ABD’nin ulusal güvenliği Silikon Vadisi'nin pençesinde

Algoritmaların askerileştirilmesi

Görsel: Lina Jaradat
Görsel: Lina Jaradat
TT

ABD’nin ulusal güvenliği Silikon Vadisi'nin pençesinde

Görsel: Lina Jaradat
Görsel: Lina Jaradat

Marco Mossad

ABD ordusu, geçtiğimiz yıl haziran ayında, Meta ve OpenAI gibi teknoloji şirketlerinin üst düzey yöneticilerinden oluşan bir grubun ‘Executive Innovation Corps’ adlı yeni bir birime katıldığını duyuran yüksek profilli bir tören düzenledi. Bu birimde onlara albay rütbesi verildi. Bu adım, Silikon Vadisi ile ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında giderek ortaklığın derinleştiğinin bir göstergesiydi.

Bu gelişme, Google gibi bazı büyük teknoloji şirketlerinin politikalarında da önemli değişikliklere yol açtı. Google, uzun süredir sürdürdüğü gözetleme sistemleri veya silahlar geliştirmeyeceklerine dair taahhüdünden vazgeçerek, yıllarca süren kısıtlamalar ve iç tartışmaların ardından askeri gereksinimlere daha fazla uyum sağlama isteğini ortaya koydu.

Burada teknolojinin ABD ordusunun stratejisini yeniden şekillendirip şekillendirmediği ya da Pentagon'un yeni bir inovasyon yolunu mu izlediği şeklinde daha geniş kapsamlı bir soru gündeme geldi. Bu soru, önümüzdeki on yıllarda küresel güvenliği şekillendirecek etik, ekonomik ve siber güvenlikle ilgili sonuçlar doğuruyor.

Geçişler ve yeni ilişkiler

Son yıllarda, büyük teknoloji şirketlerinin askeriye ile iş birliğine yönelik politikalarında köklü bir değişim yaşandı. Bu şirketler, muhafazakâr etik sloganları savunarak askeri alana katılım konusunda katı kısıtlamalar uyguladıkları bir aşamadan, Pentagon projelerine, özellikle yapay zeka (AI) ve bulut sistemi gibi hassas alanlarda doğrudan katılımı mümkün kılan daha esnek ve daha açık katılım kuralları ile karakterize edilen yeni bir aşamaya geçtiler. Bu değişim sadece taktiksel bir değişim değil, teknoloji ve askeri sektörler arasındaki ilişkinin daha organik bir şekilde yeniden şekillendiğinin de bir işareti.

Bu değişimin öncülerinden biri Google’dı. Geçtiğimiz şubat ayında gözetleme sistemleri ve silah araçları geliştirmeyeceğine dair açık bir taahhüt içeren AI İlkeleri sayfasından ‘Gözetlemeye Yönelik Uygulamalar’ başlıklı bölümü kaldırdı. Bu hamle, teknoloji raporları tarafından, şirket insan haklarına olan ilkesel taahhüdünü sürdürmeye ve zararlı etkilerden kaçınmaya çalışsa da, hassas askeri veya hükümet kullanımlarını kısıtlayan açık yasağın kaldırılması olarak yorumlandı. Burada, beyan edilen söylem ile fiili politikalar arasındaki tutarsızlık, savunma gereksinimleri ile iş birliğine yönelik daha fazla açıklığın bir göstergesi haline geliyor.

Bu değişiklikler birdenbire ortaya çıkmadı, ancak büyük teknoloji şirketlerini orduyla ilişkilerini yeniden tanımlamaya iten bir dizi iç içe geçmiş faktörün etkisiyle gerçekleşti.

OpenAI ayrıca geçtiğimiz yıl ocak ayında kurallarını revize ederek, silah geliştirme veya bireylere doğrudan zarar vermeyi açıkça yasaklarken, ‘askeri ve savaş amaçlı kullanımlar’ üzerindeki genel yasağı kaldırdı. Bu değişiklik, siber güvenlik ve operasyonel yönetim gibi alanlarda savaş dışı askeri iş birliklerine kapı açtı. Daha sonra gelişmeler devam etti ve geçtiğimiz aralık ayında Amerikan savunma şirketi Anduril ile resmi bir ortaklık kuruldu. Bu ortaklık, AI modellerini hava savunma sistemlerine entegre ederek drone filolarına karşı koymayı amaçlıyordu. Şirket geçtiğimiz haziran ayında revize edilen politikasının belirlediği sınırlara bağlılığını sürdürürken, idari ve operasyonel amaçlar için gelişmiş modeller geliştirmek üzere Pentagon ile 200 milyon dolar değerinde bir sözleşme imzaladı. Tüm bu gelişmeler politikanın genel bir yasaktan, askeri bağlamda neyin yapılabileceğini ve neyin yapılamayacağını kesin olarak tanımlayan ayrıntılı bir düzenlemeye nasıl dönüştüğünü gösteriyor.

Savunma bulut bilişim sözleşmeleri bu açıklığı kurumsallaştırdı. Pentagon, 2022 yılının aralık ayında Amazon, Microsoft, Google ve Oracle gibi büyük teknoloji şirketleriyle, 2027 yılına kadar geçerli olacak ve 9 milyar dolarlık bütçeye sahip Joint Warfighting Cloud Capability (JWCC) sözleşmesi imzaladı. Sözleşme imzalandığından bu yana, siparişler Mart 2024'te yarım milyar doları aşarken, bu yılın ortalarında hükümetin ve uzmanların tahminlerine göre gerçek harcamalar 3 milyar doların üzerindeydi. Bu gelişme, ABD ordusunun verilerini yönetmek ve AI uygulamalarını çalıştırmak için ticari bulut hizmeti sağlayıcılarına yapısal olarak bağımlı hale geldiğini ve geçmişte var olan geleneksel askeri müteahhitlere olan münhasır bağımlılığın yerini aldığını yansıtıyor.

Bu değişiklikler birdenbire ortaya çıkmadı, ancak büyük teknoloji şirketlerini orduyla ilişkilerini yeniden tanımlamaya iten bazı iç içe geçmiş faktörlerce yönlendirildi. Bu faktörlerin başında, Ukrayna'daki savaşın yol açtığı artan jeopolitik baskılar geliyor. Bu baskılar sonucunda AI artık teknik bir araç veya yenilikçi bir lüks olarak değil, enerji, uzay veya iletişim ile eşit düzeyde ulusal güvenlik için temel bir altyapı olarak değerlendiriliyor.

İkinci faktör, AI’nin kendi iç ekonomisiyle ilgili. Gelişmiş modeller, süper bilgisayar merkezlerine ve büyük miktarda veriye yönelik muazzam sermaye yatırımları gerektirir ve bu yatırımlar, dalgalı ve istikrarsız bir tüketici pazarında geri kazanılması zor yatırımlardan oluşuyor. Buna karşın, uzun vadeli savunma sözleşmeleri güvenli ve istikrarlı bir finansman kaynağı sağlıyor ve bu da hayatta kalmak ve büyümek için gerekli olan devasa AI altyapısını kurmak isteyen şirketler için daha cazip hale getiriyor.

Bu, risksiz bir yol değil. Silikon Vadisi'ndeki kurumsal hafıza, 2018 yılında Google'da Maven Projesi’ne karşı yapılan yaygın protestoları hatırlamaya devam ediyor.

Üçüncü faktör, bu şirketlerin yönetim felsefesindeki belirgin değişiklikti. Söz konusu şirketler, ‘silah üretimine katılmayacağız’ gibi genel yasaklar ve geniş sloganlarla göründükten sonra, bireylere doğrudan zarar vermeyi önlemeye odaklanan, ancak siber güvenlik, lojistik destek ve askeri tıp gibi alanlarda savaş dışı kullanımlara izin veren ayrıntılı politikalara geçtiler. Bu değişim, Google ve OpenAI'nin güncellemelerinde açıkça görüldü. Bu güncellemelerde, kullanım kuralları, ilan edilen kırmızı çizgileri aşmadan yeni savunma işbirliklerine kapı açacak şekilde yeniden yazıldı.

Dördüncü faktör, Pentagon’un kendi içindeki sözleşme yapısı ile ilgili. Bakanlık, JWCC sözleşmesinde görüldüğü üzere aynı anda birden fazla tedarikçi ile çalışmasına olanak tanıyan daha esnek modeller geliştirdi. Ayrıca, şirket başına 200 milyon dolara kadar bütçelerin ayrıldığı gelişmiş modeller için sözleşmeler de imzalandı. Bu yaklaşım, ABD ordusunun tek bir tedarikçiye olan bağımlılığını azaltırken, ticari yeniliklerin komuta ve kontrol sistemlerine entegrasyonunu hızlandırdı.

Ancak bu, risksiz bir yol değil. Silikon Vadisi'ndeki kurumsal hafıza, 2018 yılında Google'da Maven Projesi’ne karşı yapılan yaygın protestoları hatırlamaya devam ediyor. Bu da, çalışanlar kullanım sınırlarının aşıldığını hissettiklerinde bu tür gerilimlerin tekrarlanma olasılığının devam ettiğini gösteriyor. Bunun yanında ticari altyapıya olan bağımlılığın artması, büyük şirketlerin teknik aksaklıklar veya büyük ölçekli siber saldırılara maruz kalması durumunda potansiyel zafiyetler yaratırken özellikle Anduril gibi savunma şirketleriyle yapılan büyük sözleşmeler veya uzun vadeli ortaklıklar nedeniyle, beyan edilen sivil uygulamalardan doğrudan saha kullanımına kademeli bir geçiş riski de bulunuyor. Bu durum, şirketlerin kendi politikalarının ötesine geçen ve askeri-teknolojik iş birliğini düzenlemek için şeffaf standartlar belirleyen bağımsız denetim mekanizmaları ve dış denetimlerin kurulmasını acil hale getiriyor.

Jeopolitik değişim

Ukrayna'daki savaş, dijital gücün geleneksel silahlar kadar önemli hale geldiğini açıkça gösterdi. Teknoloji şirketi Palantir, NATO'ya geleneksel askeri prosedürlere kıyasla dakikalar içinde büyük miktarda keşif verisi ve görüntüsünü analiz edebilen AI tabanlı Maven sistemini sağladı. NATO bu sistemi olağanüstü bir hızla benimsedi ve savunma sistemine özel teknoloji şirketlerini dahil etmenin acil bir ihtiyaç olduğunu ortaya koydu. Gerçeklik, ordunun tek başına gelişimin hızına ayak uyduramayacağını, şirketlerin ise askeri bürokrasiden daha fazla operasyonel esnekliğe sahip olduğunu gösteriyor.

İsveç, Rusya ve Ukrayna'nın drone filolarını yoğun bir şekilde kullandığını gördükten sonra benzer teknolojiler geliştirmek için hızla harekete geçti ve program başlattı. Bu tür programların genellikle beş yıl sürmesine rağmen, programı bir yıldan kısa bir sürede tamamladı. Bu başarı, yerel ordu ve start-up'lar arasındaki doğrudan iş birliği sayesinde mümkün oldu ve askeri teknoloji yarışında zamanın ne kadar önemli olduğunu vurguladı.

Letonya hava savunma sanayisini genişletti ve Ukrayna'ya insansız hava araçları (İHA) tedarik etmek için NATO’ya katıldı. Tüm bunlarla birlikte sadece Kiev'e destek olmakla kalmadı, aynı zamanda yerel savunma sanayisinin modern NATO sistemine entegrasyonunu sağladı, değişikliklere ayak uydurma ve ötekileştirilmesini önleme yeteneğini güçlendirdi.

Tüm bu deneyimler, ABD ve müttefiklerinin üstünlüklerini korumak için teknoloji şirketleriyle doğrudan iş birliği yapmaktan başka seçenekleri olmadığını ortaya koydu.

İngiltere de benzer bir yaklaşım benimsedi. İngiltere Savunma Bakanı John Healey daha önce yaptığı bir açıklamada AI’nin İngiltere’nin savunma stratejisini gözden geçirme sürecinin merkezi bir unsuru olacağını açıkladı. Bakanlık, İngiliz ordusuna teknoloji entegrasyonunu uzun süredir engelleyen geleneksel yavaşlığı aşmak amacıyla, ekipman bütçesinin yüzde 10'unu yapay zeka sistemleri ve İHA’ların geliştirilmesine ayırdı.

Çin, sivil ve askeri sektörlerin entegrasyonuna dayalı farklı bir yol izledi. Bu strateji, sivil ve askeri sektörler arasındaki sınırları ortadan kaldırırken Huawei ve Baidu gibi şirketleri devletin elindeki doğrudan araçlara dönüştürdü. Çin Elektronik Şirketi (China Electronics Corporation/CEC), AI tabanlı gelişmiş gözetleme sistemleri geliştirirken, Çin Havacılık Sanayii Kurumu (Aviation Industry Corporation of China/AVIC) ise akıllı algoritmalarla yönlendirilen hipersonik füzelere odaklandı. Bu model, etik boyutun veya kullanım sınırlarının açıkça tartışılmadığı, aksine şirketlerin laboratuvardan savaş alanına geçişi hızlandırmak için devlet yapısına entegre edildiği mutlak merkezileşme ile öne çıkıyor.

gtrg
Güney Koreli teknoloji devi Samsung, Apple'dan dünyanın en büyük telefon satıcısı konumunu geri kazanmaya çabası çerçevesinde yeni AI özellikleriyle donatılmış en yeni Galaxy akıllı telefonlarını piyasaya sürdü (Glenn CHAPMAN / AFP)

Bu deneyimler, ABD ve müttefiklerinin üstünlüklerini korumak için teknoloji şirketleriyle doğrudan iş birliği yapmaktan başka seçenekleri olmadığını ortaya koydu. Rusya-Ukrayna savaşı, İHA’lar ve AI sistemlerinin artık yan unsurlar değil, güç dengesini belirleyen unsurlar olduğunu açıkça gösterdi. Bu da Silikon Vadisi ile Pentagon arasındaki ortaklığı, liderliği sağlamak için tamamlayıcı bir seçenek olmaktan çıkıp stratejik bir zorunluluk haline getirdi.

Post etik

Pentagon'un teknoloji şirketleriyle olan ortaklıkları, artık sadece tedarik sözleşmeleri veya stratejik yatırımlarla sınırlı kalmayıp Silikon Vadisi'nde hararetli bir siyasi ve etik mesele haline geldi. Hükümetler bu ortaklıkları askeri üstünlüğü korumak için bir araç olarak görürken, çalışanlar ve aktivistler ise bunları teknolojiyi militarize etme ve hassas insani sonuçları olan çatışmalarda kullanma girişimi olarak değerlendiriyor.

Tartışma yıllardır sürüyor. Google, 2018 yılında yaygın iç protestoların baskısı altında, drone görüntülerinin analizine yönelik Maven Projesi’nden çekildi. Bu çekilme, kurumsal politikada yeni bir yol açtı ve genel etik taahhütlerden, siber güvenlik ve lojistik gibi alanlarda savaş dışı sözleşmelere izin veren, ancak savunma sisteminin merkezinde kalan pratik bir yönetime geçildi.

Gazze'deki son savaş, bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Google ve Amazon çalışanları, geçtiğimiz yıl nisan ayında “Apartheid Rejimine Teknoloji Yok” kampanyası kapsamında New York ve Kaliforniya'daki yöneticilerin ofislerine baskın düzenleyerek, Nimbus Projesi’nin İsrail ile imzaladığı 1,2 milyar dolarlık sözleşmeyi protesto ettiler. Protestocular, teknolojinin askerileştirilmesini reddeden pankartlar taşıdılar. Bazıları ofislerin içinde oturma eylemi düzenlediler. Polis müdahale ederek birçoğunu gözaltına aldı. Protestolar, Filistinlilerin askeri olarak gözetlenmeleri için bulut sistemi ve AI teknolojilerinin kullanımına karşı profesyonel kesimin yaygın bir şekilde karşı çıktığını ortaya koydu.

Bunun sonucunda ortaya karmaşık bir denklem çıktı. ABD ve müttefikleri, teknolojik ve askeri liderliklerini korumak için Silikon Vadisi’ndeki şirketleri savunma stratejilerinin merkezine çekmek zorundalar.

Çalışanların öfkesi Microsoft'a da sıçradı. Microsoft çalışanları geçtiğimiz ağustos ayında İsrail ordusunun askeri operasyonlarında Azure Bulut Sistemi’ni kullandığına dair haberleri protesto etmek amacıyla şirketin Redmond'daki genel merkezindeki ana avluyu ‘Filistin’in Şehit Çocukları Meydanı’ olarak adlandırdılar.

Tüm bu olaylar, teknoloji şirketleri ile Pentagon arasındaki ilişkinin artık önemsiz bir ayrıntı olmadığını, ABD ulusal güvenliğinde yeni bir denklem haline geldiğini gösteriyor. Şirketler sarsılmaz etik tabuları terk etmeye başlayıp yavaş yavaş savunma sözleşmelerine yönelirken, NATO ticari yenilikleri askeri yapısına entegre etmeye çalışıyor. 21. yüzyılda askeri üstünlük artık sadece tank ve füze üretimi ile değil, algoritmaların, verilerin ve bulut sistemlerinin olduğu oyunun kurallarını değiştirme yeteneği ile ölçülüyor.

Ukrayna'daki savaş, bu değişimi açıkça ortaya koyarken İHA’ların, gerçek zamanlı veri analiz sistemlerinin ve elektronik savaşın değerini gösterdi. Bu savaş, teknoloji sektörüyle güçlü bir ortaklığı olmayan herhangi bir ordunun, hızla değişen savaş alanında geride kalacağını da ortaya çıkardı. Bu durum, özel sektörle sözleşmeleri hızlandıran NATO'nun yaklaşımı ile sivil ve askeri sektörlerin entegrasyonu ve endüstriyel devlet merkezileştirme politikası yoluyla sivil şirketlerini doğrudan askeri sisteme entegre eden Çin'in yaklaşımı arasındaki farka işaret ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Teknolojinin savaşa entegrasyonu, tehlikeli yeni bir cephe açtı. Siber güvenlik ilk savunma hattı haline gelirken verilerin ve AI algoritmalarının ihlali, inovasyonu felakete dönüştürebilecek bir potansiyel oluşturdu. Bununla birlikte  Google, Amazon ve Microsoft'un protestoları, teknolojinin askerileştirilmesinin herkes için etik olarak kabul edilebilir olmadığını ve çalışanların veya halkın güvenini kaybetmenin hükümetlerin bu stratejiyi izleme yeteneğini engelleyebileceğini gösterdi.

Bunun sonucunda ortaya karmaşık bir denklem çıktı. ABD ve müttefikleri, teknolojik ve askeri liderliklerini korumak için Silikon Vadisi’ndeki şirketleri savunma stratejilerinin merkezine çekmek zorundalar. Ancak bu, kullanıma sınırlar koyan ve insani değerleri koruyan etik ve yasal bir çerçeve içinde ancak mümkün olabilir. Dolayısıyla AI çağında savaşın geleceği sadece Ukrayna'nın savaş alanlarında veya Pekin ve Moskova'nın laboratuvarlarında değil, aynı zamanda ulusal güvenlik endüstrisinin doğrudan ortakları haline gelen teknoloji şirketlerinin yönetim kurullarında da şekillenecektir.



‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
TT

‘Daha fazla robot’... Çin’in geleceğe yönelik stratejisi

Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)
Çin hükümeti, yerel şirketleri insansı robotlar geliştirmeleri için teşvik ediyor. (Reuters)

Çin’de doğum oranı tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bu durumun, önümüzdeki on yıllarda ülkede iş gücünün daralması ve emekli nüfusun artmasıyla birlikte ciddi bir ekonomik sarsıntı riskini artırdığı bildirildi. ABD merkezli yayın kuruluşu CNN’in haberine göre, demografik gerileme uzun vadeli büyüme üzerinde baskı oluşturabilir.

Geçen ay yayımlanan veriler, Çinli yetkililerin doğumları teşvik etmek amacıyla devreye aldığı bir dizi politikanın henüz istenen sonucu vermediğini ortaya koydu. Nakit yardımlar, vergi indirimleri ve evliliği kolaylaştıran yeni yasal düzenlemelere rağmen düşüş eğilimi sürüyor. Haberde, Pekin yönetiminin bu tablo karşısında alternatif bir çözüm arayışına yöneldiği ve seçenekler arasında robot teknolojilerinin de bulunduğu belirtildi.

sxdfrg
Ziyaretçiler, insansı robotlara adanmış ilk ‘4S’ mağazası olarak tanımlanan Pekin Robot Alışveriş Merkezi’nde bir robotu izliyor. (AP)

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, uzun süredir ülkenin imalat sektörünü modernize etmeye yönelik çalışmalara öncülük ediyor. Bu adımlar, Pekin yönetiminin Çin’i ileri teknoloji alanında kendi kendine yeten bir güç haline getirme hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Söz konusu yönelim, nüfus yapısındaki dengesizliği giderme çabalarıyla da eş zamanlı ilerliyor. Uzmanlara göre bu sorunun çözülememesi halinde emeklilik sisteminin çökmesi, hane halkı için sağlık harcamalarının artması, verimliliğin düşmesi ve buna bağlı olarak kamu kurumlarına duyulan güven ile ekonomik çıktının aynı anda gerilemesi riski bulunuyor.

Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi (HKUST) bünyesinde görev yapan demografi uzmanı Stuart Gietel-Basten, Çin’in son 20-30 yılda izlediği yaklaşımı sürdürmesi halinde, nüfus yapısı ile ekonomik sistem arasındaki uyumsuzluk nedeniyle büyük bir krizle karşı karşıya kalabileceğini belirtti. Gietel-Basten, bu durumun neden sürdürüldüğünün sorgulanması gerektiğini ifade etti.

Uzmanlar, Çin’in süreci etkin biçimde yönetmesi halinde yapay zekâya yönelimin ve eş zamanlı diğer politikaların, demografik değişimlerin ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkilerini en azından önümüzdeki birkaç on yıl boyunca önemli ölçüde sınırlayabileceğini değerlendiriyor.

Ancak kısa vadede istihdam kayıplarına yol açabilecek ve uzun vadede çalışma biçimlerini dönüştürebilecek ileri teknolojiye geçiş sürecinin yönetimi, dünya genelindeki hükümetler için ciddi bir sınama olarak görülüyor. Nüfusu 1,4 milyarı bulan ve büyümesini on yıllar boyunca geniş iş gücüne dayandıran Çin’de bu sürecin riskleri daha da belirginleşiyor. Ekonomik istikrarı meşruiyetinin temel unsurlarından biri olarak öne çıkaran iktidardaki Çin Komünist Partisi açısından da sürecin hassasiyet taşıdığı ve önümüzdeki on yıl içinde Çin’i ‘orta düzeyde gelişmiş bir ülke’ konumuna yükseltme hedefiyle bağlantılı olduğu belirtiliyor.

dcfrrf
Çin’in başkenti Pekin’de düzenlenen bir sergide Ay Yeni Yılı vesilesiyle eğlence gösterileri sergileyen robotlar (AP)

Uzmanlar, Pekin yönetiminin bugün atacağı adımların yalnızca ülke ekonomisi üzerinde değil, küresel ekonomi ve gelecek nesiller üzerinde de uzun vadeli etkiler doğuracağını belirtiyor. Bu sürecin yalnızca doğum oranlarındaki düşüşü durdurma çabasıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiliyor.

Hong Kong Üniversitesi’nde (HKU) ekonomi profesörü olan Guojun He, Çin’in robotik sistemler, dijital dönüşüm ve yapay zekâ yoluyla iş gücü verimliliğinde sürdürülebilir artış sağlayabilmesi halinde, fabrika işçi sayısı azalırken sanayi üretimini koruyabileceğini, hatta artırabileceğini ifade etti.

Guojun He, teknolojinin daralan iş gücünün ekonomik etkilerini, özellikle imalat sektöründe, önemli ölçüde hafifletebileceğini ancak tamamen ortadan kaldıramayacağını söyledi.

Haberde ayrıca söz konusu etkilerin sektörden sektöre farklılık göstereceği ve etkili sonuçlar alınabilmesi için eğitimden sosyal güvenliğe kadar uzanan bütüncül bir politika setine ihtiyaç duyulacağı vurgulandı.

Robot devrimi

Uluslararası Robotik Federasyonu verilerine göre Çin, 2024 itibarıyla dünyadaki kurulu endüstriyel robotların yarısından fazlasına ev sahipliği yaparak küresel ölçekte en büyük pazar konumunda bulunuyor.

Ülke genelinde robot kolları; kaynak, boyama ve montaj işlemlerini tam otomatik üretim hatlarında eş zamanlı biçimde yürütüyor. Bazı tesislerde ise ‘karanlık fabrika’ olarak adlandırılan ve aydınlatma için elektrik harcanmasına gerek duyulmayan üretim modelleri uygulanıyor.

Yüksek teknoloji seviyesi sayesinde Çinli fabrikalar gelişmiş elektrikli araçlar ve güneş panellerini büyük hacimlerde ve düşük maliyetle üretebiliyor. Bu durumun, ülkenin dış ticaret fazlasının artmasına katkı sağladığı belirtiliyor.

Pekin yönetimi, insansı robotlar alanına da güçlü biçimde yatırım yapıyor. Ülkede 140’tan fazla şirketin, devlet destekli programlar kapsamında bu alanda çalışmalar yürüttüğü ifade ediliyor. Şu ana kadar insansı robotlar daha çok Çin’in teknolojik iddiasını yansıtan gösterilerle gündeme geldi; televizyon ekranlarında toplu dans performanslarında ve tanıtım amaçlı boks karşılaşmalarında sergilendi.

Bununla birlikte bazı modellerin montaj hatlarında, lojistik merkezlerinde ve bilimsel laboratuvarlarda denendiği bildiriliyor. Geliştiriciler, söz konusu robotların halen geliştirme aşamasında olduğunu ancak taşıma, ayrıştırma ve kalite kontrol gibi görevlerde insan verimliliğine yaklaşmaya başladığını belirtiyor.

cdsvfd
Çin’deki insansı robotlar (Reuters)

Tüm bu adımlar, Çin’in ileri teknoloji çağında ve artan işçilik maliyetleri karşısında rekabet avantajını koruma hedefinin parçası olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım, 2015 yılında ilan edilen ‘Made in China 2025’ planında ortaya konmuştu. Aynı yıl Pekin yönetimi, on yıllar boyunca uygulanan ve tartışmalara yol açan tek çocuk politikasını da sona erdirme kararı almıştı.

Nüfus artış hızındaki düşüşün yaklaşan etkilerinin söz konusu sanayi politikasının temel motivasyonu olup olmadığı netlik taşımamakla birlikte, Çin’de bazı çevreler robotik ve yapay zekâ teknolojilerini bu demografik baskının olumsuz sonuçlarını hafifletebilecek araçlar olarak değerlendiriyor.

Yaşlanan nüfus

Resmî vizyon, robotların yalnızca fabrika işçisi olarak değil, aynı zamanda 60 yaş üstü nüfusa bakım hizmeti sunan destek unsurları olarak da kullanılmasını öngörüyor. Birleşmiş Milletler (BM) tahminlerine göre hâlihazırda nüfusun yüzde 23’ünü oluşturan bu yaş grubunun oranının 2100 yılına kadar yüzde 50’yi aşması bekleniyor.

Yaşlı bakım sistemlerinin genişletilmesine yönelik aciliyet, geçmişte uygulanan tek çocuk politikasının mirasıyla daha da artıyor. Bu politika, ebeveyn bakım sorumluluğunu kardeş paylaşımı olmaksızın tek başına üstlenmek durumunda kalacak bir ‘tek çocuk’ kuşağının ortaya çıkmasına yol açtı.

Son yayımlanan hükümet yönergelerinde, yaşlı bakım hizmetlerinin iyileştirilmesi amacıyla insansı robotlar ve yapay zekâ teknolojilerinin geliştirilmesi çağrısı yapıldı. Ayrıca beyin-bilgisayar arayüzleri, dış iskelet robotları ve fiziksel kapasitesi azalan yaşlılara destek sağlayacak yardımcı ekipmanların geliştirilmesi de öncelikler arasında yer aldı.

Devlet medyası ise insansı robotların yaşlılara 7 gün 24 saat bakım desteği sunabilecek şekilde yaygınlaştırılmasına yönelik hedefleri düzenli olarak gündeme taşıyor. Bu yayınların, kamuoyunda söz konusu teknolojilere yönelik kabulü artırmayı amaçladığı değerlendiriliyor.

Devlet destekli emeklilik sistemi de öne çıkan kaygılar arasında yer alıyor. Çok sayıda yaşlı Çinlinin dayandığı bu sistemin, nüfusun hızla yaşlanması ve ek reformların yapılmaması halinde açık veren bir yapıya dönüşebileceği öngörülüyor.

Ancak özellikle demografik gerilemenin daha da derinleşmesinin beklendiği yüzyılın ikinci yarısında, yalnızca baskı altındaki emeklilik sisteminin değil, ekonominin genel seyrinin nasıl şekilleneceği konusunda belirsizlik sürüyor.

Uzmanlar, teknolojik dönüşümün iş gücü üzerindeki etkilerine de dikkat çekiyor. Bir ülkede verimliliğin artmasının her zaman istihdamın artacağı anlamına gelmediği; bunun, daha az sayıda çalışanın daha fazla üretim yapması sonucunu doğurabileceği belirtiliyor.

Çin’in hâlihazırda bazı sektörlerde iş gücü açığı, bazı sektörlerde ise işsizlikle karşı karşıya olduğu ifade ediliyor. Teknoloji destekli verimlilik artışının uzun vadede ekonomik istikrarı destekleyebileceği, ancak kısa vadede iş gücü piyasasındaki dengesizlikleri artırabileceği değerlendiriliyor.

Yapay zekâ ve robot teknolojilerinin Çin’de kaç kişiyi işinden edebileceğine ilişkin tahminler farklılık gösteriyor. Bununla birlikte bazı yerel uzmanlar, bu teknolojilerin imalat sektörünün yaklaşık yüzde 70’ini etkileyebileceğini öne sürüyor.

Geçen ay yetkililer, söz konusu teknolojilerin hızla benimsenmesinin istihdam üzerindeki etkilerini hafifletmek amacıyla bir dizi politika tedbirinin hayata geçirileceğini açıkladı.

Genel olarak uzmanlar, teknolojinin tek başına yeterli olmadığını; doğum oranlarını teşvik eden politikalarla birlikte ele alınacak kapsamlı bir önlem paketinin, Pekin yönetiminin artan demografik dönüşümün ekonomik ve toplumsal etkilerini hafifletmesinde belirleyici olacağını vurguluyor.


Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
TT

Meta, akıllı gözlüklere yüz tanıma özelliği getirmeyi değerlendiriyor

Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)
Gözlüğü takan Meta CEO'su Mark Zuckerberg konuşma yapıyor (Reuters)

Sophie Clark 

Meta'nın, güvenlik ve gizlilik endişelerine rağmen akıllı gözlüklerine yüz tanıma yazılımı eklemeyi planladığı bildirildi.

New York Times'a (NYT) göre gözlüğü takanlar "Name Tag" (İsim Etiketi) özelliği sayesinde, baktıkları kişinin kim olduğunu anlamayı sağlayan bilgiler edinecek.

Ancak gazetenin eriştiği bir iç yazışmada bu teknolojinin "güvenlik ve gizlilik riskleri" taşıdığına değiniliyor.

Dahası NYT'ye göre şirket, tartışma yaratma potansiyeline sahip ürünü ABD'de süregelen siyasi kargaşa sırasında piyasaya sürmenin avantaj sağlayacağını düşünüyor.

Gazetenin aktardığı üzere sızan notta "Bize saldırmasını beklediğimiz birçok sivil toplum kuruluşunun, kaynaklarını başka konulara yoğunlaştırdığı dinamik bir siyasi ortamda bunu piyasaya süreceğiz" ifadeleri yer alıyor.

ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) sadece kaçak göçmen olduğundan şüphelenilenleri değil, ICE'a karşı protesto yapan Amerikan vatandaşlarını da takip etmek için son aylarda yüz tanıma teknolojisini kullandı.

The Independent'a konuşan Meta sözcüsü, şirketin teknolojiyi incelemeyi sürdürdüğünü ve seçeneklerini değerlendirdiğini söyledi.

Açıklamada "Milyonlarca kişinin bağlantı kurmasını ve hayatlarını zenginleştirmesini sağlayan ürünler geliştiriyoruz" dendi.

Böyle bir özelliğe yönelik ilgiyi sık sık duyuyoruz (ve piyasada bazı ürünler zaten var) ancak hâlâ seçenekleri değerlendiriyoruz ve herhangi bir şey çıkarırsak öncesinde dikkatli bir yaklaşım sergileyeceğiz.

Bu hamle Facebook'un, sosyal ağda gizlilik ve yasallık arasındaki "doğru dengeyi" bulmak amacıyla yüz tanıma özelliğini sitesinden kaldırmasından 5 yıl sonra geldi.

O zamandan sonra Meta'nın kurucusu Mark Zuckerberg, büyük teknoloji şirketlerine dostça davranan ve pek düzenleme uygulamayan ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'ına yakınlaştı.

Meta'nın 2021'de piyasaya sürdüğü ilk Ray-Ban akıllı gözlükleri o zamanlar sadece fotoğraf çekip video kaydedebiliyordu. CEO ve Facebook kurucusu, yapay zekayla çalışan yeni gözlükleri geçen eylülde tanıtmıştı.

Geçen yıl yaklaşık 7 milyon satan gözlüklerin popülaritesi kanıtlandı.

Gözlüklerin yapımında yer alan üç kişi NYT'ye yaptığı açıklamada yüz tanıma özelliğinin, Meta'nın ürününü rakip OpenAI'ın ürettiği akıllı gözlüklerden ayıracağını söyledi.

Ancak Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği'nden (ACLU) Nathan Freed Wessler, yüz tanıma teknolojisinin "kötüye kullanıma açık" olduğu uyarısında bulundu.

Wessler "Amerika sokaklarında yüz tanıma teknolojisi kullanılması, hepimizin güvendiği pratik anonimliğe benzersiz bir tehdit oluşturur" dedi.

Independent Türkçe', independent.co.uk/news


Microsoft Suudi Arabistan Başkanı: Krallık, yapay zekânın fiili uygulama aşamasına giriyor

Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
TT

Microsoft Suudi Arabistan Başkanı: Krallık, yapay zekânın fiili uygulama aşamasına giriyor

Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)
Suudi Arabistan, yapay zekâ deneme aşamasından hayati sektörlerdeki gerçek üretim ortamlarına geçiyor. (Shutterstock)

Suudi Arabistan’da bu hafta düzenlenen Microsoft Yapay Zekâ Turu’nda öne çıkan duyuru netti: Şirket, müşterilerin 2026’nın dördüncü çeyreğinden itibaren Azure veri merkezi bölgesinden bulut iş yüklerini çalıştırabileceğini teyit etti.

Ancak bu teknik başarı, daha derin bir anlam da taşıyor. Suudi Arabistan artık yapay zekâyı test etme aşamasını geride bırakmış durumda ve altyapı, yönetişim, beceri geliştirme ve kurumsal benimseme süreçlerinin kesiştiği bir uygulama aşamasına giriyor. Microsoft Suudi Arabistan Başkanı Turki Badhris’e göre bu zamanlama tesadüf değil; yıllarca süren hazırlığın bir sonucu.

Badhris, etkinlik sırasında “Ortaya çıkan netlik ve güven, kurumlara dijital dönüşüm ve yapay zekâ yolculuklarını planlarken önemli bir rehberlik sağlıyor” dedi.

‘Netlik ve güven’ ifadeleri teknik birer terim gibi görünse de, aslında stratejik öneme sahip değişkenler. Devlet kurumları ve büyük şirketler, yapay zekâya geçişi yalnızca deneylere dayanarak yapmıyor; altyapının yerel olarak hazır olduğunu, düzenleyici gerekliliklerle uyumlu olduğunu ve uzun vadeli işletim sürekliliğinin sağlandığını gördüklerinde adım atıyorlar. Yeni Azure veri merkezi bölgesinin duyurulması, altyapının artık sadece geleceğe dönük bir plan değil, belirlenmiş takvimli ve yakın zamanda uygulanacak bir taahhüt olduğunu gösteriyor.

Deneylerden üretim ortamlarına

Suudi Arabistan’da yapay zekâ hikâyesi ardışık aşamalardan geçti. İlk aşama, dijital altyapının genişletilmesi, düzenleyici çerçevelerin geliştirilmesi ve bulut bilişimin güçlendirilmesine odaklandı. Bu aşama, temel kapasitenin oluşturulmasını sağladı. Mevcut aşama ise artık uygulama ve kullanım aşaması. Badhris, sürecin gerçekten değiştiğini belirterek, “Krallık genelinde devlet kurumları, şirketler ve iş ortaklarıyla yakın çalışıyoruz; veri güncellemelerinden yönetişime, beceri geliştirmeden müşterilerin deney aşamasından üretim aşamasına güvenle geçmesine kadar tüm hazırlıkları destekliyoruz” dedi. ‘Deneme’ ile ‘üretim’ arasındaki fark kritik önemde: Denemeler potansiyeli test ederken, üretim ortamları iş akışını yeniden şekillendiriyor.

csdcvds
Microsoft Suudi Arabistan Başkanı Turki Badhris, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda

Bu dönüşümü şirketler de somutlaştırıyor. Örneğin Qiddiya Investment Company ve ACWA Power, yapay zekâyı ayrı deneme girişimleri olarak kullanmak yerine günlük operasyonlarına entegre ediyor.

ACWA Power, Azure Yapay Zekâ hizmetleri ve akıllı veri platformunu kullanarak küresel çapta enerji ve su operasyonlarını iyileştiriyor; sürdürülebilirlik ve kaynak verimliliğine odaklanarak öngörücü bakım ve yapay zekâ destekli optimizasyon uyguluyor.

Qiddiya ise Microsoft 365 Copilot kullanımını genişleterek çalışanların iletişim özetlemesi, veri analizi ve yüzlerce varlık ile yükleniciye ait panolarla etkileşimde bulunmalarını sağlıyor. Yapay zekâ artık kurumun kenarında değil, operasyonel yapısının bir parçası hâline gelmiş durumda. Bu, gerçek bir olgunluk aşamasını yansıtıyor; yapay zekâ gösteriş amaçlı bir araç olmaktan çıkıp üretken bir araç haline geliyor.

Stratejik bir sinyal olarak altyapı

Suudi Arabistan’ın doğusunda yer alan Azure veri merkezi bölgesi, yalnızca yanıt süresini kısaltmakla kalmıyor; aynı zamanda verilerin yerel olarak saklanmasını destekliyor, uyumluluk gereksinimlerini güçlendiriyor ve dijital egemenlik çerçevelerini pekiştiriyor.

Finans, sağlık, enerji ve kamu hizmetleri gibi sıkı şekilde düzenlenen sektörlerde, verilerin düzenleyici gerekliliklerle uyumlu hale getirilmesi bir tercih değil, zorunluluk olarak görülüyor.

sdcvdsv
Suudi Arabistan’ın Azure veri merkezi bölgesinin 2026’nın dördüncü çeyreğinde faaliyete geçeceği teyit edildi. Bu durum, kurumlara planlama ve genişleme konusunda netlik ve güven sağlıyor. (Getty Images)

Badhris, bu başarının uzun vadeli bir bağlılığı yansıttığını belirterek, “Bu adım, Suudi Arabistan’daki kamu ve özel sektör için gerçek ve ölçeklendirilebilir bir etki yaratma konusundaki uzun süreli bağlılığımızın önemli bir dönüm noktası” dedi.

‘Ölçeklendirilebilir etki’ vurgusu, altyapının kendi başına değer yaratmadığını, ancak değer oluşturmak için gerekli koşulları sağladığını gösteriyor. Suudi Arabistan, yapay zekâyı enerji ve ulaştırma ağlarına benzer şekilde temel bir ekonomik yapı olarak ele alıyor ve üretkenliği artıracak bir zemin olarak konumlandırıyor.

Hızın katalizörü olarak yönetişim

Küresel ölçekte yapay zekâ düzenlemeleri genellikle sınırlayıcı bir unsur olarak görülür. Ancak Suudi Arabistan örneğinde, yönetişim, hızlandırma stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak entegre edilmiş durumda. Hassas sektörlerde yapay zekânın benimsenmesi, net bir güven çerçevesi gerektiriyor. Uyumluluk ise sonradan eklenen bir unsur değil; tasarımın başından itibaren yerleşik olmalı. Ayrıca, bulut hizmetlerinin ulusal dijital egemenlik gereklilikleriyle uyumlu hale getirilmesi, genişleme aşamasında olası sürtüşmeleri azaltıyor. Kurumlar, uyumluluğun platformun kendisine gömülü olduğunu gördüğünde, genişleme kararlarını çok daha hızlı alabiliyor. Bu anlamda, yönetişim bir sınırlayıcı olmaktan çıkarak etkin bir güçlendirici unsur haline geliyor.

Görünmez engel

Üretken yapay zekâ teknolojileri gündemde ön planda olsa da, kurumlar için en büyük zorluk genellikle veri altyapısında yatıyor. Parçalanmış veri sistemleri, kurumsal veri siloları ve birleşik bir yönetişim eksikliği, genişlemeyi ciddi şekilde engelleyebiliyor.

Suudi Arabistan stratejisi, etkili yapay zekâ kullanımı için veri altyapısını güncellemeyi temel öncelik olarak belirliyor. Düzenli ve entegre bir veri ortamı olmadan yapay zekâ uygulamaları yüzeysel kalıyor ve gerçek değer üretmiyor.

vdfsvfd
Veri mimarisini güncellemek ve yönetişimi standartlaştırmak, yapay zekâyı gerçek operasyonel değere dönüştürmek için ön koşullardır. (Shutterstock)

Bunun yanında, küresel ölçekte en büyük zorluklardan biri de yetenek açığı. Suudi Arabistan, 2030’a kadar üç milyon kişiyi yapay zekâ alanında eğitmeyi taahhüt etti. Odak yalnızca farkındalık yaratmak değil; uygulama becerilerini geliştirmek. Dönüşüm, iş akışına yapay zekâyı entegre edebilecek nitelikli insan kaynağı olmadan başarıya ulaşamaz.

Badhris, bu bağlamda beceri geliştirme çalışmalarının, genel hazırlık ve uyumluluk çerçevesinin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguluyor. Ona göre, yapay zekâ çağında rekabet gücü yalnızca modellerin yetenekleriyle değil, iş gücünün bu yetenekleri kullanabilme kapasitesiyle ölçülüyor.

Ekonomik strateji olarak sektörel dönüşüm

Riyad’daki yapay zekâ turu yalnızca teknik sunumlarla sınırlı kalmadı; enerji sektörü, büyük projeler ve kamu hizmetlerindeki uygulama örnekleri de ön plana çıktı. Bu uygulamalar sıradan veya yan projeler değil; Vizyon 2030’un temel taşlarını oluşturuyor. Enerji yönetiminde yapay zekâ sürdürülebilirliği artırırken, büyük projelerde yürütme verimliliğini yükseltiyor, kamu hizmetlerinde ise vatandaş deneyimini iyileştiriyor. Burada yapay zekâ bağımsız bir sektör değil; üretkenliği yatay olarak güçlendiren bir katalizör işlevi görüyor.

Küresel arenada konumlanma

Küresel ölçekte yapay zekâ liderliği, dört unsurla değerlendiriliyor: bilişim kapasitesi, yönetişim, sistem entegrasyonu ve beceri hazırlığı. Suudi Arabistan ise bu unsurları eşzamanlı olarak uyumlu hale getiriyor. Yeni Azure veri merkezi bölgesi hem bilişim altyapısını sağlıyor hem de düzenleyici çerçevelerle güveni güçlendiriyor; iş birlikleri entegrasyonu desteklerken, eğitim programları hazır olma seviyesini artırıyor.

Suudi Arabistan şimdi yapay zekâ yolculuğunda kritik bir aşamaya girmiş durumda. Altyapı güvenceye alındı, kurumsal kullanımlar yaygınlaşıyor, yönetişim entegre edilmiş ve beceriler gelişiyor.

Badhris, yapılan açıklamanın kurumlara ‘netlik ve güven’ sağlayarak yolculuklarını planlamada fark yaratacağını belirtiyor. Bu açıklık, hedef ile uygulama arasındaki farkı oluşturabilir. İşte Riyad’daki Microsoft turunun önemi burada ortaya çıkıyor: Altyapı artık amaç değil, dönüşümün inşa edildiği platform haline geliyor.