Irak: Koordinasyon Çerçevesi ile silahlı gruplar arasındaki müzakereler “çıkmaza” girdi

Gruplar silahlarının “kutsallığı” konusunda ısrarcı... Ordu ise “siyasi atışmaların gürültüsünden” uzakta hareket ettiğini söylüyor

Irak polisi, Bağdat’ta bir akaryakıt istasyonunun önünde araç kuyruğunu düzenliyor... 5 Eylül 2026 (AFP)
Irak polisi, Bağdat’ta bir akaryakıt istasyonunun önünde araç kuyruğunu düzenliyor... 5 Eylül 2026 (AFP)
TT

Irak: Koordinasyon Çerçevesi ile silahlı gruplar arasındaki müzakereler “çıkmaza” girdi

Irak polisi, Bağdat’ta bir akaryakıt istasyonunun önünde araç kuyruğunu düzenliyor... 5 Eylül 2026 (AFP)
Irak polisi, Bağdat’ta bir akaryakıt istasyonunun önünde araç kuyruğunu düzenliyor... 5 Eylül 2026 (AFP)

ABD’nin Irak’tan nihai çekilmesi için belirlenen 30 Eylül tarihine geri sayım başlarken, Şii “Koordinasyon Çerçevesi”nin oluşturduğu üçlü komite, silahlarını hükümete teslim etmeyi reddeden grupların silahlarının Amerikan güçlerinin çekileceği güne kadar Irak devletine devredilmesi konusunda şu ana kadar somut bir ilerleme sağlayamadı.

Başbakan Ali ez-Zeydi hükümeti 30 Eylül tarihini “Egemenlik Günü” olarak nitelendiriyor. Başlangıçta bu tarihin ABD güçlerinin çekilmesinin tamamlanması ve silahlı grupların silahlarını hükümet güçlerine teslim etmesi anlamına geleceği düşünülüyordu. Ancak “Koordinasyon Çerçevesi” ile silahlı gruplar arasında yürütülen müzakerelerin çıkmaza girdiği görülüyor.

Silahlı grupların son tutumu, özellikle Nüceba Hareketi’nin açıklamaları ile eski Başbakan Nuri el-Maliki ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri’nin son açıklamaları dikkate alındığında, devlet dışındaki silahların teslim edilmesi, kayıt altına alınması, bırakılması veya dondurulması konusunda kesinleşmiş bir takvim bulunmuyor.

Daha önce bazı silahlı gruplar silah stoklarını teslim etmeyi reddetmişti. Bunların başında Hizbullah Tugayları ve Nüceba geliyor. Söz konusu gruplar, silahlarının ulusal sınırlarla kısıtlı olmayan, ideolojik bir nitelik taşıdığını belirterek, silah teslimine ilişkin herhangi bir takvime uymayacaklarını açıklamıştı.

Nüceba Hareketi Siyasi Konseyi Başkanı Ali el-Esedi, bölgesel risk ve tehditlere karşı direniş silahının “kutsallığı” olarak nitelendirdiği unsura dokunulmaması hakkındaki tutumlarını koruduklarını açıkladı.

Esedi, dün X platformunda yaptığı paylaşımda, “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki siyasi sürecin önde gelen isimleriyle gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından, hareketinin tutumunu kendilerine aktardığını belirtti. Esedi, “Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) dokunulamaz bir ulusal kurum olarak varlığının korunmasının” yanı sıra, ülke ve bölgede yaşanan “gerçek ve tehlikeli riskler ve tehditler” karşısında “direnişin” ve “silahlarının kutsallığının” korunmasının önemini vurguladı.

Esedi ayrıca Nüceba’nın siyasi sürece katılmama yönündeki tutumunu sürdüreceğini belirterek, “Bizi halkımızla bir arada tutan, onların yaşadıklarını yaşamamızı, sorunlarını taşımamızı ve taleplerini gerçekleştirmek için çalışmamızı sağlayan yol budur” ifadelerini kullandı.

Bu tutumun, “egemenlik, güvenlik ve refahı güvence altına alan kapsamlı değişim gerçekleşene ve ekonomimiz Amerikan hegemonyasından kurtarılana kadar” sürdürüleceğini belirtti.

Abartı dalgası

29 Temmuz 2026’da Basra’daki operasyonlar komutanlığı karargâhı önünde Irak Haşdi Şabi mensupları (Reuters)
29 Temmuz 2026’da Basra’daki operasyonlar komutanlığı karargâhı önünde Irak Haşdi Şabi mensupları (Reuters)

Irak hükümeti ise Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Sözcüsü Sabah en-Numan aracılığıyla farklı bir mesaj verdi.

Numan, “Halkının tüm kesimleri ve gruplarıyla kurumlarının etrafında kenetlendiği bir devleti dünyadaki hiçbir güç ve hiçbir bölgesel koşul yıkamaz” dedi.

