ırkçılığın yaygın olduğu dönemde Oscar kazanan ilk siyahi: Hattie McDaniel

ABD'li film yapımcısı, aktör ve Hattie McDaniel'in yeğeni Kevin John Goff: O dönem beyazlar, siyahileri Jim Crow (kıt akıllı, ilkel bir siyahi tiplemesi) olarak adlandırıyordu.

ırkçılığın yaygın olduğu dönemde Oscar kazanan ilk siyahi: Hattie McDaniel
TT

ırkçılığın yaygın olduğu dönemde Oscar kazanan ilk siyahi: Hattie McDaniel

ırkçılığın yaygın olduğu dönemde Oscar kazanan ilk siyahi: Hattie McDaniel

Oscar ödüllü ilk Afrikalı-Amerikalı oyuncu Hattie McDaniel'in yeğeni Kevin John Goff, büyük teyzesinin kariyeri boyunca ırkçılıkla mücadele ettiğini belirterek, "İlk olmak zordur, tıpkı daha önce hiç gidilmemiş bir dağda patika açmak gibi. Hattie için hiç patikası olmayan yoldan gitmek zorlu bir yolculuk olacaktı, bunu biliyordu ve hazırlıklıydı." dedi.

AA'nın Hollywood sinemasında oyunculara yönelik ırk ayrımcılığını konu aldığı 2 haberden oluşan "Hollywood'un ötekileri" başlıklı dosyasının ikinci haberinde, anne ve babası köle olarak doğan aktris, şarkıcı ve radyo sanatçısı Hattie McDaniel'in siyahi bir kadın olarak Hollywood'a uzanan kariyeri ve bu yolda ırkçılığa karşı verdiği mücadele ele alındı.

Hattie McDaniel'in kız kardeşi Etta McDaniel'in torunu olan ABD'li film yapımcısı ve aktör Kevin John Goff, AA muhabirine yaptığı açıklamada, büyük teyzesi Hattie McDaniel'in Gone with the Wind (Rüzgar Gibi Geçti) filmindeki performansıyla Akademi Ödülü'ne (Oscar) aday gösterilen ve kazanan ilk siyahi kadın olduğunu vurgulayarak, bunun Amerikan sinema tarihinde dönüm noktası olduğunu söyledi.

Goff, Hattie McDaniel'in ABD'nin Wichita kentinde 13 çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak 10 Haziran 1893'te dünyaya geldiğini dile getirerek, "Hattie'nin serüveni muhtemelen doğduğu andan itibaren başladı. Hep eğlendirmek isterdi. Daha küçük bir kızken bile ailesini ve arkadaşlarını eğlendirirdi. Hayatının en başından itibaren ne olmak istediğini biliyordu." diye konuştu.

Ünlü oyuncunun siyahi karşıtı ırkçılığın yaygın olduğu bir dönemde yetiştiğine dikkati çeken Goff, "O dönem beyazlar, siyahileri Jim Crow (kıt akıllı, ilkel bir siyahi tiplemesi) olarak adlandırıyordu. Jim Crow, bir tür ırkçılık biçimiydi. Hatta Jim Crow yasaları vardı. Örneğin, beyazlarla ayrı çeşmelerden su içmeniz gerekiyordu. Beyaz meslektaşlarına sunulan ama siyahilere sunulmayan fırsatlar vardı. O, en başından 1952'de ölünceye kadar bu dünyada büyüdü." ifadesini kullandı.

- "Eğer siyahi bir oyuncuysanız, alabileceğiniz belirli türde roller vardı"

Goff, Hattie McDaniel'in kariyerine şarkıcı ve söz yazarı olarak başladığını aktararak, Hattie'nin 1910'lu yıllardan itibaren oyuncu olarak film sektörüne girmek istediğini ancak aldığı küçük rollerden kazandığı para kendisine yetmediği için ev işlerine gittiğini kaydetti.

McDaniel'in filmlerde genellikle hizmetçi rolünde olduğuna işaret eden Goff, şunları aktardı:

"Hattie gerçek hayatta da hizmetçilik yaptı. Evleri temizledi, beyaz aileler için yemek pişirdi. Hayatta kalmak için her türlü işi yapıyordu. Bu onun için kesinlikle hayatta kalma mücadelesiydi. İlk olmak zordur, tıpkı daha önce hiç gidilmemiş bir dağda patika açmak gibi. Hattie için hiç patikası olmayan yoldan gitmek zorlu bir yolculuk olacaktı, bunu biliyordu ve hazırlıklıydı. Bir bakıma, bu tür şeylerin onu rahatsız etmesine izin vermedi."

Goff, McDaniel'in çok çalışarak, ilk kez 1932'de bir hizmetçiyi canlandırdığı The Golden West'te (Altın Batı) çıkış yaptığını dile getirerek, "İç savaşta yaralanan ve hayatının geri kalanında bu yarayı taşıyan babasının izinden gittiğini düşünüyorum. Babasının acı çekmesine ve ağır yaralı olmasına rağmen yine de dışarı çıkıp ağır işlerde çalışmasına şahit olmuştu. Sanırım Hattie asla vazgeçmemek için bu dürtü ve tutkuyu aldı. Hollywood'la ilgilenmeye başladığında pes etmek nedir bilmiyordu." ifadesini kullandı.

Şöhreti arttıkça McDaniel'in hizmetçi rollerinde yer almasının, siyahi hareketin tepkisini çektiğine değinen Goff, "Bu onun suçu değildi. Eğer siyahi bir oyuncuysanız, alabileceğiniz sadece belirli türde roller vardı. Bir uşak veya hizmetçi olurdunuz. Birinin evini temizlerdiniz. Belki pamuk tarlasında çalışırdınız ve pek de zeki olmayan biri gibi muamele görürdünüz. Bu, beyaz toplumun ve beyaz Hollywood'un siyahi oyuncu ve siyahi insanlara muamele etme şekliydi." diye konuştu.

- "Filmin Atlanta'daki galasına davet edilmemesi eminim ki onu incitmiştir"

Goff, Hattie McDaniel'in kariyerinde 1939 yapımı Rüzgar Gibi Geçti filminin kritik öneme sahip olduğunu vurgulayarak, "Rüzgar Gibi Geçti 1939'da gösterime girdiğinde gelmiş geçmiş en büyük filmdi. Herkes film hakkında konuşuyor, herkes izlemek istiyor, her oyuncu işin içinde olmayı diliyordu. Hattie, halihazırda birkaç filmde rol almıştı ama bu onun en büyük fırsatı olacaktı." dedi.

McDaniel'in filmde Mammy adında bir dadıyı canlandırdığını ifade eden Goff, şöyle devam etti:

"Hattie böyle bir filmde yer almanın, diğer siyahi sanatçıların da daha fazla imkana sahip olması adına muhteşem bir fırsat olacağını biliyordu. Çünkü o zamana kadar siyahi aktörler yalnızca belirli rol ve filmlerde yer alabiliyordu. Siyahi biri hiçbir zaman başrol alamazdı, başrolü oynayabileceği düşünülmezdi. Bu yüzden gerçekten harika bir performans sergilemesi gerektiğini biliyordu ki böylece dünyanın gözlerini açabilsin ve insanlar 'Ben siyahiyim ve bu büyüklükte bir filmin üstesinden gelebilirim' mesajını alsın. O bunu yaptı."

McDaniel'in, filmin Atlanta'daki galasına kentteki ayrımcı Jim Crow yasaları nedeniyle katılmadığının altını çizen Goff, şunları söyledi:

"Eminim incinmiş ve davet edilmemek ona iyi hissettirmemiştir. Filmdeki rol arkadaşı Clark Gable, Hattie ile birlikte filmdeki diğer siyahi oyuncuların davet edilmediğini öğrendiğinde, 'Pekala ben de gitmiyorum' dedi. Hattie adil olmayan şekilde muamele görüyordu ama yine de rol arkadaşına ve başrol oyuncusuna 'Hayır, gitmen ve filmi temsil etmen gerekiyor, sen filmin büyük bir parçasısın' dedi. Bu durum, kendisi için hoş olmayan durumlarda bile cesaretli olduğunu ve bunun başkalarına da yansımasını istemediğini gösteriyor."

- "Siyahi olduğu için Hollywood mezarlığına defnedilemedi"

Rüzgar Gibi Geçti filmindeki Mammy karakterinin büyük teyzesine "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" dalında Akademi Ödülü kazandırdığını dile getiren Goff, "Bunun büyük bir an olduğunu ve tarih yazdığını biliyordu. Ödülü almak için çıktığında gözyaşları içindeydi ve konuşmasını zar zor bitirebildi. Sesinden ne kadar duygusal olduğunu anlayabiliyordunuz." diye konuştu.

Goff, Hattie McDaniel'in Oscar ödülünün 1970'lerin başında kaybolduğu bilgisini vererek, "Babamın görmek istediği şeylerden biri buydu, yıllar önce vefat etti ama Akademi'nin bu ödülü yenisiyle değiştirdiğini görmek istiyordu ve bu gerçekleşti. Oscar’ı 1 Ekim'de Washington DC'deki Howard Üniversitesi'nde değiştirdiler. Ben de o törende yer almak için oradaydım. Hattie'nin Oscar'ı geri geldi." şeklinde konuştu.

Meme kanseri nedeniyle 26 Ekim 1952'de hayatını kaybeden Hattie McDaniel'in, Oscar ödüllü bir sanatçı olmasına rağmen son isteğinin ırkçı nedenlerle reddedildiğinin altını çizen Goff, sözlerini "Hattie, Hollywood mezarlığına gömülmek istemişti ama 'Hayır, buraya defnedilmene izin vermeyeceğiz. Siyahileri kabul etmiyoruz.' demişler. Yani hayatı boyunca bu tür şeylerle karşılaştı. Buna alışkın olduğunu söylemek istemiyorum ama bu tür şeylere hazırlıklı olduğunu ve üstesinden gelebildiğini düşünüyorum." şeklinde tamamladı.



98 yıllık bekleyiş sona erdi: Oscar'da tarihi gece

Günahkarlar, geçmişlerinden kaçmaya çalışan ikiz kardeşlerin, memleketlerine dönüşlerinde karşılaştığı karanlıkla yüzleşmelerini konu ediniyor (Warner Bros.)
Günahkarlar, geçmişlerinden kaçmaya çalışan ikiz kardeşlerin, memleketlerine dönüşlerinde karşılaştığı karanlıkla yüzleşmelerini konu ediniyor (Warner Bros.)
TT

98 yıllık bekleyiş sona erdi: Oscar'da tarihi gece

Günahkarlar, geçmişlerinden kaçmaya çalışan ikiz kardeşlerin, memleketlerine dönüşlerinde karşılaştığı karanlıkla yüzleşmelerini konu ediniyor (Warner Bros.)
Günahkarlar, geçmişlerinden kaçmaya çalışan ikiz kardeşlerin, memleketlerine dönüşlerinde karşılaştığı karanlıkla yüzleşmelerini konu ediniyor (Warner Bros.)

Akademi tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Filipinli ve Afro-Amerikan Creole kökenli Autumn Durald Arkapaw, Günahkarlar'daki (Sinners) etkileyici çalışmasıyla En İyi Görüntü Yönetimi Oscar'ını kucaklayarak bu başarıya ulaşan ilk kadın ve ilk siyah kadın sinemacı oldu.

Kategorinin geçmişine bakıldığında, bugüne kadar sadece üç kadın aday gösterilmişti: Rachel Morrison (2018 - Savaştan sonra / Mudbound), Ari Wegner (2021 - The Power of the Dog) ve Mandy Walker (2022 - Elvis). Arkapaw, bu zaferiyle tarihe geçmeyi başardı.

Arkapaw'un başarısı sadece bir ödülle sınırlı değil. Görüntü yönetmeni, Günahkarlar için Imax 65mm ve Ultra Panavision formatlarında çekim yapan ilk kadın sinematograf olarak teknik bir rekora da imza attı. 

Oscar gecesine kadar BAFTA ve Amerikan Görüntü Yönetmenleri Derneği gibi önemli öncül ödülleri kazanamamış olsa da gecenin sonunda heykelciği alan isim Arkapaw oldu.

"Küçük kızlar bu gece huzurla uyuyacak"

Ödül töreninde yönetmen Ryan Coogler'a teşekkür eden Arkapaw, duygusal konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

Bana inandığın ve güvendiğin için teşekkür ederim. Birlikte çalışma şansı bulduğum kişi tam da böyle biri. Bu an, sadece benimle ilgili değil; çok daha büyük bir anlam taşıyor. Bu akşam benim gibi görünen pek çok küçük kız huzurla uyuyacak çünkü onlar da birer görüntü yönetmeni olmak isteyecek. Bu ödül, ilham bekleyen pek çok genç kadının hayatını değiştirecek.

Sahne arkasında ayakta alkışlanan sanatçı, başarısının ardındaki kadın dayanışmasına da vurgu yaparak, "Bu süreçte bir şeyi öğrendim: Böyle anların yaşanması için herkesin katkısı gerekiyor. Kadınlar birbirini savunup desteklemediği sürece bu tür dönüm noktaları gerçekleşemez" dedi.

Törene 16 adaylıkla, tarihin en çok aday gösterilen filmi olarak giren Günahkarlar, geceden toplamda 4 büyük ödülle ayrıldı. Arkapaw'un tarihi başarısının yanı sıra film; Ryan Coogler'la En İyi Özgün Senaryo, Ludwig Göransson'la En İyi Özgün Film Müziği ve Michael B. Jordan'la En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini kazandı.

Arkapaw, yönetmen Ryan Coogler'ın setteki kapsayıcı tutumunu şu sözlerle överek konuşmasını tamamladı:

Ryan, bu filmde departman başkanlarının çoğunu kadınlardan seçti. Bize kendimiz olabileceğimiz, parlayabileceğimiz ve güçlü liderler olarak varlık gösterebileceğimiz yaratıcı bir alan açtı. O kapıları aralayan kişi oydu. Bu tarih yazıldıysa, bunda onun payı çok büyük.

Independent Türkçe, Deadline, Variety


75 yaşında gelen tarihi başarı: İlk adaylıktan 40 yıl sonra Oscar

Silahlar'da Gladys karakterine hayat veren Amy Madigan, Entertainment Weekly'ye geçen yıl yaptığı açıklamada "Bunca yılın ardından böyle bir geri dönüş almak çok keyifli" ifadelerini kullanmıştı (Warner Bros. Pictures)
Silahlar'da Gladys karakterine hayat veren Amy Madigan, Entertainment Weekly'ye geçen yıl yaptığı açıklamada "Bunca yılın ardından böyle bir geri dönüş almak çok keyifli" ifadelerini kullanmıştı (Warner Bros. Pictures)
TT

75 yaşında gelen tarihi başarı: İlk adaylıktan 40 yıl sonra Oscar

Silahlar'da Gladys karakterine hayat veren Amy Madigan, Entertainment Weekly'ye geçen yıl yaptığı açıklamada "Bunca yılın ardından böyle bir geri dönüş almak çok keyifli" ifadelerini kullanmıştı (Warner Bros. Pictures)
Silahlar'da Gladys karakterine hayat veren Amy Madigan, Entertainment Weekly'ye geçen yıl yaptığı açıklamada "Bunca yılın ardından böyle bir geri dönüş almak çok keyifli" ifadelerini kullanmıştı (Warner Bros. Pictures)

Oscar Ödülleri, bu yıl da Los Angeles'taki Dolby Theatre'da düzenlenen törenle 98. kez sahiplerini buldu. 

Gecenin en duygusal ve ilham verici anlarından biri, 75 yaşındaki Amy Madigan'ın En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu heykelciğini kucaklamasıyla yaşandı. Zach Cregger'ın korku ve gerilim türlerini harmanlayan filmi Silahlar'daki (Weapons) performansıyla ödüle uzanan Madigan, isminin açıklanmasıyla birlikte salondaki yıldızlar tarafından ayakta alkışlandı.

40 yıl sonra gelen heykelcik

Madigan'ın bu zaferi, sadece bir ödül değil aynı zamanda bir rekoru da beraberinde getirdi. İlk kez 1985 yapımı Twice in a Lifetime’la aday gösterilen oyuncu, tam 40 yıl 1 ay sonra ilk Oscar'ını kazanarak, "ilk adaylıkla ilk galibiyet arasındaki en uzun süre" rekorunu kırdı. 

Önceki rekor, 32 yıllık bir aranın ardından ödül alan Geraldine Page'e aitti. 

75 yaşındaki Madigan, bu galibiyetle aynı zamanda kategorisinin tarihindeki en yaşlı ikinci kazananı unvanını da elde etti.

Gladys Teyze fenomeni

Genellikle Akademi'nin mesafeli yaklaştığı tür filmlerinden biri olan Silahlar, Madigan'ın canlandırdığı Gladys Teyze karakteriyle bu algıyı kırmayı başardı. Palyaçoları andıran dağınık makyajı, karakteristik peruğu ve yaydığı tekinsiz aurayla kült bir figüre dönüşen Gladys, Madigan'ın yorumuyla sıradan bir korku karakteri olmaktan çıkıp derinlik kazandı.

Madigan, geçen yıl Hollywood Reporter'dan David Canfield'a verdiği röportajda bu rol için, "Herkese çok çılgın bir kadını oynayacağımı söylüyordum ama sonuç beklediğimden çok daha büyük bir şeye evrildi" diyerek başarısının sırrını özetlemişti: 

Bu karakter, hem çalışma biçimimin hem de hayatımın tam zıttıydı.

Kürsüden gelen içten sözler

Ödülünü geçen yılın kazananı Zoe Saldaña'nın elinden alan Madigan, hazırlıksız ve içten konuşmasıyla törene damga vurdu.

Teşekkür listesi hazırlamanın "izleyiciler bu isimleri tanımaz" gerekçesiyle önerilmediğini hatırlatan oyuncu, "Bu isimler benim için her şey demek, onlar olmasa burada olamazdım" diyerek bu tavsiyeye uymadı.

Konuşmasında yönetmen Zach Cregger'a kendisine bu "rüya rolü" verdiği için teşekkür ederken, kategorideki rakipleri Elle Fanning, Inga Ibsdotter Lilleaas, Wunmi Mosaku ve Teyana Taylor'ı da onurlandırdı. 

Konuşmasının en dokunaklı anı ise, 40 yılı aşkın süredir yanında olan eşi, Oscar adayı aktör Ed Harris'e teşekkürüydü: 

Ed her zaman yanımdaydı ve bu gerçekten çok uzun bir süre. O yanımda olmasaydı, bu ödülün hiçbir anlamı olmazdı.

Hollywood için neden bir ilham kaynağı?

Amy Madigan'ın zaferi, Hollywood'da "vakti geçti" denen ve telefonları çalmayan kıdemli oyuncular için bir umut ışığı olarak görülüyor. Madigan, ödül sezonu boyunca sektör tarafından uzun süredir görmezden gelindiğini samimiyetle dile getirmişti.

Bu galibiyet, hem korku türünün sanatsal başarısının tescillenmesi hem de gerçek yeteneğin doğru projeyle buluştuğunda her yaşta parlayabileceğini kanıtlaması açısından tarihi bir önem taşıyor. 

Yönetmen Cregger'ın şimdiden Gladys Teyze'nin geçmişine odaklanan bir öncül planladığı haberleri ise Madigan'ın kariyerindeki bu parlak dönemin daha yeni başladığını gösteriyor.
Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety


Oscar gecesine ters köşe kararlar damga vurdu

Muhteşem Marty'nin 30 yaşındaki yıldızı Timothée Chalamet, "Balede, operada veya hiç kimse önemsemediği halde 'Hey bunu yaşatmalıyız' mantığının geçerli olduğu yerlerde çalışmak istemiyorum" diyerek tepki çekmişti (AP)
Muhteşem Marty'nin 30 yaşındaki yıldızı Timothée Chalamet, "Balede, operada veya hiç kimse önemsemediği halde 'Hey bunu yaşatmalıyız' mantığının geçerli olduğu yerlerde çalışmak istemiyorum" diyerek tepki çekmişti (AP)
TT

Oscar gecesine ters köşe kararlar damga vurdu

Muhteşem Marty'nin 30 yaşındaki yıldızı Timothée Chalamet, "Balede, operada veya hiç kimse önemsemediği halde 'Hey bunu yaşatmalıyız' mantığının geçerli olduğu yerlerde çalışmak istemiyorum" diyerek tepki çekmişti (AP)
Muhteşem Marty'nin 30 yaşındaki yıldızı Timothée Chalamet, "Balede, operada veya hiç kimse önemsemediği halde 'Hey bunu yaşatmalıyız' mantığının geçerli olduğu yerlerde çalışmak istemiyorum" diyerek tepki çekmişti (AP)

Akademi Ödülleri, beklentilerin altüst olduğu, favorilerin eli boş döndüğü ve sinema tarihine geçen ilklerin yaşandığı unutulmaz bir geceye sahne oldu. 

Gecenin sunuculuğunu üstlenen Conan O'Brien, tıpkı geçen yıl gibi açılışı Timothée Chalamet'ye takılarak yaptı. Ancak bu benzerlik sadece şakalarla sınırlı kalmadı. Opera ve baleyle ilgili yorumları tepki çeken Chalamet ve başrolünde yer aldığı yapım, geçen yılki Bob Dylan: Tam Bir Bilinmez (A Complete Unknown) faciasının bir benzerini yaşayarak törenden eli boş ayrıldı.

Muhteşem Marty'nin tarihi çöküşü

Gecenin en büyük hayal kırıklığı, kuşkusuz Josh Safdie imzalı Muhteşem Marty (Marty Supreme) oldu. Dünya çapında 179 milyon dolar hasılat yapan ve Rotten Tomatoes'da yüzde 93 gibi yüksek bir eleştirmen puanına sahip film, aday gösterildiği 9 kategorinin hiçbirinde ödül kazanamadı. 

Bu istatistikle film; 11 adaylıkla sıfır çeken 1985 yapımı Mor Yıllar (The Color Purple) ve 10 adaylıkla eli boş dönen The Irishman gibi yapımların ardından Oscar tarihinin en kötü gecelerinden birini yaşayan filmler arasına girdi.

Benzer şekilde, 4 adaylığı bulunan Bugonia, Gizli Ajan (O Agente Secreto) ve Tren Düşleri (Train Dreams) de geceden ödül kazanamadan ayrılan diğer yapımlar oldu. 

9'ar adaylığı bulunan Manevi Değer (Affeksjonsverdi) ve Hamnet ise yalnızca birer teselli ödülüyle (sırasıyla En İyi Uluslararası Film ve En İyi Kadın Oyuncu) yetinmek zorunda kaldı.

Savaş Üstüne Savaş geceyi domine etti

En İyi Film yarışında tüm sezon boyunca Günahkarlar (Sinners) ve  Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another) arasında gidip gelen rekabet, gecenin sonunda netleşti.

Günahkarlar'ın rekor adaylık sayısına rağmen Savaş Üstüne Savaş toplamda 6 ödül alarak gecenin galibi oldu ve En İyi Film Oscar'ını kucakladı. Günahkarlar ise 4 ödül alabildi.

Sinema tarihinde bir ilk: Autumn Durald Arkapaw

Gecenin en gurur verici anlarından biri, Günahkarlar'ın görüntü yönetmeni Autumn Durald Arkapaw'un zaferiydi. Arkapaw, En İyi Görüntü Yönetimi kategorisinde ödül kazanan ilk kadın olarak sinema tarihine adını altın harflerle yazdırdı.

Sezonun başında Chalamet favori gösterilse de ödül Günahkarlar'daki çifte rolüyle büyük ivme yakalayan Michael B. Jordan'ın oldu.

Akademi tarihinde ilk kez verilen En İyi Cast ödülünü, Günahkarlar'la favori gösterilen Francine Maisler yerine, Savaş Üstüne Savaş'la Cassandra Kulukundis kazandı.

Sean Penn'in En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü onun yerine alan Kieran Culkin, törene katılmayan 65 yaşındaki aktör için, "Bu akşam burada olamadı ya da olmak istemedi" diyerek gecenin en iğneleyici konuşmalarından birine imza attı.

Kısa filmler, belgeseller ve ender görülen bir beraberlik

Gecenin en şaşırtıcı anlarından biri canlı çekim kısa film kategorisinde yaşandı. Şarkıcılar (Singers) ve Two People Exchanging Saliva, oylamada eşit puan alarak Oscar tarihindeki 7. "beraberliği" tescilledi.

Belgesel kategorisinde ise tüm tahminleri altüst eden Mr. Nobody Against Putin, favori gösterilen Netflix yapımı Mükemmel Komşu'yu (The Perfect Neighbor) geride bırakarak heykelciğe uzandı. 

Animasyon kısa film dalında da benzer bir sürpriz yaşandı ve favori gösterilen Butterfly yerine The Girl Who Cried Pearls ödülü kazandı.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety