Yapay zeka ve geleceğe dair beklentimiz

Önümüzde ya korkunç bir karanlık çağa ya da insanlığın altın çağına gidecek iki yol var

İllüstratör: Nicola Ferrari
İllüstratör: Nicola Ferrari
TT

Yapay zeka ve geleceğe dair beklentimiz

İllüstratör: Nicola Ferrari
İllüstratör: Nicola Ferrari

Halid el-Kassar

ChatGPT, 2022 yılı sonlarında insan hayatını kasıp kavuran ve bir gecede kontrol edilemeyen bir yangın gibi tüm dünyaya yayılan üretken yapay zekanın fitilini ateşledi. Terim, yavaş yavaş her dilde ve her durumda kullanılmaya başlandı. İster yapay zekanın (AI) itidalli ya da coşkulu bir destekçi olsun, ister katı bir eleştirmeni ya da yapay zekanın yapabileceklerinden korkan bir karşıt olsun herkesin zihinlerine nüfuz etti. Şirketler bu durumdan memnundu. Buna karşın üniversiteler, yapay zeka karşısında bocaladı. Yazarlar, düşünürler ve sanatçılar tarafından davalar açıldı. Yapay zeka alanındaki gelişmeler, çalışanları, uzmanları, şirketleri ve büyük ülkeleri rahatsız etti.

ChatGPT, yapay zekanın ilk keşfi ya da diğer bir deyişle devrim niteliğindeki ürünü değildi. Teknoloji onlarca yıldır ortalıkta dolaşıyor. Teknoloji ilk insansı robotun 1950'lerde gün ışığına çıkmasından bu yana çeşitli alanlarda kullanılıyor. Günümüzde kullanılan elektronik cihazların yüzde 77'sinin öyle ya da böyle yapay zeka tarafından desteklendiği tahmin ediliyor.

ChatGPT’yi insanların konuşma diline yanıt verme, insanla iletişim kurma ve korkutucu bir hızla insandan öğrenme konusunda üstün bir yeteneğe sahip olması öne çıkardı. Ancak yapay zekanın insanlığın varlığına yönelik tehlikeleri, Geoffrey Hinton ve diğerleri gibi üretken yapay zekanın öncülerini, çok uluslu büyük teknoloji şirketlerini, hükümetleri, hukuk uzmanlarını ve askeri yetkilileri uyarmak için harekete geçirdi. Zira makine öğrenimi, makine zekasının ana unsurudur ve özellikle insanları rekabetçi ve otoriter eğilimlerden koruyacak etkili yasalar ve önlemlerle uygun bir şekilde yönetilmediği takdirde ölümcül sonuçlar doğurabilir.

Yapay zeka, bugünkü haliyle, dengelerin değiştiği ve insanlığın bir mekandan diğerine sorunsuz bir şekilde hareket ettiği yeni bir modern çağ olarak gelişmesi ve istikrar kazanması yıllar süren geleneksel bir teknoloji değil. Çünkü yeni iş becerileri ve hedefleriyle birlikte, geçmişteki teknolojik keşifler, enerji hatları, yeni tip motorlar ve cihazlar ile fabrikalar gibi çok sayıda tamamlayıcı fiziksel altyapıya ihtiyaç duyuyor. Halihazırda üretken yapay zeka sistemlerini çalıştırmak için gerekli olan bulut sistemi, yazılım ve uygulama mağazaları ve diğer ileri teknolojiler gibi altyapı sistemlerinin çoğu mevcut. Bunlar, yeni bilgi sistemlerini başlatmak için gereken süre, çaba, deneyim ve harcamalardan tasarruf olanağı sağlayan diğer ileri teknolojilerdir.

Geçmişe dönüp bakıldığında yapay zeka alanındaki girişimlerin 2000 yılından bu yana 14 kat hızlandığı görülüyor. Ticari açıdan bakıldığında ise yapay zeka teknolojisi şirketleri, yerleşik kurallar çerçevesinde faaliyet göstermiyor. Bu alana ilk girenler mutlaka kazananlar olmayabilir. Çünkü bayrağı diğerlerinin düştüğü yerden alıp taşımaya başlıyorlar. Teknoloji alanındaki yoğun rekabet çerçevesinde yapay zeka gelişiminden sonraki dönemlere geçiş, var olanı kökten değiştirebilecek inanılmaz bir hızla gerçekleşiyor.

Bir yıl, bildiğimiz teknolojilerle ilgili olarak belki on yıllarca süren keşif ve uygulamaya eşdeğer, muazzam ve hesaba katılmamış ilerlemeye tanık olmak için yeterli.

ChatGPT'yi ele alalım. ChatGPT duyurulmasından iki ay sonra bir rekora imza atarak 100 milyon kullanıcıya ulaştı. Bu durum, Google'ın ChatGPT'nin dayandığı büyük ve üretken dil modellerine ilişkin yürüttüğü ve yürütmekte olduğu araştırmaları ön plana çıkarsa da bu başarıya ulaşan ilk kişi o olmadı. Ancak Google, Microsoft, Meta ve diğer rakip teknoloji şirketlerinin üzerinde çalıştığı benzer uygulamalar hızla gün yüzüne çıktı. Bu da ChatGPT'nin geliştiricisi olan OpenAI'yi, bireysel şirketlerin ihtiyaçlarına uyarlama açısından daha modern ve esnek bir model geliştirmek için çalışmalarını başlatmaya itti.

dsve
Verilerin alındığı kaynak Stanford Üniversitesi. Tasarım: Diana Estefana Rubio

Bu yerelleştirme, ürün ve hizmet kullanıcılarının, şirketlere güvenmek yerine, ihtiyaç duydukları şeyi kendilerinin nasıl geliştirebilecekleri hakkında araştırmalar yapan bir yazar olan Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden (MIT) Eric von Hippel tarafından ortaya atılan ve 1970'li yılların ortalarından bu yana var olan ‘inovasyonu demokratikleştirmek’ (democratizing innovation) kavramına atfedilebilir.

Yapay zekayı ve bu alandaki gelişmeleri kontrol eden 4 mesele

Bu sahne karşısında zihin, yapay zekanın sürekli değişen geleceğini net bir şekilde tasavvur edemeyebilir, ancak insanların bu teknoloji üzerinde kontrol sahibi olmalarını sağlayacak bazı etkilere sahip olabileceği dört mesele var.

Bu meselelerden ilki teknolojinin kendisidir. Teknoloji şirketleri, bu teknolojiyi herkesin kullanımına mı sunacaklar yoksa siber tehlikeler, önyargılı davranışlar ve mahremiyet ihlallerinden biyolojik silahların nasıl yapılacağına dair rehberler gibi, yanıltıcı ya da tehlikeli bilgiler veren algoritmaları elde mi tutacaklar. Bunun yanı sıra insanların metinlerini, sanatlarını, çizimlerini, şiirlerini ve belki de yüz milyonlar değerindeki işlerini çalmaya daha da kötüsü insanlığı yok etmeye kadar çeşitli riskleri kontrol altına almaya yönelik yeterli hazırlığın olmayışından dolayı bu teknolojinin herkes tarafından kullanımından kaynaklanabilecek tehlikelerden kaçınma iddiasıyla söz konusu firmaların tekelinde kalmaya mı devam edecekler?

İkinci mesele, yeni olmamakla birlikte her teknolojik kavşakta gündeme getiriliyor. Burada insanın daha etkin ve verimli performansının yerini makinelerin almasına neden olduğu ortaya çıkıyor. Örneğin programlar yapay zeka ile kendiliğinden kodlandığından Londra merkezli Stability AI Şirketi’nin CEO tarafından iddia edildiği gibi iki yıl içinde beş milyon Hintli yazılımcının işsiz kaldığını görür müyüz?

Üçüncü ve en önemli mesele, yapay zeka geliştiren şirketlerin ve teknolojinin kendisini yönetecek kontroller ve yasalardır. Bu kontroller ve yasalar, gözetimden muhasebeye kadar kolektif olarak uygulanan standartlara uygun, etkili ve adil olmalıdır.

Dördüncü ve son konu ise insanların kendileriyle, makinelerle nasıl başa çıktıklarıyla ve üretken yapay zeka teknolojisini kullanırken ve işlerini daha kolay, insanların hayatlarını daha iyi hale getirmek için sağladığı faydadan yararlandığı, değişimlere ayak uydurduğunda ahlaki sorumluluğa ne ölçüde sahip olduğu ve kendi işlerini yönetmek için sağladığı değerden ne ölçüde yararlandığı ile ilgili.

dvgr
Çizim: Nicola Ferrarese

Yapay zekanın coşkulu destekçileri ile itidalli eleştirmenleri arasında gelecekte neler olacak?

Bilim insanları bile yapay zekanın gelecekte neler getireceğini gerçekten bilmiyor. Dünyanın en azından 2024 yılında nasıl olacağını kesin olarak tahmin etmek zor. Çünkü bildiğimiz teknolojilerle ilgili yıllarca süren keşif ve uygulamayla birlikte çok büyük bir ilerlemeye tanık olmak için bir yıl yeterli bir süre.

Ayrıca, geçtiğimiz yılın büyük bir bölümü bu teknolojinin denemeleriyle geçti. Büyük şirketlerin üretken yapay zekayı benimseme hazırlığı çok ilerlemiş olabilir. Bu durum, mali tablolarda da görülüyor. Yatırımcılar, 2023 yılında üretken yapay zekaya 36 milyar doların üzerinde para harcadı. Bu rakam, 2022’deki harcamalarının iki katı.

Mevcut duruma ve yapay zeka geliştiricilerinden bu teknolojinin coşkulu destekçileri ile itidalli eleştirmenleri arasındaki anlaşmazlığa gelince, yapay zekanın hızlı ve kontrolsüz bir şekilde gelişmesiyle ilgili endişelerini dile getiren itidalli eleştirmenler, çekinceleri nedeniyle geliştirdikleri modellerin ya da yazdıkları kodların kaynaklarının özel kalmasını ve açık kaynak kodlu olmamasını istiyor. Coşkulu destekçiler ise geliştirdikleri modellerin kaynaklarını, insani, pratik ve ticari faydalar yerine bu teknolojinin yaratabileceği varoluşsal risklere yol açabilecek modeller geliştirmek isteyen diğer kişilerin kullanımına sunulmasının engellenmesine karşı çıkıyorlar. Örneğin Open AI, sonunda ChatGPT’nin daha gelişmiş bir sürümü olan ve kullanıcılara, özellikle de şirketlere, kendi chatbot yazılımlarını ve uygulamalarını oluşturma olanağı sağlayan GPT-4’ü piyasaya sürdü. Meta ise ‘LLaMA’ adlı üretken yapay zeka modelini piyasaya sürerek aynısını yaptı. Google da aralık ayında ‘Gemini’ adlı üretken yapay zeka modelini piyasaya sürdü.

Açık kaynak modelleri, profesyonel ve seçici bir şekilde eğitildiğinde GPT-4'ü taklit ediyor. Bu da rekabeti teşvik etmek ve çeşitli alanlarda yeni ve yenilikçi modellerin geliştirilmesi açısından iyi bir durum olarak değerlendiriliyor. Ancak bu, aynı zamanda teknoloji seçkinlerini tetikte tutan felaket riskinin daha gerçek hale geldiği anlamına da geliyor.

Meta'nın baş yapay zeka bilimcisi Jan Lucan, açık kaynak kodlu yapay zeka modellerinin rekabeti teşvik ettiğini ve daha geniş bir yelpazedeki tarafların yapay zeka sistemleri oluşturmasına ve kullanmasına olanak sağladığını söyledi. Ancak eleştirmenler, üretken yapay zeka modellerinin sorumsuz kişilerin eline bırakılmasının dezenformasyon, siber savaş ve biyo-terörizm tehlikelerini artıracağından endişe ediyor. İnternet çağının başlangıcında da aynı senaryonun olduğunu söyleyerek kendi bakış açısını açıklayan Lucan, bu teknolojinin yalnızca açık bir platform olarak kalması ve merkezi olmayan yapısını sürdürmesi nedeniyle geliştiğini belirtti.

Açık kaynak kodlu, güvenli ve sorumlu yapay zeka ittifakı

Meta ve IBM buradan yola çıkarak teknolojinin araştırma ve geliştirmesinde yer alan 50'den fazla kurumla ‘açık, güvenli ve sorumlu yapay zekayı teşvik etmek’ amacıyla aralık ayı başlarında ‘Yapay Zeka İttifakı’nı (AI Alliance) kurdu. Teknoloji şirketleri ve araştırma alanında önde gelen üniversiteler ve bilimsel kuruluşlar arasında Advanced Micro Devices (AMD), Dell Technologies, Intel, NASA, Cleveland Clinic ve diğerleri yer alıyor. İttifak, açık kaynak kodlu yapay zeka yazılımları yaklaşımını teşvik edip benimsiyor. Bu da Meta'nın nüfuzunu artırmak, Open AI ve Google Anthropic gibi kapalı kaynak kodlu yapay zeka modellerinin büyük üreticileriyle mücadelesine yardımcı olmayı hedefliyor.

Burada Jan Lucan’ın meslektaşları Geoffrey Hinton ve Joshua Bengio ile birlikte bu teknolojinin ‘derin öğrenme’ (deep learning) özelliğine yönelik araştırmaları nedeniyle 2018 Turing Ödülü'nü kazanmış olması oldukça ironik. Google’dan çılgın yapay zeka yarışındaki ‘pervasızca davrandığı’ yönündeki endişeler nedeniyle geçtiğimiz mayıs ayında istifa eden Hinton, şirketin baş yapay zeka bilimcisi olarak anılıyordu.

Zekanın üstünlük kurma arzusuyla hiçbir ilgisi olmadığında ısrar eden Lucan’a göre, eğer en zeki insanların başkalarına hükmetmek istediği doğru olsaydı, Albert Einstein ve diğer bilim insanları zengin ve güçlü olurlardı ama değiller. Yapay zeka alanında önde gelen ve güvenilir bir bilim insanı olan Lucan, makine zekasının üstünlüğünün, insanların iklim değişikliğiyle mücadele ve hastalıkların tedavisi gibi büyük zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olacağına inanıyor. Lucan, aynı zamanda makinenin insanın kontrolü altında olacağı ve onun komutlarını yerine getireceği için bu gerçeğin heyecan verici olduğunu düşünüyor.

Yapay zeka teknolojileri, kullanımlarından kaynaklanabilecek siber risklerin önlenmesi iddiasıyla şirketlerin tekelinde mi kalacak?

Yapay zekanın gelişiminde karşı karşıya olunan bir diğer zorluk ise yapay zeka modelleri üretmek için ihtiyaç duyulan, veri girişlerinden süper hesaplama gücüne, elektrik enerjisine ve beyinlere kadar kaynakların büyük miktarda yatırımlara ihtiyaç duyması. Örneğin, GPT-3 makine öğrenimi için 3,1 gigawatt-saat elektrik kullanıldı. Bu rakam, ABD’deki 121 eve bir yıl boyunca sağlanan elektrik tedarikiyle aynı. Açık kaynak kodlu yapay zeka ise yaklaşık 4,6 milyon dolara mal oldu. GPT-3’e göre çok daha büyük bir model olan GPT-4’ün makine öğrenmesi ise yatırım ve finansal getiri kavramıyla orantısız olduğundan çok daha pahalıya mal oldu. Burada hesaplamalı güç gereksinimlerinin girdi verilerinden daha hızlı arttığı gözden kaçırılmamalı. Bu da yukarıda bahsi geçen yapay zeka modellerin makine öğrenimi maliyetinin, kendileriyle ilgili iyileştirmelerden daha hızlı bir şekilde pahalanacağı anlamına geliyor.

Bu çerçevede şu son iki gelişmeden bahsedilmesi gerekiyor. Bunlardan ilki, Google'ın Gemini modelinin sundukları. Üretken yapay zekanın, büyük teknoloji gruplarının çalıştırdığı sunuculardaki bulut sistemi aracılığıyla zorunlu hale getirilmesi yerine, cep telefonlarında kullanılabilir hale getirilmesi, bu tür sistemleri çalıştırmanın maliyetlerini önemli ölçüde azaltacaktır. İkincisi ise Microsoft'un başlattığı ve verileri kuvars kristalinde depolamaya dayalı dünyanın ilk sürdürülebilir, uzun vadeli depolama teknolojisinin geliştirildiği ‘Silica Projesi’ (Project Silica). Bu depolama türü, dayanıklı olmasının yanında düşük maliyetli olmasıyla ön plana çıkıyor. Aynı zamanda elektromanyetik alanlara dayanıklı ve düşük maliyetli bir malzeme olan kuvars kristali, yüz binlerce yıl dayanabilir ve lazer ışın rehberliği kullanılarak kare bir kristal katmanda yedi terabaytın (tb) üzerinde veri barındırabilir.

Geriye yapay zeka modellerinin geliştirilmesine yatırım yapmayı çekici kılacak bir dönüm noktasına ulaşılmasını beklemek kalıyor. Belki de bu yıl itibarıyla bu noktaya ulaşabiliriz.

Burada süper hesaplamalı işlemlerin tamamlanmasını önemli ölçüde hızlandırma ve problem çözmede klasik algoritmalardan daha verimli olma konusunda üstün bir yetenek vaat eden ‘kuantum hesaplama’ teknolojisini unutmamak gerek. Bu alandaki gelişmeler, yapay zeka modellerinin performansının artırılmasını ve maliyetlerin azaltılmasını sağlayabilir.

The Economist’te 2022 yılının ekim ayında yayınlanan bir araştırma makalesi, her zamankinden daha acı verici bir sonucu ortaya koydu. Makaleye göre, yüksek kaliteli dilsel veri tedariki yakında, muhtemelen 2026 yılından önce tükenecek. Daha fazla yeni metin olduğu şüphesiz, ancak bunlar kurumsal veri tabanlarında ya da kişisel cihazlarda olabilir ve erişilemeyebilir.

Yapay zeka teknolojisinin insanlık için karanlık çağ mı yoksa altın çağ mı olacağını bilmiyoruz. Bu sınıflandırmayı ancak yapay zeka teknolojisinden sorumlu olanlar yapabilir. Ancak sonuçta işlerin gidişatının tarafların tahsis ettiği yatırımların hacmi ile siyaset, güvenlik ve ekonomik olarak ulusal güvenliğin korunması anlamına gelebilecek çıkarlara bağlı olduğunu biliyoruz.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
TT

‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)

Çin’de doğum oranı tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bu durumun, önümüzdeki on yıllarda ülkede iş gücünün daralması ve emekli nüfusun artmasıyla birlikte ciddi bir ekonomik sarsıntı riskini artırdığı bildirildi. ABD merkezli yayın kuruluşu CNN’in haberine göre, demografik gerileme uzun vadeli büyüme üzerinde baskı oluşturabilir.

Geçen ay yayımlanan veriler, Çinli yetkililerin doğumları teşvik etmek amacıyla devreye aldığı bir dizi politikanın henüz istenen sonucu vermediğini ortaya koydu. Nakit yardımlar, vergi indirimleri ve evliliği kolaylaştıran yeni yasal düzenlemelere rağmen düşüş eğilimi sürüyor. Haberde, Pekin yönetiminin bu tablo karşısında alternatif bir çözüm arayışına yöneldiği ve seçenekler arasında robot teknolojilerinin de bulunduğu belirtildi.

sxdfrg
Ziyaretçiler, insansı robotlara adanmış ilk ‘4S’ mağazası olarak tanımlanan Pekin Robot Alışveriş Merkezi’nde bir robotu izliyor. (AP)

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, uzun süredir ülkenin imalat sektörünü modernize etmeye yönelik çalışmalara öncülük ediyor. Bu adımlar, Pekin yönetiminin Çin’i ileri teknoloji alanında kendi kendine yeten bir güç haline getirme hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Söz konusu yönelim, nüfus yapısındaki dengesizliği giderme çabalarıyla da eş zamanlı ilerliyor. Uzmanlara göre bu sorunun çözülememesi halinde emeklilik sisteminin çökmesi, hane halkı için sağlık harcamalarının artması, verimliliğin düşmesi ve buna bağlı olarak kamu kurumlarına duyulan güven ile ekonomik çıktının aynı anda gerilemesi riski bulunuyor.

Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (HKUST) bünyesinde görev yapan demografi uzmanı Stuart Gietel-Basten, Çin’in son 20-30 yılda izlediği yaklaşımı sürdürmesi halinde, nüfus yapısı ile ekonomik sistem arasındaki uyumsuzluk nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Gietel-Basten, bu durumun neden sürdürüldüğünün sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Uzmanlar, Çin’in süreci etkin biçimde yönetmesi halinde yapay zekâya yönelimin ve eş zamanlı diğer politikaların, demografik değişimlerin ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkilerini en azından önümüzdeki birkaç on yıl boyunca önemli ölçüde sınırlayabileceğini değerlendiriyor.

Ancak kısa vadede istihdam kayıplarına yol açabilecek ve uzun vadede çalışma biçimlerini dönüştürebilecek ileri teknolojiye geçiş sürecinin yönetimi, dünya genelindeki hükümetler için ciddi bir sınama olarak görülüyor. Nüfusu 1,4 milyarı bulan ve büyümesini on yıllar boyunca geniş iş gücüne dayandıran Çin’de bu sürecin riskleri daha da belirginleşiyor. Ekonomik istikrarı meşruiyetinin temel unsurlarından biri olarak öne çıkaran iktidardaki Çin Komünist Partisi açısından da sürecin hassasiyet taşıdığı ve önümüzdeki on yıl içinde Çin’i ‘orta düzeyde gelişmiş bir ülke’ konumuna yükseltme hedefiyle bağlantılı olduğu belirtiliyor.

dcfrrf
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen bir sergide Ay Yeni Yılı vesilesiyle eğlence gösterileri sergileyen robotlar (AP)

Uzmanlar, Pekin yönetiminin bugün atacağı adımların yalnızca ülke ekonomisi üzerinde değil, küresel ekonomi ve gelecek nesiller üzerinde de uzun vadeli etkiler doğuracağını belirtiyor. Bu sürecin yalnızca doğum oranlarındaki düşüşü durdurma çabasıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor.

Hong Kong Üniversitesi’nde (HKU) ekonomi profesörü olan Guojun He, Çin’in robotik sistemler, dijital dönüşüm ve yapay zekâ yoluyla iş gücü verimliliğinde sürdürülebilir artış sağlayabilmesi halinde, fabrika işçi sayısı azalırken sanayi üretimini koruyabileceğini, hatta artırabileceğini ifade etti.

Guojun He, teknolojinin daralan iş gücünün ekonomik etkilerini, özellikle imalat sektöründe, önemli ölçüde hafifletebileceğini ancak tamamen ortadan kaldıramayacağını söyledi.

Haberde ayrıca söz konusu etkilerin sektörden sektöre farklılık göstereceği ve etkili sonuçlar alınabilmesi için eğitimden sosyal güvenliğe kadar uzanan bütüncül bir politika setine ihtiyaç duyulacağı vurgulandı.

Robot devrimi

Uluslararası Robotik Federasyonu verilerine göre Çin, 2024 itibarıyla dünyadaki kurulu endüstriyel robotların yarısından fazlasına ev sahipliği yaparak küresel ölçekte en büyük pazar konumunda bulunuyor.

Ülke genelinde robot kolları; kaynak, boyama ve montaj işlemlerini tam otomatik üretim hatlarında eş zamanlı biçimde yürütüyor. Bazı tesislerde ise ‘karanlık fabrika’ olarak adlandırılan ve aydınlatma için elektrik harcanmasına gerek duyulmayan üretim modelleri uygulanıyor.

Yüksek teknoloji seviyesi sayesinde Çinli fabrikalar gelişmiş elektrikli araçlar ve güneş panellerini büyük hacimlerde ve düşük maliyetle üretebiliyor. Bu durumun, ülkenin dış ticaret fazlasının artmasına katkı sağladığı belirtiliyor.

Pekin yönetimi, insansı robotlar alanına da güçlü biçimde yatırım yapıyor. Ülkede 140’tan fazla şirketin, devlet destekli programlar kapsamında bu alanda çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor. Şu ana kadar insansı robotlar daha çok Çin’in teknolojik iddiasını yansıtan gösterilerle gündeme geldi; televizyon ekranlarında toplu dans performanslarında ve tanıtım amaçlı boks karşılaşmalarında sergilendi.

Bununla birlikte bazı modellerin montaj hatlarında, lojistik merkezlerinde ve bilimsel laboratuvarlarda denendiği bildiriliyor. Geliştiriciler, söz konusu robotların halen geliştirme aşamasında olduğunu ancak taşıma, ayrıştırma ve kalite kontrol gibi görevlerde insan verimliliğine yaklaşmaya başladığını belirtiyor.

cdsvfd
Çin’deki insansı robotlar (Reuters)

Tüm bu adımlar, Çin’in ileri teknoloji çağında ve artan işçilik maliyetleri karşısında rekabet avantajını koruma hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım, 2015 yılında ilan edilen ‘Made in China 2025’ planında ortaya konmuştu. Aynı yıl Pekin yönetimi, on yıllar boyunca uygulanan ve tartışmalara yol açan tek çocuk politikasını da sona erdirme kararı almıştı.

Nüfus artış hızındaki düşüşün yaklaşan etkilerinin söz konusu sanayi politikasının temel motivasyonu olup olmadığı netlik taşımamakla birlikte, Çin’de bazı çevreler robotik ve yapay zekâ teknolojilerini bu demografik baskının olumsuz sonuçlarını hafifletebilecek araçlar olarak değerlendiriyor.

Yaşlanan nüfus

Resmî vizyon, robotların yalnızca fabrika işçisi olarak değil, aynı zamanda 60 yaş üstü nüfusa bakım hizmeti sunan destek unsurları olarak da kullanılmasını öngörüyor. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre hâlihazırda nüfusun yüzde 23’ünü oluşturan bu yaş grubunun oranının 2100 yılına kadar yüzde 50’yi aşması bekleniyor.

Yaşlı bakım sistemlerinin genişletilmesine yönelik aciliyet, geçmişte uygulanan tek çocuk politikasının mirasıyla daha da artıyor. Bu politika, ebeveyn bakım sorumluluğunu kardeş paylaşımı olmaksızın tek başına üstlenmek durumunda kalacak bir ‘tek çocuk’ kuşağının ortaya çıkmasına yol açtı.

Son yayımlanan hükümet yönergelerinde, yaşlı bakım hizmetlerinin iyileştirilmesi amacıyla insansı robotlar ve yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca beyin-bilgisayar arayüzleri, dış iskelet robotları ve fiziksel kapasitesi azalan yaşlılara destek sağlayacak yardımcı ekipmanların geliştirilmesi de öncelikler arasında yer aldı.

Devlet medyası ise insansı robotların yaşlılara 7 gün 24 saat bakım desteği sunabilecek şekilde yaygınlaştırılmasına yönelik hedefleri düzenli olarak gündeme taşıyor. Bu yayınların, kamuoyunda söz konusu teknolojilere yönelik kabulü artırmayı amaçladığı değerlendiriliyor.

Devlet destekli emeklilik sistemi de öne çıkan kaygılar arasında yer alıyor. Çok sayıda yaşlı Çinlinin dayandığı bu sistemin, nüfusun hızla yaşlanması ve ek reformların yapılmaması halinde açık veren bir yapıya dönüşebileceği öngörülüyor.

Ancak özellikle demografik gerilemenin daha da derinleşmesinin beklendiği yüzyılın ikinci yarısında, yalnızca baskı altındaki emeklilik sisteminin değil, ekonominin genel seyrinin nasıl şekilleneceği konusunda belirsizlik sürüyor.

Uzmanlar, teknolojik dönüşümün iş gücü üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Bir ülkede verimliliğin artmasının her zaman istihdamın artacağı anlamına gelmediği; bunun, daha az sayıda çalışanın daha fazla üretim yapması sonucunu doğurabileceği belirtiliyor.

Çin’in hâlihazırda bazı sektörlerde iş gücü açığı, bazı sektörlerde ise işsizlikle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Teknoloji destekli verimlilik artışının uzun vadede ekonomik istikrarı destekleyebileceği, ancak kısa vadede iş gücü piyasasındaki dengesizlikleri artırabileceği değerlendiriliyor.

Yapay zekâ ve robot teknolojilerinin Çin’de kaç kişiyi işinden edebileceğine ilişkin tahminler farklılık gösteriyor. Bununla birlikte bazı yerel uzmanlar, bu teknolojilerin imalat sektörünün yaklaşık yüzde 70’ini etkileyebileceğini öne sürüyor.

Geçen ay yetkililer, söz konusu teknolojilerin hızla benimsenmesinin istihdam üzerindeki etkilerini hafifletmek amacıyla bir dizi politika tedbirinin hayata geçirileceğini açıkladı.

Genel olarak uzmanlar, teknolojinin tek başına yeterli olmadığını; doğum oranlarını teşvik eden politikalarla birlikte ele alınacak kapsamlı bir önlem paketinin, Pekin yönetiminin artan demografik dönüşümün ekonomik ve toplumsal etkilerini hafifletmesinde belirleyici olacağını vurguluyor.


Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
TT

Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)

Sophie Clark 

Meta'nın, güvenlik ve gizlilik endişelerine rağmen akıllı gözlüklerine yüz tanıma yazılımı eklemeyi planladığı bildirildi.

New York Times'a (NYT) göre gözlüğü takanlar "Name Tag" (İsim Etiketi) özelliği sayesinde, baktıkları kişinin kim olduğunu anlamayı sağlayan bilgiler edinecek.

Ancak gazetenin eriştiği bir iç yazışmada bu teknolojinin "güvenlik ve gizlilik riskleri" taşıdığına değiniliyor.

Dahası NYT'ye göre şirket, tartışma yaratma potansiyeline sahip ürünü ABD'de süregelen siyasi kargaşa sırasında piyasaya sürmenin avantaj sağlayacağını düşünüyor.

Gazetenin aktardığı üzere sızan notta "Bize saldırmasını beklediğimiz birçok sivil toplum kuruluşunun, kaynaklarını başka konulara yoğunlaştırdığı dinamik bir siyasi ortamda bunu piyasaya süreceğiz" ifadeleri yer alıyor.

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) sadece kaçak göçmen olduğundan şüphelenilenleri değil, ICE'a karşı protesto yapan Amerikan vatandaşlarını da takip etmek için son aylarda yüz tanıma teknolojisini kullandı.

The Independent'a konuşan Meta sözcüsü, şirketin teknolojiyi incelemeyi sürdürdüğünü ve seçeneklerini değerlendirdiğini söyledi.

Açıklamada "Milyonlarca kişinin bağlantı kurmasını ve hayatlarını zenginleştirmesini sağlayan ürünler geliştiriyoruz" dendi.

Böyle bir özelliğe yönelik ilgiyi sık sık duyuyoruz (ve piyasada bazı ürünler zaten var) ancak hâlâ seçenekleri değerlendiriyoruz ve herhangi bir şey çıkarırsak öncesinde dikkatli bir yaklaşım sergileyeceğiz.

Bu hamle Facebook'un, sosyal ağda gizlilik ve yasallık arasındaki "doğru dengeyi" bulmak amacıyla yüz tanıma özelliğini sitesinden kaldırmasından 5 yıl sonra geldi.

O zamandan sonra Meta'nın kurucusu Mark Zuckerberg, büyük teknoloji şirketlerine dostça davranan ve pek düzenleme uygulamayan ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'ına yakınlaştı.

Meta'nın 2021'de piyasaya sürdüğü ilk Ray-Ban akıllı gözlükleri o zamanlar sadece fotoğraf çekip video kaydedebiliyordu. CEO ve Facebook kurucusu, yapay zekayla çalışan yeni gözlükleri geçen eylülde tanıtmıştı.

Geçen yıl yaklaşık 7 milyon satan gözlüklerin popülaritesi kanıtlandı.

Gözlüklerin yapımında yer alan üç kişi NYT'ye yaptığı açıklamada yüz tanıma özelliğinin, Meta'nın ürününü rakip OpenAI'ın ürettiği akıllı gözlüklerden ayıracağını söyledi.

Ancak Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nden (ACLU) Nathan Freed Wessler, yüz tanıma teknolojisinin "kötüye kullanıma açık" olduğu uyarısında bulundu.

Wessler "Amerika sokaklarında yüz tanıma teknolojisi kullanılması, hepimizin güvendiği pratik anonimliğe benzersiz bir tehdit oluşturur" dedi.

Independent Türkçe', independent.co.uk/news


Microsoft Suudi Arabistan Başkanı: Krallık, yapay zekânın fiili uygulama aşamasına giriyor

Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
TT

Microsoft Suudi Arabistan Başkanı: Krallık, yapay zekânın fiili uygulama aşamasına giriyor

Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)

Suudi Arabistan’da bu hafta düzenlenen Microsoft Yapay Zekâ Turu’nda öne çıkan duyuru netti: Şirket, müşterilerin 2026’nın dördüncü çeyreğinden itibaren Azure veri merkezi bölgesinden bulut iş yüklerini çalıştırabileceğini teyit etti.

Ancak bu teknik başarı, daha derin bir anlam da taşıyor. Suudi Arabistan artık yapay zekâyı test etme aşamasını geride bırakmış durumda ve altyapı, yönetişim, beceri geliştirme ve kurumsal benimseme süreçlerinin kesiştiği bir uygulama aşamasına giriyor. Microsoft Suudi Arabistan Başkanı Turki Badhris’e göre bu zamanlama tesadüf değil; yıllarca süren hazırlığın bir sonucu.

Badhris, etkinlik sırasında “Ortaya çıkan netlik ve güven, kurumlara dijital dönüşüm ve yapay zekâ yolculuklarını planlarken önemli bir rehberlik sağlıyor” dedi.

‘Netlik ve güven’ ifadeleri teknik birer terim gibi görünse de, aslında stratejik öneme sahip değişkenler. Devlet kurumları ve büyük şirketler, yapay zekâya geçişi yalnızca deneylere dayanarak yapmıyor; altyapının yerel olarak hazır olduğunu, düzenleyici gerekliliklerle uyumlu olduğunu ve uzun vadeli işletim sürekliliğinin sağlandığını gördüklerinde adım atıyorlar. Yeni Azure veri merkezi bölgesinin duyurulması, altyapının artık sadece geleceğe dönük bir plan değil, belirlenmiş takvimli ve yakın zamanda uygulanacak bir taahhüt olduğunu gösteriyor.

Deneylerden üretim ortamlarına

Suudi Arabistan’da yapay zekâ hikâyesi ardışık aşamalardan geçti. İlk aşama, dijital altyapının genişletilmesi, düzenleyici çerçevelerin geliştirilmesi ve bulut bilişimin güçlendirilmesine odaklandı. Bu aşama, temel kapasitenin oluşturulmasını sağladı. Mevcut aşama ise artık uygulama ve kullanım aşaması. Badhris, sürecin gerçekten değiştiğini belirterek, “Krallık genelinde devlet kurumları, şirketler ve iş ortaklarıyla yakın çalışıyoruz; veri güncellemelerinden yönetişime, beceri geliştirmeden müşterilerin deney aşamasından üretim aşamasına güvenle geçmesine kadar tüm hazırlıkları destekliyoruz” dedi. ‘Deneme’ ile ‘üretim’ arasındaki fark kritik önemde: Denemeler potansiyeli test ederken, üretim ortamları iş akışını yeniden şekillendiriyor.

csdcvds
Microsoft Suudi Arabistan Başkanı Turki Badhris, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda

Bu dönüşümü şirketler de somutlaştırıyor. Örneğin Qiddiya Investment Company ve ACWA Power, yapay zekâyı ayrı deneme girişimleri olarak kullanmak yerine günlük operasyonlarına entegre ediyor.

ACWA Power, Azure Yapay Zekâ hizmetleri ve akıllı veri platformunu kullanarak küresel çapta enerji ve su operasyonlarını iyileştiriyor; sürdürülebilirlik ve kaynak verimliliğine odaklanarak öngörücü bakım ve yapay zekâ destekli optimizasyon uyguluyor.

Qiddiya ise Microsoft 365 Copilot kullanımını genişleterek çalışanların iletişim özetlemesi, veri analizi ve yüzlerce varlık ile yükleniciye ait panolarla etkileşimde bulunmalarını sağlıyor. Yapay zekâ artık kurumun kenarında değil, operasyonel yapısının bir parçası hâline gelmiş durumda. Bu, gerçek bir olgunluk aşamasını yansıtıyor; yapay zekâ gösteriş amaçlı bir araç olmaktan çıkıp üretken bir araç haline geliyor.

Stratejik bir sinyal olarak altyapı

Suudi Arabistan’ın doğusunda yer alan Azure veri merkezi bölgesi, yalnızca yanıt süresini kısaltmakla kalmıyor; aynı zamanda verilerin yerel olarak saklanmasını destekliyor, uyumluluk gereksinimlerini güçlendiriyor ve dijital egemenlik çerçevelerini pekiştiriyor.

Finans, sağlık, enerji ve kamu hizmetleri gibi sıkı şekilde düzenlenen sektörlerde, verilerin düzenleyici gerekliliklerle uyumlu hale getirilmesi bir tercih değil, zorunluluk olarak görülüyor.

sdcvdsv
Suudi Arabistan’ın Azure veri merkezi bölgesinin 2026’nın dördüncü çeyreğinde faaliyete geçeceği teyit edildi. Bu durum, kurumlara planlama ve genişleme konusunda netlik ve güven sağlıyor. (Getty Images)

Badhris, bu başarının uzun vadeli bir bağlılığı yansıttığını belirterek, “Bu adım, Suudi Arabistan’daki kamu ve özel sektör için gerçek ve ölçeklendirilebilir bir etki yaratma konusundaki uzun süreli bağlılığımızın önemli bir dönüm noktası” dedi.

‘Ölçeklendirilebilir etki’ vurgusu, altyapının kendi başına değer yaratmadığını, ancak değer oluşturmak için gerekli koşulları sağladığını gösteriyor. Suudi Arabistan, yapay zekâyı enerji ve ulaştırma ağlarına benzer şekilde temel bir ekonomik yapı olarak ele alıyor ve üretkenliği artıracak bir zemin olarak konumlandırıyor.

Hızın katalizörü olarak yönetişim

Küresel ölçekte yapay zekâ düzenlemeleri genellikle sınırlayıcı bir unsur olarak görülür. Ancak Suudi Arabistan örneğinde, yönetişim, hızlandırma stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak entegre edilmiş durumda. Hassas sektörlerde yapay zekânın benimsenmesi, net bir güven çerçevesi gerektiriyor. Uyumluluk ise sonradan eklenen bir unsur değil; tasarımın başından itibaren yerleşik olmalı. Ayrıca, bulut hizmetlerinin ulusal dijital egemenlik gereklilikleriyle uyumlu hale getirilmesi, genişleme aşamasında olası sürtüşmeleri azaltıyor. Kurumlar, uyumluluğun platformun kendisine gömülü olduğunu gördüğünde, genişleme kararlarını çok daha hızlı alabiliyor. Bu anlamda, yönetişim bir sınırlayıcı olmaktan çıkarak etkin bir güçlendirici unsur haline geliyor.

Görünmez engel

Üretken yapay zekâ teknolojileri gündemde ön planda olsa da, kurumlar için en büyük zorluk genellikle veri altyapısında yatıyor. Parçalanmış veri sistemleri, kurumsal veri siloları ve birleşik bir yönetişim eksikliği, genişlemeyi ciddi şekilde engelleyebiliyor.

Suudi Arabistan stratejisi, etkili yapay zekâ kullanımı için veri altyapısını güncellemeyi temel öncelik olarak belirliyor. Düzenli ve entegre bir veri ortamı olmadan yapay zekâ uygulamaları yüzeysel kalıyor ve gerçek değer üretmiyor.

vdfsvfd
Veri mimarisini güncellemek ve yönetişimi standartlaştırmak, yapay zekâyı gerçek operasyonel değere dönüştürmek için ön koşullardır. (Shutterstock)

Bunun yanında, küresel ölçekte en büyük zorluklardan biri de yetenek açığı. Suudi Arabistan, 2030’a kadar üç milyon kişiyi yapay zekâ alanında eğitmeyi taahhüt etti. Odak yalnızca farkındalık yaratmak değil; uygulama becerilerini geliştirmek. Dönüşüm, iş akışına yapay zekâyı entegre edebilecek nitelikli insan kaynağı olmadan başarıya ulaşamaz.

Badhris, bu bağlamda beceri geliştirme çalışmalarının, genel hazırlık ve uyumluluk çerçevesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Ona göre, yapay zekâ çağında rekabet gücü yalnızca modellerin yetenekleriyle değil, iş gücünün bu yetenekleri kullanabilme kapasitesiyle ölçülüyor.

Ekonomik strateji olarak sektörel dönüşüm

Riyad’daki yapay zekâ turu yalnızca teknik sunumlarla sınırlı kalmadı; enerji sektörü, büyük projeler ve kamu hizmetlerindeki uygulama örnekleri de ön plana çıktı. Bu uygulamalar sıradan veya yan projeler değil; Vizyon 2030’un temel taşlarını oluşturuyor. Enerji yönetiminde yapay zekâ sürdürülebilirliği artırırken, büyük projelerde yürütme verimliliğini yükseltiyor, kamu hizmetlerinde ise vatandaş deneyimini iyileştiriyor. Burada yapay zekâ bağımsız bir sektör değil; üretkenliği yatay olarak güçlendiren bir katalizör işlevi görüyor.

Küresel arenada konumlanma

Küresel ölçekte yapay zekâ liderliği, dört unsurla değerlendiriliyor: bilişim kapasitesi, yönetişim, sistem entegrasyonu ve beceri hazırlığı. Suudi Arabistan ise bu unsurları eşzamanlı olarak uyumlu hale getiriyor. Yeni Azure veri merkezi bölgesi hem bilişim altyapısını sağlıyor hem de düzenleyici çerçevelerle güveni güçlendiriyor; iş birlikleri entegrasyonu desteklerken, eğitim programları hazır olma seviyesini artırıyor.

Suudi Arabistan şimdi yapay zekâ yolculuğunda kritik bir aşamaya girmiş durumda. Altyapı güvenceye alındı, kurumsal kullanımlar yaygınlaşıyor, yönetişim entegre edilmiş ve beceriler gelişiyor.

Badhris, yapılan açıklamanın kurumlara ‘netlik ve güven’ sağlayarak yolculuklarını planlamada fark yaratacağını belirtiyor. Bu açıklık, hedef ile uygulama arasındaki farkı oluşturabilir. İşte Riyad’daki Microsoft turunun önemi burada ortaya çıkıyor: Altyapı artık amaç değil, dönüşümün inşa edildiği platform haline geliyor.