Arap tenisçi, 30 yıllık sessizliğin ardından uğradığı tacizin belgelerini açıkladı

Tunuslu tenisçi Selime Sfar, Independent Arabia'ya verdiği röportajda Fransız antrenörü tarafından üç yıl boyunca maruz kaldığı muameleyi ve bunun turnuvalardaki performansı üzerindeki etkisini anlattı

Selime, Arap Kadınlar Tenis Birliği'nde ilk 100 oyuncu arasında yer alarak tarihte bunu başaran ilk Arap kadın oldu
Selime, Arap Kadınlar Tenis Birliği'nde ilk 100 oyuncu arasında yer alarak tarihte bunu başaran ilk Arap kadın oldu
TT

Arap tenisçi, 30 yıllık sessizliğin ardından uğradığı tacizin belgelerini açıkladı

Selime, Arap Kadınlar Tenis Birliği'nde ilk 100 oyuncu arasında yer alarak tarihte bunu başaran ilk Arap kadın oldu
Selime, Arap Kadınlar Tenis Birliği'nde ilk 100 oyuncu arasında yer alarak tarihte bunu başaran ilk Arap kadın oldu

Yasmin el-Ferdan 

Bunu tekrar yapabileceğini görünce aynı eylemi üç yıl boyunca tekrarladı.

Tunuslu tenisçi Selime Sfar, 12 yaşından itibaren Fransız antrenörünün kendisini tacizden başlayıp tecavüze kadar varan kademeli olarak takip etme yöntemini böyle tanımladı.

Tunuslu tenisçi, antrenörün eline geçen ilk fırsattan itibaren, duygularını manipüle etme deneyimine ve Sfar'ın spor tutkusuna güvendiğini söyledi.

Selime, 30 yıl sonra bu taciz ve tecavüz vakasını ortaya çıkarmasının ardından Google arama motorunda ön sıralarda yer aldı.

Şu anda cezaevinde bulunan antrenörü daha önce de benzer bir davaya karışmıştı.

Son dönemde kamuoyunu ve medyayı meşgul eden davada olaylar genç bir kızın tenis tutkusu etrafında dönüyor. Bu tutku daha sonra acı bir çatışmaya ve yenilgiye dönüştü.

Sfar'a göre o, sonraki yıllarda kendine olan güvenini ve hatta güvenliğini kaybetti.

Selime, Arap Kadınlar Tenis Birliği'nde ilk 100 oyuncu arasında yer alarak tarihte bunu başaran ilk Arap kadın oldu
Selime, Arap Kadınlar Tenis Birliği'nde ilk 100 oyuncu arasında yer alarak tarihte bunu başaran ilk Arap kadın oldu

Tarihte bunu başaran ilk Arap kadın olarak Arap Kadın Tenis Birliği'nin ilk 100 oyuncusu arasında yer alan eski tenisçi, maruz kaldığı durumun sonucunun "tüm hayatını etkilediğini" söyledi.

Sfar'ın anlattığına göre, böyle bir davayı şu anda ortaya çıkarmasının gerekçesi, ilk şoku atlattıktan sonra bunun kendisinde gelecek nesildeki çocuklara ve kadınlara yönelik bir sorumluluk duygusu oluşturması.

"O beni şampiyon yapacak teknik direktördü"

Sfar, uçağın gece geç saatlerde Tunus'a gelmesinin hemen ardından başlayan olayların ayrıntılarını Independent Arabia ile yaptığı röportajda açıkladı.

Sfar, açıklamasında şunları söyledi:

Regis dünyadaki en iyi antrenörlerden biri. Yaptığı işte uzman, sakin, doğal bir adama benziyordu. Oyuncular tenis kortunda her zaman onun dikkatini çekmeye çalışırlardı. Zeki ve manipülatif biriydi. İlk fırsatı hiç tereddüt etmeden değerlendirdi. Ben 12 yaşındayken gece geç saatlerde uçak Tunus'a vardıktan sonra beni almaya geldi ve arabayı otoyol kenarında durdurdu. Bana dokunmaya başladı ve dondum kaldım çünkü o ana kadar ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bana söylenen tek şey ona saygı duymam ve onun rehberliğini takip etmem gerektiğiydi çünkü o beni şampiyon yapacak teknik direktördü.

"Ne yazık ki bu üç yıl boyunca devam etti"

Sfar, açıklamasına şöyle devam etti:

Dondum, o da gördü. Sonra tekrar arabayı sürmeye başladı. Gecenin çok geç saatlerinde evine vardık ve bu sefer o daha da ileri gitti. Ben daha da dondum. Beni tepki veremez hale getiren bir şok yaşadım ve o benim şokumu gördüğü an bunu tekrar yapabileceğini anladı. Ne yazık ki bu üç yıl boyunca devam etti.

Acı noktası

Sfar, yaşadıklarının ne olduğunu anladığı yaşın, "kişisel düzeyde vakamla ilgili detaylandırılması en zor yaş ve bu korkunç travmanın tüm hayatımı ne ölçüde etkilediğini fark ettiğim yaş" diyerek tanımladı.

Sfar, "Eğer zamanda geriye gidebilseydim bana ilk dokunduğunda onu ciddi şekilde durdururdum. Kararlı davranırdım, gerekirse fiziki ya da sözlü şiddete bile başvururdum ya da yüksek sesle ihbar etmekle tehdit ederdim ama donup kalmazdım" dedi.

Selime Sfar, 13 yaşında iken (Independent Arabia)
Selime Sfar, 13 yaşında iken (Independent Arabia)

Sfar, açıklamalarına şöyle devam etti:

Spor kariyerimin kritik aşaması, Dubai'deki Kadınlar Tenis Birliği turnuvasının finalinde, o zamanlar dünyanın en ünlü sporcularından biri olan Rus tenisçi Anna Kournikova'ya karşı oynadığım andı. Bu oyun esnasında dondum kaldım. Bu kesinlikle 12 yaşımdayken yaşadığımla aynı duyguydu ve benim için en önemli maçın en önemli anında tenis kortunda tam olarak o zamanki gibi hissettim ve sonra tekrar felç olmuş gibi kaldım. Bu maç harika bir andı ve maçı kazanmak beni sadece ilk 50 takım arasında en iyi sıralamaya taşımakla kalmayacak, bana özellikle Arap dünyasında büyük bir görünürlük, takdir ve şöhret kazandıracaktı. Çünkü Dünya Kupası'nda Messi'yi yenmek ne ise teniste de Kournikova'yı yenmek aynı şeydi. Üçüncü seti kazandım ve aniden raket bana 300 kg gibi geldi ve dondum kaldım. Tenis şampiyonu olmak için tüm hayatımı feda ettikten sonra arka arkaya 6 maç kaybettim.

Sfar, 2009'daki o anı, tenisteki kariyerinin perdesini aralayan "karanlık" olarak nitelendirdi ve o tarihten bu yana hala pes etmeye niyetli değil.

Independent Arabia

Basınla yüzleşme

Tunuslu tenisçi o zamanki duygularını şöyle anlattı:

Kendimden nefret ediyordum. Tıpkı 12 yaşımda tacize uğradığımda hissettiğim gibi kendimi zayıf, korkak ve çaresiz hissettim. Aşırı derecede suçluluk ve utanç duydum. Daha sonra basınla yüzleşmeyi reddettim, ceza aldım ve Dubai'deki ailemle görüşmeden bir sonraki uçağa binip gittim. Kendimi çok utanmış ve öfkelenmiş hissettim. Korkunçtu ve kariyerimde hissettiğim en yalnız ve çaresiz andı.

Sfar, sözlerine şöyle devam etti:

Bu, birkaç ay boyunca aklımdan çıkmayan bir kabustu. Ailem de dahil olmak üzere herkes bana zihinsel olarak yeterince güçlü olmadığımı tekrarlayıp duruyordu, basından da bunu duydum. Zaten ne zaman zor bir maçta bir oyuncu kaybederse böyle söylenir.

Davanın ortaya çıkmasının ardından

Tunuslu oyuncu, yaşadığı şoku atlattıktan sonra, ki bu 2023'ün sonlarında ancak mümkün oldu, konuyu kamuoyu ve medyaya tereddüt etmeden anlattı.

Oyuncunun maruz kaldığı psikolojik saldırının etkileri on yıllar boyunca devam etti ve şu anda Sfar, 40 yaşını geçmiş durumda.

Tunuslu oyuncu on yaşındayken (Independent Arabia)
Tunuslu oyuncu on yaşındayken (Independent Arabia)

Selime Sfar, açıklamalarına şöyle devam etti:

Kadınları ve çocukları güçlendirmek için çalışan bir program oluşturdum. Program, özellikle de yetişkinlerin onlara karşı otoriter bir tutuma sahip olduğu durumlarda çocukların duygularını veya farklılıklarını ifade etmelerine izin verilmemesinin arkasında yatan nedeni araştırıyor.

Sfar programın "gençlere, çocuklara sıklıkla söylendiği gibi korku, öfke, kaygı ve isyan gibi karanlık duyguları ifade etme yeteneği kazandırmasını amaçladığını" belirtti.

Staf, şöyle devam etti:

Çocuklar yetişkinlere karşı isyan ederlerse ya da kızgınlık ya da üzüntü gösterirlerse kaba davranırlar. Program çocuğun, reddedilme veya aşağılanma korkusu olmadan kendini öne çıkaracak ve ne istediğini ve ne istemediğini ifade edebilecek kadar kendine güvenmesini sağlar. Ayrıca özellikle istismar vakalarının yüzde 80'i çevredeki bir yetişkinden geldiğinden çocuğun otorite figürleriyle korkmadan başa çıkmasına yardımcı olur.

Tunuslu tenisçi açıklamalarını, "Konu tüm hayatımı etkiledi" diyerek tamamladı.

Independent Arabia - Independent Türkçe



Canavar'ı izleyip daha iyisini arayanlara 5 suç dizisi

Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başroldeki Ella Beatty'ye 42 yaşındaki ödüllü oyuncu Vicky Krieps eşlik ediyor (Netflix)
Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başroldeki Ella Beatty'ye 42 yaşındaki ödüllü oyuncu Vicky Krieps eşlik ediyor (Netflix)
TT

Canavar'ı izleyip daha iyisini arayanlara 5 suç dizisi

Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başroldeki Ella Beatty'ye 42 yaşındaki ödüllü oyuncu Vicky Krieps eşlik ediyor (Netflix)
Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'nde başroldeki Ella Beatty'ye 42 yaşındaki ödüllü oyuncu Vicky Krieps eşlik ediyor (Netflix)

Ryan Murphy'nin her sezon başka bir gerçek suç hikayesini anlattığı Canavar (Monster), 2022'den beri izlenme listelerinde üst sıralarda. Ödül yarışlarında da adı sık geçiyor. Gelgelelim Jeffrey Dahmer'ı anlatan ilk sezonun ardından aynı etkiyi yarattığını söylemek zor.

4. sezonda sıra, 1892'de ABD'de babasıyla üvey annesini baltayla öldürmekle suçlanan Lizzie Borden'da. Ancak Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi'ni (Monster: The Lizzie Borden Story) beğeneni bulmak, izleyeni bulmaktan biraz daha zor görünüyor. Eleştirmenlerden de seyircilerden de pek yüz bulamayan sezon, buna rağmen izlenme listelerinin zirvesine çıktı. Belli ki Borden ailesinin evinde yaşananları merak etmekle bunların ekrandaki tasvirini beğenmek ayrı meseleler.

Biz de bu ayrımdan yola çıkıp benzer hikayeleri daha iyi anlatan dizileri düşünmeye başladık. Ne de olsa insan bazen gördüklerinden memnun kalmasa da onun aklına düşürdüğü soruları başka bir yerde kurcalamak istiyor. Birine neden inanıyoruz, bir aile neleri saklayabilir, karşımızdaki kendinden emin konuşuyor diye anlattıklarına güvenilir mi?

The Serpent, Ruh Avcısı (The Alienist), Under the Banner of Heaven, Love & Death ve Alias Grace'i seçerken biraz da bu soruların peşinden gittik. Canavar'da aradığınızı bulamadıysanız, bu 5'lide sizi daha çok içine çeken bir hikaye çıkabilir.

The Serpent (2021)

Tatilde tanıştığınız hoşsohbet bir yabancıya ne kadar güvenirsiniz? Hele bir de işiniz düştüğünde yardımınıza koşuyorsa... The Serpent, 1970'lerin Bangkok'unda gezginleri ağına düşüren Charles Sobhraj'ı anlatırken insanın aklından bu soruyu çıkarmıyor.

Tahar Rahim'in canlandırdığı Sobhraj, kurbanlarını uyuşturup soyuyor, çaldığı kimliklerle ülkeden ülkeye geçiyor. Jenna Coleman'ın canlandırdığı Marie-Andrée Leclerc ise yanından ayrılmıyor. Onu izlerken insan, birine bağlı kalmak uğruna neleri görmezden gelebileceğini düşünüyor.

ghyju
The Serpent'ta Fransız dolandırıcı ve katil Charles Sobhraj, kız arkadaşı Marie-Andrée Leclerc'le birlikte mücevher taciri gibi davranarak genç turistleri hedef alıyor (Netflix)

Derken Billy Howle'un canlandırdığı Hollandalı diplomat Herman Knippenberg kayıp turistlerin peşine düşüyor ve hikayeye iyice tutuluyoruz. Knippenberg dosyayı kapatıp önüne bakamıyor, biz de bir sonraki adımını görmeden bırakamıyoruz.

Canavar gibi gerçek bir suçun içindeki insanları irdeleyen The Serpent, Borden ailesinin kapalı dünyasından çıkıp bizi ülkeden ülkeye dolaştırıyor. O sırada Sobhraj bir yerde izini kaybettirip başka bir yerde kendine yeniden güven duyulmasını sağlıyor.

Dönemin kıyafetleri, müzikleri, güneşli manzaraları derken arada tatil planı yapacak gibi oluyorsunuz. Sonra Sobhraj yeniden söze giriyor, hevesiniz kaçıyor.

IMDb: 7,6
Nereden izlenir: Netflix

Ruh Avcısı (2018-2020)

Ruh Avcısı'nın 1896 New York'unda gece yürüyüşüne çıkmak mı? Biz olsak bir daha düşünürdük.

Tarihçi ve yazar Caleb Carr'ın romanından uyarlanan dizide polis komiseri Theodore Roosevelt, şehri sarsan cinayetleri çözmek için gizlice bir ekip kuruyor. İşin merkezinde Daniel Brühl'ün canlandırdığı suç psikoloğu Laszlo Kreizler var. Ona gazete çizeri John Moore, sekreter Sara Howard ve dedektif Isaacson kardeşler eşlik ediyor. Aynı cinayetlerin peşindeler ama herkes başka bir ayrıntıya takılıyor.

gthyju
48 yaşındaki Daniel Brühl (en sağda), Eğitmenler (Die fetten Jahre sind vorbei), Zafere Hücum (Rush) ve Elveda Lenin!'le (Good Bye, Lenin!) de tanınıyor (TNT)

Katilin izini sürmek zaten yeterince zorken bir de kendi kirli çamaşırları ortaya dökülmesin diye ekibin önüne taş koyanlar var. Şehrin sokaklarında dolaştıkça kimin ne sakladığı, en az aradığımız kişinin kimliği kadar merak uyandırıyor.

Canavar: Lizzie Borden'ın Hikayesi gibi cinayetin ardındaki insanları anlamaya çalışan Ruh Avcısı, bizi aile evinden çıkarıp soruşturmanın içine sokuyor. Suçlu profili çıkarmanın henüz yeni geliştiği bir dönemde, katilin nasıl düşündüğünü ekiple birlikte çözmeye çalışıyoruz.

Kostümlere, loş odalara, eski New York'un karanlık sokaklarına dalıp gitmek mümkün elbette. Yalnız, siz yine de manzarayı seyrederken arkanızı kollamayı unutmayın.

IMDb: 7,1
Nereden izlenir: BeIN Türkiye

Under the Banner of Heaven (2022)

Bir cinayeti araştırırken yıllardır inandığınız şeylerden de şüphe etmeye başlarsanız ne yaparsınız? Amerikalı yazar ve dağcı Jon Krakauer'ın aynı adlı kitabından uyarlanan Under the Banner of Heaven'da, Brenda Lafferty ve bebeğinin öldürülmesini araştıran Mormon dedektif Jeb Pyre'ın başına gelen tam da bu.

İki kez Oscar'a aday gösterilen, 2010'ların Örümcek-Adam'ı Andrew Garfield'ın incelikle canlandırdığı Pyre, soruşturma ilerledikçe yalnızca başkalarının sakladıklarını değil, kendi doğrularının ne kadar sağlam olduğunu da kurcalamak zorunda kalıyor. 

rgthyju
43 yaşındaki Andrew Garfield, Under the Banner of Heaven'da 1984'te Utah'ta işlenen vahşi bir cinayeti araştıran dindar bir dedektif rolünde (FX)

Aile sırları, dini fanatizm ve erkek egemenliği birbirine dolandıkça, ilk bakışta güven veren evlerin kapısını çalmak bile insanı tedirgin etmeye yetiyor. 

Canavar'ın Lizzie Borden hikayesinde olduğu gibi burada da aile bağları ve baskı var ama bu kez olanlara dedektifin yanından bakıyoruz. Bize göre dizi, bu bağların insanı nasıl sıkıştırdığını anlatırken çok daha sahici bir yere ulaşıyor.

Katilin kim olduğunu öğrenmek elbette önemli ama burada insanın aklına takılan başka bir şey var: Bunca kötülüğün içinde herkes kendini nasıl bu kadar haklı görebiliyor?

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Disney+

Love & Death (2023)

Kilise korosunda yan yana şarkı söyleyen iki arkadaş, birbirinden ayrılmayan kızları, işleri yolunda giden eşleri...

Love & Death'in aile fotoğrafında herkes yerli yerinde, uzaktan bakınca imrenmek bile mümkün. Ama Candy Montgomery'nin hayatından duyduğu memnuniyetsizlik, arkadaşı Betty Gore'un eşi Allan'la ilişkiye başlamasıyla bambaşka bir yola sapıyor. 

Betty baltayla öldürülüp Candy cinayetle suçlandığında, o samimi komşu sohbetlerini düşünmeden edemiyorsunuz: Bu insanlar birbirini gerçekten ne kadar tanıyordu?

sdfrgthyju
1980'de Teksas'taki küçük bir kasabada geçen Love & Death, Candy Montgomery'nin kiliseden arkadaşı Allan Gore'la yaşadığı yasak aşkı ve bu ilişkinin ardındakileri konu alıyor (Netflix)

David E. Kelley imzalı gerçek suç dizisinde Elizabeth Olsen, Candy'nin neşeli ve girişken halinin altındaki huzursuzluğu öyle iyi taşıyor ki sıradan bir sohbeti izlerken bile söylenenlerden çok yutulan kelimelere kulak kabartıyorsunuz. 

Canavar'ın Lizzie Borden hikayesi gibi Love & Death de evin içindeki sırları kurcalıyor. Ama burada kasvetli odaların yerini kilise buluşmaları, yardımsever komşular, nezaket gösterileri ve banliyö hayatının boğucu rahatlığı alıyor. Malum, perdelerin temiz, sofranın hazır olması o evde her şeyin yolunda gittiği anlamına gelmiyor.

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Netflix

Alias Grace (2017)

Grace Marks'ı dinlerken insan kendi kendine itiraz etmeye başlıyor: Az önce bu kadının masum olduğuna karar vermemiş miydik? 

Margaret Atwood'un gerçek olaylardan esinlenen romanından uyarlanan Alias Grace, 1843'te Kanada'da işlenen iki cinayetten hüküm giymiş İrlandalı hizmetçi Grace Marks'ı anlatıyor. Grace cinayetleri hatırlamadığını söylüyor, onunla görüşmeye başlayan Dr. Simon Jordan da yıllar sonra bu hafızanın kapısını çalıyor.

Amerikan Sapığı'nın (American Psycho) yönetmeni Mary Harron, bu kez bizi Grace'in karşısına oturtuyor. Onu dinleyip kararımızı vereceğiz sanıyoruz. Sonra Grace'i canlandıran Sarah Gadon bir yerde duraksıyor, bakışı değişiyor, sakin anlatımına belli belirsiz bir öfke karışıyor ve az önce vardığımız sonuçtan emin olamıyoruz. Peki Grace'i gerçekten dinliyor muyuz, yoksa kafamızdaki kadına uyup uymadığına mı bakıyoruz?

dfrty6u7
39 yaşındaki Sarah Gadon, 19. yüzyıl Kanadası'nda gerçek bir cinayet davasına odaklanan Alias Grace'in başrolünde (Netflix) 

Canavar'ın Lizzie Borden hikayesiyle akrabalık da burada: Cinayetle suçlanan bir kadını yalnızca anlattıklarıyla değil, nasıl konuştuğuyla, nasıl davrandığıyla da yargılıyoruz. Alias Grace bu meseleyi usul usul ilerleyen sohbetlerle açıyor, gerilmek için birinin sesini yükseltmesi gerekmiyor. Doktorun soruları hazır, bizim de öyle. Ama cevapları duyunca ne yapacağımızdan o kadar emin değiliz.

IMDb: 7,6
Nereden izlenir: Netflix


Uzmanlar uyardı: Aromalı elektronik sigaralar sanılandan daha zararlı

New Jersey'den araştırmacılar, e-sigaralardaki katkı maddelerinin iltihaplanmayı tetiklediği ve hücre ölümüne yol açtığının tespit edildiğini belirtiyor (AFP)
New Jersey'den araştırmacılar, e-sigaralardaki katkı maddelerinin iltihaplanmayı tetiklediği ve hücre ölümüne yol açtığının tespit edildiğini belirtiyor (AFP)
TT

Uzmanlar uyardı: Aromalı elektronik sigaralar sanılandan daha zararlı

New Jersey'den araştırmacılar, e-sigaralardaki katkı maddelerinin iltihaplanmayı tetiklediği ve hücre ölümüne yol açtığının tespit edildiğini belirtiyor (AFP)
New Jersey'den araştırmacılar, e-sigaralardaki katkı maddelerinin iltihaplanmayı tetiklediği ve hücre ölümüne yol açtığının tespit edildiğini belirtiyor (AFP)

Çarşamba günü yayımlanan bir araştırmaya göre milyonlarca Amerikalının kullandığı elektronik sigaralarda sıklıkla bulunan aroma verici katkı maddeleri, nikotin içermese bile eklem sağlığına zarar verebiliyor.

New Jersey'deki Seton Hall Üniversitesi'nden araştırmacılar, tarçın ve mentol aromalarının bilhassa zararlı olduğunu ve ATDC5 kıkırdak hücrelerinin ölümüne yol açtığını söylüyor.

Kimyasal aromaların da hücrelerin sağlıklı doku oluşturma ve bunları sürdürme yeteneğini bozduğu, hücrelerde iltihaplanmaya yol açtığı ve vücutta doku yıkımıyla şişmeye neden olan değişiklikleri tetiklediği gözlemlendi.

Üniversiteden Doçent Jessica Cottrell yaptığı açıklamada, "Bulgularımız, e-sigaralara aroma veren katkı maddelerinin hiç de zararsız olmadığını gösteriyor" diyor.

Nikotin içermese bile bu kimyasal maddelerin metabolizmayı, gen ifadesini ve iltihaplanma yolaklarını değiştirmesi, e-sigara kullanımının daha geniş anlamda kas-iskelet sistemi ve doku sağlığını nasıl etkilediğinin acilen incelenmesi gerektiğini vurguluyor.

Cottrell ve ortak yazarları, tarçın aromalarının ana bileşeni sinnamaldehitin akciğer ve solunum hücrelerinin ölümüne yol açtığının başka araştırmalarda gösterildiğini belirtiyor.

Rutgers Üniversitesi ve Hawai'i Üniversitesi araştırmacılarının yayımladığı diğer çalışmalar da e-sigaralardaki mentolün diğer olumsuz etkilerini ortaya koymuştu.

Araştırmacılar, ABD'deki popülaritesine göre tütün, çilek-kivi ve aromasız katkı maddeleri dahil 5 aroma seçmişti.

Martta yayımlanan son federal verilere göre 2024'te Amerikalı yetişkinlerin yaklaşık yüzde 7'si e-sigara kullandığını bildirmişti. Ayrıca 2025 tarihli Gallup anketinde katılımcıların yüzde 8'i, önceki hafta içinde elektronik sigara kullandığını söylemişti.

E-sigaralar güvenli kabul edilmese de genellikle uzmanlar, herhangi bir maddeyi yakmadığı için bunların tütün ürünlerine kıyasla daha az riskli olduğunu belirtiyor. Amerikan Kanser Derneği'ne göre tüm kanser vakalarının yaklaşık yüzde 20'si tütün içmekten kaynaklanıyor.

Yine de e-sigaralar, bağımlılık yaratan kimyasal bir uyarıcı olan nikotin içeriyor.

Amerikan Kalp Derneği, bataryayla çalışan bu cihazların ağır metaller, uçucu organik bileşikler ve kansere yol açan kimyasallar içerdiği uyarısında da bulunuyor.

Dernek, "E-sigaralarda kullanılan sıvı, kullanım amacından bağımsız şekilde bile tehlike yaratabilir. Çocuklar ve yetişkinler, bu sıvıyı yutarak, soluyarak ya da cilt veya göz yoluyla emerek zehirleniyor" diye yazıyor.

Independent Türkçe


Robert Pattinson, lüks arabasının başına nasıl bela olduğunu anlattı

Robert Pattinson, Alacakaranlık'ın çekimleri sırasında satın aldığı lüks araba yüzünden utandırıcı olaylar yaşadığını açıkladı (AP)
Robert Pattinson, Alacakaranlık'ın çekimleri sırasında satın aldığı lüks araba yüzünden utandırıcı olaylar yaşadığını açıkladı (AP)
TT

Robert Pattinson, lüks arabasının başına nasıl bela olduğunu anlattı

Robert Pattinson, Alacakaranlık'ın çekimleri sırasında satın aldığı lüks araba yüzünden utandırıcı olaylar yaşadığını açıkladı (AP)
Robert Pattinson, Alacakaranlık'ın çekimleri sırasında satın aldığı lüks araba yüzünden utandırıcı olaylar yaşadığını açıkladı (AP)

Robert Pattinson, şöhrete yükselişi sırasında ters tepen büyük bir alışverişi anlattı.

Britanyalı oyuncu, yakın zamanda GQ'ya verdiği röportajda saat ve purolar gibi lüks ürünlere düşkünlüğünden bahsetti ancak ikonik vampir serisi Alacakaranlık'ta (Twilight) çalıştığı dönemde arabalara yönelik tutkusunu abarttığını açıkladı.

Dergiye konuşan 40 yaşındaki Pattinson, "Alacakaranlık'ta oynarken bir Shelby Mustang aldım, çocukluğumdan beri hep bu arabadan istemiştim" ifadelerini kullandı. Aktör, "Sanırım bir GT350'ydi ya da belki de 60 Saniye'deki (Gone in 60 Seconds) gibi bir Fastback'ti" diyerek 2000 yapımı aksiyon filmine gönderme yaptı.

Arabayla kamusal alanda bazı utandırıcı anlar yaşadığını sözlerine ekleyen oyuncu, "her zaman devasa turist kafilelerinin önünde ya da benzer durumlarda bozulan aracı köşeyi dönene dek itmek zorunda kaldığını" anlattı. 

Pattinson, "Ben de 'Yeter artık. Bıktım bundan. Sadece düzgün çalışan bir şeye ihtiyacım var' dedim" diye konuştu.

Odyssey'nin (The Odyssey) kadrosundaki aktör, arabalar, viski ve puro zevki hakkında şunları söyledi: 

Düşüncesi hoşuma gidiyor ama her zaman ne yaptığımı tam olarak bilmediğimi hissediyorum.

Alacakaranlık'ın 5 filminde de vampir Edward Cullen'ı canlandıran Pattinson, serideki sevgilisi Bella Swan'a hayat veren Kristen Stewart'la başrolleri paylaşmıştı. Seri, 2012'de vizyona giren Şafak Vakti Bölüm 2'yle (Breaking Dawn: Part Two) sona ermişti.

2017 tarihli bir Barnett-Jackson çevrimiçi araba müzayedesi ilanı, Pattinson'ın 224 adet üretilen 1968 model Shelby GT350 Hertz modeline daha önce sahip olduğunu doğruluyor. İlana göre araba 2011'de tamamen restore edildikten sonra yaklaşık 645 km yol kat etmişti.

2012'de Jimmy Kimmel Live'a konuk olan Pattinson, eski arabalara duyduğu ilgiden bahsetmiş ve pazarlık yaparak 2 bin 500 dolara satın aldığı 2001 model Chevrolet Silverado da dahil internetten "birkaç" adet ikinci el araç aldığını itiraf etmişti.

Önceki haftalarda yayımlanan GQ yazısının başka bir bölümünde Pattinson, The Batman'in uzun süredir beklenen (halihazırda Birleşik Krallık'ta çekimleri süren) devam filminin yanı sıra To Catch a Predator'ın sunucusu Chris Hansen'ı canlandırdığı, A24'ün merak uyandıran dram filmi Primetime gibi yaklaşan projelerinden bahsetti.

25 Eylül'de vizyona giren (Türkiye'de 23 Ekim) Primetime'da Pattinson, uzun süredir ekranlarda olan televizyon kişiliğini canlandırıyor. Film, cinsel tacizcileri suçüstü yakalamaya odaklanan NBC Dateline programının kökenini karanlık bir bakış açısıyla ele alıyor. Lance Oppenheim'ın yönettiği filmin kadrosunda Unbelievable'dan Merritt Wever, Skyler Gisondo ve ilk kez oyunculuk yapan şarkıcı Phoebe Bridgers da yer alıyor.

Independent Türkçe