Dünya Bankası: Bölgedeki gıda güvenliğini ekonomik bir fırsata dönüştürmek için yıllık 12 milyar dolara ihtiyaç var

Ousmane Dione Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan, bölgesel merkez konumunu güçlendirme potansiyeline sahip

Dünya Bankası: Bölgedeki gıda güvenliğini ekonomik bir fırsata dönüştürmek için yıllık 12 milyar dolara ihtiyaç var
TT

Dünya Bankası: Bölgedeki gıda güvenliğini ekonomik bir fırsata dönüştürmek için yıllık 12 milyar dolara ihtiyaç var

Dünya Bankası: Bölgedeki gıda güvenliğini ekonomik bir fırsata dönüştürmek için yıllık 12 milyar dolara ihtiyaç var

Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan’da gıda güvenliği artık sadece hane halkının sofrasındaki gıda miktarıyla sınırlı bir mesele olmaktan çıkarak, bölge ekonomilerinin kısıtlı kaynakları yönetme, ticareti çeşitlendirme, yatırım çekme, istihdam sağlama ile jeopolitik ve iklimsel şoklarla mücadele etme kapasitesinin kapsamlı bir sınavına dönüştü.

Dünyanın en kurak bölgelerinden birinde, 142 milyondan fazla insanın gıda güvensizliği çektiği ve nüfusun yüzde 42’sinin sağlıklı bir beslenme çantasının maliyetini karşılayamadığı bir coğrafyada denklem giderek zorlaşıyor: Doğal kaynaklar tükenmeden daha fazla gıda üretimi nasıl sağlanacak?

Gıda talebinin 2050 yılına kadar yaklaşık yüzde 67 oranında artmasının beklendiği bölgede Dünya Bankası, bu talebin karşılanmasının başta su olmak üzere kaynak yönetiminde bir mantık değişikliği gerektirdiğini belirtiyor. Banka, daha verimli sulama ve tarımsal yenilikler için bölgenin yıllık yaklaşık 12 milyar dolarlık yatırıma ihtiyaç duyduğunu tahmin ediyor.

rgthy
Dünya Bankası Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan’dan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ousmane Dione (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

Şarku’l Avsat’a konuşan Dünya Bankası Ortadoğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan’dan Sorumlu Başkan Yardımcısı Ousmane Dione; tarım, su, ticaret, lojistik, sanayi, teknoloji ve özel sektörün tek bir ekosistem olarak ele alınması durumunda mevcut zorlukların büyük ekonomik fırsatlara dönüştürülebileceğini ifade etti.

Su, gıda denkleminin kalbinde yer alıyor

Dione’ye göre bölgedeki gıdanın geleceğini konuşurken işe sudan başlamak bir zorunluluk teşkil ediyor. Birçok ülkenin hali hazırda ciddi su kıtlığı seviyelerinin altında bulunduğu ve kişi başına düşen yıllık su miktarının 500 metreküpün altına gerilediği bölgede, tarım sektörü mevcut suyun yaklaşık yüzde 87’sini tüketiyor.

Dünya Bankası bu nedenle çözümün yalnızca ek su kaynakları sağlamakta değil, kaynağın kullanım şeklinin yeniden düşünülmesinde yattığını vurguluyor.

Dione, ‘döngüsel su yönetimi’ (Closing the Loop) anlayışına geçilmesinin gerekliliğine dikkat çekti. Bütüncül bir ekonomik döngü çerçevesinde suyun tek bir kullanımdan sonra heba edilmemesini öngören bu konsept; atık suların toplanması, arıtılması ve tarım ile sanayi başta olmak üzere uygun alanlarda yeniden kullanılması ilkesine dayanıyor. Süreç, su ve sulama şebekelerindeki kayıpların azaltılması ve verimliliğin artırılmasıyla eş zamanlı olarak yürütülüyor.

Bu yaklaşımla su, tüketilen bir girdi olmaktan çıkarak defalarca dönüştürülebilen ve kullanılabilen bir kaynağa dönüşüyor. Böylece aynı miktardaki doğal kaynaktan ekonomi için fiilen sağlanan su miktarı artırılmış oluyor.

Bölgenin deniz suyu arıtma alanında önemli adımlar attığını belirten Dione, arıtmanın tek başına yeterli olmayacağını vurguladı. Yapılması gerekenin, suyu yalnızca tarımsal üretimin bir girdisi olarak değil, stratejik bir ekonomik kaynak şeklinde yönetmek olduğunu kaydeden Dione, döngüsel su yönetimine ulaşılana kadar bölgedeki ‘her bir damla suyun’ çok yönlü olarak kullanılması gerektiğini ifade etti.

Öte yandan su kullanımında verimlilik sadece gıda üretimiyle sınırlı kalmayıp, üretilen gıdanın korunmasını da kapsıyor. Kaybolan veya israf edilen her bir gıda miktarı; onun üretimi, taşınması ve depolanması için harcanan su, enerji, arazi ve diğer kaynakların da israf edilmesi anlamına geliyor.

Daha az suyla daha fazla ürün

Dione, damla sulamaya geçişten sızıntı, israf ve suyun yeniden kullanımının azaltılmasına, tarımsal kaynakların daha hassas yönetimi için yapay zekâ ve verilerin kullanılmasına kadar teknolojinin gıda ve su denklemini değiştirmede kilit bir rol oynayacağını belirtti.

Modern teknolojiler, ürünlerin su ihtiyacının belirlenmesine, tüketim oranlarının ölçülmesine, iklimsel ve coğrafi koşullara en uygun ürünlerin seçilmesine ve en az su tüketimiyle en yüksek verimi sağlayacak üretim döngülerinin tespit edilmesine yardımcı olabiliyor.

Bu doğrultuda Dünya Bankası, teknolojiyi yalnızca verimliliği artıran bir araç olarak değil, bölgenin tarım haritasını yeniden çizen bir yöntem olarak görüyor: Ne ekilmeli? Nerede ekilmeli? Ne kadar suyla ve hangi teknolojiyle üretilmeli?

dcfvgbh
Irak’taki bir su arıtma tesisi (X)

Söz konusu denklem, yer altı suyu tüketimini artırarak tarımsal üretimi genişletmenin mümkün olmadığı bir coğrafyada özel bir önem taşıyor. Aksi bir yaklaşım, gıda güvenliğini sağlama çabasını bölgenin en kıt kaynaklarından biri üzerinde ilave bir baskıya dönüştürme riski taşıyor.

