Irak yargı başkanı “silahların kontrol altına alınması” politikasına desteğini teyit ettihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5316155-irak-yarg%C4%B1-ba%C5%9Fkan%C4%B1-%E2%80%9Csilahlar%C4%B1n-kontrol-alt%C4%B1na-al%C4%B1nmas%C4%B1%E2%80%9D-politikas%C4%B1na-deste%C4%9Fini
Irak yargı başkanı “silahların kontrol altına alınması” politikasına desteğini teyit etti
Yüksek Yargı Konseyi Başkanı, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı ile görüşürken (Yargı Basın Birimi)
Irak yargısı, “silahların devletin kontrolünde toplanmasına yönelik hükümet adımlarını” desteklediğini açıkladı. Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Yargıç Faik Zeydan, Irak’taki yeni ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Steven Fagin’e, “Yargı, Koordinasyon Çerçevesi’nin benimsediği plan doğrultusunda hükümetin silahları devletin kontrolünde toplama yönündeki adımlarını destekliyor” dedi.
Yargı Basın Birimi tarafından yapılan açıklamada, Zeydan’ın dün Fagin’i kabul ettiği ve görüşmede “yargının, hükümetin silahların devletin kontrolünde toplanması programını hayata geçirmesine verdiği destek kapsamında attığı adımların” ele alındığı belirtildi.
Açıklamada ayrıca, silahların devletin kontrolünde toplanması sürecinin, “Koordinasyon Çerçevesi tarafından benimsenen kapsamlı bir plan doğrultusunda” yürütüleceği ifade edildi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Koordinasyon Çerçevesi bünyesinde oluşturulan bir komite planı hazırlayacak; çalışma tamamlandığında ve uygun zamanda kamuoyuna açıklanacak. Bunun, “Irak’ın uluslararası toplumla olumlu ilişkilerini sürdürme ve anayasa ile yasal hükümlerin uygulanmasına bağlılığını güvence altına alma” hedefi doğrultusunda gerçekleştirileceği kaydedildi.
İlham Ahmed: Silahlı mücadeleden Suriye devletine entegrasyonla siyasi aşamaya geçtikhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5316167-i%CC%87lham-ahmed-silahl%C4%B1-m%C3%BCcadeleden-suriye-devletine-entegrasyonla-siyasi-a%C5%9Famaya
İlham Ahmed: Silahlı mücadeleden Suriye devletine entegrasyonla siyasi aşamaya geçtik
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 25 Ağustos’ta Şam’daki Halk Sarayı’nda Mustafa Abdi ve İlham Ahmed ile görüşürken (AP)
Kuzey ve Doğu Suriye’de daha önce “Özerk Yönetim” olarak adlandırılan yapının Dış İlişkiler Komitesi Başkanı İlham Ahmed, 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın kalıcı ateşkes için zemin hazırladığını ve devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin önünü açtığını belirterek Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuna birlikler halinde dahil edilmesi konusunda ilerleme kaydedildiğini söyledi.
Ahmed ayrıca yeni Suriye Anayasası’nın Kürtlerin dilsel ve kültürel haklarına yönelik güvenceler içermesi gerektiğini vurgulayarak ülkenin farklı bileşenlerinin varlığının tanınmasının Suriye’nin birliğiyle çelişmediğini belirtti.
Kürt siyasetçi, bugün (Salı) İlke televizyona verdiği mülakatta, İç Güvenlik Güçleri mensuplarının devletin güvenlik kurumlarına katılmak üzere kayıt işlemlerinin sürdüğünü söyledi. Ahmed ayrıca Özerk Yönetim’e bağlı kurum ve kuruluşların devlet kurumlarına entegre edilmesi sürecinin de devam ettiğini belirtti.
Ahmed, SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon sürecinin tamamlanmasının Kürt meselesini yeni bir siyasi aşamaya taşıdığını ifade etti. Önümüzdeki dönemde önceliğin Kürtlerin haklarının anayasada güvence altına alınması olacağını belirten Ahmed, bunun yönetim birimleri ile güvenlik güçlerinin devlet kurumlarına entegrasyonunun tamamlanmasıyla eş zamanlı yürütüleceğini kaydetti.
YPJ merkez karargâhının Kasım 2024’te açılışı
Kürt lider, Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelerde uygulanan tüm adımların Şam yönetimiyle müzakere ve uzlaşı temelinde atıldığını vurgulayarak, “Ne bizim tarafımızdan ne de devlet tarafından tek taraflı adımlar atılıyor. Her şey müzakere yoluyla yürütülüyor” dedi.
Entegrasyon süreciyle bağlantılı olarak kadınların hâlâ karar alma mekanizmalarından uzak olduğunu belirten Ahmed, resmi kurumlarda kadınların varlığının bazı makamların kendilerine açılmış olmasına rağmen sınırlı veya sembolik düzeyde kaldığını söyledi.
Kürt Özerk Yönetimi’ne bağlı Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) geleceğine ilişkin Ahmed, başlangıçta bu gücün Suriye ordusuna dahil edilmesini talep ettiklerini belirtti. Ahmed, dünyanın birçok ordusunda kadınların görev yaptığını hatırlatarak bu talebin müzakereler sırasında kabul edilmediğini söyledi. Görüşmelerin şu anda YPJ’nin İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir “özel operasyon birimi” olarak yapılandırılması yönünde ilerlediğini ifade etti.
Türkiye ile ilişkiler
İlham Ahmed, eski SDG Komutanı ve şu anki Suriye Cumhurbaşkanı Danışmanı Mazlum Abdi ile kendisinin Türkiye’yi ziyaret ederek Abdullah Öcalan ile görüşeceği yönündeki iddialara ve planlara ilişkin, bu tür temasların sorunların diyalog yoluyla çözülmesinde belirleyici olduğunu ve bir an önce gerçekleştirilmesinin önemini vurguladı
İlham Ahmed, İlke TV sunucusu Banu Güven ile röportajı sırasında (Kanalın internet sitesi)
Türkiye’nin Şam ve diğer ülkelerle ilişkilerinde SDG dosyasını öncelikli konuların başında tuttuğunu ifade eden Ahmed, Ankara’nın SDG’nin feshedilmesi ve silahsızlandırılması yönündeki taleplerine dikkat çekti.
Ahmed, Türkiye’nin bu tutumunun Şam ile diyaloğun kurulması ve ateşkesin ilan edilmesinde önemli bir etkisi olduğunu belirterek bunun aynı zamanda kendilerinin Suriye hükümetiyle çatışmaya girmekten kaçınma arzularıyla da örtüştüğünü söyledi.
Rusya ve İran’ın da daha önce Suriye’de bulunduğunu ancak artık ülkede etkilerinin kalmadığını belirten Ahmed, Türkiye’nin ise farklı bir konumda olduğunu ifade etti. Ahmed, Ankara’daki “bürokratik” güvenlik kurumlarıyla temasların bulunduğunu ancak Dışişleri Bakanlığı ile herhangi bir iletişimin olmadığını söyledi.
Bu çerçevede Abdullah Öcalan’ın farklı dönemlerde önemli roller üstlendiğini belirten Ahmed, kendilerine ulaşan mesajların Öcalan’ın uzlaşı sürecini desteklediğini ve bölgede daha geniş çaplı bir savaşın çıkmasını istemediğini gösterdiğini söyledi.
Ahmed, Öcalan’ın Kürt meselesinin “demokratik bir Suriye” içinde çözülmesini istediğini ancak bazı haberlerde yer aldığı şekilde silah bırakma konusunu doğrudan gündeme getirmediğini belirtti. Öcalan’ın silah meselesini çözüm süreci ve Kürtlerin haklarının tanınmasıyla bağlantılı ele aldığını ifade etti.
Görevi için kararname bekliyor
Suriye Halk Meclisi’ne atanması ve görev yapacağı komitelere ilişkin de konuşan Ahmed, Halk Meclisi’nde üstleneceği görevin henüz resmen belirlenmediğini ve kendisiyle ilgili kararnamenin henüz yayımlanmadığını söyledi.
Ahmed, mecliste şu anda Afrin ve Haseke’den iki Kürt kadın milletvekilinin bulunduğunu belirterek kendi görevinin kararnamenin yayımlanmasının ardından netleşeceğini ifade etti. Ahmed, kendisinin Dış İlişkiler Komitesi veya Anayasa Komitesi’nde görev yapmasının gündemde olduğunu söyledi.
“İlke” televizyonuna verdiği röportajda Ahmed, parlamentodaki üye sayısının tamamlanmasının ve çalışmaların başlamasının ardından Suriye’nin yeni anayasasına ilişkin tartışmaların başlayacağını belirtti. Yeni anayasanın gündeme alınacağını söyleyen Ahmed, “Yeni Suriye’nin demokratik adımlara açık olması gerektiğine inanıyoruz” dedi.
Ahmed, Suriye’deki yönetim modelini de eleştirerek aşırı merkeziyetçiliğin yeni sorunlara yol açabileceğini söyledi. Önümüzdeki anayasa görüşmelerinde vilayetlere kendi işlerini yönetebilmeleri için belirli bir hareket alanı tanınması gerektiğini savundu.
Ahmed, Kürtlerin durumuna ilişkin değerlendirmesinde ise şu ifadeleri kullandı:
“Kürtlere belirli bir özgürlük alanı sağlandı, bazı adımlar atıldı. Kürtlerin ulusal bayramları ve Nevruz resmen tanındı. Kürtler her yerde kendi dillerini konuşabiliyor ve kültürlerini koruyabiliyor. Ancak Kürtçe henüz okullarda resmi bir dil olarak kabul edilmedi. Devletin resmi dili olarak değil, ‘ulusal dil’ olarak kabul edildi. Üzerinde anlaşmaya varılan formül, Kürtçenin haftada 3 saat okutulmasının yanı sıra tarih, coğrafya, felsefe ve etkinlikler gibi bazı derslerin de Kürtçe yürütülmesini öngörüyor.”
Ahmed, mevcut düzenlemeden memnun olmadıklarını belirterek şöyle devam etti:
“Bu sonuçtan memnun değiliz. Mevcut durum öncekinden daha geride. Çünkü bölgedeki (Suriye’nin kuzeydoğusu) okullarda son 15 yıl boyunca derslerin büyük bölümü Kürtçe okutuluyordu. Yıllarca Kürtçe eğitim alan öğrencilerin bir anda Arapçaya geçmesi, eğitim düzeylerinde sorunlara yol açabilir.”
Yemen hükümet güçleri, el-Yeteme’yi kurtararak el-Cevf’teki kazanımlarını genişlettihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5316034-yemen-h%C3%BCk%C3%BCmet-g%C3%BC%C3%A7leri-el-yeteme%E2%80%99yi-kurtararak-el-cevf%E2%80%99teki-kazan%C4%B1mlar%C4%B1n%C4%B1
Yemen hükümet güçleri, el-Yeteme’yi kurtararak el-Cevf’teki kazanımlarını genişletti
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)
Yemen hükümet güçleri, Husi tırmanışının altıncı gününde; Sana’nın güneydoğusundaki el-Beyda vilayetinde geniş çaplı bir askeri operasyon başlatılması, Batı sahilinde ve Taiz’in batısında çatışmaların sürmesiyle eş zamanlı olarak, bugün birden fazla cephede sahadaki ilerleyişinin kapsamını genişletti. Birlikler, el-Cevf vilayetine bağlı el-Lebnat bölgesinin geri alınmasından bir gün sonra, aynı vilayette yer alan Habb ve eş-Şaaf ilçesindeki el-Yeteme bölgesinde kontrolü sağladı.
Söz konusu ilerleme; hükümet güçlerinin son birkaç gün içinde Husilerin karadaki saldırılarını bastırma aşamasından, örgütün bazı mevzilerdeki geri çekilişinden yararlanarak birden fazla eksende inisiyatifi yeniden ele alma aşamasına geçmesiyle kaydedildi. Ordu, halk direniş güçleri ve el-Amalika birlikleri operasyonlarını birden fazla cephede sürdürüyor.
Hükümet güçleri, el-Cevf’in güneyindeki el-Lebnat bölgesinin kurtarılmasından bir gün sonra, vilayetin kuzeydoğusundaki Habb ve eş-Şaaf ilçesine bağlı el-Yeteme bölgesinin temizlendiğini ve bölgedeki ilerleyişin devam ettiğini duyurdu.
Yemen ordusu, 24 saat içinde el-Cevf vilayetinde hızlı bir ilerleme kaydetti. (Facebook)
İki bölge, Husilerin hareket ve ikmal hatları üzerindeki konumları nedeniyle sahada stratejik önem taşıyor. Söz konusu bölgelerin kontrol altına alınmasının, grubun el-Cevf’in bazı kesimlerindeki ikmal ve iletişim hatlarını daraltması, hükümet güçlerinin ise vilayet merkezi el-Hazm şehrine doğru operasyonlarını sürdürmesinin önünü açması bekleniyor.
Silahlı Kuvvetler Sözcüsü Kurmay Albay Macid en-Nezili, hükümet güçlerinin el-Cevf ve el-Beyda cephelerinde planlı askeri stratejiler doğrultusunda ilerlediğini belirterek, kara harekatlarının hava unsurları ve nitelikli silahlarla desteklendiğini vurguladı.
Nezili, birliklerin ve kabile güçlerinin bölgeye girişi öncesinde el-Yeteme’nin roketatarlarla hedef alındığını kaydetti. Askeri kaynaklar daha sonra bölgenin tamamen kontrol altına alındığını duyurdu. Sözcü ayrıca, birliklerin el-Beyda vilayetindeki Dhi Naim bölgesine girmeye hazırlandığını ve bölgenin sınırlarına ulaşıldığını aktardı.
Husi mensuplarına can güvenliklerini korumak adına ilerleme hatlarını hafif silahlarıyla terk etme çağrısında bulunan Nezili, hükümet güçlerine karşı çatışmayı sürdürmeleri halinde ağır sonuçlarla karşılaşacakları uyarısında bulundu.
El-Beyda’da yeni bir operasyon
El-Beyda’da el-Amalika güçleri Husilere karşı geniş çaplı bir askeri operasyon başlattı. Saha kaynaklarına göre söz konusu operasyonda, grubu geri çekilmeye zorlayan çatışmaların ardından stratejik açıdan kritik öneme sahip ileri mevziler ve bölgeler kontrol altına alındı.
Kaynaklar, en az 23 Husi mensubunun öldüğünü, onlarcasının yaralandığını ve örgüte ait araç ile teçhizatın imha edildiğini bildirdi. Birlikler bir yandan kontrolü sağladığı mevzileri sağlamlaştırırken diğer yandan çatışma hatlarındaki ilerleyişini sürdürüyor.
قوات العمالقة الجنوبية تطلق عملية عسكرية في البيضاء وتسيطر على مواقع استراتيجية متقدمة
أطلقت قوات العمالقة الجنوبية، اليوم، عملية عسكرية واسعة ضد مليشيات الحوثي الإرهابية في محافظة البيضاء، تمكنت خلالها من تحقيق تقدم ميداني والسيطرة على عدد من المواقع والمناطق الاستراتيجية… pic.twitter.com/SiEnNOGCWf
— المركز الإعلامي ل ألوية العمالقة الجنوبية (@alamalikah) September 7, 2026
İlk günlerde çoğunlukla Batı sahili ve Taiz’in batısında yoğunlaşan çatışmaların ardından el-Beyda cephesinin el-Cevf ile eş zamanlı açılması, mevcut aşamada kara operasyonlarının kapsamının genişlediğini gösteriyor.
Taiz’de ise hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar, kentin doğusundaki el-Kelifat da dahil olmak üzere birden fazla cephede devam etti. Ed-Dali hattında yer alan Mureys cephesinde şiddetli çatışmalar yaşanırken, her türlü silahın kullanıldığı el-Kahre sektöründe Husiler ağır kayıplara uğratıldı.
Taiz’in batısındaki el-Barah hattında, özellikle de el-Kedaha’da çatışmalar sürdü. Operasyona katılan birlikler, hattın diğer sektörlerinde çatışmalar devam ederken Husilere ait üç savunma hattının imha edildiğini duyurdu.
Füze saldırıları
Batı sahilinde çatışmalar el-Cevf ve el-Beyda’daki ilerleyişe paralel olarak sürerken, Husiler sahadaki baskıyı sivil alanları hedef alarak telafi etmeye çalıştı.
Yerel yetkililer ve sağlık görevlilerinden alınan bilgiye göre, pazartesi akşamı el-Muha şehri tıbbi kompleks yerleşkesini hedef alan bir balistik füze saldırısına uğradı. Saldırı, sağlık tesislerine ve doktorlar ile hemşirelere tahsis edilen lojmanlara isabet ederken, sağlık tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının doğuracağı sonuçlara ilişkin uyarılara yol açtı.
El-Muha Sağlık Dairesi Müdürü Dr. Şevki el-Mıhlafi, tıbbi kompleksin hedef alınmasının doğrudan bir sağlık tesisine yönelik saldırı olduğunu belirtirken; el-Muha Genel Hastanesi Heyeti Müdürü Dr. Nasr Asker ise sağlık kuruluşlarının, tıbbi personelin ve sivillerin hedef alınmasının taşıdığı tehlikelere dikkat çekti.
Söz konusu bombardıman; Husilerin karadaki saldırılarını genişlettiği perşembe gününden bu yana Batı sahili ve Taiz’in batısındaki cephelerde yaşanan tırmanış kapsamında gerçekleşti. Hükümet güçleri, saldırıların ardından inisiyatifi yeniden ele alarak birden fazla noktada ilerleme kaydetti.
Son günlerde hükümet güçlerinin Hudeyde’nin güneyi ile Taiz’in batısında ilerlemesi ve çeşitli eksenlerdeki mevzileri geri almasıyla çatışmalar, sahil hattından daha geniş bir alana yayıldı. Husi grubu ise bölgeye takviye birlikler sevk ederek ileri mevzilerini korumaya çalıştı.
Yemen Başkanlık Konseyi Üyesi Tarık Salih, el-Muha’daki hastanelerde yatan yaralıları ziyareti sırasında, silahlı kuvvetlerin İran’ın Babu’l Mendeb’i kontrol etme projesini kırmayı başardığını söyledi. Salih, Husilere ve İran’a karşı cephelerin harekete geçmesinin direnişi güçlendireceğini ve Sana’nın kurtarılmasına yol açacağını vurguladı.
Sana’nın ve tüm Yemen topraklarının geri alınması ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) projesinin Yemen’deki varlığına son verilmesi hedefini yineleyen Tarık Salih, Batı sahilinde çatışan güçlerin fedakarlıklarını takdirle karşıladığını belirtti.
Bölgesel güvenlikte bir ortak: Ortadoğu için yeni bir Çin önerisihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5315990-b%C3%B6lgesel-g%C3%BCvenlikte-bir-ortak-ortado%C4%9Fu-i%C3%A7in-yeni-bir-%C3%A7in-%C3%B6nerisi
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)
TT
TT
Bölgesel güvenlikte bir ortak: Ortadoğu için yeni bir Çin önerisi
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Kahire'de görüştüğü Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi ile el sıkışıyor, 2 Eylül 2026 (AP)
Şerbil Berakat
Mısır Devlet Başkanı Abdulfettah es-Sisi, Mısır-Çin ilişkilerinin ötesine uzanan etkileri olan bir ziyaretin ardından, 2 Eylül Çarşamba akşamı Kahire Havalimanı'ndan Çinli mevkidaşı Şi Cnping'i uğurladı. Çin Devlet Başkanı ayrıldıktan hemen sonra Sisi, perşembe sabahı ilk telefon görüşmesini Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptı.
Devlet Başkanı Sisi ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman arasındaki görüşme, zamanlaması ve içeriği nedeniyle özellikle önemliydi. Zira Kahire'nin, Şi Cinping'in bölgesel güvenliğin yeniden şekillendirmesine dair önerisini daha yeni duyduğu bir zamanda, görüşmede bölgesel güvenliğe ve Mısır ile Suudi Arabistan arasındaki koordinasyona odaklanıldı. Şi Cinping, Mısır ziyareti sırasında bölgede “ortak” ve sürdürülebilir bir güvenlik kurmayı amaçlayan dört öneriyle Ortadoğu için “yeni bir güvenlik mimarisi” inşa etme çağrısında bulundu.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Kahire'de açıkladığı girişim
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şi, Kahire'de, birbirine bağlı dört eksene dayalı yeni bir güvenlik mimarisinin özelliklerini belirledi. Birincisi, bölgesel güvenlik, dış müdahalelerden bağımsız olarak, bölgenin kendi ülkelerinin sorumluluğunda olmalıdır. Krizleri, Filistin meselesi merkezde olmak üzere, kapsamlı ve bütünleşik bir şekilde ele alınmalıdır. Güvenlik, deniz koridorlarının korunması da dahil olmak üzere, kalkınma ve ortak ekonomik çıkarlarla bağlantılı olmalıdır. Bu mimari, uluslararası hukuka dayanmalıdır ve Birleşmiş Milletler'in rolü güçlendirilmelidir.
Mekke İttifakı’na dahil olan üç ülke Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, yaklaşımları ve odak noktaları farklılık gösterse de Filistin meselesinin merkeziliğini vurgulama noktasında birleşiyorlar
İran'ın Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini sürekli engellemesi ve Husilerin Kızıldeniz ve Babul Mendeb Boğazı'nda seyrüsefere yönelik tehditleri göz önüne alındığında, deniz güvenliğine işarette bulunulması özellikle önemliydi. Şi Cinping, bölgesel güvenliği uluslararası ticaret yollarının güvenliğiyle ilişkilendirdi.
Şi Cinping Kahire'den ayrıldıktan sonra, Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'nin vurgusu, öneriyi Pekin'in bölgesel güvenlikte oynamayı hedeflediği rol bağlamına yerleştirdi. Zira Çin Dışişleri Bakanı düzenlediği basın toplantısında, önerinin “bölgede uzun vadeli barış ve istikrarı sağlamak için Çin'e özgü bir çözüm sunduğunu” belirtti.
Değişimin dört göstergesi
Şi Cinping'in Ortadoğu için yeni bir güvenlik mimarisi önerisi, aynı dönemde ortaya çıkan dört göstergeden ayrılamaz. Söz konusu göstergelerden her biri, farklı bir bakış açısıyla, Çin'in bölgedeki güvenlik ve siyasi düzenlemelerin şeklini etkileme gücünün genişlediğini ve faaliyet gösterdiği bölgesel ortamın değiştiğini ortaya koyuyor.
İlk gösterge, Şi'nin Kahire ziyaretinin zamanlamasıdır; bu ziyaret, gelişmiş Çin J-16 savaş uçaklarının Mısır'daki “Medeniyet Kartalları 2026” tatbikatlarına katılımı ve Huawei'nin Mısır'da yapay zeka veri merkezleri kurma teklifiyle eş zamanlı olarak geldi. Bu, Çin'in en azından teorik olarak, bölgedeki Amerikan nüfuzunun en güçlü kaldıraçlarından olan silah ve teknoloji alanlarında, özellikle de çip teknolojisi ve yapay zeka alanlarında alternatifler sunmaya başladığını gösteriyor olabilir.
İkinci gösterge ise, Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi sırasında Şi Cinping ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan arasında gerçekleşen kısa ve soğuk görüşmedir. Bu görüşme, Çin'in Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve Suudi Arabistan ile olan anlaşmazlıkların çözümü başta olmak üzere İran'a bazı koşullar dayattığıyla ilgili sızdırılan bilgilerle aynı zamanda gerçekleşti.. Bu veriler doğruysa, İran'ın komşu devletlere yönelik saldırganlığını ve Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi engellemesini reddeden bölgedeki çoğu ülkenin çıkarlarını dikkate alan bir Çin pozisyonuna işaret ediyor. Ancak bu, Çin'in bölgesel kutuplaşmanın bir parçası haline geldiği anlamına da gelmiyor. Dahası ABD'nin İran'a karşı yoğunlaşan yaptırım kampanyası, İran'ın Çin çıkarlarına zarar vermemesini sağlamak için Pekin'e Tahran ile ilişkisini yeniden düzenlemek konusunda ek bir motivasyon sunuyor.
Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinden önce çekilen toplu fotoğraf, 1 Eylül 2026 (AFP)
Üçüncü gösterge Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Bişkek'ten yaptığı, Türkiye'nin Pekin liderliğindeki Şanghay İşbirliği Örgütü'ne tam üye olarak katılmaya hazır olduğu açıklamasıdır. Bu, örgütün Ortadoğu'daki varlığını genişletebilir ve yeni bölgesel düzenlemeler içinde Çin'in etkisinin artmasına kapı açabilir.
Dördüncü gösterge, Katar'ın Çin'e yönelmesidir. Başbakan ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al-Sani'nin Pekin ziyareti, Şi Cinping'in Kahire ziyaretinden sonra Çin'e yapılan ilk Arap ziyareti oldu. Bu ziyaret, Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ansari'nin Körfez ülkelerinin ABD ile stratejik ittifakın önemine rağmen “yetersiz” olduğunu anlamaları gerektiği yönündeki açıklaması göz önüne alındığında özellikle önem kazanıyor. Söz konusu açıklama, bölgesel güvenliğin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili Kahire'deki Çin önerisiyle açıkça örtüşen bir Körfez pozisyonudur.
Girişim ve Mekke İttifakı
Şi Cinping'in bölgesel güvenlik konusundaki önerilerini, yalnızca Çin ile Suudi Arabistan arasındaki artan siyasi, diplomatik ve ticari ilişkiler, Çin'in Krallık ve Körfez ülkelerindeki yatırımlarının büyüklüğü nedeniyle değil, aynı zamanda Pekin ile İslamabad arasındaki yakın stratejik ve askeri veya Çinlilerin “demir kardeşlik” olarak adlandırdığı ilişki nedeniyle de Mekke İttifakı’ndan ayrı olarak yorumlamak zor. Bu açıdan bakıldığında, Çin'in önerisi ile İttifak arasındaki örtüşmeler dikkat çekici görünüyor; ancak bu, aralarında doğrudan bir koordinasyon olduğu anlamına gelmeyebilir.
Bu örtüşmelerden ilki, uluslararası hukuk çerçevesinde güvenliktir. Mekke İttifakı, kuruluşundan itibaren uluslararası hukuk, sözleşmeler ve kurallar çerçevesinde faaliyet gösterdiğinin, bunların dışında faaliyet göstermeyeceğinin altını çizdi. Buna karşılık, Şi Cinping, bölge için önerdiği güvenlik mimarisinin merkezine Birleşmiş Milletleri ve uluslararası hukuku yerleştirdi ve bölgesel güvenlik sorunlarının yönetiminde BM'nin rolünün güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
İkincisi, Filistin sorununun bölgesel güvenliğin ayrılmaz bir parçası olması. Mekke İttifakı'nda yer alan üç ülke (Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan), yaklaşımları ve odak noktaları farklılık gösterse de Filistin meselesinin merkeziliğini vurgulama noktasında birleşiyorlar. Riyad, İsrail ile herhangi bir normalleşmeden önce bir Filistin devletinin kurulmasında ısrar ediyor; bu da çatışmanın özü çözülmeden önce Tel Aviv'in herhangi bir bölgesel güvenlik yapısına entegre edilmesi adımının olmayacağı anlamına geliyor. Bu pozisyon, genel hatlarıyla, Türkiye ve Pakistan'ın tutumlarıyla da örtüşüyor ve Şi Cinping'in Kahire'de Filistin meselesini bölgedeki krizlere yönelik kapsamlı bir çözümün merkezine yerleştirme vurgusuyla birleşiyor. Bunlar, Washington'un zaman zaman, Filistin'de bir uzlaşmaya varılmadan veya uzlaşma ile sonuçlanacak açık ve güvenilir bir yol olmadan bölgesel düzenlemelerde ilerleme kaydedilebileceğine işaret etmeye devam ettiği bir dönemde yaşanıyor.
Amerika Birleşik Devletleri, Şi Cinping'in dörtlü girişimine ilişkin bir yorumda bulunmasa da, Mekke Anlaşması’nı (Başkan Donald Trump’ın açıklamalarıyla yetinse de) memnuniyetle karşıladı
Üçüncüsü, bölgenin güvenliğini kendi ülkeleri sağlamalıdır. Mekke İttifakı, geniş çapta güvenliklerini yöneten bir dış güçten ziyade, bölge ülkelerinin kendilerinin güvenlik ve savunma yeteneklerini ve güçlerini inşa etme girişimi olarak tanımlanmıştır. Bu fikir, belki de Şi Cinping'in Ortadoğu ülkelerinin ve halklarının “kendilerinin efendisi” olmasını, bölge ülkelerinin dış müdahaleden bağımsız olarak barış ve güvenlik diyaloğuna, güvenlik mimarilerinin yeniden yapılandırılmasına öncülük etmesini öngören girişiminin en belirgin noktasıdır.
Çin Sosyal Bilimler Akademisi Siyasal Çalışmalar Bölümü Direktörü ve Çin Ortadoğu Çalışmaları Derneği Başkan Yardımcısı Tang Zhihao ise daha da ileri gidiyor. Mekke İttifakı’nın, Çin'in savunduğu ve bölge ülkeleri kendi güvenliklerini sağlamada öncü bir rol oynarken, dış tarafların destekleyici bir rol oynamasına dayanan “bölgesel sahiplenme” ilkesini somutlaştırdığını düşünüyor. Tang yaptığı açıklamada, ittifakın savunmacı niteliğinin ve herhangi bir özel tarafı hedef almamasının, Pekin'in çatışmaya dayalı askeri blokları reddetmesiyle uyumlu olduğunu açıkladı. Bu arada, diğer ülkelerin katılımına açık olmasının, Çin'in ortak ve kolektif güvenlik anlayışıyla tutarlı olduğunu da belirtti. Böylece Tang, ittifakın Şi Cinping'in Ortadoğu'da yeni bir güvenlik mimarisi vizyonunun temel unsurlarını içerdiği sonucuna vardı.
Mısır'ın rolü nedir?
Mısır, Mekke İttifakı’na katılmamış olsa da kendisi ile birlikte Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ı içeren bölgesel dörtlü grubun görüşmelerine aylardır katılıyor ve bu da onu bölgedeki yeni güvenlik düzenlemeleriyle ilgili müzakerelerin bir parçası yapıyor. Kahire'nin hesapları, ittifakı oluşturan üç ülkeninkinden farklı olabileceği için Pekin'in Mısır'ı seçmesi, iki yaklaşım arasındaki uçurumu kapatma girişimi olabilir. Burada Pekin, Mekke İttifakı’nı yeni güvenlik mimarisinin bir bileşeni olarak ele alıyor gibi görünüyor, mimarinin kendisi olarak değil. Bu durum, Mısır gibi diğer ülkelerin de ittifak dışında bölgesel düzenlemelere katılmasının önünü açıyor. Bu yaklaşım, bölgesel güvenliğin şekliyle ilgili tartışmaya bir denge getirebilir.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Mekke'deki Safa Sarayı'nda Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı imzaladıktan sonra, 7 Ağustos 2026 (SPA)
Bu bağlamda, el-Ahram Siyasi ve Stratejik Çalışmalar Merkezi Müdür Yardımcısı ve merkezde Asya işleri uzmanı olan Dr. Ahmed Kandil, al Majalla'ya verdiği röportajda, Mısır'ın Filistin meselesinden, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı ile Doğu Akdeniz ve Körfez güvenliğine kadar birçok bölgesel güvenlik çemberinin kesişim noktasında yer almasının, siyasi ve askeri ağırlığının, dengeli uluslararası ilişkilerinin ve Körfez ülkeleriyle olan ortaklıklarının, onu ciddi güvenlik düzenlemelerinde vazgeçilmez bir oyuncu haline getirdiğini söyledi.
Onun değerlendirmesine göre, bölge, Mekke İttifakı düzenlemelerinin Çin girişimi ile Amerikan varlığı ve ittifaklarıyla birlikte var olduğu çok merkezli bir sahneye doğru ilerliyor. Bu durum da Mısır'ın bu yollar arasında manevra yapmasına ve bunların birbiri ile rekabet eden eksenlere dönüşmesini önlemesine olanak tanıyor.
Amerikan şemsiyesi ve Çin alternatifi
Öte yandan, ABD Şi Cinping'in dörtlü girişimine ilişkin bir yorumda bulunmamış olsa da Mekke Anlaşması’nı (Başkan Donald Trump’ın açıklamalarıyla yetinse de) memnuniyetle karşıladı. Bazı gözlemciler, bu sınırlı memnuniyetin, ittifak üyesi devletlerin Washington ile yakın ilişkiler içinde olmasından ve aralarındaki anlaşmanın, Obama yönetimine kadar uzanan, bölge devletlerinin bölgesel savunma yükünün daha büyük bir kısmını üstlenmesi yönündeki tekrarlanan Amerikan arzusunu bir ölçüde karşılamasından kaynaklandığını düşünüyorlar.
Öte yandan, bazı gözlemciler de, özellikle Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarının ittifakı memnuniyetle karşılama konusundaki kurumsal tereddütlerinin, bu girişimin bölgedeki Amerikan güvenlik garantilerine olan güvenin azalmasının pratik bir tezahürü olduğu gerçeğini yansıttığını düşünüyorlar.
Obama'nın 2014'te Amerikan güvenlik sisteminin “bedava yolcusu” olarak nitelendirdiği ve “sorumlu bir ortak” olmaya çağırdığı Çin, şimdi Ortadoğu için yeni bir güvenlik düzeniyle ilgili tartışmanın merkezinde yer alıyor
Bu bağlamda Tang, ABD'nin hakim olduğu eski bölgesel güvenlik mimarisinin “açıkça eskimiş olduğu ve artık olumlu bir rol oynayamadığı” düşüncesinde.
Bu farklı yorumlar, Çin'in sahip olduğu yeni manevra alanını ortaya koyuyor ve bölgesel rolü için farklı bir modele kapı açıyor.
Çin, İran savaşının bölge devletleri ile Washington arasındaki savunma ortaklıklarını güçlendirdiğini ve bu devletlerin Amerikan güvenlik şemsiyesini terk etmeye meyilli olmadığını kabul ederken, Şi Cinping'in Kahire'deki girişimi Pekin'in rolü için farklı sınırlar çiziyor gibi görünüyor. Çin, bölgesel mekanizmaları destekleyerek ve düzenlemelerinin oluşturulmasına katılarak güvenlik alanına giriş yapıyor. Bu da Amerikan güvenlik garantileri ile askeri konuşlandırma modelini benimsemeden güvenlik denklemindeki varlığını genişletmesine olanak tanıyor. Burada, Dr. Kandil'in Mısır'ın rolünü tanımlamak için kullandığı “ağ liderliği” kavramı, Çin'in hamlesini yorumlamak için de kullanılabilir. Bu kavram ile çıkar ve ilişkiler ağı, sürdürülebilir güvenlik düzenlemeleri oluşturmak için bir giriş noktası haline geliyor.
Trump ile zirve
Şi Cinping bir aydan kısa bir süre içinde Washington'u ziyaret etmeye hazırlanırken, Kahire'de açıkladığı girişimi, Trump ile yapılacak zirvede ele alınacak kartlardan biri olacak. Bu girişim, salt diplomatik duruşun ötesinde bir ağırlık taşıyor. Geçtiğimiz yıllar içinde Ortadoğu'da geniş bir ekonomik ve siyasi varlık biriktiren Çin, şimdi bölgenin güvenliği hakkındaki tartışmaya bizzat katılıyor ve devam eden Amerikan varlığına ve ittifaklarına paralel olarak, yeni güvenlik düzenini yönetecek düzenlemeleri ve kuralları şekillendirmede kendisini etkili bir oyuncu olarak konumlandırıyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi sırasında Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 30 Ekim 2025 (Reuters)
Washington, İran savaşını sona erdirmek ve bölgeyi kendi lehine yeniden şekillendirmek için mücadele ederken, Şi bu kez farklı bir kozla Beyaz Saray'a giriyor. Obama'nın 2014'te ABD güvenlik sisteminin “bedava yolcusu” olarak tanımladığı ve “sorumlu bir ortak” olmaya çağırdığı Çin, şimdi Ortadoğu için yeni bir güvenlik düzeniyle ilgili tartışmanın merkezinde yer alıyor. Bölgedeki bazı ülkeler artık Çin'i güvenilir bir ortak, hatta bazen ABD'den bile daha güvenilir ve güvenlik ve siyasi düzenlemelerinde kendisine güvenebilecekleri bir ülke olarak görüyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة