Trump, İran ile müzakerelere kapıyı açık bırakıyor

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump, İran ile müzakerelere kapıyı açık bırakıyor

ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump, Washington’un Tahran ile yürütülecek diplomatik temaslara açık olduğunu ve İran tarafının savaşı sonlandırmak için acil bir anlaşma talep ettiğini belirtti.

Trump, Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Tahran'ın sürekli iletişim kurduğunu savunurken, İrlanda temasları sırasında ABD'nin İran'daki varlığını uzun vadeli sürdürebileceğini ifade etti. Venezuela örneğini veren Trump, ABD’nin bölgede kalıp petrol kaynaklarını kontrol edebileceğini ve bu stratejinin savaş maliyetlerini karşılayabileceğini iddia etti. Ayrıca Washington’un ancak "uygun şartlar" sağlandığında bir anlaşmayı kabul edeceğini yineledi.

Pakistan’ın Birleşmiş Milletler Daimî Temsilcisi Asım İftihar Ahmed, İslamabad’ın BM ilkeleri ve uluslararası hukuk çerçevesinde çatışmaları durdurmak adına devrede olduğunu açıkladı. Pakistan, tarafları yeniden müzakere masasına oturtarak ateşkes sağlamayı ve bölgesel gerilimi düşürmeyi hedefliyor.

Pakistan'ın diplomatik girişimleri

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 23 Mayıs'ta Tahran'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ile görüşüyor (EPA)
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, 23 Mayıs'ta Tahran'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ile görüşüyor (EPA)

Pakistan’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi Asım İftihar Ahmed, Geo News televizyonuna yaptığı açıklamada, İslamabad yönetiminin Ortadoğu’daki krizin sona erdirilmesi ve ABD-İran geriliminde ateşkes sağlanması amacıyla BM ilkeleri doğrultusunda uluslararası diplomasi trafiğini artırdığını açıkladı.

Ahmed, Pakistan’ın temel amacının çatışmaları derhal durdurmak, gerilimi önlemek ve tarafları yeniden müzakere masasına getirmek olduğunu belirtti.

BM Güvenlik Konseyi Şartı'nın anlaşmazlıkların savaş yoluyla değil, müzakereler aracılığıyla çözülmesini öngördüğünü hatırlatan Pakistanlı diplomat, uluslararası hukuka dayalı barışçıl bir çözüm dışında sürdürülebilir seçenek bulunmadığına dikkat çekti.

Bölgesel durumun olumsuz bir yöne doğru kaydığını kabul eden Ahmed, Pakistan’ın krizin daha fazla derinleşmesini önlemek adına üzerine düşen sorumluluğu kararlılıkla yerine getireceğini ifade etti.ABD-İran gerilimi karşısında bütün dünyanın süreci yakından takip ettiğini belirten diplomat, Pakistan’ın iki ülke arasındaki diyalog kanallarını açık tutma ve çatışmayı sonlandırma çabalarında öncü aktörlerden biri olmayı sürdürdüğünü vurguladı.

İran'daki iç anlaşmazlıklar

Pezeşkiyan, Kalibaf ve Abbas Arakçi'nin de aralarında bulunduğu İranlı yetkililer, Ali Hamaney’e veda töreninde, (Reuters)
Pezeşkiyan, Kalibaf ve Abbas Arakçi'nin de aralarında bulunduğu İranlı yetkililer, Ali Hamaney’e veda töreninde, (Reuters)

New York Times’ın İranlı üç yetkiliye dayandırdığı habere göre, hükümet ve güvenlik birimlerinin yürüttüğü tahkikatlar, ABD ile imzalanan mutabakatın İran yönetimindeki iç çatışmalar nedeniyle çöktüğünü ortaya koydu. Yönetimden habersiz hareket eden sertlik yanlısı bir grubun, savaşı sürdürmek amacıyla anlaşmayı sabotaj ettiği iddia edildi.

Temmuz ayında Washington ile mutabakat imzalanmasının ardından Hürmüz Boğazı'nda üç ticari geminin vurulması kararının, ABD ile barışa başından beri karşı çıkan nüfuzlu din adamı Hüseyin Taib tarafından alındığı belirtildi.

Yetkililer, Taib’in yeni Dini Lider’e "anlaşmaya varmanın ve savaşı bitirmenin bir hata olduğunu" sürekli bildirdiğini aktardı. Taib yakın tarihte asker ailelerine yaptığı konuşmada, "halkın haklarını yok sayan ve düşmanın aşırı taleplerine boyun eğen müzakerelerin İran siyasetinde yeri olmadığını"i fade etti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre eski Dini Lider Ali Hamaney’in savaşın başında öldürülmesinin ardından oğlu Mücteba Hamaney’in halef seçilmesinde kilit rol oynayan Taib, yakın zamanda iç huzursuzlukları ve muhalefeti bastırmakla görevli "Besiç" kuvvetlerinin komutanlığına getirildi.

Devrim Muhafızları İstihbarat Başkanlığı görevini 20 yılı aşkın süre yürüten Taib, 2022 yılında İsrail sızmaları ve Türkiye’deki başarısız operasyonların ardından görevden alınmıştı.



Fukuyama: Saddam Hüseyin'in devrilmesi beni değiştirdi ve muhafazakar akımdan uzaklaştırdı

Fukuyama, Trump'ı 11 Eylül sonrası ABD'nin hatalarının bir uzantısı olarak görüyor (Independent Arabia)
Fukuyama, Trump'ı 11 Eylül sonrası ABD'nin hatalarının bir uzantısı olarak görüyor (Independent Arabia)
TT

Fukuyama: Saddam Hüseyin'in devrilmesi beni değiştirdi ve muhafazakar akımdan uzaklaştırdı

Fukuyama, Trump'ı 11 Eylül sonrası ABD'nin hatalarının bir uzantısı olarak görüyor (Independent Arabia)
Fukuyama, Trump'ı 11 Eylül sonrası ABD'nin hatalarının bir uzantısı olarak görüyor (Independent Arabia)

Mustafa Ensari

Amerikalı düşünür Francis Fukuyama, Irak'ın ABD tarafından işgal edilmesinden 23 yıl sonra, entelektüel kariyerinin en tartışmalı noktalarından birine, Saddam Hüseyin'in devrilmesi ve ardından gelen savaşa ilişkin duruşuna geri dönüyor. 1990'ların sonlarında neo-muhafazakar akıma yakın olan ve Irak'ta rejim değişikliği çağrısında bulunan mektupları imzalayan Fukuyama, şimdi Irak deneyiminin kendisinin bu akımdan uzaklaşmasının nedeni olduğunu söylüyor.

New York Times'a verdiği röportajda Fukuyama, İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya ve Japonya deneyimlerini örnek göstererek, itirazının prensipte bir diktatörü devirmek için güç kullanılmasına yönelik olmadığını, asıl itirazının Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi toplumundan kültürel ve politik olarak çok farklı bir toplumda radikal ve kalıcı bir değişim gerçekleştirme kabiliyetine yönelik olduğunu açıklıyor.

“Bir diktatörü devirmek için güç kullanılmasıyla ilgili bir sorunum yok” diyor, ancak 1990'larda “Amerika Birleşik Devletleri'nin tamamen farklı bir toplumda radikal bir değişim gerçekleştirmeyi sürdürme kudretinden oldukça şüphe duyduğunu” da belirtiyor.

Irak'ta yaşananlar “beklediğimden daha kötüydü”

 Ona göre, Irak savaşı, bu şüphelerin neo-muhafazakârlarla siyasi ve entelektüel bir kopuşa dönüştüğü an oldu. George W. Bush yönetiminin ilk görevinde -Saddam Hüseyin'i devirmekte- başarılı olacağından, ancak eski rejimin kalıntılarından istikrarlı bir devlet kurma gibi daha zor olan görevde başarısız olacağından korkuyordu. Olanlar için “beklediğimden daha kötüydü” diyen Fukuyama, Amerikan yönetiminin “işgal sırasında bu uzun vadeli çabaya daha az hazırlıklı olduğunu” da ekliyor.

ghyju
2003 işgalinden sonra Bağdat'taki Firdevs Meydanı'nda Saddam Hüseyin heykelinin yıkıldığı an (Wikipedia)

O pozisyonunu, artık Saddam'ın iktidarda kalmaya devam etmesini savunmaya başladığı için değil, Irak ona otoriter bir rejimi devirmenin bir şey, yerine istikrarlı bir rejim kurmanın ise bambaşka bir şey olduğunu gösterdiği için değiştirdi. Bu yeniden değerlendirme, günümüzde de devam eden, Amerikan gücünü rejimleri ve toplumları yeniden şekillendirmenin bir aracı olarak gören neo-muhafazakarların temel fikirlerinden birine değiniyor. Bölgedeki ülkelerin aynı nedenlerle öfkesini uyandıran İran ile mevcut savaş da buna dahil.

