ABD’nin ulusal güvenliği Silikon Vadisi'nin pençesinde

Algoritmaların askerileştirilmesi

Görsel: Lina Jaradat
Görsel: Lina Jaradat
TT

ABD’nin ulusal güvenliği Silikon Vadisi'nin pençesinde

Görsel: Lina Jaradat
Görsel: Lina Jaradat

Marco Mossad

ABD ordusu, geçtiğimiz yıl haziran ayında, Meta ve OpenAI gibi teknoloji şirketlerinin üst düzey yöneticilerinden oluşan bir grubun ‘Executive Innovation Corps’ adlı yeni bir birime katıldığını duyuran yüksek profilli bir tören düzenledi. Bu birimde onlara albay rütbesi verildi. Bu adım, Silikon Vadisi ile ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında giderek ortaklığın derinleştiğinin bir göstergesiydi.

Bu gelişme, Google gibi bazı büyük teknoloji şirketlerinin politikalarında da önemli değişikliklere yol açtı. Google, uzun süredir sürdürdüğü gözetleme sistemleri veya silahlar geliştirmeyeceklerine dair taahhüdünden vazgeçerek, yıllarca süren kısıtlamalar ve iç tartışmaların ardından askeri gereksinimlere daha fazla uyum sağlama isteğini ortaya koydu.

Burada teknolojinin ABD ordusunun stratejisini yeniden şekillendirip şekillendirmediği ya da Pentagon'un yeni bir inovasyon yolunu mu izlediği şeklinde daha geniş kapsamlı bir soru gündeme geldi. Bu soru, önümüzdeki on yıllarda küresel güvenliği şekillendirecek etik, ekonomik ve siber güvenlikle ilgili sonuçlar doğuruyor.

Geçişler ve yeni ilişkiler

Son yıllarda, büyük teknoloji şirketlerinin askeriye ile iş birliğine yönelik politikalarında köklü bir değişim yaşandı. Bu şirketler, muhafazakâr etik sloganları savunarak askeri alana katılım konusunda katı kısıtlamalar uyguladıkları bir aşamadan, Pentagon projelerine, özellikle yapay zeka (AI) ve bulut sistemi gibi hassas alanlarda doğrudan katılımı mümkün kılan daha esnek ve daha açık katılım kuralları ile karakterize edilen yeni bir aşamaya geçtiler. Bu değişim sadece taktiksel bir değişim değil, teknoloji ve askeri sektörler arasındaki ilişkinin daha organik bir şekilde yeniden şekillendiğinin de bir işareti.

Bu değişimin öncülerinden biri Google’dı. Geçtiğimiz şubat ayında gözetleme sistemleri ve silah araçları geliştirmeyeceğine dair açık bir taahhüt içeren AI İlkeleri sayfasından ‘Gözetlemeye Yönelik Uygulamalar’ başlıklı bölümü kaldırdı. Bu hamle, teknoloji raporları tarafından, şirket insan haklarına olan ilkesel taahhüdünü sürdürmeye ve zararlı etkilerden kaçınmaya çalışsa da, hassas askeri veya hükümet kullanımlarını kısıtlayan açık yasağın kaldırılması olarak yorumlandı. Burada, beyan edilen söylem ile fiili politikalar arasındaki tutarsızlık, savunma gereksinimleri ile iş birliğine yönelik daha fazla açıklığın bir göstergesi haline geliyor.

Bu değişiklikler birdenbire ortaya çıkmadı, ancak büyük teknoloji şirketlerini orduyla ilişkilerini yeniden tanımlamaya iten bir dizi iç içe geçmiş faktörün etkisiyle gerçekleşti.

OpenAI ayrıca geçtiğimiz yıl ocak ayında kurallarını revize ederek, silah geliştirme veya bireylere doğrudan zarar vermeyi açıkça yasaklarken, ‘askeri ve savaş amaçlı kullanımlar’ üzerindeki genel yasağı kaldırdı. Bu değişiklik, siber güvenlik ve operasyonel yönetim gibi alanlarda savaş dışı askeri iş birliklerine kapı açtı. Daha sonra gelişmeler devam etti ve geçtiğimiz aralık ayında Amerikan savunma şirketi Anduril ile resmi bir ortaklık kuruldu. Bu ortaklık, AI modellerini hava savunma sistemlerine entegre ederek drone filolarına karşı koymayı amaçlıyordu. Şirket geçtiğimiz haziran ayında revize edilen politikasının belirlediği sınırlara bağlılığını sürdürürken, idari ve operasyonel amaçlar için gelişmiş modeller geliştirmek üzere Pentagon ile 200 milyon dolar değerinde bir sözleşme imzaladı. Tüm bu gelişmeler politikanın genel bir yasaktan, askeri bağlamda neyin yapılabileceğini ve neyin yapılamayacağını kesin olarak tanımlayan ayrıntılı bir düzenlemeye nasıl dönüştüğünü gösteriyor.

Savunma bulut bilişim sözleşmeleri bu açıklığı kurumsallaştırdı. Pentagon, 2022 yılının aralık ayında Amazon, Microsoft, Google ve Oracle gibi büyük teknoloji şirketleriyle, 2027 yılına kadar geçerli olacak ve 9 milyar dolarlık bütçeye sahip Joint Warfighting Cloud Capability (JWCC) sözleşmesi imzaladı. Sözleşme imzalandığından bu yana, siparişler Mart 2024'te yarım milyar doları aşarken, bu yılın ortalarında hükümetin ve uzmanların tahminlerine göre gerçek harcamalar 3 milyar doların üzerindeydi. Bu gelişme, ABD ordusunun verilerini yönetmek ve AI uygulamalarını çalıştırmak için ticari bulut hizmeti sağlayıcılarına yapısal olarak bağımlı hale geldiğini ve geçmişte var olan geleneksel askeri müteahhitlere olan münhasır bağımlılığın yerini aldığını yansıtıyor.

Bu değişiklikler birdenbire ortaya çıkmadı, ancak büyük teknoloji şirketlerini orduyla ilişkilerini yeniden tanımlamaya iten bazı iç içe geçmiş faktörlerce yönlendirildi. Bu faktörlerin başında, Ukrayna'daki savaşın yol açtığı artan jeopolitik baskılar geliyor. Bu baskılar sonucunda AI artık teknik bir araç veya yenilikçi bir lüks olarak değil, enerji, uzay veya iletişim ile eşit düzeyde ulusal güvenlik için temel bir altyapı olarak değerlendiriliyor.

İkinci faktör, AI’nin kendi iç ekonomisiyle ilgili. Gelişmiş modeller, süper bilgisayar merkezlerine ve büyük miktarda veriye yönelik muazzam sermaye yatırımları gerektirir ve bu yatırımlar, dalgalı ve istikrarsız bir tüketici pazarında geri kazanılması zor yatırımlardan oluşuyor. Buna karşın, uzun vadeli savunma sözleşmeleri güvenli ve istikrarlı bir finansman kaynağı sağlıyor ve bu da hayatta kalmak ve büyümek için gerekli olan devasa AI altyapısını kurmak isteyen şirketler için daha cazip hale getiriyor.

Bu, risksiz bir yol değil. Silikon Vadisi'ndeki kurumsal hafıza, 2018 yılında Google'da Maven Projesi’ne karşı yapılan yaygın protestoları hatırlamaya devam ediyor.

Üçüncü faktör, bu şirketlerin yönetim felsefesindeki belirgin değişiklikti. Söz konusu şirketler, ‘silah üretimine katılmayacağız’ gibi genel yasaklar ve geniş sloganlarla göründükten sonra, bireylere doğrudan zarar vermeyi önlemeye odaklanan, ancak siber güvenlik, lojistik destek ve askeri tıp gibi alanlarda savaş dışı kullanımlara izin veren ayrıntılı politikalara geçtiler. Bu değişim, Google ve OpenAI'nin güncellemelerinde açıkça görüldü. Bu güncellemelerde, kullanım kuralları, ilan edilen kırmızı çizgileri aşmadan yeni savunma işbirliklerine kapı açacak şekilde yeniden yazıldı.

Dördüncü faktör, Pentagon’un kendi içindeki sözleşme yapısı ile ilgili. Bakanlık, JWCC sözleşmesinde görüldüğü üzere aynı anda birden fazla tedarikçi ile çalışmasına olanak tanıyan daha esnek modeller geliştirdi. Ayrıca, şirket başına 200 milyon dolara kadar bütçelerin ayrıldığı gelişmiş modeller için sözleşmeler de imzalandı. Bu yaklaşım, ABD ordusunun tek bir tedarikçiye olan bağımlılığını azaltırken, ticari yeniliklerin komuta ve kontrol sistemlerine entegrasyonunu hızlandırdı.

Ancak bu, risksiz bir yol değil. Silikon Vadisi'ndeki kurumsal hafıza, 2018 yılında Google'da Maven Projesi’ne karşı yapılan yaygın protestoları hatırlamaya devam ediyor. Bu da, çalışanlar kullanım sınırlarının aşıldığını hissettiklerinde bu tür gerilimlerin tekrarlanma olasılığının devam ettiğini gösteriyor. Bunun yanında ticari altyapıya olan bağımlılığın artması, büyük şirketlerin teknik aksaklıklar veya büyük ölçekli siber saldırılara maruz kalması durumunda potansiyel zafiyetler yaratırken özellikle Anduril gibi savunma şirketleriyle yapılan büyük sözleşmeler veya uzun vadeli ortaklıklar nedeniyle, beyan edilen sivil uygulamalardan doğrudan saha kullanımına kademeli bir geçiş riski de bulunuyor. Bu durum, şirketlerin kendi politikalarının ötesine geçen ve askeri-teknolojik iş birliğini düzenlemek için şeffaf standartlar belirleyen bağımsız denetim mekanizmaları ve dış denetimlerin kurulmasını acil hale getiriyor.

Jeopolitik değişim

Ukrayna'daki savaş, dijital gücün geleneksel silahlar kadar önemli hale geldiğini açıkça gösterdi. Teknoloji şirketi Palantir, NATO'ya geleneksel askeri prosedürlere kıyasla dakikalar içinde büyük miktarda keşif verisi ve görüntüsünü analiz edebilen AI tabanlı Maven sistemini sağladı. NATO bu sistemi olağanüstü bir hızla benimsedi ve savunma sistemine özel teknoloji şirketlerini dahil etmenin acil bir ihtiyaç olduğunu ortaya koydu. Gerçeklik, ordunun tek başına gelişimin hızına ayak uyduramayacağını, şirketlerin ise askeri bürokrasiden daha fazla operasyonel esnekliğe sahip olduğunu gösteriyor.

İsveç, Rusya ve Ukrayna'nın drone filolarını yoğun bir şekilde kullandığını gördükten sonra benzer teknolojiler geliştirmek için hızla harekete geçti ve program başlattı. Bu tür programların genellikle beş yıl sürmesine rağmen, programı bir yıldan kısa bir sürede tamamladı. Bu başarı, yerel ordu ve start-up'lar arasındaki doğrudan iş birliği sayesinde mümkün oldu ve askeri teknoloji yarışında zamanın ne kadar önemli olduğunu vurguladı.

Letonya hava savunma sanayisini genişletti ve Ukrayna'ya insansız hava araçları (İHA) tedarik etmek için NATO’ya katıldı. Tüm bunlarla birlikte sadece Kiev'e destek olmakla kalmadı, aynı zamanda yerel savunma sanayisinin modern NATO sistemine entegrasyonunu sağladı, değişikliklere ayak uydurma ve ötekileştirilmesini önleme yeteneğini güçlendirdi.

Tüm bu deneyimler, ABD ve müttefiklerinin üstünlüklerini korumak için teknoloji şirketleriyle doğrudan iş birliği yapmaktan başka seçenekleri olmadığını ortaya koydu.

İngiltere de benzer bir yaklaşım benimsedi. İngiltere Savunma Bakanı John Healey daha önce yaptığı bir açıklamada AI’nin İngiltere’nin savunma stratejisini gözden geçirme sürecinin merkezi bir unsuru olacağını açıkladı. Bakanlık, İngiliz ordusuna teknoloji entegrasyonunu uzun süredir engelleyen geleneksel yavaşlığı aşmak amacıyla, ekipman bütçesinin yüzde 10'unu yapay zeka sistemleri ve İHA’ların geliştirilmesine ayırdı.

Çin, sivil ve askeri sektörlerin entegrasyonuna dayalı farklı bir yol izledi. Bu strateji, sivil ve askeri sektörler arasındaki sınırları ortadan kaldırırken Huawei ve Baidu gibi şirketleri devletin elindeki doğrudan araçlara dönüştürdü. Çin Elektronik Şirketi (China Electronics Corporation/CEC), AI tabanlı gelişmiş gözetleme sistemleri geliştirirken, Çin Havacılık Sanayii Kurumu (Aviation Industry Corporation of China/AVIC) ise akıllı algoritmalarla yönlendirilen hipersonik füzelere odaklandı. Bu model, etik boyutun veya kullanım sınırlarının açıkça tartışılmadığı, aksine şirketlerin laboratuvardan savaş alanına geçişi hızlandırmak için devlet yapısına entegre edildiği mutlak merkezileşme ile öne çıkıyor.

gtrg
Güney Koreli teknoloji devi Samsung, Apple'dan dünyanın en büyük telefon satıcısı konumunu geri kazanmaya çabası çerçevesinde yeni AI özellikleriyle donatılmış en yeni Galaxy akıllı telefonlarını piyasaya sürdü (Glenn CHAPMAN / AFP)

Bu deneyimler, ABD ve müttefiklerinin üstünlüklerini korumak için teknoloji şirketleriyle doğrudan iş birliği yapmaktan başka seçenekleri olmadığını ortaya koydu. Rusya-Ukrayna savaşı, İHA’lar ve AI sistemlerinin artık yan unsurlar değil, güç dengesini belirleyen unsurlar olduğunu açıkça gösterdi. Bu da Silikon Vadisi ile Pentagon arasındaki ortaklığı, liderliği sağlamak için tamamlayıcı bir seçenek olmaktan çıkıp stratejik bir zorunluluk haline getirdi.

Post etik

Pentagon'un teknoloji şirketleriyle olan ortaklıkları, artık sadece tedarik sözleşmeleri veya stratejik yatırımlarla sınırlı kalmayıp Silikon Vadisi'nde hararetli bir siyasi ve etik mesele haline geldi. Hükümetler bu ortaklıkları askeri üstünlüğü korumak için bir araç olarak görürken, çalışanlar ve aktivistler ise bunları teknolojiyi militarize etme ve hassas insani sonuçları olan çatışmalarda kullanma girişimi olarak değerlendiriyor.

Tartışma yıllardır sürüyor. Google, 2018 yılında yaygın iç protestoların baskısı altında, drone görüntülerinin analizine yönelik Maven Projesi’nden çekildi. Bu çekilme, kurumsal politikada yeni bir yol açtı ve genel etik taahhütlerden, siber güvenlik ve lojistik gibi alanlarda savaş dışı sözleşmelere izin veren, ancak savunma sisteminin merkezinde kalan pratik bir yönetime geçildi.

Gazze'deki son savaş, bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Google ve Amazon çalışanları, geçtiğimiz yıl nisan ayında “Apartheid Rejimine Teknoloji Yok” kampanyası kapsamında New York ve Kaliforniya'daki yöneticilerin ofislerine baskın düzenleyerek, Nimbus Projesi’nin İsrail ile imzaladığı 1,2 milyar dolarlık sözleşmeyi protesto ettiler. Protestocular, teknolojinin askerileştirilmesini reddeden pankartlar taşıdılar. Bazıları ofislerin içinde oturma eylemi düzenlediler. Polis müdahale ederek birçoğunu gözaltına aldı. Protestolar, Filistinlilerin askeri olarak gözetlenmeleri için bulut sistemi ve AI teknolojilerinin kullanımına karşı profesyonel kesimin yaygın bir şekilde karşı çıktığını ortaya koydu.

Bunun sonucunda ortaya karmaşık bir denklem çıktı. ABD ve müttefikleri, teknolojik ve askeri liderliklerini korumak için Silikon Vadisi’ndeki şirketleri savunma stratejilerinin merkezine çekmek zorundalar.

Çalışanların öfkesi Microsoft'a da sıçradı. Microsoft çalışanları geçtiğimiz ağustos ayında İsrail ordusunun askeri operasyonlarında Azure Bulut Sistemi’ni kullandığına dair haberleri protesto etmek amacıyla şirketin Redmond'daki genel merkezindeki ana avluyu ‘Filistin’in Şehit Çocukları Meydanı’ olarak adlandırdılar.

Tüm bu olaylar, teknoloji şirketleri ile Pentagon arasındaki ilişkinin artık önemsiz bir ayrıntı olmadığını, ABD ulusal güvenliğinde yeni bir denklem haline geldiğini gösteriyor. Şirketler sarsılmaz etik tabuları terk etmeye başlayıp yavaş yavaş savunma sözleşmelerine yönelirken, NATO ticari yenilikleri askeri yapısına entegre etmeye çalışıyor. 21. yüzyılda askeri üstünlük artık sadece tank ve füze üretimi ile değil, algoritmaların, verilerin ve bulut sistemlerinin olduğu oyunun kurallarını değiştirme yeteneği ile ölçülüyor.

Ukrayna'daki savaş, bu değişimi açıkça ortaya koyarken İHA’ların, gerçek zamanlı veri analiz sistemlerinin ve elektronik savaşın değerini gösterdi. Bu savaş, teknoloji sektörüyle güçlü bir ortaklığı olmayan herhangi bir ordunun, hızla değişen savaş alanında geride kalacağını da ortaya çıkardı. Bu durum, özel sektörle sözleşmeleri hızlandıran NATO'nun yaklaşımı ile sivil ve askeri sektörlerin entegrasyonu ve endüstriyel devlet merkezileştirme politikası yoluyla sivil şirketlerini doğrudan askeri sisteme entegre eden Çin'in yaklaşımı arasındaki farka işaret ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Teknolojinin savaşa entegrasyonu, tehlikeli yeni bir cephe açtı. Siber güvenlik ilk savunma hattı haline gelirken verilerin ve AI algoritmalarının ihlali, inovasyonu felakete dönüştürebilecek bir potansiyel oluşturdu. Bununla birlikte  Google, Amazon ve Microsoft'un protestoları, teknolojinin askerileştirilmesinin herkes için etik olarak kabul edilebilir olmadığını ve çalışanların veya halkın güvenini kaybetmenin hükümetlerin bu stratejiyi izleme yeteneğini engelleyebileceğini gösterdi.

Bunun sonucunda ortaya karmaşık bir denklem çıktı. ABD ve müttefikleri, teknolojik ve askeri liderliklerini korumak için Silikon Vadisi’ndeki şirketleri savunma stratejilerinin merkezine çekmek zorundalar. Ancak bu, kullanıma sınırlar koyan ve insani değerleri koruyan etik ve yasal bir çerçeve içinde ancak mümkün olabilir. Dolayısıyla AI çağında savaşın geleceği sadece Ukrayna'nın savaş alanlarında veya Pekin ve Moskova'nın laboratuvarlarında değil, aynı zamanda ulusal güvenlik endüstrisinin doğrudan ortakları haline gelen teknoloji şirketlerinin yönetim kurullarında da şekillenecektir.



iPhone 18 bu yıl çıkmayacak mı?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

iPhone 18 bu yıl çıkmayacak mı?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Çeşitli haberlere göre bu yıl yeni iPhone 18 çıkmayabilir.

Apple'ın eylüldeki klasik tanıtım etkinliğini 2026'da da düzenleyeceği yönünde güçlü bir beklenti var. Ancak söylentilere göre bu etkinlikte şirket, üst düzey Pro modellerinin güncellemeleri ve daha da pahalı olan Ultra versiyonuna odaklanacak.

Bu durumda telefonun temel modelinin güncellenmiş versiyonu (yani standart iPhone 18) gelecek yıl ilkbahardan önce piyasaya çıkmayabilir.

Apple'ın, cihazlarını piyasaya sürme takvimini değiştireceği söylentileri uzun süredir dolaşıyor. Ancak Tayvan merkezli Economic Daily News'ta yayımlanan yeni bir haber, bu spesifik takvime yeni bir inandırıcılık kazandırdı.

Haberde, Apple tedarikçisi ve Tayvanlı elektronik üreticisi Pegatron'un bilanço toplantısına atıf yapılıyor. Yöneticilerin, iPhone 18 Pro serisinin sonbaharda güncelleneceğini ancak temel modelin gelecek yılın ilk çeyreğine kadar piyasaya çıkmayacağını söylediği bildiriliyor.

Aynı dönemde iPhone Air'ın güncellenmiş bir versiyonu da yeni iPhone 18e'yle birlikte piyasaya çıkacak. Apple'ın bu yıl martta 17e'yi (daha yavaş bir işlemci ve daha basit bir kamera sistemi gibi kısıtlamalarıyla telefonun daha ucuz bir versiyonu) çıkarması, telefonlar için yeni ve kademeli bir piyasaya sürme stratejisinin önizlemesi olarak değerlendirilmişti.

Apple'ın, eylüldeki lansman etkinliğinde bu daha ucuz modeller yerine iPhone 18 Pro ve iPhone'un ilk "Ultra" versiyonunu tanıtacağı düşünülüyor. Ultra'nın, Apple'ın ilk katlanabilir cihazı olacağı geniş çapta söylenirken, daha önce üretilen herhangi bir iPhone'dan çok daha pahalı olabilir.

Apple'ın, temel modellerin piyasaya sürülmesini yılın ilerleyen aylarına ertelemek için iPhone lansman takvimini değiştirdiği söylentileri uzun süredir dolaşıyordu. Ancak son aylarda sektörü etkisi altına alan çip kıtlığı nedeniyle bu plan daha da faydalı hale gelmiş olabilir.

Şirket, en son kazanç açıklamasında mevcut telefon serisine yönelik talebi karşılamak için yeterli miktarda çip satın almakta zorlandığını belirtmişti. Yapay zeka sektörünün aynı çiplere yönelik talebi nedeniyle çip fiyatlarında görülen artış sonucu şirket, iPad'ler ve Mac'ler gibi cihazlarının fiyatını önceki aylarda artırmıştı.

Independent Türkçe


Rusya, Starlink'e rakip olacak projeyi hızlandırıyor

Rusya'nın Rassvet uyduları, ülkede kullanımı yasak olan SpaceX'in Starlink internet ağına alternatif sunuyor (Bureau 1440)
Rusya'nın Rassvet uyduları, ülkede kullanımı yasak olan SpaceX'in Starlink internet ağına alternatif sunuyor (Bureau 1440)
TT

Rusya, Starlink'e rakip olacak projeyi hızlandırıyor

Rusya'nın Rassvet uyduları, ülkede kullanımı yasak olan SpaceX'in Starlink internet ağına alternatif sunuyor (Bureau 1440)
Rusya'nın Rassvet uyduları, ülkede kullanımı yasak olan SpaceX'in Starlink internet ağına alternatif sunuyor (Bureau 1440)

Ukraynalı yetkililere göre Rusya, SpaceX'in Starlink ağına rakip olacak bir uydu internet sisteminin kurulumunu hızlandırıyor.

Yerdeki insanlara yüksek hızlı geniş bant internet sağlayan Rassvet ağı halihazırda 16 uyduyla faaliyet gösteriyor ancak gelecek yıl itibarıyla yaklaşık 300 uyduya ulaşması bekleniyor.

Starlink, Rusya'da yasaklı olsa da Ukrayna'da yaygın kullanılıyor ve drone operasyonlarıyla savaş alanı iletişiminde Kiev'e büyük avantaj sağlıyor.

SpaceX patronu Elon Musk, Kiev'in Starlink hizmetini Rusya içine drone saldırıları için kullanma çabalarını, bunun çatışmanın tırmanmasına yol açabileceği gerekçesiyle engellemişti.

Rus güçleri, Ukrayna'da resmi olmayan kanallardan temin edilen Starlink terminallerini kullanıyordu. Ancak Kiev, bu yıl SpaceX'i bu terminalleri devre dışı bırakmaya ikna etmeyi başardı. Bu gelişme, savaş alanındaki ivmenin Ukrayna lehine dönmesini sağlayan faktörlerden biri oldu.

Ukrayna medya kuruluşu RBC-Ukrayna'ya verdiği bir röportajda, Ukrayna GUR askeri istihbarat servisinin başkan yardımcısı Tümgeneral Vadym Skibitskyi, Rusya'nın Rassvet ağını daha önce düşünüldüğünden çok daha hızlı kurduğunu söyledi.

Tümgeneral Skibitskyi, "Başlangıçta planlanandan çok daha hızlı bir şekilde fırlatmaya başladılar bile" dedi.

2027'de 292 uydudan oluşan bir uydu takımı oluşturmak ve 2035'e kadar 924 uyduya genişletmek için daha fazla uydu fırlatmaya devam edecekler. Rusya tam bir uydu takımı kurduğunda, sistem Starlink gibi çalışacak. Buna karşı nasıl önlem alınacağına dair görüşmeler şimdiden başladı.

Rus havacılık ve uzay şirketi Bureau 1440 tarafından geliştirilen sistem, Ukrayna istihbaratına göre, halihazırda yalnızca uydulardan biri Ukrayna toprakları üzerinden geçtiğinde aralıklı olarak çalışabiliyor.

SpaceX'in Starlink ağı, alçak Dünya yörüngesinde 10 binden fazla faal uyduya sahip ve mevcut boyutunun 4 katına çıkarılması planlanıyor.

Diğer ticari uzay internet girişimleri arasında Eutelsat'ın OneWeb'i ve Amazon Leo yer alıyor; her ikisi de halihazırda birkaç yüz uydu fırlattı.

Ajanslardan da yararlanılmıştır

Independent Türkçe


Anthropic'in yapay zekası kullanıcılar adına karar vermeye başlayacak

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Anthropic'in yapay zekası kullanıcılar adına karar vermeye başlayacak

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Anthropic, Claude'un kullanıcı adına işlem yapmasına artık varsayılan ayar olarak izin verecek.

Şirket, sohbet botunun kullanıcısı adına işlem yapmasına izin veren "otomatik" modunu varsayılan olarak etkinleştiriyor. Anthropic, bir eylem "geri döndürülemez veya yıkıcı olmadığı ya da kullanıcının çalışma ortamı dışındaki sistemleri hedeflemediği" sürece Claude'un bunu otomatik olarak gerçekleştireceğini söylüyor

Bu güncelleme, "kontrolden çıkabilecek" yapay zeka sistemleri ve bunların kendi başlarına hareket etmelerine izin verilmesi halinde doğurabilecekleri riskler hakkında yaygın endişelerin yaşandığı bir dönemde geliyor. Bu endişeleri, aralarında Claude'un da bulunduğu yapay zeka sistemlerinin çeşitli kuruluşlara ve kişilere yönelik siber saldırılarda kullanıldığına ilişkin haberler körüklüyor.

Ancak Anthropic, Claude'un bir eylemin tehlikeli olup olmadığını belirlemede genellikle insanlardan daha iyi olduğunu söyledi. Şirket, 1053 ücretli kullanıcının katıldığı deneyler de dahil son birkaç ay boyunca, otomatik modun ortalama bir kullanıcıdan daha iyi performans gösterip göstermediğini test etti. Sonuçlar, otomatik modun test edilen bütün ölçütlerde "manuel incelemeyle aynı düzeyde veya ondan daha iyi performans gösterdiğini" ortaya koydu.

Bu özellik, Claude Code'da yalnızca "Pro", "Max" veya "Team" ücretli aboneliklerine sahip kullanıcılar için varsayılan olarak etkinleştirilecek. Dolayısıyla otomatik mod, kullanıcıların sohbet botuna mesaj gönderirken karşılaştığı standart Claude sürümünü değil, yalnızca program yazma veya yazılım mühendisliğinde kullanılan sürümleri etkileyecek.

Anthropic'te Claude Code'un başındaki Boris Cherny, X'te yaptığı paylaşımda, kendisinin ve ekibinin "aylardır yalnızca otomatik modu kullandığını" söyledi. "Sürekli onay istenen sisteme dönmeyi hayal bile edemiyorum!" diye yazdı.

Anthropic, otomatik modun kullanıcıların onay talepleriyle kesintiye uğramadan çalışmasını sağladığını belirtti. Ancak mod, "zararlı eylemlerden kaçınmak" için tasarlandı ve bir eylemin "geri döndürülemez, yıkıcı veya kullanıcının çalışma ortamı dışındaki sistemleri hedefleyen" bir işlem olabileceği gerekçesiyle defalarca engellenmesi halinde kullanıcıdan manuel onay istemeye geri dönecek.

Anthropic, bu özelliğin Claude'un daha uzun süreler boyunca kendi başına çalışmasına da olanak sağlayacağını söyledi. Şirketin iddiasına göre bu, yazılımcıların yapay zekayı "büyük görevler üzerinde saatlerce çalışır durumda bırakabilmeleri" ve böylece kullanıcı girdisine ihtiyaç duymadan daha fazla iş yapabilmeleri anlamına geliyor.

Independent Türkçe