Lina el-Hatib
Kızıldeniz, Bab’ul-Mendeb ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz güvenliği sıklıkla, temel sorumluluğunun Körfez Arap ülkelerine ve bu su yollarına kıyısı bulunan diğer devletlere ait olduğu bölgesel bir mesele olarak değerlendiriliyor. Ancak bu algı eksik. Zira bu yollar küresel ekonominin damarlarını oluşturuyor ve bunların korunması, yalnızca Körfez'i ilgilendiren bölgesel bir güvenlik meselesi değil, Avrupa, Asya ve dünyanın diğer ülkeleri için de ulusal güvenlik meselesi teşkil ediyor.
Hiçbir etkin müdahale, İran'ın dayandığı ağları göz ardı edemez. İran, resmi devlet kurumları, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), kendisiyle müttefik silahlı gruplar, finansörler, nakliye operasyonlarını kolaylaştıranlar, ticari aracılar ve birden fazla hukuk yetki alanında faaliyet gösteren tedarik ağları aracılığıyla nüfuzunu artırıyor.
Bu yüzden sürdürülebilir herhangi bir strateji, gemileri korumak ve aynı zamanda saldırıların arkasındaki davranışlar ve ağlarla mücadele etmek zorunda. Bu da askeri savunmayı, mali istihbaratı, gümrük iş birliğini, ihracat denetimlerini, hukukun uygulanmasını, liman güvenliğini, siber korumayı, kapasite geliştirmeyi ve diplomasiyi bir araya getirmeyi gerektiriyor. Küresel bir ittifak, bu çabaları koordine etmek için gerekli siyasi ve örgütsel çerçeveyi sağlıyor.
Buna rağmen uluslararası müdahale mekanizmaları halen parçalanmış durumda. Yetkin askeri misyonlar, bölgesel bilgi paylaşım mekanizmaları, ulusal yaptırımlar ve uluslararası hukuki çerçeveler bulunsa da bu araçları ortak stratejide birleştiren kalıcı bir siyasi ittifak yok. İran, bu parçalanmışlıktan ve tehdit oluşturan davranışına karşı uluslararası siyasi mutabakatın eksikliğinden yararlanıyor. Küresel bir deniz güvenliği ve ağ aksatma ittifakının kurulması, ciddi siyasi mesaj verecek ve İran'ın deniz taşımacılığı ile küresel ekonomiyi aksatmaya yönelik faaliyetleri ile ağlarına karşı uluslararası bir hizalanma oluşturacak. Bu aksatmanın etkileri, ulusal güvenliğe yönelik terör tehditlerinin etkileriyle kesişiyor.
Tehdidin niteliği ve şu anki mücadele yöntemleri
Küresel ticaretin hacim bakımından yüzde 80'inden fazlası deniz taşımacılığı üzerinden gerçekleşiyor. Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları nakliye şirketlerini rotalarını değiştirip Ümit Burnu'nun çevresinden dolanmaya zorladığında, bu durum seferlerin uzamasına, nakliye ve sigorta maliyetlerinin artmasına, limanlarda tıkanıklığa, tedarik zincirlerinin aksamasına ve tüketici fiyatları üzerindeki baskının artmasına yol açtı. Hürmüz Boğazı'nın önemi de bundan aşağı kalmıyor. 2025 yılının ilk yarısında, küresel sıvı petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20'sine eşdeğer miktar bu boğazdan geçti. Bunun yanı sıra dünya sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yüzde 20'sinden fazlası da buradan geçiyor.
Bu yolların aksaması, enerji güvenliğini, sanayi üretimini, gıda tedarikini, enflasyonu, nakliyeyi, sigortayı ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığını etkiliyor. Aynı zamanda, topraklarına geleneksel bir saldırı düzenlemeye gerek kalmadan uzak ülkelere büyük maliyetler yüklüyor. Böylece İran, bölgesel coğrafyayı kontrol ederek küresel baskı uygulamak amacıyla deniz zorlamasını kullanıyor.
İran'ın deniz tehditlerini destekleyen ağ yapısı, DMO ve diğer silahlı taraflara, bunun yanı sıra İran mal ticaretine, birçok ülkede faaliyet gösteren şirketlere, gemi sahipleri, yöneticileri ve kaptanlarına dayanıyor; bunların gelirleri, ticari deniz taşımacılığına yönelik saldırıların desteklenmesine katkı sağladı.