Numan, yaptığı açıklamada, 30 Eylül tarihinin yaklaşmasıyla birlikte “şüpheli sermayeler tarafından finanse edilen platformların korkuyu pazarlamak ve Iraklıların duygularını istismar etmek amacıyla yönettiği bir abartı dalgası” konusunda uyardı.

Irak’ın askerî ve güvenlik kurumlarının “en zor ve karanlık koşullarda ayakta durduğunu ve bu toprakları korumak için en değerli kanını verdiğini” belirten Numan, bu kurumların karşı karşıya olunan zorlukların boyutunun tamamen farkında olduğunu söyledi. Numan, güvenlik güçlerinin sahada “siyasi atışmaların gürültüsünden uzak şekilde” 24 saat çalıştığını belirterek, önümüzdeki dönemin “sağduyu, kararlılık ve dayanışma” gerektirdiğini vurguladı.

Silahların devletin kontrolünde toplanması ve silahlı grupların açıklanan takvim doğrultusunda silah teslimine ilişkin talepleri konusunda askerî ve stratejik Uzman Muhalled Hazım, Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulundu.

Hazım, siyasi blokların çoğunlukla ölçüsüz açıklamalar yaptığını, ancak bunların kapalı kapılar ardında düşündüklerini gerçek anlamda yansıtmadığını belirtti. “Herkes, seçeneklerinin sınırlı olduğunu biliyor” diyen Hazım, mevcut kazanımların, çıkarların, nüfuzun ve iktidarın her an ellerinden gidebileceğini söyledi.

Hazım, “Herkes silahların devletin kontrolünde toplanması meselesinin sonuçlandırılması gerektiği konusunda hemfikir. Çünkü konu artık yalnızca iç iradeyle ilgili değil; dış iradeyle de ilgili. Bu, iktidarda kalmakla bilinmeyene doğru gitmek arasında bir takas” değerlendirmesinde bulundu.

Bazı siyasetçilerin kendi tabanlarına yönelik açıklamalarında yalnızca durumu örtbas etmeye ve bu gruplara bir tür siyasi iltimas sağlamaya çalıştığını söyleyen Hazım, bunun artık yalnızca Irak için değil, Suriye, Lübnan ve Yemen için de geçerli olan dışarıdan dayatılmış bir gerçeklik olduğunu ifade etti.

Hazım, “Devletin kontrolü dışında silahların bulunması ve savaş ile barış kararını kontrol eden silahlı grupların varlığının sürmesi mümkün değil” dedi.

Bu konuda artık tarafların fazla seçeneğinin kalmadığını belirten Hazım, “Silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda karar kesin ve nihai olarak verilmiş durumda” ifadesini kullandı.

Maliki ve Amiri arasında

Bağdat’ta askerî geçit törenine katılan Haşdi Şabi mensupları (Arşiv- Getty Images)
Bağdat’ta askerî geçit törenine katılan Haşdi Şabi mensupları (Arşiv- Getty Images)

Bu arada “Koordinasyon Çerçevesi” tarafından oluşturulan ve eski başbakanlar Muhammed Şiya es-Sudani ile Nuri el-Maliki ve Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri’den oluşan üçlü komite, silahlarını teslim etmeyi reddeden silahlı gruplarla müzakerelerini sürdürüyor.

Ancak Maliki ve Amiri’nin son dönemde yaptıkları açıklamalar, siyasi çevreler ve Irak kamuoyunda silahların devletin kontrolünde toplanması konusunda üzerinde uzlaşılan takvimin niteliğine ilişkin soru işaretlerine yol açtı.

Maliki açıklamalarında, “grupların silahlarının alınmayacağını”, bunun yerine silahların düzenlenmesi yoluna gidileceğini söyledi, ancak bunun ne zaman yapılacağına ilişkin bir takvim vermedi. Bazı kaynaklara göre bu, sürecin ABD’nin çekilmesinden sonraya ertelenmesi anlamına geliyor.

Amiri ise daha da ileri giderek silahlı grupların varlığını sürdüreceğini savundu. Amiri bir konuşmasında, silahlı grupların 2019’da yaşanan ve “Tişrin protestoları” olarak bilinen kitlesel gösterilere karşı koyarak siyasi sistemi koruduğunu söyledi.

Bu konuda akademisyen ve siyasi aktivist Dr. Faris Haram, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Amiri’nin açıklamasında ilk dikkat çeken unsurun, Batılı bazı raporların Tişrin hareketi sırasında Irak’taki silahlı grupları protestocuların öldürülmesinden sorumlu tutan iddialarıyla örtüşmesi olduğunu belirtti.

Haram, o dönemde bazı raporlarda protestoculara yönelik infaz, suikast ve saldırılara karıştığı öne sürülen bazı komutanların isimlerinin de verildiğini hatırlattı.

“Bu uyum, Irak’taki savcının aklına bazı sorular getiriyor” diyen Haram, “2003’ten bu yana Irak’taki savcılığın bu tür tutumları takip etme konusunda rolü nerede? Şimdiye kadar savcılık makamı, adli müdahale gerektiren operasyonları takip etme görevini yerine getirmedi” ifadelerini kullandı.

Haram’a göre Amiri’nin silahlı grupların Tişrin protestolarının bastırılmasındaki rolüne ilişkin sözleri, o dönemde Irak hükümeti ve silahlı grupların reddettiği raporlarla bağlantılı olduğu için soruşturulmalıydı.

Haram, “Amiri’nin kullandığı ve grupların protestoların bastırılmasından sorumlu olduğu şeklinde anlaşılabilecek ifadeyle neyi kastettiğinin açıklığa kavuşturulması gerekiyor” dedi.

Haram, bunun dönemin Başbakanı Adil Abdülmehdi’nin protestoculara yönelik saldırıların ve infazların arkasında “üçüncü bir tarafın” bulunduğunu söylemesiyle de bağlantılı olduğuna dikkat çekti.

Haram sözlerini şöyle sürdürdü: “Ne yazık ki Irak’ta her şeyin, cezasızlık sürecinin bir parçası olarak soruşturma yapılmadan kapanmasına alıştık.”



Hizbullah, İran'ın onayı ile Ali el-Tahir'i tahliye etti...

İsrail bombardımanı sonrası el-Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor (DPA)
İsrail bombardımanı sonrası el-Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor (DPA)
TT

Hizbullah, İran'ın onayı ile Ali el-Tahir'i tahliye etti...

İsrail bombardımanı sonrası el-Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor (DPA)
İsrail bombardımanı sonrası el-Mansuri kasabasından dumanlar yükseliyor (DPA)

Hizbullah, İsrail ordusunun eline geçmesine izin verecek şekilde "Ali el-Tahir" tepelerini boşaltarak Lübnan siyasi kulislerini şaşırttı. Oysa Hizbullah'ın, Lübnan müzakere heyetinin elini güçlendirmek amacıyla bu tepeleri orduya teslim etmesi tavsiye edilmişti. Heyet, Washington’un eylül ayının ikinci yarısında belirlemesi beklenen tarihi bekleyerek, askıda kalan sekizinci tura hazırlanıyordu.

Müzakerelerle ilgili yetkili bir kaynağın Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamaya göre Hizbullah'ın bu adımı, "İran'ın görüşü ne?" sorusu başta olmak üzere birçok soruyu beraberinde getirdi. Kaynağa göre Hizbullah’ın Tahran’a danışmadan tek başına böyle bir karar alması mümkün görünmüyor. Her ne kadar İranlı yetkiler sahada somut bir destek vermekten kaçınsa da daha önce tesisi savunmak için müdahale edeceklerini tehdit etmişlerdi. Bu nedenle kimse "Tepelerin" boşaltılmasının İran yönetimiyle görüşülmeden alınmış tek taraflı bir karar olduğuna inanmıyor.

İran mutabakatının sonucu

Aynı kaynak, tepelerin boşaltılmasının Tahran'ın da katıldığı bir uzlaşmanın sonucu olup olmadığını sorguladı. İddialara göre çok uluslu arabulucular, askeri tesiste bulunan İran Devrim Muhafızları üyesi askeri uzmanların güvenli bir şekilde tahliyesini sağladı. Oysa İranlı yetkililer daha önce içeridekilerle temas halinde olduklarını belirterek, İsrail'in tesisi tamamen ele geçirmesini önlemek için müdahale tehdidinde bulunmuştu.

Kaynak, "İran’ın Hizbullah’a destek amacıyla müdahale etme tehdidinin, tıpkı eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ın suikastına verilen yanıt gibi kâğıt üzerinde kaldığını ve eyleme dökülmediğini" vurgulayarak, Tahran’ın Hizbullah’a çekilme için yeşil ışık yaktığını belirtti.

“Lübnan’ın güneyindeki Meyfdun köyünü hedef alan ve İsrail ordusu tarafından cumartesi akşamı düzenlenen hava saldırısının ardından bölge sakinleri yıkımın izlerini inceliyor. (AFP)”
“Lübnan’ın güneyindeki Meyfadun köyünü hedef alan ve İsrail ordusu tarafından cumartesi akşamı düzenlenen hava saldırısının ardından bölge sakinleri yıkımın izlerini inceliyor. (AFP)”

Silahı elde tutmak için bir gerekçe

Hizbullah’ın tepeleri Lübnan ordusuna teslim etmeme konusundaki ısrarına dikkat çeken kaynak, yönetimin bu tavsiyeleri reddetmesinin nedenini sorguladı. Kaynağa göre sebep, İsrail'in bölgeyi ele geçirme korkusu değil; zira ordunun buraya konuşlanması, Hizbullah’ın Litani Nehri'nin kuzeyinde savaşçı bulundurma imkanını tamamen kaybetmesi anlamına gelecekti.