İşgalden sonraki yıllarda Fukuyama, New York Times’a verdiği uzun röportaj ile diğer yayın organlarına verdiği röportajlarda belirttiği gibi, Saddam'ın devrilmesinin ve sonrasına dair yeterli bir planın yokluğunun, başta İran olmak üzere diğer güçlerin istismar edeceği bir boşluk yaratacağı konusunda uyarıda bulundu. Ve zamanla Tahran Irak'ta önemli bir nüfuz kazandı, ona bağlı silahlı fraksiyonlar yükselerek, güç ve güvenlik denkleminin bir parçası haline geldi. Bu, Saddam'dan sonra istikrarlı, demokratik bir Irak'a dair Amerikan vizyonundan tamamen farklı bir senaryoydu. Bu milis gruplar, Washington'un farkında olmadan kendisi ve bölgedeki ana müttefikleri için yarattığı bir düşman haline geldi.

Radikal İslam, yaygın olarak inanıldığından daha az tehlikelidir

Fukuyama'nın eleştirisi Irak deneyimiyle sınırlı kalmıyor. Ona göre, daha geniş dönüm noktası, bazı çatışmaların yalnızca ekonomi ve maddi çıkarlarla açıklanamayacağını ortaya koyan 11 Eylül 2001 saldırılarıydı. Söylediğine göre saldırılar, tanınma, aşağılanma ve fedakarlıkla bağlantılı dini ve siyasi güdülerle hareket eden bireyler tarafından gerçekleştirildi. Bunu şöyle açıklıyor: “Eğer intihar bombacısı olmaya razıysanız, açıkça tamamen maddi olmayan bir amaca hizmet ettiğinizi hissediyorsunuzdur.”

Bununla birlikte, Fukuyama radikal İslam'ı Marksizm ve Leninizm gibi liberalizmin küresel bir ideolojik rakibi olarak görmüyor ve şöyle diyor: “Radikal İslam'ın asla dünyayı fethedecek bir ideoloji olduğunu düşünmüyorum.” Çünkü, onun değerlendirmesine göre, sınırları ve kültürleri aşan evrensel bir çekiciliğe sahip entelektüel bir proje olmaktan ziyade, nispeten yoksul ve düzensiz Müslüman toplumlarda kök salması daha olası bir ideoloji olmayı sürdürüyor.

Ancak Fukuyama, 11 Eylül’ün etkisinin önemli bir yönünü başka bir yere yerleştiriyor; Batı'nın şoka verdiği tepkiye. Fukuyama, saldırıların tehdidin doğasının kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirilmesini sağlamak yerine, özellikle Afganistan ve ardından Irak'taki Amerikan ve Batı tepkisinin, terörizmle mücadeleden öteye geçerek, Amerikan gücünün yurtdışındaki kullanımının geniş bir yeniden tanımlanmasına neden olduğunu savunuyor.

Dış politikanın militarizasyonu, 11 Eylül'den daha acımasızdır

Bunu “Batı'nın hem Afganistan'a hem de Irak'a verdiği tepki, daha doğrusu aşırı tepkisi” olarak özetleyen Fukuyama, bunun sonucunun “terörizm korkusu nedeniyle dış politikanın militarizasyonu ve Amerika Birleşik Devletleri'nde gözetleme devletinin başlangıcı” olduğunu düşünüyor. Savaşlar uzadıkça ve sonuçları başarısız oldukça, ABD'nin sınırları dışındaki siyasi geçişleri yönetme kabiliyetine olan güven azaldı ve müdahalelerinin etkinliği konusunda şüpheler arttı. Fukuyama, bu ortamın Donald Trump gibi figürlerin yükselişine ve Amerikan politikasının geleneksel kurumları, ittifakları ve dış müdahaleleri sorgulama yönünde yeniden yönlendirilmesine katkıda bulunduğunu savunuyor.

Eleştirileri daha sonra devletin işleyiş biçimine kadar uzanıyor ve sorunun artık sadece büyük kararlarla ilgili olmadığını, profesyonel devletin yerini kişisel ilişkilerin ve siyasi sadakatlerin almasıyla ilgili olduğunu belirtiyor. Bu değişimi “babacı yönetim sisteminin yeniden kurulması” olarak tanımlıyor ve özellikle Ortadoğu'da Amerikan dış politikasının yönetiminde liyakat ilkesinin gerilemesini eleştiriyor.

Bu bağlamda, “Ortadoğu'daki politikalarımızın profesyonel diplomatlar yerine, Donald Trump'ın arkadaşları ve ailesi olan Jared Kushner ve Steve Witkoff tarafından yönetildiğini görüyoruz. Ve bunun bedelini ödüyoruz, çünkü modern devletin gerçekten de devlet aygıtını yönetmek için teknokratlara ve tarafsız insanlara ihtiyacı vardır” diyor.

Fukuyama için mesele sadece etkili pozisyonlara getirilen isimlerle değil, modern devletin daha derin bir kavramıyla ilgili. Kişisel ilişkiler kurumların ve profesyonel uzmanlığın yerini aldığında, dış politika daha istikrarsız ve değişken hale gelir ve uzun vadeli bir strateji oluşturma yeteneği azalır. Bu, Irak'tan itibaren Amerikan gücünün sınırlarını yeniden düşünmeye iten sorunun aynısıdır.

Gelişmekte olan ülkelerde güç kullanımı

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Fukuyama, İran ve bölgedeki vekilleriyle devam eden savaş hakkında hiçbir şey söylemiyor. Ancak bu bağlamda, bunun ilk savaşın sonuçlarından biri olduğunu belirtiyor. ABD'nin Japonya ve Almanya'da gerçekleştirdiği değişim gibi daha derin bir değişim ile sonuçlanabileceği gerekçesiyle daha önce bu savaşı desteklemeyi haklı gördüğünü söylüyor.

Şöyle ekliyor: “Bir diktatörü devirmek için güç kullanmakta bir sorun görmüyorum. Yani, bunu İkinci Dünya Savaşı'nda Almanya ve Japonya ile yaptık ve sonuç çok olumlu oldu.”

Ancak sonraki deneyimlerin farklı olduğunu da kabul ediyor ve bunun onu “Doksanlı yılların çoğunu Orta Amerika, Güneydoğu Asya ve başka yerlerde kültürel olarak çok farklı olan gelişmekte olan ülkelerde güç kullanımını inceleyerek” geçirmeye yönelttiğini ifade ediyor.

Röportaj sırasında, Washington'un bunu Filipinler, Nikaragua, Vietnam ve birçok başka yerde denediğini de kabul ediyor. Ancak Amerikan kamuoyu, dediğine göre, “yaklaşık dört veya beş yıl sonra sıkılıyor, sonra bundan vazgeçiyor ve sonunda toplum daha kötü bir duruma düşüyor.”

Görünüşe göre bölgenin bu dönemdeki kaderi, Amerikan müdahalesinin tehlikeleri ile müdahale etmemesinin tehlikeleri arasında yaşamaktır. Bu döngü Kuveyt'in kurtuluşundan bu yana devam ediyor. Nitekim bugün, Washington İran ile gereksiz bir savaşa girmesine rağmen, Babu’l Mendeb Boğazı'ndaki en önemli sonuçlarından birini kararlılıkla çözmekte hâlâ tereddüt ediyor.


Pentagon, İran’daki savaş nedeniyle mühimmat sıkıntısı yaşandığını kabul etti

ABD'ye ait bir MQ-9 insansız hava aracı (Arşiv)
ABD'ye ait bir MQ-9 insansız hava aracı (Arşiv)
TT

Pentagon, İran’daki savaş nedeniyle mühimmat sıkıntısı yaşandığını kabul etti

ABD'ye ait bir MQ-9 insansız hava aracı (Arşiv)
ABD'ye ait bir MQ-9 insansız hava aracı (Arşiv)

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), dün yayımladığı raporda, Trump yönetiminin son aylarda reddettiği İran'daki savaşla bağlantılı "mühimmat eksikliği" yaşandığını kabul etti.

Pentagon Genel Müfettişliği'nin ABD'nin İran'a yönelik operasyonlarına ilişkin raporunda, "Destansı Gazap (Epic Fury) Operasyonu sırasındaki mühimmat tüketimi stratejik stoklarda eksikliğe yol açmış ve sanayi sektöründe mühimmat stoklarının yenilenmesini engelleyen darboğazları ortaya çıkarmıştır" ifadelerine yer verildi. Ancak raporda, Bakanlığın üretim temposunu hızlandırmak için aldığı tedbirlere de dikkat çekildi.

Haziran ayında basında ABD'nin füze, özellikle de önleyici füze kullanımına kısıtlama getirdiğine dair haberler çıktığında hükümet bunu yalanlamış ve Donald Trump ülkenin "muazzam miktarda mühimmata" sahip olduğunu iddia etmişti. ABD Başkanı eylül ayı başında da ABD'nin "sınırsız miktarda mühimmata" sahip olduğu yönündeki ısrarını sürdürmüştü.

Şarku’l Avsat’ın basında yer alan haberlerden aktardığına göre bu mühimmat sıkıntısı, Trump'ın yaz aylarında Tahran'a yönelik geniş çaplı saldırıları tekrarlamamasına yol açtı.

Pentagon raporunda, "Önleyici füzelerin yoğun kullanımına rağmen, İran saldırıları Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Irak, Umman ve Ürdün'deki ABD üslerinde bulunan yüzlerce bina ve tesise zarar vermiş ve tahrip etmiştir" denildi.

Nisan - Haziran 2026 dönemini kapsayan belgede, uçak filosunda meydana gelen hasarlara da yer verilerek; 4 adet "F-15" uçağının imha edildiği, 1 adet "F-35" uçağının hasar gördüğü, 7 adet "KC-135" yakıt ikmal uçağının hasar gördüğü veya imha edildiği ve "30'a kadar" "MQ-9 Reaper" insansız hava aracının (İHA) imha edildiği belirtildi.

Belgede, 28 Şubat'ta İsrail ve ABD'nin İran'a düzenlediği saldırılarla başlayan Körfez savaşına katılan ABD askeri personel sayısı 50 binden fazla olarak tahmin ediliyor. Raporda ayrıca, İran ve müttefiklerinin misillemelerinin dördü Irak, Kuveyt ve BAE'de olmak üzere diplomatik binalara da zarar verdiği açıklanıyor.


Newsom: Harris 2028'de yarışırsa ABD başkanlığına aday olmayacağım

Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, Demokrat adayların katıldığı bir mitingde konuşurken (AP)
Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, Demokrat adayların katıldığı bir mitingde konuşurken (AP)
TT

Newsom: Harris 2028'de yarışırsa ABD başkanlığına aday olmayacağım

Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, Demokrat adayların katıldığı bir mitingde konuşurken (AP)
Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, Demokrat adayların katıldığı bir mitingde konuşurken (AP)

ABD'nin Kaliforniya Valisi Gavin Newsom, eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'in 2028 başkanlık yarışına katılmaya karar vermesi halinde Demokrat Parti'nin başkan adaylığı için yarışmayacağını söyledi.

Newsom, başkanlığa aday olma ihtimaliyle ilgili bir soruya ABD merkezli CNN'e verdiği cevapta, "O aday olursa ben olmayacağım" dedi.

Newsom, "Elbette hayır. Neden böyle bir şey yapayım ki? Onun karşısına çıkmayacağım" ifadelerini kullandı.

58 yaşındaki Newsom, uzun süredir başkanlık için potansiyel adaylardan biri olarak görülüyor.

Şarku'l Avsat'ın Medya kuruluşlarından aktardığına göre Harris, nisan ayında Beyaz Saray için yeniden yarışma ihtimalini değerlendirdiğini belirterek, başkanlık yarışına yeniden katılma konusunda kapıyı açık bıraktı.

Harris, 2021-2025 yılları arasında dönemin Başkanı Joe Biden'ın yardımcılığını yaptı. Biden'ın 2024 başkanlık yarışından çekilmesinin ardından Demokrat Parti'nin adayı olan Harris, seçimde Donald Trump'a karşı kaybetti.

Newsom ise şu anda Kaliforniya'daki ikinci valilik dönemini sürdürüyor. Eyalet yasaları, valilerin art arda üç dönem görev yapmasına izin vermiyor. Bu nedenle Kaliforniya valiliği için seçimler bu yıl 3 Kasım'da yapılacak.

Newsom, 2024 başkanlık seçimlerine ilişkin değerlendirmesinde ise o dönemde aday olmaya hazır olmadığını söyledi.