Suudi Arabistan büyük projelerin yönetimini Suudi kadrolara açıyor

Suudi mühendisler Suudi Arabistan'daki projelerden birini incelerken (SPA)
Suudi mühendisler Suudi Arabistan'daki projelerden birini incelerken (SPA)
TT

Suudi Arabistan büyük projelerin yönetimini Suudi kadrolara açıyor

Suudi mühendisler Suudi Arabistan'daki projelerden birini incelerken (SPA)
Suudi mühendisler Suudi Arabistan'daki projelerden birini incelerken (SPA)

Suudi Arabistan, büyük projelerin yönetiminde ulusal kadroların payını artıracak yeni bir adım attı. Özel sektörde proje yönetimi mesleklerinde yerlileştirme oranının Şubat 2027'ye kadar yüzde 70'e çıkarılması, altyapıdan konuta, turizmden inşaata kadar ülkenin stratejik sektörlerinde Suudi yetkinliklerin daha fazla sorumluluk üstlenmesinin önünü açıyor.

İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı tarafından Belediyeler ve Konut Bakanlığı ile iş birliği içinde alınan karar, proje yönetimi alanında yönetici, mühendis ve uzman olarak çalışan en az 3 kişiye sahip işletmeleri kapsıyor. Karar, inşaat, altyapı, konut ve turizm sektörlerinin hızlı bir şekilde büyüdüğü bir dönemde özel önem taşıyor.

Bakanlık ayrıca kararın uygulama kılavuzunu internet sitesinde yayımladı. Kılavuzda kapsam dahilindeki meslekler, uygulama mekanizmaları, yerlileştirme oranlarının hesaplanma yöntemi ve uyum kuralları yer aldı. Böylece özel sektör kuruluşlarına, karar yürürlüğe girmeden önce istihdam yapılarını yeniden düzenlemeleri ve ihtiyaç duyacakları insan kaynağını planlamaları için süre tanındı.

Uygulama öncesinde dikkat çeken rakamlar

Karar, iş gücü piyasasındaki göstergelerde kaydedilen belirgin iyileşmeyle aynı döneme denk geliyor. Suudi vatandaşları arasındaki işsizlik oranı, bu yılın ilk çeyreğinde yüzde 6,8'e geriledi.

“Qiwa” platformunun verilerine göre, ikinci çeyrekte 258 binden fazla Suudi vatandaşının iş gücü piyasasına katıldığı ve 419 binden fazla iş sözleşmesinin belgelendiği görüldü. Platform aynı çeyrekte 3 milyondan fazla hizmet sunarken, 163 binden fazla maaş belgesi ile Suudi vatandaşları için 63 binden fazla deneyim belgesi düzenledi.

Yerlileştirme konusunda ise “Qiwa”, yerlileştirme şartlarını karşılayan işletmelere 72 binden fazla uygunluk belgesi verdi. Bu uygulama, ulusal yeteneklerin iş gücüne katılımını artırma çalışmalarına yönelik uyumun takip edilmesi kapsamında gerçekleştirildi.

Nitelikli yerlileştirme sadece çalışan değişimi anlamına gelmiyor

Kararı değerlendiren Suudi İnsan Kaynakları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi danışman Badr el-Anzi, Şarku’l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, proje yönetimi mesleklerinde yerlileştirme oranının yüzde 70'e çıkarılmasının, özellikle Suudi Arabistan'daki büyük projelerin genişlemesi ve ulusal yetkinliklerin planlı ve kademeli istihdam politikaları kapsamında gelişmesi dikkate alındığında, önemli ve olgun bir karar olduğunu söyledi.

El-Anzi, Suudi yetkinliklerin mevcut talebi karşılayabilecek düzeyde olduğunu, ancak asıl sorunun insan kaynağının sayısından ziyade pratik deneyimin niteliğiyle ilgili olduğunu belirtti. Proje yönetiminin planlama, risk, maliyet ve zaman yönetimi gibi alanlarda saha deneyimi gerektirdiğine dikkat çekti.

Kararın, Suudi olmayan bir çalışanın yerine Suudi bir çalışanın getirilmesinden ibaret görülmemesi gerektiğini vurgulayan El-Anzi, bunun nitelikli yerlileştirme ve bilgi transferi olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. El-Anzi, ulusal yetkinliklerin büyük projeleri kendi başlarına yönetebilecek seviyeye ulaşmasına kadar sürecin sürekli takip edilmesi gerektiğini belirtti.

Ücret rekabeti

El-Anzi'ye göre en önemli zorluklar yerlileştirme kararının kendisinden ziyade, piyasanın sayısal yerlileştirmeden sürdürülebilir nitelikli yerlileştirmeye geçebilme kapasitesiyle ilgili olacak.

Suudi yetkinliklere yönelik talebin artacağını ve özellikle büyük sektör ve projelerde ücret rekabetinin kızışacağını öngören El-Anzi, şirketlerin piyasanın rekabet koşullarında istikrarlarını koruyabilmeleri için organizasyonel yapılarını ve ücret politikalarını yeniden gözden geçirmeleri gerekeceğini söyledi.

Sayısal yerlileştirme, belirli bir oranda Suudi vatandaşının istihdam edilmesini hedeflerken, “nitelikli yerlileştirme” ulusal kadroların yetkinliği, deneyimi ve görevleri fiilen yerine getirme ve işi yönetme kapasitesine odaklanıyor. Böylece yalnızca bir pozisyonun doldurulması ve belirlenen oranın tutturulmasının ötesine geçiliyor.

Piyasayı yeniden şekillendirebilir

El-Anzi, kararın gerçek başarısının kağıt üzerinde yüzde 70'lik orana ulaşılmasıyla değil, Suudi proje yöneticileri ve uzmanlarının yüzde 70'inin projeleri fiilen yönetebilecek seviyeye ulaşmasıyla ölçüleceğini belirtti.

Kararın etkisinin Suudilere sunulan iş imkanlarının sayısındaki artıştan çok daha kapsamlı olabileceğini ifade eden El-Anzi, uygulamanın proje yönetimi piyasasının tamamını yeniden şekillendirebileceğine dikkat çekti.

İnsan Kaynakları ve Sosyal Kalkınma Bakanlığı'nın daha önce de proje yönetimi mesleklerinde yerlileştirmeyi aşamalı olarak uygulamaya koyduğunu hatırlatan El-Anzi, bunun yüksek katma değer taşıyan kilit pozisyonların yerlileştirilmesine yönelik bir yönelimi yansıttığını söyledi.

Kararın uzun vadede özel sektörün verimliliğine ve nitelikli uzmanlaşmış yerlileştirmeyi benimseme kapasitesine olumlu yansımasını bekleyen El-Anzi, mühendis, yönetici ve teknisyenler dahil olmak üzere farklı meslek gruplarında proje yönetiminde çalışan Suudi vatandaşlarının oranının artacağını öngördü.

İş gücünün ötesinde ekonomik etki

Kararın ekonomik boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan finans ve ekonomi danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas ise Şarku’l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, kararın “istihdamdan ziyade stratejik” bir nitelik taşıdığını söyledi.

El-Attas, proje yönetiminin inşaat, altyapı, turizm, konut ve lojistik gibi sektörler üzerinden Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu hedeflerinin hayata geçirilmesinin merkezinde yer aldığını belirtti.

Ekonomik etkilerin yalnızca istihdam edilen Suudi vatandaşlarının sayısındaki artışla sınırlı kalmayacağını ifade eden El-Attas, ulusal uzmanlık alanlarına yönelik talebin artacağını ve daha yüksek katma değer sağlayan nitelikli işlerin oluşacağını söyledi.

Buna karşılık, uzman yabancı iş gücüne yoğun şekilde dayanan şirketlerin kısa vadede daha yüksek istihdam maliyetleriyle karşılaşabileceğini belirten El-Attas, bunun şirketleri ekiplerini yeniden yapılandırmaya ve eğitim yatırımlarına erken aşamada başlamaya yönelteceğini kaydetti.

İnsan sermayesine yatırım

El-Attas, Şubat 2027'ye kadar uzanan geçiş süresinin şirketlere durumlarını yeniden düzenlemeleri için yeterli zaman tanıdığını belirterek, kararın yerli ve yabancı yatırımlar açısından ciddi bir engel oluşturmasını beklemediğini söyledi.

Aksine kararın, insan sermayesine, eğitim piyasasına ve mesleki sertifikasyon alanına yatırımları teşvik edebileceğini belirten El-Attas, şirketlerin önünde iki seçenek bulunacağını ifade etti: Hazır durumdaki ulusal yetkinlikleri işe almak veya kendi kadrolarını yetiştirmeye yatırım yapmak.

El-Attas, yerlileştirme kurallarının açık ve istikrarlı olmasının yabancı yatırımcı açısından oranın kendisinden daha önemli bir unsur olduğunu vurguladı.

Etkiyi artırmak için 3 aşama

El-Attas, kararın yerel ekonomik değerini artırmak için üç aşama belirledi: Ulusal yetkinliklerin istihdam edilmesi ve yetiştirilmesi, küresel şirketlerden bu kadrolara bilgi ve deneyim aktarılması ve son olarak büyük projeleri ulusal ve uluslararası ölçekte yönetebilecek bir Suudi proje yöneticileri neslinin oluşturulması.

El-Attas da El-Anzi'nin değerlendirmesine katılarak, kararın ekonomik başarısının kağıt üzerinde yüzde 70'lik yerlileştirme oranına ulaşılmasıyla değil, ulusal yetkinliklerin maliyet, zaman, kalite ve risk yönetimi açısından dünya standartlarında projeleri yönetebilme kapasitesiyle ölçülmesi gerektiğini söyledi.

El-Attas'a göre bu süreçteki temel zorluklardan biri ise akademik yeterlilik ile sahadaki pratik deneyim arasındaki boşluk olacak.



Pakistan Dışişleri Bakanı: Mekke İttifakı Riyad’da Husilerin saldırılarını görüşecek

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuşurken (Pakistan Dışişleri Bakanlığı)
Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuşurken (Pakistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Pakistan Dışişleri Bakanı: Mekke İttifakı Riyad’da Husilerin saldırılarını görüşecek

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuşurken (Pakistan Dışişleri Bakanlığı)
Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar cuma günü düzenlediği basın toplantısında konuşurken (Pakistan Dışişleri Bakanlığı)

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasındaki “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın Siyasi Strateji ve Savunma Komitesi’nin, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını görüşmek üzere gelecek hafta Riyad’da olağanüstü toplanacağını açıkladı.

İshak Dar, cuma günü düzenlediği basın toplantısında, komitenin toplantı sırasında atılacak sonraki adımları belirleyeceğini söyledi. Dar ayrıca 6’dan fazla ülkenin “Mekke İttifakı”na katılmak istediğini belirtti. Reuters’ın aktardığına göre Dar, söz konusu açıklamaları yaptı.

Pakistan ordusu da cuma günü yaptığı açıklamada, üst düzey komutanların Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını şiddetle kınadığını bildirdi. Açıklamada, Pakistan’ın Suudi Arabistan’la dayanışma içinde olduğu ve İslami kutsal mekanların güvenliğine bağlılığını sürdürdüğü ifade edildi.

f67k8
İstanbul’da düzenlenen “Mekke Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi Strateji ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısından (Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif tarafından 7 Ağustos’ta imzalanan “Mekke Anlaşması”na göre taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırı, tüm taraflara yönelik saldırı olarak kabul ediliyor.

Ortak askeri müdahaleye ilişkin karar ise özellikle saldırıya uğrayan ülke başta olmak üzere anlaşmanın taraflarınca değerlendiriliyor. Müdahalenin gerekliliği, saldırının niteliği, tehdidin düzeyi ve ciddiyeti ile taraflardan beklenen katkı dikkate alınarak değerlendiriliyor. Böylece tarafların savunma kapasitelerinin arzu edilen bütünleşme çerçevesinde bir araya getirilmesi hedefleniyor.

İstanbul, 31 Ağustos’ta “Mekke Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi Strateji ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısına ev sahipliği yaptı. Toplantıya Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanları katıldı.

Üç ülke toplantı sırasında, bölgelerinde barış ve sürdürülebilir istikrarı sağlamak amacıyla “Mekke Anlaşması” çerçevesinde birlikte çalışma kararlılıklarını yineledi. Taraflar ayrıca gerilimi azaltmaya ve itidali teşvik etmeye yönelik çabaları desteklemeyi ve krizlerin barışçıl yollarla çözümünü teşvik etmeyi sürdüreceklerini belirtti. Bu yaklaşımın, üç ülkenin bölgesel sorumluluklarını yerine getirme konusundaki hassasiyetinden kaynaklandığı ifade edildi.

hyujı
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, New York’taki toplantıda Hakan Fidan ve Muhammed İshak Dar’ın arasında (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Üç ülkenin dışişleri bakanları 24 Eylül’de New York’ta bir araya geldi. Görüşmede anlaşma kapsamında oluşturulacak genel sekreterlik, komiteler ve çalışma gruplarının kurulmasına ilişkin kaydedilen ilerleme ile çalışmaların başlamasına yönelik hazırlıklar ele alındı.

Bakanlar ayrıca Mekke’ye yönelik saldırılar ile Suudi Arabistan’daki sivil ve ekonomik tesisleri hedef alan saldırıları kınadı. Suudi Arabistan’ın, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca güvenliğini savunmak için uygun gördüğü tedbirleri alma hakkına sahip olduğunu vurguladı.

Üç ülkenin genelkurmay başkanları da 25 Eylül’de Riyad’da düzenlenen toplantıda güvenlik durumunu ve Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları ele aldı. Komutanlar, Mekke’yi ve ülkenin sivil ve ekonomik altyapısını hedef alan saldırıları kınadı.

gthyju
Riyad’da bir araya gelen Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan genelkurmay başkanları (Reuters)

Toplantıda ayrıca üç ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının ve askeri koordinasyonun geliştirilmesi ile savunma kapasitesinin bütünleştirilmesi yolları ele alındı. Bu adımların caydırıcılığın ve kolektif savunmanın güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.


Suudi Arabistan, 2027 yılına güçlü bir toparlanma ve büyüme motorlarında daha fazla çeşitlilikle giriyor

Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)
Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)
TT

Suudi Arabistan, 2027 yılına güçlü bir toparlanma ve büyüme motorlarında daha fazla çeşitlilikle giriyor

Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)
Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)

Suudi Arabistan kamu maliyesinin, petrol üretimindeki düşüşe bağlı küçülmenin ardından petrol dışı sektörün sağladığı dirençle birlikte 2027 yılına yeni bir dinamikle girmesi bekleniyor. Yayımlanan ön bütçe açıklamasına göre, kademeli bütçe açığını azaltma hedefi doğrultusunda yatırım harcamaları ve ekonomik çeşitlendirme odaklı stratejinin sürdürüldüğü bildirildi.

Ön bütçe verilerine göre, 2026 yılında yaşanması beklenen yüzde 3,6’lık daralmanın ardından Suudi Arabistan reel gayrisafi yurtiçi hasılasının (GSYİH) 2027 yılında yüzde 12,8 oranında büyüyeceği tahmin ediliyor. Bütçe açığının ise GSYİH’ye oranla yüzde 3,6 seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor. Bu süreçte petrol dışı gelirler, özel sektörün artan rolü ve ekonomik dönüşüm yatırımları vasıtasıyla petrol dışı sektörün ekonomideki payının genişlemeyi sürdürdüğü kaydedildi.

Uzmanlar, söz konusu göstergelerin büyüme ve gelir kaynaklarında kademeli bir dönüşüme işaret ettiğini belirtti. Petrolün kamu maliyesi ve ihracattaki temel rolünü koruduğu, ancak ekonominin gelir ve büyüme üreten daha geniş bir faaliyet tabanına kavuştuğu ifade edildi.

2027 yılı bütçe öngörülerinde kamu harcamalarının 1,392 trilyon riyal (371 milyar dolar), bütçe gelirlerinin ise 1,202 trilyon riyal (320,5 milyar dolar) seviyesinde gerçekleşmesi bekleniyor. Bütçe açığının ise 190 milyar riyal (50,5 milyar dolar) olacağı tahmin ediliyor.

Üç gelir senaryosu

2027 yılı bütçe öngörülerinde, devlet harcamalarının yıllık yaklaşık 1,392 trilyon riyal seviyesinde sabit tutulduğu 2027-2029 dönemine ilişkin üç ayrı gelir senaryosuna yer verildi. Bu durum, gelirlerin izleyeceği seyre bağlı olarak ortaya çıkabilecek farklı mali sonuçları göz önüne seriyor.

Temel senaryoya göre bütçe gelirlerinin 1,202 trilyon riyal, bütçe açığının ise yaklaşık 191 milyar riyal seviyesinde gerçekleşeceği öngörülüyor. Yüksek gelir senaryosunda gelirlerin 1,261 trilyon riyale yükselmesi ve bütçe açığının yaklaşık 132 milyar riyale gerilemesi varsayılıyor. Düşük gelir senaryosunda ise gelirlerin 1,134 trilyon riyale düşmesiyle birlikte bütçe açığının yaklaşık 259 milyar riyale çıkacağı tahmin ediliyor.

Söz konusu senaryolar, gelirlerin bir kısmının petrol piyasalarındaki gelişmeler ve küresel ekonomiye bağlı olması nedeniyle kamu maliyesinin karşı karşıya bulunduğu olasılık yelpazesini yansıtırken; hükümetin harcamaları belirli seviyeler dahlinde planlamayı sürdürdüğünü gösteriyor. Bu yaklaşım ayrıca, maliye politikasının harcamaları kısa vadeli gelir dalgalanmalarına doğrudan bağlamak yerine, bütçe açığı seviyesindeki değişimler vasıtasıyla gelir farklılıklarını absorbe etme kapasitesini ortaya koyuyor.

Harcamalar ve bütçe açığı

Kral Fahd Petrol ve Mineraller Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Abdullah el-Mir, 2027 bütçesinde açık verilmesine rağmen harcamaların yüksek seviyelerde sürdürülmesinin, maliye politikasının büyümeyi destekleme ve ekonomideki yapısal dönüşümü finanse etme amacıyla kullanıldığını gösterdiğini belirtti.

GSYİH’nin yaklaşık yüzde 3,6’sı olarak öngörülen bütçe açığının, ekonomik faaliyeti desteklemek ile mali sürdürülebilirliği korumak arasında denge kurmayı hedefleyen bir maliye politikasının sonucu olduğunu ifade eden el-Mir, açık seviyesinin değerlendirilmesinde finansman sağlanan harcamanın niteliğinin belirleyici olduğuna dikkat çekti.

Harcamaların altyapı, kalkınma ve ekonomik dönüşüm projelerine yönlendirilmesinin büyümeyi destekleyebileceğini ve petrol dışı faaliyet tabanını genişletebileceğini vurgulayan el-Mir, üretken olmayan cari harcamalardaki artışın ise borç yükünü ve finansman maliyetlerini yükselterek rezervler üzerinde baskı oluşturabileceğini kaydetti.

El-Mir ayrıca, Suudi Arabistan’da kamu borcunun GSYİH’ye oranının mevcut tahminlere göre yüzde 30 ila 33 arasında seyrettiğini, hükümetin ise sukuk ve tahvil dâhil olmak üzere yerel ve uluslararası finansman araçlarını kullanmaya devam ettiğini bildirdi.

Petrol dışı gelirler

El-Mir, gelir yapısındaki dönüşümün ekonomik tabanın genişlemesi ve kamu maliyesinin petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı hassasiyetinin azalması açısından önemli bir gösterge olduğunu belirtti. Bu doğrultuda, petrol dışı gelirlerin toplam harcamaları karşılama oranının 2015 yılındaki yaklaşık yüzde 17 seviyesinden 2025 yılı itibarıyla yaklaşık yüzde 36’ya yükseldiğine dikkat çekti.

Söz konusu dönüşümün Suudi Arabistan ekonomisinin büyümesi, özel sektör katkısı ve yatırımlardaki artışla eş zamanlı gerçekleştiğini ifade eden el-Mir, bu gelişmenin altyapı, turizm ve dijital dönüşümün de aralarında bulunduğu sektörlerdeki petrol dışı faaliyetlerin genişlemesinden kaynaklandığını vurguladı.

El-Mir ayrıca, Ulusal Yatırım Stratejisi kapsamındaki yatırımların, Kamu Yatırım Fonu’nun (PIF) genişleme adımlarının ve Bölgesel Merkez Ofis Programı’nın petrol dışı sektörleri canlandırdığını kaydetti. Tahminlerine göre, 700’den fazla uluslararası şirketin bölgesel merkez ofislerini Riyad’a taşıdığı bilgisini paylaştı.

Dış riskler

El-Mir, 2027 bütçesinin karşı karşıya kalabileceği risklere ilişkin olarak, bölgedeki ve dünyadaki jeopolitik gelişmelerin petrol ve emtia piyasaları ile navlun süreçlerini etkileyen en önemli unsurlar arasında yer almayı sürdürdüğünü belirtti.

Küresel ekonomideki yavaşlamanın enerji fiyatlarındaki artışla eş zamanlı seyretmesinin Suudi Arabistan’ın petrol ve petrol dışı ihracat talebine yansıyabileceğini ifade eden el-Mir, küresel enflasyonun devam etmesi ve yüksek faiz oranlarının ise özel sektörün finansman maliyetlerini artırabileceğini kaydetti.

El-Mir ayrıca, küresel enflasyonist baskıların bir kısmının mal, hizmet ve navlun maliyetlerindeki artış yoluyla iç piyasa fiyatlarına yansıma ihtimaline dikkat çekerek, Suudi Arabistan’da enflasyonun 2026 yılında yüzde 2,1 seviyesinde gerçekleşmesinin beklendiğini aktardı.

Petrol dışı ekonomi endeksi

El-Mir, petrol dışı faaliyetlerin reel GSYİH büyümesinin, ekonomik çeşitlendirmenin sürdürülebilirliği ve petrole olan nispi bağımlılığın azalmasının bir göstergesi olarak 2027 yılında Suudi Arabistan ekonomisinin performansını takip etmedeki en önemli kriter olacağını belirtti.

Petrol dışı faaliyetlerdeki büyümenin petrol dışı gelirler, kamu maliyesinin sürdürülebilirliği ve istihdam piyasasına olumlu yansıdığını ifade eden el-Mir, enflasyon, petrol dışı gelirlerin harcamaları karşılama oranı, Suudi vatandaşları arasındaki işsizlik oranı, özel sektörün GSYİH’ye katkısı ve borcun GSYİH’ye oranı gibi göstergelerin de bu süreçte kritik önem taşıdığını vurguladı.

Ekonomik dönüşüm

Finans Danışmanı Dr. Hüseyin el-Attas, 2027 bütçe rakamlarının maliye politikasının yalnızca harcamaları denetleme veya bütçe açığını kısma odaklı olmadığını; mali sürdürülebilirlikle eş zamanlı olarak ekonomik büyümenin sürdürülebilirliğine odaklandığını ortaya koyduğunu ifade etti.

fvgrbthyjukılo
Suudi Arabistan’daki finans merkezi (SPA)

Bütçenin ekonomik dönüşümü destekleyen projelere ve sektörlere harcama yapmaya devam etmeyi, özel sektörün rolünü güçlendirmeyi ve petrol dışı faaliyetlerin katkısını artırmayı hedeflediğini belirten el-Attas; aynı zamanda büyüme ve yatırımları destekleyecek harcama seviyelerinin korunduğunu aktardı.

El-Attas, bu durumun maliye politikasının petrol gelirlerini yönetme odaklı anlayıştan, daha çeşitli bir ekonomiyi yönetme ve kamu maliyesini sürdürülebilir büyümeyi destekleyen bir araç olarak kullanma yaklaşımına evrildiğini gösterdiğini kaydetti.

Petrol dışı gelir artışı

El-Attas, son on yıldaki en göze çarpan dönüşümün petrol dışı gelirlerdeki büyük artış olduğuna dikkat çekerek, bu gelirlerin 2015 yılındaki yaklaşık 166 milyar riyal seviyesinden 2025 yılı itibarıyla yaklaşık 505 milyar riyale yükseldiğini belirtti. Bu büyümenin yalnızca gelirlerdeki geçici bir artıştan ibaret olmadığını, ekonomideki yapısal dönüşümü yansıttığını vurguladı.

Petrol dışı ekonomik faaliyet tabanının genişlemesinin; özel sektörün, turizmin, hizmetlerin, sanayinin, teknolojinin ve yatırımların artan rolüyle birlikte Suudi Arabistan ekonomisine büyüme ve gelir üretme noktasında daha geniş bir zemin kazandırdığını da sözlerine ekledi.

Petrol hâlâ temel unsur

El-Attas’a göre, Vizyon 2030’un hayata geçirilmesinin ardından geçen yaklaşık on yıllık süreçteki en belirgin ekonomik başarı, ekonomik çeşitlendirmenin planlama ve girişim aşamasından çıkarak ekonomide ve kamu maliyesinde somut etkilerini göstermeye başlaması oldu. Bu doğrultuda petrol dışı gelirlerin kamu maliyesi için kritik bir kaynak haline geldiği ifade edildi.

Suudi Arabistan ekonomisinin petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı hassasiyetinin azalmasının ham petrolün etkisinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmediğini belirten el-Attas, petrolün gelirler ve ihracat içindeki ana bileşen konumunu koruduğunu, bu nedenle fiyat ve üretim değişimlerinin kamu maliyesi üzerindeki etkisinin sürdüğünü kaydetti.

Bununla birlikte el-Attas, günümüzdeki temel farkın petrol dışı ekonominin genişlemesi ile büyüme ve gelir üretme kapasitesi olduğuna dikkat çekti. Bu durumun, petrol ana sütun olarak kalmaya devam ederken Suudi Arabistan ekonomisinin büyüme motorlarını çok yönlü hale getirdiğini vurguladı.

Ekonomik dönüşümün özünün petrolden vazgeçmek olmadığını dile getiren el-Attas, amacın petrol piyasasındaki değişen koşullara rağmen büyümeyi ve genişlemeyi sürdürebilen bir ekonomi inşa etmek olduğunu ifade etti.


Suudi Arabistan’ın açıklaması... İstikrar, caydırıcılık ve hızlanan ekonomik reformlar

(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kraliyet konuşmasını yaparken (SPA)
(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kraliyet konuşmasını yaparken (SPA)
TT

Suudi Arabistan’ın açıklaması... İstikrar, caydırıcılık ve hızlanan ekonomik reformlar

(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kraliyet konuşmasını yaparken (SPA)
(foto altı) Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman kraliyet konuşmasını yaparken (SPA)

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Kral Selman bin Abdulaziz adına çarşamba günü Şura Meclisi’nde yaptığı konuşmada, Suudi Arabistan’ın bölgesel krizlere yaklaşımına ilişkin bir dizi mesaj yer aldı.

Analistlere göre söz konusu mesajlar, istikrarın ve siyasi çözüm yollarının desteklenmesi, egemenlik ve çıkarların korunması ile Vizyon 2030 programları kapsamında hız kazanan ekonomik reformların sürdürülmesine vurgu yaptı.

Suudi Arabistan Veliaht Prensi konuşmasında, ülkesinin uluslararası iş birliğini güçlendirmek, gerilimi azaltmak ve gerginliklerin önüne geçmek için çalıştığını belirterek, kendisine yönelik herhangi bir tehdit veya saldırıya karşı kararlı şekilde karşılık vermekten çekinmeyeceğini vurguladı. Muhammed bin Selman ayrıca ülkesinin, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu aracılığıyla Yemen hükümetini desteklediğini belirterek, bunun amacının ‘ülke genelinde otoritesini tesis etmek, istikrarı yeniden sağlamak ve kaos ve yıkımı, Yemen halkını ve bölgeyi tehdit etmeyi kendisine yol edinmiş terörist Husilerin saldırılarına karşı koymak’ olduğunu ifade etti.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın konuşmasında, tüm Körfez ülkelerini hedef alan saldırıların bölgenin güvenliği ve istikrarının bölünmez bir bütün olduğunu teyit ettiğini belirterek, “Kardeşlerimizle birlikte Körfez güvenliğini korumak, stratejik iş birliği ve ekonomik bütünleşme için çalışıyoruz” dedi. Muhammed bin Selman ayrıca, Suudi Arabistan’ın Filistin halkının haklarına bağlılığının köklü bir tutum olduğunu ve Filistin halkı meşru haklarına kavuşana kadar devam edecek kesintisiz bir çaba niteliği taşıdığını vurguladı.

6 önemli nokta

Siyasi analist Münif el-Harbi, Kral’ın konuşmasının altı temel noktayı içerdiğini belirtti. Bunların başında, Yemen hükümetinin meşru otoritesinin ülke topraklarının tamamında hakimiyet kurabilmesi için desteklenmesine yapılan vurgu geldiğini ifade eden el-Harbi, bunun siyasi bir çözüme ulaşılabilmesi için ‘sahada Yemen hükümetinin meşru otoritesi lehine etkili bir değişim’ gerektiğine işaret ettiğini söyledi.

Mekke İttifakı

El-Harbi, Veliaht Prens’in Mekke İttifakı olarak adlandırdığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nda Türkiye ve Pakistan’ın üstlendiği rollere yönelik Suudi Arabistan’ın ‘açık memnuniyetine’ de dikkat çekti. Ayrıca çok uluslu savunma amaçlı deniz ittifakının, deniz ulaşımının serbestisinin ve uluslararası toplumun bu konudaki sorumluluğunun önemine vurgu yapıldığını belirtti.

Filistin meselesi, Suudi Arabistan’ın dış politika öncelikleri arasında yer alıyor

El-Harbi’ye göre, bölgedeki art arda yaşanan krizlere rağmen Filistin meselesinin konuşmada yer alması, konunun Suudi Arabistan’ın dış politika öncelikleri arasındaki yerini koruduğunu gösteriyor. Bunun, Ortadoğu’da barışın sağlanmasının 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulmasına bağlı olduğunun vurgulanmasıyla ortaya konulduğunu belirtti.

İç politikaya ilişkin olarak ise el-Harbi, konuşmada siyasi ve güvenlik koşullarıyla mücadele ile Vizyon 2030’un uygulanmasının sürdürülmesi arasında bağlantı kurulduğuna dikkat çekti. Veliaht Prens’in, vizyon kapsamındaki programların hedeflerinin yüzde 93’üne ulaşıldığını belirttiğini aktaran el-Harbi, kalkınma, ülkenin güçlendirilmesi ve refahın artırılması ile yaşam kalitesinin iyileştirilmesine odaklanılmaya devam edildiğini kaydetti.

Suudi Arabistan’ın beşerî ve askeri yetenekleri hakkında bir mesaj

El-Harbi, konuşmanın Suudi Arabistan’ın beşerî ve askeri kapasitesine ve tehditlerle başa çıkma kabiliyetine ilişkin de bir mesaj içerdiğini belirtti. Bunun yanı sıra, krallığın karşı karşıya olduğu zorluklarla mücadele etmesini ve bunları fırsatlara dönüştürmesini sağlayan ‘nitelikli caydırıcılık kapasitesine’ dikkat çekildiğini ifade etti.

Siyasi araştırmacı Faysal eş-Şemri ise konuşmanın, Suudi Arabistan’ın ‘kendine güvenen, çıkarlarını bilen ve bölgesel meseleleri istikrar ve sorumlu güç anlayışıyla ele alan bir devlet’ konumundan hareket ettiğini yansıttığını değerlendirdi.

Eş-Şemri, konuşmanın siyasi boyutunda Körfez güvenliğinin birbiriyle bağlantılı olduğuna ve bölgesel sorunların birbirinden bağımsız meseleler olarak değil, bölgenin güvenlik ve istikrarına yansıyan tek bir sistemin parçaları olarak ele alınması gerektiğine vurgu yapıldığını söyledi.

Konuşmanın, bir yandan diplomatik çözümlerin desteklenmesi ve gerilimin azaltılması, diğer yandan egemenliğin ve ulusal çıkarların korunmasına yönelik vurgular arasında bir denge ortaya koyduğunu belirten eş-Şemri, değerlendirmesini bu yönde sürdürdü.

Stratejik bir boşluk bırakmamak

Eş-Şemri, Filistin meselesi, Kızıldeniz ve Körfez’in güvenliği ile Yemen’in istikrarına ilişkin tutumların, Suudi Arabistan’ın bu konulardaki dış politika ilkelerinin devam ettiğini gösterdiğini belirtti. Konuşmanın genel mesajının ise krallığın gerilimi tırmandırmayı amaçlamadığı, ancak aynı zamanda çevresinde ‘stratejik bir boşluk’ oluşmasına da izin vermediği yönünde olduğunu ifade etti.

Uluslararası ilişkiler uzmanı araştırmacı Ahmed el-İbrahim ise konuşmanın, Suudi Arabistan’ın diplomatik girişimlerle ulusal çıkarlarını koruma kapasitesini bir arada sürdürdüğünü gösterdiğini belirtti. El-İbrahim, bölgenin istikrarının devlet kurumlarının desteklenmesi ve krizlerin uzun vadeli tehdit kaynaklarına dönüşmesinin önlenmesiyle bağlantılı olduğunun vurgulandığını kaydetti.

El-İbrahim, bölgesel gelişmeler ile Vizyon 2030’un uygulanmasının sürdürülmesi arasında kurulan bağlantının, Riyad’ın kalkınmayı krizlerle birlikte kesintiye uğramayan stratejik bir süreç olarak gördüğüne işaret ettiğini söyledi. Bölgesel meseleler açısından ise Yemen, deniz ulaşımının güvenliği ve Filistin meselesinin, siyasi çözümlerin önemini vurgulayan bir çerçevede öne çıktığını belirten el-İbrahim, bunun yanı sıra Suudi Arabistan’ın kendi güvenliğini ve bölgenin istikrarını tehdit eden unsurlarla mücadele etmeye hazır olduğunun ortaya konulduğunu ifade etti.