Hüda Rauf
Hiç İran satrancı oynadınız mı? Fars kökenli tar aletini dinlediniz mi? Cevabınız hayırsa, bu makalenin sonunda haklarında bir fikriniz olabilir. Buradaki soru şu: İran, savaştan itibaren ve hatta şimdi, Dini Lider Ali Hamaney sonrası dönemde, rejim içindeki etki ve karar alma çevrelerinde rollerin birbiri ile çekişmesine mi sahne oluyor?
14 Eylül'de New York Times gazetesi, “İran barış anlaşması sertlik yanlıları tarafından sabote edildi” başlıklı bir makale yayınladı. Makalenin temel argümanı, rejim içindeki İranlı yetkililerin, anlaşma karşıtlarının Hürmüz Boğazı'ndaki gemilere gizli bir saldırı düzenleyerek anlaşmayı engellediği yönündeki açıklamalarına dayanıyor. İran Cumhurbaşkanı'nın, İran güçlerinin Hürmüz Boğazı'nda üç ticari gemiye ateş açması ve bunun sonucunda Katar'a ait bir sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankerinin alev alması ve bazı gemilerin hasar görmesi olayını öğrenince çok öfkelendiği bildiriliyor.
Aslında, bazı kimselerin İran rejiminin iç bölünmelerden ve çatırdamalardan muzdarip olduğunu vurgulamaya çalıştığı birçok analiz bulunuyor. Bunlar arasında bazı İranlı yetkililerin yaptığı çelişkili açıklamaları dayanak olarak kullananlar da çok oldu. Çelişkili açıklamalara ve tutumlara örnek olarak, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan savaşın başında İran'ın altyapılarına yönelik füze saldırıları nedeniyle çıkıp Körfez Arap devletlerinden özür dilerken, ertesi gün İran füzeleri Körfez devletlerini vurdu. Benzer şekilde, geçen haziran ayında Washington ve Tahran arasında İslamabad Mutabakatı imzalandığında ve İran heyetleri dondurulmuş fonları görüşmek üzere Katar'a yöneldiğinde, İran Hürmüz Boğazı'ndan geçen Katar petrol tankerlerini hedef aldı. Bu olayda, ABD Başkanı Donald Trump, bazı İranlı yetkililerden aldığı bilgilere dayanarak, tankerleri hedef alanların haydut bir grup olduğunu ifade etti.
Batı medyasının pazarlamaya çalıştığı rejimin çeşitli çevreleri ve kurumları ile iktidarın dizginlerini elinde tutan fraksiyonlar arasında rollerin birbiri ile çatıştığı, anlaşmayı reddeden bazı sertlik yanlılarının bulunduğu propagandasının çok da doğru olmadığı söylenebilir. İslamabad Mutabakatı’nın imzalanmasının ardından yaşanan petrol tankeri olayına gelince, tankerler Devrim Muhafızları tarafından kasten hedef alındı. Bunun nedeni, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda kontrolünün ötesinde olan, Umman kıyısı boyunca güney rotasını kullanan tüm tankerleri hedef almaya karar vermesidir. Zira bu rota, İran'ın Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasından bu yana ilan ettiği stratejisiyle tamamen çelişiyor: İran, Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer üzerindeki kontrolünün ve kendisine geçiş ücretinin ödenmesinin bölgesel ve uluslararası olarak tanınmasını istiyor. Aksi takdirde, İran'ın Umman ile olan müzakerelerini Washington ile olan müzakerelerinden ayırması üzerine, İran ile Umman Sultanlığı arasında daha sonra yapılan müzakerelere rağmen, boğaz neden yeniden açılmadı?
Yani, İslamabad Mutabakatı’nı engelleyen, sertlik yanlısı haydut grup değildi. Bir diğer sorun ise Pezeşkiyan’ın dış politikada bir rolü varmış gibi gösterilmesidir. Halbuki, 47 yıl önce rejimin kurulmasından bu yana İran anayasası, cumhurbaşkanının dış politika üzerinde hiçbir yetkisi olmadığını; yetkilerinin başbakanınkilerle sınırlı olduğunu belirtmektedir. İran Dini Lideri Ali Hamaney, Devrim Muhafızları ve Dini Liderlik Ofisi olarak bilinen kişisel ilişkiler ağıyla birlikte, nükleer mesele, Washington ile müzakereler veya savaş ve barışın seyrini belirleme gibi tüm dış politika konularını tekelinde tutmuştur. Bu, İran cumhurbaşkanının reformcu veya muhafazakâr olmasına bakılmaksızın yerleşik bir uygulamadır. Sonuç olarak, son sözü Dini Lider ve yakın çevresi söylemekteydi. Peki, bugün durum nedir? Devrim Muhafızları siyasi, güvenlik ve askeri gücün dizginlerini elinde tutuyor ve savaşı yürütüyor. Dahası, Pezeşkiyan seleflerine kıyasla en zayıf İran cumhurbaşkanıdır. Bu nedenle, Pezeşkiyan ve Arakçi'yi diplomatik süreci ve anlaşmaya giden yolu yönetenler olarak göstermek, sertlik yanlılarının ise bunu engelleyenler olduğunu söylemek bir hatadır.
Devrim Muhafızlarının en önemli komutanlarından ve sertlik yanlısı akımın bir üyesi olan Kalibaf'ı da unutmayalım. Hasan Ruhani'nin ikinci döneminde stratejik yasanın geçmesi için meclise öncülük etmiş ve hükümeti Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) ile iş birliğini kesmeye ve uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 20'ye çıkarmaya zorlamıştı. Şu anki aşama, rollerin bu şekilde dağıtımını gerektirdiğinden, Kalibaf Pezeşkiyan ile birlikte müzakerelerin ön saflarında yer alıyor.
Hatırlatmak gerekirse, İran meclisi, Pezeşkiyan'ın reformist hükümeti döneminde birçok İran vatandaşını hayal kırıklığına uğratan katı bir başörtüsü yasası çıkarırken, Pezeşkiyan’ın hükümeti bu yasa hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Rejimin varoluşsal olarak gördüğü bir savaş sırasında Pezeşkiyan'ın Trump ile diplomatik yolu şekillendirecek kişi olması beklenebilir mi?
Burada vurguladığımız ve savaşın başından beri defalarca vurgulanan husus, Batı medyasına sızdırılan ve geniş çapta pazarlanan İran rejimi yetkililerinin çelişkili açıklamalarının kasıtlı ve organize olduğudur. Bunlar iç karışıklığın ürünü değildir.
Bunun birinci nedeni; kapalı bir elit kavramına göre devlet içindeki pozisyonlarını üstlenen rejim yetkilileri arasındaki rol dağılımıdır. Bu, İran rejiminin kuruluşundan beri alışkın olduğu bir sahnedir. Daha geniş siyasi alanda rejim, “reformist” ve “sertlik yanlısı” gruplar arasında dönüşümlü olarak bu oyunu oynardı. Ancak şimdi bu durum, karar alma mekanizmasının dar çevresi içinde katı görüşlüler ile aşırı devrimciler arasında bir çekişmeye dönüştü.
İkinci neden, İran'daki karar alma mekanizmasının, dış politikadaki karar vericiler çemberini temelden tanımlamasıdır. Cumhurbaşkanının yetkileri içişleriyle sınırlıdır ve dış politikadaki rolü, İran Dini Lideri'nin kendisine yaktığı yeşil ışıkla sınırlıdır. Şu anda bu yetki, Devrim Muhafızları Ordusu komutanlarının elindedir. İran İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana geçen 47 yıl içinde, dış politika elitinin içindeki figürlerin -ister bu politikayı formüle eden ve etkileyenler, isterse uluslararası toplumda onu temsil edenler olsun- yaptıkları çeşitli konuşmaları analiz ettiğimizde, İran dış politikasının özünde ve amaçlarında bir benzerlik olduğunu fark ederiz. Bu politika için sunulan gerekçelerde farklılıklar görülse de nihayetinde hepsi İran'ın bölgesel eylemlerine dair birleşik bir anlayış ve tasavvuru temsil etmektedir. Başka bir deyişle, İran'da devlet birimleri ve kurumları arasında rol çatışması veya anlaşmazlık yoktur. İran devleti, karar alma sürecinde yer alan bir dizi etkili kurum, kuruluş ve şahsiyetten oluşan bir varlık olarak, bölgedeki rolü konusunda çelişkili veya birbirine zıt görüşlere sahip değildir. Bu elitin fikirlerindeki benzerlik, İran siyasi sisteminin işleyiş biçiminden kaynaklanıyor olabilir. Nitekim Anayasayı Koruyucular Konseyi, Hasan Ruhani'nin başkanlığı döneminde olduğu gibi, bazen “reformist akım” tarafından temsil edilen dış politika elitleri de dahil olmak üzere tüm İranlı politikacıları ve yetkilileri seçer. Bu, İran elitinin çok benzer bir ideolojik geçmişe sahip olduğu, ideolojisine ve İslam Cumhuriyeti'ne ve İran Devrimi'nin hedeflerine olan bağlılık derecesine göre değerlendirildiği anlamına geliyor. Yine bu, İran'ın uluslararası sistemdeki rolü konusunda ideolojik bir uzlaşma olduğunu ve İran siyasetindeki hizipsel bölünmelerin üstesinden gelinebileceğini doğruluyor. Anlaşmazlıklar olsa bile, Dini Lider İran dış politikasını yönetme gücünü korudu. İran rejimi, devrim sonrası fikirlerin kurumsallaştırılması olarak adlandırılan şey üzerinde çalıştı ve böylece, İran Devrimi'nin fikirleri ve ideolojisi kurumsallaştı. Kaldı ki bu fikirlerin ve algıların dış politika üzerindeki etkisi açıkça görülüyor.
Son olarak, İran rejiminin kendi içinde bölünmeler yaşadığı görüntüsünü pazarlaması, küresel ve Batı medyasında bunun propagandasını yapması, gizlilik perdesiyle örtülü bir rejimin içinden sızan bilgiler olarak bunları İranlı yetkililere atfetmesinin arkasındaki motivasyon, Washington'a kendisi ile müzakere edilebilecek, barış anlaşmasına varılabilecek ve ekonomik durumu iyileştirebilecek ılımlı bir “reformist” akımın var olduğunu göstermek olabilir. Böylece, Washington'un muhalefete veya mevcut rejime alternatif siyasi taraflara yatırım uygulama ihtiyacını ortadan kaldırıyor. İranlı yetkililerin rejimin kuruluşundan bugüne kadarki açıklamalarını ve eylemlerini takip etmek, çok sayıda sesin çok sayıda strateji anlamına gelmediğini ortaya koyuyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre İran'da roller farklı olabilir ve taktikler çatışabilir, ancak stratejik çıkarlar herkesin faaliyet gösterdiği ortak zemin olmaya devam ediyor. Savaş sırasında, Hasan Ruhani ve Hatemi gibi reformist ve ılımlı akımların en önemli ve güçlü figürleri sahne dışı kaldığında, bir kardiyolog olan Pezeşkiyan'ın istediği yere ve istediği şekilde balistik füzeler fırlatma gücüne sahip, haydut bir sertlik yanlısı azınlığın formüle ettiği politikaları baltalayan diplomatik süreci yönetmesi düşünülemez.
İran satrancında bir şah, çeşitli taşlar ve farklı hamleler vardır, ancak tahta birdir ve stratejik hedef de birdir. Öte yandan, tar aletinin birçok teli vardır ve aynı anda farklı sesler çıkarabilir, ancak dinleyici sonuçta yalnızca bir müzik parçası duyar. İran rejimi, çok sayıda teli ve bazıları keskin, bazıları yumuşak değişik tonları olan bir siyasi tar gibidir. Ancak kendisini çalanın aynı melodiyi üretmek için tüm tellerin aynı sesi çıkarmasına ihtiyacı yoktur. İran satrancı, siyasi bir tar aleti veya kasıtlı bir belirsizlik; hangisini seçerseniz seçin, aynı sonuca varırsınız.
*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."





