Rızai: Washington, İran’ın yeni füzelerinden açık bir uyarı aldıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5316022-r%C4%B1zai-washington-i%CC%87ran%E2%80%99%C4%B1n-yeni-f%C3%BCzelerinden-a%C3%A7%C4%B1k-bir-uyar%C4%B1-ald%C4%B1
Rızai: Washington, İran’ın yeni füzelerinden açık bir uyarı aldı
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, salı günü yeniden yapılanmaya ilişkin düzenlenen toplantıya katıldı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
Rızai: Washington, İran’ın yeni füzelerinden açık bir uyarı aldı
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, salı günü yeniden yapılanmaya ilişkin düzenlenen toplantıya katıldı. (İran Cumhurbaşkanlığı)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, ABD’nin son günlerde İran’ın yeni füzelerinden açık bir uyarı aldığını belirterek Tahran’ın ABD gemileri ve askeri üslerine yönelik operasyonel yaklaşımında temel bir gözden geçirme yaptığını açıkladı.
Rızai, X platformunda yaptığı paylaşımda İran’ın ekonomik savaşla, Basra Körfezi’nde ABD ablukasının bulunduğu bölgeye kadar uzanan yasak deniz bölgesi oluşturarak karşı koyacağını söyledi. Rızai ayrıca “ABD gemileri ve askeri üslerine yönelik operasyonel tutumun temel bir incelemeden geçirildiğini” ifade etti.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin her zaman savaşa karşı çıktığını belirterek halkın çıkarlarının ve bölgenin güvenliğinin korunmasının savaşların körüklenmesinden kaçınmayı gerektirdiğini söyledi.
Pezeşkiyan, X platformundaki paylaşımında İran’ın bugüne kadar saldırılar karşısında kendisini nasıl savunduysa saldırganlar tamamen pişman olana kadar bu direnişi güçlü bir şekilde sürdüreceğini belirtti. İran’ın İran halkının haklarını savunmaya devam edeceğini vurguladı.
İran’a ait petrol tankerlerine yönelik ABD saldırılarında yükselen ateş ve duman. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), görüntülerin 5 Eylül 2026’da İran petrol tankerlerine yönelik saldırıları gösterdiğini açıkladı. (Reuters)
Rızai’nin açıklaması, İran Savunma Bakanlığı’nın ablukaya katılan gemileri vurma kapasitesine sahip olduğu yönündeki açıklamaları ve Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nin Hürmüz Boğazı’nın güney güzergâhını kullanan gemilere yönelik uyarılarıyla eş zamanlı geldi.
Rızai, İran devlet televizyonuna verdiği röportajda İran’ın askeri stratejisinde değişikliğe gidildiğini açıklamış ve Tahran’ın yaklaşık 48 saat önce bir ABD savaş gemisine yönelik uyarı saldırısı düzenlediğini, ilk kez muhriplere karşı özel bir füze denediğini söylemişti.
Rızai, “İlk kez İran’ın muhriplere karşı füzesini bir ABD gemisinin üzerinde test ettik” ifadelerini kullanarak füzenin “Amerikalılar için cehennem yarattığını ve onları kaçmaya zorladığını” iddia etti. Rızai füzenin adını açıklamadı.
Mayıs 2025’te test edilen «Kasım Basir» balistik füzesi (Fars)
Devrim Muhafızları’na bağlı füze birliği, söz konusu füzenin ilk kez 4 Mayıs 2025’te üretildiğini açıklamıştı. O dönemde Devrim Muhafızları’na bağlı internet siteleri, Kasım Basir füzesinin Hacı Kasım füzesinin geliştirilmiş versiyonu olduğunu, katı yakıtla çalıştığını ve operasyonel menzilinin en az 1.200 kilometre olduğunu bildirmişti. Füzenin yaklaşık 500 kilogram ağırlığında bir savaş başlığı taşıdığı belirtilmişti.
Aynı kaynaklar füzenin radar izini azaltmak için karbon fiber gövde kullandığını ve elektronik harbe karşı yüksek direnç gösterdiğini öne sürdü. Füzenin GPS sistemine ihtiyaç duymadan optik ve kızılötesi güdüm sistemlerinden yararlandığı, hareketli platformlardan fırlatılabildiği ve yer altındaki tesislerde konuşlandırılabildiği belirtildi.
Devrim Muhafızları’na bağlı internet siteleri ayrıca füzenin THAAD ve Patriot füze savunma sistemlerini aşabileceğini iddia etti.
Ancak ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) açıklamasında füzenin adı veya özelliklerine yer verilmedi. Rızai de röportajında sözünü ettiği füzenin adını açıklamadı.
Keyhan gazetesi, ABD gemilerine füze fırlatılması ve yasak deniz bölgesi ilan edilmesinin ABD ile yürütülen çatışmanın yönetiminde bir değişime işaret ettiğini yazdı.
Gazete, yeni yaklaşımın ABD deniz unsurlarının hedef alınmasıyla Hürmüz Boğazı’nı Tahran’la koordinasyon sağlamadan kullanan gemilere kısıtlamalar getirilmesini bir araya getirdiğini belirtti.
Gazete ayrıca Rızai’nin ihlal yapan gemilere ilişkin verilerin kaydedilmesi, gemilerin sahibi ve kiracısının belirlenmesi ve söz konusu gemilerin daha sonra sigorta ve hareket kabiliyetlerini etkileyebilecek İran yaptırım listesine alınmasına ilişkin açıklamalarını yeniden yayımladı.
Hürmüz güzergâhları
Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri Siyasi İşlerden Sorumlu Komutan Yardımcısı Ali Muhammedi, Umman’ın Hasab bölgesinin Hürmüz Boğazı’nın güney güzergâhını kullanan gemiler açısından dokunulmazlık sınırı olduğunu söyledi.
İran medyasının Muhammedi’den aktardığına göre «Hürmüz Boğazı’nın güneyinde bulunan Amerikan güzergâhından güvenli geçiş pratikte mümkün değil». Muhammedi, bu güzergâha giren geminin «Umman’ın Hasab bölgesine ulaştıktan sonra vurulma tehlikesinden uzak olmayacağını» ifade etti.
Muhammedi, gemileri İran’ın belirlediği güzergâhı kullanmaya çağırarak Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nin Basra Körfezi, Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi’ndeki gemi hareketlerini «anbean» izlediğini söyledi.
Hürmüz Boğazı’nda İran’ın Bender Abbas kıyıları yakınlarında bir gemi, 5 Eylül 2026 (Reuters)
Rızai daha önce Tahran’ın önümüzdeki günlerde ABD ablukasının bulunduğu hattan yükleme limanlarına ve Basra Körfezi’nin bazı bölgelerine kadar uzanan bir «yasak bölge» belirleyeceğini açıklamıştı. Rızai ayrıca kurallara uymayan gemilerin İran’ın yaptırım listesine alınacağını bildirmişti.
Rızai, İran ve Umman karasularında yeni bir deniz güzergâhının haritaları konusunda da anlaşmaya varıldığını duyurdu. İran Dışişleri Bakanlığı ise geçici ve güvenli bir güzergâh konusundaki görüşmelerin ileri bir aşamaya ulaştığını ve anlaşmanın birkaç gün içinde Uluslararası Denizcilik Örgütü’ne kaydedilebileceğini açıkladı.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in İran petrol tankerlerine yönelik saldırıların sürmesi halinde bu tankerlerin imha edilip batırılacağı yönündeki uyarısına karşılık, İran tankerlerine yönelik yeni saldırılar düzenlenmesi halinde bölgedeki ABD petrol ve doğalgaz şirketlerinin hedef alınacağını ve tesislerinin vurulacağını söyledi.
Kalibaf, “Varlıklarımızı vurursanız siz de vurulursunuz” dedi.
Hürmüz’de deniz trafiği, İran’ın ABD saldırılarına misilleme tehdidinin ardından yavaşladıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5316013-h%C3%BCrm%C3%BCz%E2%80%99de-deniz-trafi%C4%9Fi-i%CC%87ran%E2%80%99%C4%B1n-abd-sald%C4%B1r%C4%B1lar%C4%B1na-misilleme-tehdidinin-ard%C4%B1ndan
Hürmüz’de deniz trafiği, İran’ın ABD saldırılarına misilleme tehdidinin ardından yavaşladı
İran’ın yeni ABD saldırılarına karşılık vereceği yönündeki tehdidinin ardından Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği bu hafta da yavaşlamaya devam etti. Kpler şirketinin bugün (Salı) yayımladığı verilere göre Hürmüz Boğazı’ndan geçen yük gemilerinin sayısı dün pazartesi günü 7’ye geriledi. Bu sayı bir önceki gün 8 olarak kaydedilmişti.
Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre bazı gemiler, otomatik tanımlama sistemlerindeki vericileri kapatarak boğazlardan geçiyor olabilir. Bu durum söz konusu gemilerin istatistiklere dahil edilmemesine yol açıyor.
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, ABD’nin son günlerde İran’ın yeni füzelerinden açık bir uyarı aldığını söyledi. Rızai, Tahran’ın ABD gemileri ve askeri üslerine yönelik operasyonel yaklaşımında temel bir gözden geçirme gerçekleştirdiğini açıkladı.
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise ülkesinin her zaman savaşa karşı çıktığını belirterek halkın çıkarlarının ve bölgenin güvenliğinin korunmasının savaşların körüklenmesinden kaçınmayı gerektirdiğini ifade etti.
İran, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in saldırılarının başlamasından bu yana, küresel petrol ve doğalgaz tedariki açısından kritik öneme sahip Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini kısıtlıyor.
Kanada ve 11 Avrupa ülkesi İsrail yerleşimleriyle ticarete yaptırım uygulamaya hazırlanıyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5316039-kanada-ve-11-avrupa-%C3%BClkesi-i%CC%87srail-yerle%C5%9Fimleriyle-ticarete-yapt%C4%B1r%C4%B1m-uygulamaya
Batı Şeria’daki Filistin kenti Beytüllahim yakınlarında bulunan Gush Etzion yerleşim blokunda yeni bir yerleşimin açılışı sırasında konut birimleri görülüyor (AP)
Kanada ve 11 Avrupa ülkesi İsrail yerleşimleriyle ticarete yaptırım uygulamaya hazırlanıyor
Batı Şeria’daki Filistin kenti Beytüllahim yakınlarında bulunan Gush Etzion yerleşim blokunda yeni bir yerleşimin açılışı sırasında konut birimleri görülüyor (AP)
Kanada, İngiltere ve Fransa’nın da aralarında bulunduğu 12 ülke, işgal altındaki Batı Şeria’da İsrailli yerleşimcilerin Filistin köylerine yönelik saldırılarının tırmanmasının ardından İsrail yerleşimleriyle ticarete yaptırım uygulama niyetinde olduklarını bugün (salı) açıkladı.
Söz konusu ülkelerin dışişleri bakanları ortak açıklamalarında Kanada, Danimarka, Finlandiya, Fransa, İzlanda, İrlanda, Norveç, Polonya, Portekiz, İspanya, İsveç ve İngiltere’nin uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşimlerle mal ticaretine ulusal düzeyde kısıtlamalar getirme veya Avrupa düzeyinde kısıtlamaların uygulanmasını destekleme ya da kendi ulusal prosedürleri doğrultusunda bu ve diğer önlemleri alma ihtimalini ciddi biçimde değerlendirme konusunda kararlı olduğunu belirtti.
İngiltere’den yerleşim ürünlerine ithalat yasağı
Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre İngiltere bugün Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinden mal ithalatını yasakladı. Londra ayrıca İsrailli yerleşimcilerin Filistinlilere karşı etnik temizlik uyguladığını bildirdi.
İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, Batı Şeria’daki yerleşimlerden gelen tüm ürünlerin yanı sıra bu yerleşimlerle bağlantılı bazı hizmetlerin de yasak kapsamına alınacağını açıkladı. Söz konusu hizmetler arasında finansman, inşaat, altyapı, gayrimenkul ve yerleşimleri destekleyen reklam faaliyetleri bulunuyor.
Miliband, İsrail işgaline yönelik tutumun sertleştirilmesi kapsamında Avam Kamarası'nda milletvekillerine yaptığı konuşmada hükümetin bu adımı iki devletli çözümün hayata geçirilmesi ihtimalini korumak amacıyla attığını söyledi.
İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband (AFP)
İngiliz haber ajansı PA Media daha önce Miliband’ın Avam Kamarası'nda bir açıklama yapmasının beklendiğini ve hükümetin İsrail ile ilişkilerde yeniden ayarlama olarak nitelendirdiği değişikliklerin çerçevesini ortaya koyacağını bildirmişti.
İngiliz hükümetinden bakanlar da Filistin toprakları olan Batı Şeria’daki uluslararası hukuka göre yasa dışı kabul edilen yerleşimlerden gelen malların beklenen değişiklikler paketi kapsamında ticari kısıtlamalara tabi tutulabileceğine işaret etmişti.
İsrail’den İngiltere’ye misilleme tehdidi
İsrail, Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişletilmesine ilişkin İngiliz yaptırımlarına misilleme yapabileceği konusunda daha önce uyarıda bulunmuştu.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, “İngiltere İsrail’e karşı hareket ederse İsrail de İngiltere’ye karşı hareket edecek” demişti.
İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ise salı günü yaptığı açıklamada İngiltere’nin işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerine yaptırım uygulaması halinde kendisini tarihin yanlış tarafına yerleştireceğini söyledi.
Herzog, Kudüs’te yaptığı konuşmada “Eğer bu gerçekleşir ve başka ülkeler de bu yaptırımlara katılırsa bunun bir yanlış hesaplama ve onları tarihin yanlış tarafına yerleştirecek bir karar olacağını düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Ben-Gvir’den Falkland Adaları çıkışı
Gerilimin dikkat çekici biçimde tırmandığı bir başka gelişmede İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Başbakan Binyamin Netanyahu’ya Falkland Adaları’nı resmen İngilizlerin Arjantin halkından çaldığı işgal altındaki Arjantin toprakları olarak tanıma çağrısında bulundu.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise İngiliz büyükelçisinin derhal sınır dışı edilmesini istedi.
Smotrich, pazartesi akşamı X platformunda yaptığı paylaşımda İngiliz büyükelçisini bu gece sınır dışı edin çağrısında bulundu.
Smotrich sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yahudi düşmanı bir hükümetin ayaklarını sileceği paspas olmayacağız. Radikal İslam’ın işgal ettiği bir ülkede ekonomik ve toplumsal gerilemeden kendisini kurtarmaya çalışan bu hükümet, Yahudilere ve İsrail devletine saldırıyor. İsrail topraklarındaki İngiliz mandası sona ermiştir.”
Bölgesel güvenlikte bir ortak: Ortadoğu için yeni bir Çin önerisihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5315990-b%C3%B6lgesel-g%C3%BCvenlikte-bir-ortak-ortado%C4%9Fu-i%C3%A7in-yeni-bir-%C3%A7in-%C3%B6nerisi
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)
TT
TT
Bölgesel güvenlikte bir ortak: Ortadoğu için yeni bir Çin önerisi
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)
Şerbil Berakat
Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi, Mısır-Çin ilişkilerinin ötesine uzanan etkileri olan bir ziyaretin ardından, 2 Eylül Çarşamba akşamı Kahire Havalimanı'ndan Çinli mevkidaşı Şi Cnping'i uğurladı. Çin Devlet Başkanı ayrıldıktan hemen sonra Sisi, perşembe sabahı ilk telefon görüşmesini Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptı.
Devlet Başkanı Sisi ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman arasındaki görüşme, zamanlaması ve içeriği nedeniyle özellikle önemliydi. Zira Kahire'nin, Şi Cinping'in bölgesel güvenliğin yeniden şekillendirmesine dair önerisini daha yeni duyduğu bir zamanda, görüşmede bölgesel güvenliğe ve Mısır ile Suudi Arabistan arasındaki koordinasyona odaklanıldı. Şi Cinping, Mısır ziyareti sırasında bölgede “ortak” ve sürdürülebilir bir güvenlik kurmayı amaçlayan dört öneriyle Ortadoğu için “yeni bir güvenlik mimarisi” inşa etme çağrısında bulundu.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Kahire'de açıkladığı girişim
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şi, Kahire'de, birbirine bağlı dört eksene dayalı yeni bir güvenlik mimarisinin özelliklerini belirledi. Birincisi, bölgesel güvenlik, dış müdahalelerden bağımsız olarak, bölgenin kendi ülkelerinin sorumluluğunda olmalıdır. Krizleri, Filistin meselesi merkezde olmak üzere, kapsamlı ve bütünleşik bir şekilde ele alınmalıdır. Güvenlik, deniz koridorlarının korunması da dahil olmak üzere, kalkınma ve ortak ekonomik çıkarlarla bağlantılı olmalıdır. Bu mimari, uluslararası hukuka dayanmalıdır ve Birleşmiş Milletler'in rolü güçlendirilmelidir.
