ABD yönetiminin Husilere “güvenlik kanalları” üzerinden uyarıda bulunduğu ortaya çıktı. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı ABD yazışmalarında yer alan uyarının içeriği mesajlarda açıkça belirtilmezken Washington, Husilerle müzakere etmediğini vurguladı.
Husilerin haftalar süren askeri operasyonlarının ardından hamlelerini yeniden düzenlemeye çalıştığı görülüyor. Söz konusu operasyonlar, “Bab el-Mendeb”e bakan batı kıyısında ilerlemeyle sonuçlanırken dünyanın ticaretinin yüzde 12’sinin geçtiği stratejik boğaz üzerinden gerçekleştirilen uluslararası deniz taşımacılığına yönelik yeni bir tehdit oluşturdu.
ABD’nin diplomatik yazışmalarındaki bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance’in Husilerle iletişim kurulduğuna ilişkin ancak niteliğini açıklamadıkları ifadelerinin ardından geldi.
Washington, salı günü Bab el-Mendeb konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde düzenlenen oturumda da şu açıklamayı yaptı: “ABD, Yemen’de meşru hükümetin İran destekli Husi milislerine karşı mücadelesini destekliyor. Husilerden ilerleyişlerini durdurmalarını, ele geçirdikleri topraklardan çekilmelerini ve saldırı düzenlemeyi bırakmalarını talep ediyoruz.”
Sahadaki gelişmelerde Yemen hükümeti, Taiz ve batı kıyısındaki cephelerde yaşanan son geri çekilmenin ardından inisiyatifi yeniden ele geçirmek amacıyla hazırlık seviyesini yükseltmeye hazırlanıyor. Hükümet güçleri, Cevf ve Beyda gibi diğer cephelerde ise yavaş ancak daha istikrarlı görünen ilerlemeler kaydetti. Hükümet güçleri ayrıca Marib yakınlarında Husi saldırılarına ve milislerin askeri yığınaklarına karşı koymayı sürdürüyor.
Hükümet güçleri, Husilerin Ağustos 2026’da tırmandırdığı çatışmalarda milislerle şiddetli muharebelere giriyor. Husilerin muhalifleri, milislerin İran’a yönelik baskıyı hafifletmek amacıyla gerilimi azaltma sürecini ihlal ettiğini ve İran Devrim Muhafızları’nın ABD’ye karşı yürüttüğü savaşta baskı unsuru olarak kullanılmak üzere harekete geçirildiğini savunuyor. Söz konusu savaş, Washington’ın Şubat 2026’da başlattığı operasyonların ardından tırmanmış ve İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidiyle daha da şiddetlenmişti.
Neden güvenlik kanalları?
Şarku’l Avsat’a konuşan gözlemciler, güvenlik kanallarının kullanılmasının tek başına Husilerle herhangi bir müzakere, anlaşma veya hatta Husi tarafının verdiği güvencelerin kabul edildiği anlamına gelmediğini belirtiyor.
Husilerin hamlesi ve ABD’nin buna verdiği tepkiyi değerlendiren İngiltere merkezli RUSI Savunma ve Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden araştırmacı Albaraa Shiban, Husilerin bölgesel ve uluslararası düzeyde gördükleri tanınma eksikliğini, ABD yönetimiyle iletişim kanalları açıldığı yönündeki abartılı iddialarla telafi etmeye çalıştığını düşünüyor.
Shiban, “güvenlik kanalları” konusunda ise bu tür güvenlik temaslarının tüm Batılı yönetimler tarafından milisler ve terör örgütleriyle kurulduğunu, ancak bu temasların sınırlı kaldığını ve diplomatik ya da siyasi çerçevenin dışında yürütüldüğünü belirtiyor. Shiban’a göre bu iletişim yalnızca hassas veya acil güvenlik konularıyla sınırlı tutuluyor.
İran tarzı taktikler
Husiler ile ABD arasında iletişim kurulduğu yönündeki haber, yalnızca haber bültenlerinde yer alan sıradan bir ifade olarak kalmadı. Özellikle grubun sloganında “Amerika’ya ölüm” ifadesinin yer alması nedeniyle Yemenliler, Husilerin bu ani hamlesini anlamaya ve izlemeye çalıştı. Peki Husiler ABD ile nasıl iletişim kuruyor?
İngiltere merkezli Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Chatham House araştırmacısı Mahmud Şehre, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada yaşananların Husilerin müzakere sürecinde İran ve Devrim Muhafızları’nın davranışlarının ve taktiklerinin bir uzantısı olan stratejisinin parçası olduğunu söyledi.
Eski Yemenli diplomat Şehre, Husilerin gerilimi kademeli olarak tırmandırdığını, ardından hızlı bir muharebeye giriştiğini ve bu sırada bir kazanım elde etmesi halinde kapsamlı bir savaşa sürüklenmemek için güvence vermeye başladığını ifade etti.
Şehre, “Bab el-Mendeb’de de tam olarak bu yaşandı. Husiler şimdi büyük bir lokmayı yuttu ve bunu sindirmeye çalışıyor. Bu nedenle şu anda elde ettikleri kazanımları pekiştirme aşamasındalar. Bu süreç tamamlanana kadar kendilerine yönelik hızlı bir karşı saldırının önüne geçmek için güvencelere ihtiyaç duyuyorlar. Bu nedenle Amerikalıları ve uluslararası toplumu yatıştırmaya çalıştılar” dedi.
Bunun yanı sıra Husilerin her zaman rakiplerini birbirinden izole etmeye çalıştığını belirten Şehre, bunun grubun geçmişte de tekrarlanan özelliklerinden biri olduğunu ifade etti.
Şehre, Husilerin Sana’ya girdiğinde izlediği yöntemi örnek göstererek şu değerlendirmede bulundu:
“Her siyasi güce güvence vermeye başladılar. Varlıklarını sağlamlaştırdıktan sonra ise her bir tarafla ayrı ayrı görüşerek ‘Benim düşmanım diğer taraf’ dediler. Sonunda hepsinden kurtuldular. Şimdi grup, ne ölçüde başarılı olabileceğinden bağımsız olarak aynı yöntemi uluslararası düzeyde uygulamak istiyor.”





