Lübnan'da İsrail: Savaş barış hedefine hizmet ediyor mu?

Tel Aviv'in amacı, devletler arası endüstriyel savaş modeline göre hedeflerine ulaşmak

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
TT

Lübnan'da İsrail: Savaş barış hedefine hizmet ediyor mu?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia

Frederic C. Hof

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Başkan Donald Trump ile Beyaz Saray'da yaptığı son görüşmede, ağır sivil kayıplar, yapıların maruz kaldığı geniş çaplı yıkım hakkında konuşurken, İsrail'in Lübnan'da “akıllıca savaşmadığını” söyledi. Avn'a göre, “akıllıca savaşmak”, savaş alanıyla bağlantılı insanlarla başlar ve biter.

Avn bu görüşünde yalnız değil. İsrail ile Hizbullah arasında Güney Lübnan'da yaşanan savaş gibi bu tür savaşlarda, ağırlık merkezi şehirler, tepeler veya düşmanın askeri gücü değil, insanlardır. En önemli amaç, onların sadakatini ve desteğini kazanmak veya en azından iş birliği yapmalarını sağlamaktır. İsrail, Lübnan'da yaklaşık altmış yıldır devam eden devlet dışı silahlı tarafların yarattığı güvenlik tehditlerine son vermeyi amaçlıyor. Peki, bu hedefi Lübnanlı Şiileri geniş çapta, belki de kalıcı ve kasıtlı olarak korkutarak, kendisinden nefret ettirerek gerçekleştirebilir mi? Zira Şiiler, Lübnan nüfusunun yüzde 40'ından fazlasını oluşturuyor ve güneydeki en büyük demografik grubu temsil ediyor.

İran'ın vekili Hizbullah'a İsrail'e roket ve füze fırlatma emri verdiği 2 Mart 2026'dan bu yana, İsrail askeri müdahalesi 1 milyondan fazla Lübnanlı Şiiyi evlerinden etti. Bugün, güney Lübnan'da geride bıraktıkları evlerin çoğu artık ayakta değil. İsrail ordusu köy köy ilerleyerek, zeytinlikler ve eski mezarlıklar da dahil olmak üzere yolu üzerindeki her şeyi yerle bir ediyor. Bu arada, İsrailli bakanlar, Lübnan'daki “tampon bölgenin” süresiz olarak işgal altında kalacağını ve Lübnanlı sakinlerinin geri dönmesine izin verilmeyeceğini vurguluyor.

İsrail Savunma Kuvvetleri'nin stratejisi ve taktikleri, Hizbullah'ın silahlı unsurlarının destekleyici ve iş birlikçi bir sivil nüfus olmadan etkili bir şekilde faaliyet gösteremeyeceği değerlendirmesine dayanıyor gibi görünüyor. Bölge sakinlerinden arındırılırsa, altyapısı yok edilirse ve evleri ile meyve bahçeleri yerle bir edilirse, Hizbullah savaşçıları, İsrail sınırını geçmeye veya Lübnan'dan doğrudan Mavi Hat'a bitişik İsrail binalarına ateş açmaya kalkışmaları durumunda doğrudan hedef alınmaya açık hale geleceklerdir.

İsrail'in Lübnan topraklarının hiçbir bölümünü talep etmediği konusundaki ısrarına rağmen, Hizbullah'ın kuzey sınırında güvenliğine artık tehdit oluşturmadığına ikna olana veya Hizbullah silahsızlandırılana kadar güney Lübnan'ın büyük bir bölümünü askeri işgal altında tutmayı amaçladığı açık ve net. İsrail Savunma Kuvvetleri mühendisleri, tampon bölgenin içinde ve dışında, bir zamanlar yerleşim yeri olan bölgeleri yaşanmaz hale getirmek için ağır ekipman ve güçlü patlayıcılar kullandılar.

İsrail hükümeti Lübnan'da akıllıca savaştığına inanıyor olabilir ve kamuoyu yoklamaları çoğu İsraillinin bu inancı paylaştığını gösteriyor. Ama gerçekten akıllıca mı savaşıyor?

Başkan Donald Trump, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin Lübnan'daki taktiklerinin bir başka yönüne de değinerek, Başbakan Binyamin Netanyahu'yu sınırlı sayıda Hizbullah militanını etkisiz hale getirmek için konutları yıkmak, sivilleri öldürmek, yaralamak, ürkütmek ve korkutmak ile suçladı. İsrail ise Gazze'de olduğu gibi, sivil kayıpları en aza indirmek için, tahmin edilen sivil zarar ile hedefin askeri değeri arasındaki orantılılığı inceleyen yasal değerlendirmeler yaptığının altını çiziyor.

Şüphesiz ki, İsrail Savunma Kuvvetleri Lübnan'da, Gazze'deki Hamas militanları kadar Yahudi kanına susamış bir dizi Hizbullah militanını öldürdü. Ancak, sadece Şiiler değil, birçok Lübnanlı, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin yıkım eğilimini ve sivil kayıpları umursamamasını, askeri gerekliliğin yerini toplu cezalandırmanın alması olarak görüyor.

Son olarak, İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter, Lübnanlı Şiileri İsrail'in onları bir grup olarak düşman görmediği konusunda rahatlatmaya çalışan bir video mesajı yayınladı. İsrail ve Lübnanlı Şiilerin iki ortak düşmanı olduğunu söyledi: İran ve Hizbullah. Her ikisinin de sivillerin öldürülmesinden ve mallarının tahrip edilmesinden sorumlu olduğunu belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şiiler de dahil olmak üzere birçok Lübnanlı, belki de özellikle Şiilerin kendileri, Tahran'ın 2 Mart 2026'da Hizbullah'a İsrail'e ateş açma emrinin insani bir felakete yol açtığı konusunda Leiter ile hemfikir olacaktır. Tüm anlatılar, Hizbullah liderliğinin İran'a olan sadakatinin açıkça ortaya çıkmasının, Hizbullah’ın Lübnanlı Şiiler arasındaki popülaritesinde önemli bir gerilemeye neden olduğunu gösteriyor.

scdvfg
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkent Washington’daki Beyaz Saray'ın Oval Ofisi'nde, 28 Temmuz 2026 (AFP)

Ancak, 2 Mart'tan bu yana İsrail'in uyguladığı yakıp yıkma ve yanmış toprak yaklaşımı, tüm Lübnanlılar üzerinde derin bir etki bıraktı ve İran ile vekillerine Şii kamuoyunun yargısından bir süreliğine kurtulma fırsatı verdi. Hizbullah'ın popülaritesi, Cumhurbaşkanı Avn'ın Washington'a yaptığı önemli ziyaretin ardından ancak son zamanlarda tekrar gerilemeye başladı.

Leiter'in cesaretlendirici ve güven verici sözlerinin, amaçlanan hedefe ulaşabilmesi, yani Şii toplumunun Hizbullah'tan uzaklaştırılması ve Lübnan ordusu ile İsrail Savunma Kuvvetleri arasındaki güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi için sahada da desteklenmesi gerekiyor. Lübnanlı mülteciler, kış gelmeden önce evlerine dönmeye ve yeniden inşa çalışmalarına başlamaya can atıyorlar. Evet, geri dönenler arasında, Hizbullah'ı hâlâ meşru Lübnan direnişi ve Osmanlı İmparatorluğu, Fransız Mandası veya -yakın zamana kadar- bağımsız Lübnan devleti için kaderi pek de önemli olmayan bir topluluğun haklı temsilcisi olarak görenler de olacaktır. Ancak, geri dönmek isteyenlerin ezici çoğunluğunun duygusu tek bir kelimeyle özetlenebilir: “Artık yeter.” Daha fazla savaş istemiyoruz. Güney Lübnan sakinlerinin güven ve onur içinde yaşama özlemi duymaları şaşırtıcı değil; bu özlem, Mavi Hat'ın diğer tarafında yaşayan İsrailliler tarafından da paylaşılıyor.

İsrail hükümeti Lübnan'da akıllıca savaştığına inanıyor olabilir ve kamuoyu yoklamaları çoğu İsraillinin bu inancı paylaştığını gösteriyor. Ama gerçekten akıllıca mı savaşıyor? İnsanların mülklerinin sistematik olarak tahrip edilmesi ve sivil kayıplara karşı algılanan kayıtsızlık, İsrail'in Lübnan'daki siyasi amacına hizmet ediyor mu?

En çok bahsedilen İsrail hedefi, görünüşe göre Hizbullah'ın askeri gücünü yok etmeye dayalı, yani devletler arası endüstriyel savaş modeline göre zafer elde etmeyi amaçlayan askeri bir hedeftir. Hizbullah'ın askeri olarak ortadan kaldırılması, Lübnan topraklarından İsrail'e yönelik güvenlik tehditlerini sona erdirmeyi amaçlıyor.

Milyonlarca Lübnanlıyı İsrail'in onları düşman olarak gördüğüne ve can ve mallarının korunmaya değer olmadığına ikna etmek son derece zararlıdır. Bu, hem askeri gerekliliğe hem de Lübnan ile nihayetinde resmi bir barışa ulaşma olasılığına aykırıdır

Bu hedef, İsrail'in Hizbullah'ın askeri aygıtının yoğunlaştığı Lübnan'ın yaklaşık yüzde 20'sinde kara kuvvetleri konuşlandırması ve bunları orada tutması durumunda gerçekten de ulaşılabilir olabilir. Bu alan, güneyin yanı sıra, Beyrut'un yoğun nüfuslu güney banliyölerini ve Lübnan'ın gıda ambarı olan Bekaa Vadisi'ni de içeriyor. Ancak, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin potansiyel olarak uzun ve maliyetli bir kara harekatına katılması konusundaki coşku sınırlı görünüyor.

Askeri taktikleri yönlendirebilecek ve sınırlayabilecek daha ulaşılabilir siyasi hedef, kağıt üzerinde varılan anlaşmaları uygulayabilecek bir Lübnan devletiyle barışa giden yolun taşlarını döşemektir. Bu hedefi destekleyen strateji, Lübnan devletinin silahı elinde toplama ve savaş ve barışla ilgili kararları alma hakkını geri kazanma çabalarını desteklemeye veya en azından baltalamaktan kaçınmaya dayanıyor. Ayrıca, Lübnan ordusuyla pratik ve etkili bir güvenlik iş birliği kurmayı ve Lübnan halkına, özellikle Şiilere, İsrail ile barışın arzu edilebilir ve ulaşılabilir olduğuna dair inancı aşılamayı gerektiriyor. Sürekli savaş varsayılan ve tercih edilen seçenek olmadığı sürece, İsrail'in ve kuzey nüfusunun güvenliği, güçlü bir Lübnan devletinden ve güney sakinlerinin kendilerini evlerinde güvende hissetmesinden büyük ölçüde fayda sağlayacaktır.

Eğer bir gün İsrail, çıkarlarının dirençli ve etkin bir Lübnan devletiyle, İsrail'e yönelik her türlü tehdide karşı sınırın kendi tarafını tamamen güvence altına alabilecek bir devletle, kapsamlı bir barış ve normalleşmede yattığı sonucuna varırsa, bugün Lübnan'da akıllıca savaşmadığı sonucuna varabilir. Büyükelçi Leiter'in güven verici sözlerine rağmen, Şiiler İsrail ateşinin menzilinde olduklarını güçlü bir şekilde hissediyorlar. Güney Lübnan sakinlerinin silahlı Hizbullah unsurlarını tekrar görmemeleri kendi çıkarlarına olsa da, İsrail'e karşı duyulan kızgınlığın azalması zaman alacaktır. Barışçıl bir alternatif sunulmazsa, bazıları gelecekte silahlı direnişin tek yol olduğu sonucuna varabilir.

cdfvgbhn
İsrail'in çekilmesinin ardından Lübnan ordusunun üç pilot bölgeden birine konuşlanmasından sonra, Güney Lübnan'daki Zavtar el-Garbiya'da İsrail hava saldırısı sonucu hasar gören bir evin kalıntıları, 26 Temmuz 2026 (Reuters)

Gelgelelim İsrail, kısa vadede, güvenliğini tehlikeye atmadan Lübnan'daki imajını iyileştirebilir ve barış yanlısı bir Lübnan ulusal tabanının oluşturulmasına yardımcı olabilir. Sivil yapıları ve hükümet altyapısını tahrip etmeyi bırakabilir ve Lübnan'daki operasyonları sırasında “ateşe karşılık vermek dışında ateş açmama” ilkesine dayalı angajman kurallarını benimseyebilir. Ayrıca Başkan Trump'ın tavsiyesine uyarak Lübnanlı sivilleri korumak ve yakın zamanda üzerinde anlaşmaya varılan üçlü çerçeveyi uygulamak için Lübnan ve Amerika Birleşik Devletleri ile iş birliği yapmak için çok daha fazla çaba gösterebilir.

Hiç kimse İsrail'in Lübnan'da konuşlanmış devlet dışı silahlı taraflara karşı kendini savunma hakkını inkar etmemeli. Ayrıca, kuzey İsrail sakinlerinde korku uyandıran ve on binlerce insanı evlerinden tahliye etmeye zorlayan koşullara da müsamaha gösterilmemeli. Ancak, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin şu anda kullandığı taktiklerin gerçekten “akıllıca savaşmak” olup olmadığı ve İsrail'in güvenlik hedeflerine hizmet edip etmediği veya önümüzdeki on yıllarda daha fazla kaosun önünü açıp açmadığı sorgulanabilir.

Milyonlarca Lübnanlıyı İsrail'in onları düşman olarak gördüğüne ve can ve mallarının korunmaya değer olmadığına ikna etmek son derece zararlıdır. Bu, hem askeri gerekliliğe hem de Lübnan ile nihayetinde resmi bir barışa ulaşma olasılığına aykırıdır. İsrailli liderler seçim nedenleriyle Lübnan ve Amerika Birleşik Devletleri ile diplomatik olarak iş birliği yapmamayı seçseler bile, İsrail yine de şimdi akıllıca savaşarak daha iyi bir geleceğe güvenle yatırım yapabilir.