Bu nedenle hedef, ne pahasına olursa olsun daha fazla üretmek değil; her damla sudan daha fazla gıda elde etmek ve mevcut kaynaklardan daha yüksek ekonomik ve besinsel değer yaratmak.

‘Sanal su’... Ticaret, gıda güvenliğinin bir aracı

Dione, gıda güvenliği yönetiminde kritik bir yaklaşıma dikkat çekti: Gıda ithal etmek, zorunlu olarak gıda güvenliğinin zayıf olduğu anlamına gelmez. İthal edilen bir tarım ürünü, menşe ülkede üretimi için kullanılan suyu da dolaylı olarak bünyesinde taşır; bu durum ‘sanal su’ kavramı olarak tanımlanır.

Dolayısıyla bir ülkenin, kendi kısıtlı su kaynaklarını tüketmek yerine, yerli üretimi büyük miktarda su gerektiren bir ürünü dışarıdan tedarik etmesi ekonomik ve çevresel açıdan daha verimli bir tercih oluşturabilir.

Ancak sorun, ithalata olan bağımlılığın sınırlı sayıda ülke veya ticaret güzergahı üzerinde yoğunlaşmasıyla başlar.

Bu noktada su güvenliği ile ticaretin esnekliği kesişmektedir. Gıda ihtiyacının bir kısmını dışarıdan karşılayan bir ülkenin ithalat kaynaklarını ve sevkiyat rotalarını çeşitlendirmesi, ticaret yapısının şoklara karşı dayanıklılığını güvence altına alması gerekmektedir.

Ukrayna’daki savaşın ardından tahıl ticaretinde yaşanan aksamalar, küresel ticaret şoklarının gıda fiyatlarına ne kadar hızlı yansıyabildiğini ve en hassas kesimler üzerindeki baskıyı nasıl artırabildiğini göstermiştir.

cdfvg
Katar’da bulunan Hamad Limanı’ndaki konteyner terminalleri (QNA)

Bu çerçevede Dünya Bankası, doğru denklemin yerli üretim ile ithalat arasında bir seçim yapmak değil, daha esnek bir kombinasyon oluşturmak olduğunu vurgulamaktadır: Su ve kaynak kullanımı açısından verimli ürünleri yerelde üretmek, yerli üretimi suyu aşırı tüketen ürünleri ithal etmek; bu süreçte de tedarik kaynaklarını çeşitlendirerek depolama, lojistik ve stratejik rezervleri güçlendirmek öne çıkmaktadır.

İsraf… Sofraya ulaşamadan kaybedilen kaynaklar

Bölge, gıda kaybı ve israfı şeklinde ortaya çıkan bir diğer ciddi sınamayla karşı karşıya bulunuyor. Dünya Bankası verilerine göre, üretim, depolama, taşıma, işleme, dağıtım ve tüketim dahil olmak üzere tedarik zincirinin farklı aşamalarında gıdanın yaklaşık üçte biri kaybolmakta veya israf edilmekte.

Bu kayıplar, su kıtlığı çeken bir coğrafyada iki kat daha büyük bir anlam taşıyor. Gıda israfı sadece gıdanın heba olması anlamına gelmemekte; aynı zamanda onun üretimi için kullanılan su, enerji ve arazinin de nihayetinde tüketiciye ulaşan bir gıdaya dönüşememesi manasına gelmektedir.

xcdfgrt
Kahire’de bir fırının önünde sıraya giren insanlar (AFP)

Bu açıdan bakıldığında, israfın azaltılması su tasarrufu sağlamanın yöntemlerinden biri haline geliyor. Gıdayı kaybolmaktan kurtarmak, aynı miktarı yeniden üretmek için kaynaklar üzerindeki baskıyı artırmaya gerek kalmaksızın, üretimde kullanılan kaynaklardan daha fazla yararlanılmasını sağlıyor.

İsrafın önlenmesi yalnızca tüketici davranışlarıyla sınırlı kalmayıp, tedarik zincirinin erken aşamalarında başlıyor. Depolama, soğuk hava zinciri, taşımacılık, silolar, ambalajlama ve gıda işlemenin geliştirilmesini kapsayan bu süreç, aynı zamanda yeni yatırım fırsatları da sunuyor.

Hürmüz, gıda tedarik esnekliğini sınıyor

Bu boyut, bölgedeki ticaret trafiğinin aksamasıyla, özellikle de Hürmüz Boğazı’na bağlı risklerle birlikte daha büyük bir önem kazanıyor.

Dione, ticaret güzergahlarındaki aksamaların yalnızca gıdaya erişimi tehdit etmekle kalmayıp aynı zamanda gıda maliyetlerini de yükseltebileceğini; bu durumun da ithalat kaynaklarını, taşıma rotalarını ve stratejik stokları çeşitlendirmeyi gıda güvenliğinin ayrılmaz bir parçası haline getirdiğini vurguladı.

Bu doğrultuda ülkelerin, ticaret aksamalarına karşı dayanıklı bir sistem kurması gerekiyor. Söz konusu sistem; menşe ülkelerin çeşitlendirilmesini, limanların, depoların, siloların, soğuk hava zincirlerinin ve ulaşım ağlarının geliştirilmesini, ayrıca tedarik kesintilerinde uyum sağlamak için yeterli zamanı tanıyan stratejik rezervlerin oluşturulmasını kapsıyor.

Yılda 12 milyar dolar... Yatırımlar nereye gidiyor?

Ancak bu sistemin kurulması büyük bir sermaye gerektiriyor.

Dione, bölgenin yıllık yaklaşık 12 milyar dolarlık ek yatırıma ihtiyaç duyduğuna ve bu rakama sadece kamu harcamalarıyla ulaşmanın mümkün olmadığına dikkat çekti. Özel sektörün çekilmesinin öncelikle düzenleyici ve yasal çerçevenin iyileştirilmesiyle başlayacağını belirten Dione, ardından yatırımların en yüksek katma değeri sağlayan alanlara yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

sxdcfgt
Kuveyt şehrinin eteklerindeki bir otoyolda ilerleyen araçlar (AFP)

Konu sadece tarımla sınırlı kalmayıp, ürünün çiftlikten çıkışından sonraki süreçleri de kapsıyor: Depolama, işleme, ambalajlama, taşıma, hizmetler ve dağıtım.

Dione, bu entegre zincirin kurulmasının tarımsal yatırımları daha cazip hale getirebileceğini ve diğer sektörlere de yayılan ekonomik etkiler yaratabileceğini ifade etti.

Gıdadan istihdama

Bu yatırımların önemi, gıda tedarikinin ötesine geçerek iş gücü piyasasına kadar uzanıyor. Bölge genç bir nüfus yapısına sahip olmakla birlikte Dione, söz konusu ‘demografik fırsat penceresinin’ sonsuza dek açık kalmayacağı, özellikle de bölgedeki bazı ülkelerin nüfusun yaşlanması süreciyle karşı karşıya kalmaya başladığı konusunda uyarıda bulundu.

Bu nedenle gıda sisteminin geliştirilmesi; doğrudan tarımsal faaliyetlerin ötesinde gıda sanayii, depolama, taşımacılık, lojistik, hizmetler, ticaret ve teknoloji gibi alanlarda yeni istihdam olanakları sağlayabilir.

Dünya Bankası, bölgede halen yaklaşık 63 milyon istihdamın tarım ve gıda sistemleriyle bağlantılı olduğunu, bu sistemin geliştirilmesi sayesinde 2050 yılına kadar yaklaşık 5 milyon ilave istihdam yaratılabileceğini tahmin ediyor.

Dione, finansman, teknoloji, pazarlar ve değer zincirleriyle entegre edilmesi halinde tarımın yalnızca gıda sağlayan bir faaliyet değil, gelir ve refah kaynağı olabileceğini vurguladı.

Küçük çiftçiler... Değer zincirlerine doğru

Bu noktada küçük ölçekli çiftçiler özelinde bir diğer sınama öne çıkıyor. Büyük ölçekli tarım işletmeleri genellikle finansmana ve teknolojiye erişimde daha yüksek bir kapasiteye sahipken, küçük çiftçiler finansman, pazara erişim, depolama, makineleşme ve altyapı konularında zorluklarla karşı karşıya kalıyor.

Dünya Bankası’nın hayata geçirdiği AgriConnect girişimi tam da bu noktada devreye girerek, dünya genelinde yüz milyonlarca küçük çiftçinin geçimlik tarımdan daha organize, verimli ve karlı bir üretime geçmesine yardımcı olmayı hedefliyor.

Dione, çiftçilerin kooperatifler çatısı altında örgütlenmesinin finansmana erişim, girdi temini, teknoloji kullanımı ve pazara ulaşım kapasitelerini artırabileceğini açıkladı. Ancak Dione’ye göre bu sürecin başarısı, başta depolama, soğuk hava zinciri, taşımacılık ve gıda işleme olmak üzere çevre altyapının da geliştirilmesini gerektiriyor.

Su tüketimini azaltırken tarımsal üretimi artırmanın teorik bir hedef olmadığını göstermek adına bölgedeki uygulamalardan örnekler veren Dione, Fas’ı işaret etti. Fas’ta Dünya Bankası ile yapılan iş birliği; üretimin pazarlarla entegre edildiği, modern sulama teknolojilerine dayalı tarım alanlarının geliştirilmesine ve su kullanım verimliliğinin artırılmasına katkı sağladı.

Dione ayrıca, dünyanın su kıtlığı en yüksek ülkelerinden biri olan Ürdün’e dikkat çekti. Ürdün’de Dünya Bankası destekli projeler, yüksek verim seviyelerine ulaşırken su yönetimi ve damla sulamada modern teknolojilerden yararlanıyor.

Dione’ye göre buradan çıkarılacak ders; doğru politikaların teknoloji ve yatırımla birleştirilmesi halinde, su kıtlığının zorunlu olarak fırsat kıtlığı anlamına gelmediğidir.

Suudi Arabistan... Bölgesel merkez oluşturma fırsatı

Bu dönüşümlerin merkezinde yer alan Suudi Arabistan’ın bölgenin gıda sisteminde bölgesel bir rol üstlenmesini sağlayacak özel nitelikleri bulunuyor. Suudi Arabistan’ın batıda Kızıldeniz’e, doğuda ise Arap Körfezi’ne kıyısı olan coğrafi konumuna dikkat çeken Dione, bu durumun ülkeye ticaret ve bölge pazarları arasındaki lojistik bağlantılarda kilit bir konum kazandırdığını belirtti.

Dione’ye göre olası bu rol, yalnızca iç pazar için gıda ithal etmekle sınırlı kalmayıp; gıda işleme, imalat, ambalajlama, depolama, dağıtım ve yeniden ihracatı kapsayacak şekilde genişleyebilme potansiyeli taşıyor.

Suudi Arabistan’ın gıda ürünlerinin işlendiği, imal edildiği, ambalajlandığı ve ardından bölge pazarlarına dağıtıldığı bölgesel bir merkeze dönüşebileceğini ifade eden Dione, bu rolün Vizyon 2030 kapsamında Suudi Arabistan’ın yürüttüğü yapay zekâ, teknoloji, deniz suyu arıtma, enerji, altyapı ve lojistik yatırımları dahil birçok alanla örtüştüğünü vurguladı.

xscdfgth
Suudi Arabistan’ın güneyindeki Asir bölgesinde bir çiftçi, tarlasında buğday hasadı yapıyor. (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan’ın sahip olduğu bol enerji kaynaklarının imalat ve gıda işleme faaliyetlerinin geliştirilmesi için önemli bir zemin sunabileceğini belirten Dione, ülkenin coğrafi konumunun ise gıda akışına bağlı lojistik hizmetlerin büyütülmesine imkân tanıdığını kaydetti.

Gıda işleme, lojistik ve dağıtım alanlarının istihdam yaratmada kritik birer kaynak teşkil edebileceğine işaret eden Dione, Suudi Arabistan’ın bu alanlardaki bölgesel rolünü güçlendirmek adına önemli bir fırsata sahip olduğunu vurguladı.

Bu çerçevede gıda güvenliğinin artırılması, tüm gıda türlerinin mutlaka yerelde üretilmesi anlamına gelmiyor. Su ve ekonomi açısından mantıklı olduğu durumlarda yerli üretimi; çeşitli kaynaklardan ithalat, stratejik stoklar, gıda işleme ve lojistik altyapı ile bütünleştiren bir yaklaşım çok daha verimli bir seçenek olarak öne çıkıyor.

Bölgesel iş birliği... Kaynakların ve pazarların entegrasyonu

Ancak Dione, bu zorlukların bazılarıyla tek bir ülkenin tek başına mücadele edemeyeceğini vurguladı. Bölge ülkeleri arasındaki entegrasyon; belirli üretim kapasitelerine, enerjiye, altyapıya, limanlara veya lojistik hizmetlere sahip ülkeler ile geniş pazarlara sahip olanlar arasında kaynakların daha verimli dağıtılmasına imkân tanıyabiliyor.

Ticaretin ve lojistik bağlantıların geliştirilmesi, mevcut altyapıdan yararlanılması ile bilgi ve teknoloji transferinin sağlanması; bölgenin bir bütün olarak gıda ve su şoklarıyla mücadele kapasitesini artırabiliyor.

xsdcfg
Pakistan’ın Karaçi Limanı’nda ağlarını hazırlayan balıkçılar (EPA)

Bu durum; su, gıda ve ticaret arasındaki bağı yeniden ön plana çıkarıyor. Tüm gıda ihtiyacını üretecek kadar suya sahip olmayan bir ülke bu açığı ticaretle kapatabiliyor; ancak bunun karşılığında ithalat kaynaklarının çeşitliliğini, taşıma rotalarının esnekliğini ve stratejik stokların varlığını güvence altına alması gerekiyor.

Buna karşılık su kapasitesine, enerjiye veya gelişmiş teknolojiye sahip bir ülke, kaynaklarını daha verimli şekilde ithal edilebilecek ürünlerin üretimiyle tüketmek yerine, bu imkanları daha yüksek katma değerli faaliyetlerde değerlendirebiliyor.

Kıtlık yönetiminden fırsat yaratmaya

Nihayetinde Dione, bölgenin karşı karşıya olduğu asıl sınamanın yalnızca 2050 yılında nüfusunu nasıl doyuracağı değil; daha çalkantılı bir küresel konjonktürle baş edebilecek bir gıda, su ve ticaret sistemini nasıl inşa edeceği olduğunu belirtti.

Sınırlı su kaynakları daha yüksek verimliliği, çatışmalar ticarette daha fazla esnekliği, nüfus artışı yükselen talebi, genç nüfus ise yeni istihdam ihtiyacını zorunlu kılarken; teknoloji daha verimli üretim modellerine kapı aralıyor.

Bu denklemde su, tarım, depolama, gıda işleme, lojistik ve teknolojiye yapılan yatırımlar, doğrudan ekonomik dayanıklılığın kendisine yapılan yatırımlara dönüşüyor.

Suudi Arabistan açısından fırsat, yalnızca kendi gıda ihtiyacını güvence altına almakla sınırlı kalmayıp; coğrafi konumunu, enerjisini, altyapısını ve teknolojisini kullanarak bölgesel gıda sisteminin merkezi bir parçası haline gelmesinde yatıyor. Suudi Arabistan; gıda işlemesini ve lojistiği geliştirmenin yanı sıra teknoloji, deniz suyu arıtma, suyun yeniden kullanımı ve akıllı ithalatı eş zamanlı kullanarak her şeyi yerelde üretmeye değil, gıdayı verimli bir şekilde güvence altına almaya, katma değer yaratmaya ve bölge pazarlarını birbirine bağlamaya dayalı bir model inşa edebilir.

Böylelikle gıda güvenliği yalnızca bir tüketim meselesi olmaktan çıkıp bir yatırım ve ekonomi fırsatına dönüşürken, su güvenliği de bu fırsatın sürdürülebilirliği için temel bir ön koşul haline geliyor.

Başka bir ifadeyle bölgedeki gıda mücadelesi yalnızca tarlalarda değil; su şebekelerinde, limanlarda, depolarda, fabrikalarda, laboratuvarlarda ve tedarik zincirlerinde kazanılacaktır.



Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
TT

Husilerin Taiz kuşatması, temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarını 5 katına çıkardı

Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).
Husilerin kuşatma altındaki Taiz kentinde bir sokakta satışa sunulan benzin bidonları (Reuters).

Yemen'in Taiz kentinde Husilerin uyguladığı kuşatma, yüz binlerce kişinin yaşadığı sıkıntıları daha da ağırlaştırdı. Kente ulaşan yolların kapalı tutulması ve insani yardımların ulaştırılması amacıyla güvenli bir koridor açılmasına yönelik girişimlerin sonuçsuz kalması nedeniyle temel ihtiyaç maddelerinin fiyatları normal seviyesinin 5 katına kadar yükseldi. Ülkenin batı ve güneyindeki çatışma bölgelerinden kaçan sivillerin sayısı da artıyor.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), son dönemdeki askeri tırmanış ve buna bağlı çatışmaların Taiz'de temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarında keskin artışa yol açtığını bildirdi. Örgüte göre, kentin çevresindeki bölgelere ulaşım yollarının kesilmesi nedeniyle temel ürünlerin maliyeti 3 ila 5 kat arttı. Bu durum, temel gıda maddelerini dahi çok sayıda ailenin karşılayamayacağı seviyelere taşıdı.

Örgüt, Yemen'in batısında çatışmaların şiddetlenmesi üzerine 300 binden fazla kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Yerinden edilmelerin büyük bölümünün son iki ayda gerçekleştiğini belirten IOM, ailelerin barınma yeri bulmakta ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta giderek daha fazla zorlandığını kaydetti. Bu süreçte insani yardım kuruluşlarının ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engelleyen kısıtlamalar da devam ediyor.

cdhyj
Husilerin dört haftadır Taiz kentini kuşatma altında tuttuğunu gösteren fotoğraf (Yerel medya)

Uluslararası Göç Örgütü Yemen Misyonu Başkanı Abdüssettar İssuf, yıllardır süren çatışmaların ardından Yemenli ailelerin yeniden evlerini terk etmek zorunda kaldığını belirtti. İssuf, bu ailelerin çoğu zaman üzerlerindeki kıyafetlerden başka hiçbir şeyleri olmadan göç ettiğini vurgulayarak barınma, gıda, temiz su ve sağlık hizmetlerine acil ihtiyaç duyduklarını ifade etti.

İssuf ayrıca, finansman yetersizliğinin binlerce ailenin hayati önem taşıyan yardımlardan mahrum kalmasına yol açabileceği uyarısında bulundu. Çatışmaların ve yerinden edilmelerin yayılmasıyla insani ihtiyaçların da giderek arttığına dikkat çekti.

Örgütün verilerine göre, ekim ayının başından bu yana Lahic vilayetinin El-Mudâribe ve El-Ara ilçelerinden 43 binden fazla kişi göç etti. Bu sayı, Yemen genelinde tek bir ilçede kaydedilen en yüksek yerinden edilme rakamı oldu.

Taiz vilayeti içinde de göç hareketliliği artarken çok sayıda aile, şu anda 56 binden fazla yerinden edilmiş kişiye ev sahipliği yapan Aden kentine yöneliyor.

Uluslararası Göç Örgütü, krizin sağlık alanındaki etkilerini hafifletmek amacıyla Marib, Lahic, Aden ve Taiz vilayetlerinde beş mobil sağlık ekibi görevlendiriyor. Bu ekiplerin ikisi Taiz'de faaliyet gösteriyor.

Ekipler; temel sağlık hizmetleri ve tıbbi danışmanlığın yanı sıra üreme sağlığı, akut yetersiz beslenmenin tedavisi, aşılama, sağlık kuruluşlarına sevk, ruh sağlığı, koruma ve acil bakım hizmetleri sunuyor.

Beş mobil ekip, geçen hafta sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu veya insani krizlerden etkilenen bölgelerde yaklaşık bin tıbbi danışmanlık hizmeti verdi.

Acil ihtiyaçlar için 45 milyon dolar gerekiyor

İnsani ihtiyaçların genişlemesi karşısında Uluslararası Göç Örgütü, müdahale kapasitesinin artırılması için aldığı katkılara rağmen ek finansmana ihtiyaç duyulduğunu bildirdi. Örgüt, önümüzdeki altı ay boyunca yürütülecek çalışmalar için yaklaşık 45 milyon dolara ihtiyaç olduğunu açıkladı.

Talep edilen finansmanın; hayat kurtarıcı yardımların yanı sıra barınma, acil nakit desteği, gıda dışı temel ihtiyaç malzemeleri, koruma hizmetleri, sağlık hizmetleri, temiz su ve sanitasyon çalışmalarını karşılaması öngörülüyor. Kaynakların ayrıca yerinden edilmiş kişilerin barındığı alanların koordinasyonu ve nüfus hareketlerinin takibi için de kullanılması planlanıyor.

cdg
Husilerin yerleşim alanlarını hedef alması nedeniyle devam eden göç dalgası (Yerel medya)

Söz konusu çalışmalar, yerinden edilmiş aileleri ve onlara ev sahipliği yapan toplulukları hedefleyen Yemen Krizine Müdahale Planı kapsamında yürütülüyor. Bu çerçevede, Afrika Boynuzu'ndan Yemen üzerinden gelen göçmenlere yardım etmeyi amaçlayan Afrika Boynuzu ve Yemen Bölgesel Göçmen Müdahale Planı da uygulanıyor.

Husilerin Taiz kentini kuşatma altında tutmayı ve kırsal bölgelerdeki yerleşim alanlarıyla Lahic'in batısındaki bölgeleri hedef almayı sürdürmesine rağmen Uluslararası Göç Örgütü, çatışmanın tüm taraflarına sivilleri ve insani yardım çalışanlarını koruma çağrısında bulunmakla yetindi.

Örgüt, özellikle Taiz vilayetinde ulaşılması güç bölgelere yardımların güvenli ve engelsiz biçimde ulaştırılmasının sağlanmasını istedi.

Köyler hedef alınıyor

Öte yandan Yemen hükümetine yakın kaynaklar, Lahic vilayetinin batısında Husilerin kontrolündeki bölgelerden ve Taiz ile cephe hattının kesiştiği alanlardan kaçışların sürdüğünü belirtti.

Kaynaklar, özellikle El-Mukâtıra ve El-Mudâribe ilçelerinde yerleşim yerlerinin roket mermileri ve insansız hava araçlarıyla hedef alınması nedeniyle sivillerin bölgeden ayrıldığını aktardı.

Husilerin, Taiz vilayetinin kırsal kesimlerine ulaşan yolları kapatmasının ardından El-Mukâtıra ilçesinin çevresindeki yerleşim alanlarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı belirtildi. Örgütün, Lahic vilayetindeki El-Mudâribe ilçesinin köylerine yönelik roket ve insansız hava aracı saldırılarını da sürdürdüğü kaydedildi.

bfd bf
Husilerin Taiz vilayetini ele geçirmek için on binlerce silahlıyı sevk etmesi (AP)

El-Mudâribe'nin çevresinde hükümet güçleriyle Husiler arasında bir aydan uzun süredir çatışmalar yaşanıyor.

Bu gelişmeler, kırsal bölgelerde yaşayan siviller üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Yolların kapatılması ve köylere yönelik saldırılar, yaşam maliyetlerinin yükselmesi, gıda ve suya erişimin azalması ve sağlık hizmetlerindeki yetersizliklerle aynı döneme denk geliyor. İnsani yardım kuruluşları ise ihtiyaç sahiplerine ulaşmakta giderek daha fazla güçlük çekiyor.


ABD’deki seçim sandıkları, Wall Street için yeni hesaplar açıyor

New York Borsası’nda çalışan borsa yatırımcıları (EPA)
New York Borsası’nda çalışan borsa yatırımcıları (EPA)
TT

ABD’deki seçim sandıkları, Wall Street için yeni hesaplar açıyor

New York Borsası’nda çalışan borsa yatırımcıları (EPA)
New York Borsası’nda çalışan borsa yatırımcıları (EPA)

Wall Street’in gözü salı günü yapılacak ABD seçimlerine çevrilirken; piyasalar yapay zekâ yatırımları ve faiz oranlarının seyriyle birlikte siyasi hesaplaşmalara odaklandı. Kongre ara seçimleri, Washington’daki güç dengesinin ötesinde; devlet harcamaları eğilimleri, teknoloji şirketlerine yönelik denetimler ile dolar ve ABD Hazine tahvillerini etkileyebilecek potansiyel sonuçlar barındırıyor.

Söz konusu kritik süreç, yapay zekâ alanındaki devasa yatırımların finansal getirilerine dair belirsizliklerin ABD hisse senetleri üzerinde baskı yarattığı bir döneme denk geldi. Veri merkezleri ve bilgi işlem kapasitelerini genişletme maliyetine ilişkin yatırımcı endişelerini gidermeyen bilanço sonuçlarının ardından teknoloji hisselerinde düşüş yaşanmıştı. Diğer yandan yatırımcılar, ekonominin gücüne ve yeniden faiz artışı ihtimallerine dair yeni sinyaller aramak amacıyla Apple, AMD ve Palantir’in de aralarında bulunduğu büyük şirketlerin finansal sonuçları ile aylık istihdam raporunu yakından takip ediyor.a

fvgthy
ABD Başkanı Donald Trump, Florida’daki Mar-a-Lago kulübünde düzenlenen Cadılar Bayramı partisi sırasında basın mensuplarıyla tokalaştı. (AFP)

Piyasalardaki siyasi hesaplar, Senato mücadelesi ucu açık kalmakla birlikte, Demokratların Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü Cumhuriyetçilerden alma ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor. Yatırımcılar, Kongre’deki güç dengesinin değişmesinin; enerji maliyetleri ve çevreye etkileri nedeniyle yerel tepkilere yol açan veri merkezi projelerine yönelik incelemeleri artırabileceğini, ayrıca teknoloji şirketleri, bankalar ve kripto para firmaları üzerindeki denetimlerin sıkılaşabileceğini öngörüyor.

Olası etkiler yalnızca teknoloji hisseleriyle sınırlı kalmıyor. Demokratların Kongre’nin her iki kanadında da zafer kazanması; gerek hükümetin finansmanı ve borç limiti müzakerelerinde siyasi tıkanıklık riskini artırarak gerekse yapay zekâ sektörüne ilişkin halihazırda yıpranmış olan piyasa algısını etkileyerek dolar üzerinde baskı oluşturabilir.

Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığına göre ING Dış Borsa Stratejisti Francesco Pesole, Demokratların kapsamlı bir zafer kazanmasının hükümetin kapanma riski, borç limiti müzakerelerindeki kilitlenmeler ve yapay zekâya yönelik olumsuz algının derinleşmesi gibi nedenlerle dolar üzerinde sınırlı bir baskı yaratabileceğini ifade etti.

Hisse senedi piyasasına ilişkin değerlendirmede bulunan Cherry Lane Investments Kurucu Ortağı Rick Meckler ise Demokratların açık ara zaferinin yapay zekâ, teknoloji sektörü ve genel olarak tüm piyasa açısından olumsuz bir faktör olarak algılanabileceğini belirtti. Bu endişelerin temelinde, veri merkezlerinin elektrik tüketimi, enerji maliyetleri ve çevresel etkilerine dair tırmanan tartışmalar ışığında genişleme planlarının daha sıkı bir incelemeye tabi tutulma ihtimali yatıyor.

xcdfvgthy
ABD Senatosu Demokrat adayı James Talarico’nun Houston’daki seçim mitinginin yakınında, el yapımı bir karavan örtüsü (EPA)

Seçimler, büyük teknoloji şirketlerinin yapay zekaya yönelik artan harcamalarını bu yatırımları haklı çıkaracak finansal getirilere dönüştürme yeteneğinin sorgulandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Veri merkezlerine en çok yatırım yapan şirketlerden Alphabet ve Amazon’un açıkladığı sonuçlar, bu genişlemenin finansmanı ve ekonomik verimliliği konusundaki soru işaretlerini artırırken, bilanço verilerini duyuran Intel’in hisseleri cuma günü yaklaşık yüzde 29 oranında değer kaybetti.

Teknoloji ve yapay zekâ hisselerindeki zayıflığın etkisiyle S&P 500 endeksi cuma günkü seansta yüzde 1,8 gerilerken, Nasdaq bileşik endeksi yüzde 2,9 oranında düştü. Empower Baş Yatırım Stratejisti Marta Norton, piyasanın yapay zekâya ilişkin süregelen ve belki de tırmanan endişeler nedeniyle dalgalı bir seyir izlediğini belirterek, yatırımcıların son bilanço sonuçlarını sindirmeye çalıştığını vurguladı.

Şirket sonuçlarıyla dolu bir hafta

Seçimlerle eş zamanlı olarak devam eden üçüncü çeyrek bilanço sezonu, şimdiye kadar güçlü bir kâr performansına işaret etti. LSEG I/B/E/S verilerine göre, S&P 500 endeksindeki şirketlerin yarısından fazlasının sonuçlarını açıklamasıyla birlikte, çeyreklik kâr artışının yüzde 31,6 seviyesinde gerçekleştiği kaydedildi.

Ancak yüksek kâr artışı, yatırımcıların yüksek beklentilerini karşılayamayan şirketleri cezalandırmasının önüne geçemedi. Caterpillar hisseleri, veri merkezlerinde kullanılan güç ekipmanlarına yönelik güçlü talebe rağmen yıllık satış büyümesi beklentisini sabit tutması üzerine perşembe günü yüzde 9 değer kaybetti.

rgtbnty
New York Borsası’nda konuşan iki yatırımcı (EPA)

Franklin Templeton Enstitüsü Baş Piyasa Stratejisti Chris Galipeau, kâr beklentisi çıtasının son derece yüksek olduğunu ve bu beklentileri karşılayamayan ya da aşamayan şirketlerin hisse senetlerinde baskı gördüğünü belirtti.

Apple’ın bugün bilançosunu açıklaması beklenirken; yatırımcılar yapay zekâ harcamalarının yönüne ilişkin ek göstergeler sunacak AMD, Qualcomm ve Palantir’in sonuçlarını da yakından takip ediyor. Önümüzdeki hafta bilanço açıklayacak şirketler arasında McDonald’s, Amgen ve ConocoPhillips’in yanı sıra S&P 500 endeksinde yer alan 100’den fazla şirket bulunuyor.

İş piyasası, faiz artışı beklentileriyle karşı karşıya

Makroekonomi tarafında ise ABD Ekim ayı istihdam raporu, para politikası beklentileri açısından kritik bir test niteliği taşıyor. FED son toplantısında faiz oranlarını sabit tutarken, piyasalar aralık ayında yeni bir faiz artışı olasılığını fiyatlamaya devam ediyor.

LSEG verilerine göre piyasalar, 9 Aralık’taki toplantıda 25 baz puanlık bir faiz artışı ihtimalini yüzde 76 olarak fiyatlarken, önümüzdeki 12 aylık süreçte en az iki faiz artışı daha öngörüyor. Wall Street Journal’ın haberine göre, bu beklentilerin belirgin şekilde değişmesi için istihdam verilerinin beklenenden çok daha zayıf gelmesi gerekiyor.

Finans kuruluşları, işsizlik oranının sabit kalmasıyla birlikte istihdamda mütevazı bir büyüme bekliyor. LBBW analistleri, zayıf istihdam artışı beklentilerine rağmen Aralık ayında 25 baz puanlık bir faiz artışının hâlen yüksek bir olasılık olduğunu ifade etti.

dcvfgbh
New York Borsası’ndaki iki yatırımcı (Reuters)

Aylık rapor öncesinde yatırımcılar; salı günü açıklanacak eylül ayı açık iş sayısı (JOLTS), çarşamba günkü ADP özel sektör istihdam raporu ve perşembe günkü haftalık işsizlik maaşı başvuruları verilerini takip edecek. Ayrıca ekim ayına ilişkin imalat ve hizmet PMI verileri ile kasım ayına ait Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksi öncü verileri de açıklanacak.

Perşembe günü açıklanan veriler uyarınca ABD ekonomisi, tüketici harcamalarının gücü ve şirketlerin yapay zekâya yönelik artan yatırımlarının etkisiyle üçüncü çeyrekte son bir yılın en hızlı büyüme performansını kaydetti. FED de son toplantısında ekonomik performansa ilişkin değerlendirmesini yukarı yönlü revize etti. Ancak istihdam artışı bu tablodaki zayıf halka olmayı sürdürüyor. Manulife John Hancock Investments Yatırım Stratejisi Eş Başkanı Matthew Miskin, güçlü istihdam artışının eksikliğini, sağlam ekonomik büyüme söylemindeki kayıp halka olarak nitelendirdi.

Diğer sektörler, teknoloji sektöründeki kayıpları telafi ediyor

Teknoloji hisseleri üzerindeki baskının aksine, diğer sektörler ekim ayı boyunca daha güçlü bir performans sergiledi. Enerji ve finans sektörleri güçlü aylık kazançlar kaydederken, kamu hizmetleri ve sağlık gibi savunma odaklı sektörlerde de yükseliş görüldü. S&P 500 endeksi, yılbaşından bu yana yüzde 10’un üzerindeki kazancını korumaya devam etti.

Galipeau, piyasa performansının artık yalnızca dev teknoloji hisselerine bağımlı olmadığına işaret ederek, piyasa genişliğinin genel olarak tahmin edilenden daha yaygın olduğunu belirtti.

Seçim sonuçları, bilanço sezonu ve istihdam verilerinin eşliğinde yatırımcılar çok boyutlu bir testle karşı karşıya kalacak. Seçimler Washington’daki denetim ve mali politikaların şeklini belirleme potansiyeli taşırken, şirket sonuçları yapay zekâ hamlesinin yapılan harcamaları ne ölçüde haklı çıkarabildiğini gösterecek; iş gücü piyasası verileri ise FED’in bir sonraki hamlesine ilişkin yeni sinyaller sunacak.


Aramco, nakit yatırım ve teknik varlıklar karşılığında HUMAIN’in yüzde 49’unu satın aldı

Dünya Enerji Kongresi kapsamında düzenlenen fuarda Aramco standının önünde bulunan temsilciler (AFP)
Dünya Enerji Kongresi kapsamında düzenlenen fuarda Aramco standının önünde bulunan temsilciler (AFP)
TT

Aramco, nakit yatırım ve teknik varlıklar karşılığında HUMAIN’in yüzde 49’unu satın aldı

Dünya Enerji Kongresi kapsamında düzenlenen fuarda Aramco standının önünde bulunan temsilciler (AFP)
Dünya Enerji Kongresi kapsamında düzenlenen fuarda Aramco standının önünde bulunan temsilciler (AFP)

Suudi Arabistan, yapay zekâ yatırımları ve kapasitelerinin büyük bir kısmını HUMAIN şirketi altında birleştirmeye hazırlanıyor. Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Aramco arasındaki ortaklık, 2025 yılındaki genel iş birliği çerçevesi anlaşmasından daha detaylı yatırım düzenlemelerine evrilirken; bu kapsamda Aramco şirkette yüzde 49 hisse alacak, PIF ise yüzde 51’lik çoğunluk hissesini elinde tutacak. Bu adım, HUMAIN’in büyümesini hızlandırmayı ve veri merkezleri ile bilgi işlem altyapısından gelişmiş modellere, uygulama ve endüstriyel çözümlere kadar uzanan entegre bir yapay zekâ şirketi inşa etmeyi amaçlıyor.

9,9 milyar riyal nakit yatırım

Açıklanan düzenlemeler kapsamında Aramco, 2026 yılı boyunca yaklaşık 9,9 milyar riyal (2,6 milyar dolar) nakdi katkı sağlarken, yapay zekâ, bilgi işlem ve dijital varlıklar alanındaki temel varlıklarını HUMAIN’e devrederek şirketin operasyonel kapasitesini artıracak ve büyüme planlarını destekleyecek. Şirketin büyüme planlarının ve iş geliştirme faaliyetlerinin denetimi ise PIF ve Aramco tarafından müştereken yürütülecek.

İş birliği süreci, PIF ile Aramco’nun, Aramco’nun HUMAIN’de etkin bir azınlık hissesi almasının ana hatlarını belirleyen bağlayıcı olmayan bir niyet mektubu imzaladıklarını duyurduğu Ekim 2025’te başlamıştı. Bu anlaşma, tarafların yapay zekâ alanındaki varlıklarını, kabiliyetlerini ve yeteneklerini şirkete katkı sağlama yönündeki eğilimlerini içeriyordu. Bu adımın amacı, temel varlıkları birleştirmek, HUMAIN’in büyümesini hızlandırmak ve Suudi Arabistan’ın bu teknolojilerde küresel bir merkez olmasını güçlendirmekti.

Her iki tarafça yayımlanan açıklamaya göre anlaşma; veri merkezleri ve yüksek performanslı bilgi işlemden gelişmiş yapay zekâ modellerine, uygulama ve uzmanlaşmış çözümlere kadar teknolojik seviyelerin tamamını kapsayan entegre ve rekabetçi bir yapay zekâ ekosistemi inşa etme konusunda HUMAIN’in hedeflerini destekleyecek.

