Gadi Eisenkot… Netanyahu dönemini sona erdirmek isteyen ihtiyatlı generalhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5338968-gadi-eisenkot%E2%80%A6-netanyahu-d%C3%B6nemini-sona-erdirmek-isteyen-ihtiyatl%C4%B1-general
Gadi Eisenkot… Netanyahu dönemini sona erdirmek isteyen ihtiyatlı general
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi. (AFP)
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, görev süresi sona eren Başbakan Binyamin Netanyahu’ya karşı üstünlük sağlarken, Cumhurbaşkanı Isaac Herzog dün yaptığı açıklamada kendisini yeni hükümeti kurmakla görevlendireceğini duyurdu. Bazı seçmenlerin rakibinden farklı olarak sakin tavrını bir avantaj olarak gördüğü ihtiyatlı generalin, Knesset’in güvenoyunu alabilmek için hâlâ müttefiklere ihtiyacı bulunuyor.
66 yaşındaki eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloğu, 27 Ekim’de yapılan seçimlerde 120 sandalyeli Knesset’te 48 sandalye kazanırken, Netanyahu cephesi 53 sandalye elde etti. Birleşik Arap Listesi ile Ortak Liste ise daha önce görülmemiş bir sonuçla 19 sandalye kazandı. Her iki liste de Eisenkot’un hükümeti kurmakla görevlendirilmesini tavsiye etti. Böylece kendisine görev verilmesini destekleyen milletvekillerinin sayısı 67’ye yükseldi. Ancak Eisenkot’un bloğunun güvenoyu almak için iki Arap listesinin oylarına dayanmayı kabul edip etmeyeceği henüz netlik kazanmadı.
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu (Reuters)
Netanyahu'nun tartışmalı açıklamalarından bıkan bazı seçmenler, Eisenkot’un ‘karizmadan yoksun’ olmasını en önemli güçlü yönlerinden biri olarak görüyor. Eisenkot İngilizceyi güçlükle konuşuyor ve mütevazı bir görünüm sergilemeye özen gösteriyor. İsrail’de seleflerinin tamamından daha uzun süre başbakanlık yapan Netanyahu ise Amerikan aksanıyla akıcı İngilizce konuşuyor, ABD televizyonlarının haber bültenlerinde öne çıkacak ve sosyal medyada geniş yankı bulacak ifadeler kullanmayı iyi biliyor.
2015-2019 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı yapan Eisenkot, Netanyahu’nun yıllar süren iktidarı boyunca derinleşen toplumsal bölünmeleri ve aşırı sağın güçlenmesini sona erdirerek İsraillileri birleştirme sözü verdi. Ayrıca Gazze Şeridi’nde üç yıldır devam eden savaş, işgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği şiddet eylemleri, Güney Lübnan’daki savaş ve geniş çaplı yıkım ile Suriye’nin güneyine yönelik askeri operasyonların ardından zarar gören İsrail’in uluslararası imajını düzeltme taahhüdünde bulundu. Yerleşimcilerin son dönemde gerçekleştirdiği saldırıları ‘Yahudi terörü’ olarak nitelendiren Eisenkot, Netanyahu hükümetini saldırganlarla iş birliği yapmakla suçladı. Ancak Eisenkot, Filistin devletinin kurulmasını engelleme sözü vererek sağ seçmenlerin oyları için Netanyahu ile rekabet etmeye çalıştı. Ayrıca Netanyahu’nun ABD baskısı altında bu fikre açık olduğunu ifade ettiği eski bir video kaydını yayımladı.
Eisenkot, 2006 yılında Hizbullah ile yaşanan savaş sırasında İsrail ordusunun Operasyonlar Dairesi Başkanı olarak görev yapıyordu. 2008 yılında ise Kuzey Komutanlığı görevini yürüttüğü sırada, Hizbullah’ın kalesi olan Beyrut’un güney banliyölerine atıfla Dahiye Doktrini olarak bilinen yaklaşımı açıkladı. Bu doktrin, İsrail’e yönelik saldırıların gerçekleştirildiği bölgelere karşı, sivil altyapının hedef alınmasını da içeren orantısız güç kullanımını öngörüyor. İsrail, Gazze Şeridi’nde de bu doktrini yeniden uygulamaya koydu. Savaş, bölgede büyük bir yıkıma ve on binlerce kişinin ölümüne yol açtı. Bu eylemler, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) göre insanlığa karşı suç ve savaş suçu kapsamına girebilecek nitelikte.
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi. (AFP)
Eisenkot, Gazze savaşında oğlu Gal ve iki akrabasının hayatını kaybetmesinin ardından İsrailliler arasında geniş bir sempati kazandı. Seçmenler nezdindeki imajının cazibesinin bir bölümü de işçi sınıfı kökenlerinden kaynaklanıyor. Faslı göçmenlerin çocuğu olarak Taberiye’de dünyaya gelen ve Eilat’ta büyüyen Eisenkot, ABD’de tanınmış bir akademisyen olan babasının izinden gelen Netanyahu’nun temsil ettiği seçkin çevrelerden uzak bir geçmişe sahip. Eisenkot başbakan olması halinde, aile kökenleri Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya dayanan Mizrahim olarak bilinen Doğulu Yahudiler arasından bu göreve gelen ilk isim olacak.
Eisenkot, seçim kampanyası sırasında farklı kesimlerden seçmenlere hitap etmeye çalıştı. Dindar Yahudilerden oluşan bir topluluğa yaptığı konuşmada, işgal altındaki Batı Şeria üzerindeki İsrail kontrolünün sürdürülmesini savundu.
