NATO şemsiyesi altında ABD’nin liderlik ettiği Afganistan işgalinin, 15 Ağustos 2021'de sona ermesinin üzerinden beş yıl geçti. O gün, Taliban hareketi ile ilk dönemindeki Başkan Donald Trump yönetimi arasında imzalanan Doha Anlaşması, Taliban'ın ülkeyi kontrol altına almasının önünün açtıktan sonra, hareket Kabil'i fiilen kuşatmıştı.
İslam Emirliği, Afganistan İslam Cumhuriyeti'nin yerini hızla alırken, eski Afganistan cumhurbaşkanı da kayda değer bir direniş göstermeden Abu Dabi'ye gitti. Dünya genelindeki İslamcı örgütler arasında Taliban'ın iktidarı ele geçirmesi büyük bir sevinçle karşılandı, ancak bu sevinç en çok o dönemde Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın kalesi olan İdlib'de belirgindi. Bölge genelinde tatlılar dağıtıldı ve Suriyeli savaşçılar, Taliban'ın bu deneyimini büyük bir ilgiyle takip ettiler. Bu deneyimi, savaşmaktan tüm bir ülkeyi kontrol etmeye başarılı bir şekilde geçiş yapmış bir İslamcı örgütün modeli olarak gördüler. Kabil'in düşüşünün onlara verdiği mesaj ise açıktı: Eğer Taliban Amerikalıları yenmek için 20 yıl bekleyebiliyorsa, onlar da Esed'e karşı savaşlarında sabırlı olabilirlerdi.
Ancak bugün, beş yıllık uluslararası izolasyondan sonra, durum tersine döndü. Kabil'deki birçok kişi artık Şam ve Ahmed Şara'yı, kendisini yeniden değerlendirebilen veya en azından uluslararası hukukun taleplerine ve modern dünyanın gereklerine uyum sağlayabilen bir İslamcı modelin örnekleri olarak görüyor. Suriye deneyiminin öne çıkması ve ilham kaynağı haline gelmesiyle birlikte, Taliban hareketi içinde ve Afgan muhalefeti safları arasında birçok kişi, Şara'nın uzlaşma ve kalkınmaya yaklaşımını, Suriye'nin yıkıcı 15 yıllık savaşın mirasının üstesinden gelmesine yardımcı olabilecek bir model olarak görüyor.
Afganistan'da izolasyon ve umutsuzluk
Afganistan, uluslararası ilgiden büyük ölçüde uzaklaştı ve hatta neredeyse unutulmuş bir ülke ve savaş alanı haline geldi. 20 yıllık Batı müdahalesinden sonra, sadece adının anılması bile birçok Batılı diplomat ve lider için hayal kırıklığı ve şok anılarını canlandırıyor. Uluslararası toplumun oradaki deneyimi, Taliban'ın 20 yıllık savaşın ardından geri dönmesiyle, Kabil'e kadar ilerleyip kontrolü ele geçirmesi ve 11 Eylül saldırılarından önceki dönemde geçerli olan Şeriat'ın aynı katı yorumunu yeniden dayatmasıyla tam bir başarısızlıkla sonuçlandı. Birleşmiş Milletler, cumhuriyet yönetiminin devrilmesinden bu yana bölgesel ve uluslararası terör örgütlerinin Afganistan'a geri döndüğünü, her birinin kendi okulları ve faaliyet alanları olduğunu bildiriyor.
Afganistan, belki birkaç günlüğüne ya da belki bir haftalığına da olsa, bir kez daha küresel gündemin odağında. Zira sahadaki durum son derece vahim
Buna paralel olarak, kadınlar kamusal hayattan tamamen dışlandı, müzik ve diğer eğlence biçimleri yasaklandı ve Peştun olmayanlar bir kez daha ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeye başladı. Bu kasvetli tabloya rağmen, The Economist dergisi bu haftaki sayısı için seçtiği başlıkla net bir mesaj vermeyi tercih etti: “Taliban ile konuşmalıyız.” BBC'nin baş uluslararası muhabiri Lyse Doucet de çok satan kitabı “Kabil'deki En İyi Otel”in yayınlanmasının ardından Kabil'e geri döndü.
Ve böylece, Afganistan belki birkaç günlüğüne ya da belki bir haftalığına da olsa, bir kez daha küresel gündemin odağında. Zira sahadaki durum son derece vahim. Yetersiz beslenme rekor seviyelere ulaştı, yoksulluk bazı aileleri çocuklarını satmaya itti ve kadınlar, özellikle eğitim ve işgücü piyasasından neredeyse tamamen kayboldu. Bununla birlikte, bazıları hâlâ Taliban ile diyalog kapısını açmanın artık şart olduğuna inanıyor. Bu arada, hareket ülkenin kuzeydoğusunda, Ahmed Mesud liderliğindeki Ulusal Direniş Cephesi'nin kendisi ile giderek büyüyen bir çatışmaya öncülük ettiği bölgede en ciddi meydan okuma ile karşı karşıya. Nitekim Taliban son zamanlarda iki üst düzey komutanını kaybetti ve bu olaylar giderek sıklaşıyor. Mesud, Afganistan İslam Cemiyeti’nden Halid Nur gibi diğer muhalif figürlerle birlikte, diyalog girişimlerinin durmadığını, ancak Taliban'ın gerçekten dinlemeye istekli olmadığını söylüyor. Birçok kişi, hareketin kendini yeniden yapılandırma fırsatını heba ettiğini düşünüyor. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Doha görüşmeleri, kadınların ve Peştun olmayanların iktidar pozisyonlarında yer almasına daha açık, daha ilerici, modernliğe ve hareketin 1990'larda iktidara gelmesinden sonra önemli ölçüde değişen Afganistan gerçeklerine uyum sağlamaya hazır bir “yeni Taliban”ın ortaya çıkmasının önünü açması gerekiyordu.
Alkol yasağı veya kadınların makyaj yapmasının yasaklanması gibi bazı katı dini emirler yayınlandı, ancak Suriye hükümeti bunları uygulamadı
Zamanla, Taliban liderliğinin iç çevresindeki bazı isimler de dahil olmak üzere birçok kişi, Şam'ı İslamcı savaşçıların savaş alanından devleti yönetmeye nasıl geçiş yapabileceğine dair bir model olarak görmeye başladı. Muhafazakâr bir dini ideolojiyi benimsemek, mutlaka en aşırı yorumlarını topluma zorla dayatmak anlamına gelmiyor. Yeni Taliban rejiminin önde gelen isimlerinden Enes Hakkani, Suriye liderliğini ve Şam'ı uluslararası izolasyondan kurtarabilmesini birçok kez övdü. Perde arkasında, rejimin en etkili isimlerinden biri olan İçişleri Bakanı Siraceddin Hakkani ve Savunma Bakanı Molla Muhammed Yakup, Şam'ın İslami yönetim deneyimini benimsemek için baskı yapıyorlar. Suudi Arabistan ayrıca, bu yılki Hac mevsimi sırasında Taliban temsilcileri ile Suriye liderliği arasında ilk görüşmeye ev sahipliği yaptı. Peki, Şam modelini Taliban için bu kadar çekici kılan ve Kandahar'daki daha sert görüşlü din adamlarına karşı değişim için bir argüman olarak kullanılmasına neden olan şey nedir?
Afganistan için Şam modeli
Öyleyse, başta Ahmed Mesud olmak üzere Taliban karşıtı muhalefetin, hareketin içindeki önde gelen isimlerle aynı görüşü paylaştığı aşikâr: Suriye, Afganistan'ın kendisinden yararlanabileceği en yakın modeldir. Kandahar'da, gerçek gücün büyük bir kısmı, devlet işlerini dini emirler doğrultusunda yöneten kıdemli din adamlarının elinde yoğunlaşmış bulunuyor; bu durum, İdlib'de Şara tarafından kurulan modeli oldukça anımsatıyor. Ancak, Şam'a gelişinden bu yana, Şara, deneyimi ideal olmaktan çok uzak olsa da daha büyük bir pragmatizm ve esneklik sergiledi.
Alkol yasağı veya kadınların makyaj yapmasının yasaklanması gibi bazı katı dini hükümler yayınlanmış olsa da Suriye hükümeti bunları uygulamadı. Bu metot ile Şam, Şara'nın etrafındaki dini figürleri kontrol altında tutmaya çalışırken, “nabız yoklama” ve toplumun kabul edebileceği sınırları test etme politikası izledi. Aynı şekilde, Suriye liderliğinin İdlib'de ve belki de Halep kırsalında tolere edilebilecek olan ile Şam ve Halep gibi daha renkli, çok çeşitli şehirlerde itirazlar ile karşılanabilecek olan arasındaki farkı anladığı da aşikâr. Bu nedenle Şara, kentsel ve dini açıdan çeşitlilik gösteren bir toplumun doğasına saygı duymak ile aynı zamanda temel destek tabanını kendisine düşmanlaştırmadan korumak arasında hassas bir denge kurmak zorunda kaldı.
Şam deneyiminin önemi, Afganistan ile karşılaştırıldığında açıkça ortaya çıkıyor. Şara'nın savaşçılarının ve genç komutanlarının çoğu, İdlib veya Türkiye'deki mülteci veya yerinden edilmişlerin kaldığı kamplarda büyüdü
Bu noktada, Şam deneyiminin önemi, Afganistan ile karşılaştırıldığında açıkça ortaya çıkıyor. Şara'nın savaşçılarının ve genç komutanlarının çoğu, İdlib veya Türkiye'deki mülteci veya yerinden edilmişlerin kaldığı kamplarda büyüdü. Hepsi İdlib'den olmasa da “İdlibli” terimi, o bölgede büyüyen ve sert ideolojisiyle şekillenenler için kullanılmaya başlandı. Aynı durum büyük ölçüde Taliban için de geçerli; üyelerinin çoğu Pakistan'daki mülteci kamplarından veya sınır bölgelerinden geliyor ve bu da onlara, daha geniş Afgan kimliğini yansıtmayan ayrı bir kimlik kazandırıyor. Bu kimlik, Afgan toplumuna entegre olmakta zorlandı ve Taliban'ın ezici askeri üstünlüğüne rağmen tecrit edilmesine katkıda bulundu. Şam'ın lüks Mezze semtinden gelen Şara ise müreffeh Şamlılar ile dini ideolojilere sahip, çoğu savaş ve mülteci kamplarından başka bir şey bilmeyenler arasındaki uçurumun daha çok farkında gibi görünüyor.
Kabil'deki birçok kişinin örnek aldığı Şam modeli işte budur. Kandahar’daki din adamlarından sonra Afganistan'ın en güçlü adamı olan Siraceddin Hakkani, Suriye deneyiminden ders çıkarılması ve İslam'ın katı bir yorumuyla halkın yönetime yabancılaştırılmasından kaçınılması çağrısında bulundu. Afganistan Dışişleri Bakanı'nın, kadınların ve Hristiyanların hükümette görevlendirilmesi de dahil olmak üzere Suriye hükümetinin uygulamalarını övmesi de dikkat çekiciydi. Önümüzdeki yıllarda Suriye ve Afganistan arasında daha fazla yakınlaşma yaşanabilir, ancak şimdilik Kabil'in dikkati Şam modeline odaklanmış durumda.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.