Ancak operasyonel düzeydeki müdahale esasen askeri nitelikte kalmaya devam etti. Bu operasyonlar gerekli olsa da esasen tehdidin denizdeki tezahürleriyle mücadele ediyor. Bir savaş gemisi bir insansız hava aracını (İHA) engelleyebilir, ticari gemiye eşlik edebilir veya ele geçirilmesini caydırabilir, ancak tek başına saldırıların sürmesine imkan tanıyan mali, ticari, lojistik sistemleri ve tedarik ağlarını çözemez.
Seyrüseferin aksaması, enerji güvenliğini, sanayi üretimini, gıda tedarikini, enflasyonu, nakliyeyi, sigortayı ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığını etkiliyor.
Mevcut deniz güvenliği yapısı dört temel unsurdan oluşuyor. Bunlardan birincisi, deniz ortaklıkları varlık, gözetim, eşlik ve savunma faaliyeti sağlıyor. Birleşik Deniz Kuvvetleri, en geniş kapsamlı kalıcı çerçeveyi oluşturuyor. Bu kuvvete bağlı görev gruplarının yapısı, sorumlulukları coğrafi ve işlevsel olarak paylaştırıyor. 153 Nolu Ortak Görev Gücü, Kızıldeniz'i ve güney girişlerini üstlenirken, 152 Nolu Ortak Görev Gücü, Körfez'deki güvenlik iş birliğini destekliyor. 150 Nolu Ortak Görev Gücü Umman Körfezi ve Arap Denizi'nde faaliyet gösterirken 154 Nolu Ortak Görev Gücü ise eğitimi üstleniyor. Bu, çok uluslu ve esnek bir mekanizma, ancak esasen siyaset, finansman ve hukuk uygulamasını birleştiren bütüncül bir ittifak değil, deniz çerçevesi olmaya devam ediyor.
Öte yandan Aspides Operasyonu başka önemli bir model sunuyor. Bu operasyon, Avrupa ülkelerinin belirli bir ülkeye karşı saldırı kampanyasına girişmeden, katı bir savunma yetkisi çerçevesinde toplu katkı sağlayabildiğini kanıtlıyor. Aynı zamanda iki deniz darboğazı noktası arasında coğrafi süreklilik sağlıyor. Ancak kurumsal kapsamı sınırlı kalmaya devam ediyor; bu, Avrupa Birliği'ne (AB) bağlı askeri operasyon, deniz güvensizliğinin arkasındaki ağları aksatan küresel bir mekanizma değil.
İkincisi, uluslararası hukuk ve diplomasi normatif bir otorite sağlıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları, ticari gemilere yönelik saldırıları kınadı, seyrüsefer haklarını teyit etti ve devletlerin uluslararası hukuka uygun şekilde gemilerini savunma hakkını tanıdı. Uluslararası Denizcilik Örgütü de olayları belgeliyor, deniz güvenliğini destekliyor ve iş birliği için bir platform sağlıyor. Bu mekanizmalar kuralları ve meşruiyeti tesis ediyor, ancak savunma, maliye, istihbarat ve hukuk uygulama sektörleri arasında uygulamayı koordine etmiyor.

Üçüncüsü, bölgesel çerçeveler deniz suçlarını ve kurumsal kapasite geliştirmeyi ele alıyor. Bunlar arasında, Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün (IMO) desteklediği Cibuti Davranış Kuralları (DCoC) ve buna eklenen Cidde tadili yer alıyor: korsanlık, deniz terörü, silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, yasa dışı balıkçılık ve diğer yasa dışı faaliyetler. Bu çerçeve, bilgi paylaşımını, engelleme, adli kovuşturma, eğitim, yasal düzenleme ve kapasite geliştirmeyi de teşvik ediyor. Bu durum, deniz güvenliğinin askeri alanı aştığını doğruluyor. Ancak bu çerçeve bölgesel; devlet destekli zorlama karşısında küresel bir siyasi mutabakat oluşturmak üzere tasarlanmadı.
Dördüncüsü, devletler tek başlarına belirli taraflara karşı yaptırımlar, ihracat denetimleri, mali kısıtlamalar ve cezai soruşturmalar kullanıyor. Bu tedbirler, paravan şirketleri, gemileri, finansörleri ve tedarik acentelerini açığa çıkarabilir. Ancak yasalardaki, kanıt standartlarındaki ve siyasi iradedeki farklılıklar, bir hukuk yetki alanında engellenen faaliyetlerin başka bir alana kaymasına olanak tanıyor.
Dolayısıyla mevcut eksiklik, deniz birimleri ve kapasitelerinin veya hukuki araçların yokluğunda değil, bunları birbirine bağlayan ve İran'a kararlı bir uluslararası tutumu ileten kapsamlı siyasi mekanizmanın yokluğunda yatıyor.
DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu modeli ne sunuyor?
DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun (DMUK) hedefi bu bağlama doğrudan aktarılamaz. Zira İran egemen bir devlet, DMO da devlet aygıtının bir parçası. Ancak bu ittifak, faydalı bir örgütsel model sunuyor. DMUK, 90 ortağı belirli bir hedef etrafında bir araya getirdi, gönüllü ve farklılaşan katkılara imkân tanıdı. Faaliyetleri, askeri operasyonların ötesine geçerek finansmanla mücadeleyi, yabancı terörist savaşçıların seyahatinin engellenmesini, istikrarın sağlanmasını, iletişimi ve hukukun uygulanmasını da kapsadı. Yol gösterici ilkeleri, üyeliğin ve katkıların gönüllü olduğunu, tek bir yaklaşımın her ülke veya bölge için uygun olmadığını belirtiyor.
Özellikle dört özellik, deniz güvenliği bağlamına uyarlanabilir.
Birincisi, DMUK, üyelerini birleştiren sınırlı bir görev üzerine kuruldu. Üyelerin her bölgesel meselede fikir birliğine varması gerekmiyor, aksine belirli bir tehdide karşı iş birliği yapıyorlar. Bir deniz ittifakı, İran ile ilişkinin bütün boyutlarına yönelik birleşik bir politika şart koşmadan, hükümetleri seyrüsefer özgürlüğü, ticaretin korunması ve saldırılara imkân tanıyan ağların aksatılması etrafında bir araya getirebilir.
İkincisi, katılım esnek. Bazı üyeler askeri varlıklar sağlarken, diğerleri istihbarat, finansman, polis hizmetleri, eğitim veya mali ve diplomatik destek sunuyor. Bu, katılımın siyasi maliyetini düşürüyor ve devletlerin farklı kapasitelerini hesaba katıyor.
Üçüncüsü, örgütlenme dağıtık bir nitelik taşıyor. Askeri ve sivil uzmanlığı bir araya getiriyor. İttifak meşruiyeti sağlarken ‘küçük grup’ stratejik yönlendirme sunuyor, uzman çalışma grupları teknik faaliyeti sürdürüyor, siyasi ve askeri istişareler sivil politikalar ile operasyonları birbirine bağlıyor. Tüm bunlar sırasında mevcut kurumlar işin büyük bölümünü yürütüyor.
Dördüncüsü, ittifak uyum sağlama kapasitesine sahip. Tehdidin niteliği değiştikçe, çalışma gruplarını yeniden düzenledi, coğrafi kapsamını değiştirdi, ardından mali ağlara, teröristlerin seyahatine, askere almaya ve bölgesel tehditlere daha fazla önem verdi.
“DMUK, üyelerini birleştiren sınırlı bir görev üzerine kuruldu. Üyelerin her bölgesel meselede fikir birliğine varması gerekmiyor, aksine belirli bir tehdide karşı iş birliği yapıyorlar.
Bu modele dayanan bir deniz güvenliği ittifakı
Deniz güvenliği ve ağın işleyişini aksatma amacıyla kurulacak yeni küresel ittifakın görevi, seyrüsefer özgürlüğünü ve küresel ticareti korumak, deniz zorlamasına karşı dayanıklılığı güçlendirmek, uluslararası deniz taşımacılığına yönelik saldırılara imkân tanıyan mali, lojistik ve tedarik ağlarını ve operasyonları tespit edip açığa çıkarmak ve bunu engellemek olacak.
İttifak, sınıflandırmalar üzerine değil, davranış üzerine kurulmalı. Üyelik, İran veya DMO için birleşik bir hukuki tanımlama gerektirmez. Bunun yerine üyeler, ticari gemilere yönelik saldırılar, hukuka aykırı el koyma, mayın döşeme, deniz taşımacılığına saldıran taraflara silah aktarımı, yaptırımları aşma, yasa dışı tedarik, yanıltıcı nakliye uygulamaları ve deniz altyapısına yönelik saldırılar da dahil olmak üzere belirli davranışlarla mücadele etme taahhüdünde bulunur.
Genişletilmiş bakanlık düzeyinde bir koalisyon, öncelikleri belirler ve ittifaka siyasi meşruiyet kazandırır. Üyelik, ABD, Avrupa ve Körfez ülkeleriyle sınırlı kalmaz; aynı zamanda Asyalı ticari güçleri, bayrak devletlerini, liman devletlerini ve gıda ya da enerji güvenliği bu yollara bağımlı olan devletleri de kapsar.
Daha küçük bir yönlendirme grubu, tehditleri değerlendirmek ve politikaları koordine etmek amacıyla düzenli aralıklarla toplanır. Bu grup, büyük askeri ve ekonomik katkı sağlayanların yanı sıra Kızıldeniz ve Körfez'e kıyısı bulunan devletlerin gerçek temsilini de içerir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre küçük bir koordinasyon birimi, ortak bir tehdit değerlendirmesini günceller, ittifakın faaliyetlerinin Birleşik Deniz Kuvvetleri'nin, Aspides Operasyonu'nun, IMO’nun ve bölgesel çerçevelerin çabalarıyla, rolleri tekrarlamak yerine bütünleşmesini sağlar. Böylece yeni bir deniz komutanlığı kurmaya gerek kalmaz.
“Deniz güvenliği ve ağın işleyişini aksatma amacıyla kurulacak yeni küresel ittifakın görevi, seyrüsefer özgürlüğünü ve küresel ticareti korumak, deniz zorlamasına karşı dayanıklılığı güçlendirmek olacak.
Üç temel çalışma grubu, ittifakın faaliyetlerini düzenler.
Deniz güvenliği ve kapasite geliştirmeden sorumlu çalışma grubu, mevcut deniz görevlerini, sahil güvenlik birimlerini, liman otoritelerini ve bilgi paylaşım merkezlerini birbirine bağlar. Bu grup, deniz alanı farkındalığının, savunma planlamasının, tatbikatların, mayınla mücadele prosedürlerinin, liman ve kıyı güvenliğinin ve deniz altı altyapısının korunmasının koordinasyonunu üstlenir. Savaş gemisi konuşlandıramayan ülkeler, uydu görüntüleri, siber uzmanlık, lojistik hizmetler, personel, eğitim veya finansman katkısı sağlayabilir.
Finansmanı ve ağları aksatmakla görevli çalışma grubu, maliye bakanlıklarını, mali istihbarat birimlerini, gümrük idarelerini, ihracat denetim otoritelerini, polis birimlerini ve yaptırım kurumlarını bir araya getirir. Bu grup, gemi ve şirket mülkiyetinin haritalandırılmasını, tedarik ağları ile mal ticaretinin izlenmesini, kanıtların koordinasyonunu, gerçek mülkiyet lehtarının şeffaflığının güçlendirilmesini ve hukuk yetki alanları arasındaki boşlukların kapatılmasını üstlenir. Çalışma, birleşik bir terör sınıflandırmasına dayanmadan, her üye ülkenin kendi iç hukukuna dayanır.
İstikrar ve dayanıklılıktan sorumlu çalışma grubu ise DMUK’un benimsediği istikrar kavramını uyarlamaya çalışır. Bu grup, sahil güvenlik, gümrük, liman yönetimi, siber savunma ve acil durum sistemlerinin kapasitelerini güçlendirir, hasar gören altyapının onarımını destekler, arama-kurtarma ve çevresel müdahale kapasitesini iyileştirir, uzun süreli aksaklıklarla mücadele etmek için acil durum planları hazırlar. Nakliye ve sigorta şirketleri, limanlar, enerji şirketleri, bankalar ve teknoloji sağlayıcılarının da sürece dahil edilmesi gerekir. Çünkü bunlar temel operasyonel verilere sahiptir ve aksaklıkların acil ekonomik maliyetini üstlenir.
Hukuki işlevler, saldırıları atfetme ve sorumlu tarafı belirleme işlevleri ile iletişim, üç çalışma grubu genelinde yayılır. Ortak kanıt standartları, her hükümeti diğerlerinin açıklamalarıyla eşleşen bir açıklama yapmaya zorlamadan, kolektif atfı iyileştirebilir. Stratejik iletişim ise ittifakı kurallara dayalı savunmacı bir girişim olarak sunmalıdır: 2003'teki Irak savaşı türü bir müdahale değil, bir rejim değişikliği projesi değil, diplomasinin yerini alan bir şey değil. Nihayetinde ittifak ister İran'dan ister başka devlet ve taraflardan kaynaklansın, her türlü deniz aksaklığıyla mücadele etmek zorunda.
Siyasi mutabakatın stratejik önemi
İttifakın temel siyasi değeri, iş birliğinin ürettiği uyumda yatıyor. İran, Avrupalı hükümetlerin tereddüdünden, Avrupa ile ABD arasındaki tutum farklılığından ve Körfez ile diğer ülkelerin her olayı ayrı ayrı ele almasından yararlanıyor. Bu parçalanmışlık caydırıcılığı zayıflatıyor, çünkü baskının kolektif karşılık gerektirecek eşiğe ulaşmadan uygulanabileceği izlenimini veriyor.
İttifak bu hesapları değiştirecek. Üyelerin her deniz operasyonuna katılması veya her mali tedbiri benimsemesi gerekmiyor. Ancak ortak değerlendirmeler, koordineli planlama, eş zamanlı ağ aksatma prosedürleri, ortak atıf ve düzenli bakanlık açıklamaları, birlikte Hürmüz Boğazı'nda, Bab’ul-Mendeb Boğazı’nda veya Kızıldeniz'de deniz taşımacılığının engellenmesinin küresel güvenliğe bir tehdit teşkil ettiğini gösterecek.
Bu, Avrupa kamuoyuna sunulabilecek en güçlü argümandır. Katılım, Ortadoğu'da yeni bir savaşa katılmak anlamına gelmiyor. Enerji tedariklerini, ticareti, nakliyeyi, tüketici çıkarlarını ve uluslararası hukuki düzeni korumak anlamına geliyor. Farklılaşan katkılar, Avrupa ülkelerinin kendi yetkileri doğrultusunda savunma amaçlı deniz görevleri, finansman, gümrük, siber savunma, diplomasi veya kapasite geliştirme yoluyla katılım sağlamasına imkân tanıyor.
ABD kuvvetleri, Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilerin geçişini yeniden sağlamak amacıyla yürütülen çabalara doğrudan destek sağlıyor (ABD Donanması/CENTCOM)
Siyasi mutabakat, diplomasinin yerini almak yerine onu güçlendirir. Zorlayıcı davranış, bundan zarar gören ülkeleri bölmediğinde müzakereler daha güvenilir hale gelir. Hükümetler, İran'a yönelik daha geniş politika konusundaki görüş ayrılıklarını sürdürebilir, aynı zamanda net bir ilke etrafında birleşebilir. Hiçbir devlet veya ona bağlı ağ, uluslararası deniz taşımacılığına saldırıları kullanma veya hayati deniz yollarını dünyaya maliyet dayatmak için silaha dönüştürme hakkına sahip değildir.
Küresel bir ittifak kurma yönündeki argüman, mevcut mekanizmaların başarısız olduğu üzerine değil, hâlâ tamamlanmamış oldukları üzerine kuruludur. Deniz, hukuki, bölgesel ve mali unsurlar, kısmi olsa da zaten mevcuttur. Eksik olan, bunları birbirine bağlayan, katılımı genişleten ve dağınık ulusal tedbirleri tutarlı bir uluslararası stratejiye dönüştüren siyasi yapıdır.
DEAŞ karşıtı ittifak, sınırlı bir göreve, geniş üyeliğe, bir yönlendirme grubuna, uzman çalışma gruplarına, gönüllü katkılara ve mevcut kurumlar aracılığıyla uygulamaya dayanan, denenmiş bir örgütsel model sunuyor. Bu model dikkatle, İran'ı DEAŞ ile bir tutmadan uygulanırsa, deniz güvenliğini, dağınık savunma tepkileri dizisinden, saldırılara ve bunları mümkün kılan ağlara birlikte karşı koyan sürdürülebilir bir küresel çabaya dönüştürebilir.