Hedef, 3 gigawatt kapasiteye ulaşmak

Ayrıca anlaşma, yapay zekâ uygulamalarını çalıştırmak için gereken bilgi işlem kapasitesine yönelik artan bölgesel ve küresel talep doğrultusunda, 2030 yılına kadar yapay zekâ veri merkezlerinde 3 gigawattlık kapasiteye ulaşmayı hedefleyerek şirketin veri merkezi altyapısını genişletme planlarını destekleyecek.

Bu işlem, Suudi Arabistan’ın en son veri ve yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesini ve kullanılmasını sağlama çabalarının yanı sıra bu alanda yetenekleri ve yatırım fırsatlarını çekme adımlarıyla da uyum sağlıyor.

Söz konusu ortaklık, PIF’ın 2026-2030 dönemini kapsayan stratejisiyle tam bir uyum gösteriyor. Bu strateji; ekonomik ekosistemler arasındaki entegrasyonu güçlendirmeyi, özel sektör fırsatlarını genişletmeyi, ulusal şirketlerin büyümesini hızlandırmayı ve kendi sektörlerinde küresel bir konuma ulaşmaları için rekabet güçlerini artırmayı hedefliyor. PIF’ın yapay zekâ ve dijital ekonomi yaklaşımı ise yenilikçilik ve kapasite inşası yoluyla Suudi Arabistan’ın bu alanlarda küresel ve rekabetçi bir merkez olarak konumunu güçlendirmeye dayanıyor.

Aramco tarafı ise HUMAIN tarafından geliştirilen yapay zekâ altyapısından faydalanarak gelişmiş teknolojilerin potansiyelini sanayi uygulamalarına dönüştürmeyi ve böylece küresel ölçekteki iş ekosistemini ve operasyonlarını güçlendirmeyi bekliyor. Hissedar ve stratejik ortak sıfatıyla Aramco ve iştirakleri; şirketin sunduğu altyapı, çözüm ve hizmetlerden yararlanacak.

Gelir artışı fırsatları

Açıklamaya göre bu ortaklık; gelir artışı ve kâr marjlarında iyileşme fırsatları sunmanın yanı sıra Aramco’nun bünyesindeki yapay zekâ ve dijital teknoloji varlıklarına yaptığı yatırımları güçlendirecek, şirketin genel stratejisini ve enerji sektöründeki ana faaliyetleriyle entegrasyonunu destekleyecek.

PIF’ın Ortadoğu ile Kuzey Afrika Yatırımları Dairesi Başkanı Yezid bin Abdurrahman el-Humeyd, PIF ve Aramco’ya ait yapay zekâ varlıklarının HUMAIN çatısı altında birleştirilmesinin, bu alandaki ulusal yeteneklerin, yenilikçiliğin ve fikri mülkiyetin gelişimini artıracak bir entegrasyon sağladığını belirtti.

El-Humeyd, anlaşmanın PIF’ın stratejik hedefleriyle örtüştüğünü, HUMAIN’in yapay zekâ alanında küresel bir lidere dönüşmesini hızlandırdığını, söz konusu teknolojilerin PIF’ın son dönemde açıkladığı altı ekonomik ekosistemdeki kolaylaştırıcı rolünü pekiştirdiğini, özel sektörle ortaklık fırsatlarını genişlettiğini ve Suudi Arabistan’da gelişmiş teknolojilerin geliştirilmesini desteklediğini ifade etti.

Aramco CEO’su Emin en-Nasır ise HUMAIN’in inovasyon ve teknoloji geçmişi göz önüne alındığında, bu işlemin şirket için büyük bir önem taşıdığını vurgulayarak Aramco’nun petrol ve gaz sektörlerindeki performansını artırmak amacıyla dijital teknolojiler ile yapay zekâyı geliştirme ve kullanma konusunda kaydettiği ilerlemeye dikkat çekti.

Nasır, Aramco’da teknoloji kullanımından elde edilen değerin 2023 yılından bu yana 42,4 milyar riyale ulaştığını, bunun önemli bir kısmının teknolojik çözümlerden ve özellikle yapay zekâ uygulamalarından kaynaklandığını açıkladı.

PIF ile yapılan ortaklığın Aramco’nun teknoloji ve yapay zekâ alanlarındaki konumunu pekiştirdiğini belirten Nasır, bu sektörün yerlileştirilmesi ile yapay zekâ sistemlerinin daha entegre ve ölçeklenebilir şekilde kullanımının hızlandırılmasına zemin hazırladığını ve bu teknolojilerin gelecekteki iş dünyasında kritik bir rol oynayacağını vurguladı.

HUMAIN CEO’su Tarık Emin ise PIF ve Aramco’nun şirkette hissedar olarak yer almasının büyük bir avantaj ve şirketin misyonuna yönelik güçlü bir güvenoyu olduğunu belirterek, hedeflerinin yalnızca veri merkezleri kurmak veya bilgi işlem kapasitesi sağlamakla sınırlı olmadığını, yapay zekânın tüm değer zinciri boyunca faaliyet gösteren küresel bir şirket kurmayı kapsadığını dile getirdi.

Bu hedefin gelişmiş altyapı ve bilgi işlemden üst düzey modellere, platformlara ve uygulamalara kadar uzandığını açıklayan Emin; PIF ve Aramco’nun stratejik gücü, sanayi deneyimi ve küresel erişiminin birleşmesinin şirketin büyümesini hızlandıracak bir taban oluşturduğunu belirtti. Emin, bu ortaklığın Suudi Arabistan’ın küresel yapay zekâ ekonomisindeki konumunu pekiştirmeye yönelik uzun vadeli bir taahhüdü temsil ettiğini kaydetti.

Mayıs 2025’te kurulan HUMAIN, yeni nesil veri merkezleri, yüksek performanslı bilgi işlem altyapısı, bulut bilişim ve gelişmiş yapay zekâ modellerinin yanı sıra yenilikçi çözüm ve uygulamalar olmak üzere dört ana alanda entegre yapay zekâ kapasitesi geliştirme üzerine çalışıyor.

Şirketin geliştirdiği modeller arasında, açıklamada dünyadaki en güçlü çok modlu Arapça büyük dil modellerinden biri olarak tanımlanan ALLAM da yer alıyor. HUMAIN, 2030 yılına kadar toplam 3 gigawatt kapasiteli veri merkezleri kurma planlarıyla yapay zekâ bilgi işlemine yönelik artan talebi karşılamak üzere faaliyetlerini genişletiyor ve küresel ölçekte en önde gelen yapay zekâ çözümleri ihracatçılarından biri olma hedefini destekliyor.