2024'te yayına giren ve ıskalamamanız gereken 10 dizi

Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (The Worst Person in the World) tanınan Norveçli aktris Renate Reinsve, Presumed Innocent'ta Carolyn Polhemus rolünde (Apple TV+)
Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (The Worst Person in the World) tanınan Norveçli aktris Renate Reinsve, Presumed Innocent'ta Carolyn Polhemus rolünde (Apple TV+)
TT

2024'te yayına giren ve ıskalamamanız gereken 10 dizi

Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (The Worst Person in the World) tanınan Norveçli aktris Renate Reinsve, Presumed Innocent'ta Carolyn Polhemus rolünde (Apple TV+)
Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (The Worst Person in the World) tanınan Norveçli aktris Renate Reinsve, Presumed Innocent'ta Carolyn Polhemus rolünde (Apple TV+)

Yılbaşı ağaçları çoktan kuruldu ve gözümüzü alamadığımız renkli ışıklarla süslenmeye başladı bile. Bu da bir yıla daha veda etmeye hazırlandığımız anlamına geliyor. Geride bıraktığımız 12 ayı nasıl geçirdiğimizi değerlendirmek için mükemmel bir zamanlama... 

Bu yıl bizlere, ekran başında saatlerce keyifle izlediğimiz, bir bölüm bitince diğerine geçmeden edemediğimiz birçok nefis dizi sundu. Beklenmedik hazinelerden başarılı kitap uyarlamalarına, çarpıcı bilimkurgulardan eğlenceli komedilere kadar sayısız dizi izledik. 

Şimdi sıra onlar arasından en iyi ve iz bırakanları seçmeye geldi. Prömiyerini 2024'te yapan ve bu sene izlemediyseniz bile ilerleyen günlerde zaman ayırmanızı önerdiğimiz 10 diziyi sıraladık.

Şimdiden iyi seyirler...

Presumed Innocent

Bir filmi, diziyi ya da kitabı çok sevdiğimde ondan bahsetmeden duramam. Presumed Innocent, bana tam olarak bunu yaptı; susmak bilmedim.

Scott Turow'un çok satan romanından uyarlanan dizinin başrolünde nefis performansıyla akıllara kazınan Jake Gyllenhaal var. 

David E. Kelley tarafından yaratılan bu gizemli hukuk draması, savcı Rusty Sabich'in meslektaşının öldürülmesiyle suçlanmasının ardından yaşanan adli ve kişisel dramayı etkileyici bir şekilde ele alıyor.

zx cv
8 bölümden oluşan Presumed Innocent, prömiyerini 12 Haziran'da Apple TV+'ta yapmıştı (Apple TV+)

İzleyicisine sürekli sorular sorduran gerilim dolu senaryosu ve ince işlenmiş karakter gelişimleri, adaletin doğası, ahlaki ikilemler ve insanın iç çatışmaları hakkında derinlemesine bir bakış sunuyor.

Gyllenhaal'un iniş çıkışlı hikaye boyunca bazen kararan bazense aydınlanan yüz ifadesi olayların gidişatıyla ilgili çok şey anlatıyor. Ruth Negga, Peter Sarsgaard ve Bill Camp'in etkileyici performanslarıyla alkışı hak ediyor. Camp, Rusty'nin hem meslektaşı hem de dostu olarak ayakları yere basan, güvenilir bir duruş sergilerken, Sarsgaard'ın canlandırdığı antagonist savcı, hikayeye intikam arzusu ve dramatik gerilim katıyor. 

Çok katmanlı anlatısıyla insanı içine çeken Presumed Innocent, bence bu yılın en iyisi. 

Shōgun

James Clavell'in 1975 tarihli romanından uyarlanan Shōgun'a Game of Thrones benzetmeleri yapılmış olsa da 10 bölümlük büyüleyici dizi için bu yakıştırmalar basit ve yersiz kalıyor. 

Rachel Kondo ve Justin Marks'ın görkemli destanı, Kanada'da çekilmiş olmasına rağmen Japonya'nın zengin kültürüne ve derin güzelliklerine bir ağıt niteliğinde. 

Edo dönemi Osakası'nda Britanyalı denizci John Blackthorne'un gemisinin karaya oturması ve savaş lordu Torunaga'nın hizmetine girmesiyle iki farklı dünyanın çarpışması mükemmel bir şekilde yansıtılıyor. 

cs
Rotten Tomatoes'da eleştirmenlerin yorumlarına göre 100 üzerinden 99 puan alan Shōgun, halen Disney+'ta yayında (FX)

Modern izleyicilere epey yabancı gelmesi olası gelenek ve kültürler içinde geçen hikaye, kimi zaman neredeyse fantastik bir seyirlik sunuyor.

Dizinin asıl gücü, ne karmaşık entrikalarında ne de dudak ısırtan aksiyon sahnelerinde yatıyor. Shōgun'ın etkisi, merkezindeki akıllara zarar insan hikayelerinde gizli. 

Torunaga'nın gizemli manipülasyonları, Yabushige'nin kişisel çıkarı için utanmazca yaptığı hamleler, Fuji'nin sessiz trajedisi ve Leydi Mariko'nun hüzünlü zarafetiyle bezeli asaleti, diziyi ilk bölümden büyük finale dek büyüleyici kılıyor.

Tek kelimeyle muhteşem.

Say Nothing

Dönem dizilerine ilgi duyuyorsanız, hele bir de Kuzey İrlanda'daki çalkantılı "The Troubles" zamanları ve IRA'in vukuatlarını anlatan yapımlardan hoşlanıyorsanız sizi hızlıca buraya alalım.

Patrick Radden Keefe'nin çok beğenilen aynı adlı kitabından uyarlanan FX dizisi Say Nothing, o dönem Belfast'ta yaşananları, tarihi, siyasi ve kişisel anlatıların sürükleyici bir karışımını inceleyerek işliyor. Çatışmayı, 10 çocuk annesi Jean McConville'in IRA tarafından kaçırılıp öldürülmesi ve bunun ailelerle topluluklar üzerindeki uzun süreli etkileri de dahil olmak üzere belirli olayların merceğinden inceliyor.

cyju
1972'de yaşanan bir kaçırma olayıyla başlayan 9 bölümlük Say Nothing, Disney+ ekranlarından izlenebilir (Disney+)

Uyarlama, Keefe'nin kitabındaki karmaşık dengeyi korurken dönemin keskin gerçeklerini görselleştiren incelikli hikaye anlatımıyla övgüyü hak ediyor. 

Anlatı, gerçek suç ve tarihi drama unsurlarını birleştirerek izleyicileri çatışmanın ahlaki belirsizliklerine ve duygusal ağırlığına çekiyor. Oyuncular, karmaşık karakterlere gerçeklik kazandırmayı başaran güçlü performanslar sergiliyor. Özellikle Lola Petticrew'a kocaman bir alkış. 

Say Nothing kaosa çok kolay sürüklenebilirdi. 40 yıl boyunca bir ileri bir geri zıplayan kurgusu ve izleyicisini çok sayıda karakterin hem genç hem de yaşlı halleriyle tanıştırması onu içinden çıkılmaz bir hale getirebilirdi. Ancak anlattığı hikayeye ve tarihe son derece hakim olduğu için bu yanlışa düşmüyor, izleyicisinin kafasını karıştırmıyor ve sizi hikayenin içine çekiveriyor.  

Travma ve adalet arayışını etkileyici bir şekilde tasvir eden Say Nothing, siyasi çekişmelerin insani bedelini ve çatışma sonrası toplumlarda uzlaşmanın zorluklarını irdelemek isteyenler için birebir. 

