Uluslararası toplantı salonları ile Sudan semalarındaki yarış hız kazanıyor. Savaşı sona erdirecek bir yolun önünü açmak amacıyla ateşkes sağlamaya çalışan arabuluculuk girişimlerine karşılık, insansız hava araçları (İHA) bombardımanın kapsamını genişletiyor ve sivillerin ödediği bedeli ağırlaştırıyor.
ABD ve müttefikleri barış çabalarını birleştirmeye çalışırken, savaşın tarafları sahadaki mücadeleye bel bağlıyor. Bu sırada çatışmanın bölgesel ölçekte yayılabileceği yönündeki uyarılar da artıyor. Peki, hangi senaryo gerçeğe daha yakın: Diplomasinin sağlamayı başaracağı bir ateşkes mi, yoksa cepheleri genişleyen ve yeni yöntemlerle sürdürülen bir savaş mı?
21 Ekim’de Cenevre’de düzenlenen Sudan konulu altıncı istişare toplantısı, kriz etrafındaki diplomatik seferberliğin boyutlarını gözler önüne serdi. Toplantıya Dörtlü ve Beşli mekanizmaların yanı sıra büyük güçler, komşu ülkeler ve barış girişimlerine destek veren taraflar katıldı. Toplantı sona erdi, ancak katılımcıların bu uzlaşıyı, savaşan tarafların ve onları destekleyenlerin tutumlarını değiştirecek somut adımlara dönüştürme kapasitesine ilişkin soru işaretleri varlığını koruyor.
The members of the Quad (Egypt, KSA, UAE, and the U.S.) had highly productive meetings in Geneva on how we can continue to work together towards urgently bringing an end to Sudan’s conflict through a humanitarian truce and path to permanent ceasefire, ensuring humanitarian assistance can reach those in need, and supporting the Quintet’s critical efforts to facilitate inclusive dialogue in Sudan. The Quad agreed that there is no military solution to Sudan’s conflict and that we must all use the collective and individual access, tools, and leverage that we have to engage Sudan’s warring parties and other actors to achieve a negotiated end to the fighting that can complement an inclusive Sudanese-led and Sudanese-owned dialogue and transition to civilian rule.
— U.S. Senior Advisor for Arab and African Affairs (@US_SrAdvisorAF) October 23, 2026
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, toplantının ardından X hesabından yaptığı paylaşımda ABD’nin mesajını özetledi. Boulos, “Sudan’daki savaş sona ermeli… Çatışmanın askerî bir çözümü yok” ifadelerini kullanırken, savaşın sürmesinin siviller üzerindeki yıkıcı maliyeti artıracağı ve bölgedeki istikrarsızlığın daha geniş alanlara yayılacağı uyarısında bulundu. Boulos, Washington’ın Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB), Avrupa Birliği (AB), Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD) ve Arap Birliği’nden oluşan Beşli Mekanizma’nın, Sudanlıların sahiplenip yöneteceği kapsamlı ve güvenilir bir siyasi süreci kolaylaştırma çabalarına verdiği desteğin, ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’dan oluşan Dörtlü Mekanizma bünyesinde yürüttüğü çalışmalarla tamamlandığını belirtti. Bu çalışmaların, kalıcı bir ateşkese zemin hazırlayacak insani bir ateşkes sağlanmasını amaçladığını kaydetti. Söz konusu yaklaşım, çatışmaların durdurulması ile siyasi çözüm arasında bağlantı kurma ve her iki sürecin birbirinden bağımsız ilerlemesini önleme çabasını ortaya koyuyor. Ancak arabulucuların ortak bir tutum belirlemesiyle savaşan taraflardan taahhütler alınması arasındaki büyük uçurumu da gözler önüne seriyor. Diplomatik yakınlaşma henüz uygulama takvimi ve denetim mekanizması içeren ilan edilmiş bir anlaşmaya dönüşmüş değil. Bu durum, sahada kesin sonuç alma arayışları ve silah akışının sürmesi karşısında daha da belirginleşiyor.
Cenevre’deki girişim, Paris, Londra ve Berlin’de düzenlenen konferansların yanı sıra New York’ta BM ve BM Güvenlik Konseyi bünyesinde gerçekleştirilen toplantılar ile bölgesel istişareler de dahil olmak üzere birikimli çabaların devamı niteliğini taşıyor. Bu girişimlerin işlevleri insani seferberlikten tutumların eşgüdümüne ve diyaloğun kolaylaştırılmasına kadar farklılık gösterse de hepsi, çöküşü durdurma ve Sudan’ın birliğini koruyacak siyasi bir çözümün önünü açma hedefinde birleşiyor.
Saha önceliğini koruyor
Sahadaki diğer gelişmeler ise Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan’ın açıklamalarının da gösterdiği üzere, askerî zafer elde etme hedefinin sürdüğünü ortaya koyuyor. Burhan, Vadi Halfa’da yaptığı son konuşmada Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile müzakereyi reddettiğini yineleyerek, askerî operasyonların sürdürülmesi karşısında bu güçlerin silahsızlandırılması ve teslim olması şartını öne sürdü.
Sudan’ın BM Daimî Temsilcisi el-Haris İdris ise BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada barışı hükümeti açısından stratejik bir seçenek olarak nitelendirdi. Ancak ateşkesin başarılı olmasını, HDK’nin sivil tesisler ve halkın evleri üzerindeki kontrolünün sona erdirilmesine bağladı. Ayrıca paralı askerlerin ülkeden çıkarılmasını, HDK’ye silah ve finansman desteğinin kesilmesini istedi. İdris, bu düzenlemelerin ateşkesin yeniden silahlanmak amacıyla kullanılmasını ve ülkenin bölünmesini önlemeyi hedeflediğini belirtti. HDK’nin gerilimi azaltmaya yönelik önerileri desteklediğini açıklaması, bu önerileri uygulamaya hazır olduğunu kanıtlamaya yetmiyor. Nitekim daha önce de bu tür destek açıklamaları, askerî operasyonların sürmesiyle aynı döneme denk gelmişti. Bu nedenle bağlılığın ölçütü, güçlerin sahadaki davranışları, sivillerin korunması, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve denetlenebilir düzenlemelerin kabul edilmesi olacak. Taraflar arasındaki bu görüş ayrılığı, ateşkes girişimlerinin neden sonuçsuz kaldığını da anlamaya yardımcı oluyor. Temel anlaşmazlık, ateşkesin işlevine ilişkin: Ateşkes, siyasi bir çözümün ve karşılıklı tavizlerin başlangıcı mı olacak, yoksa taraflardan her biri bunu kendi kazanımlarını pekiştirmek ya da rakibini zayıflatmak için bir adım olarak mı kullanacak?
Nairobi Bildirisi güçlerinin önde gelen isimlerinden Vecdi Salih, mevcut askerî tırmanışın ve kentlere yönelik İHA saldırılarının yoğunlaşmasının, tarafların ateşkes öncesinde mevzilerini güçlendirme ve kontrol alanlarını genişletme çabasını yansıttığını belirtti. Salih’e göre taraflar, ateşkes düzenlemelerinin sahada fiilen mevcut olan askerî güç dengelerine dayanacağı varsayımıyla hareket ediyor. Bu taktiklerin ateşkesin kabul edilmesini geciktirebileceğini söyleyen Salih, her iki tarafın da askerî konumunu iyileştirene kadar gerilimin azaltılması ve çatışmaların durdurulması konusunda anlaşmayı ertelemeye çalıştığını ifade etti. Sahadaki güç dengelerinin istikrarsız olduğunu ve taraflardan birinin lehine değişebileceğini de sözlerine ekledi.
Salih, savaşın sona erdirilmesi ve sivillerin korunması açısından ateşkesin insani bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Savaşa karşı çıkan sivil güçlerin, Nisan 2023’te çatışmaların başlamasından bu yana ateşkes çağrısı yaptığını hatırlatan Salih, bu güçlerin savaşı uzatmaya yönelik taktiklere bel bağlamadığını söyledi. Salih ayrıca, uluslararası çabaların, savaşan taraflar üzerinde baskı kurarak ateşkese ulaşılmasına katkıda bulunabileceği görüşünü dile getirdi.
Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Şerif de askerî tırmanış ile insani yardımların ulaştırılmasını sağlayacak ve siyasi sürecin önünü açacak bir ateşkes için yürütülen bölgesel ve uluslararası girişimler arasında bağlantı kurdu. İHA saldırılarının yoğunlaştırılmasının, anlaşmaya varılmadan önce sahada yeni bir durum yaratmayı amaçladığını belirten Şerif, özellikle sivil bölgelerin ve insani yardım konvoylarının hedef alınması nedeniyle bu saldırıların sahadaki askerî durumu iyileştireceği görüşüne katılmadığını ifade etti. Uluslararası baskının yüksek bir seviyeye ulaştığını belirten Şerif, Sudan genelinde silah ambargosunun genişletilmesi ve İHA’ları da kapsaması konusundaki 60 günlük süreyi, bölgesel ve uluslararası güçler ile savaşın tarafları arasında yürütülen düzenlemeler ve istişarelerle ilişkilendirdi.
İHA’ların çizdiği coğrafya
Bu arada savaşın anlamı da değişiyor. Artık savaş yalnızca kontrolün el değiştirdiği kentlerle sınırlı değil; İHA’lar, bombardımanın çatışma hatlarından uzaktaki bölgelere taşınmasına imkân sağlıyor. AB’nin Afrika Boynuzu Özel Temsilcisi Annette Weber, bu dönüşümü “İHA savaşı, çatışmanın coğrafyasını genişletiyor” sözleriyle tanımladı. Hartum, Kordofan, Darfur ve Abyei’de son dönemde düzenlenen saldırılar, çok sayıda can kaybına yol açan bu savaş yönteminin insani bedelini gözler önüne seriyor. Özellikle İHA’ların Güney Sudan sınırındaki hassas bölgelere ve Etiyopya ile Çad sınırlarına yakın diğer alanlara ulaşmasının ardından, savaşın bölgesel ölçekte yayılabileceğine ilişkin endişeler artıyor.

BM Güvenlik Konseyi’ndeki görüşmeler, bu risklere ilişkin farkındalığın giderek arttığını ortaya koyarken, tehlikeleri kontrol altına alacak önlemler konusunda uzlaşmaya varmanın zorluğunu da gözler önüne seriyor. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo, 16 Ekim’deki oturumda tırmanma ihtimalini silah akışının sürmesi ve savaşçıların silah altına alınmasıyla ilişkilendirdi. DiCarlo, çatışmanın iki tarafının da siyasi çözüm konusunda güvenilir bir bağlılık göstermediğini ve dış desteğin kendilerine güç kullanarak daha fazla kazanım elde etme imkânı sunduğuna inandığını belirtti.
Bu açıdan bakıldığında, ateşkes ihtimali yalnızca savaşan tarafların tutumlarının birbirine yaklaştırılmasına bağlı değil; aynı zamanda onlara savaşı sürdürme kapasitesi sağlayan aktörlerin etkilenmesini de gerektiriyor. Birleşik Krallık’ın BM Daimî Temsilci Yardımcısı Kate Foster’ın da vurguladığı nokta buydu. Foster, İHA’ların kapasitesindeki artışı, bu araçların satın alınmasını, finansmanını, naklini ve bakımını üstlenen Sudan dışındaki ağlarla ilişkilendirdi.
Ancak bu yaklaşım, BM Güvenlik Konseyi içindeki görüş ayrılıklarıyla karşı karşıya. ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Jeffrey Bartos ile Fransa’nın BM Daimî Temsilcisi Jerome Bonnafont silah ambargosunun genişletilmesi çağrısında bulunurken Rusya, yaptırımların coğrafi kapsamının genişletilmesine karşı çıktı. Moskova, mevcut kısıtlamaların yeterli olduğunu ve kapsamın genişletilmesinin Sudan hükümetine zarar verebileceğini savundu. Böylece savaşı sona erdirme konusunda uzlaşmaya varmak, tarafları çatışmaları durdurmaya yöneltecek araçlar üzerinde anlaşmaktan daha kolay görünmeye devam ediyor.
Bu görüş ayrılığı, arabuluculuk çabalarını gerçek bir sınavla karşı karşıya bırakıyor: Arabulucular, ateşkesin uygulanabilirliğini güvence altına alabilecek ve savaşın sürdürülmesini daha maliyetli hâle getirecek bir baskı oluşturabilecek mi? Bu kısır döngünün kırılması, her iki tarafın ve destekçilerinin hesaplarını değiştirecek, yeni bir askerî harekâttan kazanım elde etme beklentisini ortadan kaldıracak bir baskıyı gerektiriyor. Aksi takdirde siviller ateşkesi beklerken bedel ödemeye devam edecek, İHA’lar ise sahadaki gerçekliği şekillendirmekte arabulucuların önüne geçecek.


