İsrail siyasetinin en büyük bilinmezi: Gadi Eisenkot nasıl bir yol izleyecek?

İsrail’deki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi (AFP)
İsrail’deki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi (AFP)
TT

İsrail siyasetinin en büyük bilinmezi: Gadi Eisenkot nasıl bir yol izleyecek?

İsrail’deki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi (AFP)
İsrail’deki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi (AFP)

İsrail’de, bölgede ve bir ölçüde uluslararası kamuoyunda gözler, ülkenin bir sonraki başbakanı olmayı hedefleyen Gadi Eisenkot’un nasıl bir siyasi yol izleyeceğine çevrilmiş durumda. Ancak yakın çevresindekiler, Eisenkot’un henüz planlarını açıklamadığını ve bütün seçeneklerini kendisine sakladığını belirtiyor. Eisenkot şimdilik, “İsrail’in iç durumundaki büyük gerilemeyi durdurabilecek güçlü bir hükümet kurmaya” odaklanmış görünüyor.

İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı olan 66 yaşındaki General Eisenkot, açıklamalarından ve destekçilerinin değerlendirmelerinden anlaşıldığı kadarıyla, İsrail’in uluslararası alanda, özellikle Avrupa’da ve daha da önemlisi ABD’de itibar kaybını durdurmayı öncelikleri arasında görüyor. ABD’deki ara seçim sonuçları, Tel Aviv’le ilişkilerin bazı adayların seçim performansını olumsuz etkileyen faktörlerden biri olduğunu ortaya koydu.

Eisenkot, Avrupa ülkelerinin İsrail’i ve dünyayı mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu’dan kurtarmasını beklediğinin farkında. İsraillilerin yarısından fazlası da seçimlerde bu yöndeki iradesini ortaya koyarak Netanyahu döneminin sona ermesini istedi. Bu nedenle Eisenkot, öncelikli olarak mevcut hükümetin mümkün olan en kısa sürede yerine geçecek bir azınlık hükümeti kurmayı hedefliyor.

Eisenkot, Netanyahu’nun ne pahasına olursa olsun başbakanlık koltuğunu korumak için bütün gücünü kullanacağını da biliyor. Netanyahu seçim sonuçlarını sorguluyor, seçimlerin iptal edilmesini istiyor ve hükümeti kurmak için 67 milletvekilinin desteğini alan Eisenkot’un meşruiyetini tartışmaya açmaya çalışıyor. Netanyahu, kendisinin yer almadığı bir hükümetin kurulmasını engellemek için şiddet dahil her türlü yönteme başvurabileceği mesajını veriyor. Eisenkot’un karşı karşıya olduğu en büyük sınav da bu.

dvf
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump, Ekim 2025’te Şarm eş-Şeyh’te Gazze’de ateşkes anlaşmasını imzalıyor (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Bu nedenle Eisenkot, kurmayı hedeflediği yeni hükümetin politikalarına ilişkin açıklamaları şimdilik erteliyor ve hemen hemen bütün konularda belirsiz ifadeler kullanmakla yetiniyor.

Acil gündem başlıkları

Eisenkot, ABD yönetimiyle ele almak zorunda kalacağını bildiği acil meselelerde şu yaklaşımları benimsiyor:

İsrail-Filistin çatışması

Eisenkot, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te gerçekleştirdiği sürpriz saldırıdan önce belirgin bir siyasi tutuma sahip olmasıyla biliniyordu. İki devletli çözümü destekliyor, ancak bunu daha örtülü bir ifadeyle, “Filistinlilerden ayrılmak ve İsrail’in büyük bir Yahudi çoğunluğuna sahip olacağı sınırlar içinde yaşamasını güvence altına almak” şeklinde dile getiriyordu.

İsrail’de “Filistinlilerden ayrılma” söylemi, iki halk için iki devletli çözümü savunan ancak bu ifadeyi kullanmaktan çekinen ya da korkan kesim tarafından tercih ediliyor. Bu kesim, 7 Ekim’den sonra Filistin devletinin kurulmasını desteklemenin Hamas’a, “İsrail yalnızca güçten anlıyor ve Filistin halkına devleti Hamas kazandırdı” mesajını verme ödülü anlamına geleceğini düşünüyor.

Gazze ve Batı Şeria’da İsrail’in yürüttüğü acımasız imha savaşı ve yol açtığı büyük yıkımın nedeni sorulduğunda ise bu kesim, “Filistinlilerin, Hamas’ın kendilerine ikinci bir Nekbe yaşattığını, İsrail’e karşı kazanılacak bir savaş olmadığını ve İsrail’e saldırmaya cesaret edenlerin en azından evlerini ve topraklarını kaybederek ağır bedel ödeyeceğini anlamaları gerektiğini” savunuyor.

İsrail’de, ülkenin geleneksel işgal politikasını sürdürmek ve barıştan uzaklaşmak üzerine kurulu yaklaşımının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmeye cesaret edenlerin sayısı son derece az.

Eisenkot da gerçeği bilmesine rağmen bunu açıkça dile getirmeye cesaret edemiyor. Seçimlerden önce kendisine, ABD’nin de desteklediği Filistin devletinin kurulması fikrine karşı olup olmadığı sorulduğunda şu yanıtı vermeyi tercih etti:

“Bir Filistin devletinin kurulmasını desteklemiyorum. Ancak Başkan Trump’ın girişimiyle hazırlanan ve Netanyahu’nun da onayladığı 20 maddelik plana olumlu yaklaşacağım.”

Eisenkot, Trump’ın İsrail’de Netanyahu ile kendisi arasında bir ittifak kurulmasını, böylece özellikle Ortadoğu barış planının uygulanması gibi zor kararları alabilecek güçlü bir hükümet oluşturulmasını istediğinin farkında. Eisenkot’un Trump’la bu açmazı, söz konusu planı aşamalı biçimde uygulayarak ve eş zamanlı olarak hükümetin kapsamını genişleterek aşmaya çalışması bekleniyor.

İran’la çatışma

Eisenkot, İsrail ordusu ve Mossad’ın İran rejimini devirmek amacıyla bu ülkeye yönelik saldırıları sürdürme planlarını desteklediğini gizlemiyor. İran ile ABD arasında iyi ve sonuç alıcı bir anlaşmaya varılabileceği konusunda kuşkular taşıyor. Ancak İsrail’in ABD ile koordinasyon sağlamadan herhangi bir operasyon düzenlemesine karşı çıkıyor ve İsrail’in kendi gündemini Washington’a dayatmasını desteklemiyor.

İbranice yayın yapan medyada Eisenkot’u yakından takip edenler, onun “ABD’den gelen ve İsrail’i Başkan Trump’ı savaşa sürüklemekle suçlayan sesleri dikkatle dinlediğini, bu suçlamanın İsrail’e ABD’de ağır zarar verdiğinin farkında olduğunu” aktarıyor.

Lübnan ve Suriye

Eisenkot’un askerî komutanlık dönemi, “Dahiye Doktrini” olarak bilinen ve Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesine atıf yapan yaklaşımla özdeşleşmiş durumda. “Düşmanları orantısız güç kullanarak ezmeyi” öngören bu doktrin, Gazze’nin yok edilmesi fikrinin de temelini oluşturuyor.

Ancak Eisenkot, sonsuza kadar devam edecek bir savaşa da inanmıyor. Ağır bir darbe indirdikten sonra ortaya çıkan durumu siyasi açıdan değerlendirmeye çalışıyor. Bu nedenle Lübnan’la uzun vadeli bir anlaşmayı, benzer şekilde Suriye ile de bir mutabakata varılmasını destekleyebilir.

İbrahim Anlaşmaları

Eisenkot, İbrahim Anlaşmaları'nın kapsamının genişletilmesi için çalışılmasını güçlü biçimde destekliyor. Bunun İsrail-Filistin çatışmasının çözüme kavuşturulmasını gerektirdiğinin de farkında. Eisenkot, bu konuda ilerleme sağlayabileceğine inanıyor. Netanyahu ve benzerlerinin kibirli üslubunu benimsemeyen, daha ılımlı bir siyasi söylemin Arap ülkeleriyle uzlaşmanın önünü açabileceğini düşünüyor.

İsrail’in uluslararası konumu

Eisenkot, dış politikadaki öncelikli konuların başında İsrail’in uluslararası alandaki konumunu güçlendirmeyi görüyor. Başbakan olması halinde görevdeki ilk 100 gün için hazırlanan plan üzerinde çalışan ekibi de bu meseleyi öncelikler arasına aldı. Bu kapsamda başta Washington olmak üzere Batı ülkelerine bir dizi ziyaret gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Eisenkot, Batılı ülkelerin iktidarını sağlamlaştırabilmesi için kendisine baskı uygulamadan bir deneme süresi tanıyacağına inanıyor.

Eisenkot’un öne çıkan özellikleri neler?

Eisenkot’u 2019’a kadar devam eden askerî hizmet döneminden tanıyan uzmanlar, İsraillilerin kendisini beklemesini ve yaklaşımlarını desteklemesini sağlayan özelliklere sahip olduğunu düşünüyor.

Eski Genelkurmay Başkanı’nın kişiliği üzerine bir radyo programı hazırlayan Tzahi Dabush, Eisenkot’un siyasi yaklaşımını askerî kimliğiyle ilişkilendirerek, “Siyasetçi Eisenkot da general Eisenkot gibi düşünüyor. Geleneksel siyasi kalıpların dışında hareket ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

Dabush, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Alçakgönüllü geçmişi ve ailesinin yaptığı fedakârlıklar, Netanyahu’nun üst düzey görevlerde geçirdiği onlarca yıl ve hâlâ sonuçlanmamış yolsuzluk dosyalarıyla keskin bir tezat oluşturuyor. Eisenkot ahlaki değerleri, öncelikleri ve hesaplama biçimi bakımından farklı. En önemlisi, gerçekten de ülkenin çıkarlarını kendi kişisel çıkarlarının üzerinde tutuyor.”

Bununla birlikte Eisenkot’un önünde önemli engeller bulunuyor. Netanyahu’nun planlarını boşa çıkarması ve aşırı sağın oluşturduğu engelleri aşması gerekiyor.

df
Polis, 29 Ekim 2026’da İsrail’in Herzliya kentinde Gadi Eisenkot’un evinin önünde Netanyahu destekçileri ile Arap partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulması çağrısı yapan sol görüşlü aktivistleri birbirinden ayırıyor (AP)

Eisenkot’un başbakanlık ihtimalinin güçlendiğinin anlaşılmasından bu yana destekçileri, onun Netanyahu’dan farklı ahlaki değerlere sahip olduğunu, popülizme önem vermediğini ve danışmanlarının görüşlerini dinlemeye öncelik verdiğini vurguluyor. Bununla birlikte Eisenkot’un zaman zaman herkesi şaşırtan, hızlı ve beklenmedik kararlar aldığı da belirtiliyor.

Eisenkot’un söz konusu özelliklerinin başbakanlık görevinde nasıl bir karşılık bulacağını görmek için fazla beklemek gerekmeyebilir. Ancak Netanyahu’nun kendisini siyasi açıdan zayıflatmaya yönelik girişimlerini engelleyemezse, bütün bu hesapların ve destekçilerinin umutlarının gerçekçi bir temeli kalmayacak.



İsrail siyasetinin en büyük bilinmezi: Gadi Eisenkot nasıl bir yol izleyecek?

İsrail’deki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi (AFP)
İsrail’deki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi (AFP)
TT

İsrail siyasetinin en büyük bilinmezi: Gadi Eisenkot nasıl bir yol izleyecek?

İsrail’deki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi (AFP)
İsrail’deki Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi (AFP)

İsrail’de, bölgede ve bir ölçüde uluslararası kamuoyunda gözler, ülkenin bir sonraki başbakanı olmayı hedefleyen Gadi Eisenkot’un nasıl bir siyasi yol izleyeceğine çevrilmiş durumda. Ancak yakın çevresindekiler, Eisenkot’un henüz planlarını açıklamadığını ve bütün seçeneklerini kendisine sakladığını belirtiyor. Eisenkot şimdilik, “İsrail’in iç durumundaki büyük gerilemeyi durdurabilecek güçlü bir hükümet kurmaya” odaklanmış görünüyor.

İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı olan 66 yaşındaki General Eisenkot, açıklamalarından ve destekçilerinin değerlendirmelerinden anlaşıldığı kadarıyla, İsrail’in uluslararası alanda, özellikle Avrupa’da ve daha da önemlisi ABD’de itibar kaybını durdurmayı öncelikleri arasında görüyor. ABD’deki ara seçim sonuçları, Tel Aviv’le ilişkilerin bazı adayların seçim performansını olumsuz etkileyen faktörlerden biri olduğunu ortaya koydu.

Eisenkot, Avrupa ülkelerinin İsrail’i ve dünyayı mevcut Başbakan Binyamin Netanyahu’dan kurtarmasını beklediğinin farkında. İsraillilerin yarısından fazlası da seçimlerde bu yöndeki iradesini ortaya koyarak Netanyahu döneminin sona ermesini istedi. Bu nedenle Eisenkot, öncelikli olarak mevcut hükümetin mümkün olan en kısa sürede yerine geçecek bir azınlık hükümeti kurmayı hedefliyor.

Eisenkot, Netanyahu’nun ne pahasına olursa olsun başbakanlık koltuğunu korumak için bütün gücünü kullanacağını da biliyor. Netanyahu seçim sonuçlarını sorguluyor, seçimlerin iptal edilmesini istiyor ve hükümeti kurmak için 67 milletvekilinin desteğini alan Eisenkot’un meşruiyetini tartışmaya açmaya çalışıyor. Netanyahu, kendisinin yer almadığı bir hükümetin kurulmasını engellemek için şiddet dahil her türlü yönteme başvurabileceği mesajını veriyor. Eisenkot’un karşı karşıya olduğu en büyük sınav da bu.

dvf
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve ABD Başkanı Donald Trump, Ekim 2025’te Şarm eş-Şeyh’te Gazze’de ateşkes anlaşmasını imzalıyor (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Bu nedenle Eisenkot, kurmayı hedeflediği yeni hükümetin politikalarına ilişkin açıklamaları şimdilik erteliyor ve hemen hemen bütün konularda belirsiz ifadeler kullanmakla yetiniyor.

Acil gündem başlıkları

Eisenkot, ABD yönetimiyle ele almak zorunda kalacağını bildiği acil meselelerde şu yaklaşımları benimsiyor:

İsrail-Filistin çatışması

Eisenkot, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te gerçekleştirdiği sürpriz saldırıdan önce belirgin bir siyasi tutuma sahip olmasıyla biliniyordu. İki devletli çözümü destekliyor, ancak bunu daha örtülü bir ifadeyle, “Filistinlilerden ayrılmak ve İsrail’in büyük bir Yahudi çoğunluğuna sahip olacağı sınırlar içinde yaşamasını güvence altına almak” şeklinde dile getiriyordu.

İsrail’de “Filistinlilerden ayrılma” söylemi, iki halk için iki devletli çözümü savunan ancak bu ifadeyi kullanmaktan çekinen ya da korkan kesim tarafından tercih ediliyor. Bu kesim, 7 Ekim’den sonra Filistin devletinin kurulmasını desteklemenin Hamas’a, “İsrail yalnızca güçten anlıyor ve Filistin halkına devleti Hamas kazandırdı” mesajını verme ödülü anlamına geleceğini düşünüyor.

Gazze ve Batı Şeria’da İsrail’in yürüttüğü acımasız imha savaşı ve yol açtığı büyük yıkımın nedeni sorulduğunda ise bu kesim, “Filistinlilerin, Hamas’ın kendilerine ikinci bir Nekbe yaşattığını, İsrail’e karşı kazanılacak bir savaş olmadığını ve İsrail’e saldırmaya cesaret edenlerin en azından evlerini ve topraklarını kaybederek ağır bedel ödeyeceğini anlamaları gerektiğini” savunuyor.

İsrail’de, ülkenin geleneksel işgal politikasını sürdürmek ve barıştan uzaklaşmak üzerine kurulu yaklaşımının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmeye cesaret edenlerin sayısı son derece az.

Eisenkot da gerçeği bilmesine rağmen bunu açıkça dile getirmeye cesaret edemiyor. Seçimlerden önce kendisine, ABD’nin de desteklediği Filistin devletinin kurulması fikrine karşı olup olmadığı sorulduğunda şu yanıtı vermeyi tercih etti:

“Bir Filistin devletinin kurulmasını desteklemiyorum. Ancak Başkan Trump’ın girişimiyle hazırlanan ve Netanyahu’nun da onayladığı 20 maddelik plana olumlu yaklaşacağım.”

Eisenkot, Trump’ın İsrail’de Netanyahu ile kendisi arasında bir ittifak kurulmasını, böylece özellikle Ortadoğu barış planının uygulanması gibi zor kararları alabilecek güçlü bir hükümet oluşturulmasını istediğinin farkında. Eisenkot’un Trump’la bu açmazı, söz konusu planı aşamalı biçimde uygulayarak ve eş zamanlı olarak hükümetin kapsamını genişleterek aşmaya çalışması bekleniyor.

İran’la çatışma

Eisenkot, İsrail ordusu ve Mossad’ın İran rejimini devirmek amacıyla bu ülkeye yönelik saldırıları sürdürme planlarını desteklediğini gizlemiyor. İran ile ABD arasında iyi ve sonuç alıcı bir anlaşmaya varılabileceği konusunda kuşkular taşıyor. Ancak İsrail’in ABD ile koordinasyon sağlamadan herhangi bir operasyon düzenlemesine karşı çıkıyor ve İsrail’in kendi gündemini Washington’a dayatmasını desteklemiyor.

İbranice yayın yapan medyada Eisenkot’u yakından takip edenler, onun “ABD’den gelen ve İsrail’i Başkan Trump’ı savaşa sürüklemekle suçlayan sesleri dikkatle dinlediğini, bu suçlamanın İsrail’e ABD’de ağır zarar verdiğinin farkında olduğunu” aktarıyor.

Lübnan ve Suriye

Eisenkot’un askerî komutanlık dönemi, “Dahiye Doktrini” olarak bilinen ve Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesine atıf yapan yaklaşımla özdeşleşmiş durumda. “Düşmanları orantısız güç kullanarak ezmeyi” öngören bu doktrin, Gazze’nin yok edilmesi fikrinin de temelini oluşturuyor.

Ancak Eisenkot, sonsuza kadar devam edecek bir savaşa da inanmıyor. Ağır bir darbe indirdikten sonra ortaya çıkan durumu siyasi açıdan değerlendirmeye çalışıyor. Bu nedenle Lübnan’la uzun vadeli bir anlaşmayı, benzer şekilde Suriye ile de bir mutabakata varılmasını destekleyebilir.

İbrahim Anlaşmaları

Eisenkot, İbrahim Anlaşmaları'nın kapsamının genişletilmesi için çalışılmasını güçlü biçimde destekliyor. Bunun İsrail-Filistin çatışmasının çözüme kavuşturulmasını gerektirdiğinin de farkında. Eisenkot, bu konuda ilerleme sağlayabileceğine inanıyor. Netanyahu ve benzerlerinin kibirli üslubunu benimsemeyen, daha ılımlı bir siyasi söylemin Arap ülkeleriyle uzlaşmanın önünü açabileceğini düşünüyor.

İsrail’in uluslararası konumu

Eisenkot, dış politikadaki öncelikli konuların başında İsrail’in uluslararası alandaki konumunu güçlendirmeyi görüyor. Başbakan olması halinde görevdeki ilk 100 gün için hazırlanan plan üzerinde çalışan ekibi de bu meseleyi öncelikler arasına aldı. Bu kapsamda başta Washington olmak üzere Batı ülkelerine bir dizi ziyaret gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Eisenkot, Batılı ülkelerin iktidarını sağlamlaştırabilmesi için kendisine baskı uygulamadan bir deneme süresi tanıyacağına inanıyor.

Eisenkot’un öne çıkan özellikleri neler?

Eisenkot’u 2019’a kadar devam eden askerî hizmet döneminden tanıyan uzmanlar, İsraillilerin kendisini beklemesini ve yaklaşımlarını desteklemesini sağlayan özelliklere sahip olduğunu düşünüyor.

Eski Genelkurmay Başkanı’nın kişiliği üzerine bir radyo programı hazırlayan Tzahi Dabush, Eisenkot’un siyasi yaklaşımını askerî kimliğiyle ilişkilendirerek, “Siyasetçi Eisenkot da general Eisenkot gibi düşünüyor. Geleneksel siyasi kalıpların dışında hareket ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

Dabush, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Alçakgönüllü geçmişi ve ailesinin yaptığı fedakârlıklar, Netanyahu’nun üst düzey görevlerde geçirdiği onlarca yıl ve hâlâ sonuçlanmamış yolsuzluk dosyalarıyla keskin bir tezat oluşturuyor. Eisenkot ahlaki değerleri, öncelikleri ve hesaplama biçimi bakımından farklı. En önemlisi, gerçekten de ülkenin çıkarlarını kendi kişisel çıkarlarının üzerinde tutuyor.”

Bununla birlikte Eisenkot’un önünde önemli engeller bulunuyor. Netanyahu’nun planlarını boşa çıkarması ve aşırı sağın oluşturduğu engelleri aşması gerekiyor.

df
Polis, 29 Ekim 2026’da İsrail’in Herzliya kentinde Gadi Eisenkot’un evinin önünde Netanyahu destekçileri ile Arap partilerinin de yer alacağı bir hükümet kurulması çağrısı yapan sol görüşlü aktivistleri birbirinden ayırıyor (AP)

Eisenkot’un başbakanlık ihtimalinin güçlendiğinin anlaşılmasından bu yana destekçileri, onun Netanyahu’dan farklı ahlaki değerlere sahip olduğunu, popülizme önem vermediğini ve danışmanlarının görüşlerini dinlemeye öncelik verdiğini vurguluyor. Bununla birlikte Eisenkot’un zaman zaman herkesi şaşırtan, hızlı ve beklenmedik kararlar aldığı da belirtiliyor.

Eisenkot’un söz konusu özelliklerinin başbakanlık görevinde nasıl bir karşılık bulacağını görmek için fazla beklemek gerekmeyebilir. Ancak Netanyahu’nun kendisini siyasi açıdan zayıflatmaya yönelik girişimlerini engelleyemezse, bütün bu hesapların ve destekçilerinin umutlarının gerçekçi bir temeli kalmayacak.


Demokratlarda 2028 hesaplaşması: Merkez ve sol kanat karşı karşıya... 30’dan fazla aday adayı

Washington’daki Beyaz Saray’ın genel görünümü, 12 Haziran 2023 (Reuters)
Washington’daki Beyaz Saray’ın genel görünümü, 12 Haziran 2023 (Reuters)
TT

Demokratlarda 2028 hesaplaşması: Merkez ve sol kanat karşı karşıya... 30’dan fazla aday adayı

Washington’daki Beyaz Saray’ın genel görünümü, 12 Haziran 2023 (Reuters)
Washington’daki Beyaz Saray’ın genel görünümü, 12 Haziran 2023 (Reuters)

ABD’de ara seçimlerin sona ermesiyle birlikte Demokratlar, 2028’de yapılacak başkanlık seçimleri öncesinde yılardır görülmemiş ölçüde kalabalık ve sonucu tahmin edilmesi güç bir ön seçim sürecine hazırlanıyor. Şarku’l Avsat’ın  Reuters’tan aktardığı habere göre başlayacak yarışın Beyaz Saray’ı yeniden kazanmak için izlenecek yol konusunda parti içindeki görüş ayrılıklarını gün yüzüne çıkarması bekleniyor.

Demokratlar cephesinde henüz açık ara öne çıkan bir aday bulunmazken, yarışa onlarca kişinin katılması ihtimali gündemde. Cumhuriyetçilerde ise Başkan Donald Trump’ın yerine geçebilecek isimler arasında Başkan Yardımcısı JD Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio başta olmak üzere daha sınırlı sayıda aday öne çıkıyor. ABD Anayasası, Trump’ın üçüncü kez başkanlık için aday olmasına izin vermiyor.

Aralarında eyalet valileri ve görevdeki senatörlerin de bulunduğu muhtemel Demokrat adaylar, aylardır bağışçılarla ilişkilerini güçlendirmek, ön seçimlerin erken yapılacağı eyaletleri ziyaret etmek ve ülke genelindeki tanınırlıklarını artırmak için çalışmalar yürütüyor. Stratejistler, ara seçimlerin tamamlanmasıyla 2028 yarışı için hazırlıkların artık ciddi biçimde başlayacağını öngörüyor.

g
ABD Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Susan DelBene ile Temsilciler Meclisi Demokrat Azınlık Lideri Hakeem Jeffries, 4 Kasım 2026’da Demokratların seçim kampanyası komitesinin merkezinde düzenlenen basın toplantısında el ele tutuşarak poz veriyor (AP)

Salı günü Demokratların elde ettiği ezici zaferler, seçmenlerin Trump’a ve politikalarına ağır bir darbe indirmesiyle birlikte, her iki partide de ülkenin mevcut gidişatından hoşnutsuz seçmenlerin desteğini kazanmanın yollarına ilişkin tartışmaları yoğunlaştıracak.

Demokratlar, salı günü elde ettikleri büyük seçim başarısına rağmen 2028 kampanyasına parti içindeki görüş ayrılıklarıyla giriyor. Sağlık hizmetlerinden vergilere, güvenlikten dış politikaya kadar uzanan başlıklarda merkeze mi yaklaşmaları yoksa daha sola mı yönelmeleri gerektiği konusunda uzlaşma bulunmuyor.

dfvghy
Kaliforniya Valisi Demokrat Gavin Newsom, 28 Ekim 2026’da Los Angeles’ta düzenlenen bir etkinlikte konuşuyor (Reuters)

Cumhuriyetçi adaylar ise farklı bir sınavla karşı karşıya kalacak. Trump’ın politikalarının salı günü seçmenlerden gördüğü tepkinin ardından, kendilerini başkandan ayrıştırmaları gerekecek. Adayların, Trump’ın mevcut seçmen tabanının ötesine geçerek desteklerini genişletmeleri, ancak aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti’nin belirleyici kimliği haline gelen “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) hareketiyle bağlarını koparmamaları gerekiyor.

On yıldır ABD siyasetinin merkezinde yer alan Trump’ın liderliği bırakmaya yanaşmaması ihtimal dahilinde. MAGA hareketinin destekçileri üzerindeki etkisini sürdürmesi de Cumhuriyetçi Parti’nin bayrağını devralacak adayın önünü zorlaştırabilir.

Demokratları zorlu bir iç mücadele bekliyor

Demokrat stratejist Doug Sosnik, hem ilericilerin hem de ılımlıların kendi ideolojik yaklaşımlarının doğru olduğunu savunacağını belirterek, 2028 başkanlık yarışı ciddi biçimde başladığında partinin geleceği konusunda sert bir iç mücadelenin yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi.

İlericilerin en önemli kazanımlarından biri, Michigan eyaletinde yapılan Senato seçimlerini Abdulrahman El-Seyid’in kazanması oldu. El-Seyid, Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers’ı rahat bir şekilde mağlup etti. 2028 başkanlık seçimlerinde belirleyici olması beklenen Michigan’da elde ettiği zaferle El-Seyid, ABD Senatosu’na seçilen ilk Müslüman oldu.

cdthyju
ABD Senatosu adayı Demokrat Abdulrahman El-Seyid, 26 Ekim 2026’da Michigan eyaletinde düzenlenen bir toplantıda Senatör Bernie Sanders’ı dinliyor (Reuters)

Sosnik, çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Demokrat Parti’nin bütün kanatları, önceki gece seçim sonuçlarında kendi pozisyonlarının doğruluğunu destekleyen unsurlar bulabilir” dedi.

Sosnik, “Parti olarak aramızdaki görüş ayrılıklarını herhangi birinin kontrol altına almaya çalışabileceğini ya da çalışması gerektiğini düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

Muhtemel adaylardan bazıları başkanlık yarışına katılmayı düşündüklerini kabul ederken, bazıları da aday olma ihtimalini dışlamadı. Bu isimlerin çoğu, ara seçim kampanyasının son haftalarında Nevada, New Hampshire ve Güney Carolina gibi ön seçimlerin erken yapılacağı eyaletlerdeki Demokrat adaylara destek vermek için çalışmalar yürüttü.

Bu isimler arasında 2024’te Trump’a karşı seçimi kaybeden eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris; Kaliforniya Valisi Gavin Newsom ve Kentucky Valisi Andy Beshear; eski Ulaştırma Bakanı Pete Buttigieg ile ilerici kanadın önde gelen isimlerinden New York Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez bulunuyor.

fvgbhyju
Teksas Valiliği seçimlerini kazanan Demokrat aday Gina Hinojosa’nın destekçileri, Vali Greg Abbott’ın yenilgiyi kabul etmesinin ardından 3 Kasım 2026’da Austin’de zaferi kutluyor (Reuters)

Reuters, Demokrat Parti’nin önde gelen dokuz muhtemel adayının temsilcileriyle görüştü. Ancak bu isimlerin hiçbiri 2028 seçimlerinde aday olacağını doğrulamadı.

3 Kasım’daki seçimlerden dokuz gün sonra, aralarında Buttigieg ve Kaliforniya’dan ilerici kanadın bir diğer temsilcisi Temsilciler Meclisi üyesi Ro Khanna’nın da bulunduğu bazı muhtemel Demokrat adaylar, “Demokrat Çoğunluk” adlı grubun Denver’da düzenleyeceği toplantıya katılacak.

Ilımlı Demokratlar ve milyarder bağışçı Steve Mandel’den güçlü destek alan grup, partide daha genç liderlerin öne çıkmasını ve daha ılımlı bir siyasi program benimsenmesini savunuyor.

Grubun başkanı olan Massachusetts Temsilciler Meclisi üyesi Jake Auchincloss, etkinliğin amacının 2028 yarışının şekillenmesinden önce partinin geleceği konusunda tartışma başlatmak ve yalnızca Trump’a karşı çıkmak yerine Demokratların neyi temsil ettiğini ortaya koyan olumlu bir siyasi gündem oluşturmak olduğunu söyledi.

Demokrat stratejist Scott Ferson ise başkan adayını belirleyecek ön seçimlerin çok sayıda adayın katıldığı bir yarışa dönüşebileceğini belirtti. Ferson, “En az 30 Demokrat, yakın çevresindeki kişilere aday olmam gerektiğini düşünüyor musunuz diye soruyor” dedi.

Cumhuriyetçiler Trump’ın gölgesinde

Buna karşılık, 2028’de Cumhuriyetçi Parti’den başkanlığa aday olması beklenen isimler daha temkinli bir tutum sergiliyor. Bu isimlerin çoğu, Trump’ın gölgesinde kalmayı ve başkana saygı gösteren bir söylem benimsemeyi tercih ediyor.

Ancak seçmenlerin Trump’ın ekonomi ve dış politikayı yönetme biçiminden duyduğu derin rahatsızlığı ortaya koyduğu ve hükümetteki yolsuzlukla mücadele için daha fazla adım atılmasını istediği salı günkü ağır yenilginin ardından bu tablo değişebilir.

ghyju
Öğrenciler ve destekçiler, 26 Ekim 2026’da Michigan’da düzenlenen Demokrat Parti etkinliğine katılıyor (Reuters)

Cumhuriyetçi stratejist Matt Dole, Başkan Yardımcısı Vance’in özellikle zor bir konumda bulunduğunu söyledi. Dole’a göre Vance, başkan yardımcılığı görevi nedeniyle 2028 seçimleri için adı geçen diğer Cumhuriyetçi adaylara kıyasla daha sınırlı hareket alanına sahip. Zira bu görev, geleneksel olarak başkanı ve politikalarını savunmayı gerektiriyor.

Dole, “Vance, hükümetteki diğer isimlerin aksine istifa edip kenara çekilme seçeneğine sahip olmadığı için hareket alanı bakımından çok daha dezavantajlı” değerlendirmesinde bulundu.

Bununla birlikte Vance, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Trump’ın şubat ayında başlattığı ve Amerikalılar arasında büyük tepki çeken İran savaşının Cumhuriyetçilere seçim kaybettirdiğini kabul etti. Ancak bu açıklama, salı akşamı benzer bir değerlendirmede bulunan Trump’la açık bir fikir ayrılığına düştüğü anlamına gelmedi.

Cumhuriyetçi Parti’nin yeni lideri kim olursa olsun, Trump’ın “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) hareketini destekleyen seçmenlerin bağlılığını korurken, Trump’ın 2024’te zafer kazanmasını sağlayan daha geniş seçmen ittifakını yeniden kurma sorunuyla karşı karşıya kalacak.

Salı günü sandık çıkışlarında yapılan anketler, genç seçmenler, Hispanik kökenliler ve siyah erkeklerin bir bölümü dahil olmak üzere bu ittifakın önemli kesimlerinin Cumhuriyetçi Parti’den uzaklaştığını ortaya koydu.

Vance, ailevi nedenleri gerekçe göstererek başkanlığa aday olmayabileceğini belirtirken, Rubio da şu aşamada başkanlık yarışına girmeyi planlamadığını söyledi.

2024’te Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adaylığı için Trump’la yarışan ancak başarılı olamayan Florida Valisi Ron DeSantis ise Beyaz Saray’a ulaşmak için yeniden aday olma ihtimalini dışlamadı.

Muhtemel Cumhuriyetçi adaylar arasında Arkansas Valisi Sarah Huckabee Sanders ve Teksas Senatörü Ted Cruz da yer alıyor.


Demokratların zaferi Trump'ın FED üzerindeki nüfuzunu sınırlıyor... Powell Yönetim Kurulu'ndan ayrılacak mı?

Washington'daki ABD Merkez Bankası (Fed) binasının önünden geçen bir kişi (Reuters)
Washington'daki ABD Merkez Bankası (Fed) binasının önünden geçen bir kişi (Reuters)
TT

Demokratların zaferi Trump'ın FED üzerindeki nüfuzunu sınırlıyor... Powell Yönetim Kurulu'ndan ayrılacak mı?

Washington'daki ABD Merkez Bankası (Fed) binasının önünden geçen bir kişi (Reuters)
Washington'daki ABD Merkez Bankası (Fed) binasının önünden geçen bir kişi (Reuters)

ABD'de ara seçimlerde Demokratların büyük bir zafer kazanması, Beyaz Saray ile ABD Merkez Bankası (FED) arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Seçim sonuçları, Başkan Donald Trump'ın merkez bankasına yapılacak atamalar üzerindeki etkisini azaltırken FED’in kararlarını çevreleyen kurumsal denetim mekanizmalarını da güçlendiriyor. Bu siyasi değişimle birlikte, FED’in eski Başkanı Jerome Powell'ın geleceği ve Ocak 2028'de sona erecek görev süresinden önce Yönetim Kurulu üyeliğinden ayrılıp ayrılmayacağı sorusu yeniden gündeme geliyor.

Trump ile Powell arasındaki ilişkiler başlangıçta bugünkü kadar gergin değildi. ABD Başkanı, Powell'ı 2017 yılında ilk başkanlık döneminde FED başkanlığına kendisi aday göstermiş, eski Başkan Joe Biden ise 2022'de ikinci dönem için yeniden atamıştı. Ancak Trump'ın faizlerin daha hızlı ve daha yüksek oranlarda düşürülmesi yönündeki ısrarına karşılık Powell'ın para politikası kararlarının Beyaz Saray'ın taleplerine değil, ekonomik verilere dayanması gerektiğini savunması anlaşmazlığı derinleştirdi. Gerilim, Trump'ın Powell'ı defalarca "çok geç kalmakla" suçlamasına, istifaya çağırmasına ve görevden almakla tehdit etmesine kadar vardı.

ghyj
Eski ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Jerome Powell (AFP)

Anlaşmazlık, faiz politikasıyla sınırlı kalmayarak hukuki bir mücadeleye dönüştü. ABD Adalet Bakanlığı, Washington'daki Fed merkez binasının yenileme maliyetlerine ilişkin cezai soruşturma başlattı. Trump yönetimi bu dosyayı Powell üzerindeki baskı aracı olarak kullandı. Powell ise soruşturmayı merkez bankasını sindirme ve bağımsızlığını etkileme girişimi olarak değerlendirdi. Bir yargıcın soruşturmayla bağlantılı celp kararlarını durdurmasının ardından dosya geçen nisan ayında kapatıldı.

Bu gelişmelerin ardından Powell, başkanlık görevinin mayıs ayında sona ermesine rağmen Yönetim Kurulu üyeliğini sürdürme kararı aldı. Powell, kuruma yönelik hukuki saldırıların FED’in bağımsızlığını tehdit ettiğini belirtti.

Warsh'ı daha karmaşık bir süreç bekliyor

Kongre'deki siyasi değişim, Fed Başkanı Kevin Warsh için daha karmaşık bir dönemin başlangıcına işaret ediyor. Senato'daki önemli denetim komitelerinin başkanlıklarının Demokratlara geçmesi bekleniyor. Bunların başında, Cumhuriyetçi Tim Scott'ın yerine Fed Başkanı Warsh'a yönelik sert eleştirileriyle tanınan Senatör Elizabeth Warren'ın devralması beklenen Senato Bankacılık Komitesi geliyor.

Analistler, Demokratların komite üzerindeki kontrolünün Warsh'ın merkez bankasını yönetme yaklaşımının daha sıkı denetlenmesine yol açabileceğini düşünüyor. Özellikle Warsh'ın kamuoyuyla iletişimde daha az görünür ve şeffaf bir yaklaşım benimsemek istemesi, eleştirilerin odağında yer alıyor.

vefbghn
FED Başkanı Kevin Warsh, Para Politikası Kurulu'nun kararının ardından gazetecilere açıklamalarda bulunuyor (Reuters)

Eski FED Yönetim Kurulu üyesi Larry Meyer tarafından kurulan Monetary Policy Analytics kuruluşundan ekonomistler, Warsh'ın merkez bankası başkanlığına getirilmesine hiçbir Demokrat senatörün destek vermediğine dikkat çekti. Ekonomistler, Kongre'deki sert sorgulamaların Warsh'ın açıklamalarını ve politikalarını ciddi bir sınavdan geçirebileceği uyarısında bulundu.

Senato yönetimindeki değişimin sonuçları yalnızca merkez bankası kararlarının denetlenmesiyle sınırlı kalmayabilir; Warsh'ın görev süresinin geleceğini de etkileyebilir.

JPMorgan ekonomisti Michael Feroli, Senato'daki yönetim değişikliğinin Warsh'ın Fed başkanlığında ne kadar süre kalabileceği açısından önemli sonuçlar doğuracağını söyledi.

Warsh'ın görev süresinin 2030'da sona ereceğini hatırlatan Feroli, seçim sonuçlarının Demokratların Senato'da çoğunluğu ele geçirmesiyle birlikte Warsh'ın görev süresinin sona erme ihtimalini artırdığını belirtti. Feroli, Warsh'ın önceki Fed başkanları gibi yeniden göreve atanmak istemesi halinde Kongre üyeleriyle iletişim kurmaya ve desteklerini kazanmaya daha fazla zaman ayırması gerekeceğini ifade etti. Warsh'ın artık yasama organının dışında gelişmeleri izlemekle yetinemeyeceğini vurguladı.

Senato, Warsh'ın Fed başkanlığına atanmasını geçen mayıs ayında 54'e karşı 45 oyla onaylamıştı. Warsh'a yalnızca bir Demokrat senatör destek vermişti. Yeni Demokrat çoğunluğun, özellikle enflasyonla mücadele konusunda Fed'in performansına ilişkin daha sıkı bir denetim yürütmesi bekleniyor. Demokrat Parti'nin seçim kampanyasında hayat pahalılığını öne çıkarması, partiye Fed üzerinde enflasyonu kontrol altında tutma yönünde baskı kurmak için güçlü bir gerekçe sağlıyor.

Senato Bankacılık Komitesi, Warsh'ın yüz milyonlarca dolar değerindeki finansal varlıklarını nasıl yönettiğine ilişkin de soruşturmalar başlatabilir. Warren, Warsh'ın Fed başkanlığına getirilmesinden önce bu varlıklarla ilgili işlemlerinin ne ölçüde şeffaf olduğu konusunda soru işaretleri bulunduğunu dile getirmişti.

Trump'ın Yönetim Kurulunu yeniden şekillendirme gücü kısıtlanıyor

Demokratların Senato'da kontrolü ele geçirmesi, Trump'ın Fed Yönetim Kurulu'ndaki nüfuzunu artırma girişimlerini sınırlaması bakımından özel önem taşıyor. Yedi üyeden oluşan kurulda halen eski Başkan Joe Biden tarafından atanan üç üye bulunuyor. Bunların yanı sıra Trump'ın ilk başkanlık döneminde göreve getirdiği, daha sonra Biden tarafından yeniden atanan ve mevcut başkanla yaşadığı anlaşmazlığa rağmen kurul üyeliğini sürdüren eski Fed Başkanı Jerome Powell da görev yapıyor.

Trump, kurulun mevcut yapısını düşmanca ve partizan olarak nitelendirmiş, Beyaz Saray'ın faizlerin önemli ölçüde düşürülmesi yönündeki taleplerine yanıt verilmemesini eleştirmişti. Ancak Warsh'ın da aralarında bulunduğu para politikası yapıcıları, bunun yerine yükselen enflasyonla mücadele amacıyla faiz artırımına yöneldi.

Trump ile FED arasındaki en önemli mücadele alanlarından biri de Fed Yönetim Kurulu üyesi Lisa Cook'un görevden alınmasına yönelik girişim. Bu girişim halen devam ediyor. ABD yönetiminin önümüzdeki haftalarda, Cook'un merkez bankasına atanmadan önceki dönemde mortgage kredisi başvurularında yaptığı hataları gerekçe göstererek Trump'ın görevden alınması için "haklı neden" bulunduğunu ilan etmesinin önünü açacak idari bir süreç başlatması bekleniyor.

Cook'un görevden alınmasına yönelik olası bir adımın yeni bir yargı mücadelesine dönüşmesi bekleniyor. Yüksek Mahkeme daha önce Trump'ın Cook'u görevden uzaklaştırma girişimine karşı karar vermişti. Trump görevden almayı başarsa bile Demokratların kontrolündeki Senato'dan kendi adayını geçirerek boşalan koltuğu doldurması zor görünüyor.

Fed atamaları üzerindeki nüfuz mücadelesi yalnızca iki parti arasındaki anlaşmazlıklarla sınırlı değil. Cumhuriyetçi üyeler de Trump'ın ilk başkanlık döneminde aşırı buldukları bazı adaylıkları engellemişti.

Bu yılın başlarında Cumhuriyetçi Senatör Tom Tillis, Trump yönetiminin Powell hakkında yürüttüğü cezai soruşturmadan vazgeçmesine kadar Warsh'ın adaylığının onaylanmasını engellemek için nüfuzunu kullanmıştı. Trump'ın kendisine seçimlerde rakip çıkarma tehdidinde bulunmasının ardından Kuzey Carolina'da yeniden aday olmama kararı alan Tillis'in boşalttığı koltuğu ise salı günü Demokrat Roy Cooper kazandı.

Fed'in iç siyaseti üzerine bir kitabın da yazarı olan Pilot Wave Holdings ortağı Mark Spindel, Senato'da kontrolün Demokratlara geçmesinin adaylıkların onaylandığı siyasi ortamı değiştireceğini ve merkez bankasına farklı bir siyasi destek sağlayabileceğini söyledi.

Spindel, Fed'in bağımsızlığının her zaman kısmen Kongre'ye dayandığını belirterek Senato'nun kurumsal desteğinin, para politikası yapıcılarının siyasi baskılar yerine enflasyon ve istihdam verilerine göre karar alabilmeleri açısından önemli olduğunu vurguladı.

Denetim, düzenleyici reformları da kapsayacak

Demokratların Senato Bankacılık Komitesi'nin yanı sıra Temsilciler Meclisi Finansal Hizmetler Komitesi'nde de kontrolü ele geçirmesi, para politikası ve atamalarla sınırlı kalmayan sonuçlar doğurabilir. Bu değişimin, Trump yönetiminin ve FED Denetimden Sorumlu Başkan Yardımcısı Michelle Bowman'ın gündeme getirdiği düzenleyici reformları zorlaştırması bekleniyor.

Bu dosyalar arasında, Fed'in Genius Yasası kapsamında sabit coinleri düzenlemek üzere hazırladığı kurallar ile merkez bankasının bankacılık denetim sistemini yeniden yapılandırma planı bulunuyor.

Kongre'de Demokratların denetiminin güçlenmesiyle birlikte söz konusu reformların daha sıkı tartışmalara ve incelemelere konu olması bekleniyor.