Under the Bridge

Yine bir kitap uyarlamasıyla karşınızdayız. Rebecca Godfrey'nin aynı adlı kitabına dayanan Under the Bridge, genç bir kızın trajik ölümünü ve sonrasında yaşananları konu alıyor.

Ana hikaye kasaba halkı, gençler ve ailelerin iç içe geçmiş sırlarını açığa çıkaran bir cinayet davasına odaklanıyor. Polisiye unsurlarla duygusal derinlik arasında denge kurmayı başaran dizinin yaratıcıları, karakterlerin karmaşık ilişkilerini ve kasabanın karanlık yönlerini öne çıkarıyor.

cyjtuk
8 bölümlük mini dizi Under the Bridge, Disney+'ta izleyiciyle buluşuyor (Disney+)

Karmaşık ve katmanlı hikaye anlatımıyla öne çıkan suç draması, gerçek bir olaydan esinlenilmiş olmasıyla daha da etkileyici bir hal alıyor. 

Godfrey'nin kitabından öne çıkan temaları başarıyla görselleştiren Under the Bridge, sunduğu toplumsal eleştiriyle izleyiciye empati kurma şansı da sunuyor.

Oscar adayı Lily Gladstone'un varlığı dizinin en büyük şanslarından biri. Riley Keough, yıllar önce terk ettiği kasabasına dönen Rebecca rolünde izleyicinin karşısına çıkıyor. Under the Bridge, bu noktada Amy Adams'ın 2018 tarihli dizisi Sharp Objects'e de yakınlaşıyor. 

Gladstone'un başarılı performansıyla Emmy adaylığı kazandığını da hatırlatalım.

Baby Reindeer

Richard Gadd'ın aynı adlı otobiyografik tek kişilik gösterisinden uyarlanan Baby Reindeer, bu yılın belki de en çok konuşulan dizisiydi. Bana sorarsanız hak etti de. 

Gadd'ın kendisinin başrolünde yer aldığı, derinlikli kara komedi-drama harmanı, Donny Dunn karakteri üzerinden mizah ve gerilimi dengeli bir şekilde birleştiriyor.

Gadd'ın kendi travmatik deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı hikaye, hem saplantılı bir takipçiyi hem de geçmişte yaşanan istismarların yankılarını cesur bir şekilde ele alıyor. 

hytju
Eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da 100 üzerinden 99 puan almayı başaran Baby Reindeer, halen Netflix'te izlenebilir (Netflix)

İzleyicisini rahatsız edici ancak bir o kadar etkileyici bir yolculuğa çıkaran Emmy ödüllü mini dizi, otobiyografik anlatıların televizyon uyarlamalarında yeni bir çıta belirlerken, travma, sınır ihlalleri ve toplumsal normların sorgulanması gibi temaları da cesurca işliyor.

Hem Gadd'ın hem de saplantılı takipçi Martha rolündeki Jessica Gunning'in performansı, psikolojik derinliğiyle övgüyü hak ediyor.

Baby Reindeer, izlemesi kolay olmayan ama derinlikli hikaye anlatımıyla kaçırılmaması gereken bir mini dizi.

Sugar

Colin Farrell'ın her rolünde olduğu gibi yine harikalar yarattığı Sugar, izleyiciye modern Los Angeles'ta geçen, türler arası bir özel dedektif hikayesi sunuyor. Türler arası derken abartmıyorum: Kara film, western ve hatta bilimkurguyu kapsayan ve gangster entrikalarını da işin içine katan dizide Farrell, gizli bir ajans için çalışan John Sugar adındaki tuhaf bir dedektifi canlandırıyor. 

Şiddetten nefret ediyor ama yeri gelince şiddet uygulamakta üstüne yok. Eski filmlere aşık, ateşli bir sinefil. Savunmasız insanlara ve köpeklereyse hiç kıyamıyor. Böyle bir karakterle karşılaşınca Sugar'ın izleyicisi, kendini "Bu nasıl bir adam böyle" diye sorarken buluyor...

jukı
İlk sezonu 8 bölümden oluşan Sugar, Apple TV+'tan izlenebilir (Apple TV+) 

Mark Protosevich'in yaratıcılığında hazırlanan dizi, klasik noir geleneklerine bağlı bir hikaye sunarken modern bir yaklaşımla tarzını güçlendiriyor. 

Ekim 2024'te ikinci sezon onayını alan Sugar, izleyicilere hiç kuşkusuz daha fazlasını vaat ediyor. Özellikle noir türünü sevenler için Colin Farrell'ın büyüleyici performansıyla şekillenen Sugar kaçırılmaması gereken bir cevher. 

Supacell

Öncelikle belirtmem gerekir ki süper kahraman filmlerinden ve dizilerinden hoşlanmam. Ama yaratıcılığını Rapman'ın üstlendiği Supacell, alışılagelmiş bir süper kahraman hikayesi anlatmıyor. 

Modern Güney Londra'da geçen dizi, sıradan 5 kişinin, orak hücre hastalığına dair ortak aile geçmişleriyle bağlantılı olarak beklenmedik süper güçler kazanmasını konu alıyor. 

tjyukı
Netflix dizisi Supacell, Rotten Tomatoes'da 100 üzerinden 100 tam puana sahip (Netflix)

Tosin Cole ve Adelayo Adedayo gibi güçlü bir oyuncu kadrosuyla hayat bulan yapım, bu karakterlerin hem birbirlerini bulma çabalarını hem de onları kontrol etmeye çalışan gizli bir organizasyona karşı verdikleri mücadeleyi işliyor.

Süper kahraman türüne getirdiği yenilikçi bakış açısıyla dikkat çeken Supacell, sadece aksiyon değil ırksal profil çıkarma, yoksulluk ve teknoloji bağımlılığı gibi toplumsal meseleleri de ele alıyor. 

Yer yer Heroes zaman zaman da Misfits'i anımsatan dizinin Ağustos 2024'te ikinci sezon onayını kaptığını söylemekte fayda var.  

One Day

Mendilleri hazırlayın, One Day tüm sahiciliğiyle hiç acımadan canınızı yakmaya geliyor... David Nicholls'ın aynı adlı romanından uyarlanan One Day, Edinburgh Üniversitesi'nin mezuniyet balosunda tanışan Emma ve Dexter'ın 14 yıllık ilişkisini konu alıyor. Dizi, zamana yayılan bu hikayeyi incelikle işlerken izleyicisine pek çok duyguyu aynı anda hissettirmeyi başarıyor. 

Zamanın geçişini duygu dolu bir şekilde ekrana taşıyan One Day, samimi anlatımı ve tutkulu romantizmiyle klasik bir aşk hikayesini içinize işleyecek şekilde anlatıyor. 

fghryj
14 bölümden oluşan Netflix dizisi One Day, IMDb kullanıcılarından 10 üzerinden 8,1 gibi yüksek bir puan almayı başardı (Netflix)

Ambika Mod'la Leo Woodall'un başrollerini paylaştığı romantik drama, hem neşeli hem de kasvetli olmayı başarırken gündelik hayatlar, zaaflarımız, nostalji ve insan olmak üzere düşünmenizi de sağlıyor. 

Yüzünüze inecek bir tokat ya da midenize yiyeceğiniz bir yumruk da olsa, One Day'i gözünüzü bile kırpmadan izleyip "İyi ki" diyorsunuz: "İyi ki izledim." 

The Penguin

Yine Colin Farrell yine alkışlar... HBO'nun çok konuşulan suç dizisi The Penguin, Gotham'ın karanlık suç dünyasında Oswald "Oz" Cobblepot'un güç yolculuğunu takip ediyor. Dizi için tanınmaz hale gelen Farrell, beceriksiz ve gaddar bir canavarın ardındaki yaralı ruhun izlerini, bakışlarındaki derinlikle izleyiciye geçiriyor. 

Yağmurların eksik olmadığı karanlık ve kasvetli Gotham, toplumsal çürüme ve yozlaşmayla dolu bir yer olarak bir kez daha derinlemesine keşfedilirken bir yandan da dizideki bir karakter gibi öne çıkıyor.

xctyju
Üç dalda Altın Küre adaylığı kazanan The Penguin, BluTV'de izleyiciyle buluşuyor (HBO)

Şehirdeki güç mücadelesini etkileyici bir şekilde tasvir eden The Penguin, karakterler arasındaki ilişkilerin evrimini izleyicisine başarıyla sunuyor. 

Cristin Milioti'nin performansına da değinmeden geçmemek gerek. Delilik ona pek yaraşmış, Farrell gibi o da gözleriyle konuşuyor.

Baba (The Godfather) ve White Heat gibi gangster klasiklerine yaptığı göndermelerle de dikkat çeken bu Batman'siz Batman hikayesi, girdiği ağır yükün altından başarıyla kalkıyor. 

Black Doves

Aksiyon, casusluk ve duygusal derinliği benzersiz bir anlatıda harmanlayan Black Doves, yıl bitmeden türün meraklıları için hızır gibi yetişti. 

Başrolleri paylaşan Keira Knightley ve Ben Whishaw, üsluplar arasında maharetle hokkabazlık yapabilen Black Doves'un kendisi gibi çift kimlikli olan iki casusa hayat veriyor.

Birleşik Krallık Savunma Bakanı'nın eşi Helen'ın sırlarla dolu geçmişinin su yüzüne çıkmasını anlatan dizide Knightley, yer yer kırılgan bazense güçlü bir karakter çizerek izleyiciyi büyülüyor. 

sdvf
Sarah Lancashire ve Andrew Koji'nin de rol aldığı Black Doves, 5 Aralık'ta Netflix'te yayına girdi (Netflix)

Büyük isimleri küçük ekranda buluşturan yüksek tempolu gerilim, yerinde mizah dokunuşlarıyla da öne çıkıyor. 

Nicelikten çok niteliğe değer veren ve izleyicinin zekasına saygı duyan Black Doves'un 6 bölümü, su gibi akıp gidiyor ve izleyicisini daha fazlasını ister bir halde bırakıyor.



Bruce Willis, Ben Affleck'e 7 Oscar alan filmde oynamamasını tavsiye etmiş

Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)
Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)
TT

Bruce Willis, Ben Affleck'e 7 Oscar alan filmde oynamamasını tavsiye etmiş

Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)
Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)

Ben Affleck, Bruce Willis'in kendisine verdiği ve dinlememekten memnun olduğu tavsiyeden bahsetti. Affleck'in iddiasına göre Armageddon'daki rol arkadaşı Willis, ona Aşık Shakespeare'de (Shakespeare in Love) yer almamasını söylemiş.

İki oyuncu, 1998 yapımı aksiyon-gerilim filmi Armageddon'da birlikte oynamıştı. 54 yaşındaki Affleck kısa süre sonra John Madden'ın yönettiği romantik komedi Aşık Shakespeare'de yer alarak kariyerinde farklı bir yöne adım atmıştı. Film daha sonra En İyi Film dahil 7 dalda Oscar kazanmıştı.

Batman oyuncusu Happy Sad Confused adlı podcast'te, Armageddon setindeyken Willis'in kendisine verdiği bazı tavsiyeleri anlattı.

Affleck şunları söyledi:

Bruce Willis bir keresinde bana dönüp, 'Sesin çok ince' dedi. Ben de 'Ne?' diye karşılık verdim. O ise, 'Bu kadar ince bir sesle konuşma' dedi. Ben de, 'Bruce, benim sesim zaten böyle. Bunu nasıl değiştirebilirim ki?' dedim.

Willis'in "dünyalar tatlısı bir adam" olduğunu ve aslında kendisine tavsiye vermeye çalıştığını belirten Affleck, şöyle devam etti:

Ayrıca, 'Dostum, o Shakespeare filmini sakın yapma. O filmde yer almak istemezsin' demişti. Bu konuda yanılıyordu. Gerçi hakkını yemeyelim, senaryoyu okumamıştı.

Affleck, Aşık Shakespeare'de Globe Tiyatrosu'ndaki yapımlarda rol alan Ned Allen karakterini canlandırmıştı.

Filmde ünlü oyun yazarını Joseph Fiennes, hikayedeki sevgilisi Viola de Lesseps'i ise Gwyneth Paltrow canlandırıyordu. Paltrow bu rolüyle ilk Oscar ödülünü kazandı. Tarihsel kurgu türündeki filmde Shakespeare, yazma tıkanıklığı yaşarken soylu de Lesseps'te ilham buluyor ve ikili arasında tutkulu bir aşk başlıyordu.

Filmin yardımcı oyuncu kadrosunda ise Colin Firth, Geoffrey Rush ve Dame Judi Dench gibi isimler yer alıyordu. Kraliçe I. Elizabeth rolüyle 10 dakikadan az görünen Judi Dench, bu performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülü'nü kazandı. Bu, Oscar kazanan en kısa süreli performanslardan biriydi.

Aşık Shakespeare'in kazandığı diğer Akademi Ödülleri arasında en iyi özgün senaryo, en iyi müzik ve en iyi kostüm tasarımı vardı.

vfg
Affleck, Aşık Shakespeare'de (Universal Pictures)

Affleck şu sıralar hem senaryosuna katkıda bulunduğu, hem yönetmenliğini paylaştığı hem de başrolünde yer aldığı yeni Netflix filmi Animals'ın tanıtım turunda.

Oyuncu, en çok gurur duyduğu projelerinden bahsetmenin yanı sıra, 2017 yapımı Justice League: Adalet Birliği (Justice League) dahil kariyerinin en kötü dönemlerini de tüm samimiyetiyle anlattı.

Filmde Batman karakterini canlandıran Affleck için yapım süreci baştan sona sorunlarla doluymuş. Hatta bu deneyim onun için o kadar yıpratıcı olmuş ki bir daha asla bir süper kahraman filminde rol almamaya yemin etmiş.

Affleck, "Gerçek şu ki Justice League: Adalet Birliği deneyimi pek çok farklı nedenden ötürü son derece olumsuzdu" dedi.

Bunun bir kısmı benim o dönemki kişisel durumumla, bir kısmı o süreçte yaşanan trajedilerle ilgiliydi. Ayrıca stüdyoyla film yapımcısının fikir ayrılığına düştüğü durumlarda, böyle bir filmin nasıl yapılmaması gerektiğini de bizzat görmüş oldum. Bu gerçekten büyük bir hata. Filmin sonunu hazırlayan da tam olarak buydu.

Independent Türkçe


Hollywood efsanesi, sette Stanley Kubrick'i tehdit etmiş

Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)
Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)
TT

Hollywood efsanesi, sette Stanley Kubrick'i tehdit etmiş

Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)
Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)

Spartaküs (Spartacus), sinema tarihinin en ikonik sahnelerinden birine sahip. Ancak Kirk Douglas, Stanley Kubrick'in bu sahneyi çekmesini sağlamak için olağanüstü yollara başvurmak zorunda kalmış.

2001: Uzay Macerası (2001: A Space Odyssey), Full Metal Jacket ve Cinnet (The Shining) gibi başyapıtlarına imza atmadan önce Kubrick, western ve kara film türleriyle tanınan Anthony Mann'in 1960 yapımı bu tarihi filmden uzaklaştırılmasının ardından yönetmen koltuğuna oturtulmuştu.

Turner Classic Movies'in The Plot Thickens adlı podcast'inin bir bölümünde, Kirk Douglas'ın, oyuncuları diyaloglarında doğaçlama yapmaya teşvik eden Anthony Mann'den "giderek daha fazla rahatsızlık duymaya başladığı" anlatılıyor. Bu durum, yapımın "planlanan takvimin epey gerisinde kalmasına" yol açıyormuş.

Douglas, daha önce Zafer Yolları'nda (Paths of Glory) birlikte çalıştığı, o dönem 31 yaşında olan Kubrick'i projeye dahil etti. Ancak yönetmen, filmin yaratıcı süreçleri üzerinde tam yetki sahibi değildi. Douglas, 1988'de yayımlanan anılarında, Kubrick'in "özgüveninin çoğu zaman kibre varan bir noktada olduğunu" belirtiyor. Douglas'a göre bu özellik, Laurence Olivier, Charles Laughton ve Peter Ustinov gibi kontrol edilmesi güç oyuncularla çalışırken hem avantaj hem de engel teşkil edebiliyordu.

Kirk Douglas'ın anılarına göre yönetmenle Douglas arasında gerginlik yaşanmıştı. Bunun nedeni Kubrick'in, Dalton Trumbo'nun senaryosunda yer alan klasik "Ben Spartaküs'üm!" sahnesini çıkarması ve Douglas'ın bu konudaki uyarısını görmezden gelmesiydi.

Podcast sunucusu Ben Mankiewicz, sahneyi şöyle açıklıyor:

Söz konusu sahnede Spartaküs ve diğer köleler Romalılar tarafından kıskıvrak yakalanır. Kölelere, 'Spartaküs'ün kim olduğunu söylerseniz hayatınız bağışlanacak' denir. Spartaküs tam kendini ele verecekken, başka bir köle ayağa kalkar ve 'Ben Spartaküs'üm!' der. Ardından bir başka köle de aynısını yapar. Sonra bir başkası daha.

Gönderdiği nota yanıt alamadığı için öfkelenen Douglas, "iri, kahverengi bir atın" sırtında atını "tırıs" sürerek Kubrick'in yanına geldi. Atı "Stanley'nin yüzüne birkaç santim mesafedeyken" ona şunları söyledi:

Bir sahnenin çekimiyle ilgili sana not gönderdiğimde, en azından bir yanıt beklerim. 'Ben Spartaküs'üm' sahnesiyle ilgili not gönderdim ama yanıt verme zahmetine bile girmedin.

Kubrick, "Çünkü bunu yapmak istemiyorum, aptalca bir fikir" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Douglas, atını Kubrick'in "tam üzerine sürerek" şöyle dedi:

B k, seni küçük pislik. Aptalca bir fikir olabilir ama deneyeceğiz. Eğer işe yaramazsa çıkarırız ama yine de çekeceğiz.

Yönetmen, Douglas'ın taleplerini kabul etti ve bu sahne "filmin en meşhur sahnesi" haline geldi.

Sözkonusu sahne yıllar içinde pek çok parodiye konu oldu. Bunların en akılda kalıcı olanları, 1979 yapımı Brian'ın Hayatı'nda (Monty Python's Life of Brian) ve The Office'in ABD versiyonunda yer alanlardı.

Üçüncü Köle Savaşı sırasında Roma'ya karşı ayaklanma başlatan köle ve gladyatörün hikayesini anlatan Spartaküs, aralarında Ustinov'a kazandırdığı En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünün yanı sıra En İyi Sinematografi, En İyi Sanat Yönetimi ve En İyi Kostüm Tasarımı dallarında olmak üzere toplam 4 Oscar ödülü kazandı.

The Plot Thickens, efsanevi sinemacıların ve oyuncuların hayatlarını, çalışmalarını ve kamera arkasındaki karmaşayı derinlemesine inceliyor. Kubrick'e odaklanan yeni sezon, Douglas'ın kendi anı kitabında yer alan tanıklıklardan yararlanıyor.

Independent Türkçe 


Avustralya'da yarasa virüsü alarmı: Ölüm riski çok yüksek

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Avustralya'da yarasa virüsü alarmı: Ölüm riski çok yüksek

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Avustralyalı yetkililer, ısırma ve tırmalama vakalarındaki keskin artış nedeniyle nadir görülen bir virüse maruz kalma riskine ilişkin endişeleri artırması üzerine halka yarasalara dokunmamaları uyarısında bulunuyor. Virüs, belirtiler ortaya çıktığında neredeyse her zaman ölüme yol açıyor.

Yeni Güney Galler (NSW) Sağlık Bakanlığı salı günü yaptığı açıklamada, 28 Eylül'le 10 Ekim arasında eyaletin kuzey bölgelerinde 43 kişinin yarasalar tarafından ısırıldığını veya tırmalandığını, geçen yılın aynı döneminde ise bu sayının 10 olduğunu belirtti.

Olayların, Hunter Bölgesi, Orta Kuzey Kıyısı, NSW'nin kuzeyi ve Orta Kıyı'da yaşandığı bildirildi.

Kuduz virüsüyle akraba olan Avustralya yarasa lyssavirüsü, insanlarda ölümcül hastalığa yol açabiliyor. Semptomlar başladıktan sonra etkili bir tedavi yok ancak maruziyet sonrası aşı yaptırmak hastalığı önlemeye yardımcı olabiliyor.

NSW Sağlık Bakanlığı Sağlık Koruma Direktörü Keira Glasgow, "Halkın, insanlar için çok tehlikeli olan, kuduz virüsünün yakın akrabası Avustralya yarasa lyssavirüsünü herhangi bir yarasanın taşıyabileceğini varsaymasını istiyoruz" dedi.

Glasgow, "Avustralya yarasa lyssavirüsünün insanlara bulaşması son derece nadir ancak enfekte bir yarasa tarafından tırmalanan veya ısırılan kişilerde belirtiler başladığında ne yazık ki etkili bir tedavi bulunmuyor" ifadelerini kullandı.

Bir yarasa tarafından ısırılınca veya tırmalanınca acil tıbbi muayene hayati önem taşıyor.

Isırılan veya tırmalanan kişiler, yarayı derhal 15 dakika boyunca sabun ve suyla yıkamalı, antiviral etkiye sahip bir antiseptik sürmeli ve acilen tıbbi yardım almalı.

Bu uyarı, yaban hayatı uzmanlarının gıda kıtlığı nedeniyle yarasa faaliyetlerinin arttığını bildirmesinin ardından geldi.

Nine'a göre NSW İklim Değişikliği, Enerji, Çevre ve Su Bakanlığı'nın koruma programları genel müdürü Ingrid Emery, "Bunun sonucunda bölge sakinleri, gündüz saatlerinde arka bahçelerindeki ağaçlarda kalan uçan tilkileri görüyor" dedi.

Bu gıda kıtlığı olayı, kuzeydeki Clarence Vadisi'nden Güney Kıyısı'na kadar uzanan doğu kıyısı boyunca yaşanıyor.

Uçan tilkiler de dahil yarasalarda bulunan lyssavirüs, kuduzdan (Avustralya'da görülmüyor) farklı. Enfeksiyon; ateş ve baş ağrısı gibi grip benzeri belirtilere yol açtıktan sonra ilerleyerek felç, deliryum ve nöbetlere neden olabilir.

Ölüm genellikle belirtilerin ortaya çıkmasından bir veya iki hafta sonra gerçekleşiyor. Belirtiler genellikle maruziyetten yaklaşık bir hafta sonra başlasa da bazen ortaya çıkması yıllar sürebiliyor.

Yetkililer, halka yaralı veya yere düşmüş yarasalara temas etmeme ve bunun yerine eğitimli yaban hayatı kurtarma ekipleriyle iletişime geçme çağrısı yapıyor.

Independent Türkçe