Antoine el Hac
“Ren Grubu”, bu yıl Avrupa’da ortaya çıkan en iddialı girişimlerden biri olabilir ve kıtayı daha fazla büyüme, inovasyon ve küresel rekabet gücüne doğru taşıma konusunda etkili bir platforma dönüşebilir. Ancak arkasındaki isimler ne kadar güçlü olursa olsun, başarısı her şeyden önce çözmeye çalıştığı sorunun niteliğini ne ölçüde doğru kavradığına bağlı olacak. Avrupa’nın sorunu fikir, araştırma ya da plan eksikliği değil; bu fikirleri uygulanabilir siyasi kararlara dönüştürme konusunda yaşadığı krizdir.
“Ren Grubu”, Ağustos 2026’da iş dünyası, finans, ekonomi, teknoloji ve medya alanlarından yaklaşık 55 önde gelen ismi bir araya getiren özel girişim olarak kuruldu. Gruba eş başkan olarak Avrupa Merkez Bankası eski Başkanı ve İtalya eski Başbakanı Mario Draghi ile İrlandalı girişimci Patrick Collison liderlik ediyor. İspanyol akademisyen Luis Garicano ise grubun icra direktörlüğünü üstleniyor.
Girişimin temel fikri açık: Geleneksel Avrupa kurumlarından daha hızlı hareket edebilecek üst düzey bir platform oluşturmak ve Avrupa’nın rekabet gücü krizine ilişkin teşhisleri somut politikalara dönüştürmeleri için karar alıcılar üzerinde baskı oluşturmak.

Ancak asıl soru şu: Özel bir girişim, kamu kurumlarının başaramadığını başarabilir mi?
İç içe geçmiş krizler
Avrupa bugün birbiriyle bağlantılı çok sayıda krizle karşı karşıya. Bunlar arasında özellikle iki kriz daha acil görünüyor: Büyüme ve verimlilik krizi ile güvenlik ve stratejik egemenlik krizi.
Draghi’nin 2024 tarihli raporu, Avrupa ekonomisi ile ABD ve Çin ekonomileri arasındaki farkın giderek açıldığına dikkat çekerek sorunun özüne işaret etmişti.
Aslına bakılırsa Avrupa’nın sorunu artık yalnızca büyümenin yavaşlamasından ibaret değil. Kıta, daha dinamik rakipleri karşısında bütün sanayi sektörlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Aynı zamanda savunma, enerji ve teknoloji alanlarında devasa yatırımlara ihtiyaç duyuyor.
Çin’in ekonomik yükselişi ve artan ticaret fazlası da Avrupa’yı küresel ekonomideki konumunu ve rolünü yeniden düşünmeye zorluyor.
Daha da önemlisi, teknolojik devrim artık ulusal güvenlik denklemine dahil olmuş durumda. ABD ile Çin arasındaki yapay zekâ yarışı yalnızca kimin daha gelişmiş modeller geliştireceğiyle ilgili değil; küresel oyunun kurallarını belirleyebilecek teknolojiye, veriye ve altyapıya kimin sahip olacağıyla da ilgili.
Avrupa, ABD ve Çin tarafından geliştirilen teknolojilerin tüketicisi olmaya devam ederse “dijital egemenlik” söylemi bir stratejiden çok slogandan ibaret kalacak.
Bunlara enerji ve iklim krizi de ekleniyor. Savaşlar ve peş peşe yaşanan jeopolitik gerilimlerin yanı sıra sıcak hava dalgaları ve aşırı iklim olayları, enerji dönüşümünü artık yalnızca çevre politikası olmaktan çıkararak ekonomik ve stratejik bir güvenlik meselesine dönüştürdü.
Bu nedenle Avrupa’nın son derece zor bir denklemi çözmesi gerekiyor: Emisyonları azaltmak, enerji arzını güvence altına almak ve aynı zamanda sanayisinin rekabet gücünü korumak.
Ancak ekonomik, teknolojik ve güvenlik başlıklarını siyasetten ayrı düşünmek mümkün değil.
Yavaş hareket
Avrupa Birliği büyük bir pazara, muazzam bir ticari ağırlığa ve gelişmiş bir sanayi ve bilim altyapısına sahip. Antoine el Hac Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre buna rağmen stratejik krizler söz konusu olduğunda çoğu zaman yavaş hareket ediyor.
Diğer büyük güçler açık jeopolitik hesaplarla hareket ederken Avrupa, karmaşık karar alma mekanizmaları, farklı ulusal çıkarlar ve üye ülkeler arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle sıkışıp kalıyor.

İşte “Ren Grubu”nun karşı karşıya olduğu paradoks da burada ortaya çıkıyor: Grup siyasi kurumların yavaşlığını aşmak istiyor, ancak sonuçta yine siyasi kurumları etkilemeye çalışıyor.
Avrupa’nın en iyi ekonomistleri, iş insanları ve teknoloji uzmanlarından oluşan bir grup ne yapılması gerektiğini büyük bir doğrulukla ortaya koyabilir. Ancak bu reçetelerin uygulanması siyasi irade gerektiriyor.
Üstelik bu yeni bir sorun değil.
Avrupa yıllardır ekonomik, siyasi ve toplumsal durumunu tanımlamak için “kriz” kelimesini kullanıyor. Borç krizi, göç krizi, enerji krizi, demokrasi krizi, büyüme krizi ve ardından Ukrayna’daki savaşla birlikte güvenlik krizi...
Her yeni krizle birlikte yeni planlar, raporlar ve girişimler ortaya çıktı. Ancak teşhis ile uygulama arasındaki uçurum varlığını korudu.
Göç krizi bile Avrupa’nın kolektif hareket etme kapasitesinin sınırlarını ortaya koyarken, demografik dönüşüm çok daha derin bir soruna işaret etti.
Avrupa yaşlanıyor. Düşük doğurganlık oranları, iş gücünün küçülmesi ve emeklilik ile sosyal refah sistemleri üzerindeki yükün artması riskini beraberinde getiriyor.
Bu da gelecekte ekonomik büyümenin yalnızca teknoloji ve yatırıma değil, Avrupa’nın göçü yönetme, yetenekleri çekme ve demografik açığı kapatma kapasitesine de bağlı olacağı anlamına geliyor.
Gücün sınırları
Jeopolitik açıdan ise Ukrayna’daki savaş, Avrupa Birliği’nin önemini ortaya koyduğu kadar, Avrupa’nın gücünün sınırlarını da gösterdi.
Artık Avrupa’nın yalnızca ekonomik ve düzenleyici bir güç olması yeterli değil. Kıtanın aynı zamanda çıkarlarını koruyabilen, enerji arzını güvence altına alabilen, sınırlarını savunabilen ve ticari ile siyasi ağırlığını stratejik hedeflerine ulaşmak için kullanabilen bir güce dönüşmesi gerekiyor.
“Ren Grubu”nun önemi de burada ortaya çıkıyor.
Girişimin potansiyel değeri yalnızca katılımcılarının isimlerinde değil, Avrupa’nın yıllardır içinde bulunduğu kısır döngüyü kırma kapasitesinde yatıyor: Sorunu teşhis etmek, bir rapor hazırlamak, konferans düzenlemek ve ardından yeniden başlangıç noktasına dönmek.
Grup karar alıcılar üzerinde gerekli baskıyı oluşturabilir ve Avrupa’nın ekonomik ve teknolojik elitlerinin uzmanlığını örgütlü bir siyasi baskıya dönüştürmeyi başarabilirse, gerçek bir itici güç haline gelebilir.
Ancak Avrupa’nın rekabet gücü konusunda bir rapor daha hazırlamakla yetinirse, teoriler ve teşhislerle zaten dolu olan Avrupa kütüphanesine yalnızca yeni bir eser ilave etmiş olur.

Bu çerçevede, grubun ilk toplantılarını 20-23 Eylül tarihleri arasında Cenevre’de gerçekleştireceğini de belirtmek gerekiyor. Dolayısıyla gözlemciler, toplantılarda yapılacak müzakereleri ve katılımcıların ortaya koyacağı sonuçları yakından takip edecek.
Sonuçta Avrupa’nın uzman, para, kurum ya da fikir eksikliği yok.
Eksik olan; hızlı karar alma, bu kararların maliyetini üstlenme ve bunları kıtanın tamamında uygulama kapasitesi.
Özünde bu, ekonomik bir sorun değil...
Bu bir siyasi sorun.


