler başta olmak üzere birbirini takip eden suikast girişimlerinden kurtuldu. Son olarak 2025'te Doha'da kendisini hedef alan bir hava saldırısından sağ kurtuldu. Ancak ödediği en ağır bedel, kişisel ve insani bir bedeldi; bu ardışık saldırılarda eşini ve dört çocuğunu kaybetti.
Hayye, 2017'den beri Gazze'de başkan yardımcılığı görevini yürütüyordu. Ancak 7 Ekim 2023 olaylarından önce, hareketin Arap ve İslam dünyası ile ilişkileri dosyasını yönetmek üzere Gazze Şeridi'nden ayrılmıştı.
Mevcut savaşın tırmanmasıyla birlikte Hayye, hareketin en önde gelen diplomatik figürü haline geldi. Kahire ve Doha'daki dolaylı müzakerelerde heyetlere başkanlık etti, 2022'de Suriye rejimiyle ilişkileri organize etti ve Mısır istihbaratı ve Katar liderliğiyle, daha da önemlisi Tahran'daki İran Devrim Muhafızları ile yakın ve doğrudan iletişim kanalları oluşturdu.
Hayye, merhum Hamas lideri Yahya Sinvar'ın yardımcısı olmasına rağmen, liderlik tarzı tamamen farklı görünüyor. Gücünü, hareketin danışma ve diplomatik kurumlarındaki hiyerarşik yükselişinden alıyor ve geniş bir bölgesel ilişki ağıyla donanmış olarak diğer fraksiyonlar ve arabulucularla etkileşime girme eğiliminde. Hamas içinde, örgütün maruz kaldığı siyasi izolasyonu kırmak için başkentleri dolaşan diplomatik lider olarak görülüyordu.
Hamas varoluşsal bir kriz yaşıyor
Hamas hareketi, 1948’deki Filistin Nekbe'sinden bu yana en ağır varoluşsal sınavıyla karşı karşıya. Örgüt, İsmail Heniyye, ardından Salih el-Aruri ve son olarak Yahya ve Muhammed Sinvar kardeşler ile askeri komutan Muhammed Dayf suikastları gibi üst düzey kademelerinde daha önce bu kadar önemli kayıplar ve kan kaybı yaşamamıştı.
Bu suikastlar önde gelen isimlerin kaybedilmesinden ibaret değildi. Filistin işleri araştırmacısı Hani el-Mısri, krizin bundan çok daha derin olduğunu düşünüyor ve şöyle diyor: “Halil Hayye'nin karşı karşıya olduğu gerçek kriz, bir zamanlar hareketi yöneten istişareye dayalı kurumsal mekanizmanın aşınmasıdır. Hem saha hem de siyasi liderlerin eş zamanlı olarak suikasta uğraması, karar alma mekanizmasının dağılmasına neden oldu. Hamas, katı bir şekilde merkezileşmiş bir örgüt olmaktan çıkıp, birbirinden coğrafi olarak izole edilmiş gruplara dönüştü ve bu da gelecekteki herhangi bir siyasi veya askeri anlaşmanın uygulanmasını zorlu bir lojistik soruna dönüştürdü.”
Bu askeri darbelere paralel olarak, Hamas Gazze sokağında yaşanan keskin bir değişimle de boğuşuyor. Eşi benzeri görülmemiş yıkıcı savaşın ardından Gazze Şeridi enkaz yığınına dönüştü, sakinleri evlerini ve sokaklarını tamamen kaybetti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bu durum, hareketin stratejik hedefleri ile hayatta kalmak için umutsuzca temel ihtiyaçlarını temin etmeye çalışan tükenmiş halk tabanının gerçekliği arasında eşi benzeri görülmemiş bir uçurum yarattı.
Bir mülteci olan Saeb, mülteci çadırları arasında şöyle diyor: “Liderlerin fedakarlıklarını inkâr etmiyoruz ve Halil Hayye'nin de ailesini kaybettiğini biliyoruz, ancak dibe vurduk. Çocuklar açlıktan ölüyor ve kadınlar yıllardır yağmur altında çadırlarda uyuyor. Bu felaketi sona erdirecek acil bir çözüm istiyoruz. Yeni liderlik, halk tabanının artık daha fazla dayanamayacağını ve insanları kurtarmanın ve dökülen kanı durdurmanın herhangi bir siyasi slogandan daha öncelikli olduğunu anlamalıdır.”
Tarihsel olarak Hamas'ın gücü, Gazze'de sahadaki liderliği ile yurtdışında bulunan siyasi liderliği arasındaki organik ve günlük uyumda yatıyordu. Ancak şu anda Halil Hayye ve siyasi ekibi Arap ve bölgesel başkentlerde bulunurken, sahadaki liderler ile askeri kadrolar kuşatma altındaki Gazze Şeridi'nde saklanıyor.
Partiler ve fraksiyonlar konusunda uzman siyasi analist Cihad Harb şunu söylüyor: “Hamas açık bir örgütsel kimlik krizi yaşıyor. Halil Hayye önderliğindeki yurtdışı liderliği, karmaşık uluslararası müzakereleri yönetmekle görevliyken, Gazze'deki saha savunma içgüdüsü ve hayatta kalmak için verilen zorlu günlük mücadeleyle hareket ediyor. Hamas liderliği ile tünellerde bulunan kadroları arasında iletişimdeki zamansal ve lojistik boşluk, pozisyonlarda farklılaşmaya yol açabilir. Bu, hareketin, giderek genişleyen bu boşluğu kapatmak için, Gazze içindeki askeri kanatın güvendiği ve yabancı başkentler tarafından kabul edilen Hayye gibi bir figüre duyduğu acil ihtiyacı açıklıyor.”

Kadrolar krizi
Halil Hayye önderliğindeki Hamas, sessiz ama son derece tehlikeli bir krizden muzdarip; “orta örgütsel kadroyu” kaybetmek. Bu kadro, yabancı başkentlerde ikamet eden siyasi liderliğin kararlarını kuşatma altındaki Gazze Şeridi sokaklarında uygulamaya geçiren hayati yapı ve aracıydı.
Acımasız savaş yıllarında, Hamas, İsrail'in yoğun saldırıları nedeniyle örgütsel yapısı içindeki bu kadronun önemli bir bölümünü kaybetti. Hareket, işlevsel olarak iki kola ayrılan bu hayati öneme sahip kadrosunu yenileyemedi.
Askeri ve güvenlik kolu, yerel tabur komutanlarını, saha komutanlarını, tünellerin yapımından ve donatımından sorumlu mühendisleri, şifreli kablolu ve kablosuz iletişim uzmanlarını içeriyor.
Sivil ve idari kolu, bakanlıklardaki müdürleri, mahalleleri ve kampları yöneten idari yöneticileri ve cephe gerisinin çöküşünü önlemek için gizlice maaş ve yardım dağıtımından sorumlu mali personeli içeriyor.
Askeri araştırmacı Profesör Mümin Şahin, orta kadronun sistematik bir şekilde hedef alınmasının hareketin yapısına indirilen ölümcül darbeyi temsil ettiğini düşünüyor ve şunu belirtiyor: “Bu kadrolar, İsrail'in istihbarat çalışmalarını bu özel grubu hedef almaya yoğunlaştırması nedeniyle, savaş yılları boyunca sistematik bir yıpratma ve ortadan kaldırma sürecine maruz kaldılar. Bu durum, hareketin örgütsel omurgasında eşi benzeri görülmemiş bir aşınmaya yol açtı. Bu eksiklik, Halil Hayye'yi bugün karmaşık bir idari ikilemle karşı karşıya bırakıyor; zira hareketin yurtdışındaki liderliği tarafından alınan siyasi kararlar neredeyse felç olmuş durumda ve sahada uygulanması zor.”
Şahin şöyle devam ediyor: “Askeri doktrinde, hiyerarşinin tepesine geçecek stratejik alternatifler hazır olduğu için bir generalin veya başkomutanın kaybını saatler içinde telafi edebilirsiniz. Ancak ölümcül ikilem, 15 yıl boyunca mahallesini karış karış tanıyan, silah depolarının yerlerini bilen ve genç, bireysel savaşçıların güvenini kazanmış astsubayı veya saha tabur komutanını kaybetmektir. Hamas bugün komuta ve kontrol ağında yaşanan kopukluktan muzdarip ve Halil Hayye arabulucularla bir anlaşma imzalayabilir, ancak korkutucu olan asıl zorluk, ara kadroların yokluğu ve sahadaki grupların birbirinden izole bir şekilde dağılmış olduğu göz önüne alındığında, parçalanmış Gazze Şeridi içinde emirlerin kime ulaştırılacağı ve tam olarak kim tarafından uygulanacağı olmayı sürdürüyor.”
Başkentlerdeki siyasilere karşı tünel kanadı
Halil Hayye'nin seçilmesi, son derece hassas ve önemli bir konuya kapı açıyor, o da siyasi ve askeri kanatlar arasındaki stratejik ilişkinin doğası. On yıllardır Hamas, yetkilerin örtüştüğü ve rollerin dağıtıldığı karmaşık bir kurumsal yapıyla karakterize ediliyordu, ancak 2023’teki Tufan operasyonu bu ilişkiyi tamamen değiştirdi.
Yahya, Muhammed Sinvar ve Muhammed Dayf liderliğindeki askeri kanat, sahada tam kontrol kurarak, hareketin kritik karar alma süreçlerinde yurtdışındaki siyasi liderliği devre dışı bıraktı. Ancak bu isimlerin yokluğuyla birlikte, Halil Hayye şimdi karmaşık bir idari ikilemle karşı karşıya, o da örgütsel bölünmeye yol açmadan, silahlı kanat üzerindeki siyasi büronun otoritesini yeniden tesis etmek.
Güvenlik araştırmacısı Muntasır el-Havacri, sahadaki savaşçıların siyasetçilerden tamamen farklı bir bilinçle hareket ettiğine düşünüyor ve şöyle diyor: “Siperlerdeki savaşçılar durumu diplomatik kanallar aracılığıyla görmüyor; kurşunlar ve patlayıcılardan oluşan bir gerçeklikle yaşıyorlar. Sinvar ve Dayf'ın yokluğu bir boşluk yarattı, ancak Kassam Tugayları'nın bir savaş gücü olarak sonunu getirmedi.”
“Şu anki saha liderliği, uzun bir savaşın ateşinde şekillenmiş bir gölge liderliktir. Yurtdışında alınan herhangi bir siyasi karara karşı son derece hassas ve temkinli; zira bu kararlar, savaşçılar açısından sahada yapılan muazzam insani fedakarlıklara bir ihanet gibi görünebilir” değerlendirmesinde bulunuyor.
Havacri şöyle devam ediyor: “Halil Hayye, siyasi ve askeri kanatlar arasında yaşanacak herhangi bir ayrılık veya bölünmenin tehlikesinin farkında. Bu nedenle, öncelikle savaşçıların sürekli finansmanını ve silahlandırılmasını sağlamak için İran kanalı ile yakın iletişime, ikinci olarak da savaşı idare etmek için Kassam Tugaylarının saha komutanlarına tam lojistik ve taktik yetki devretmeye, aynı zamanda büyük müzakereler ve rehineler dosyalarını genel stratejik kozlar olarak elinde tutmaya dayalı akıllı bir strateji izliyor.”
Havacri, Hayye'nin nihayetinde Kassam Tugaylarını, geçici bir taktiksel siyasi geri çekilmenin, Gazze'yi rahatlatmak ve yardımların girişine izin vermek için acil uluslararası veya bölgesel çözümlerin kabul edilmesinin, dökülen kanı durdurmanın, örgütün kalan askeri gücünün yok edilmesini önlemenin, böylece Kassam Tugaylarının çekirdeğinden geri kalanları gelecek için korumanın tek garantisi ve yolu olduğuna ikna etmeye çalıştığını açıklıyor.
Silahların geleceği
Hamas lideri Hayye, yeniden inşa için ön koşul olarak Filistinli örgütlerin silahsızlandırılmasını şart koşan yoğun uluslararası ve bölgesel baskıyla karşı karşıya. Bu zorlukla ilgili olarak, Hamas liderlerinden Basem Naim, “Silahlar siyasi pazarlığa konu değildir. İşgalin sona ermesi için herhangi bir uluslararası umut olmadığı durumlarda halkımızı korumanın tek garantisidir. Hamas'ın hayali bir yeniden inşa karşılığında silahlarını teslim edeceğini düşünen herkes yanılıyor” dedi.
Hayye liderliğinde Hamas, Gazze'yi yönetmeye geri dönemeyebileceğinin farkında. Bu nedenle, Hayye ulusal birlik hükümeti veya Filistinli bir teknokrat yönetimi seçeneklerini kabul etmeye meyilli. İslami hareketler konusunda uzman bir araştırmacı olan Hasan Haniyye, “Hayye pragmatik siyasetin ustasıdır. Uluslararası toplumun açıkça Hamas’ın yönettiği bir Gazze Şeridi ile iletişim kurmayacağını biliyor. Bu nedenle planı, Hamas'ın yeraltında ve perde arkasında güvenlik ve askeri etkisini korurken, sınır kapılarını ve yeniden inşayı yönetecek teknokrat bir sivil yönetimi kabul etmeye dayanıyor” dedi.
Bölgesel ilişkiler
Halil Hayye, bir bölgesel ittifaklar ağı devraldı. Kendisinin Direniş Ekseni ile iyi ilişkileri bulunuyor. İran ile bağları güçlendirmenin kilit mimarlarından biri sayılıyor. Daha önceki açıklamalarında, “Tahran ile ilişkimiz taktiksel değil; derin bir stratejik ittifaktır” demişti.
Bölgesel ilişkiler araştırmacısı Amer el-Suleyme, “Hayye'nin seçilmesi, hareketin Tahran'daki müttefiklerine doğrudan bir güvence niteliğindedir. İran, hareket içinde bölgesel anlaşmalar karşılığında Batı'ya radikal siyasi tavizler vermeye meyilli bir kanadın yükselmesinden korkuyordu. Hayye'nin seçilmesi, siyasi eylem ile İran'ın askeri desteği arasındaki eşleştirmenin devam edeceğini teyit ediyor” diyor.
Hayye, Arap desteğinden vazgeçemeyeceğinin de farkında. Bu bağlamda, Hamas'ın uluslararası ilişkilerden sorumlu yetkilisi Musa Ebu Marzuk, “Hareket, Filistin davasının Arap ve İslami derinliğine zarar veren herhangi bir bölgesel eksenin parçası olmamaya önem veriyor. Mısır ile ilişkimiz ulusal güvenlik ve ortak tarihe dayanıyor, Katar'ın hareketin liderliğine ev sahipliği yapma ve müzakereleri kolaylaştırma rolü, halkımızın çektiği acıları hafifletmede takdire şayan ve çok önemli. Hayye, bu dengeleri çatışma olmadan yönetme esnekliğine sahip” diyor.
İsrail bununla nasıl başa çıkacak?
Gerçekte, Halil Hayye'nin yükselişi İsrail güvenlik ve istihbarat doktrininin merkezine yerleşti. Adı Tel Aviv'in güvenlik aygıtı için yabancı değil; aksine, onlarca yıldır açık bir güvenlik dosyasını temsil ediyor ve sayısız suikast girişiminden sağ kurtuldu.
İsrail'in yeni lidere yönelik yaklaşımı iki yol arasında gidip geliyor; açıkça fiziki olarak onu tasfiye etme yolu ile zorunlu müzakere yolu. İsrail Genel Güvenlik Servisi (Şin Bet), Halil Hayye'yi özellikle stratejik askeri ilişkiler konusunda Yahya Sinvar’ın yaklaşımının bir uzantısı olarak tanımlıyor.
İsrail Ordu Sözcüsü Ella Wawiya, “Hamas liderliği içinde isimler ve yüzler arasında ayrım yapmıyoruz. Güvenlik değerlendirmemizde, Halil Hayye, Gazze'deki silahsızlandırma projesinin en önde gelen ve sert muhaliflerinden biri. Şeridi bu savaşa sürükleyen aynı ideolojiyi benimsiyor” dedi.
İsrail kaynakları, Hayye’nin siyasi büro başkanı olarak seçilmesinin ona herhangi bir güvenlik dokunulmazlığı sağlamayacağını vurguluyor. İsrailli askeri analisti Amos Harel Haaretz gazetesinde, Tel Aviv'in suikastlar söz konusu olduğunda siyasi ve askeri kanatlar arasındaki geleneksel ayrımları göz ardı ettiğini ifade etti.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."