Haiti'nin başkentini saran çeteler, kırsala da yayılıyor
23 Ağustos saldırısında ölenlerin cenaze töreni sırasında yerel savunma birlikleri devriye gezmişti (Reuters)
Haiti'de başkentin büyük kısmını kontrol eden çeteler hakkında korkutucu bir uyarı geldi.
İsviçre merkezli kâr amacı gütmeyen Uluslararası Organize Suça Karşı Küresel Girişim'in (Global Initiative Against Transnational Organized Crime) Haiti misyonu, pazartesi yeni bir rapor yayımladı.
Karayip ülkesindeki silahlı çetelerin başkent Port-au-Prince'ten kırsal bölgelere giderek daha fazla yayıldığı bildirildi.
Çetelerin insan kaçırma, büyükbaş hayvan hırsızlığı ve yol kesme gibi taktiklere başvurduğu belirtilirken ülkedeki güvenliği sağlama çabalarının başkente odaklandığı hatırlatıldı.
23 Ağustos'ta başkent yakınlarındaki Kenscoff'a düzenlenen, en az 47 kişinin öldüğü, onlarca kişinin de kaçırıldığı baskın gibi olayların geçmişte pek yaşanmadığı anımsatıldı.
Çetelerin Haiti'nin başlıca tarım bölgelerinden biri olan Artibonite'deki kişileri ve tarım arazilerini hedef aldığı ifade edildi.
Rapora göre çeteler, hızlı baskınlar düzenlemek, yerel toplulukları baskı altına almak ve sığınak olarak kullandıkları bölgelerle hedef aldıkları yerler arasında hareket etmek için küçük ve hareketli birlikler kullanıyor. Bu yöntem, silahlı grupların bölgeleri kalıcı olarak işgal etmeden nüfuzlarını artırmalarına ve günlük yaşamı sekteye uğratmalarına olanak sağlıyor.
Güvenlik güçlerinin, geniş dağlık alanlarda hızla hareket eden silahlı örgütlerle mücadele için gerekli personel, ekipman ve eğitimden yoksun olduğu vurgulandı.
Raporda yalnızca güvenlik önlemlerinin yeterli olmayacağı savunuldu. Çiftçilerin korunması, yerel ekonomilerin yeniden canlandırılması ve uzun süredir devam eden toprak anlaşmazlıklarının ele alınması çağrısı yapıldı.
Bunların yanı sıra çete üyelerinin silahsızlandırılması ve topluma yeniden kazandırılması için de adımlar atılması gerektiği belirtildi.
Öğrencilerin yeni eğitim öğretim yılına pazartesi başladığı ülkede mevcut durum ve gelecek pek parlak görünmüyor (Reuters)
Halihazırda çok uluslu bir görev gücü Haiti'de faaliyet gösteriyor. BM'ye bağlı olan, Kenya liderliğindeki Çok Uluslu Güvenlik Destek Misyonu, Haiti polisi ve ordusuna yardım ediyor. Misyonun personel sayısının kısa süre içinde 5 bin 500'e çıkarılması planlanıyor.
Ancak Haiti'de düzeni sağlama çabaları bir türlü istenen sonuçları vermiyor. Başkentin en az yüzde 70'ini çetelerin kontrol ettiği düşünülüyor.
Temmuz 2021'de Devlet Başkanı Jovenel Moise'ye suikast düzenlenmesi ve aynı yıl ağustosta 2 bin 200'den fazla kişinin ölümüne neden olan 7,2 büyüklüğündeki deprem, 11 milyonu aşkın nüfuslu Haiti'deki toplumsal huzursuzluğu artırmıştı.
Haiti'deki çatışmalar yüzünden 2022'den bu yana 21 bini aşkın kişinin hayatını kaybettiği, yaklaşık 1,5 milyon kişinin de evinden olduğu tahmin ediliyor.
ABD, Ortadoğu'da 11 Eylül öncesine dönmeyi tartışıyor
2003'te ortaklarıyla birlikte Irak işgaline başlayan ABD, o dönemden beri sıcak çatışmaların içinde yer alıyor (AFP)
CNN'in Amerikalı 6 kaynağına dayandırdığı habere göre, ülkedeki askerler ve istihbaratçılar Ortadoğu'daki asker sayısını 11 Eylül öncesi seviyelerine indirmeyi tartışıyor.
Amerikan medya devinin haber kaynakları, Washington'ın İran savaşını sonlandırabilmesi halinde Ortadoğu'daki askeri tesislerini azaltmayı düşündüğünü söyledi.
11 Eylül 2001'deki El Kaide saldırılarının ardından ABD, Irak'ı işgal ederken bölgedeki istihbarat ve ordu tesislerinin sayısını da artırmıştı.
Halihazırda ABD'nin 50 bine yakın askeri, iki uçak gemisi ve bir düzineden fazla güdümlü füze destroyeri bölgede konuşlandırılmış durumda.
11 Eylül saldırılarından önceki yıllarda Ortadoğu'daki askeri varlığını önemli ölçüde artırmaya başlayan ABD'nin 1998 itibarıyla bölgede yaklaşık 27 bin askeri vardı.
2003'te başlayan Irak işgali sırasında ABD'nin Ortadoğu'daki asker sayısı yaklaşık 250 bine çıkmıştı.
28 Şubat'ta İsrail'le birlikte İran'a savaş açan ABD'ye Tahran'ın yaptığı misillemeler, bölgedeki Amerikan üslerinin füze ve İHA saldırılarına karşı savunmasızlığını ortaya çıkardı. Resmi kayıtlara göre İran savaşı sırasında 18 ABD askeri öldü.
Amerikalı bir yetkili, "Kırılganlıklar her zaman biliniyordu ancak ABD hiçbir zaman bunlara acil müdahale gereksinimi hissetmedi" dedi.
CNN, Ortadoğu'da ciddi hasar alan Amerikan tesislerinin yeniden inşa edilmeyeceğini, bazılarınınsa yer altına taşınabileceğini aktardı.
Habere göre CIA ve ABD ordusunun özel operasyon birimleri, bazı görevlerin kalıcı üsler olmadan yürütülüp yürütülemeyeceğini değerlendiriyor. Bu modele geçilirse personel ve ekipman ABD'de tutularak yalnızca ihtiyaç duyulduğunda bölgeye gönderilecek.
Körfez Arap ülkelerindeki ABD askeri varlığının azaltılarak savunma yükünün önemli kısmının bölgedeki ortaklara devredilmek istendiği belirtildi.
ABD'nin bölgeden çekilme girişimleri daha önce de sonuçsuz kaldı. Barack Obama ve Donald Trump, Çin'i başlıca stratejik tehdit olarak gördüklerini belirtse de Ortadoğu'daki gelişmeler Washington'ın güçlerini Asya'nın doğusuna taşıma planlarına engel oldu.
Independent Türkçe, CNN, AP
Trump tüm Kuzey Amerika'yı sınırlarına kattıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5316177-trump-t%C3%BCm-kuzey-amerikay%C4%B1-s%C4%B1n%C4%B1rlar%C4%B1na-katt%C4%B1
ABD Başkanı Trump, Birleşik Devletler'in Kuzey Amerika'nın tamamını kapsadığını gösteren bir görsel paylaştı. Bu, ABD'nin dünya genelindeki topraklarını yeniden adlandırma veya genişletme yönündeki kışkırtıcı mesajlar zincirinin son halkası (@realDonaldTrump/Truth Social)
ABD Başkanı Trump, Birleşik Devletler'in Kuzey Amerika'nın tamamını kapsadığını gösteren bir görsel paylaştı. Bu, ABD'nin dünya genelindeki topraklarını yeniden adlandırma veya genişletme yönündeki kışkırtıcı mesajlar zincirinin son halkası (@realDonaldTrump/Truth Social)
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi günü Truth Social'da Birleşik Devletler'in Kuzey Amerika kıtasının tamamıyla Grönland'ı kapladığını gösteren bir harita paylaştı. ABD'nin Kanada'yla ticaret savaşı sürerken gelen gönderi, emperyalist çağrışımlar taşıyan kışkırtıcı paylaşımlar zincirinin son halkası oldu.
Görsel, Trump'ın eleştirmenlerinin tepkisini çekti.
Trump karşıtı grup Republicans Against Trump, X'te "Trump tamamen kafayı yemiş" diye yazdı.
Dış politika uzmanı Kurt Taylor Gaubatz ise başkanın art arda yaptığı paylaşımların ardından Bluesky'da, "Bence tüm haber kaynakları köşeye 'Trump'ın dün yaptığı çılgınlıklar' yazan küçük bir kutu koymalı. Truth paylaşımlarını, saçındaki değişiklikleri ve benzeri şeyleri bu kutuya koyalım ki bunlar, Amerika'yı, demokrasiyi ve dünyayı nasıl baltaladığına ilişkin günlük haberlerin önüne geçmesin" dedi.
Başkanın muhafazakar destekçileri ise paylaşımı memnuniyetle karşıladı. Bu paylaşım, Cumhuriyetçinin hafta sonu yaptığı ve Hürmüz Boğazı'nın yeni ABD toprağı olduğunu ve New Mexico'nun adının New America olarak değiştirileceğini öne sürdüğü mesajların ardından geldi.
Yorumcu Eric Daugherty, X'te "HAHAHA!" diye yazdı ve Trump'ın "tam anlamıyla Kuzey Amerika imparatorluğu moduna" geçtiğini, "Demokratların, Trump'ın geniş çaplı işgallere girişeceğinden endişelenerek azil sürecini başlatacak maddeler sunacağını" söyledi.
The Independent, yorum almak için Beyaz Saray'la iletişime geçti.
ABD Başkanı daha önce de eleştirmenlerini ve rakiplerini kızdırma amacını taşıdığı anlaşılan benzer görseller paylaşmıştı. Ancak Beyaz Saray, en azından ABD'nin bakış açısından haritayı yeniden şekillendirecek adımlar da attı.
ABD'nin Kanada'yla ticaret savaşı sürerken başkan, geçen hafta ABD haritalarında Ontario Gölü'nün adını Amerika Gölü diye değiştirdi. Geçen yıl da Meksika Körfezi'nin adını Amerika Körfezi diye değiştirmişti.
Trump yönetimi, sosyal medyadaki kışkırtıcı paylaşımların ve ABD'deki yer adlarının değiştirilmesinin ötesinde, yabancı ülkelere müdahaleleri nedeniyle yöneltilen tekrarlanan eleştirilere rağmen, Trump'ın ilk başkanlık dönemindekinden ve seçim kampanyasındaki vaatlerinin işaret ettiğinden çok daha saldırgan ve emperyalist bir dış politika izliyor.
Başkan ayrıca New Mexico'nun adını değiştirme fikrini ortaya attı ve son günlerde Ontario Gölü'nün adını gerçekten de Amerika Gölü olarak değiştirdi. (Beyaz Saray)
ABD, İran'la savaş yürüttü, Venezuela liderini devirdi ve ülkenin petrol endüstrisinin kontrolünü ele geçirdi, Karayipler'de uyuşturucu taşıdığı öne sürülen teknelere saldırdı, NATO müttefiki Danimarka'ya bağlı Grönland'ı istila etme tehdidinde bulundu ve Küba'daki komünist rejimi devirmeyi hedefleyerek ülkeye ağır ekonomik baskı uyguladı.
Bu tutum, ABD'nin geleneksel müttefiklerinin tepkisine ve endişelerine yol açtı.
Kanada, ABD'nin ticaret savaşı hamlelerine benzer hamlelerle karşılık verdi. ABD'nin hakim olduğu mevcut uluslararası düzenin sona ermekte olduğunu ve "geri dönmeyeceğini" dile getirerek yeni ittifaklara ihtiyaç duyulduğunu savundu.
ABD'nin saldırgan tutumu karşısında Danimarka'nın, iddialara göre Grönland'ı savunmak üzere askeri planlar hazırladığı bildirildi.
Son anketlere göre başkanın giderek daha pervasız hale gelen üslubu, partisinin 2026 ara seçimlerindeki şansını tehdit ediyor olabilir.
The Financial Times/Focaldata'nın araştırmasında katılımcıların yüzde 46'sı Trump'ın Beyaz Saray'daki icraatlarının muhafazakarların kasımdaki seçimleri kazanmasını "zorlaştırdığını" düşündüğünü söyledi. Bu görüşü paylaşan Cumhuriyetçi seçmenlerin oranı ise yüzde 30'du.
Independent Türkçe
Alternatif parti için ezici bir seçim zaferi... Doğu Almanya'da aşırı sağın yükselişinin sırrı ne?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5316161-alternatif-parti-i%C3%A7in-ezici-bir-se%C3%A7im-zaferi-do%C4%9Fu-almanyada-a%C5%9F%C4%B1r%C4%B1-sa%C4%9F%C4%B1n-y%C3%BCkseli%C5%9Finin
Alternatif parti için ezici bir seçim zaferi... Doğu Almanya'da aşırı sağın yükselişinin sırrı ne?
AfD üyeleri, 6 Eylül 2026’da Almanya’nın Magdeburg kentinde Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinin sonuçlarını kutluyor. (AP)
6 Eylül Pazar günü Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılan seçimler, Almanya’nın birleşmesinin üzerinden 30 yılı aşkın süre geçmesine rağmen ülkenin doğusu ile batısı arasındaki siyasi bölünmenin hâlâ varlığını koruduğunu ortaya koydu. Aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin elde ettiği tarihi sonuç, doğu eyaletlerini partinin en güçlü seçim kalelerinden biri haline getiren daha geniş kapsamlı bir eğilimin yansıması olurken, bu eyaletlerdeki seçmen davranışlarının ülkenin geri kalanından neden farklı olduğu sorusunu da yeniden gündeme getirdi.
AfD, 2021’de yalnızca yüzde 20,8 oy almışken, bu seçimde oyların yaklaşık yüzde 44’ünü elde etti. Başbakan Friedrich Merz’in partisi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ise beş yıl önce aldığı yüzde 37,1’lik oyun ardından yaklaşık yüzde 18’e geriledi. Bu sonuç, son yıllarda Doğu Almanya eyaletlerinde belirginleşen ve AfD’nin seçimlerdeki varlığını güçlendirerek geleneksel partilerin açık ara önüne geçtiği eğilimi pekiştirdi.
Doğu’daki hoşnutsuzluğun kökleri
Bu seçim haritasını anlamak için Almanya’nın 1990’daki birleşme sürecine dönmek gerekiyor. Doğu Almanya’daki komünist sistemin çökmesinin ardından bölge hızla piyasa ekonomisine geçti. Çok sayıda sanayi kuruluşu kapatıldı veya yeniden yapılandırıldı; yüz binlerce kişi işini kaybetti ve çok sayıda genç Batı eyaletlerine göç etti.
Doğu Almanya vatandaşları, Doğu Almanya sınırlarının açıldığının duyurulmasının ardından Berlin’de Brandenburg Kapısı yakınında Berlin Duvarı’na tırmanıyor, 10 Kasım 1989 (Reuters)
ABD merkezli düşünce kuruluşu Brookings Institution’a göre AfD’nin doğudaki yükselişinin ardında ekonomik eşitsizlik, sivil toplum yapılarının zayıflığı ve siyasi partilerle bağların zayıflaması gibi faktörlerin yanı sıra, bazı kesimlerde Almanya’nın yeniden birleşme biçimine yönelik hoşnutsuzluk da bulunuyor. Doğu Almanya’nın Batı’da hâkim olan siyasi ve ekonomik sisteme hızla entegre edilmesi, bu kesimlerde eşit ortaklığa dayalı bir birleşme yaşanmadığı algısını güçlendirdi. Parti ayrıca seçmenlerin bir bölümündeki Doğu Almanya geçmişine yönelik özlemi de siyasi söylemine taşıyor.