Buna karşılık, Filistin topraklarının ilhak edilmesine ve ruhsatsız yerleşim noktalarının kurulmasına karşı olduğunu açıkladı. Netanyahu hükümeti, Filistinlilere yönelik şiddetin tırmanmasına katkıda bulunan bu yerleşim noktalarının kurulmasına göz yummuştu.
Gazze konusunda ise Eisenkot, Hamas yönetimine 18 ay içinde son verme sözü verdi. Bunun, ABD Başkanı Donald Trump’ın hareketin silahsızlandırılmasını ve yönetimin devredilmesini öngören ateşkes planının uygulanmasıyla ya da Hamas’ın askeri kanadını yok etmeyi amaçlayan ‘yenilikçi askeri operasyonlar’ yoluyla mümkün olabileceğini söyledi.
Savaşın üçüncü yılına girmesinin ardından İsrailliler arasında geniş rahatsızlığa yol açan bir diğer konuda Eisenkot, Yahudi dinî okullarındaki öğrencilerin askerlikten muaf tutulmasının sınırlandırılmasını taahhüt etti. Ultra Ortodoks Yahudileri (Harediler) ve Arap vatandaşları askerlik veya sivil hizmet yapmaya zorunlu kılacak Kapsamlı Ulusal Hizmet Yasası’nı çıkarma sözü verdi.
Eisenkot ayrıca, ‘yargı bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü, azınlık haklarını ve özgür basını koruma’ taahhüdünde bulunarak merkez ve liberal seçmenlerin desteğini kazanmaya çalıştı.
Eisenkot kendisini merkez sağın adayı olarak tanımlıyor. Bu tutum, Netanyahu’nun iktidarda geçirdiği yılların ülkenin demokratik kurumlarını zayıflatmış olabileceği endişesini taşıyan çok sayıda İsraillinin kaygılarıyla örtüşüyor.
Trump ve Demokrat Kongre arasında yapay zekanın geleceğihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5338973-trump-ve-demokrat-kongre-aras%C4%B1nda-yapay-zekan%C4%B1n-gelece%C4%9Fi
Trump ve Demokrat Kongre arasında yapay zekanın geleceği
Fotoğraf: AFP
Marco Mossad
3 Kasım 2026'daki ara seçimlerde Demokratların Kongre'nin her iki kanadının da kontrolünü ele geçirmesi, Başkan Donald Trump'ın yapay zekada Amerikan liderliğini güçlendirme emellerini yeni bir siyasi sınavla karşı karşıya bırakıyor. Trump yönetimi gelişmiş modellerin geliştirilmesini hızlandırmayı ve veri merkezlerini ve enerji altyapısını genişletmeyi hedeflerken, Ocak 2027'de Kongre’de çoğunluğu üstlenecek olan Demokratlar, şirketlere daha sıkı denetim getirecek ve teknolojiyle ilişkili riskleri sınırlayacak bir yasa tasarısı sunmaya hazırlanıyor.
Anlaşmazlık sadece inovasyonun geleceğiyle sınırlı değil, aynı zamanda elektrik maliyeti, tüketicinin korunması ve şirketlerin ürünlerinin neden olduğu zararlardan kaynaklanan kurumsal sorumluluğu gibi konuları da kapsıyor. Bu arada Washington'un güvenlik ve rekabet garantilerinden ödün vermeden Çin'e karşı teknolojik üstünlüğünü koruyabilme yeteneği de sorgulanıyor.
Siyasi değişim, büyük şirketlerin veri merkezlerini genişletmesi, gelişmiş çipler satın alması ve sistemlerini çalıştırmak için gerekli enerji kaynaklarını güvence altına almasının ardından, yapay zekaya yapılan devasa yatırımların Amerikan ekonomisinin ayrılmaz bir parçası haline geldiği bir dönemde gerçekleşiyor.
Seçim sonuçları, yeni düzenlemelerin bu genişlemeyi yavaşlatabileceği endişesini yatırımcılar arasında artırdı; bu endişe, teknoloji şirketlerinin ve ilgili altyapının hisse senetlerine de yansıdı. Bununla birlikte, Demokratların zaferi, mutlaka inovasyonu destekleyen politikaların sonu anlamına gelmiyor, çünkü her iki partiden de geniş kesimler bu alandaki Amerikan liderliğinin önemi konusunda hemfikir. Asıl anlaşmazlık, hükümet müdahalesini gerektiren risklerin tanımlanmasında, şirketlerin denetim maliyetlerini ne ölçüde üstlenmeye istekli olduklarında ve bu sektörü yöneten kuralları belirleme yetkisinin kimde olduğu konusunda yatıyor.
İnovasyonu hızlandırmak ile kısıtlamalar getirmek arasında
Demokratların pozisyonları, yapay zekanın risklerini azaltma ihtiyacı konusunda hemfikir olmalarına rağmen, hükümet müdahalesinin sınırları konusunda temel farklılıkları ortaya koyuyor. Bir yaklaşım, şirketlerin bağımsız testlere ve federal güvenlik standartlarına tabi tutulmasıyla birlikte gelişmiş modellerin sürekli geliştirilmesini desteklerken, daha katı bir yaklaşım ise bağlayıcı güvenceler yürürlüğe girene kadar bazı geliştirme faaliyetlerinin geçici olarak askıya alınması düşüncesini benimsiyor.
Bu anlaşmazlıklar, Kongre'ye liderlik etmeye hazırlanan parti içinde bile belirgin ve bu da Cumhuriyetçilerle müzakereler başlamadan önce bile birleşik bir yasama pozisyonuna ulaşmayı zorlaştırıyor. Taraflar tüketicileri ve çalışanları koruma ihtiyacı konusunda hemfikir olsalar da, müdahalenin zamanlaması ve düzenlemelerin teknoloji piyasaya sürülmeden önce mi yoksa riskleri devam eden geliştirme ile eş zamanlı olarak mı ele alınması gerektiği konusunda farklı görüşlere sahipler.
Amerikan şirketlerinin yatırım yapmaya devam etmelerini sağlayacak bir ortama ihtiyaçları var, ancak net kurallar olmadan devam eden genişleme kamu güvenini zedeleyebilir ve endüstriyi kısıtlamayı talep eden siyasi baskıyı artırabilir
Temsilciler Meclisi’nde Demokratların lideri olan Hakeem Jeffries, inovasyonu düzenlemeler ve kurallarla birleştirme görüşünün önde gelen savunucularından biri. Aralık 2025'te, Demokrat Parti grubu içinde, Temsilciler Meclisi üyesi Ted Lieu, Josh Gottheimer ve Valerie Fauci'nin eş başkanlığında, 2026 yılına kadar faaliyet gösterecek, yapay zeka ve inovasyon ekonomisine odaklanan bir komite kurulduğunu duyurdu. Komite, şirketler, araştırmacılar, tüketiciler ile çalışanların haklarını savunan taraflarla iş birliği içinde politika önerileri geliştirmeyi amaçlıyor.
Washington’daki Capitol Hill'de Çin'e yapay zeka ihracatına daha sıkı kontroller getirilmesi çağrısında bulunan bir basın toplantısı, 23 Eylül 2026
Senato'da Chuck Schumer, güvenlik önlemlerini güçlendirirken ABD’nin üstünlüğünü korumayı savunuyor. Bu yönelim, Amerikan şirketlerinin yatırım yapmaya devam etmelerini sağlayacak bir ortama ihtiyaç duyduklarına dair bir farkındalığı yansıtıyor. Bununla birlikte, net düzenlemeler ve kurallar olmadan devam eden genişleme, kamu güvenini zedeleyebilir ve endüstriyi kısıtlamayı talep eden siyasi baskıyı artırabilir.
Anlaşmazlıklar, gelişmiş modeller geliştirenlerin uyması gereken federal kurallar tartışılırken daha belirgin hale geliyor. Haziran 2026'da Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Lori Trahan ve Cumhuriyetçi üye Jay Obernolte, daha sonraki değişiklikler ile daraltılmadan önce, yapay zekanın geliştirilmesi ile ilgili bazı eyalet yasalarını üç yıl boyunca federal düzenlemelerle değiştirecek bir yasa tasarısı sundular.
Temmuz ayında, onlar ve iki partiden diğer üyeler, risk yönetimi, bağımsız denetim ve ciddi olayların bildirilmesi de dahil olmak üzere kademeli bir talepler sistemi benimseyen ”Frontier” yasa tasarısını sundular. Ancak Jeffrey Komisyonu eş başkanları, zorlukların ölçeğini ele almakta yetersiz olduğunu düşünerek ilk taslağı reddettiler. Bu, düzenleme ihtiyacı konusunda anlaşmanın, ayrıntıları veya eyalet yetkisinin sınırları konusunda anlaşmaya varmayı kapsamadığını ortaya koyuyor.
Öte yandan, Demokrat Senatör Maria Cantwell, gelişmiş modellerin piyasaya sürülmesiyle ilgili şartlar konusunda daha katı bir duruş sergiliyor. Ekim 2026'da, zorunlu federal güvenlik standartlarına, sürekli testlere ve ciddi başarısızlıkların bildirilmesine dayalı bir düzenleyici çerçeve önerdi ve tüm modellerin gerekli standartları karşıladığından emin olmak için piyasaya sürülmeden önce bağımsız denetimlerden geçmesini şart koştu.
Bu yaklaşım, şirketleri kendi testlerini yapmak ve sonuçlarını açıklamakla zorunlu kılmakla yetinmekten farklı; çünkü denetleyici kurumlara güvenliğin doğrulanmasında doğrudan bir rol tanıyor. Bu durum, özellikle Amerikan şirketleri ile yabancı rakipleri arasındaki yoğunlaşan küresel rekabet göz önüne alındığında, maliyetli onay ve test prosedürlerinin ürünlerin lansmanını geciktireceğinden endişe eden geliştiriciler için bir tartışma noktası olabilir.
En sert yaklaşımı ise Demokratlar ile müttefik bağımsız Senatör Bernie Sanders temsil ediyor. Sanders, Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Greg Casar ile birlikte Eylül 2026'da yapay süper zekanın geliştirilmesini ve yayılmasını kalıcı olarak yasaklamayı ve sıkı federal güvenlik ve denetim düzenlemeleri oluşturulana kadar belirli gelişmiş sistemlerin geliştirilmesini geçici olarak durdurmayı amaçlayan bir yasa tasarısı sundu.
Sanders daha önce de Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez ile birlikte, mart ayında yapay zeka veri merkezlerinin inşasına geçici bir federal moratoryum getirmeyi amaçlayan ayrı bir öneriyi duyurmuştu. İki öneri, müdahalenin kapsamı bakımından farklılık gösteriyor; birincisi sistemlerin kendilerinin geliştirilmesiyle ilgiliyken, ikincisi ise bunların çalışması için gerekli altyapıyı hedef alıyor. Her ikisi de büyük şirketlerin teknolojik genişleme kararlarının yeterli kamu denetiminin dışında kalmasıyla ilgili endişeleri yansıtıyor.
Siyasi bir savaş alanı
Yaklaşan siyasi mücadele, model geliştirme kurallarıyla sınırlı kalmayıp, gelişmiş sistemlerin eğitimi ve işletimi için vazgeçilmez hale gelen veri merkezlerini de kapsıyor. Bu tesisler büyük miktarda elektrik ve suyun yanı sıra ağlara ve altyapıya büyük yatırımlar gerektiriyor; bu da bazı yerel topluluklarda enerji faturaları ve doğal kaynaklar üzerindeki etkileriyle ilgili itirazlara neden oldu.
New York’tan Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez ve Senatör Bernie Sanders (bağımsız-Vermont), Capitol'de yapay zeka veri merkezlerinin inşasını askıya alacak bir yasa tasarısını duyuruyor, 25 Mart 2026 (Reuters)
Bu konuda Demokrat Senatör Mark Warner, genişlemeyi askıya alma çağrılarından farklı bir duruş sergiliyor. Temmuz 2026'da, şirketlerin elektrik ve su tüketimlerini açıklamalarını ve veri merkezleri için belirli vergi avantajlarını kısıtlamayı gerektiren bir yasa tasarısı sundu; bu tasarı, şirketleri projelerinin etkileri konusunda daha fazla sorumluluk almaya itmeyi ve bu yükü halkın sırtına yüklemeyi engellemeyi amaçlıyor.
Şirketler daha hızlı elektrik bağlantıları ve proje onayları talep edebilirken, Demokratlar ise ağların genişletilmesinin finansmanında daha büyük bir pay üstlenmelerini sağlamak ve artan enerji talebinden kaynaklanan ek maliyetlerin tüketicilere yüklenmesini önlemek için çalışabilirler
Bu anlaşmazlık, Demokratların kontrolündeki Kongre içinde iki olası yolu ortaya koyuyor; biri, yeterli güvenlik önlemleri alınana kadar yeni veri merkezlerinin inşasını kısıtlamayı içerirken, diğeri verimlilik, şeffaflık ve tüketici korumasıyla ilgili daha katı koşullar altında genişlemeye izin vermeye odaklanıyor. İkinci yol özellikle önemli çünkü Amerikan bilişim kapasitesini artırmayı destekleyen Cumhuriyetçilerle müzakerelerde bir temel sunabilir, ancak ilkeler üzerinde anlaşmak maliyetlerin nasıl dağıtılacağı sorununu çözmüyor.
Şirketler daha hızlı elektrik bağlantıları ve proje onayları talep edebilirken, Demokratlar ise ağların genişletilmesinin finansmanında daha büyük bir pay üstlenmelerini sağlamak ve artan enerji talebinden kaynaklanan ek maliyetlerin tüketicilere yüklenmesini önlemek için çalışabilirler.
Federal hükümet, eyaletler ve yerel yönetimler arasındaki yetki paylaşımı, birleşik bir politikaya ulaşmayı daha da zorlaştırıyor. Trump yönetimi, belirli federal onayları hızlandırmak ve enerji projelerini desteklemek için yürütme emirlerini ve doğrudan kurumları kullanabilir, ancak bu icraatları tek başına arazi, inşaat ve elektrik altyapısıyla ilgili tüm düzenlemeleri geçersiz kılmak için kullanamaz.
Dahası eyaletlerdeki tesisleri düzenlemeden sorumlu kurullar, şebeke maliyetlerinin nasıl karşılanacağı ve belirli hizmetler için fiyatlandırmanın belirlenmesinde de çok önemli bir rol oynuyorlar. Bu nedenle, bir proje önemli federal destek alabilir ancak yine de elektrik kesintileri, sakinlerin itirazları veya yerel izin gereksinimleri nedeniyle gecikmelerle karşılaşabilir. Bu farklılık, şirketleri genişleme için daha hızlı ve daha ucuz fırsatlar sunan eyaletleri tercih etmeye teşvik edebilir.
Yasama mücadelesi ve başkanlık vetosu
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Demokratların Kongre'nin her iki kanadındaki beklenen kontrolüne rağmen, önerilerini yasalaştırma güçleri anayasal ve usule ilişkin engeller tarafından sınırlandırılmaya devam edecektir. Çoğu sıradan yasa, istisnai önlemler alınmadığı sürece, Senato'da “filibuster”ı geçersiz kılmak için 60 oy çoğunluğu gerektirirken, Trump karşı çıktığı herhangi bir yasayı veto etme yetkisini elinde tutuyor.
Bir vetoyu geçersiz kılmaksa, her iki mecliste de üçte iki çoğunluk gerektiriyor; bu çoğunluğa geniş Cumhuriyetçi desteği olmadan ulaşmak zor. Dolayısıyla, seçimleri kazanmak Demokratlara gündemi belirleme ve komitelere liderlik etme gücü veriyor, ancak özellikle yönetim bu tür düzenlemelerin Amerikan şirketlerinin rekabet gücünü tehdit ettiğine inanıyorsa, yapay zeka endüstrisini düzenleyen kapsamlı düzenlemelerin kabul edilmesini garanti etmiyor.
Ancak Demokratların yasama üzerindeki etkisi bununla sınırlı değil. Kongre komitelerinin başkanlığını kullanarak dinleme oturumları düzenleyebilir, şirket yetkililerini bunlara çağırabilir, belgeler talep edebilir ve endüstrinin uygulamalarını araştırabilirler.
Seçimden sonra ortaya çıkan planlara göre, Demokrat üyeler, veri merkezleriyle ilişkili yüksek elektrik maliyetlerinden tüketicileri korumak, gelişmiş modelleri bağımsız testlere tabi tutmak ve sistemleri zarar verdiğinde şirketlerin yasal sorumluluğunu netleştirmek için öneriler hazırlıyorlar. Sektöre yönelik kurumsal denetimin güçlendirilmesi de değerlendiriliyor. Bu araçlar, Beyaz Saray ile yasal bir anlaşmaya varılmadan bile şirketlere daha fazla şeffaflık dayatabileceğinden, önceki aşamaya göre önemli bir değişimi temsil ediyor.
Özellikle her iki tarafın da ulusal güvenlik ve tüketicinin korunmasıyla ilgili endişeleri paylaştığı konularda, kapsamlı bir çerçeveyi bir kerede dayatmaya çalışmak yerine, belirli kurallar üzerinde müzakere alanı doğabilir. Bazı Cumhuriyetçiler, kurallar açık ve düşük riskli sistemlerin kullanımını engellemediği sürece, ciddi hadiselerin bildirilmesi ve yüksek riskli modellerin bağımsız testlerinin yapılması taleplerini kabul edebilirler. Öte yandan, bazı Demokratlar, mevcut korumaları zayıflatmayan güçlü güvenlik önlemleri olması koşuluyla, çelişkili eyalet yasalarını azaltmak için belirli federal gereklilikleri birleştirmeyi kabul edebilirler. Ancak bu uzlaşmalar bağlayıcı anlaşmalar değil, siyasi olasılıklar olmayı sürdürüyor. Gerçekleşmeleri, yasa taslağının hazırlanmasına, iki partinin liderliğinin pozisyonlarına ve Trump'ın sektöre yönelik yeni kısıtlamaları kabul etme istekliliğine bağlı olacaktır.
Amerikan liderliğinin geleceği
Bu denklem, Amerikan şirketlerine önümüzdeki iki yıl içinde iki farklı senaryo sunuyor. Yasama yönünde uzlaşmalara varılırsa, sektör test, açıklama ve yasal sorumluluk konusunda daha net kurallar kazanabilir, bu da yatırımcıların uzun vadeli projeleri finanse etmeden önce düzenleyici yükümlülüklerin maliyetini tahmin etmelerine yardımcı olabilir. Ancak, Kongre ve Beyaz Saray arasında anlaşmazlığın devam etmesi halinde, eyalet düzeyinde düzenlemeler genişletilmeye devam ederken, federal politikalar değişime ve yasal çekişmelere tabi olmaya devam edecektir. Büyük şirketler, uyumluluk maliyetlerini karşılayabilme ve elektrik, çip ve bilgisayar altyapısını güvence altına alabilme yeteneklerinden faydalanabilirken, daha küçük şirketler daha büyük zorluklarla karşılaşabilir; bu da potansiyel olarak pazar yoğunlaşmasını artırabilir ve düzenleyici politikaların korumayı amaçladığı rekabeti zayıflatabilir.
Bu seçenekler, ticari getirilerin ötesinde ulusal güvenlik, askeri yetenekler ve bilimsel üstünlüğe öncelik veren Çin ile ABD arasındaki rekabetten ayrılamaz.
Veri merkezlerinin inşasında veya modellerin geliştirilmesinde bir yavaşlama, ABD'nin konumunda bir gerilemeye dair endişeleri artırabilir. Buna karşılık, yeterli testler yapılmadan genişleme, teknolojiye olan güveni zedeleyen güvenlik, ekonomik ve sosyal risklere neden olabilir. Ayrıca gerekli güç, çipler ve beceriler mevcut değilse ve bunları çalıştırmak ve verimli uygulamalara dönüştürmek mümkün değilse, gelişmiş modellere sahip olmak tek başına liderliği garanti etmez.
Virginia’dan Demokrat Senatör Mark Warner, başkent Washington'daki Capitol'de yapay zeka hakkında Reuters ile yaptığı röportajda konuşuyor, 16 Eylül 2026 (Reuters)
Öte yandan, sürdürülebilir ekonomik getiriler olmadan bilgi işlem altyapısına yapılan büyük yatırımlar, şirketler ve yatırımcılar üzerinde yeni finansal baskılar yaratabilir.
ABD yapay zekasının geleceği yalnızca seçim sonuçlarıyla değil, aynı zamanda siyasi kurumların anlaşmazlıkları ne kadar yenilik ve güvenliği dengeleyen pratik kurallara dönüştürebilecekleri ile de belirlenecektir. Demokratlar, yasal engelleme olasılığına rağmen, genel tartışmanın önceliklerini değiştirebilir, kaynak tüketimi ve gelişmiş sistemlerin zararları konusunda şirketlerin hesap verebilirliğini artırabilirler. Bu arada, Trump, mevcut yasalar çerçevesinde genişlemeyi desteklemeye devam etmesini sağlayan yürütme araçlarını elinde tutuyor.
Gerçek sınav, faaliyete geçecek proje sayısı, pazara ulaşacak modeller, küçük işletmelerin rekabet gücü ve tüketicilerin maliyet ve risklerden ne ölçüde korunacağı olacaktır. Dolayısıyla, Amerikan liderliği yalnızca teknolojik gelişmenin hızına değil, aynı zamanda Washington'un büyümesini engellemeden onu düzenleyebilmesine de bağlı olacaktır.
Gadi Eisenkot… Netanyahu dönemini sona erdirmek isteyen ihtiyatlı generalhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5338968-gadi-eisenkot%E2%80%A6-netanyahu-d%C3%B6nemini-sona-erdirmek-isteyen-ihtiyatl%C4%B1-general
Gadi Eisenkot… Netanyahu dönemini sona erdirmek isteyen ihtiyatlı general
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi. (AFP)
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, görev süresi sona eren Başbakan Binyamin Netanyahu’ya karşı üstünlük sağlarken, Cumhurbaşkanı Isaac Herzog dün yaptığı açıklamada kendisini yeni hükümeti kurmakla görevlendireceğini duyurdu. Bazı seçmenlerin rakibinden farklı olarak sakin tavrını bir avantaj olarak gördüğü ihtiyatlı generalin, Knesset’in güvenoyunu alabilmek için hâlâ müttefiklere ihtiyacı bulunuyor.
66 yaşındaki eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloğu, 27 Ekim’de yapılan seçimlerde 120 sandalyeli Knesset’te 48 sandalye kazanırken, Netanyahu cephesi 53 sandalye elde etti. Birleşik Arap Listesi ile Ortak Liste ise daha önce görülmemiş bir sonuçla 19 sandalye kazandı. Her iki liste de Eisenkot’un hükümeti kurmakla görevlendirilmesini tavsiye etti. Böylece kendisine görev verilmesini destekleyen milletvekillerinin sayısı 67’ye yükseldi. Ancak Eisenkot’un bloğunun güvenoyu almak için iki Arap listesinin oylarına dayanmayı kabul edip etmeyeceği henüz netlik kazanmadı.
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot ve Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu (Reuters)
Netanyahu'nun tartışmalı açıklamalarından bıkan bazı seçmenler, Eisenkot’un ‘karizmadan yoksun’ olmasını en önemli güçlü yönlerinden biri olarak görüyor. Eisenkot İngilizceyi güçlükle konuşuyor ve mütevazı bir görünüm sergilemeye özen gösteriyor. İsrail’de seleflerinin tamamından daha uzun süre başbakanlık yapan Netanyahu ise Amerikan aksanıyla akıcı İngilizce konuşuyor, ABD televizyonlarının haber bültenlerinde öne çıkacak ve sosyal medyada geniş yankı bulacak ifadeler kullanmayı iyi biliyor.
2015-2019 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı yapan Eisenkot, Netanyahu’nun yıllar süren iktidarı boyunca derinleşen toplumsal bölünmeleri ve aşırı sağın güçlenmesini sona erdirerek İsraillileri birleştirme sözü verdi. Ayrıca Gazze Şeridi’nde üç yıldır devam eden savaş, işgal altındaki Batı Şeria’da yerleşimcilerin gerçekleştirdiği şiddet eylemleri, Güney Lübnan’daki savaş ve geniş çaplı yıkım ile Suriye’nin güneyine yönelik askeri operasyonların ardından zarar gören İsrail’in uluslararası imajını düzeltme taahhüdünde bulundu. Yerleşimcilerin son dönemde gerçekleştirdiği saldırıları ‘Yahudi terörü’ olarak nitelendiren Eisenkot, Netanyahu hükümetini saldırganlarla iş birliği yapmakla suçladı. Ancak Eisenkot, Filistin devletinin kurulmasını engelleme sözü vererek sağ seçmenlerin oyları için Netanyahu ile rekabet etmeye çalıştı. Ayrıca Netanyahu’nun ABD baskısı altında bu fikre açık olduğunu ifade ettiği eski bir video kaydını yayımladı.
Eisenkot, 2006 yılında Hizbullah ile yaşanan savaş sırasında İsrail ordusunun Operasyonlar Dairesi Başkanı olarak görev yapıyordu. 2008 yılında ise Kuzey Komutanlığı görevini yürüttüğü sırada, Hizbullah’ın kalesi olan Beyrut’un güney banliyölerine atıfla Dahiye Doktrini olarak bilinen yaklaşımı açıkladı. Bu doktrin, İsrail’e yönelik saldırıların gerçekleştirildiği bölgelere karşı, sivil altyapının hedef alınmasını da içeren orantısız güç kullanımını öngörüyor. İsrail, Gazze Şeridi’nde de bu doktrini yeniden uygulamaya koydu. Savaş, bölgede büyük bir yıkıma ve on binlerce kişinin ölümüne yol açtı. Bu eylemler, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) göre insanlığa karşı suç ve savaş suçu kapsamına girebilecek nitelikte.
Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot, 28 Ekim’de seçimlerin ilk sonuçlarının açıklanmasının ardından destekçileriyle bir araya geldi. (AFP)
Eisenkot, Gazze savaşında oğlu Gal ve iki akrabasının hayatını kaybetmesinin ardından İsrailliler arasında geniş bir sempati kazandı. Seçmenler nezdindeki imajının cazibesinin bir bölümü de işçi sınıfı kökenlerinden kaynaklanıyor. Faslı göçmenlerin çocuğu olarak Taberiye’de dünyaya gelen ve Eilat’ta büyüyen Eisenkot, ABD’de tanınmış bir akademisyen olan babasının izinden gelen Netanyahu’nun temsil ettiği seçkin çevrelerden uzak bir geçmişe sahip. Eisenkot başbakan olması halinde, aile kökenleri Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya dayanan Mizrahim olarak bilinen Doğulu Yahudiler arasından bu göreve gelen ilk isim olacak.
Eisenkot, seçim kampanyası sırasında farklı kesimlerden seçmenlere hitap etmeye çalıştı. Dindar Yahudilerden oluşan bir topluluğa yaptığı konuşmada, işgal altındaki Batı Şeria üzerindeki İsrail kontrolünün sürdürülmesini savundu.
Buna karşılık, Filistin topraklarının ilhak edilmesine ve ruhsatsız yerleşim noktalarının kurulmasına karşı olduğunu açıkladı. Netanyahu hükümeti, Filistinlilere yönelik şiddetin tırmanmasına katkıda bulunan bu yerleşim noktalarının kurulmasına göz yummuştu.
Gazze konusunda ise Eisenkot, Hamas yönetimine 18 ay içinde son verme sözü verdi. Bunun, ABD Başkanı Donald Trump’ın hareketin silahsızlandırılmasını ve yönetimin devredilmesini öngören ateşkes planının uygulanmasıyla ya da Hamas’ın askeri kanadını yok etmeyi amaçlayan ‘yenilikçi askeri operasyonlar’ yoluyla mümkün olabileceğini söyledi.
Savaşın üçüncü yılına girmesinin ardından İsrailliler arasında geniş rahatsızlığa yol açan bir diğer konuda Eisenkot, Yahudi dinî okullarındaki öğrencilerin askerlikten muaf tutulmasının sınırlandırılmasını taahhüt etti. Ultra Ortodoks Yahudileri (Harediler) ve Arap vatandaşları askerlik veya sivil hizmet yapmaya zorunlu kılacak Kapsamlı Ulusal Hizmet Yasası’nı çıkarma sözü verdi.
Eisenkot ayrıca, ‘yargı bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü, azınlık haklarını ve özgür basını koruma’ taahhüdünde bulunarak merkez ve liberal seçmenlerin desteğini kazanmaya çalıştı.
Eisenkot kendisini merkez sağın adayı olarak tanımlıyor. Bu tutum, Netanyahu’nun iktidarda geçirdiği yılların ülkenin demokratik kurumlarını zayıflatmış olabileceği endişesini taşıyan çok sayıda İsraillinin kaygılarıyla örtüşüyor.
Polonya: Krakow’daki terör saldırısının faili, aşırı sağcı fikirlerden etkilenmişhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5338961-polonya-krakow%E2%80%99daki-ter%C3%B6r-sald%C4%B1r%C4%B1s%C4%B1n%C4%B1n-faili-a%C5%9F%C4%B1r%C4%B1-sa%C4%9Fc%C4%B1-fikirlerden-etkilenmi%C5%9F
Polonya’nın Krakow kentindeki saldırının failinin evinin önünde, ailesine mensup olduğu düşünülen 3 cesedin bulunmasının ardından güvenlik güçleri ve polis konuşlandırıldı. (EPA)
Polonya: Krakow’daki terör saldırısının faili, aşırı sağcı fikirlerden etkilenmiş
Polonya’nın Krakow kentindeki saldırının failinin evinin önünde, ailesine mensup olduğu düşünülen 3 cesedin bulunmasının ardından güvenlik güçleri ve polis konuşlandırıldı. (EPA)
Polonya’nın güneyindeki Krakow kentinde dün aşırı sağcı fikirlerden etkilenen silahlı bir kişinin düzenlediği saldırıda 6 kişi hayatını kaybetti, en az 15 kişi yaralandı. Yetkililer saldırıyı doğrularken, Başbakan Donald Tusk olayı ‘terör eylemi’ olarak nitelendirdi.
Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Tusk, dün kentte incelemelerde bulunduğu sırada gazetecilere yaptığı açıklamada, saldırganın evinde iki kadın ve bir erkeğin cesedinin bulunduğunu doğrulayarak, hayatını kaybedenlerin saldırganın aile üyeleri olabileceğine işaret eden bulgular bulunduğunu söyledi.
Başbakan, ‘terör saldırısı’ olarak nitelendirdiği silahlı saldırının kurbanları için iki günlük ulusal yas ilan etti. Polonya İçişleri Bakanı Marcin Kierwinski ise saldıraganın aşırı sağ ideolojilerden etkilendiğine ilişkin güçlü işaretler bulunduğunu belirtti.
Polis, 2002 doğumlu şüphelinin aracıyla Krakow’un ana meydanına girerek çevredeki insanlara rastgele ateş açtığını bildirdi.
Polis, iki memurun yaralandığını, ardından şüpheliye ateş açtıklarını ve saldırganın hastaneye kaldırıldığını açıkladı.
Polonya resmi haber ajansı PAP, savcılığın saldırıyla ilgili soruşturma başlattığını duyurdu.
Polis, hayatını kaybedenler arasında bir İngiliz vatandaşının bulunduğunu doğrularken, PAP’a konuşan yetkililer yaralanan 15 kişi arasında Avusturya, Birleşik Krallık, Almanya, Portekiz ve Rusya vatandaşlarının da olduğunu bildirdi. Daha sonra Krakow’un yaklaşık 150 kilometre kuzeydoğusunda bulunan Ostrowiec Swietokrzyski kentindeki şüphelinin evinde üç kişinin daha cesedi bulundu. Polis, hayatını kaybedenlerin şüphelinin aile üyeleri olduğunu belirtti.
Saldırgan, olay sırasında polisin açtığı ateş sonucu yaralandı ve hastanede kritik durumda bulunuyor. İki polis memuru da saldırıda yaralandı.
Polisin kahramanlığı
Polis Sözcüsü Andrzej Wegrolak, şüphelinin saldırıda yarı otomatik tüfek kullandığını söyledi.
Tusk, “Görevlerini yerine getirirken hayatlarını tehlikeye atan kahraman polis memurlarına en derin takdirlerimizi sunuyoruz” dedi.
Cumartesi akşamı AFP muhabirleri, normalde oldukça hareketli olan ana meydanın tamamen kapatıldığını, ağır silahlı polis ekipleri ile olay yeri inceleme görevlilerinin saldırının gerçekleştiği bölgede çalışmalarını sürdürdüğünü gözlemledi.
İki polis memuru, yüz maskesi takan ve kurşun geçirmez yelek de dahil olmak üzere askerî kıyafetler giyen şüpheliyi kovaladıkları sırada yaralandı.
Polis, şüphelinin bir kavşakta aracını terk ettiğini ve yarı otomatik tüfekle polis memurlarına ateş açmaya başladığını bildirdi.
Olay yerinde bulunan Anette, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Meydanda dolaşırken insanlara ateş açan bir adam gördüm. Bu, Krakow için bir trajedi. Daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştık” dedi.
Fransa’nın kuzeybatısındaki Rennes kentinden gelen 22 yaşındaki turist Stella ise “Avrupa’da hâlâ bu tür tehlikelerin, yani terör kaynaklı risklerin bulunduğunu düşünmek korkunç” ifadesini kullandı.
Krakow’da yaşayan 27 yaşındaki Weronika Wilar AFP’ye yaptığı açıklamada, “Büyük bir şok ve derin bir üzüntü içindeyim. Krakow gerçekten dünyanın en güvenli yerlerinden biri. Böyle bir şeyin başımıza geleceğini hiç düşünmemiştim… Şehrimiz artık eskisi gibi olmayacak” diye konuştu.
Nadir görülen olaylar
Avrupa Birliği (AB) ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyesi olan 38 milyon nüfusa sahip Polonya’da, ölümle sonuçlanan silahlı saldırılar nadiren yaşanıyor.
Ancak ülkede, Başbakan Tusk’ın sosyal medya platformlarının körüklediği ‘şiddeti benimseyen bir grup’ tarafından gerçekleştirildiğini söylediği ekim ayında yaşanan bir dizi bıçaklı saldırının ardından en üst düzeyde güvenlik alarmı uygulanıyor.
AB ve NATO’nun doğu kanadında yer alan Polonya, Moskova’nın 2022 yılında Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgal harekâtını başlatmasından bu yana Rusya’yı defalarca ‘sabotaj’ eylemleri gerçekleştirmekle suçladı.
Polonya’nın Krakow kent merkezinde meydana gelen silahlı saldırı olay yerinde koşan bir güvenlik görevlisi (Reuters)
Ülkede ateşli silah ruhsatlarının sayısında da keskin bir artış yaşanıyor. Polis verilerine göre 2025 yılında 50 binden fazla yeni ruhsat verildi ve toplam ruhsat sayısı 411 bine ulaştı.
Polonya’nın güneyinde yer alan tarihi Krakow kenti, ülkenin bir dönem başkentliğini de yaptı. Önemli bir turizm merkezi olan kenti 2025 yılında 16 milyondan fazla turist ziyaret etti.
Siyah bayraklar ve kapalı dükkanlar
İçişleri Bakanlığı, polis memurlarından birinin durumunun ağır ancak stabil olduğunu açıkladı. Polis teşkilatı, silahlı saldırganla tereddüt etmeden karşı karşıya gelen polis memuru için kan bağışı çağrısında bulundu.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, iki polis memurunun silahlı saldırgana ateş açtığı, memurlardan birinin kendisi de yaralı olmasına rağmen saldırganı vurduğu görüldü.
Pazar sabahı, normalde oldukça hareketli olan saldırı bölgesi kırmızı-beyaz güvenlik şeridiyle çevrildi. Meydanda toplanan bazı kişiler mum yakarken polis ekipleri, meydandaki kafe ve restoranlarda çalışanların çantalarını aradı. Hediyelik eşya satan mağazaların büyük bölümü kapalı kaldı. Kentte siyah bayraklar göndere çekilirken, Polonya bayraklarına da siyah kurdeleler bağlandı. Varşova yönetimi, kurbanlar için pazar gününden itibaren iki günlük ulusal yas ilan etti.
Akrabalarının cesetleri bulundu
Medya kuruluşları, şüphelinin adını Michal O. olarak duyurdu. Bölge polisi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, şüphelinin evinde bulunan üç cesedin 53 yaşındaki bir erkek ile 52 ve 21 yaşlarındaki iki kadına ait olduğunu, hayatını kaybedenlerin şüphelinin anne ve babası ile kız kardeşi olduğunu bildirdi.
Polis, “Cesetlerde ilk değerlendirmelere göre ateşli silahla açılan ateş sonucu meydana geldiği belirlenen yaralar bulunuyor. Dairede yedi ateşli silaha el konuldu” açıklamasını yaptı.
Polonya medyası, soruşturma görevlilerine dayandırdığı haberlerde, babasıyla birlikte bir atıcılık kulübüne üye olan Michal O.’nun daha önce herhangi bir suç kaydının bulunmadığını aktardı.
Tepkiler
Birleşik Krallık Başbakanı Andy Burnham ise yaptığı açıklamada, “Dehşet verici silahlı saldırı karşısında şoke oldum ve derin üzüntü duyuyorum” dedi.
Burnham, X platformundaki paylaşımında, “Hayatını kaybedenlerin ailelerinin, yaralananların ve bu anlamsız şiddetten etkilenen herkesin yanındayım” ifadelerini kullandı.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy de “Ukrayna, Polonya ve Polonya halkıyla dayanışma içindedir. İnsanların güvenlik içinde yaşama hakkı vardır” dedi.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, X platformundaki açıklamasında, “Almanya, bu zor günlerde bir dost ve ortak olarak Polonya’nın yanındadır” ifadelerine yer verdi.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise yaşananları ‘trajedi’ olarak nitelendirerek, X platformundaki paylaşımında olayın etkilerinin ‘Polonya sınırlarının çok ötesine uzanacağını’ belirtti.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة