Flydubai uçağının İsrail’de ortaya çıkardığı gerçek, bir kaçırma girişiminden çok daha büyük

Bir belge, sanığın Tel Aviv’i birkaç kez ziyaret ettiğini ve Lübnan, Suriye, Irak ve İran pasaportlarına sahip kişilerin herhangi bir engellemeyle karşılaşmadan ülkeye giriş yaptığını doğruluyor

30 Eylül 2026’da İsrail’in Ben Gurion Havalimanı’na iniş yaptıktan sonra uçaktaki yolcular (AFP)
30 Eylül 2026’da İsrail’in Ben Gurion Havalimanı’na iniş yaptıktan sonra uçaktaki yolcular (AFP)
TT

Flydubai uçağının İsrail’de ortaya çıkardığı gerçek, bir kaçırma girişiminden çok daha büyük

30 Eylül 2026’da İsrail’in Ben Gurion Havalimanı’na iniş yaptıktan sonra uçaktaki yolcular (AFP)
30 Eylül 2026’da İsrail’in Ben Gurion Havalimanı’na iniş yaptıktan sonra uçaktaki yolcular (AFP)

Emel Şehade

İsrail’in, Flydubai’ye ait ve içerisinde 174 İsrailli yolcunun bulunduğu uçağı kaçırma veya düşürme girişiminde bulunmakla suçlanan Ummanlı Hemmam el-Hammami’nin arkasındaki örgüt ya da devleti hedef almakla tehdit ettiği bir dönemde, olaya ilişkin yürütülen İsrail içi soruşturma genişlemeye devam ediyor. Adeta bir çığ gibi büyüyen soruşturma, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun koruma sözü verdiği ve seçim kampanyasında ‘İsrail’in ve İsraillilerin güvenliğini sağlayabilecek tek lider’ olduğu yönündeki söylemlerinin merkezinde yer alan birçok güvenlik boyutundaki zafiyetleri ve başarısızlıkları bir bir gün yüzüne çıkarıyor.

Ancak açıklamalar ile gerçekler arasında büyük ve tehlikeli bir uçurum bulunuyor. Zira el-Hammami’nin Flydubai olayından önce İsrail’i birden fazla kez ziyaret ettiği, Ben Gurion Havalimanı’na son inişinin ise olaydan bir hafta önce gerçekleştiği ortaya çıktı. Havalimanında çalışan bir kadın görevli, Kanal 12 televizyonuna yaptığı açıklamada, Lübnan ve Suriye pasaportu taşıyan çok sayıda hava mürettebatı üyesinin herhangi bir itirazla karşılaşmadan Ben Gurion’a girdiğini söyledi. Ayrıca İran, Suriye ve Irak vatandaşlığı da taşıyan pilotların son yıllarda İsrail’e indiğine ilişkin bir şüphe bulunduğu ve bu durumun halen araştırıldığı belirtildi.

Havalimanı çalışanı, “Şahsen, Lübnan, Suriye ve diğer ülke pasaportlarını taşıyan pilot ve kabin görevlileri dahil hava mürettebatı üyelerini herhangi bir itiraz olmadan bankomdan geçirdim. Bu tür ihmaller sadece BAE’ye ait havayollarında değil, tüm havayolu şirketlerinde mevcut” dedi.

Görevliye göre, “Bazı hava mürettebatı üyeleri ülkeye girmeye çalıştı ve sistem ellerindeki ek pasaporta ilişkin uyarı verdiği anda ülkeye girişleri reddedildi.” Görevli, “O zamandan beri düşman ülkelerden pilotların İsrail’e nasıl uçabildiğini anlayamadık” ifadesini kullandı.

Bu bulgu, İsrail’de çeşitli kurumların Hamas’ın 2023’te İsrail’e düzenlediği 7 Ekim saldırısının yıl dönümünü anmaya başlamasıyla eş zamanlı ortaya çıktı. Savaş, bu hafta üçüncü yılına girerken sona ermesi için yakın vadede bir perspektif bulunmuyor. Aksine, Flydubai olayının ardından İsrailli yetkililerin tehditleri sürüyor.

Şarku’l Avsat’ın Independnet Arabia’dan aktardığı analize göre İsrailliler, İran’ın Flydubai olayının arkasında olmadığı konusunda büyük ölçüde hemfikir olsa da bazı çevreler, BAE’nin yürüttüğü ve Mossad’ın da katıldığı soruşturmanın sonuçlarının savaşın daha da alevlenmesine yol açabileceğini düşünüyor.

Güvenlik birimleri ise Ben Gurion Havalimanı’nda görev yapan çalışanın güvenlik alanındaki ihmalleri gündeme getirmesinin ardından, son yıllarda çifte vatandaşlığı bulunan ve vatandaşlıklarından biri İsrail’in düşman olarak gördüğü bir ülkeye ait olan pilotların Ben Gurion Havalimanı’na iniş yapıp yapmadığını araştırıyor.

Başarısızlığın sorumluları

Bu sırada Tel Aviv’in açıklamalarına göre, Mossad adına yürütülen soruşturmaya katılmak üzere BAE’de bir İsrail soruşturma ekibi bulunuyor. Konuya ilişkin bilgi sahibi bir yetkili, BAE makamlarının diğer hususların yanı sıra uçaktaki diğer mürettebat üyelerinin de olaya dahil olup olmadığı ihtimalini araştırdığını, İsrail güvenlik birimlerinin ise şu aşamada yardımcı pilota odaklandığını ve mürettebatın diğer üyelerine ilişkin incelemeyi BAE makamlarına bıraktığını söyledi.

Bu gelişme, iki kurumun, Mossad ile Netanyahu hükümetine bağlı Ulaştırma Bakanlığı’nın, uçak mürettebatından önceden haberdar olduğunun ortaya çıkmasının ardından yaşandı. Söz konusu bilgileri teslim alan Vergi İdaresi de bunu doğrularken, iki kurumun bildirimi incelemediği ve ihmalkâr ve yetersiz bir şekilde işlem yapmayı sürdürdüğü belirtildi. Güvenlik kaynaklarına göre İsrail’de yurtdışından gelen uçuşların mürettebatını denetlemek ve incelemekle görevli olması gereken güvenlik birimleri, Ulaştırma Bakanlığı Güvenlik Dairesi ile Mossad’dı.

Kaynaklar, söz konusu iki kurumun İsrail’e yurtdışından gelen uçuşların mürettebat listelerini alarak bunları incelemesi gerektiğini belirtti. Bu inceleme kapsamında, mürettebat arasında düşman bir ülkenin vatandaşlığını taşıyan, İsrail’le diplomatik ilişkisi bulunmayan bir ülkenin pasaportuna sahip olan ya da çifte vatandaşlığı bulunan kişilerin olup olmadığının kontrol edilmesi gerekiyordu.

Ulaştırma Bakanlığı Güvenlik, Acil Durum ve Siber Güvenlik Dairesi’nin internet sitesinde yer alan bilgilere göre birimin görevi, ‘İsrail’den gerçekleştirilen ve İsrail’e gelen hava taşımacılığı hizmetleri için güvenlik prosedürlerini belirlemek, geliştirmek, uyarlamak ve yönlendirmek; bu hizmetlerin, aralarında İsrail üzerinden geçen veya İsrail’e ulaşan yabancı uçuşlara yönelik güvenlik denetiminin de bulunduğu tedbirlerle terör tehditlerinden arındırılmasını sağlamak’.

Bu talimatlar, Knesset’in Ekim 2023’ten sonra İsrail’e gelen yolcu ve mürettebat listelerini önceden inceleyecek bir merkez kurulmasını öngören yasa tasarısını onaylamasının ardından yürürlüğe girdi. ‘İsrail’e giren veya İsrail’den çıkan yolcuların verilerinin toplanması, teşhis edilmesi ve yetkilerin kullanılması’ başlıklı yasanın gerekçe taslağında, listelerin ‘potansiyel güvenlik riski oluşturabilecek kişilerin belirlenmesi amacıyla yolcuların değerlendirilmesi, tespit edilmesi ve ölçülü ve hedefli biçimde izlenmesi’ için inceleneceği belirtildi. Bu kapsamda özellikle uçak kaçırma tehdidine dikkat çekildi.

Bu onayın ardından Vergi İdaresi bünyesinde yolcu listelerini inceleme birimi kuruldu. Birimin kendisine ulaşan bilgileri, uçuşun gerçekleşmesinden 48 saat önce incelemeleri için Şin-Bet, polis ve Mossad temsilcilerine de iletmesi gerekiyordu. Söz konusu listede yolcular ile mürettebat üyelerinin tam adları ve vatandaşlık bilgilerinin yer alması öngörülüyordu. Bu da yardımcı pilotun Umman vatandaşlığının listede derhal görülmesi gerektiği anlamına geliyordu.

Bu bilgilerin ortaya çıkmasının ardından Ulaştırma Bakanlığı, Vergi İdaresi, Mossad ve İsrail’e gelen yolcuların hava güvenliğiyle bağlantılı tüm kurumlar gazetecilerin sorularını yanıtlamayı reddetti.

Daha fazlasını ortaya koyan bir belge

Dün yeni ihmallerin ortaya çıkmasıyla birlikte Ulusal Güvenlik Konseyi’ne ait, güvenlik uçuşlarının korunmasında aksaklıklar bulunduğu konusunda uyarıda bulunan bir İsrail belgesinin de varlığı ortaya çıktı. Bu gelişme, sorumluluğun Mossad ile Ulaştırma Bakanlığı arasında karşılıklı olarak devredilmeye devam ettiği bir dönemde yaşandı. Belgeye göre, “Ne Ulaştırma Bakanlığı ne de Mossad, İsrail kararına uygun hareket ediyor.” Mayıs 2024’te Devlet Denetçisi tarafından hazırlanan gizli bir raporun ardından İsrail kabinesi, aynı ayın 23’ünde Ulusal Güvenlik Konseyi başkanlığında bir ekip kurulmasına karar verdi. Ulaştırma Bakanlığı, Sivil Havacılık Otoritesi, Şin-Bet, Mossad ve Maliye Bakanlığı temsilcilerinin yer aldığı ekibin sivil havacılığın güvenlik sistemini incelemesi ve sistemin değiştirilmesine yönelik tavsiyeler hazırlaması kararlaştırıldı.

Görüşmeler sırasında Ulusal Güvenlik Konseyi ve Şin-Bet, yabancı uçuşların güvenliğinden Ulaştırma Bakanlığı’nın sorumlu tutulması yönünde girişimde bulundu. Şin-Bet ise kaynakları ve bütçesinin bu dosyayla ilgilenmeye devam etmesine izin vermediğini belirtti.

Ulaştırma Bakanlığı Güvenlik Dairesi Müdürü, kurum içi görüşmeler sırasında “Bunun çok ağır bir sorumluluk olduğunu ve İsrail’deki tehdit düzeyinin bu görevi dairenin kapasitesinin ötesine taşıdığını” söyledi. Müdür, sorumluluğun uzmanlaşmış bir güvenlik kurumuna devredilmesini talep etti.

Bu yaklaşım yalnızca Güvenlik Dairesi Müdürü ile sınırlı kalmadı ve bakanlık içinde anlaşmazlıkların derinleşmesine yol açtı. Ancak Binyamin Netanyahu yaklaşık bir yıl önce konuya müdahale ederek görevin Ulaştırma Bakanlığı’nın sorumluluğunda kalmasına karar verdi. Bakanlık ise yayımlanan haberlerde yer alan iddiaların ‘tamamen asılsız’ olduğunu belirterek, yabancı havacılığın güvenliğine ilişkin düzenlemelerden onlarca yıldır sorumlu olduğunu ve uyguladığı prosedürlerin Ulusal Güvenlik Konseyi ile güvenlik birimlerinin onayından geçtiğini savundu.



Samoa Başbakanı, 20 yıl önce “Yaşasın Hitler” dediği için özür diledi!

Samoa Başbakanı La‘auli Leuatea Schmidt (Arşiv)
Samoa Başbakanı La‘auli Leuatea Schmidt (Arşiv)
TT

Samoa Başbakanı, 20 yıl önce “Yaşasın Hitler” dediği için özür diledi!

Samoa Başbakanı La‘auli Leuatea Schmidt (Arşiv)
Samoa Başbakanı La‘auli Leuatea Schmidt (Arşiv)

Samoa Başbakanı, kendisini “Heil Hitler” (Yaşasın Hitler) diye slogan atarken ve Nazi selamı verirken gösteren görüntülerin yayılmasının ardından bugün özür diledi.

La’auli Leuatea Schmidt yaptığı açıklamada, görüntülerin yaklaşık 20 yıl önce düzenlenen bir aile toplantısına ait olduğunu ve hiçbir zaman kamuoyuna yansımalarının amaçlanmadığını belirtti. Schmidt, “Görüntülerde, özel bir aile toplantısı sırasında ‘Heil Hitler’ dediğim ve Nazi Almanyası ile ilişkilendirilen bir hareket yaptığım görülüyor (...) Bu, kamuya açık bir etkinlik değildi” ifadelerini kullandı.

Schmidt, “20 yıl önceki bu toplantının bağlamı veya niyeti ne olursa olsun, söz konusu ifadelerin ve hareketin uygunsuz olduğunu ve insanların incinmesine ve rahatsızlık duymasına yol açabileceğini kabul ediyorum. Bu nedenle bunları kullandığım için özür diliyorum” dedi.

Schmidt daha önce İsrail’e güçlü desteğini dile getirmiş ve yıl sonundan önce Kudüs’te bir büyükelçilik açma sözü vermişti. Schmidt, “Nazizmi, antisemitizmi, ırkçılığı ve her türlü siyasi aşırılığı reddediyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Schmidt, 2025 yılında başbakan olarak yemin ederken Yahudi dua şalı (tallit) giymiş, tören salonuna da törensel şofar sesi eşliğinde girmişti. Yerel basına göre o dönemde Schmidt, “İsrail’in, Tanrı’nın topraklarının yanında duruyorum” demişti. Schmidt sözlerini, “Samoa, Tanrı’nın kutsal topraklarının yanında duracak ve onu destekleyecek” şeklinde sürdürmüştü.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Samoa gibi dindarlığın güçlü olduğu Pasifik ülkelerinde, Yahudilerin bir gün İsrail topraklarına geri dönmesinin kaderlerinde olduğunu öngören Eski Ahit kehanetlerine inanılıyor.


Nijer uranyumu yönünü Paris’ten Moskova’ya mı çeviriyor?

Nijer ve Rusya, enerji ve madencilik alanlarında ortak projeler hayata geçirmek için zamana karşı yarışıyor (Yerel medya)
Nijer ve Rusya, enerji ve madencilik alanlarında ortak projeler hayata geçirmek için zamana karşı yarışıyor (Yerel medya)
TT

Nijer uranyumu yönünü Paris’ten Moskova’ya mı çeviriyor?

Nijer ve Rusya, enerji ve madencilik alanlarında ortak projeler hayata geçirmek için zamana karşı yarışıyor (Yerel medya)
Nijer ve Rusya, enerji ve madencilik alanlarında ortak projeler hayata geçirmek için zamana karşı yarışıyor (Yerel medya)

Rusya ve Nijer, dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan ancak tek başına 350 bin tondan fazla uranyum rezervine sahip Nijer’de nükleer projeler hayata geçirmek için zamana karşı yarışıyor. Bu rezervler, Nijer’i dünyanın en önemli ve stratejik madenlerinden biri olan uranyum rezervleri bakımından dünyada yedinci sıraya taşıyor.

Nijer, beş yıldır Fransa’nın madenlerden uranyum çıkararak karşılığında Niamey’e vergi ve çeşitli ödemeler yaptığı düzenin ardından, uranyum madenlerini jeopolitik konumunu yeniden şekillendirecek bir araca dönüştürmeye çalışıyor. Ancak 2023’teki darbenin ardından Niamey, Fransa’yı ülkeden çıkarmaya ve madencilikten nükleer reaktörlere kadar kapsamlı bir Nijer nükleer sistemi kurma sözü veren Rusya’ya yönelmeye karar verdi.

Bu hızlanma, geçen cuma günü Nijer Cumhurbaşkanı General Abdourahamane Tiani’nin, iki ülke arasındaki hükümetlerarası ortak komitenin 100’den fazla katılımcıyla gerçekleştirilen ilk toplantısının sonunda Rusya Enerji Bakanı Sergey Tsivilyov başkanlığındaki Rus heyetini kabul etmesiyle açıkça görüldü. Tiani, Rus heyetiyle görüşmesinde, Nijer’in yıllardır ciddi bir enerji ve elektrik krizi yaşadığına dikkat çekerek, Rusya-Afrika Zirvesi’nin 28-29 Ekim tarihlerinde Moskova’da düzenlenmesi öncesinde “belirlenen projelerin hayata geçirilmesini hızlandırma” çağrısında bulundu.

gthyjuık
Geçen cuma günü Niamey’de düzenlenen Rusya-Nijer Ortak İşbirliği Komitesi toplantısından, (Yerel medya)

Rusya-Nijer Ortak İşbirliği Komitesi’nin cuma günü Niamey’de gerçekleştirdiği toplantı sonucunda iki mutabakat zaptı imzalandı. Bunlardan ilki, Nijer hükümeti ile Rusya’nın Rosatom şirketi arasında nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımına ilişkin olurken, ikincisi bir Rus şirketiyle güneş enerjisi santrali kurulmasına yönelik imzalandı.

Komitede enerji, petrol ve madencilik; sağlık, tarım ve çevre; eğitim, mesleki ve yükseköğretim; ulaştırma ve iletişim olmak üzere dört alan ele alındı. Rus tarafı enerji alanında kapsamlı bir hizmet paketi sunmanın yanı sıra su kaynaklarının kullanımı, yenilenebilir enerji ve sivil nükleer enerji için bir ana plan hazırlanmasına yardımcı olmayı teklif etti.

Rus Bakan, jeoloji, doğal kaynakların araştırılması ve ham madde çıkarmakla yetinmek yerine yerel işleme sanayilerinin kurulması alanlarında iş birliğini geliştirmeye hazır olduklarını belirtti. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre bu açıklamanın uranyum ve altına atıf yaptığı değerlendirildi. Rusya ayrıca Nijer’le tahıl, yağ ve gübre gibi tarım ürünlerindeki ticareti artırmayı hedeflediğini ifade etti.

Kamulaştırmadan ortaklığa

Bu yakınlaşmanın kökleri, Temmuz 2023’teki darbeye uzanıyor. Niamey, Haziran 2025’te Fransız Orano şirketinin Arlit’teki uranyum madenini işleten iştiraki Somair’i kamulaştırdı. Orano’nun bu şirketteki payı yüzde 63’ün üzerindeydi. Yüzde 90’ı Fransız devletine ait olan Orano, buna karşılık dört uluslararası tahkim davası açtı.

23 Eylül’de ise Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü Merkezi (ICSID), Niamey’in yaklaşık 1000 ton olduğu tahmin edilen ve değeri 300 milyon avroyu bulan dondurulmuş uranyum stokunu üçüncü bir tarafa satmaması veya devretmemesi yönünde karar verdi. Bu adım, Fransa’nın söz konusu uranyumun Moskova’ya ulaşmasını engelleme çabası olarak değerlendirildi.

Rosatom, 28 Temmuz 2025’te Niamey ile ilk nükleer enerji mutabakatını imzaladı. Tsivilyov o dönemde, “Görevimiz yalnızca uranyum çıkarılmasına katılmak değil, Nijer’de barışçıl nükleer enerjinin geliştirilmesi için kapsamlı bir sistem kurmaktır” dedi. Nijer devlet şirketi Timersoi de Rosatom’a bağlı Uranium One ile yeni madencilik projelerinin geliştirilmesine yönelik paralel bir mutabakat imzaladı. Uranium One Başkanı Pavel Larionov anlaşmayı “uzun vadeli Rusya-Nijer iş birliğinin inşasında önemli bir adım” olarak nitelendirdi.

Hedefler Eylül 2025’te daha da büyüdü. Dönemin Nijer Maden Bakanı Ousmane Abarchi, Moskova’da yaptığı açıklamada, ülkesinin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetimi altında 2 bin megavat kapasiteli iki nükleer reaktör inşa etmeye hazır olduğunu duyurdu. Rosatom Genel Müdürü Aleksey Lihaçev ise öneriyi “son derece ilginç” olarak değerlendirdi.

Geçen cuma düzenlenen toplantıda mevcut Nijer Enerji Bakanı Albay Sini Alzouma, “Sivil nükleer enerji Nijer için büyük bir stratejik ufuk oluşturuyor” dedi. Alzouma, ortaklığın “teknoloji transferine, gençlerin eğitimine ve yerel sanayinin geliştirilmesine” katkı sağlaması gerektiğini vurguladı.

Projenin önündeki engeller

Bununla birlikte Batılı analistler, medyada dile getirilenlerle bu projelerin sahada hayata geçirilmesi arasında büyük bir uçurum bulunduğu uyarısında bulunuyor. Afrika merkezli Modern Ghana gazetesi, bugün evlerde temel elektrik aydınlatmasından dahi yoksun olan Nijer’in “Rosatom reaktörleriyle yakın gelecekte aydınlanamayacağını” yazdı ve büyük uranyum sevkiyatının hâlâ alıcı bulamadan beklediğine dikkat çekti.

Paris’ten konuşan ekonomi araştırmacısı Eloise Laurent ise Fransa’nın “nükleer egemenliğinin Nijer’deki madenlerde değil, Fransa’daki dönüştürme tesislerinde belirlendiğini” savundu. Bu açıklama, Paris’in daha önce uranyum ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ını karşılayan bir tedarik kaynağını kaybetmesine ilişkin endişeleri yatıştırma çabası olarak değerlendirildi.

Gözlemciler ayrıca Nijer’de ve hatta Moskova ile ittifak kuran diğer Sahel ülkelerinde sivil nükleer reaktör projelerinin ciddi güçlüklerle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Geniş bölgelerinin El Kaide ve DEAŞ bağlantılı örgütlerin kontrolünde bulunduğu, silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı ağlarının faaliyet gösterdiği güvensiz bir bölgede bu tür ileri teknolojilerin inşa edilmesinin son derece zor olduğuna dikkat çekiliyor.


İsrail ordusu, Güney Suriye'deki askeri bölgeye sızmaya çalışan "şüpheliyi" öldürdü

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bazı komutan ve askerlerle birlikte Güney Suriye'de düzenlediği incelemede, (Arşiv – İsrail Ordusu)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bazı komutan ve askerlerle birlikte Güney Suriye'de düzenlediği incelemede, (Arşiv – İsrail Ordusu)
TT

İsrail ordusu, Güney Suriye'deki askeri bölgeye sızmaya çalışan "şüpheliyi" öldürdü

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bazı komutan ve askerlerle birlikte Güney Suriye'de düzenlediği incelemede, (Arşiv – İsrail Ordusu)
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bazı komutan ve askerlerle birlikte Güney Suriye'de düzenlediği incelemede, (Arşiv – İsrail Ordusu)

İsrail ordusu bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada, Güney Suriye'de işgal ettiği güvenlik bölgesi içerisindeki bir askeri noktaya sızmaya çalışan bir "şüpheliyi" öldürdüğünü duyurdu.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "Kısa süre önce İsrail Savunma Kuvvetleri askerleri, Güney Suriye'deki güvenlik bölgesi içerisinde bulunan bir askeri noktaya sızmaya çalışan bir şüpheli tespit etti. Hızlı teşhis sürecinin ardından askerler şüpheliye ateş açarak onu etkisiz hale getirdi" ifadelerine yer verildi. Açıklamada, İsrail askerleri arasında yaralanan olmadığı belirtildi.

Beşşar Esed yönetiminin Aralık 2024'te devrilmesinin ardından İsrail güçleri, Golan Tepeleri'ne komşu tampon bölgenin dışına çıkarak Lübnan ile Suriye arasındaki sınırda bulunan Hermon (Şeyh) Dağı'na kadar ilerledi. İsrail, Güney Suriye’de silahlardan arındırılmış bir bölge oluşturma niyetinde olduğunu açıkladı. Tel Aviv'deki yetkililer, İsrail güçlerinin bölgeden çekilmeyi planlamadığını vurguluyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail, o tarihten bu yana Suriye'ye yüzlerce hava saldırısı düzenledi. Saldırıların büyük bölümü askeri hedeflere yönelik gerçekleşirken İsrail, operasyonların amacının yeni yönetimin eski Suriye ordusuna ait silah ve mühimmat stoklarına erişmesini engellemek olduğunu ifade etti.