Şarku’l Avsat’ın Alman yayın kuruluşu Deutsche Welle’den aktardığına göre, birleşmenin üzerinden 30 yılı aşkın süre geçmesine rağmen doğu ile batı arasındaki bazı farklılıklar varlığını sürdürüyor. Doğu eyaletlerinde gelir ve servet seviyeleri hâlâ daha düşük. Bu eyaletlerde aynı zamanda nüfus azalması yaşanırken, çok sayıda genç de ülkenin batısına göç etti.
Ekonomik faktörler, doğudaki bazı kesimlerde birleşmenin ardından kendi deneyimlerinin ve kimliklerinin yeterince değer görmediği yönündeki duyguyla iç içe geçiyor. Doğu Almanya’nın, doğu ve batının deneyimleri arasında eşit bir ortaklığa dayalı birleşme gerçekleştiği hissi oluşmadan, Batı’nın mevcut sistemine entegre edildiği düşünülüyor.
Göç, kimlik ve protesto oyu
AfD, dışlanmışlık ve hoşnutsuzluk duygusunun hâkim olduğu bu ortamda kendisini, ülkeyi onlarca yıldır yöneten elitlere ve siyasi partilere meydan okuyan bir güç olarak sunmak için uygun zemin buldu. Parti, 2015’te Almanya’da yaşanan mülteci krizinden, Covid-19 salgını sırasında getirilen kısıtlamalara yönelik tepkilerden ve ardından enflasyon, enerji fiyatlarındaki artış ve hayat pahalılığından oldukça fazla yararlandı.
AfD destekçileri, 8 Ekim 2022’de Almanya’nın Berlin kentinde hükümeti protesto ediyor (Reuters)
Göç, sığınma ve göç politikalarının sıkılaştırılmasını ve sınır dışı işlemlerinin artırılmasını savunan AfD’nin en önemli siyasi mobilizasyon araçlarından biri haline geldi. Ancak gözden kaçmaması gereken bir durum, AfD’nin en yüksek oy oranlarına ulaştığı bazı bölgelerde göçmen nüfusunun görece düşük olması. Bu durum, meselenin yalnızca göçle değil, toplumsal ve demografik değişimlere ilişkin kaygılar ve kimlik meselesiyle de bağlantılı olduğunu gösteriyor.
ABD merkezli Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’na göre Doğu Almanya’da popülist sağın gücünü yalnızca ekonomik gerilemeyle açıklamak artık yeterli değil. Siyasi kültür, kendine özgü bir Doğu Almanya kimliği algısı ve kurumlara duyulan güvensizlik de bunda önemli rol oynuyor.
Protesto oyu da AfD’nin destek tabanının bir bölümünü oluşturuyor. Bu durum, partinin bazı yöneticilerinin göçmenler, İslam ve Alman kimliği konusundaki sert tutumları ile Nazi dönemiyle bağlantısı nedeniyle tartışma yaratan açıklamalarına rağmen, desteğini korumasını açıklamaya yardımcı oluyor.
Doğu Almanya’nın siyasi atmosferinde Rusya
Doğu ve Batı Almanya arasındaki farklılıklar dış politikaya ilişkin tutumlara da yansıyor. Doğu eyaletlerinde ABD ve NATO ile ilişkilerin bazı boyutlarına yönelik şüphecilik daha fazla. Rusya’ya yönelik tutumlar da ülkenin batısına kıyasla daha olumlu. Ancak bu durum, genel anlamda Batı karşıtı bir eğilimin bulunduğu anlamına gelmiyor. Doğu Almanya’da Berlin’in Moskova politikasına, özellikle yaptırımlara ve Rusya’nın işgaline karşı Ukrayna’ya verilen desteğe yönelik itirazlar daha güçlü.
AfD destekçilerinden biri, 8 Ekim 2022’de Berlin’de düzenlenen protesto sırasında Nazi selamı veriyor (Reuters)
Bunda kısmen, Soğuk Savaş döneminde Sovyet blokunun parçası olan Doğu Almanya’nın tarihsel mirası ve bu dönemin, Batı Almanya’da yaşayanların deneyimlerinden farklı siyasi ve toplumsal bağlar oluşturması etkili.
AfD, doğudaki seçmenlerin Rusya ve Batı politikalarına ilişkin bu farklı tutumlarından yararlanarak Moskova’ya yönelik yaptırımların kaldırılmasını ve Rusya ile ekonomik ilişkilerin yeniden kurulmasını savundu; Kiev’e silah gönderilmesine karşı çıktı. Böylece dış politika, partinin iç siyasi söylemiyle iç içe geçti. AfD, birbirini izleyen hükümetleri dış politika yükümlülüklerini Almanların ekonomik çıkarlarının önüne koymakla suçluyor.
“Güvenlik duvarı” daha zorlu bir sınavla karşı karşıya
Ancak Saksonya-Anhalt seçimleri, AfD’nin iktidardaki konumuna ilişkin başka bir siyasi soruyu da gündeme getiriyor. Almanya’nın ana akım partileri yıllardır “Brandmauer” olarak adlandırılan ve AfD ile koalisyon kurmayı veya siyasi iş birliği yapmayı reddeden bir tutum sürdürüyor. Parti seçimlerde sınırlı bir güce sahipken bu kuralı uygulamak daha kolaydı. Ancak AfD’nin oyların yüzde 40’ından fazlasını aldığı ve rakiplerine açık fark attığı bir ortamda, partiyi dışarıda bırakarak hükümet kurmak siyasi açıdan daha zor ve karmaşık hale geliyor.
Saksonya-Anhalt’taki AfD adayı Ulrich Siegmund ve parti lideri Alice Weidel, 6 Eylül 2026’da Almanya’nın Magdeburg kentinde seçim sonuçlarını kutluyor (DPA)
Son seçim sonucu AfD’ye tek başına hükümet kurmak için gerekli çoğunluğu vermese de diğer partilerin AfD ile koalisyon kurmayı reddetmesi, arkasından gelen bazı partilerin eyalet hükümetini oluşturmak ve AfD’yi muhalefette tutmak için birlikte hareket etmesini gerektirebilir.
Bu durum da AfD’ye kurum karşıtı söylemini güçlendirecek yeni bir malzeme sağlıyor. Parti, kendisini en fazla seçmenin tercih ettiği siyasi güç olarak gösterirken, geleneksel partilerin iktidara gelmesini engellemek için bir araya geldiğini savunabilir.
Bölünmenin izleri hâlâ belirgin
Saksonya-Anhalt seçimleri, Almanya’nın genel siyasi tablosundaki bölünmeye ilişkin daha net bir görüntü sunuyor. Seçimler, Almanya’nın yeniden birleşmesinden önce 40 yılı aşkın süre boyunca yaşadığı bölünmenin etkilerinin siyasi ve toplumsal haritadan tamamen silinmediğini gösteriyor.
AfD’nin doğu eyaletlerinde yüzde 40’ın üzerinde oy almaya devam etmesi halinde, partiyi iktidarın dışında tutmakta ısrar eden geleneksel partiler üzerindeki baskı daha da artacak. Partinin seçim tabanının genişlemeyi sürdürmesiyle birlikte “güvenlik duvarını” korumak da giderek zorlaşabilecek.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة