Büyümesi neredeyse duran bir ekonomi, borçların tükettiği kamu maliyesi ve protesto dilini yeniden benimseyen sokaklarla karşı karşıya olan Fransa, son derece karmaşık bir denklem içinde. Hükümet, ücretler, satın alma gücü ve kamu hizmetlerine ilişkin talepleri yatıştırmak zorunda bulunurken aynı zamanda harcamaları milyarlarca euro azaltması öngörülen kemer sıkma bütçesine hazırlanıyor. Ülkenin cumhurbaşkanlığı seçiminin yaklaşması da her türlü ekonomik kararı daha hassas hale getiriyor.
Fransa ekonomisinin bu yılki performansı incelendiğinde olumlu göstergelere rastlamak kolay değil. Resmi veriler, ülkenin karşı karşıya olduğu baskıların boyutunu ortaya koyuyor. Sahada ise 29 Eylül’de yeni bir gösteri ve grev dalgası başladı. Yaz aylarında çıkan yangınlarla mücadelede kritik rol oynayan itfaiyecilerin yürüyüş ve toplantılarıyla başlayan eylemlere, sendikaların çağrıları üzerine kamu çalışanları, ardından da eğitim koşullarının iyileştirilmesini talep eden devlet liselerindeki öğrenciler katıldı. Talepler listesinin bununla sınırlı kalması beklenmiyor.
Sendikalar, 17 Ekim’de hayat pahalılığı ve satın alma gücündeki gerilemeye karşı düzenlenecek protestolarla eylemlerini tırmandırmayı planlıyor. Eylemlerde ayrıca, genel ücret artışı, okullar ve hastanelere ayrılan bütçelerin artırılması, daha fazla personel istihdam edilmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talep edilecek. Buna paralel olarak Sarı Yelekliler hareketinden aktivistler de enerji ürünlerindeki fiyat artışlarını protesto etmek, fiyatların dondurulmasını ve sektörde faaliyet gösteren şirketlere daha yüksek vergiler uygulanmasını talep etmek amacıyla yeniden sokaklara ve kavşaklara çıkmaya hazırlanıyor.

Bu hareketlilik, Fransa’nın 2018 ve 2019 yıllarında Sarı Yelekliler adı altında yaşadığı protesto dalgasını hatırlatıyor. Söz konusu gösteriler bazı aşamalarda güvenlik güçleriyle çatışmaların yanı sıra şiddet olayları, yangınlar ve mülklerin tahrip edilmesine dönüşmüştü. O döneme ait görüntüler Fransız kamuoyunun hafızasındaki yerini korurken, mevcut ekonomik ve mali baskıların gölgesinde protestoların yeniden başlaması ülkede sürece ilişkin hassasiyeti artırıyor.
Güçsüz bir hükümet
Toplumsal taleplerin genişlemesi karşısında Sebastien Lecornu hükümeti, bu taleplere yanıt verebilmek için dar bir hareket alanına sahip. Hükümet ayrıca protesto dalgasının, 2027 ilkbaharında yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesindeki siyasi hareketlilikle kesişmesinden endişe ediyor.
Bu gelişmeler, enflasyonun yeniden ivme kazandığı bir döneme denk geliyor. Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (INSEE), Fransa’da enflasyon oranının ağustostaki yüzde 2,6’dan eylülde yüzde 3,4’e yükseldiğini açıkladı. Fiyatlardaki artış, özellikle düşük gelirli kesimler başta olmak üzere haneler üzerindeki baskıyı artırırken satın alma gücünün de erimesine yol açıyor.
Akaryakıt fiyatlarındaki artış karşısında hükümet, benzin ve motorin fiyatlarındaki yükselişten etkilenenlere mali yardım sağlama yoluna giderken doğal gaz ve elektrik fiyatlarından kaynaklanan baskılar da devam etti.
Buna karşılık hükümet, 2027 bütçe tasarısını perşembe günü sunmaya hazırlanıyor. Bütçenin kemer sıkma ve harcamaların azaltılması yönünde şekillenmesi beklenirken, bu durum yeni mali tedbirlerin protestocuların dile getirdiği taleplerin büyük bölümünü karşılamasını zorlaştırıyor.
Hükümet, harcamaları azaltarak ve gereksiz olduğunu değerlendirdiği kalemleri gözden geçirerek 54 milyar euro tasarruf sağlamayı hedefliyor. Önerilen tedbirler arasında emekli maaşlarına ilişkin düzenlemeler de bulunuyor.

Finansman ihtiyacı, Fransa kamu maliyesinin karşı karşıya olduğu baskının boyutunu ortaya koyuyor. Hükümet kaynaklarına göre Paris, 2027’de yaklaşık 340 milyar euro borçlanmaya hazırlanırken ülkenin borcu 3,6 trilyon avroya yaklaşıyor. Bu rakam, mart sonundaki seviyenin yaklaşık 60 milyar euro üzerinde bulunuyor.
Bu tablo, hükümeti zor bir denklemle karşı karşıya bırakıyor: Kamu maliyesinin mevcut durumu harcamaların azaltılmasını gerektirirken toplumsal baskıların kontrol altına alınması gerekiyor. Seçimlerin yaklaşması ise ücretler, kamu hizmetleri ve sosyal harcamalara ilişkin kararların siyasi hassasiyetini daha da artırıyor.
Borç maliyeti baskıyı artırıyor
Büyümenin zayıf seyretmesi ve kamu maliyesinin kötüleşmesi, Fransa’nın piyasalardan borçlanma maliyetini artırıyor. Bazı tahvil getirileri yaklaşık yüzde 4,8’e ulaşırken, Fransız ekonomisinin 2026’da yalnızca yaklaşık yüzde 0,05 büyümesi bekleniyor. Bu oran, Avrupa Birliği’ndeki (AB) en düşük büyüme oranlarından biri olacak.
Buna karşılık ülkenin borçluluğu gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYİH) yaklaşık yüzde 119’una ulaşmış durumda. Bu oran, AB kurallarında belirlenen yüzde 60’lık tavanın oldukça üzerinde bulunuyor. Borç servisinin maliyeti de artarken, faiz ödemelerinin bu yılın sonunda yaklaşık 79 milyar euroya ulaşması bekleniyor.
Mevcut durum ile 2019-2021 yılları arasında Fransız borç piyasalarında yaşanan tablo arasındaki değişim dikkat çekiyor. O dönemde bazı Fransız devlet tahvillerinin getirileri negatif seviyelere gerilemişti. Bu ortam, Paris’in son derece düşük maliyetlerle borçlanmasına imkan sağlarken, yatırımcılar bazı durumlarda Fransız tahvillerini ellerinde tutmak karşılığında negatif getiriyi kabul ediyordu.
Bugün ise Fransa’nın borçlanma maliyeti, geçmişte borç piyasalarında daha fazla baskıyla karşı karşıya kalan Yunanistan, İspanya ve İtalya gibi bazı Avrupa ekonomilerinde kaydedilen seviyelerin üzerine çıkmış durumda. Fransız ve Alman tahvillerinin getirileri arasındaki fark da 1,2 puanın üzerine çıkarak yatırımcıların Fransa’yı finanse etmek için talep ettiği risk priminin yükseldiğine işaret ediyor.
Borçların artmaya ve büyümenin zayıf kalmaya devam etmesiyle Fransız kamu maliyesinin faiz oranlarına duyarlılığı da artıyor. Borçlanma maliyeti yükseldikçe bütçeden borç servisine ayrılan pay büyüyor ve bu durum kamu hizmetleri, sosyal politikalar ve yatırımlara yönelik harcamalar için mevcut alanı daraltıyor.
2027 yılı bütçesinin kabul edilmesindeki zorluklar
Fransa bütçesinin karşı karşıya olduğu baskılar, 2026’da enerji krizinin maliyeti yaklaşık 9 milyar euro artırmasından bağımsız değerlendirilemiyor. Yakın gelecekte bu baskıların hafifleyeceğine ilişkin de herhangi bir işaret bulunmuyor. Lecornu’nun, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaşması ve buna bağlı siyasi hesapların artması nedeniyle 2027 bütçe tasarısını parlamentodan, özellikle de Ulusal Meclis’ten geçirme konusunda zorlu bir süreçle karşılaşması bekleniyor.

Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte siyasi gruplar, kemer sıkma politikası içeren herhangi bir bütçenin kendi seçmen tabanları üzerindeki etkilerini dikkate alma konusunda artan bir baskıyla karşı karşıya kalabilir. Bu durum, zorlu müzakerelerin ve parlamentoda birbiriyle çelişen taleplerin önünü açabilir. Geçen yıl yaşananlar da bu açıdan önem taşıyor. İki hükümet, 2026 bütçesini geçirmek için gerekli çoğunluğu sağlayamamalarının ardından düşmüş, bu durum Lecornu’yu bütçenin kabulü için gereken desteği sağlamak amacıyla Sosyalist Parti milletvekillerine taviz vermeye yöneltmişti.
Büyük bir ekonomi ve siyasi ağırlık
Mali baskılara rağmen Fransa ekonomisi, Avrupa ve küresel ölçekte önemli bir ağırlığını koruyor. Dünya Bankası’nın 2025 verilerine göre Fransa, GSYİH büyüklüğü bakımından AB ekonomileri arasında Almanya’nın ardından ikinci sırada yer alıyor. Fransa’nın GSYİH’si yaklaşık 3,366 trilyon dolar olurken, Almanya’nın GSYİH’si 5,051 trilyon dolar olarak kaydedildi. Daha geniş Avrupa ölçeğinde ise Fransa, yaklaşık 4,003 trilyon dolarlık GSYİH’ye sahip İngiltere’nin ardından Almanya ve İngiltere’nin gerisinde üçüncü sırada bulunuyor.
Aynı verilere göre Fransa, dünya genelinde GSYİH büyüklüğü açısından ABD, Çin, Almanya, Japonya, Hindistan ve İngiltere’nin ardından yedinci sırada yer alıyor. Ekonomik ağırlığının yanı sıra Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olması ve nükleer kapasitesi, Fransa’ya yalnızca ekonomik büyüklüğünün yansıttığının ötesinde siyasi nüfuz sağlıyor.
Ancak mevcut mali ve ekonomik baskılar, Fransa’nın AB içindeki bu ağırlığını korumasını zorlaştırabilir. Fransa ve Almanya, onlarca yıldır Avrupa bütünleşme sürecinin ilerletilmesinde başlıca eksenlerden birini oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ikinci döneminin 2027 ilkbaharında sona yaklaşmasıyla birlikte, yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimi Fransız ekonomi ve maliye politikaları açısından daha da önem kazanıyor. Bu dönemde başta Ulusal Birlik (RN) olmak üzere milliyetçi sağın yükselişi, maliye ve ekonomi politikaları da dahil olmak üzere çeşitli alanlarda değişim ihtimalini gündeme getiriyor.