Kaynak, İsrail ordusunun Nebatiye el-Fevka, Kefr Tebnit ve Kefr Rumman bölgelerindeki girişleri tutarak tepeleri kuşatmasının ardından Hizbullah’ın çekilmeyi tercih ettiğini belirtti. Hizbullah’ın tepelerden çekilmesinin savaşçıların Litani’nin kuzeyinden çıktığı anlamına gelmediğini, bu adımın İsrail’e direnme bahanesiyle silah tutmayı meşrulaştıran bir "yeniden konuşlanma" olduğunu vurguladı.

"Lübnan resmi makamlarının elinde, İsrail ordusunun tepeleri tamamen kontrol altına alıp almadığına dair bir bilgi yok mu?" diye soran kaynak, şunları belirtti:

"Hizbullah’ın, İsrail kontrolünü bir emrivakiye dönüştürmek yerine tepeleri Lübnan ordusuna teslim ederek müzakere heyetini güçlendirmesi gerekirdi. Bu durum, ay ortasında Paris'te düzenlenecek uluslararası orduya destek konferansı öncesinde sekizinci turun ana gündemi haline geldi." Kaynağın edindiği bilgilere göre, güç dengesizliği nedeniyle Hizbullah ile İsrail arasında tepelerin boşaltılmasını gerektirecek doğrudan bir çatışma yaşanmadı; Hizbullah kalan savaşçılarını çektikten sonra alanı boşalttı.

“Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir ormanlık alanına yönelik bombardıman sonucu yükselen duman sütunları. (Ulusal Haber Ajansı)”
“Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir ormanlık alanına yönelik bombardıman sonucu yükselen duman sütunları. (Ulusal Haber Ajansı)”

Hizbullah’ın, Litani’nin kuzeyindeki silah varlığını korumak adına "Ali el-Tahir" tepelerini orduya teslim etmeyi reddetmesi şaşkınlıkla karşılanıyor. Sanılır ki siyasi varlığı, herhangi bir siyasi karşılık almadan silahı elinde tutmasına bağlı. Kaynak, Hizbullah’ın siyasi parti turlarında beklediği desteği bulamadığını, zira silahın sadece devlet elinde olması konusunda genel bir Lübnan uzlaşısı olduğunu ifade etti.

Lübnan'ın, ABD-İran "mutabakat muhtırasına" bağlı kalmasının faydasını sorgulayan kaynak; Lübnan'ın atılan adımlara rağmen ateşkes, esir takası, yıkılan beldelerin imarı ve İsrail'in çekilmesi yönündeki tutumunu koruduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın talimatları doğrultusunda hareket eden müzakere heyetinin de bu ilkelere bağlı olduğunu belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın herhangi bir karşılık almadan tepeleri boşaltmışken ve destek yükünü hükümete yüklerken, silahını elinde tutmasının artık bir gerekçesi kalmadığını vurguladı.

“Hüseyin Ayyaş (33), İsrail ordusu tarafından alıkonulmuştu. Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye ilçesine bağlı Haruf beldesinde ailesiyle yeniden bir araya geldi. (Reuters)”
“Hüseyin Ayyaş (33), İsrail ordusu tarafından alıkonulmuştu. Lübnan’ın güneyindeki Nebatiye ilçesine bağlı Haruf beldesinde ailesiyle yeniden bir araya geldi. (Reuters)”

Kalıntılara karşılık esirler

Bunun yanı sıra kaynak, ABD Beyrut Büyükelçisi Michel Issa'nın girişimleriyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan alınan onay sonucu 5 Lübnanlı tutuklunun serbest bırakılmasını, esir konusunun yeniden gündeme gelmesi için bir fırsat olarak değerlendirdi. Ancak Tel Aviv, Lübnan İç Savaşı sırasında ölen Lübnanlı Yahudilerin ceset kalıntılarının iadesini şart koşuyor.

Şarku'l Avsat'ın müzakerelerle ilgili bakanlık kaynaklarından edindiği bilgiye göre Netanyahu, Issa'ya Yahudilerin gömülü olduğuna inanılan yerlerin haritasını teslim etti. Lübnan makamları ellerindeki listelere göre arama çalışmalarını tamamlasa da henüz bir kalıntıya ulaşamadı. Zorluklara rağmen Lübnanlı güvenlik birimleri ile Beyrut Sinagogu yetkilileri arasındaki iş birliğinin sürdüğü belirtildi.


Ali et-Tahir: Netanyahu'nun istediği bir zafer ve zamanlama ve uygulama hakkında sorular

Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
TT

Ali et-Tahir: Netanyahu'nun istediği bir zafer ve zamanlama ve uygulama hakkında sorular

Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)
Fotoğraf: İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı açıklaması, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor (AFP)

Emel Şehade

İsrail ordusunun Lübnan'daki Ali et-Tahir Tepeleri’ni kontrol altına aldığı duyurusu, Lübnan cephesinin ele alınmasında yeni bir aşamayı işaret ediyor. Bu arada, İsrailliler Hizbullah'ın altyapısına yönelik saldırıları yoğunlaştırmaya devam etme ve Hizbullah ülke genelinde silahsızlandırılana kadar Lübnan'dan çekilmeme yönünde tehditlerde ve açıklamalarda bulunmayı sürdürüyorlar.

Duyuru, özellikle İran'ın İsrail'in Ali Tahir'i hedef alması durumunda sert bir karşılık vereceği tehdidinden ve İsrail tarafından tutuklanan beş Lübnanlı esirin serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varılmasından sadece saatler sonra gelmesi nedeniyle İsrail çevrelerinde şaşkınlık ve hayret uyandırdı. Bu durum şu soruyu gündeme getirdi: İsrail'i bu sorunu kökünden çözmek için Ali Tahir tepelerinde planladığı operasyonu gerçekleştirmeye iten neydi?

Şu ana kadar, İranlı subayların ve Devrim Muhafızları unsurlarının varlığına ilişkin haberler çelişkili. Dış haberlerin aksine, İsrail bölgede hiçbir İranlı unsurun bulunmadığını ve Hizbullah militanlarının sayısının az olduğunu ısrarla belirtiyor. Bu, siyasi ve askeri kurumların bir aydan fazla süredir pazarladığı bir bilgi. Eski güvenlik yetkilileri de bunun, ordunun başarılarını ve Hizbullah'ı ortadan kaldırma gücünü sergilemeye yönelik bir çaba olduğunu düşünüyor; zira İsrail'de ciddi bir krizden bahsediliyor ve Ali Tahir dosyası İsrailliler için büyük bir ikilem oluşturuyor.

 Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri’nde meydana gelen hasarı gösteren uydu görüntüsü (Planet Labs BBC/Reuters)
Lübnan'daki Ali Tahir Tepeleri’nde meydana gelen hasarı gösteren uydu görüntüsü (Planet Labs BBC/Reuters)

Çıkmazdan çıkış yolu

Öte yandan, Ali Tahir meselesinin kesin bir şekilde çözümüne ilişkin açıklamalar, bazı tarafların herhangi bir operasyonun, tünellere giren İsrail askerlerinin Hizbullah militanlarıyla doğrudan çatışmaya girmesine ve can kaybına yol açabileceği uyarısının ardından, İsrail'in bu konudaki çıkmazından kurtulmasının önünü açıyor. Askerler arasındaki can kayıpları, özellikle seçimlerden önce bir zafer arayışında olan Başbakan Binyamin Netanyahu başta olmak üzere karar vericiler için ciddi ve olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Bir güvenlik yetkilisine göre, ordunun harekete geçmesine neden olan, İranlı yetkililerin Ali Tahir Tepeleri'ne yönelik herhangi bir İsrail saldırısına misillemede bulunmakla tehdit ettiğini ve bölgede Devrim Muhafızları'ndan iki subay da dahil olmak üzere İranlıların bulunduğunu belirten Reuters haberiydi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre bu açıklama, İsrail'in beklediği fırsattı ve hemen Netanyahu, ardından Savunma Bakanı Yisrael Katz, sorunu tamamen çözmekten ve Ali Tahir'in kontrolünü ele geçirmekten bahsetmeye başladı. Ancak ordunun açıkladığı detaylar, tam bir kontrolün söz konusu olmadığını ve sadece bölgedeki diğer tünellere açılan iki koridorun ele geçirildiğini gösteriyor.

Ali Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman bulutları (Reuters)
Ali Tahir Tepeleri’ni hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman bulutları (Reuters)

Tünellere bağlı iki koridorun kontrolü

İsrail ordusu, özel kuvvetlerin, Hizbullah militanlarına yönelik pusu kurma ve tünel girişlerini ateşli silahlar, el bombaları, insansız hava araçları ve diğer silahlarla hedef alma da dahil olmak üzere taarruz operasyonları gerçekleştirdiğini ve iki koridoru kontrol altına aldığını duyurdu. Bu açıklama, ordunun en az bir ay öncesinden beri geniş, kapsamlı ve yaygın bir tünel ağının varlığını doğrulayan raporlarının ardından geldi.

Zafer tablosunu tamamlamak için yeraltında militanların çatışmaları yönetmelerine ve uzun süre orada kalmalarına olanak sağlayacak komuta ve kontrol odaları, silah ve jeneratör odaları, yaşam alanları, banyolar ve bir mutfak keşfedildiği belirtildi. Yirmi yılı aşkın bir sürede inşa edilen bu stratejik altyapı, ordu tarafından başarıyla ele geçirildi.

36. Tümen Komutanı Yiftach Norkin, tünellerden birinin önünde durarak, Ali Tahir Tepeleri'ni ele geçirene kadar bu bölgede yorulmadan savaşan birliklerin kahramanlıklarından bahsetti:”Tam da burada, son haftalarda ele geçirmeye çalıştığımız yeraltındaki iki koridordan biri bulunuyor ve aslında Ali Tahir Tepeleri'ndeki tünellerin temizlenmesi ve güvenliğinin sağlanması için burayı tamamen temizledik.” İsraillilere hitaben şunları da söyledi: “Bunlar, Hizbullah'ın son savaşı komuta etmek için kullandığı tesisler olduğu gibi, daha önce de kullandığı ve kuzeydeki beldelerimizi, güneyde faaliyet gösteren ordu güçlerini, Şakif Tepeleri ve Nebatiye bölgesini ele geçiren birlikleri hedef aldığı tesislerdir.”

Norkin, “Aslında hem yer üstünde hem de tünellerin içinde operasyonel kontrol sağlandı ve operasyonlarımızı tamamlamaya kararlıyız” dedi. Katz da bu açıklamayı destekleyerek, operasyonu güney Lübnan'daki güvenlik bölgesinde tam kontrolün sağlanması sürecinin doruk noktası olarak değerlendirdi.

“Ali Tahir tünelleri, güçlerimize ve Celile bölgesine yönelik saldırılar için bir komuta merkezi görevi görüyordu. Aynı zamanda, Hizbullah için çok önemli bir bölge olan Nebatiye bölgesini savunmak için son komuta merkezi olarak da kullanılıyordu, bu nedenle stratejik önemi büyüktü. Görev, karmaşık ve sistematik bir operasyonla tamamlandı ve tüneller militanlardan temizlendi. Şimdi, İsrail Savunma Kuvvetleri, tünellerin tamamen etkisiz hale getirilmesini tamamlayacak ve bu dağ sırasını kontrol altına almak, düşmanın bölgeye yeniden yerleşmesini önlemek için uygun taktiksel şekilde konuşlanacaktır” diye ebelirtti. İsraillilerin Katz'dan beklediği gibi, ordunun Hizbullah ülke genelinde silahsızlandırılmadan Lübnan'dan çekilmeyeceğini de yineledi.

Netanyahu, Katz'dan önce açıklamalarda bulunarak “Ali Tahir” operasyonunun başarısından bahsetti: “Ordumuz, Şakif Kalesi'nin uzantısı olarak inşa edilen ve Hizbullah’ın Kiryat Şmona ile Metula'yı taciz etmekle kalmayıp Celile'yi işgal etmekle tehdit ettiği stratejik bir konum olan Ali Tahir Tepeleri’ni temizledi. Savaşçılarımız silahları ve bilgisayarları ele geçirdi ve bunlar artık bizim elimizde. Bugün bundan bahsedebiliriz. Ali Tahir Tepeleri artık bizim için tehdit değil.”

Ne Netanyahu ne de Katz, İsraillileri sakinleştirmeyi başaramadı

Ne Netanyahu'nun ne de Katz'ın açıklamaları, özellikle kuzey sakinlerini sakinleştirmeyi başaramadı; zira açıklamalarından saatler sonra, ordunun güney Lübnan'a düzenleyeceği yoğun saldırıların ardından patlama sesleri duyulabileceği konusunda uyarılar aldılar. Bu uyarılarla İsraillilerin zihninde Lübnan'daki durum sanki hiçbir başarı elde edilmemiş gibi yeniden canlandı.

İsrail ordusu ise bölgede halen konuşlanmış bulunduğunu, kontrolünün devam ettiğini ve tünellerin etkisiz hale getirilmesinin hedeflerinin merkezinde olduğunu açıkladı. Hizbullah’ın altyapısını yok etmeye ve üyelerini etkisiz hale getirmeye dair hazırlıklarına gelince, Katz'ın da doğruladığı gibi, tepelerde kontrolü sağlamak ve Hizbullah'ın bölgede yeniden var olmasını engellemek için uygun taktiksel şekilde hareket edecek.

Bir İsrail haberi olayı özetleyerek, İsrail’in faaliyetlerinden endişe duyan Hizbullah'ın yardım ve müdahale için İran'a yöneldiğini belirtti. Güvenlik kuruluşlarının değerlendirmelerine göre, örgüt son iki yılda zarar gören Şii eksenini yeniden inşa etmeye çalışıyor. Bu arada, ABD ve İran arasındaki karşılıklı saldırılar ve rejime uygulanan ağır ekonomik baskı ortamında Tahran, İsrail'in operasyonlarına devam etmesi halinde müdahale tehdidinde bulundu.

İsrail'de, bu faaliyetlerin gerilimi artırmaya ve çatışmaya neden olması ihtimaline karşı hazırlıklar sürüyor. Bu çatışma kuzey bölgesiyle sınırlı kalabilir veya günlerce sürebilir, ancak bu düşük bir olasılık olarak değerlendiriliyor. Aynı zamanda İsrail ordusu halen yüksek alarm düzeyinde ve Amerikalılarla yakın bir diyalog içinde bulunuyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Husilerin gerilimi artırması Taiz ve Batı Sahili’nde ters tepti

Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
TT

Husilerin gerilimi artırması Taiz ve Batı Sahili’nde ters tepti

Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)
Yemen hükümet güçleri, Taiz ve Hudeyde’de Husilere karşı karşı saldırı başlattı. (Askerî medya)

Husilerin geçen perşembe günü Batı Sahili, Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısındaki cephelerde başlattığı geniş çaplı kara saldırısı, Yemen hükümet güçlerinin karşı saldırıya geçmesiyle grup aleyhine dönmeye başladı. Hükümet güçleri birden fazla eksende sahada ilerleme kaydederken, Husi mevzilerine yönelik hava saldırıları da yoğunlaşıyor. Ordu ve direniş güçleri, Husilerin ikmal hatlarını kesmeye çalışıyor.

Bugün sahadaki en önemli gelişmelerden birinde, Ulusal Direniş Güçleri, Amalika Tugayları’na (Devler Tugayları) bağlı birliklerin desteğiyle Hudeyde vilayetindeki el-Cerrahi ilçesinin güneyinde karşı saldırı başlattı. Direniş güçlerine bağlı insansız hava araçları (İHA) da bölgede Husi takviyelerini hedef alan saldırılar düzenledi. Gelişmeler, direnişin askerî medyası tarafından duyuruldu.

Bu hamle, hükümet güçlerinin Hudeyde’nin güneydoğusundaki Hays bölgesinden el-Cerrahi yönünde ilerlemesiyle eş zamanlı gerçekleşti. Amaç, son günlerde geniş çaplı Husi saldırılarına sahne olan cephelerden birinde inisiyatifi yeniden ele geçirmek. Askerî kaynaklar, çatışmalarda Husilerin ağır can ve mal kaybına uğradığını bildirdi.

Yemen ordusundan bir asker, ele geçirilen mevzilerden birinde bayrak kaldırıyor. (Askerî medya)
Yemen ordusundan bir asker, ele geçirilen mevzilerden birinde bayrak kaldırıyor. (Askerî medya)

Taiz’in güneydoğusunda ise hükümet güçleri Hayfan cephesinde yeni bir ilerleme sağladı. Bir askerî kaynağa göre güçler, el-Mefalis bölgesindeki el-Visra ve Said Taha tepelerinin yanı sıra Ziban, el-Hudeyra ve en-Necdîn tepelerini ele geçirdi.

Hükümet güçlerinin kontrolü yeniden sağladığı bu noktalar askerî açıdan önem taşıyor. Zira söz konusu mevziler el-Hazca pazarına ve Husilerin Lahic’in kuzeybatısı ile Taiz’in güneyindeki cephelere uzanan ikmal hatlarına hâkim konumda bulunuyor. Aynı kaynak Şarku’l Avsat’a, çatışmalarda Husilerin can ve mal kaybı verdiğini ve bazı unsurlarının mevzilerinden kaçtığını belirtti.

Karşı saldırı

Taiz’in batısında hükümet güçleri dün, Husilerle yaşanan şiddetli çatışmalar sırasında Cebel Habşi ilçesindeki el-Hazzan tepesini yeniden ele geçirdi. Bu gelişme, Makbena ve el-Kadha cephelerindeki çatışmaların şiddetlenmesi ve hükümet güçlerine takviye birliklerin ulaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti.

Cephelerden art arda gelen gelişmeler, Husilerin saldırısının ardından inisiyatifin yavaş yavaş hükümet güçlerine geçtiğine işaret ediyor. Husiler üç gün boyunca Hudeyde’nin güneyi ve Taiz’in batısında, özellikle Cebel Habşi bölgesinde sahada gedik açmaya çalıştı.

Husilerin Yemen’in Muha Limanı’na düzenlediği bir füze saldırısının ardından oluşan hasar. (Arşiv-AFP)
Husilerin Yemen’in Muha Limanı’na düzenlediği bir füze saldırısının ardından oluşan hasar. (Arşiv-AFP)

Sukam cephesinde ise Ulusal Direniş Güçleri’nin askerî medyası bugün, 2. Tümen birliklerinin el-Muharrak Dağları’nda Husilere ağır darbeler vurduğunu bildirdi. Direniş güçlerinin deniz birlikleri de Husilere ait iki bombalı insansız teknenin imha edildiğini açıkladı. Teknelerin Hudeyde’nin güneyindeki el-Fecra bölgesi ile Muha Limanı’nı hedef almaya çalıştığı belirtildi.

Askerî kaynaklar ayrıca Husilerin Taiz kentinin doğu girişinden sızma girişiminin engellendiğini ve grubun bazı mensuplarının öldürüldüğünü bildirdi. Bu sırada cephenin farklı kesimlerinde çatışmalar devam etti.

Bununla eş zamanlı olarak Taiz ile Aden’i birbirine bağlayan Hicet el-Abd yolu Husi bombardımanına maruz kaldı. Yerel ve sağlık kaynaklarına göre saldırıda 4 sivil hayatını kaybetti, 9 kişi yaralandı ve bölgede maddi hasar meydana geldi.

Bu gelişmeler, Husi tırmanışının kara operasyonlarıyla eş zamanlı olarak yolları ve sivil bölgeleri de kapsayacak şekilde genişlediğini gösteriyor.

Hava saldırıları çatışmaya dahil oldu

Yemen ordusu, mevcut çatışmaların seyri açısından dikkat çekici bir gelişme olarak ilk kez Taiz ve Hudeyde cephelerindeki Husi mevzilerini savaş uçaklarıyla hedef aldığını açıkladı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri Medya Merkezi dün akşam yaptığı açıklamada, savaş uçaklarının Taiz ve Hudeyde vilayetlerindeki Batı Sahili cephelerinde Husi mevzileri, toplanma alanları ve araçlarına 15’ten fazla hava saldırısı düzenlediğini bildirdi. Saldırılar, topçu ateşi ve kara çatışmaları devam ederken gerçekleştirildi.

Askerî kaynaklar, Yemen hava kuvvetlerinin Taiz ve Hudeyde’deki Husi mevzilerine yönelik saldırılarını sürdürdüğünü ve ikmal hatları ile silah depolarını hedef aldığını belirtti. Askerî kaynaklara göre Cevf vilayetinin el-Hazm kentindeki Husi mevzileri de hava saldırılarına maruz kaldı.

Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçağı. (Askerî medya)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait savaş uçağı. (Askerî medya)

Saha kaynakları, üç günlük çatışmalar sırasında Husilerin ağır kayıplar verdiğini ve grubun saflarında yüzlerce kişinin öldüğünü veya yaralandığını belirtiyor. Husilerin kontrolündeki Hudeyde’de bulunan hastanelerin de çatışmalarda ölen ve yaralananların getirilmesi nedeniyle giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğu bildiriliyor.

Yerel medya kaynaklarına göre Husiler, çatışmalarda ölen ve yaralananlardan yeni bir grubu el-Cerrahi ve Zübeyd’deki hastanelere sevk etti. Bu durum, saldırı sırasında Husi güçlerinin verdiği kayıpların ve karşı saldırıları püskürtme çabalarının boyutunu gösteriyor.

Öte yandan Husiler, ilk aşamada ele geçirdikleri mevzileri korumak ve hükümet güçlerinin karşı saldırısını durdurmak amacıyla çatışma bölgelerine takviye birlikler göndermeyi sürdürüyor.

Babülmendeb’in korunması

Çatışmaların genişlemesi üzerine Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ve konsey üyeleri askerî operasyonlardaki gelişmeleri takip etti. Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı Ofisi tarafından yapılan açıklamaya göre el-Alimi ve konsey üyeleri, çatışmaların seyri, birliklerin hazırlık durumu ve operasyonel ve lojistik ihtiyaçlar hakkında bilgi almak üzere askerî ve saha komutanlarıyla telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

El-Alimi, dün akşam Husi geriliminin sonuçları konusunda uyarı yapmış ve aralarında çatışma bölgelerinden yüzlerce ailenin yerinden edilmesinin de bulunduğu insani sonuçlardan Husileri sorumlu tutmuştu.

Güney Kızıldeniz’de Babülmendeb Boğazı yakınından geçen bir konteyner gemisi. (AFP)
Güney Kızıldeniz’de Babülmendeb Boğazı yakınından geçen bir konteyner gemisi. (AFP)

El-Alimi, hükümet güçlerinin İran’ın Babülmendeb Boğazı’nı kontrol altına alma hedefinin gerçekleşmesine izin vermeyeceğini vurguladı. Bu bölgelere yönelik herhangi bir ilerleme girişiminin Husiler için ağır bir yıpranmayla sonuçlanacağını belirtti.

Bu gelişmelerin yanı sıra Yemen Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı, uluslararası kuruluşlar ve bağışçılardan Taiz ve Hudeyde’de yerinden edilen ve çatışmalardan etkilenen ailelere yardım etmek üzere acil insani müdahalede bulunmalarını istedi.

Bakanlık, barınma, gıda, ilaç, su ve sağlık hizmetlerine yönelik ihtiyaçların giderek arttığı konusunda uyarıda bulunarak, yaralıların tedavisi için sahra hastaneleri kurulması çağrısı yaptı.

Muha kenti ve limanı, geçtiğimiz ağustos ayında Husilerin balistik füzeler ve İHA’larla düzenlediği bir dizi saldırının hedefi olmuştu. Sivil tesis ve unsurları da etkileyen gerilim, liman faaliyetlerinin aksamasına ve tesislerin hizmet dışı kalmasına yol açmıştı. Yemen hükümet güçleri ise buna karşılık Husilerin hareketlerini ve saldırı kapasitesini hedef alan askerî operasyonlar ve saldırılar düzenlemişti.