Hanan Azizi
Cevad Laricani’nin İran’ın nükleer bomba üretme kapasitesine ilişkin açıklamaları, mevcut gerilim ortamında nükleer silah edinmenin ne ölçüde gerekli olduğu konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.
İran Dini Lideri’nin danışmanı Laricani, 30 Ekim’de televizyonda yayımlanan açıklamalarında, “Nükleer bomba üretmek İran için çocuk oyuncağı. İran bu alanda İsrail, Pakistan ve Hindistan’dan daha üstün” ifadelerini kullandı. Laricani ayrıca, “İran nükleer bomba üretmek için ABD Başkanı Donald Trump’tan izin almayacak” dedi.
Bu açıklamalar, İran’da nükleer doktrinin değiştirilmesi konusunun gündeme gelmesinin ardından geldi. Ancak şu ana kadar Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan çekilmeye ilişkin resmî bir karar alınmış değil.

Tartışmalar yalnızca Laricani’nin açıklamalarıyla sınırlı kalmadı. İran’da bu günlerde nükleer bomba üretmenin gerekliliğine ilişkin yeni bir açıklama ve tutum dalgası yaşanırken, ‘nükleer doktrinin’ değiştirilmesine yönelik somut adımlar atılması çağrıları da artıyor. Bu gelişmeler, ülkeye yönelik savaşın yeniden başlaması ihtimalinin yükseldiği bir döneme denk geliyor. Söz konusu açıklama dalgasına milletvekilleri, cuma hutbesi veren din adamları ve sertlik yanlısı medya kuruluşları da katıldı.
Radikallerin eski hayali mi, yoksa İran’ın geleceği için bir kâbus mu?
“Nükleer bomba caydırıcılık ve güvenliği garanti etmez, aksine gelecekte daha fazla ve daha şiddetli saldırıların önünü açar.” Haber-analiz sitesi Rouydad24’te yayımlanan bir haberin özeti bu şekilde. Haberde, parlamentodaki bazı çevrelerden, cuma hutbesi veren din adamlarından, sertlik yanlısı olarak bilinen medya kuruluşlarından ve hatta akademik çevrelerden gelen bu açıklamaların, nükleer doktrinin değiştirilmesi ve eski Dini Lider’in nükleer bomba üretiminin ‘haram’ olduğuna ilişkin fetvasının aşılması fikrini toplum nezdinde sıradanlaştırma girişimi olduğu değerlendirildi.
Sertlik yanlısı milletvekili Mahmud Nebeviyan, nükleer bomba üretimine onay verilmesini istedi. Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, İran halkının yüzde 70’inin nükleer bomba üretilmesini talep ettiğini öne sürerken, İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu üyesi Ahmed Bahşayiş Erdestani, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan çekilmeden önce nükleer bomba üretilmesi çağrısında bulundu. İran Meclisi Ulusal Güvenlik Komisyonu Sözcüsü İbrahim Rızai ise “Tam anlamıyla nükleer bir devlet olsaydık saldırıya uğramazdık” değerlendirmesinde bulundu.
Nükleer silahlar, saldırılardan mutlaka muafiyet anlamına gelmez. Zira nükleer güçler sınırlı saldırılara, sabotaj operasyonlarına, siber savaşa, suikastlara ve ekonomik baskıya maruz kalabilirler.
Tahran Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü İbrahim Mütteki de televizyonda katıldığı bir söyleşide bu görüşü destekleyerek, İran’ın askeri saldırıya uğradığı sırada nükleer bir güç olması halinde Trump’ın ülkeye yönelik tutumunun farklı olacağını söyledi.
Sertlik yanlısı Keyhan gazetesi, ‘nükleer şeffaflığın’ sona erdirilmesini ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan çekilmeyi talep ederken, Şii mezhebinin sekizinci imamının Meşhed kentindeki türbesini yöneten Astan Quds Rezevi Vakfı’na bağlı muhafazakâr Kuds gazetesi ise “Nükleer bomba üretme düşüncesi artık bir fantezi olmaktan çıktı” değerlendirmesinde bulundu.
Rouydad24, son dönemde belirgin biçimde artan bu açıklamaların, ülkenin temel dış ve güvenlik politikalarından birinde köklü bir değişikliğe gidilmesi için kamuoyunu siyasi açıdan hazırlama girişimi olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Nükleer bomba üretimini destekleyenler, bu silaha sahip bir ülkeye düşmanlarının saldırmaya cesaret edemeyeceğini, çünkü bunun bedelinin Kuzey Kore örneğinde olduğu gibi son derece ağır olacağını savunuyor. Ancak diğer taraftan, yalnızca nükleer bombaya sahip olmanın caydırıcılık sağlamayacağına dikkat çekerek şu değerlendirmede bulunuyorlar: “İran’ın ilk saldırıyı caydırması, karşılıklı misilleme kapasitesini koruması, güvenilir komuta ve denetim sistemlerine sahip olması ve saldırıya uğraması halinde saldırgana ağır kayıplar verebilecek kapasitede olduğu mesajını iletmesi gerekiyor. Aksi takdirde nükleer silaha sahip olmak, düşmanı saldırıdan caydırmak yerine, ülkenin nükleer kapasitesi geliştirilip istikrara kavuşmadan önce bu kapasiteyi yok etmeye teşvik edecektir.”
İran’da yürütülen bu tartışmanın ortaya çıkardığı sonuçlardan biri de nükleer silahın saldırılara karşı mutlak dokunulmazlık sağlamadığı. Nükleer güçler de sınırlı saldırılara, sabotaj eylemlerine, siber savaşlara, suikastlara ve ekonomik baskılara maruz kalabiliyor. Nitekim son savaşta nükleer bombalarına rağmen İran füzelerinin hedef almasını engelleyemeyen İsrail örneğinde de bu durum görüldü. Bu hususun dikkate alınması gerekiyor. Zira İran’ın ulusal güvenliğini tehdit eden unsurlar, ülkenin bazı bölgelerinin işgal edilmesi veya kara saldırısıyla sınırlı değil. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre askerî ve nükleer tesisler ile enerji, ulaşım ve ekonomi altyapıları da hedef alınma riskiyle karşı karşıya. Ayrıca nükleer bomba tüm tehditleri ortadan kaldırmıyor, yalnızca olası bir nükleer savaşın maliyetini artırıyor.
İran’ın nükleer bombaya sahip olması, nükleer silahlanma yarışı, nükleer silahların yayılması ve yeni uluslararası yaptırımların uygulanması risklerini beraberinde getiriyor.
Haber-analiz sitesi Fararu, 31 Ekim’de yayımladığı ‘Nükleer bomba... Nasıl ulusal bir talebe dönüştü?’ başlıklı haberinde, ‘nükleer doktrinin’ değiştirilmesinin ve nükleer bomba üretimine yönelmenin son dönemde ulusal bir talep haline geldiğini değerlendirdi. Nükleer silaha sahip olmayı destekleyenlerin, iki yıldan kısa bir süre içinde ülkenin iki savaş yaşamasına dikkat çekerek atom bombası üretmenin, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’ndan çekilmenin ve nükleer belirsizlik politikasını benimsemenin İran’ın caydırıcılık kapasitesini güçlendireceğini savunduğu belirtildi. Böylece bu talebin ulusal bir mesele haline geldiği ve yankısının cuma namazı hutbelerine kadar ulaştığı ifade edildi.

Tahran Cuma İmamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, 30 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Nükleer bombaya sahip olma meselesi, aceleyle alınmış ve üzerinde düşünülmemiş bir politika değil; İran halkının bilincinden, tarihsel deneyimlerinden ve ABD’nin verdiği sözleri yerine getirmemesinden kaynaklanıyor” dedi.
Karşı çıkan var mı?
Reformistler, Tahran Cuma İmamı’nın açıklamalarını eleştirdi. Bu isimler arasında Reform Cephesi Sözcüsü Cevad İmam da yer aldı. İmam, ‘nükleer doktrinin’ değiştirilmesinin ve nükleer bomba üretmenin gerekliliğine ilişkin tartışmaların sloganvari söylemlerle alınabilecek basit kararlar olmadığını belirterek, bu meselenin İran’ın güvenliği, ekonomisi, ulusal çıkarları ve geleceğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi.
Reformist Şark gazetesi de 31 Ekim’de Keyumers Eşteryan imzasıyla yayımladığı başyazıda, bu bilimsel meselenin siyasallaştırılarak siyasi kanatlar arasında bir çatışmaya dönüştürülmesi ve konuyla ilgili araştırmacıların ve bilim insanlarının görüşlerine başvurulmaması konusunda uyarıda bulundu. Gazete, İran’ın nükleer bombaya sahip olmasının nükleer silahlanma yarışına, nükleer silahların yayılmasına ve yeni uluslararası yaptırım dalgalarının uygulanmasına yol açabileceğini değerlendirdi. Gazeteye göre nükleer silah edinmek yalnızca askerî bir karar değil; güven inşa etmek, taahhütleri yönetmek ve bu konudaki ulusal diyaloğu ve ülkenin uzmanlık birikimini sürdürmek için nükleer diplomasiyi de gerektiriyor.
*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir."






