Emel Şehade
İsrail’in, Flydubai’ye ait ve içerisinde 174 İsrailli yolcunun bulunduğu uçağı kaçırma veya düşürme girişiminde bulunmakla suçlanan Ummanlı Hemmam el-Hammami’nin arkasındaki örgüt ya da devleti hedef almakla tehdit ettiği bir dönemde, olaya ilişkin yürütülen İsrail içi soruşturma genişlemeye devam ediyor. Adeta bir çığ gibi büyüyen soruşturma, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun koruma sözü verdiği ve seçim kampanyasında ‘İsrail’in ve İsraillilerin güvenliğini sağlayabilecek tek lider’ olduğu yönündeki söylemlerinin merkezinde yer alan birçok güvenlik boyutundaki zafiyetleri ve başarısızlıkları bir bir gün yüzüne çıkarıyor.
Ancak açıklamalar ile gerçekler arasında büyük ve tehlikeli bir uçurum bulunuyor. Zira el-Hammami’nin Flydubai olayından önce İsrail’i birden fazla kez ziyaret ettiği, Ben Gurion Havalimanı’na son inişinin ise olaydan bir hafta önce gerçekleştiği ortaya çıktı. Havalimanında çalışan bir kadın görevli, Kanal 12 televizyonuna yaptığı açıklamada, Lübnan ve Suriye pasaportu taşıyan çok sayıda hava mürettebatı üyesinin herhangi bir itirazla karşılaşmadan Ben Gurion’a girdiğini söyledi. Ayrıca İran, Suriye ve Irak vatandaşlığı da taşıyan pilotların son yıllarda İsrail’e indiğine ilişkin bir şüphe bulunduğu ve bu durumun halen araştırıldığı belirtildi.
Havalimanı çalışanı, “Şahsen, Lübnan, Suriye ve diğer ülke pasaportlarını taşıyan pilot ve kabin görevlileri dahil hava mürettebatı üyelerini herhangi bir itiraz olmadan bankomdan geçirdim. Bu tür ihmaller sadece BAE’ye ait havayollarında değil, tüm havayolu şirketlerinde mevcut” dedi.
Görevliye göre, “Bazı hava mürettebatı üyeleri ülkeye girmeye çalıştı ve sistem ellerindeki ek pasaporta ilişkin uyarı verdiği anda ülkeye girişleri reddedildi.” Görevli, “O zamandan beri düşman ülkelerden pilotların İsrail’e nasıl uçabildiğini anlayamadık” ifadesini kullandı.
Bu bulgu, İsrail’de çeşitli kurumların Hamas’ın 2023’te İsrail’e düzenlediği 7 Ekim saldırısının yıl dönümünü anmaya başlamasıyla eş zamanlı ortaya çıktı. Savaş, bu hafta üçüncü yılına girerken sona ermesi için yakın vadede bir perspektif bulunmuyor. Aksine, Flydubai olayının ardından İsrailli yetkililerin tehditleri sürüyor.
Şarku’l Avsat’ın Independnet Arabia’dan aktardığı analize göre İsrailliler, İran’ın Flydubai olayının arkasında olmadığı konusunda büyük ölçüde hemfikir olsa da bazı çevreler, BAE’nin yürüttüğü ve Mossad’ın da katıldığı soruşturmanın sonuçlarının savaşın daha da alevlenmesine yol açabileceğini düşünüyor.
Güvenlik birimleri ise Ben Gurion Havalimanı’nda görev yapan çalışanın güvenlik alanındaki ihmalleri gündeme getirmesinin ardından, son yıllarda çifte vatandaşlığı bulunan ve vatandaşlıklarından biri İsrail’in düşman olarak gördüğü bir ülkeye ait olan pilotların Ben Gurion Havalimanı’na iniş yapıp yapmadığını araştırıyor.
Başarısızlığın sorumluları
Bu sırada Tel Aviv’in açıklamalarına göre, Mossad adına yürütülen soruşturmaya katılmak üzere BAE’de bir İsrail soruşturma ekibi bulunuyor. Konuya ilişkin bilgi sahibi bir yetkili, BAE makamlarının diğer hususların yanı sıra uçaktaki diğer mürettebat üyelerinin de olaya dahil olup olmadığı ihtimalini araştırdığını, İsrail güvenlik birimlerinin ise şu aşamada yardımcı pilota odaklandığını ve mürettebatın diğer üyelerine ilişkin incelemeyi BAE makamlarına bıraktığını söyledi.
Bu gelişme, iki kurumun, Mossad ile Netanyahu hükümetine bağlı Ulaştırma Bakanlığı’nın, uçak mürettebatından önceden haberdar olduğunun ortaya çıkmasının ardından yaşandı. Söz konusu bilgileri teslim alan Vergi İdaresi de bunu doğrularken, iki kurumun bildirimi incelemediği ve ihmalkâr ve yetersiz bir şekilde işlem yapmayı sürdürdüğü belirtildi. Güvenlik kaynaklarına göre İsrail’de yurtdışından gelen uçuşların mürettebatını denetlemek ve incelemekle görevli olması gereken güvenlik birimleri, Ulaştırma Bakanlığı Güvenlik Dairesi ile Mossad’dı.
Kaynaklar, söz konusu iki kurumun İsrail’e yurtdışından gelen uçuşların mürettebat listelerini alarak bunları incelemesi gerektiğini belirtti. Bu inceleme kapsamında, mürettebat arasında düşman bir ülkenin vatandaşlığını taşıyan, İsrail’le diplomatik ilişkisi bulunmayan bir ülkenin pasaportuna sahip olan ya da çifte vatandaşlığı bulunan kişilerin olup olmadığının kontrol edilmesi gerekiyordu.
Ulaştırma Bakanlığı Güvenlik, Acil Durum ve Siber Güvenlik Dairesi’nin internet sitesinde yer alan bilgilere göre birimin görevi, ‘İsrail’den gerçekleştirilen ve İsrail’e gelen hava taşımacılığı hizmetleri için güvenlik prosedürlerini belirlemek, geliştirmek, uyarlamak ve yönlendirmek; bu hizmetlerin, aralarında İsrail üzerinden geçen veya İsrail’e ulaşan yabancı uçuşlara yönelik güvenlik denetiminin de bulunduğu tedbirlerle terör tehditlerinden arındırılmasını sağlamak’.
Bu talimatlar, Knesset’in Ekim 2023’ten sonra İsrail’e gelen yolcu ve mürettebat listelerini önceden inceleyecek bir merkez kurulmasını öngören yasa tasarısını onaylamasının ardından yürürlüğe girdi. ‘İsrail’e giren veya İsrail’den çıkan yolcuların verilerinin toplanması, teşhis edilmesi ve yetkilerin kullanılması’ başlıklı yasanın gerekçe taslağında, listelerin ‘potansiyel güvenlik riski oluşturabilecek kişilerin belirlenmesi amacıyla yolcuların değerlendirilmesi, tespit edilmesi ve ölçülü ve hedefli biçimde izlenmesi’ için inceleneceği belirtildi. Bu kapsamda özellikle uçak kaçırma tehdidine dikkat çekildi.
Bu onayın ardından Vergi İdaresi bünyesinde yolcu listelerini inceleme birimi kuruldu. Birimin kendisine ulaşan bilgileri, uçuşun gerçekleşmesinden 48 saat önce incelemeleri için Şin-Bet, polis ve Mossad temsilcilerine de iletmesi gerekiyordu. Söz konusu listede yolcular ile mürettebat üyelerinin tam adları ve vatandaşlık bilgilerinin yer alması öngörülüyordu. Bu da yardımcı pilotun Umman vatandaşlığının listede derhal görülmesi gerektiği anlamına geliyordu.
Bu bilgilerin ortaya çıkmasının ardından Ulaştırma Bakanlığı, Vergi İdaresi, Mossad ve İsrail’e gelen yolcuların hava güvenliğiyle bağlantılı tüm kurumlar gazetecilerin sorularını yanıtlamayı reddetti.
Daha fazlasını ortaya koyan bir belge
Dün yeni ihmallerin ortaya çıkmasıyla birlikte Ulusal Güvenlik Konseyi’ne ait, güvenlik uçuşlarının korunmasında aksaklıklar bulunduğu konusunda uyarıda bulunan bir İsrail belgesinin de varlığı ortaya çıktı. Bu gelişme, sorumluluğun Mossad ile Ulaştırma Bakanlığı arasında karşılıklı olarak devredilmeye devam ettiği bir dönemde yaşandı. Belgeye göre, “Ne Ulaştırma Bakanlığı ne de Mossad, İsrail kararına uygun hareket ediyor.” Mayıs 2024’te Devlet Denetçisi tarafından hazırlanan gizli bir raporun ardından İsrail kabinesi, aynı ayın 23’ünde Ulusal Güvenlik Konseyi başkanlığında bir ekip kurulmasına karar verdi. Ulaştırma Bakanlığı, Sivil Havacılık Otoritesi, Şin-Bet, Mossad ve Maliye Bakanlığı temsilcilerinin yer aldığı ekibin sivil havacılığın güvenlik sistemini incelemesi ve sistemin değiştirilmesine yönelik tavsiyeler hazırlaması kararlaştırıldı.
Görüşmeler sırasında Ulusal Güvenlik Konseyi ve Şin-Bet, yabancı uçuşların güvenliğinden Ulaştırma Bakanlığı’nın sorumlu tutulması yönünde girişimde bulundu. Şin-Bet ise kaynakları ve bütçesinin bu dosyayla ilgilenmeye devam etmesine izin vermediğini belirtti.
Ulaştırma Bakanlığı Güvenlik Dairesi Müdürü, kurum içi görüşmeler sırasında “Bunun çok ağır bir sorumluluk olduğunu ve İsrail’deki tehdit düzeyinin bu görevi dairenin kapasitesinin ötesine taşıdığını” söyledi. Müdür, sorumluluğun uzmanlaşmış bir güvenlik kurumuna devredilmesini talep etti.
Bu yaklaşım yalnızca Güvenlik Dairesi Müdürü ile sınırlı kalmadı ve bakanlık içinde anlaşmazlıkların derinleşmesine yol açtı. Ancak Binyamin Netanyahu yaklaşık bir yıl önce konuya müdahale ederek görevin Ulaştırma Bakanlığı’nın sorumluluğunda kalmasına karar verdi. Bakanlık ise yayımlanan haberlerde yer alan iddiaların ‘tamamen asılsız’ olduğunu belirterek, yabancı havacılığın güvenliğine ilişkin düzenlemelerden onlarca yıldır sorumlu olduğunu ve uyguladığı prosedürlerin Ulusal Güvenlik Konseyi ile güvenlik birimlerinin onayından geçtiğini savundu.