Mekke İttifakı’na dahil olan üç ülke Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, yaklaşımları ve odak noktaları farklılık gösterse de Filistin meselesinin merkeziliğini vurgulama noktasında birleşiyorlar
İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini sürekli engellemesi ve Husilerin Kızıldeniz ve Babul Mendeb Boğazı'nda seyrüsefere yönelik tehditleri göz önüne alındığında, deniz güvenliğine işarette bulunulması özellikle önemliydi. Şi Cinping, bölgesel güvenliği uluslararası ticaret yollarının güvenliğiyle ilişkilendirdi.
Şi Cinping Kahire'den ayrıldıktan sonra, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin vurgusu, öneriyi Pekin'in bölgesel güvenlikte oynamayı hedeflediği rol bağlamına yerleştirdi. Zira Çin Dışişleri Bakanı düzenlediği basın toplantısında, önerinin “bölgede uzun vadeli barış ve istikrarı sağlamak için Çin'e özgü bir çözüm sunduğunu” belirtti.
Değişimin dört göstergesi
Şi Cinping'in Ortadoğu için yeni bir güvenlik mimarisi önerisi, aynı dönemde ortaya çıkan dört göstergeden ayrılamaz. Söz konusu göstergelerden her biri, farklı bir bakış açısıyla, Çin'in bölgedeki güvenlik ve siyasi düzenlemelerin şeklini etkileme gücünün genişlediğini ve faaliyet gösterdiği bölgesel ortamın değiştiğini ortaya koyuyor.
İlk gösterge, Şi'nin Kahire ziyaretinin zamanlamasıdır; bu ziyaret, gelişmiş Çin J-16 savaş uçaklarının Mısır'daki “Medeniyet Kartalları 2026” tatbikatlarına katılımı ve Huawei'nin Mısır'da yapay zeka veri merkezleri kurma teklifiyle eş zamanlı olarak geldi. Bu, Çin'in en azından teorik olarak, bölgedeki Amerikan nüfuzunun en güçlü kaldıraçlarından olan silah ve teknoloji alanlarında, özellikle de çip teknolojisi ve yapay zeka alanlarında alternatifler sunmaya başladığını gösteriyor olabilir.
İkinci gösterge ise, Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi sırasında Şi Cinping ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında gerçekleşen kısa ve soğuk görüşmedir. Bu görüşme, Çin'in Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve Suudi Arabistan ile olan anlaşmazlıkların çözümü başta olmak üzere İran'a bazı koşullar dayattığıyla ilgili sızdırılan bilgilerle aynı zamanda gerçekleşti.. Bu veriler doğruysa, İran'ın komşu devletlere yönelik saldırganlığını ve Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi engellemesini reddeden bölgedeki çoğu ülkenin çıkarlarını dikkate alan bir Çin pozisyonuna işaret ediyor. Ancak bu, Çin'in bölgesel kutuplaşmanın bir parçası haline geldiği anlamına da gelmiyor. Dahası ABD'nin İran'a karşı yoğunlaşan yaptırım kampanyası, İran'ın Çin çıkarlarına zarar vermemesini sağlamak için Pekin'e Tahran ile ilişkisini yeniden düzenlemek konusunda ek bir motivasyon sunuyor.
Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinden önce çekilen toplu fotoğraf, 1 Eylül 2026 (AFP)
Üçüncü gösterge Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Bişkek'ten yaptığı, Türkiye'nin Pekin liderliğindeki Şanghay İşbirliği Örgütü'ne tam üye olarak katılmaya hazır olduğu açıklamasıdır. Bu, örgütün Ortadoğu'daki varlığını genişletebilir ve yeni bölgesel düzenlemeler içinde Çin'in etkisinin artmasına kapı açabilir.
Dördüncü gösterge, Katar'ın Çin'e yönelmesidir. Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al-Sani'nin Pekin ziyareti, Şi Cinping'in Kahire ziyaretinden sonra Çin'e yapılan ilk Arap ziyareti oldu. Bu ziyaret, Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ansari'nin Körfez ülkelerinin ABD ile stratejik ittifakın önemine rağmen “yetersiz” olduğunu anlamaları gerektiği yönündeki açıklaması göz önüne alındığında özellikle önem kazanıyor. Söz konusu açıklama, bölgesel güvenliğin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili Kahire'deki Çin önerisiyle açıkça örtüşen bir Körfez pozisyonudur.
Girişim ve Mekke İttifakı
Şi Cinping'in bölgesel güvenlik konusundaki önerilerini, yalnızca Çin ile Suudi Arabistan arasındaki artan siyasi, diplomatik ve ticari ilişkiler, Çin'in Krallık ve Körfez ülkelerindeki yatırımlarının büyüklüğü nedeniyle değil, aynı zamanda Pekin ile İslamabad arasındaki yakın stratejik ve askeri veya Çinlilerin “demir kardeşlik” olarak adlandırdığı ilişki nedeniyle de Mekke İttifakı’ndan ayrı olarak yorumlamak zor. Bu açıdan bakıldığında, Çin'in önerisi ile İttifak arasındaki örtüşmeler dikkat çekici görünüyor; ancak bu, aralarında doğrudan bir koordinasyon olduğu anlamına gelmeyebilir.
Bu örtüşmelerden ilki, uluslararası hukuk çerçevesinde güvenliktir. Mekke İttifakı, kuruluşundan itibaren uluslararası hukuk, sözleşmeler ve kurallar çerçevesinde faaliyet gösterdiğinin, bunların dışında faaliyet göstermeyeceğinin altını çizdi. Buna karşılık, Şi Cinping, bölge için önerdiği güvenlik mimarisinin merkezine Birleşmiş Milletleri ve uluslararası hukuku yerleştirdi ve bölgesel güvenlik sorunlarının yönetiminde BM'nin rolünün güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
İkincisi, Filistin sorununun bölgesel güvenliğin ayrılmaz bir parçası olması. Mekke İttifakı'nda yer alan üç ülke (Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan), yaklaşımları ve odak noktaları farklılık gösterse de Filistin meselesinin merkeziliğini vurgulama noktasında birleşiyorlar. Riyad, İsrail ile herhangi bir normalleşmeden önce bir Filistin devletinin kurulmasında ısrar ediyor; bu da çatışmanın özü çözülmeden önce Tel Aviv'in herhangi bir bölgesel güvenlik yapısına entegre edilmesi adımının olmayacağı anlamına geliyor. Bu pozisyon, genel hatlarıyla, Türkiye ve Pakistan'ın tutumlarıyla da örtüşüyor ve Şi Cinping'in Kahire'de Filistin meselesini bölgedeki krizlere yönelik kapsamlı bir çözümün merkezine yerleştirme vurgusuyla birleşiyor. Bunlar, Washington'un zaman zaman, Filistin'de bir uzlaşmaya varılmadan veya uzlaşma ile sonuçlanacak açık ve güvenilir bir yol olmadan bölgesel düzenlemelerde ilerleme kaydedilebileceğine işaret etmeye devam ettiği bir dönemde yaşanıyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Şi Cinping'in dörtlü girişimine ilişkin bir yorumda bulunmasa da, Mekke Anlaşması’nı (Başkan Donald Trump’ın açıklamalarıyla yetinse de) memnuniyetle karşıladı
Üçüncüsü, bölgenin güvenliğini kendi ülkeleri sağlamalıdır. Mekke İttifakı, geniş çapta güvenliklerini yöneten bir dış güçten ziyade, bölge ülkelerinin kendilerinin güvenlik ve savunma yeteneklerini ve güçlerini inşa etme girişimi olarak tanımlanmıştır. Bu fikir, belki de Şi Cinping'in Ortadoğu ülkelerinin ve halklarının “kendilerinin efendisi” olmasını, bölge ülkelerinin dış müdahaleden bağımsız olarak barış ve güvenlik diyaloğuna, güvenlik mimarilerinin yeniden yapılandırılmasına öncülük etmesini öngören girişiminin en belirgin noktasıdır.
Çin Sosyal Bilimler Akademisi Siyasal Çalışmalar Bölümü Direktörü ve Çin Ortadoğu Çalışmaları Derneği Başkan Yardımcısı Tang Zhihao ise daha da ileri gidiyor. Mekke İttifakı’nın, Çin'in savunduğu ve bölge ülkeleri kendi güvenliklerini sağlamada öncü bir rol oynarken, dış tarafların destekleyici bir rol oynamasına dayanan “bölgesel sahiplenme” ilkesini somutlaştırdığını düşünüyor. Tang yaptığı açıklamada, ittifakın savunmacı niteliğinin ve herhangi bir özel tarafı hedef almamasının, Pekin'in çatışmaya dayalı askeri blokları reddetmesiyle uyumlu olduğunu açıkladı. Bu arada, diğer ülkelerin katılımına açık olmasının, Çin'in ortak ve kolektif güvenlik anlayışıyla tutarlı olduğunu da belirtti. Böylece Tang, ittifakın Şi Cinping'in Ortadoğu'da yeni bir güvenlik mimarisi vizyonunun temel unsurlarını içerdiği sonucuna vardı.
Mısır'ın rolü nedir?
Mısır, Mekke İttifakı’na katılmamış olsa da kendisi ile birlikte Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ı içeren bölgesel dörtlü grubun görüşmelerine aylardır katılıyor ve bu da onu bölgedeki yeni güvenlik düzenlemeleriyle ilgili müzakerelerin bir parçası yapıyor. Kahire'nin hesapları, ittifakı oluşturan üç ülkeninkinden farklı olabileceği için Pekin'in Mısır'ı seçmesi, iki yaklaşım arasındaki uçurumu kapatma girişimi olabilir. Burada Pekin, Mekke İttifakı’nı yeni güvenlik mimarisinin bir bileşeni olarak ele alıyor gibi görünüyor, mimarinin kendisi olarak değil. Bu durum, Mısır gibi diğer ülkelerin de ittifak dışında bölgesel düzenlemelere katılmasının önünü açıyor. Bu yaklaşım, bölgesel güvenliğin şekliyle ilgili tartışmaya bir denge getirebilir.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke'deki Safa Sarayı'nda Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladıktan sonra, 7 Ağustos 2026 (SPA)
Bu bağlamda, el-Ahram Siyasi ve Stratejik Çalışmalar Merkezi Müdür Yardımcısı ve merkezde Asya işleri uzmanı olan Dr. Ahmed Kandil, al Majalla'ya verdiği röportajda, Mısır'ın Filistin meselesinden, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı ile Doğu Akdeniz ve Körfez güvenliğine kadar birçok bölgesel güvenlik çemberinin kesişim noktasında yer almasının, siyasi ve askeri ağırlığının, dengeli uluslararası ilişkilerinin ve Körfez ülkeleriyle olan ortaklıklarının, onu ciddi güvenlik düzenlemelerinde vazgeçilmez bir oyuncu haline getirdiğini söyledi.
Onun değerlendirmesine göre, bölge, Mekke İttifakı düzenlemelerinin Çin girişimi ile Amerikan varlığı ve ittifaklarıyla birlikte var olduğu çok merkezli bir sahneye doğru ilerliyor. Bu durum da Mısır'ın bu yollar arasında manevra yapmasına ve bunların birbiri ile rekabet eden eksenlere dönüşmesini önlemesine olanak tanıyor.
Amerikan şemsiyesi ve Çin alternatifi
Öte yandan, ABD Şi Cinping'in dörtlü girişimine ilişkin bir yorumda bulunmamış olsa da Mekke Anlaşması’nı (Başkan Donald Trump’ın açıklamalarıyla yetinse de) memnuniyetle karşıladı. Bazı gözlemciler, bu sınırlı memnuniyetin, ittifak üyesi devletlerin Washington ile yakın ilişkiler içinde olmasından ve aralarındaki anlaşmanın, Obama yönetimine kadar uzanan, bölge devletlerinin bölgesel savunma yükünün daha büyük bir kısmını üstlenmesi yönündeki tekrarlanan Amerikan arzusunu bir ölçüde karşılamasından kaynaklandığını düşünüyorlar.
Öte yandan, bazı gözlemciler de, özellikle Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının ittifakı memnuniyetle karşılama konusundaki kurumsal tereddütlerinin, bu girişimin bölgedeki Amerikan güvenlik garantilerine olan güvenin azalmasının pratik bir tezahürü olduğu gerçeğini yansıttığını düşünüyorlar.
Obama'nın 2014'te Amerikan güvenlik sisteminin “bedava yolcusu” olarak nitelendirdiği ve “sorumlu bir ortak” olmaya çağırdığı Çin, şimdi Ortadoğu için yeni bir güvenlik düzeniyle ilgili tartışmanın merkezinde yer alıyor
Bu bağlamda Tang, ABD'nin hakim olduğu eski bölgesel güvenlik mimarisinin “açıkça eskimiş olduğu ve artık olumlu bir rol oynayamadığı” düşüncesinde.
Bu farklı yorumlar, Çin'in sahip olduğu yeni manevra alanını ortaya koyuyor ve bölgesel rolü için farklı bir modele kapı açıyor.
Çin, İran savaşının bölge devletleri ile Washington arasındaki savunma ortaklıklarını güçlendirdiğini ve bu devletlerin Amerikan güvenlik şemsiyesini terk etmeye meyilli olmadığını kabul ederken, Şi Cinping'in Kahire'deki girişimi Pekin'in rolü için farklı sınırlar çiziyor gibi görünüyor. Çin, bölgesel mekanizmaları destekleyerek ve düzenlemelerinin oluşturulmasına katılarak güvenlik alanına giriş yapıyor. Bu da Amerikan güvenlik garantileri ile askeri konuşlandırma modelini benimsemeden güvenlik denklemindeki varlığını genişletmesine olanak tanıyor. Burada, Dr. Kandil'in Mısır'ın rolünü tanımlamak için kullandığı “ağ liderliği” kavramı, Çin'in hamlesini yorumlamak için de kullanılabilir. Bu kavram ile çıkar ve ilişkiler ağı, sürdürülebilir güvenlik düzenlemeleri oluşturmak için bir giriş noktası haline geliyor.
Trump ile zirve
Şi Cinping bir aydan kısa bir süre içinde Washington'u ziyaret etmeye hazırlanırken, Kahire'de açıkladığı girişimi, Trump ile yapılacak zirvede ele alınacak kartlardan biri olacak. Bu girişim, salt diplomatik duruşun ötesinde bir ağırlık taşıyor. Geçtiğimiz yıllar içinde Ortadoğu'da geniş bir ekonomik ve siyasi varlık biriktiren Çin, şimdi bölgenin güvenliği hakkındaki tartışmaya bizzat katılıyor ve devam eden Amerikan varlığına ve ittifaklarına paralel olarak, yeni güvenlik düzenini yönetecek düzenlemeleri ve kuralları şekillendirmede kendisini etkili bir oyuncu olarak konumlandırıyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 30 Ekim 2025 (Reuters)
Washington, İran savaşını sona erdirmek ve bölgeyi kendi lehine yeniden şekillendirmek için mücadele ederken, Şi bu kez farklı bir kozla Beyaz Saray'a giriyor. Obama'nın 2014'te ABD güvenlik sisteminin “bedava yolcusu” olarak tanımladığı ve “sorumlu bir ortak” olmaya çağırdığı Çin, şimdi Ortadoğu için yeni bir güvenlik düzeniyle ilgili tartışmanın merkezinde yer alıyor. Bölgedeki bazı ülkeler artık Çin'i güvenilir bir ortak, hatta bazen ABD'den bile daha güvenilir ve güvenlik ve siyasi düzenlemelerinde kendisine güvenebilecekleri bir ülke olarak görüyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة