ABD’nin ulusal güvenliği Silikon Vadisi'nin pençesinde

Algoritmaların askerileştirilmesi

Görsel: Lina Jaradat
Görsel: Lina Jaradat
TT

ABD’nin ulusal güvenliği Silikon Vadisi'nin pençesinde

Görsel: Lina Jaradat
Görsel: Lina Jaradat

Marco Mossad

ABD ordusu, geçtiğimiz yıl haziran ayında, Meta ve OpenAI gibi teknoloji şirketlerinin üst düzey yöneticilerinden oluşan bir grubun ‘Executive Innovation Corps’ adlı yeni bir birime katıldığını duyuran yüksek profilli bir tören düzenledi. Bu birimde onlara albay rütbesi verildi. Bu adım, Silikon Vadisi ile ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) arasında giderek ortaklığın derinleştiğinin bir göstergesiydi.

Bu gelişme, Google gibi bazı büyük teknoloji şirketlerinin politikalarında da önemli değişikliklere yol açtı. Google, uzun süredir sürdürdüğü gözetleme sistemleri veya silahlar geliştirmeyeceklerine dair taahhüdünden vazgeçerek, yıllarca süren kısıtlamalar ve iç tartışmaların ardından askeri gereksinimlere daha fazla uyum sağlama isteğini ortaya koydu.

Burada teknolojinin ABD ordusunun stratejisini yeniden şekillendirip şekillendirmediği ya da Pentagon'un yeni bir inovasyon yolunu mu izlediği şeklinde daha geniş kapsamlı bir soru gündeme geldi. Bu soru, önümüzdeki on yıllarda küresel güvenliği şekillendirecek etik, ekonomik ve siber güvenlikle ilgili sonuçlar doğuruyor.

Geçişler ve yeni ilişkiler

Son yıllarda, büyük teknoloji şirketlerinin askeriye ile iş birliğine yönelik politikalarında köklü bir değişim yaşandı. Bu şirketler, muhafazakâr etik sloganları savunarak askeri alana katılım konusunda katı kısıtlamalar uyguladıkları bir aşamadan, Pentagon projelerine, özellikle yapay zeka (AI) ve bulut sistemi gibi hassas alanlarda doğrudan katılımı mümkün kılan daha esnek ve daha açık katılım kuralları ile karakterize edilen yeni bir aşamaya geçtiler. Bu değişim sadece taktiksel bir değişim değil, teknoloji ve askeri sektörler arasındaki ilişkinin daha organik bir şekilde yeniden şekillendiğinin de bir işareti.

Bu değişimin öncülerinden biri Google’dı. Geçtiğimiz şubat ayında gözetleme sistemleri ve silah araçları geliştirmeyeceğine dair açık bir taahhüt içeren AI İlkeleri sayfasından ‘Gözetlemeye Yönelik Uygulamalar’ başlıklı bölümü kaldırdı. Bu hamle, teknoloji raporları tarafından, şirket insan haklarına olan ilkesel taahhüdünü sürdürmeye ve zararlı etkilerden kaçınmaya çalışsa da, hassas askeri veya hükümet kullanımlarını kısıtlayan açık yasağın kaldırılması olarak yorumlandı. Burada, beyan edilen söylem ile fiili politikalar arasındaki tutarsızlık, savunma gereksinimleri ile iş birliğine yönelik daha fazla açıklığın bir göstergesi haline geliyor.

Bu değişiklikler birdenbire ortaya çıkmadı, ancak büyük teknoloji şirketlerini orduyla ilişkilerini yeniden tanımlamaya iten bir dizi iç içe geçmiş faktörün etkisiyle gerçekleşti.

OpenAI ayrıca geçtiğimiz yıl ocak ayında kurallarını revize ederek, silah geliştirme veya bireylere doğrudan zarar vermeyi açıkça yasaklarken, ‘askeri ve savaş amaçlı kullanımlar’ üzerindeki genel yasağı kaldırdı. Bu değişiklik, siber güvenlik ve operasyonel yönetim gibi alanlarda savaş dışı askeri iş birliklerine kapı açtı. Daha sonra gelişmeler devam etti ve geçtiğimiz aralık ayında Amerikan savunma şirketi Anduril ile resmi bir ortaklık kuruldu. Bu ortaklık, AI modellerini hava savunma sistemlerine entegre ederek drone filolarına karşı koymayı amaçlıyordu. Şirket geçtiğimiz haziran ayında revize edilen politikasının belirlediği sınırlara bağlılığını sürdürürken, idari ve operasyonel amaçlar için gelişmiş modeller geliştirmek üzere Pentagon ile 200 milyon dolar değerinde bir sözleşme imzaladı. Tüm bu gelişmeler politikanın genel bir yasaktan, askeri bağlamda neyin yapılabileceğini ve neyin yapılamayacağını kesin olarak tanımlayan ayrıntılı bir düzenlemeye nasıl dönüştüğünü gösteriyor.

Savunma bulut bilişim sözleşmeleri bu açıklığı kurumsallaştırdı. Pentagon, 2022 yılının aralık ayında Amazon, Microsoft, Google ve Oracle gibi büyük teknoloji şirketleriyle, 2027 yılına kadar geçerli olacak ve 9 milyar dolarlık bütçeye sahip Joint Warfighting Cloud Capability (JWCC) sözleşmesi imzaladı. Sözleşme imzalandığından bu yana, siparişler Mart 2024'te yarım milyar doları aşarken, bu yılın ortalarında hükümetin ve uzmanların tahminlerine göre gerçek harcamalar 3 milyar doların üzerindeydi. Bu gelişme, ABD ordusunun verilerini yönetmek ve AI uygulamalarını çalıştırmak için ticari bulut hizmeti sağlayıcılarına yapısal olarak bağımlı hale geldiğini ve geçmişte var olan geleneksel askeri müteahhitlere olan münhasır bağımlılığın yerini aldığını yansıtıyor.

Bu değişiklikler birdenbire ortaya çıkmadı, ancak büyük teknoloji şirketlerini orduyla ilişkilerini yeniden tanımlamaya iten bazı iç içe geçmiş faktörlerce yönlendirildi. Bu faktörlerin başında, Ukrayna'daki savaşın yol açtığı artan jeopolitik baskılar geliyor. Bu baskılar sonucunda AI artık teknik bir araç veya yenilikçi bir lüks olarak değil, enerji, uzay veya iletişim ile eşit düzeyde ulusal güvenlik için temel bir altyapı olarak değerlendiriliyor.

İkinci faktör, AI’nin kendi iç ekonomisiyle ilgili. Gelişmiş modeller, süper bilgisayar merkezlerine ve büyük miktarda veriye yönelik muazzam sermaye yatırımları gerektirir ve bu yatırımlar, dalgalı ve istikrarsız bir tüketici pazarında geri kazanılması zor yatırımlardan oluşuyor. Buna karşın, uzun vadeli savunma sözleşmeleri güvenli ve istikrarlı bir finansman kaynağı sağlıyor ve bu da hayatta kalmak ve büyümek için gerekli olan devasa AI altyapısını kurmak isteyen şirketler için daha cazip hale getiriyor.

Bu, risksiz bir yol değil. Silikon Vadisi'ndeki kurumsal hafıza, 2018 yılında Google'da Maven Projesi’ne karşı yapılan yaygın protestoları hatırlamaya devam ediyor.

Üçüncü faktör, bu şirketlerin yönetim felsefesindeki belirgin değişiklikti. Söz konusu şirketler, ‘silah üretimine katılmayacağız’ gibi genel yasaklar ve geniş sloganlarla göründükten sonra, bireylere doğrudan zarar vermeyi önlemeye odaklanan, ancak siber güvenlik, lojistik destek ve askeri tıp gibi alanlarda savaş dışı kullanımlara izin veren ayrıntılı politikalara geçtiler. Bu değişim, Google ve OpenAI'nin güncellemelerinde açıkça görüldü. Bu güncellemelerde, kullanım kuralları, ilan edilen kırmızı çizgileri aşmadan yeni savunma işbirliklerine kapı açacak şekilde yeniden yazıldı.

Dördüncü faktör, Pentagon’un kendi içindeki sözleşme yapısı ile ilgili. Bakanlık, JWCC sözleşmesinde görüldüğü üzere aynı anda birden fazla tedarikçi ile çalışmasına olanak tanıyan daha esnek modeller geliştirdi. Ayrıca, şirket başına 200 milyon dolara kadar bütçelerin ayrıldığı gelişmiş modeller için sözleşmeler de imzalandı. Bu yaklaşım, ABD ordusunun tek bir tedarikçiye olan bağımlılığını azaltırken, ticari yeniliklerin komuta ve kontrol sistemlerine entegrasyonunu hızlandırdı.

Ancak bu, risksiz bir yol değil. Silikon Vadisi'ndeki kurumsal hafıza, 2018 yılında Google'da Maven Projesi’ne karşı yapılan yaygın protestoları hatırlamaya devam ediyor. Bu da, çalışanlar kullanım sınırlarının aşıldığını hissettiklerinde bu tür gerilimlerin tekrarlanma olasılığının devam ettiğini gösteriyor. Bunun yanında ticari altyapıya olan bağımlılığın artması, büyük şirketlerin teknik aksaklıklar veya büyük ölçekli siber saldırılara maruz kalması durumunda potansiyel zafiyetler yaratırken özellikle Anduril gibi savunma şirketleriyle yapılan büyük sözleşmeler veya uzun vadeli ortaklıklar nedeniyle, beyan edilen sivil uygulamalardan doğrudan saha kullanımına kademeli bir geçiş riski de bulunuyor. Bu durum, şirketlerin kendi politikalarının ötesine geçen ve askeri-teknolojik iş birliğini düzenlemek için şeffaf standartlar belirleyen bağımsız denetim mekanizmaları ve dış denetimlerin kurulmasını acil hale getiriyor.

Jeopolitik değişim

Ukrayna'daki savaş, dijital gücün geleneksel silahlar kadar önemli hale geldiğini açıkça gösterdi. Teknoloji şirketi Palantir, NATO'ya geleneksel askeri prosedürlere kıyasla dakikalar içinde büyük miktarda keşif verisi ve görüntüsünü analiz edebilen AI tabanlı Maven sistemini sağladı. NATO bu sistemi olağanüstü bir hızla benimsedi ve savunma sistemine özel teknoloji şirketlerini dahil etmenin acil bir ihtiyaç olduğunu ortaya koydu. Gerçeklik, ordunun tek başına gelişimin hızına ayak uyduramayacağını, şirketlerin ise askeri bürokrasiden daha fazla operasyonel esnekliğe sahip olduğunu gösteriyor.

İsveç, Rusya ve Ukrayna'nın drone filolarını yoğun bir şekilde kullandığını gördükten sonra benzer teknolojiler geliştirmek için hızla harekete geçti ve program başlattı. Bu tür programların genellikle beş yıl sürmesine rağmen, programı bir yıldan kısa bir sürede tamamladı. Bu başarı, yerel ordu ve start-up'lar arasındaki doğrudan iş birliği sayesinde mümkün oldu ve askeri teknoloji yarışında zamanın ne kadar önemli olduğunu vurguladı.

Letonya hava savunma sanayisini genişletti ve Ukrayna'ya insansız hava araçları (İHA) tedarik etmek için NATO’ya katıldı. Tüm bunlarla birlikte sadece Kiev'e destek olmakla kalmadı, aynı zamanda yerel savunma sanayisinin modern NATO sistemine entegrasyonunu sağladı, değişikliklere ayak uydurma ve ötekileştirilmesini önleme yeteneğini güçlendirdi.

Tüm bu deneyimler, ABD ve müttefiklerinin üstünlüklerini korumak için teknoloji şirketleriyle doğrudan iş birliği yapmaktan başka seçenekleri olmadığını ortaya koydu.

İngiltere de benzer bir yaklaşım benimsedi. İngiltere Savunma Bakanı John Healey daha önce yaptığı bir açıklamada AI’nin İngiltere’nin savunma stratejisini gözden geçirme sürecinin merkezi bir unsuru olacağını açıkladı. Bakanlık, İngiliz ordusuna teknoloji entegrasyonunu uzun süredir engelleyen geleneksel yavaşlığı aşmak amacıyla, ekipman bütçesinin yüzde 10'unu yapay zeka sistemleri ve İHA’ların geliştirilmesine ayırdı.

Çin, sivil ve askeri sektörlerin entegrasyonuna dayalı farklı bir yol izledi. Bu strateji, sivil ve askeri sektörler arasındaki sınırları ortadan kaldırırken Huawei ve Baidu gibi şirketleri devletin elindeki doğrudan araçlara dönüştürdü. Çin Elektronik Şirketi (China Electronics Corporation/CEC), AI tabanlı gelişmiş gözetleme sistemleri geliştirirken, Çin Havacılık Sanayii Kurumu (Aviation Industry Corporation of China/AVIC) ise akıllı algoritmalarla yönlendirilen hipersonik füzelere odaklandı. Bu model, etik boyutun veya kullanım sınırlarının açıkça tartışılmadığı, aksine şirketlerin laboratuvardan savaş alanına geçişi hızlandırmak için devlet yapısına entegre edildiği mutlak merkezileşme ile öne çıkıyor.

gtrg
Güney Koreli teknoloji devi Samsung, Apple'dan dünyanın en büyük telefon satıcısı konumunu geri kazanmaya çabası çerçevesinde yeni AI özellikleriyle donatılmış en yeni Galaxy akıllı telefonlarını piyasaya sürdü (Glenn CHAPMAN / AFP)

Bu deneyimler, ABD ve müttefiklerinin üstünlüklerini korumak için teknoloji şirketleriyle doğrudan iş birliği yapmaktan başka seçenekleri olmadığını ortaya koydu. Rusya-Ukrayna savaşı, İHA’lar ve AI sistemlerinin artık yan unsurlar değil, güç dengesini belirleyen unsurlar olduğunu açıkça gösterdi. Bu da Silikon Vadisi ile Pentagon arasındaki ortaklığı, liderliği sağlamak için tamamlayıcı bir seçenek olmaktan çıkıp stratejik bir zorunluluk haline getirdi.

Post etik

Pentagon'un teknoloji şirketleriyle olan ortaklıkları, artık sadece tedarik sözleşmeleri veya stratejik yatırımlarla sınırlı kalmayıp Silikon Vadisi'nde hararetli bir siyasi ve etik mesele haline geldi. Hükümetler bu ortaklıkları askeri üstünlüğü korumak için bir araç olarak görürken, çalışanlar ve aktivistler ise bunları teknolojiyi militarize etme ve hassas insani sonuçları olan çatışmalarda kullanma girişimi olarak değerlendiriyor.

Tartışma yıllardır sürüyor. Google, 2018 yılında yaygın iç protestoların baskısı altında, drone görüntülerinin analizine yönelik Maven Projesi’nden çekildi. Bu çekilme, kurumsal politikada yeni bir yol açtı ve genel etik taahhütlerden, siber güvenlik ve lojistik gibi alanlarda savaş dışı sözleşmelere izin veren, ancak savunma sisteminin merkezinde kalan pratik bir yönetime geçildi.

Gazze'deki son savaş, bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Google ve Amazon çalışanları, geçtiğimiz yıl nisan ayında “Apartheid Rejimine Teknoloji Yok” kampanyası kapsamında New York ve Kaliforniya'daki yöneticilerin ofislerine baskın düzenleyerek, Nimbus Projesi’nin İsrail ile imzaladığı 1,2 milyar dolarlık sözleşmeyi protesto ettiler. Protestocular, teknolojinin askerileştirilmesini reddeden pankartlar taşıdılar. Bazıları ofislerin içinde oturma eylemi düzenlediler. Polis müdahale ederek birçoğunu gözaltına aldı. Protestolar, Filistinlilerin askeri olarak gözetlenmeleri için bulut sistemi ve AI teknolojilerinin kullanımına karşı profesyonel kesimin yaygın bir şekilde karşı çıktığını ortaya koydu.

Bunun sonucunda ortaya karmaşık bir denklem çıktı. ABD ve müttefikleri, teknolojik ve askeri liderliklerini korumak için Silikon Vadisi’ndeki şirketleri savunma stratejilerinin merkezine çekmek zorundalar.

Çalışanların öfkesi Microsoft'a da sıçradı. Microsoft çalışanları geçtiğimiz ağustos ayında İsrail ordusunun askeri operasyonlarında Azure Bulut Sistemi’ni kullandığına dair haberleri protesto etmek amacıyla şirketin Redmond'daki genel merkezindeki ana avluyu ‘Filistin’in Şehit Çocukları Meydanı’ olarak adlandırdılar.

Tüm bu olaylar, teknoloji şirketleri ile Pentagon arasındaki ilişkinin artık önemsiz bir ayrıntı olmadığını, ABD ulusal güvenliğinde yeni bir denklem haline geldiğini gösteriyor. Şirketler sarsılmaz etik tabuları terk etmeye başlayıp yavaş yavaş savunma sözleşmelerine yönelirken, NATO ticari yenilikleri askeri yapısına entegre etmeye çalışıyor. 21. yüzyılda askeri üstünlük artık sadece tank ve füze üretimi ile değil, algoritmaların, verilerin ve bulut sistemlerinin olduğu oyunun kurallarını değiştirme yeteneği ile ölçülüyor.

Ukrayna'daki savaş, bu değişimi açıkça ortaya koyarken İHA’ların, gerçek zamanlı veri analiz sistemlerinin ve elektronik savaşın değerini gösterdi. Bu savaş, teknoloji sektörüyle güçlü bir ortaklığı olmayan herhangi bir ordunun, hızla değişen savaş alanında geride kalacağını da ortaya çıkardı. Bu durum, özel sektörle sözleşmeleri hızlandıran NATO'nun yaklaşımı ile sivil ve askeri sektörlerin entegrasyonu ve endüstriyel devlet merkezileştirme politikası yoluyla sivil şirketlerini doğrudan askeri sisteme entegre eden Çin'in yaklaşımı arasındaki farka işaret ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Teknolojinin savaşa entegrasyonu, tehlikeli yeni bir cephe açtı. Siber güvenlik ilk savunma hattı haline gelirken verilerin ve AI algoritmalarının ihlali, inovasyonu felakete dönüştürebilecek bir potansiyel oluşturdu. Bununla birlikte  Google, Amazon ve Microsoft'un protestoları, teknolojinin askerileştirilmesinin herkes için etik olarak kabul edilebilir olmadığını ve çalışanların veya halkın güvenini kaybetmenin hükümetlerin bu stratejiyi izleme yeteneğini engelleyebileceğini gösterdi.

Bunun sonucunda ortaya karmaşık bir denklem çıktı. ABD ve müttefikleri, teknolojik ve askeri liderliklerini korumak için Silikon Vadisi’ndeki şirketleri savunma stratejilerinin merkezine çekmek zorundalar. Ancak bu, kullanıma sınırlar koyan ve insani değerleri koruyan etik ve yasal bir çerçeve içinde ancak mümkün olabilir. Dolayısıyla AI çağında savaşın geleceği sadece Ukrayna'nın savaş alanlarında veya Pekin ve Moskova'nın laboratuvarlarında değil, aynı zamanda ulusal güvenlik endüstrisinin doğrudan ortakları haline gelen teknoloji şirketlerinin yönetim kurullarında da şekillenecektir.



Yapay zekâ geliştirme hızını yavaşlatmak mümkün mü?

İllüstrasyonda “yapay zekâ” ifadesi, klavye ve robotik el (Reuters)
İllüstrasyonda “yapay zekâ” ifadesi, klavye ve robotik el (Reuters)
TT

Yapay zekâ geliştirme hızını yavaşlatmak mümkün mü?

İllüstrasyonda “yapay zekâ” ifadesi, klavye ve robotik el (Reuters)
İllüstrasyonda “yapay zekâ” ifadesi, klavye ve robotik el (Reuters)

Yapay zekâ sektörünün önde gelen yöneticileri, bu teknolojinin hızla ilerleyen geliştirme sürecini yavaşlatmaya çalışıyor. Ancak şirketler arasındaki yoğun rekabet, ABD hükümetinin kısıtlamalar getirmekten kaçınması ve jeopolitik kaygılar bu hedefin önünde engel oluşturuyor.

Geliştirme hızının yavaşlatılması çağrıları

Anthropic Üst Yöneticisi (CEO) Dario Amodei, cumartesi günü yapay zekânın geliştirilme hızının yavaşlatılması için koordineli çaba çağrısında bulundu. Amodei, bunun ilgili taraflara teknolojinin giderek artan yeteneklerinden kaynaklanan riskleri anlamaları için daha fazla zaman sağlayacağını belirtti.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre   Amodei'nin çağrısına OpenAI CEO'su Sam Altman'ın yanı sıra Elon Musk ve Google DeepMind CEO'su Demis Hassabis de açık destek verdi.

Endişeler neden şimdi arttı?

Bu çağrılar, OpenAI ve Anthropic'in son aylarda yapay zekâ sistemlerinin izole edildikleri ortamlardan kendiliğinden çıkarak internete eriştiği ve hatta internet siteleri ile platformlara saldırdığı çeşitli olayları açıklamasının ardından geldi.

Söz konusu olaylar sırasında bu sistemlerin kendi aralarında koordinasyon kurma, hiyerarşiler oluşturma, kandırma ve gerçekleştirdikleri eylemlerin izlerini silme gibi yeteneklere sahip olduğu görüldü.

dfvgthy
New York’ta bir bilgisayar ekranında Anthropic’in internet sitesinden sayfalar ve şirketin logoları (AP)

Öte yandan daha önce OpenAI'da çalışmış ve Anthropic'ten istifa etmiş olan Jacob Coxon, salı günü iki girişimci şirketi güvenlik standartlarında gevşek davranmak ve "hayatımızı kumara yatırmakla" açıkça suçladı.

Şirketler geliştirme hızını kendi başlarına yavaşlatabilir mi?

Sektörün en büyük şirketleri arasındaki rekabetin son derece yoğun olması, yüz milyarlarca dolarlık yatırımın söz konusu olduğu bir ortamda herhangi bir şirketin tek başına geliştirme hızını düşürmesini zorlaştırıyor.

Amodei rakiplerle koordinasyon sağlamaya hazır olduğunu belirtirken Çin'i bu işbirliğinin dışında bıraktı.

Şu ana kadar Anthropic ve OpenAI'ın attığı somut adım ise yapay zekâ güvenliği alanındaki çalışmalarını şirket içinde denetlemek üzere bağımsız gözlemcilerden yararlanmakla sınırlı kaldı.

Bu sadece bir halkla ilişkiler kampanyası mı?

Amodei'nin çağrısı sektörde çok sayıda çalışan tarafından memnuniyetle karşılanırken bazı kesimler ise çağrının ardındaki gerekçeleri sorguladı.

Yapay zekâ sektörünün önde gelen girişimcilerinden Brian Rommele, çağrının aslında Anthropic'in muhtemel halka arzından birkaç hafta önce gerçekleştirilen bir pazarlama hamlesi olduğunu savundu.

Rommele, geniş çapta beklenen halka arza atıfta bulunarak X platformunda şu ifadeleri kullandı: "Bu, bir makale biçiminde halka arz hikâyesi: Biz sorumlu şirketiz, biz çözümüz, güvenlik primini satın alın."

rgthy
Mayıs 2026'da şirketin düzenlediği etkinlik sırasında yapay zekâ şirketi Anthropic'in logosu (DPA)

Teknoloji sektöründeki bazı özel yatırımcılar da Anthropic'i "düzenleyici kurumların ele geçirilmesi" olarak tanımlanan bir yaklaşımı benimsemekle suçladı. Buna göre şirket, kamu otoritelerini, girişimin kurallar yoluyla oluşturulacak düzenleyici hiyerarşinin en üstünde yer alacağı bir yapı kurmaya yönlendirmeye çalışıyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın yapay zekâ danışmanlığını daha önce yürüten ve halen Beyaz Saray'da etkisini sürdüren David Sacks ise "Yavaşlamanın ardındaki motivasyonun tamamen fedakârlık olduğunu iddia etmeyi bırakın" dedi.

Sacks, "Ürünleriniz son derece zararlı bir siber saldırının gerçekleştirilmesine imkân verirse ürün sorumluluğu açısından çok büyük risklerle karşı karşıya kalırsınız" ifadelerini kullandı.

Trump yönetiminin desteği olmadan yapay zekâ yavaşlatılabilir mi?

Trump, pazar günü yapay zekâ sektörünün liderleri tarafından dile getirilen uyarıları reddederek bunları "negatif güçler" olarak nitelendirdi.

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson'a göre çok sayıda Cumhuriyetçi, teknolojiye yönelik aktif düzenlemeler konusunda temkinli davranıyor. Bunun nedenleri arasında düzenlemelerin inovasyonu boğabileceği ve Çin'in yapay zekâ yarışını kazanmasına yol açabileceği endişesi bulunuyor.

Amodei ise pazar günü yapay zekâ üzerinde devlet denetimine ihtiyaç duyulduğu yönündeki görüşünü yineledi. Amodei, Altman ve Hassabis gibi sektörün kendi kendini düzenlemesinin yeterli olmayacağını vurguladı.

Çin olmadan geliştirme hızı yavaşlatılabilir mi?

Amodei, koordinasyonun demokratik ülkelerle sınırlandırılmasını ve Çin'in sürecin dışında tutulmasını öneriyor. Ancak yapay zekâ yarışı ve Çin'in bu alandaki ilerlemesinin, teknolojinin geliştirilme hızının yavaşlatılması ihtimali değerlendirilirken "en zor açmazı" oluşturduğunu kabul ediyor.

Amodei, pazar günü CBS'e verdiği röportajda Çin'in kaydettiği ilerlemenin yapay zekânın geliştirilme hızının yavaşlatılması meselesini daha karmaşık hale getirdiğini söyledi.

ABD'nin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in eylül ayı sonunda Washington'a gerçekleştirmesi planlanan ziyareti sırasında yapay zekâ güvenliğini görüşmesi bekleniyor. Ancak çeşitli medya kuruluşlarının haberlerine göre Çin, ABD'nin kendi düzenleyici çerçevesini dayatma girişimine karşı çıkıyor.

Anlaşmazlık, özellikle Çin'in "açık" yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesini teşvik etmesi nedeniyle daha belirgin hale geliyor. Bu sistemlere erişim sağlanabiliyor ve modeller serbestçe değiştirilebiliyor. Buna karşılık ABD'nin önde gelen şirketleri daha çok "kapalı" modelleri tercih ediyor.

Açık modeller, doğaları gereği daha zor kontrol ediliyor. Kullanıcıların modellerin parametrelerini değiştirebilmesi, bu sistemlerin şüpheli amaçlarla kullanılmasına imkân tanıyabiliyor.

Amodei, Çin dışındaki öncü şirketlerin geliştirme hızını yavaşlatabilmesi için ABD'nin en gelişmiş yarı iletkenlerinin Çin'e ihracatına yönelik kontrollerin sıkılaştırılmasını ve Batı'nın yapay zekâ teknolojisinin Çin'deki laboratuvarlar tarafından kötüye kullanılmasını önleyecek güvencelerin güçlendirilmesini öneriyor.


Washington’ın yapay zekâ açmazı: Güvenlik mi, küresel rekabet mi?

Güney İsviçre’nin Lugano kent merkezindeki bilgisayarlar (AFP)
Güney İsviçre’nin Lugano kent merkezindeki bilgisayarlar (AFP)
TT

Washington’ın yapay zekâ açmazı: Güvenlik mi, küresel rekabet mi?

Güney İsviçre’nin Lugano kent merkezindeki bilgisayarlar (AFP)
Güney İsviçre’nin Lugano kent merkezindeki bilgisayarlar (AFP)

Gelişmiş yapay zekâya ilişkin ABD’deki endişeler artık uzak bir geleceğe dair senaryolarla sınırlı değil. Son dönemde yaşanan olaylar, bazı modellerin geliştirici şirketler tarafından getirilen kısıtlamaları aşabildiğini, internete ve harici sistemlere erişebildiğini ve insanlar tarafından doğrudan yönlendirilmemiş biçimlerde hareket edebildiğini ortaya koydu.

Teknoloji şirketleri daha güçlü ve daha bağımsız modeller geliştirmek için yarışırken Washington’da da bu teknolojiye daha katı sınırlar getirilmesi yönündeki çağrılar giderek artıyor. Tartışma siber güvenliğin ötesine geçerek yatırım, inovasyon, verimlilik ve Çin karşısında ABD’nin rekabet gücünün geleceğine uzanıyor.

Son gelişmeler ABD yönetimini ve Kongre’yi karmaşık bir denklemle karşı karşıya bırakıyor: Potansiyel yapay zekâ riskleri nasıl kontrol altına alınırken aynı zamanda önümüzdeki yıllarda büyüme, verimlilik ve ekonomik rekabetin en önemli motorlarından biri olarak görülen bu teknolojinin gelişimi yavaşlatılmayacak?

‘Hugging Face’ olayı alarm zillerini çaldırdı

‘Hugging Face’ platformuna yönelik saldırı olayı, bu tartışmanın merkezindeki başlıklardan biri haline geldi. Zira OpenAI tarafından yürütülen incelemeler, siber güvenlik testleri sırasında kullanılan bazı modellerin kimi güvenlik önlemlerini aşabildiğini, internete erişebildiğini ve açıkları istismar ederek üçüncü taraflara ait sistemlere ulaşabildiğini ortaya koydu.

hrg4t
OpenAI şirketinin logosu (Reuters)

OpenAI, söz konusu olayı şimdiye kadar tespit ettiği bu tür vakalar arasında en ciddi olay olarak nitelendirdi. Şirket, olayın yüksek kapasiteye sahip modellerin uygun güvenlik önlemleri bulunmadığında teknik kısıtlamaları aşabileceğini, yetkisiz kanallar üzerinden iletişim kurabileceğini ve herhangi bir insan tarafından doğrudan talep edilmeyen işlemleri gerçekleştirebileceğini gösterdiğini bildirdi.

Şirket olayın müşteri verilerini, ürünlerinin işlevlerini veya hizmetlerin erişilebilirliğini etkilemediğini belirtse de olayın politika yapıcılar açısından önemi başka bir noktada yatıyor. Eğer sistemler bir test ortamında kendileri için oluşturulan bariyerleri aşabiliyorsa, bu yetenekler ticari ölçekte yaygınlaştığında insan kontrolünün nasıl güvence altına alınacağı sorusu gündeme geliyor.

Kongre soruşturma başlattı

Bu gelişmeler Kongre üyelerini harekete geçirdi. Cumhuriyetçi Senatör Josh Hawley, OpenAI hakkında soruşturma başlatarak ‘Hugging Face’ olayı ve yapay zekâ modellerinin kontrolden çıkma ihtimaline ilişkin soru işaretleri doğurduğunu belirttiği diğer olaylar hakkında ayrıntılı bilgi talep etti.

Hawley, özellikle doğrudan insan müdahalesi olmadan karmaşık işlemleri gerçekleştirebilen daha bağımsız ve yetenekli sistemlere ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde Amerikalıların yaşananların tüm ayrıntılarını bilmeye hakkı olduğunu söyledi.

vrgthy
Yapay zekâ şirketi Anthropic’in logosu (Reuters)

Demokrat Senatör Chris Van Hollen ise ayrı bir girişimle OpenAI’nin federal siber güvenlik kurumlarının risk düzeyini değerlendirebilmesi için gerekli bilgilere erişmesine izin vermesini istedi.

Van Hollen, şirketin ‘GPT-6 Astra’ sisteminin güvenliğini sağlayamaması ve sistemi etkin biçimde denetleyememesi halinde kamu kullanımından çekmesi gerektiğini söyledi.

Bu girişimler, Washington’daki tartışmanın genel anlamda daha fazla şeffaflık talebinden daha temel bir soruya doğru kaydığını gösteriyor: Gelişmiş bir sistem beklenmedik biçimde hareket ettiğinde müdahale etme yetkisi kimin elinde olacak?

Sanders denetimin ötesine geçiyor

Ancak Kongre’deki şimdiye kadarki en dikkat çekici siyasi girişim bağımsız Senatör Bernie Sanders ile Demokrat Temsilci Greg Casar’dan geldi. İki isim, ‘süper yapay zekâ’nın yasaklanmasını ve federal güvenlik kuralları oluşturulana kadar gelişmiş yapay zekâ çalışmalarının geçici olarak durdurulmasını öngören bir yasa tasarısı açıkladı.

Sanders, şirketlere yönelik denetimlerin sıkılaştırılması çağrısının çok daha ötesine geçiyor. Senatör, ‘süper yapay zekâ’ sistemlerinin geliştirilmesi ve kullanıma sunulmasına kalıcı yasak getirilmesini, gelişmiş sistemlerin geliştirilmesine ise hükümetin federal bir düzenleyici kurum oluşturup modellerin incelenmesine yönelik açık kurallar belirlemesine kadar geçici olarak ara verilmesini istiyor.

fvgbhy
Soldan sağa: Elon Musk, Anthropic’in kurucu ortağı ve Üst Yöneticisi (CEO) Dario Amodei ile OpenAI Üst Yöneticisi (CEO) Sam Altman (AFP).

Sanders, yapay zekâ şirketlerinin yöneticilerinin dahi teknolojiyi tam anlamıyla anlamadıklarını ve sistemlerin giderek onları kontrol etme kapasitelerini aştığını kabul ettiklerini savunuyor. Bu nedenle mevcut koşullarda daha güçlü sistemler geliştirmeyi sürdürmenin sorumsuzluk olduğunu belirten Sanders, insanlığın geleceğinin sınırlı sayıdaki teknoloji devinin eline bırakılmaması gerektiğini düşünüyor.

Casar ise süper yapay zekânın güvenliği, özgürlüğü ve Amerikalıların yaşamlarını etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Demokrat vekil, bugün ortaya çıkan çelişkiye dikkat çekerek en ileri teknolojinin, günlük yaşamın birçok alanından daha az düzenlemeye tabi olduğunu belirtiyor.

Risklerin yeniden dağıtılması

Sanders’ın tasarısı yalnızca teknolojiyi durdurmayı değil, aynı zamanda risklerin yeniden dağıtılmasını hedefliyor. Tasarının ekonomik açıdan önemi de burada ortaya çıkıyor.

Mesele yalnızca geleceğin bir teknolojisini yasaklamak değil, bu teknolojinin geliştirilmesinden kaynaklanan risklerin maliyetini kimin üstleneceğini belirlemek.

Yapay zekâ şirketleri daha yetenekli modeller geliştirmek için büyük yatırımlar yaparken şirketler, hissedarlar ve ekonomi; verimlilik artışı, otomasyon, yazılım ve hizmetlerin geliştirilmesi ile bilimsel araştırmaların hızlanmasından doğabilecek kazanımlardan yararlanıyor.

Buna karşılık geniş çaplı bir güvenlik kazası, gelişmiş bir modelin siber saldırıda veya biyolojik silah geliştirilmesinde kullanılması ya da büyük ekonomik zararlara yol açması halinde ortaya çıkacak maliyetler, sistemi geliştiren şirketin sınırlarını aşarak diğer şirketlere, hükümete, tüketicilere ve vergi mükelleflerine yüklenebilir.

rgth
Teknisyenler, Varşova’da yapay zekâ geliştirmelerinin düzenlenmesi çağrısıyla düzenlenen gösterinin ardından robotları paketledi. (AFP)

Bu nedenle gelişmiş sistemleri yaşam döngüleri boyunca denetleyebilecek, tehlikeli yetenekleri ortadan kaldırmak için müdahale edebilecek ve hatta Sanders’ın tasarısına göre ‘süper yapay zekâ’ sistemlerinin imha edilmesini denetleyebilecek yeni bir federal düzenleyici kurum oluşturulması çağrısı önem taşıyor.

Dolayısıyla mücadele yalnızca şirketlerin ne kadar güçlü yapay zekâ sistemleri geliştirmesine izin verileceğiyle ilgili değil. Aynı zamanda bu teknolojiden elde edilecek ekonomik getirilerin, ortaya çıkabilecek risklere karşı nasıl dağıtılacağıyla da ilgili.

Daha zor denklem: Güvenlik mi rekabet gücü mü?

Ancak kapsamlı kısıtlamalar getirilmesi, beraberinde son derece hassas bir ekonomik ve stratejik soruyu getiriyor: ABD yapay zekâ geliştirmeyi yavaşlatırken Çin ilerlemeye devam ederse ne olacak?

Bu durum, meseleyi geleneksel bir teknoloji sektörünün düzenlenmesinden farklı kılıyor.

cdfvgrt
İsviçre’nin güneyindeki Lugano kentinde bulunan İsviçre Ulusal Süper Bilgisayar Merkezi’nde (CSCS) bir çalışan, “Alps” süper bilgisayarının bileşenlerinden birini değiştiriyor. (AFP)

Yapay zekâ artık verimlilik, sanayi kapasitesi, siber güvenlik, bilimsel araştırmalar, çipler, veri merkezleri, enerji ve dijital altyapıya yapılan dev yatırımlarla doğrudan bağlantılı.

Dolayısıyla ABD’nin geniş kapsamlı bir yavaşlamaya gitmesinin maliyeti yalnızca yapay zekâ şirketleriyle sınırlı kalmayabilir. Bu durum, giderek daha fazla yapay zekâya dayanan sektörlerde ABD ekonomisinin rekabet gücünü de etkileyebilir.

Bu nedenle Kongre’deki bazı isimler denetimlerin gerekli olduğunu savunurken ABD’nin küresel rekabet kapasitesini koruması gerektiğini vurguluyor. Washington’daki tartışmalarda sıkça dile getirilen uyarı şu: ABD ağır kısıtlamalar getirirken Çin kendi kapasitesini geliştirmeye devam ederse, güvenliği sağlamaya yönelik politika yeni bir stratejik ve ekonomik risk kaynağına dönüşebilir.

‘Kapatma anahtarı’ndan kontrol standartlarına

Kongre’deki tartışmalar Sanders’ın tasarısıyla sınırlı değil.

Demokrat Temsilci Ted Lieu ile Cumhuriyetçi Temsilci Nathaniel Moran, temmuz ayında ‘Yapay Zekâ Kapatma Anahtarı Yasası’nı gündeme getirdi. Tasarı, en güçlü yapay zekâ sistemlerinin geliştiricilerini, sistemleri yavaşlatabilecek, askıya alabilecek veya tamamen kapatabilecek teknik bir kapasiteyi muhafaza etmekle yükümlü kılmayı hedefliyor. Ayrıca hükümete, felaket boyutunda zarara yol açabilecek sistemlere müdahale yetkisi verilmesini öngörüyor.

fyj
Yapay zekâ şirketi Anthropic’in bir etkinlikte sergilenen logosu. (dpa)

Demokrat Temsilci Josh Gottheimer ile Cumhuriyetçi Temsilci Mike Lawler ise eylül ayında ‘Başıboş Yapay Zekâyı Durdurma Yasası’ tasarısını sundu. Tasarı, yapay zekâ ajanlarının tespit edilmesi, doğrulanması ve kontrol edilmesine yönelik ulusal standartlar oluşturulmasına odaklanıyor.

Bu yaklaşım Sanders’ın projesinden köklü biçimde ayrılıyor.

Burada amaç gelişmiş sistemlerin geliştirilmesini durdurmak yerine insanın kontrol mekanizmasının içinde tutulması. Böylece şirketler ve kamu kurumları kendi ağlarında hangi sistemlerin çalıştığını, bu sistemlerin nelere erişebildiğini ve gerektiğinde nasıl devre dışı bırakılabileceğini bilebilecek.

Denklemin diğer tarafında verimlilik var

Tartışmayı daha da zorlaştıran unsur, yapay zekânın yalnızca potansiyel bir risk değil, aynı zamanda muazzam bir ekonomik fırsat olması.

Teknolojinin verimliliği artırması, görevleri otomatikleştirmesi, araştırma ve geliştirmeyi hızlandırması, bazı hizmetlerin maliyetini düşürmesi ve yeni ürünlerle pazarlar oluşturması bekleniyor.

Bu nedenle gelişmiş sistemlerin geliştirilmesini dondurmak, büyük ekonomilerin artan iş gücü maliyetleri, yaşlanan nüfus ve mali baskılar karşısında verimliliği artırmaya çalıştığı bir dönemde bu kazanımların bir bölümünün ertelenmesi anlamına gelebilir.

Burada temel bir paradoks ortaya çıkıyor: Milletvekillerinin geniş çaplı ekonomik sarsıntılara yol açmasından korktuğu teknoloji, aynı zamanda gelecekte verimliliği ve büyümeyi artıracak başlıca araçlardan biri olabilir.

Bu da düzenleme kararını yalnızca ‘güvenlik’ ile ‘inovasyon’ arasında bir tercihten çok daha karmaşık hale getiriyor. Çünkü inovasyon yapmamanın da ekonomik bir maliyeti, kontrolsüz inovasyonun da potansiyel bir ekonomik maliyeti bulunuyor.

Kongre teknolojinin hızına yetişemiyor

Bu tartışma, ABD yasalarının yapay zekâ sistemlerinin gelişim hızına henüz ayak uyduramadığı bir dönemde yaşanıyor.

Kongre’de iki partinin üyelerinden oluşan bir grup 2024 yılında yapay zekâ ve güvenlik önlemleri için üç yıl içinde en az 32 milyar dolar ayrılmasını tavsiye etmişti. Ancak yasama sürecindeki ilerleme teknolojinin gelişim hızına yetişemedi.

Sadece birkaç yıl içinde yapay zekâ, sorulara yanıt verebilen sohbet robotlarından bir dizi görevi daha bağımsız biçimde yerine getirebilen, internete erişebilen, yazılım yazabilen, açıkları analiz edebilen ve diğer sistemlerle etkileşim kurabilen sistemlere dönüştü.

Yeni yetenekler ekonominin temel altyapısının bir parçası haline gelmeden önce kurallar oluşturulması yönünde milletvekilleri üzerindeki baskıyı artıran dönüşüm de bu.

‘Süper yapay zekâyı’ kim düzenleyecek?

Sanders’ın tasarısı sıradan bir denetim kurumu oluşturmanın da ötesine geçiyor. Tasarı, kabine düzeyinde yeni bir federal kurum ve bir Yapay Zekâ Danışma Konseyi kurulmasını, gelişmiş sistemlerin yaşam döngüleri boyunca izlenmesini ve tehlikeli yeteneklerin ortadan kaldırılmasının denetlenmesini öngörüyor.

Tasarı ayrıca ihlal durumunda son derece ağır yaptırımlar getiriyor. Bunlar arasında tasarının ‘şirketler için idam cezası’ olarak nitelendirdiği yaptırım ile bireyler için 20 yıla kadar hapis cezası bulunuyor.

Tasarı uluslararası bir boyut da içeriyor. ABD’nin dünyanın herhangi bir yerinde süper yapay zekâ geliştirilmesini engelleyecek uluslararası anlaşmalar yapılması için çaba göstermesini, müttefiklerle koordinasyon kurulmasını ve ihracat kontrolleri gibi araçların kullanılmasını öneriyor.

Böylece mesele bir kez daha ABD ekonomisinin sınırlarını aşarak küresel teknoloji ekonomisine uzanıyor. Gelişmiş yapay zekâ kapasitesi uluslararası anlaşmaların ve ihracat kontrollerinin konusu haline gelirse, stratejik teknolojilerin diğer alanlarında yaşandığı gibi çipler, veri merkezleri ve gelişmiş bilgi işlem altyapısına yönelik yatırım haritası da değişebilir.

Ekonominin geleceği için mücadele

Washington’daki mevcut mücadele özünde ABD ekonomisinin geleceğine ilişkin daha geniş bir anlaşmazlığı yansıtıyor.

Daha sıkı denetimden yana olanlar, felaket boyutunda bir olayın maliyetinin bugün geliştirme sürecini yavaşlatmanın maliyetini katbekat aşabileceğini savunuyor. Ekonomik açıdan çıkar sağlayan şirketlerin güvenlik sınırlarını tek başlarına belirlemesine izin verilmesinin ise çıkar çatışması oluşturduğunu düşünüyor.

Kapsamlı bir durdurmaya karşı çıkanlar ise teknolojinin küresel ölçekte geliştiğine dikkat çekiyor ve ABD’nin rakipleri yapay zekâya yatırım yapmaya devam ederken bu alanda basitçe duramayacağını vurguluyor.

xcdfv
İnsanlar, Şanghay’da düzenlenen Dünya Yapay Zekâ Konferansı sırasında “Enflame” standının yanından geçiyor. (Reuters)

Bu iki yaklaşımın arasında ise giderek güçlenen üçüncü bir seçenek öne çıkıyor: Yapay zekâ geliştirmeye devam etmek, ancak en tehlikeli sistemler kullanıma sunulmadan önce bunları izleme, müdahale etme ve gerektiğinde durdurma kapasitesini temel bir şart haline getirmek.

Böylece ABD’deki temel soru artık yapay zekânın düzenlenip düzenlenmemesi değil. Asıl mesele, inovasyon ve verimliliğin en önemli motorlarından birini boğmadan ve teknoloji alanındaki küresel rekabetin, kazanma değeri arttıkça güvenlik kaygılarının geri plana itildiği bir yarışa dönüşmesine izin vermeden bunun ne ölçüde yapılabileceği.

Washington’daki tartışmanın ‘yapay zekâ riskleri’nden yasaklama, geliştirmeyi durdurma, kapatma anahtarları ve federal denetime ilişkin yasa tasarılarına kayması, ABD’nin artık gerçek mücadelenin yalnızca makinelerin ne kadar akıllı olacağıyla ilgili olmadığını fark etmeye başladığını gösteriyor. Asıl mücadele, bu sistemler üzerindeki kontrolün kimin elinde olacağı, ekonomik getirilerden kimin yararlanacağı ve sistemlerin kontrolden çıkması halinde hataların bedelini kimin ödeyeceği üzerine.


Yeni keşif, Antik Roma dindarlığının "en mahrem alanına" ışık tuttu

Mermer levha, bir Antik Roma villasının altında gömülü halde bulundu (İtalya Kültür Bakanlığı)
Mermer levha, bir Antik Roma villasının altında gömülü halde bulundu (İtalya Kültür Bakanlığı)
TT

Yeni keşif, Antik Roma dindarlığının "en mahrem alanına" ışık tuttu

Mermer levha, bir Antik Roma villasının altında gömülü halde bulundu (İtalya Kültür Bakanlığı)
Mermer levha, bir Antik Roma villasının altında gömülü halde bulundu (İtalya Kültür Bakanlığı)

Vishwam Sankaran Bilim ve Teknoloji Muhabiri 

Arkeologlar, İtalya'nın Tivoli kentindeki İmparator Hadrianus'un Villası'nda, Roma'nın şimşek tanrısını onurlandıran oymalar taşıyan mermer bir levhayı gün yüzüne çıkardı.

Keşif, Antik Roma ritüellerine daha fazla ışık tutuyor.

Levha, villanın amfitiyatrosunun yakınındaki bir alanda, ilk gömüldüğü yerde bulundu.

Üzerinde, Antik Roma'nın gece şimşekleri tanrısı Summano anlamına gelen "FVLGVR SVBMANIVM" yazısı yer alıyordu.

Kazı direktörü Fabio Giorgio Cavallero, "FVLGVR SVBMANIVM yazıtının orijinal konumunda korunmuş halde bulunması, olağanüstü öneme sahip bir bulgu" diyor.

Bu keşif, Villa Adriana'nın bu bölümünün tarihi ve mekanların yeniden düzenlenmesinde fulgur conditum ritüelinin rolüne dair yeni perspektifler sunuyor.

Dr. Cavallero, levhanın "anıtsal alanın tamamının" dönüşümüne yol açan süreci aydınlatabileceğini de ekliyor.

Araştırmacılar, levhanın gömülmesinin, yıldırım düşen yerin Roma ritüelleriyle kutsallaştırılmasıyla bağlantılı olduğundan şüpheleniyor.

Roma döneminde yıldırımın çarptığı yerler dini kabul edilir ve ilahi müdahaleyle kutsanmış sayılırdı.

Yıldırım çarpan nesneler, ritüeller kapsamında toplanarak yer altına gömülürdü.

İtalya Kültür Bakanı Alessandro Giuli, "Bu keşif, Roma dindarlığının olağanüstü çağrışım gücüne nadir bir kanıt sunuyor: Yıldırımın bıraktığı iz ve etkilenen yerin ilahi alana ait olduğunun kabul edildiği ritüel" diyor.

Arkeolojinin bize maddi izler, düşünceler, ritüeller ve ilahi olanla kurulan ilişkinin biçimleri aracılığıyla geçmişi geri getirme yeteneği sözkonusu. İtalyan mirasının en olağanüstü yerlerinden biri hakkındaki bilgimizi genişleten bu keşif için Urbino Üniversitesi arkeologlarıyla Villa Adriana ve Villa d'Este Enstitüsü'ne teşekkür ederim.

Mermer levhadaki yazıtta yıldırımın gece düştüğü de özellikle belirtiliyor.

Görsel kaldırıldı.
Mermer levha, Romalıların gece şimşekleri tanrısına atıfta bulunuyor (İtalya Kültür Bakanlığı)

Antik Roma kaynakları, Jüpiter'e atfedilen gündüz şimşekleriyle gökyüzü ve gece şimşeği tanrısı Summano'ya dayandırılan gece yıldırımlarını rutin bir şekilde ayrı tutuyordu.

Yazıtın özenli ayrıntıları ve gömülmesi, yıldırım çarpmasının ilahi bir varlığın insan alanına girişini simgelediğine, burayı sıradan durumundan çıkararak dini bir mekan haline getirdiğine işaret ediyor.

İtalya Kültür Bakanlığı'na bağlı Villa Adriana'nın müdürü Alberto Samonà, "Bu keşif, dikkati büyük mimari eserlerden Roma dindarlığının en mahrem alanına kaydırıyor" diyor.

Dr. Samonà şu ifadeleri kullanıyor: 

Yıldırım çarpan bir yerin kutsanmasının maddi izini bulmak, o dönemin titiz ritüel prosedürlerine dokunmamızı sağlıyor.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news