İçinde İranlıların olduğu ve İsrail’in nüfuz ettiği “esnek” bir yapı olarak Hizbullah

Lübnan'ın güneyinde düzenlenen bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden, 4 Kasım 2023 (Ahmed er-Rubai – AFP)
Lübnan'ın güneyinde düzenlenen bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden, 4 Kasım 2023 (Ahmed er-Rubai – AFP)
TT

İçinde İranlıların olduğu ve İsrail’in nüfuz ettiği “esnek” bir yapı olarak Hizbullah

Lübnan'ın güneyinde düzenlenen bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden, 4 Kasım 2023 (Ahmed er-Rubai – AFP)
Lübnan'ın güneyinde düzenlenen bir Hizbullah üyesinin cenaze töreninden, 4 Kasım 2023 (Ahmed er-Rubai – AFP)

Marco Mossad

İsrail'in 1992 yılında Hizbullah lideri Abbas el-Musavi'yi öldürmesinden bu yana kamuoyunda Hizbullah'ın üst düzey komutanlarını kaybetmesinin ardından ayakta kalıp kalamayacağı her zaman tartışılmıştır. Buna karşın son dönemde çok sayıda Hizbullah komutanı öldürülmüş olsa da Hizbullah ayakta kalmaya devam ediyor. Bunun nedeni Hizbullah'ın şahıslara değil, Tahran tarafından desteklenen esnek bir örgütsel yapıya sahip olması.

Esneklik ifadesi genellikle bir yanılgı sonucu katılıkla ilişkilendiriliyor. Bu yanlış kanıya göre dirençli bir oluşum zorluklar karşısında mevcut düzenini koruyabilir ve zorlukların üstesinden geldiğinde değişmeden yoluna devam edebilir. Bu yanılgı Hizbullah için geçerli olduğundaysa, İsrail ya da başka taraflarca saldırılar gerçekleşse de gerçekleşmese de Hizbullah’ın yapısının ve faaliyetlerini yürütme şeklinin aynı kaldığı anlamına geliyor.

Esneklik ‘koşullara uyum sağlayarak hayatta kalma becerisi’ olarak daha iyi bir şekilde kavramsallaştırılabilir. Hizbullah esnekliği benimsediği için yapısı da esnektir. Esneklik sadece aksiliklerden kurtulmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda Hizbullah'ın doğası gereği akıcı ve sorunsuz bir şekilde işlediği anlamına geliyor.

Yakın bağ

Siyasi olarak ise tarihi boyunca çok fazla değişkenlik gösteren Hizbullah, 1980'lerde Lübnan devletini gayrimeşru olarak görmekten kendisini Lübnan'ın savunucusu olarak sunmaya kadar Lübnan devletine karşı çeşitli tutumlar sergiledi.

Devlet sisteminin tamamen dışında faaliyet gösterirken mecliste milletvekilleri ve hükümette bakan olarak görev yapan üyeleri oldu. Hizbullah'ın geçirdiği siyasi dönüşüm, siyasi ve askeri alanlarda varlık göstermesine katkıda bulunan önemli bir faktör.

Bu gelişme, (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) gibi bazı siyasi partilerin Hizbullah ile ittifak kurarak kendi lehlerine bir siyasi fırsat yakaladıklarını görmeleri nedeniyle Lübnan’ın siyaset sahnesinde elverişli bir ortamla birlikte devam etti. Bu da Hizbullah'ın siyasi konumunu güçlendirdi. Hizbullah ayrıca güce başvurarak Lübnan'ın siyasi meselelerine giderek daha fazla müdahil oldu. Örneğin siyasi muhaliflerini sindirme ve eski Cumhurbaşkanı Emile Lahud'un 2007 yılında görev süresinin dolmasının ardından yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesini engelleme gibi faaliyetleri, Hizbullah'a Lübnan’ı savunma çerçevesinin bir parçası olarak resmi meşruiyet kazandıran 2008 tarihli Doha Anlaşması'nın sonuçlarından biri olan Bakanlar Bildirisi’nin önünü açtı.

Hizbullah, sahadaki çatışmaları yönetme konusunda bir dereceye kadar askeri özerkliğe sahip olsa da topyekûn savaşa girme ve barışa aracılık etme konusundaki kilit kararları İran ile birlikte alıyor.

General Mişel Süleyman'ın seçilmesiyle cumhurbaşkanlığı makamındaki boşluğa son veren 2008 tarihli Doha Anlaşması'nın sonuçlarından biri olan Bakanlar Bildirisi, Lübnan'ın savunmasından ‘ordu, direniş (yani Hizbullah) ve halkın’ sorumlu olduğunu belirtiyor.

Bu istisna Hizbullah'ın askeri cephaneliğini geliştirmesine, savaşçılarını eğitmesine ve Lübnan Silahlı Kuvvetleri ya da Lübnan devleti ile herhangi bir denetim ya da koordinasyona ihtiyaç duymadan askeri operasyonlara katılmasına olanak tanıdı. Bu özgürlük, Hizbullah'ın 2006 yılında İsrail ile girdiği savaşta uğradığı maddi kayıpların ardından toparlanmasına da katkıda bulundu. Bugün dünyanın en ağır silahlarına sahip milis güçlerden biri olan Hizbullah, İsrail'e çok sayıda füzeyle saldırma kararı alması halinde İsrail’in Demir Kubbe gibi savunma sistemlerini alt edebilir.

Örgütsel yapı

Şu an Hasan Nasrallah tarafından yürütülen Genel Sekreterlik, Hizbullah’ın örgütsel yapısındaki en üst makam. Ancak eski Genel Sekreter Abbas Musavi suikastının da gösterdiği gibi genel sekreterin ortadan kaldırılması ya da halkın ona karşı tutumunun değişmesi Hizbullah’ı çöküşe sürükleyemiyor. Nasrallah, 2006 yılında İsrail'le savaş sırasında ve sonrasında yaptığı gösterişli çıkışlar ve konuşmalar nedeniyle önemli bir halk desteğine sahipti ve bazılarına göre karizmatik bir lider imajı çizdi. Ancak zaman içinde bir zamanlar büyüleyici olan konuşmaları etkisini yitirdi. Hizbullah'ın on yıl önce Suriye'ye müdahalesi ise eski imajının bozulmasına sebep oldu.

Lübnan'ın 2019 yılında yaşadığı mali kriz ve buna bağlı siyasi krizin ardından Nasrallah, kendisinin ve Hizbullah'ın ilk kez kamuoyu önünde ekonomik felaketten sorumlu ülke yönetiminin bir parçası olarak görülmesi ve eleştirilmesiyle aslında tüm imajını kaybetti. Hşzbullah’a yönelik eleştiriler, 2020 yılında Beyrut Limanı’nda meydana gelen patlamayla daha da yoğunlaştı. Lübnan'da çok sayıda kişi, kısmen de olsa limanda yanlış bir şekilde depolanan ve ardından infilak eden devasa amonyum nitrat stokuyla olan bağlantısı nedeniyle Hizbullah'ı suçladı. Ancak Nasrallah, Hizbullah'ın kamuoyuna mesajlarını ileten yüzü haline geldiğinden bu rolünü sürdürdü. Çünkü bu yöndeki herhangi bir değişiklik Hizbullah içinde bir kaos olduğu anlamına gelecekti.

rtgbhyn
Nasrallah'ı hedef tahtasında gösterildiği resmin işlendiği bir yelek giyen İsrail askeri, 4 Ocak 2024 (Jala Marais – AFP)

Üstelik Nasrallah Hizbullah'ı tek başına yönetmiyor. Hizbullah Genel Sekreteri tarafından denetlenen Şura Konseyi, kararlarını İran ile yapılan yakın koordinasyonla alıyor. Şura Konseyi üyeleri Hizbullah’ın siyasi, askeri, ekonomik, adli ve sosyal işlerini yönetiyor.

Şura Konseyi'ne bağlı Cihat Konseyi ise askeri ve güvenlik birimlerini denetliyor. Cihat Konseyi'nde İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) temsilciler de yer alıyor. Hizbullah sahadaki çatışmaları yönetme konusunda bir dereceye kadar askeri özerkliğe sahip olsa da, topyekûn savaşa girme ve barışa aracılık etme konusundaki önemli kararları İran ile birlikte alıyor.

Hizbullah iç ve dış operasyonlarının bir kısmını da Birim 910'un gözetimi altında yürütüyor. Güvenlik aygıtının bir parçası olan Birim 910 içinde dış operasyonlardan, siber faaliyetlerden ve dış iletişimden sorumlu birimler yer alıyor. Hizbullah’ın Suriye-İsrail sınırındaki askeri faaliyetleri de dahil olmak üzere Suriye'deki operasyonlarının yanı sıra Avrupa'daki ve dünyanın diğer yerlerindeki faaliyetlerinden de sorumlu olsa da Lübnan içinde de faaliyet gösteriyor. Örneğin dış operasyonlar birimi, eski adı Hızlı Müdahale Gücü olan ve 2008 yılından bu yana Rıdvan Gücü adıyla bilinen özel operasyonlar birimi ile eş değer. Rıdvan Gücü, 2006 yılında İsrail ile yapılan savaşta kilit bir rol oynadı.

Fuad Şükür, Hizbullah'ın Cihat Konseyi'nde yüksek rütbeli bir komutandı ve roketler ve silahlar konusunda uzman askeri birimlerinden birinin sorumlusuydu.

Hizbullah'ın milis ve ordu bileşenlerini bir araya getirmesi, silahlı bir grup olarak güçlü yanlarından birini oluşturuyor. Örneğin, güvenlik ve askeri hizmetler Cihat Konseyi içinde farklı birimler olsa da Hizbullah'ın güvenlik ve askeri operasyonları tıpkı ordudaki gibi ayrı ve farklı olarak ele alınmaz. Her iki kategorideki operasyonlar da Hizbullah’ın üst düzey komutanları tarafından yönetilir. Rıdvan Gücü askeri birliklerle birlikte faaliyet gösterir ve üyeleri doğrudan DMO tarafından eğitilir. Benzer şekilde, Hizbullah'ın savaş bölgelerinde konuşlanması orduların konuşlanmasından bağımsızdır ve asimetrik bir savaşta milislerin konuşlanması şeklindedir.

cdvf
Fuad Şükür’ün İsrail tarafından öldürüldükten sonra Hizbullah tarafından dağıtılan bir fotoğrafı, 31 Temmuz 2024 (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Diplomatik Güvenlik Bürosu tarafından yönetilen Adalet İçin Ödül Programı (Rewards for Justice/RFJ) kapsamında eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'ye 2005 yılında düzenlenen suikast nedeniyle 2020 yılında Lübnan Özel Mahkemesi tarafından mahkum edilen tek Hizbullah üyesi olan Salim Ayyaş'ın başına 10 milyon dolar ödül konuldu. RFJ internet sitesinde yer alan ilanda Ayyaş'ın Hizbullah'ın suikast timi olan ve emirleri doğrudan Genel Sekreter Hasan Nasrallah'tan alan Birim 121'in kıdemli bir üyesi olduğu ifade ediliyor. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere, Hizbullah birimleri içindeki operasyonel kararlar sadece birim komutanları tarafından alınmıyor.

“Üst düzey komutanlar”

Yapısal esneklik ve iç içe geçişlilik Hizbullah'ı üst düzey komutanlarını kaybetmesi durumunda yaşanabilecek bir çöküşten koruyor. Hizbullah ayrıca yapısını değişen dış koşullara da adapte ediyor. Bu durum 2008 yılından bu yana üst düzey üç liderinin ölümünden sonra da açıkça ortaya çıktı. İsrail, geçtiğimiz ağustos ayında 2015 yılından bu yana ABD'nin küresel teröristler listesinde yer alan ve başına yakalanmasını sağlayacak herhangi bir bilgi için 5 milyon dolarlık para ödülü koyulan Hizbullah komutanı Fuad Şükür'e suikast düzenledi. Hacı Muhsin ve Seyyid Muhsin olarak da bilinen Şükür, Hizbullah’ın kuruluşundan bu yana örgüt içinde yer aldı ve İsrail'e karşı ilk olarak 1982 yılında savaştı.

Basında yer alan bazı haberlerde Şükür'ün Hizbullah'ın en yüksek rütbeli askeri komutanı olduğu iddia edilse de Hizbullah'ın komuta yapısı aslında bundan daha karmaşık. Şükür'ün Cihat Konseyi'nde yüksek rütbeli bir komutan olduğu ve roketler ve silahlar konusunda uzman askeri birimlerinden birinden sorumlu olduğu da biliniyor.

Şarku'l Avsat'ın RFJ internet sitesinden aktardığı habere göre Şükür'ün Hizbullah'ın ölen komutanı İmad Muğniye'nin sırdaşı olduğu belirtiliyor. Şükür'ün komuta ettiği füze birimi, 2008 yılında Şam'da öldürülene kadar, Genel Sekreter Nasrallah'ın tek askeri danışmanı olan ve Hac Rıdvan adıyla da bilinen Muğniye'nin doğrudan komutası altındaydı.

Ancak Muğniye'nin tek görevi bu değildi. Öldüğü sırada Birim 910 ve Hızlı Müdahale Gücü'nü de komuta ediyordu. Muğniye'nin ölümünden sonra bu karmaşık rolü, Mustafa Bedreddin üstlendi. Fakat Bedreddin'in 2016 yılındaki ölümünden sonra yerine bir başkasının atanması zaman aldı. Danışmanlık görevi, aralarında Şükür'ün de bulunduğu birkaç kilit isimin yer aldığı Cihat Konseyi’ne verildi. Birim 910'un başına Cihat Konseyi üyesi olan ve aynı zamanda Hizbullah'ın güvenlik aygıtını yöneten Talal Hamiye getirildi. Hamiye’nin Hizbullah'ın askeri ve güvenlik operasyonlarını yönetmesi onu örgüt içinde fiilen en üst düzey askeri komutan yapıyor. ABD, Hamiye’nin başına 7 milyon dolarlık para ödülü koydu. Rıdvan Gücü, DMO tarafından eğitilmeye devam ederken ABD'nin başına 5 milyon dolarlık para ödülü koyduğu ve küresel teröristler listesinde yer alan Heysem Ali Tabatabai tarafından yönetiliyor.

Hizbullah, sırasıyla 2008, 2016 ve 2024 yıllarında Muğniye, Bedreddin ve Şükür için yaptığı yas açıklamalarında ‘büyük mücahit komutan’ sıfatını kullandı. Başka isimler için ise kullanmayarak bu üç komutanın eşit derecede yüksek rütbeli olduğunu ima etti, ancak Muğniye ve Bedreddin'in aksine Şükür kamuoyunda bilinmiyordu. Sadece Hizbullah'ın askeri işlerini takip edenler tarafından tanınan Şükür, bunun dışında pek dikkat çekmiyordu. Muğniye'nin durumu ise Şükür’den farklıydı. İsrail’in Gazze'ye kaçak yollardan roket sokmakla suçlamasından ötürü daha hayattayken kamuoyu tarafından biliniyordu.

Basında yer alan bazı haberlerde Şükür'ün Hizbullah'ın en yüksek rütbeli askeri komutanı olduğu iddia edilse de Hizbullah'ın komuta yapısı aslında bundan daha karmaşık.

Hizbullah, Muğniye’yi 2008 yılında öldürülmesinden sonra İsrail'in 2000 yılında Lübnan'dan çekilmesinde ve 2006 yılındaki savaşta kendisinin ilan ettiği ‘zaferdeki’ rolüne atıfla ‘iki zaferin komutanı’ olarak tanımladı. Bunun yanında Hizbullah, 2006 yılında kurduğu özel operasyonlar birimine Muğniye’nin adını vermişti. Daha önce Hızlı Müdahale Gücü olarak adlandırılan birim, Muğniye’nin ölümünden sonra el-Hac Rıdvan lakabına atıfla Rıdvan Gücü olarak anılmaya başladı.

Muğniye'nin yerini Bedreddin almış olsa da Hizbullah ne hayattayken ne de öldükten sonra Bedreddin için Muğniye'nin sahip olduğu halka mal olmuş şahsiyet imajı oluşturmadı. Bedreddin’in adı 2011 yılında Lübnan Özel Mahkemesi tarafından eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri suikastıyla ilişkilendirilene kadar kamuoyunda duyulmamıştı. Bedreddin daha sonra Hizbullah’ın Suriye'ye müdahalesiyle öncü bir rol oynadı.

Hizbullah'ın zafer olarak gördüğü 2000 ve 2006 yıllarının aksine, Bedreddin'in faaliyetleri Hizbullah'ın dikkatini olumsuz yönde çektiği için örgüt Muğniye'nin ölümünü ve özel günlerde atıfta bulunduğu başarılarını öne çıkarmaya devam etti. Buna karşın ortadan kaldırdığı Hizbullah komutanlarının kimliklerini açıklayan İsrail oldu.

İsrail'in Şükür’e düzenlediği suikastı, Lübnan ve Suriye'de Hizbullah komutanlarının ve üyelerinin hedef alındığı saldırılar takip etti. Şükür Hizbullah içinde üst düzey bir komutan olsa da Talal Hamiye gibi diğer önemli komutanlar hala hayattalar, durumları iyi ve İsrail istihbaratından kaçmaya çalışıyorlar.

sdfvg
Hizbullah destekçilerinin Beyrut'ta düzenlediği İran'a destek yürüyüşünden bir kare, 24 Mayıs 2024 (Enver Amr – AFP)

İsrail merkezli bir araştırma kuruluşu, geçtiğimiz ağustos ayında Hizbullah'ın Cihat Konseyi üyesi olduğu iddia edilen kişilerin isimlerini ve görevlerini yayınladı. Fakat yayınlanan bilgiler, Cihat Konseyi üyeleri hakkında mevcut diğer bilgilerle uyuşmuyordu. Bu uyuşmazlığın nedenlerinden biri Hizbullah'ın komutanları için genellikle takma isimler kullanması ve güvenlik nedeniyle kimliklerini ve görevlerini bir dereceye kadar gizli tutmaya çalışması. Bir diğer nedense Hizbullah içindeki rol dağılımının dış koşullara uyum sağlamak amacıyla değişebilmesi.

İsrail'in Hizbullah'ın üst düzey komutanlarına yönelik sistematik olarak gerçekleştirdiği suikastların Hizbullah'ın askeri kabiliyetlerini sınırladığına şüphe yok. Ancak halen geniş bir askeri cephaneliğe ve paha biçilmez bir savaş deneyimine sahip olmaya devam eden Hizbullah’ın örgütsel yapısı üst düzey komutanlarını kaybetse de bir dereceye kadar esneklik sağlayabiliyor.

Hizbullah'ın karşı karşıya olduğu asıl zorluk örgütün çöküşünden ziyade İsrail'in Hizbullah’ın içine ne ölçüde nüfuz ettiğinin bir göstergesi olan bu tam isabetli suikastlar. Hizbullah içindeki bu sızmalar sona ermedikçe İsrail avantajı elinde tutmaya, Hizbullah ise daha uzun bir süre siyasi ve askeri olarak varlığını sürdürebilmek için yapısını değiştirmeye devam edecek gibi görünüyor.



Bruce Willis, Ben Affleck'e 7 Oscar alan filmde oynamamasını tavsiye etmiş

Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)
Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)
TT

Bruce Willis, Ben Affleck'e 7 Oscar alan filmde oynamamasını tavsiye etmiş

Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)
Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)

Ben Affleck, Bruce Willis'in kendisine verdiği ve dinlememekten memnun olduğu tavsiyeden bahsetti. Affleck'in iddiasına göre Armageddon'daki rol arkadaşı Willis, ona Aşık Shakespeare'de (Shakespeare in Love) yer almamasını söylemiş.

İki oyuncu, 1998 yapımı aksiyon-gerilim filmi Armageddon'da birlikte oynamıştı. 54 yaşındaki Affleck kısa süre sonra John Madden'ın yönettiği romantik komedi Aşık Shakespeare'de yer alarak kariyerinde farklı bir yöne adım atmıştı. Film daha sonra En İyi Film dahil 7 dalda Oscar kazanmıştı.

Batman oyuncusu Happy Sad Confused adlı podcast'te, Armageddon setindeyken Willis'in kendisine verdiği bazı tavsiyeleri anlattı.

Affleck şunları söyledi:

Bruce Willis bir keresinde bana dönüp, 'Sesin çok ince' dedi. Ben de 'Ne?' diye karşılık verdim. O ise, 'Bu kadar ince bir sesle konuşma' dedi. Ben de, 'Bruce, benim sesim zaten böyle. Bunu nasıl değiştirebilirim ki?' dedim.

Willis'in "dünyalar tatlısı bir adam" olduğunu ve aslında kendisine tavsiye vermeye çalıştığını belirten Affleck, şöyle devam etti:

Ayrıca, 'Dostum, o Shakespeare filmini sakın yapma. O filmde yer almak istemezsin' demişti. Bu konuda yanılıyordu. Gerçi hakkını yemeyelim, senaryoyu okumamıştı.

Affleck, Aşık Shakespeare'de Globe Tiyatrosu'ndaki yapımlarda rol alan Ned Allen karakterini canlandırmıştı.

Filmde ünlü oyun yazarını Joseph Fiennes, hikayedeki sevgilisi Viola de Lesseps'i ise Gwyneth Paltrow canlandırıyordu. Paltrow bu rolüyle ilk Oscar ödülünü kazandı. Tarihsel kurgu türündeki filmde Shakespeare, yazma tıkanıklığı yaşarken soylu de Lesseps'te ilham buluyor ve ikili arasında tutkulu bir aşk başlıyordu.

Filmin yardımcı oyuncu kadrosunda ise Colin Firth, Geoffrey Rush ve Dame Judi Dench gibi isimler yer alıyordu. Kraliçe I. Elizabeth rolüyle 10 dakikadan az görünen Judi Dench, bu performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülü'nü kazandı. Bu, Oscar kazanan en kısa süreli performanslardan biriydi.

Aşık Shakespeare'in kazandığı diğer Akademi Ödülleri arasında en iyi özgün senaryo, en iyi müzik ve en iyi kostüm tasarımı vardı.

vfg
Affleck, Aşık Shakespeare'de (Universal Pictures)

Affleck şu sıralar hem senaryosuna katkıda bulunduğu, hem yönetmenliğini paylaştığı hem de başrolünde yer aldığı yeni Netflix filmi Animals'ın tanıtım turunda.

Oyuncu, en çok gurur duyduğu projelerinden bahsetmenin yanı sıra, 2017 yapımı Justice League: Adalet Birliği (Justice League) dahil kariyerinin en kötü dönemlerini de tüm samimiyetiyle anlattı.

Filmde Batman karakterini canlandıran Affleck için yapım süreci baştan sona sorunlarla doluymuş. Hatta bu deneyim onun için o kadar yıpratıcı olmuş ki bir daha asla bir süper kahraman filminde rol almamaya yemin etmiş.

Affleck, "Gerçek şu ki Justice League: Adalet Birliği deneyimi pek çok farklı nedenden ötürü son derece olumsuzdu" dedi.

Bunun bir kısmı benim o dönemki kişisel durumumla, bir kısmı o süreçte yaşanan trajedilerle ilgiliydi. Ayrıca stüdyoyla film yapımcısının fikir ayrılığına düştüğü durumlarda, böyle bir filmin nasıl yapılmaması gerektiğini de bizzat görmüş oldum. Bu gerçekten büyük bir hata. Filmin sonunu hazırlayan da tam olarak buydu.

Independent Türkçe


Hollywood efsanesi, sette Stanley Kubrick'i tehdit etmiş

Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)
Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)
TT

Hollywood efsanesi, sette Stanley Kubrick'i tehdit etmiş

Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)
Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)

Spartaküs (Spartacus), sinema tarihinin en ikonik sahnelerinden birine sahip. Ancak Kirk Douglas, Stanley Kubrick'in bu sahneyi çekmesini sağlamak için olağanüstü yollara başvurmak zorunda kalmış.

2001: Uzay Macerası (2001: A Space Odyssey), Full Metal Jacket ve Cinnet (The Shining) gibi başyapıtlarına imza atmadan önce Kubrick, western ve kara film türleriyle tanınan Anthony Mann'in 1960 yapımı bu tarihi filmden uzaklaştırılmasının ardından yönetmen koltuğuna oturtulmuştu.

Turner Classic Movies'in The Plot Thickens adlı podcast'inin bir bölümünde, Kirk Douglas'ın, oyuncuları diyaloglarında doğaçlama yapmaya teşvik eden Anthony Mann'den "giderek daha fazla rahatsızlık duymaya başladığı" anlatılıyor. Bu durum, yapımın "planlanan takvimin epey gerisinde kalmasına" yol açıyormuş.

Douglas, daha önce Zafer Yolları'nda (Paths of Glory) birlikte çalıştığı, o dönem 31 yaşında olan Kubrick'i projeye dahil etti. Ancak yönetmen, filmin yaratıcı süreçleri üzerinde tam yetki sahibi değildi. Douglas, 1988'de yayımlanan anılarında, Kubrick'in "özgüveninin çoğu zaman kibre varan bir noktada olduğunu" belirtiyor. Douglas'a göre bu özellik, Laurence Olivier, Charles Laughton ve Peter Ustinov gibi kontrol edilmesi güç oyuncularla çalışırken hem avantaj hem de engel teşkil edebiliyordu.

Kirk Douglas'ın anılarına göre yönetmenle Douglas arasında gerginlik yaşanmıştı. Bunun nedeni Kubrick'in, Dalton Trumbo'nun senaryosunda yer alan klasik "Ben Spartaküs'üm!" sahnesini çıkarması ve Douglas'ın bu konudaki uyarısını görmezden gelmesiydi.

Podcast sunucusu Ben Mankiewicz, sahneyi şöyle açıklıyor:

Söz konusu sahnede Spartaküs ve diğer köleler Romalılar tarafından kıskıvrak yakalanır. Kölelere, 'Spartaküs'ün kim olduğunu söylerseniz hayatınız bağışlanacak' denir. Spartaküs tam kendini ele verecekken, başka bir köle ayağa kalkar ve 'Ben Spartaküs'üm!' der. Ardından bir başka köle de aynısını yapar. Sonra bir başkası daha.

Gönderdiği nota yanıt alamadığı için öfkelenen Douglas, "iri, kahverengi bir atın" sırtında atını "tırıs" sürerek Kubrick'in yanına geldi. Atı "Stanley'nin yüzüne birkaç santim mesafedeyken" ona şunları söyledi:

Bir sahnenin çekimiyle ilgili sana not gönderdiğimde, en azından bir yanıt beklerim. 'Ben Spartaküs'üm' sahnesiyle ilgili not gönderdim ama yanıt verme zahmetine bile girmedin.

Kubrick, "Çünkü bunu yapmak istemiyorum, aptalca bir fikir" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Douglas, atını Kubrick'in "tam üzerine sürerek" şöyle dedi:

B k, seni küçük pislik. Aptalca bir fikir olabilir ama deneyeceğiz. Eğer işe yaramazsa çıkarırız ama yine de çekeceğiz.

Yönetmen, Douglas'ın taleplerini kabul etti ve bu sahne "filmin en meşhur sahnesi" haline geldi.

Sözkonusu sahne yıllar içinde pek çok parodiye konu oldu. Bunların en akılda kalıcı olanları, 1979 yapımı Brian'ın Hayatı'nda (Monty Python's Life of Brian) ve The Office'in ABD versiyonunda yer alanlardı.

Üçüncü Köle Savaşı sırasında Roma'ya karşı ayaklanma başlatan köle ve gladyatörün hikayesini anlatan Spartaküs, aralarında Ustinov'a kazandırdığı En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünün yanı sıra En İyi Sinematografi, En İyi Sanat Yönetimi ve En İyi Kostüm Tasarımı dallarında olmak üzere toplam 4 Oscar ödülü kazandı.

The Plot Thickens, efsanevi sinemacıların ve oyuncuların hayatlarını, çalışmalarını ve kamera arkasındaki karmaşayı derinlemesine inceliyor. Kubrick'e odaklanan yeni sezon, Douglas'ın kendi anı kitabında yer alan tanıklıklardan yararlanıyor.

Independent Türkçe 


Avustralya'da yarasa virüsü alarmı: Ölüm riski çok yüksek

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Avustralya'da yarasa virüsü alarmı: Ölüm riski çok yüksek

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Avustralyalı yetkililer, ısırma ve tırmalama vakalarındaki keskin artış nedeniyle nadir görülen bir virüse maruz kalma riskine ilişkin endişeleri artırması üzerine halka yarasalara dokunmamaları uyarısında bulunuyor. Virüs, belirtiler ortaya çıktığında neredeyse her zaman ölüme yol açıyor.

Yeni Güney Galler (NSW) Sağlık Bakanlığı salı günü yaptığı açıklamada, 28 Eylül'le 10 Ekim arasında eyaletin kuzey bölgelerinde 43 kişinin yarasalar tarafından ısırıldığını veya tırmalandığını, geçen yılın aynı döneminde ise bu sayının 10 olduğunu belirtti.

Olayların, Hunter Bölgesi, Orta Kuzey Kıyısı, NSW'nin kuzeyi ve Orta Kıyı'da yaşandığı bildirildi.

Kuduz virüsüyle akraba olan Avustralya yarasa lyssavirüsü, insanlarda ölümcül hastalığa yol açabiliyor. Semptomlar başladıktan sonra etkili bir tedavi yok ancak maruziyet sonrası aşı yaptırmak hastalığı önlemeye yardımcı olabiliyor.

NSW Sağlık Bakanlığı Sağlık Koruma Direktörü Keira Glasgow, "Halkın, insanlar için çok tehlikeli olan, kuduz virüsünün yakın akrabası Avustralya yarasa lyssavirüsünü herhangi bir yarasanın taşıyabileceğini varsaymasını istiyoruz" dedi.

Glasgow, "Avustralya yarasa lyssavirüsünün insanlara bulaşması son derece nadir ancak enfekte bir yarasa tarafından tırmalanan veya ısırılan kişilerde belirtiler başladığında ne yazık ki etkili bir tedavi bulunmuyor" ifadelerini kullandı.

Bir yarasa tarafından ısırılınca veya tırmalanınca acil tıbbi muayene hayati önem taşıyor.

Isırılan veya tırmalanan kişiler, yarayı derhal 15 dakika boyunca sabun ve suyla yıkamalı, antiviral etkiye sahip bir antiseptik sürmeli ve acilen tıbbi yardım almalı.

Bu uyarı, yaban hayatı uzmanlarının gıda kıtlığı nedeniyle yarasa faaliyetlerinin arttığını bildirmesinin ardından geldi.

Nine'a göre NSW İklim Değişikliği, Enerji, Çevre ve Su Bakanlığı'nın koruma programları genel müdürü Ingrid Emery, "Bunun sonucunda bölge sakinleri, gündüz saatlerinde arka bahçelerindeki ağaçlarda kalan uçan tilkileri görüyor" dedi.

Bu gıda kıtlığı olayı, kuzeydeki Clarence Vadisi'nden Güney Kıyısı'na kadar uzanan doğu kıyısı boyunca yaşanıyor.

Uçan tilkiler de dahil yarasalarda bulunan lyssavirüs, kuduzdan (Avustralya'da görülmüyor) farklı. Enfeksiyon; ateş ve baş ağrısı gibi grip benzeri belirtilere yol açtıktan sonra ilerleyerek felç, deliryum ve nöbetlere neden olabilir.

Ölüm genellikle belirtilerin ortaya çıkmasından bir veya iki hafta sonra gerçekleşiyor. Belirtiler genellikle maruziyetten yaklaşık bir hafta sonra başlasa da bazen ortaya çıkması yıllar sürebiliyor.

Yetkililer, halka yaralı veya yere düşmüş yarasalara temas etmeme ve bunun yerine eğitimli yaban hayatı kurtarma ekipleriyle iletişime geçme çağrısı yapıyor.

Independent Türkçe