Trabzonspor, teknik direktör Bjelica ile iç sahada puanları topladıhttps://turkish.aawsat.com/spor/4553296-trabzonspor-teknik-direkt%C3%B6r-bjelica-ile-i%C3%A7-sahada-puanlar%C4%B1-toplad%C4%B1
Trabzonspor, teknik direktör Bjelica ile iç sahada puanları topladı
Bordo-mavili takım, Hırvat teknik adam yönetiminde çıktığı 13 lig maçında elde ettiği 7 galibiyetin 5'ini iç sahada yaşadı. Karadeniz ekibi, Bjelica ile ilk büyük galibiyeti de sahasında aldı
Trabzonspor, teknik direktör Bjelica ile iç sahada puanları topladı
Nenad Bjelica (AA)
Trendyol Süper Lig'in 5. haftasında evinde Beşiktaş'ı 3-0 mağlup eden Trabzonspor, teknik direktör Nenad Bjelica ile iç sahada daha başarılı bir grafik sergiledi.
Bordo-mavililer, geçen sezonun 30. haftası öncesinde göreve gelen Bjelica yönetiminde 13 lig karşılaşmasına çıktı. Karadeniz ekibi, bu karşılaşmalarda 7 galibiyet, 6 mağlubiyet elde ederken beraberlik hiç yaşamadı.
Trabzonspor, iç sahada oynadığı 6 karşılaşmada 5 galibiyet, 1 mağlubiyet sonunda 15 puan topladı. Deplasmanda ise 7 karşılaşmada 5 mağlubiyet, 2 galibiyet yaşayan Karadeniz ekibi, 6 puanda kaldı. Bordo-mavili takım, böylece Bjelica yönetiminde 7 galibiyetin 5'ini Papara Park'ta aldı.
İç sahada farklı galibiyetler
Trabzonspor, sahasında geçen sezon Ankaragücü'nü 2-0, VavaCars Fatih Karagümrük'ü 4-1, Corendon Alanyaspor'u 5-1 mağlup etti.
Bordo-mavililer, bu sezon ise Fraport TAV Antalyaspor'u 1-0, Beşiktaş'ı 3-0 yenerken, iç sahada Hırvat çalıştırıcı yönetimindeki tek mağlubiyetini Çaykur Rizespor karşısında 3-2'lik sonuçla yaşadı.
6 maçta 17 gol
Trabzonspor, iç sahada bütün maçlarda rakip fileleri havalandırmayı başardı.
Bordo-mavililer, sahasındaki 6 karşılaşmada 17 gol atarken kalesinde 5 gol gördü. 2,83 gol ortalaması kendi evinde yakalayan Karadeniz ekibi, kalesinde ise 0,83 ortalama ile maçlarını oynadı.
Bjelica yönetiminde sahasındaki ilk büyük galibiyetini Beşiktaş'a karşı aldı
Trabzonspor, Bjelica ile 3. büyük karşılaşmasında ilk galibiyetini de sahasında Beşiktaş'ı 3-0 yenerek yaşadı.
En son İstanbul'un üç büyük rakibi karşısındaki galibiyet sevincini, geçen sezonun 14. haftasında Fenerbahçe'yi sahasında 2-0 yenerek yaşayan bordo-mavililer, 266 günlük galibiyet özlemine son verdi.
Bjelica yönetiminde geçen sezon ligin 34. haftasında Fenerbahçe'ye deplasmanda 3-1, bu sezon ligin 2. haftasında Galatasaray'a 2-0 kaybeden Karadeniz ekibi, Bjelica yönetiminde siyah-beyazlı takımı mağlup ederek söz konusu maçlar içerisindeki ilk 3 puanını elde etti.
Fas, Saibari'nin "Dünya Kupası'nın en hızlı golü" ile İskoçya'yı mağlup ettihttps://turkish.aawsat.com/spor/5286316-fas-saibarinin-d%C3%BCnya-kupas%C4%B1n%C4%B1n-en-h%C4%B1zl%C4%B1-gol%C3%BC-ile-i%CC%87sko%C3%A7yay%C4%B1-ma%C4%9Flup-etti
Fas, Saibari'nin "Dünya Kupası'nın en hızlı golü" ile İskoçya'yı mağlup etti
Saibari golü kutlarken (Reuters)
Fas, Dünya Kupası’nda bu turnuvadaki en hızlı gollerden biri sayesinde İskoçya’yı 1-0 mağlup ederek, C Grubu’ndan çıkma yolunda son 16 turu umutlarını güçlendirdi.
Fas, maçın henüz 70. Saniyesinde İsmail Saibari’nin İbrahim Diaz’ın pasını değerlendirmesiyle öne geçti. Saibari, Fas Aslanları’nın turnuvadaki açılış maçında Brezilya ile 1-1 berabere kaldığı karşılaşmada da golünü atmıştı.
2022 Katar Dünya Kupası’nda yarı finale yükselen Fas, maç boyunca oyunun kontrolünü elinde tutarak birçok gol fırsatından yararlanamasa da üstünlüğünü koruyarak üç puana ulaştı.
Bu sonuçla Fas, grubunda 4 puanla liderliğe yükseldi. Turnuvaya Haiti’yi 1-0 mağlup ederek başlayan ve şu anda ikinci sırada yer alan İskoçya ise Fas’ın bir puan gerisinde bulunuyor. Haiti ise grubun son sırasında yer alıyor. İskoçya, daha sonra Brezilya ile karşılaşacak.
Çimlerin üzerinde yazılan bir efsane: Wimbledonhttps://turkish.aawsat.com/spor/5286226-%C3%A7imlerin-%C3%BCzerinde-yaz%C4%B1lan-bir-efsane-wimbledon
Roger Federer, 8 şampiyonlukla tek erkeklerde en fazla zafere ulaşan tenisçi (Reuters)
Adrenalin'den herkese merhaba. Bu hafta 139.'su düzenlenecek Wimbledon Tenis Turnuvası'nın tarihini ele alıyoruz.
Her sporun bir mabedi vardır. Futbol için Wembley ve boks için Madison Square Garden ne ifade ediyorsa, tenis için de Wimbledon aynı anlamı taşır. Ancak Londra'nın güneybatısındaki bu tarihi kortları farklı kılan şey sadece büyük şampiyonlar ya da kaldırılan kupalar değil.
Wimbledon, neredeyse bir buçuk asırdır değişen dünyaya rağmen özünü koruyabilen ender spor organizasyonlarından biri.
Gelecek hafta dünyanın en iyi tenisçileri yine aynı çimlerin üzerine çıkacak. Kimi ilk zaferinin peşinde koşacak, kimi tarihe yeni bir rekor eklemeye çalışacak.
Fakat aslında korta çıkan her sporcu, 148 yıl önce başlayan uzun bir hikayenin yeni sayfasını yazacak.
Bu hikaye 1877'de başladı.
Bugün milyonlarca kişinin takip ettiği dev organizasyonun ilk turnuvası son derece mütevazıydı.
O dönem adı All England Croquet Club olan kulüp, İngiltere'de hızla popülerleşen yeni bir spor dalı olan çim tenisine de yer açmaya karar verdi ve adını All England Croquet and Lawn Tennis Club olarak değiştirdi. Düzenlenen ilk Wimbledon'da sadece bir kategori vardı: Tek erkekler.
Toplam 22 sporcu mücadele etti. Finalde 27 yaşındaki Spencer William Gore, William Marshall'ı 6-1, 6-2 ve 6-4'lük setlerle mağlup ederek tarihin ilk Wimbledon şampiyonu oldu.
Karşılaşmayı izlemek için yaklaşık 200 kişi birer şilin (bir poundun 20'de biri) ödemişti. Üstelik final planlandığı gün oynanamadı; Londra'nın meşhur yağmuru organizasyonu erteledi ve mücadele üç gün sonra yine pek de elverişli olmayan hava koşullarında tamamlandı.
Belki de bu yüzden Wimbledon'ın kaderinde yağmurla birlikte anılmak vardı. Aradan geçen onlarca yıl boyunca yağış nedeniyle duran maçlar turnuvanın ayrılmaz bir parçası oldu. Ancak 2009'da Merkez Kort'a açılır kapanır çatının eklenmesiyle birlikte bu gelenek teknolojiye yenik düştü.
İlk yıllarda kullanılan raketler bugünkülerle kıyaslanamayacak kadar ilkel, oyuncuların teknikleriyse oldukça farklıydı. Buna rağmen 1877'de belirlenen kuralların büyük bölümü modern tenisin temelini oluşturdu. O gün atılan adımlar, bugün milyarlarca dolarlık bir spor ekonomisinin temel taşlarından biri olarak kabul ediliyor.
Turnuva büyüdükçe kapsamı da genişledi. 1884'de kadınlar ilk kez Wimbledon sahnesine çıktı. Aynı yıl çiftler kategorileri de programa eklendi ve organizasyon gerçek anlamda uluslararası bir şampiyonaya dönüşmeye başladı.
Ancak Wimbledon'ın tarihi sadece başarılarla dolu değil.
I. Dünya Savaşı sırasında, 1915'le 1918 arasında turnuva düzenlenmedi. Aynı durum II. Dünya Savaşı yıllarında da yaşandı. 1940'ta Alman bombardımanında Merkez Kort ciddi hasar gördü, binlerce koltuk kullanılamaz hale geldi.
Kulübün bazı alanları savaş döneminde farklı amaçlarla değerlendirildi, hatta boş alanlarda tarım yapıldı. Buna rağmen savaş sona erdiğinde Wimbledon yeniden ayağa kalktı ve gelenek kaldığı yerden devam etti.
1922'de bugünkü adresi olan Church Road'a taşınan turnuva, ilerleyen yıllarda yeniliklere de öncülük etti. 1967'de renkli televizyon yayını yapan ilk büyük spor organizasyonlarından biri oldu. Milyonlarca kişi ilk kez Wimbledon'ın yemyeşil kortlarını evlerinden izleme fırsatı yakaladı.
Asıl büyük değişimse bir yıl sonra yaşandı.
1968'de başlayan Açık Dönem'le profesyonel tenisçilerin de Grand Slam turnuvalarında mücadele etmesinin önü açıldı. Wimbledon artık sadece amatörlerin yarıştığı bir organizasyon olmaktan çıkıyor, dünyanın en iyi oyuncularını aynı kortta buluşturuyordu. Aynı yıl para ödülleri de dağıtılmaya başlandı. Erkekler şampiyonu 2 bin sterlin kazanırken kadınlar şampiyonu 750 sterlinle yetinmek zorundaydı.
Bu eşitsizlik uzun yıllar sürdü. Ancak sporun değişen dinamikleri ve özellikle kadın tenisçilerin yürüttüğü mücadele sonucunda 2007'de önemli bir karar alındı.
O tarihten itibaren Wimbledon'da kadın ve erkek şampiyonlara eşit para ödülü verilmeye başlandı. Böylece turnuva, kendi geleneklerini korurken çağın gerekliliklerine de uyum sağlayabileceğini göstermiş oldu.
Bugün Wimbledon'ı diğer Grand Slam organizasyonlarından ayıran en önemli özellikse hiç kuşkusuz çim kort.
Avustralya Açık ve Amerika Açık sert zeminde, Fransa Açık toprak kortta oynanıyor. Wimbledon ise hâlâ çimde düzenlenen tek Grand Slam olma özelliğini taşıyor.
Çim zeminde top daha hızlı sekiyor, ralliler kısalıyor ve oyuncuların refleksleri daha fazla önem kazanıyor. Bu nedenle Wimbledon şampiyonu olmak, birçok tenisçi tarafından kariyerin en büyük başarısı olarak görülüyor.
Turnuvanın en dikkat çekici geleneklerinden biri de beyaz kıyafet zorunluluğu. Sporcuların neredeyse tamamen beyaz giyinmesi bekleniyor ve bu konuda oldukça katı kurallar uygulanıyor.
Modern spor dünyasının renkli sponsor anlaşmaları ve gösterişli tasarımları düşünüldüğünde, Wimbledon'ın bu tavrı onu farklı bir yere koyuyor.
Tribünlerdeki çilek ve krema geleneği de aynı şekilde yıllardır yaşatılıyor. Her yaz tonlarca İngiliz çileği ve binlerce litre krema tüketiliyor.
Kraliyet ailesinin turnuvaya olan ilgisi de bu tabloya ayrı bir anlam katıyor. Böylece Wimbledon yalnızca bir tenis turnuvası değil, İngiliz kültürünün önemli sembollerinden biri olarak da varlığını sürdürüyor.
Elbette bütün bu gelenekler, kortta yazılan efsaneler olmasa aynı etkiyi yaratmayabilirdi.
Björn Borg'un soğukkanlılığı, Martina Navratilova'nın 9 şampiyonlukla kırdığı rekor, Pete Sampras'ın çim kort hakimiyeti, Roger Federer'in zarafet dolu oyunu, Serena Williams'ın yıllarca süren hakimiyeti, Rafael Nadal'ın hiç bitmeyen mücadele ruhu ve Novak Djokovic'in modern döneme damga vuran başarıları Wimbledon tarihini zenginleştiren kilometre taşları oldu.
Her kuşak kendi yıldızını yarattı ama turnuvanın ruhu hiç değişmedi.
Belki de Wimbledon'ın gerçek sırrı tam burada yatıyor. Teknoloji değişiyor, raketler hafifliyor, yayın platformları dönüşüyor, para ödülleri katlanıyor ama Merkez Kort'a çıkan her oyuncu hala 1877'de başlayan bir geleneğin parçası olduğunu biliyor.
Gelecek ay yine yeni bir şampiyon kupayı havaya kaldıracak. Belki genç bir yıldız doğacak, belki bir efsane kariyerine yeni bir sayfa ekleyecek. Fakat sonuç ne olursa olsun Wimbledon'ın asıl kazananı yine kendi tarihi olacak.
Çünkü bazı organizasyonlar sadece spor müsabakası düzenlemez; nesiller boyunca anlatılan bir hikaye yaratır. Wimbledon da tam 148 yıldır bunu yapıyor ve tenisin kalbinin neden hala Londra'da attığını her yaz yeniden hatırlatıyor.
Kaynaklar: Wimbledon, Historic UK
Aralarında profesyonel müzisyenler de var... Dünya Kupası yıldızlarının gizli yeteneklerihttps://turkish.aawsat.com/spor/5286218-aralar%C4%B1nda-profesyonel-m%C3%BCzisyenler-de-var-d%C3%BCnya-kupas%C4%B1-y%C4%B1ld%C4%B1zlar%C4%B1n%C4%B1n-gizli-yetenekleri
Aralarında profesyonel müzisyenler de var... Dünya Kupası yıldızlarının gizli yetenekleri
Dünya Kupası'nın bazı yıldızları ile müzik arasında çok sıkı bir bağ var. (A.P. - YouTube - X)
Kylian Mbappé, 2026 Dünya Kupası'nda Fransa'nın Senegal'e karşı oynadığı ilk maçta golünü atar atmaz, daha önce hiç görülmemiş bir gol sevinci imza attı. Gol sonrasında alışılageldiği gibi ellerini göğsünde kavuşturmak yerine, flüt çalan birini taklit eden yıldız oyuncu, bu hareketiyle taraftarların kafasında soru işaretleri bıraktı.
Çok geçmeden Mbappé'nin, İngiliz sunucu James Corden'ın "Carpool Karaoke" programına konuk olduğunda bir söz verdiği anlaşıldı. Fransız yıldız, Dünya Kupası'nda Senegal'e atacağı ilk golden sonra bu hareketi yapacağına dair canlı yayında söz vermişti.
Peki ama neden özellikle bu hareket? Cevap oldukça basit: Real Madrid'in yıldızı ve Fransa Millî Takımı'nın kaptanı, çocukluğunda iki yıl boyunca büyüdüğü Paris'in banliyösü Seine-Saint-Denis'deki bir konservatuvarda flüt eğitimi almıştı.
Brezilyalı kalecinin gitar tutkusu
Mbappé müzik enstrümanını erken yaşta bırakıp yerine futbolu seçmiş olsa da Dünya Kupası yeşil sahalarındaki bazı meslektaşları enstrümanlarından hâlâ kopabilmiş değil. Bu isimlerin başında Brezilyalı kaleci Alisson Becker geliyor.
Liverpool'un yıldız file bekçisi profesyonel bir müzisyen olmasa da sık sık elinde gitarıyla, tellere neredeyse hatasız dokunup mırıldanırken görülüyor. Becker; evinde ailesine ve arkadaşlarına, bazen de halka açık etkinliklerde hayranlarına çalıp söylediği videoları sosyal medyasında paylaşmaktan çekinmiyor.
Yeteneğinin en çok öne çıktığı anlardan biri ise Liverpool kulübünün resmi bir etkinliğinde yaşandı. Kulüp marşını gitarıyla çalıp söyleyen Becker, daha sonra bu performansı stadyumda taraftarların önünde de tekrarladı.
Neymar'ın piyano deneyimleri
Becker'in Brezilya Millî Takımı'ndan arkadaşı Neymar Jr. da müzikal denemeler yapıyor ancak onunki biraz daha amatörce kalıyor. Yıldız oyuncunun denemeleri, piyano veya gitar başında popüler melodileri çaldığı kısa seanslarla sınırlı. Neymar, bu kısa kesitleri sosyal medya hesapları üzerinden takipçileriyle paylaşıyor.
Buna karşın kariyerinin başlarında müzik dünyasına adım atma fikri Neymar'ı ciddi şekilde cezbediyordu. Hatta 2016 yılında bir şarkı çıkaracağını duyurmuş, ancak daha sonra bunun sadece bir şakadan ibaret olduğu anlaşılmıştı. Yine de müziğe olan ilgisi hiç bitmedi; ünlü Brezilyalı şarkıcıların dev konserlerinde sık sık onlarla birlikte sahneye çıktı.
Havertz... İlk dokunuş anneannesinin piyanosuna
Almanya Millî Takımı oyuncusu Kai Havertz için piyano sadece geçici bir heves değil. Kalbindeki müzik aşkını ilk uyandıran kişi anneannesi olmuş. Havertz, verdiği röportajlarda çocukken onun evindeki piyanonun başına nasıl oturduğunu ve ilk namelerini orada nasıl çaldığını anlatıyor. Daha sonra kendisi piyano dersleri almaya başlarken, erkek kardeşi de gitar çalmayı öğrenmiş. Bu sanatsal ortam, ergenlik yıllarında onu ciddi ciddi profesyonel bir piyanist olma fikrine itse de sonunda yeşil sahaların büyüsü ağır basmış.
Alman futbolcu Kai Havertz piyano çalarken (Instagram)
Pandemi döneminde bu hobisine geri dönen Havertz, Arsenal ve Almanya Millî Takımı'nın yoğun takvimi nedeniyle şimdilerde piyanoya eskisi kadar vakit ayıramıyor. Ancak röportajlarında piyano çalmanın kendisi için her zaman bir kaçış noktası olduğunu, kendisine huzur ve eğlence verdiğini sık sık dile getiriyor.
Portekiz'den rap ve futbol esintisi
Kovid-19 pandemisi, futbol yıldızlarının gizli yeteneklerini keşfettikleri bir dönüm noktası olmuş gibi görünüyor. Bu isimlerden biri de Portekiz Millî Takımı ve AC Milan'ın yıldızı Rafael Leão.
Pandemi patlak verip maçlar ve antrenmanlar durduğunda Leão henüz 19 yaşında, yolun başındaki bir futbolcuydu. Ev karantinası günlerinde, 2020 yılında rap ve hip-hop sözleri yazmaya başladı ve ertesi yıl ilk albümünü çıkardı. Kısa sürede bir yapım şirketiyle ilk sözleşmesini imzalayan oyuncu, sahne adı olarak doğup büyüdüğü Portekiz'in Seixal şehrinin posta koduna ithafen "Way 45" ismini seçti.
Şarkılarında kendi hayat tecrübelerinden ilham alan Leão, farklı müzik türlerini harmanlıyor. Eserleri Portekizce olsa da Angola kökenli bir baba ve São Tomé'li bir annenin oğlu olarak Afrika kültüründeki köklerini de şarkılarına yansıtmaktan geri durmuyor.
Memphis Depay: Hem futbolcu hem profesyonel şarkıcı
Memphis Depay ise rap müziği futbolla paralel yürüterek işi profesyonel bir boyuta taşıdı. Hollanda Millî Takımı oyuncusunun, 2026 Dünya Kupası'ndaki meslektaşları arasında müziğe en ciddi yaklaşan isim olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Ancak bu sanatsal tutku, özellikle Hollanda'nın PSV kulübünde oynadığı ilk yıllarda Depay'ın başına iş açtı. Dönemin teknik direktörü Fred Rutten durumdan rahatsız oldu ve müziğe olan bu ilginin Depay'ın odağını futboldan uzaklaştırdığını savundu. Teknik direktörünün emirlerine boyun eğen oyuncu, Hollanda ekibinde oynadığı süre boyunca müzikten uzak durdu; ta ki 2017 yılında Fransa'nın Lyon kulübüne transfer olana kadar.
Memphis Depay şu anda oldukça üretken, profesyonel bir rap sanatçısı. Şarkılarında günlük hayatı, insani mücadeleleri ve bir futbolcu olarak yaşadığı deneyimleri konu alıyor.
Messi piyano çalıyor mu?
2017 yılında, dünyaca ünlü futbolcu Lionel Messi bir reklam filminde piyanonun başına geçip Şampiyonlar Ligi marşını büyük bir özgüvenle çaldığında, tüm dünya bir an için onun müziğe adım attığını sandı.
Messi'nin başrolde olduğu ve internette izlenme rekorları kıran bu video bir fenomene dönüşse de gerçek sonradan ortaya çıktı. Piyanonun başındaki asıl kişi, Messi ile aynı kıyafetleri giyen ve koluna geçici olarak Arjantinli yıldızın dövmesinin aynısı yapılan piyanist Tomas Fosch'tan başkası değildi. Geriye kalan her şey ise profesyonel bir kurgu oyunuydu. Bu ustaca montaj, taraftarların tıpkı sahadaki golleri gibi Arjantinli yıldızın piyano notalarında da asla hata yapmadığına inanmasını sağladı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة