2024'te yayına giren ve ıskalamamanız gereken 10 dizi

Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (The Worst Person in the World) tanınan Norveçli aktris Renate Reinsve, Presumed Innocent'ta Carolyn Polhemus rolünde (Apple TV+)
Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (The Worst Person in the World) tanınan Norveçli aktris Renate Reinsve, Presumed Innocent'ta Carolyn Polhemus rolünde (Apple TV+)
TT

2024'te yayına giren ve ıskalamamanız gereken 10 dizi

Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (The Worst Person in the World) tanınan Norveçli aktris Renate Reinsve, Presumed Innocent'ta Carolyn Polhemus rolünde (Apple TV+)
Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (The Worst Person in the World) tanınan Norveçli aktris Renate Reinsve, Presumed Innocent'ta Carolyn Polhemus rolünde (Apple TV+)

Yılbaşı ağaçları çoktan kuruldu ve gözümüzü alamadığımız renkli ışıklarla süslenmeye başladı bile. Bu da bir yıla daha veda etmeye hazırlandığımız anlamına geliyor. Geride bıraktığımız 12 ayı nasıl geçirdiğimizi değerlendirmek için mükemmel bir zamanlama... 

Bu yıl bizlere, ekran başında saatlerce keyifle izlediğimiz, bir bölüm bitince diğerine geçmeden edemediğimiz birçok nefis dizi sundu. Beklenmedik hazinelerden başarılı kitap uyarlamalarına, çarpıcı bilimkurgulardan eğlenceli komedilere kadar sayısız dizi izledik. 

Şimdi sıra onlar arasından en iyi ve iz bırakanları seçmeye geldi. Prömiyerini 2024'te yapan ve bu sene izlemediyseniz bile ilerleyen günlerde zaman ayırmanızı önerdiğimiz 10 diziyi sıraladık.

Şimdiden iyi seyirler...

Presumed Innocent

Bir filmi, diziyi ya da kitabı çok sevdiğimde ondan bahsetmeden duramam. Presumed Innocent, bana tam olarak bunu yaptı; susmak bilmedim.

Scott Turow'un çok satan romanından uyarlanan dizinin başrolünde nefis performansıyla akıllara kazınan Jake Gyllenhaal var. 

David E. Kelley tarafından yaratılan bu gizemli hukuk draması, savcı Rusty Sabich'in meslektaşının öldürülmesiyle suçlanmasının ardından yaşanan adli ve kişisel dramayı etkileyici bir şekilde ele alıyor.

zx cv
8 bölümden oluşan Presumed Innocent, prömiyerini 12 Haziran'da Apple TV+'ta yapmıştı (Apple TV+)

İzleyicisine sürekli sorular sorduran gerilim dolu senaryosu ve ince işlenmiş karakter gelişimleri, adaletin doğası, ahlaki ikilemler ve insanın iç çatışmaları hakkında derinlemesine bir bakış sunuyor.

Gyllenhaal'un iniş çıkışlı hikaye boyunca bazen kararan bazense aydınlanan yüz ifadesi olayların gidişatıyla ilgili çok şey anlatıyor. Ruth Negga, Peter Sarsgaard ve Bill Camp'in etkileyici performanslarıyla alkışı hak ediyor. Camp, Rusty'nin hem meslektaşı hem de dostu olarak ayakları yere basan, güvenilir bir duruş sergilerken, Sarsgaard'ın canlandırdığı antagonist savcı, hikayeye intikam arzusu ve dramatik gerilim katıyor. 

Çok katmanlı anlatısıyla insanı içine çeken Presumed Innocent, bence bu yılın en iyisi. 

Shōgun

James Clavell'in 1975 tarihli romanından uyarlanan Shōgun'a Game of Thrones benzetmeleri yapılmış olsa da 10 bölümlük büyüleyici dizi için bu yakıştırmalar basit ve yersiz kalıyor. 

Rachel Kondo ve Justin Marks'ın görkemli destanı, Kanada'da çekilmiş olmasına rağmen Japonya'nın zengin kültürüne ve derin güzelliklerine bir ağıt niteliğinde. 

Edo dönemi Osakası'nda Britanyalı denizci John Blackthorne'un gemisinin karaya oturması ve savaş lordu Torunaga'nın hizmetine girmesiyle iki farklı dünyanın çarpışması mükemmel bir şekilde yansıtılıyor. 

cs
Rotten Tomatoes'da eleştirmenlerin yorumlarına göre 100 üzerinden 99 puan alan Shōgun, halen Disney+'ta yayında (FX)

Modern izleyicilere epey yabancı gelmesi olası gelenek ve kültürler içinde geçen hikaye, kimi zaman neredeyse fantastik bir seyirlik sunuyor.

Dizinin asıl gücü, ne karmaşık entrikalarında ne de dudak ısırtan aksiyon sahnelerinde yatıyor. Shōgun'ın etkisi, merkezindeki akıllara zarar insan hikayelerinde gizli. 

Torunaga'nın gizemli manipülasyonları, Yabushige'nin kişisel çıkarı için utanmazca yaptığı hamleler, Fuji'nin sessiz trajedisi ve Leydi Mariko'nun hüzünlü zarafetiyle bezeli asaleti, diziyi ilk bölümden büyük finale dek büyüleyici kılıyor.

Tek kelimeyle muhteşem.

Say Nothing

Dönem dizilerine ilgi duyuyorsanız, hele bir de Kuzey İrlanda'daki çalkantılı "The Troubles" zamanları ve IRA'in vukuatlarını anlatan yapımlardan hoşlanıyorsanız sizi hızlıca buraya alalım.

Patrick Radden Keefe'nin çok beğenilen aynı adlı kitabından uyarlanan FX dizisi Say Nothing, o dönem Belfast'ta yaşananları, tarihi, siyasi ve kişisel anlatıların sürükleyici bir karışımını inceleyerek işliyor. Çatışmayı, 10 çocuk annesi Jean McConville'in IRA tarafından kaçırılıp öldürülmesi ve bunun ailelerle topluluklar üzerindeki uzun süreli etkileri de dahil olmak üzere belirli olayların merceğinden inceliyor.

cyju
1972'de yaşanan bir kaçırma olayıyla başlayan 9 bölümlük Say Nothing, Disney+ ekranlarından izlenebilir (Disney+)

Uyarlama, Keefe'nin kitabındaki karmaşık dengeyi korurken dönemin keskin gerçeklerini görselleştiren incelikli hikaye anlatımıyla övgüyü hak ediyor. 

Anlatı, gerçek suç ve tarihi drama unsurlarını birleştirerek izleyicileri çatışmanın ahlaki belirsizliklerine ve duygusal ağırlığına çekiyor. Oyuncular, karmaşık karakterlere gerçeklik kazandırmayı başaran güçlü performanslar sergiliyor. Özellikle Lola Petticrew'a kocaman bir alkış. 

Say Nothing kaosa çok kolay sürüklenebilirdi. 40 yıl boyunca bir ileri bir geri zıplayan kurgusu ve izleyicisini çok sayıda karakterin hem genç hem de yaşlı halleriyle tanıştırması onu içinden çıkılmaz bir hale getirebilirdi. Ancak anlattığı hikayeye ve tarihe son derece hakim olduğu için bu yanlışa düşmüyor, izleyicisinin kafasını karıştırmıyor ve sizi hikayenin içine çekiveriyor.  

Travma ve adalet arayışını etkileyici bir şekilde tasvir eden Say Nothing, siyasi çekişmelerin insani bedelini ve çatışma sonrası toplumlarda uzlaşmanın zorluklarını irdelemek isteyenler için birebir. 

Under the Bridge

Yine bir kitap uyarlamasıyla karşınızdayız. Rebecca Godfrey'nin aynı adlı kitabına dayanan Under the Bridge, genç bir kızın trajik ölümünü ve sonrasında yaşananları konu alıyor.

Ana hikaye kasaba halkı, gençler ve ailelerin iç içe geçmiş sırlarını açığa çıkaran bir cinayet davasına odaklanıyor. Polisiye unsurlarla duygusal derinlik arasında denge kurmayı başaran dizinin yaratıcıları, karakterlerin karmaşık ilişkilerini ve kasabanın karanlık yönlerini öne çıkarıyor.

cyjtuk
8 bölümlük mini dizi Under the Bridge, Disney+'ta izleyiciyle buluşuyor (Disney+)

Karmaşık ve katmanlı hikaye anlatımıyla öne çıkan suç draması, gerçek bir olaydan esinlenilmiş olmasıyla daha da etkileyici bir hal alıyor. 

Godfrey'nin kitabından öne çıkan temaları başarıyla görselleştiren Under the Bridge, sunduğu toplumsal eleştiriyle izleyiciye empati kurma şansı da sunuyor.

Oscar adayı Lily Gladstone'un varlığı dizinin en büyük şanslarından biri. Riley Keough, yıllar önce terk ettiği kasabasına dönen Rebecca rolünde izleyicinin karşısına çıkıyor. Under the Bridge, bu noktada Amy Adams'ın 2018 tarihli dizisi Sharp Objects'e de yakınlaşıyor. 

Gladstone'un başarılı performansıyla Emmy adaylığı kazandığını da hatırlatalım.

Baby Reindeer

Richard Gadd'ın aynı adlı otobiyografik tek kişilik gösterisinden uyarlanan Baby Reindeer, bu yılın belki de en çok konuşulan dizisiydi. Bana sorarsanız hak etti de. 

Gadd'ın kendisinin başrolünde yer aldığı, derinlikli kara komedi-drama harmanı, Donny Dunn karakteri üzerinden mizah ve gerilimi dengeli bir şekilde birleştiriyor.

Gadd'ın kendi travmatik deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı hikaye, hem saplantılı bir takipçiyi hem de geçmişte yaşanan istismarların yankılarını cesur bir şekilde ele alıyor. 

hytju
Eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da 100 üzerinden 99 puan almayı başaran Baby Reindeer, halen Netflix'te izlenebilir (Netflix)

İzleyicisini rahatsız edici ancak bir o kadar etkileyici bir yolculuğa çıkaran Emmy ödüllü mini dizi, otobiyografik anlatıların televizyon uyarlamalarında yeni bir çıta belirlerken, travma, sınır ihlalleri ve toplumsal normların sorgulanması gibi temaları da cesurca işliyor.

Hem Gadd'ın hem de saplantılı takipçi Martha rolündeki Jessica Gunning'in performansı, psikolojik derinliğiyle övgüyü hak ediyor.

Baby Reindeer, izlemesi kolay olmayan ama derinlikli hikaye anlatımıyla kaçırılmaması gereken bir mini dizi.

Sugar

Colin Farrell'ın her rolünde olduğu gibi yine harikalar yarattığı Sugar, izleyiciye modern Los Angeles'ta geçen, türler arası bir özel dedektif hikayesi sunuyor. Türler arası derken abartmıyorum: Kara film, western ve hatta bilimkurguyu kapsayan ve gangster entrikalarını da işin içine katan dizide Farrell, gizli bir ajans için çalışan John Sugar adındaki tuhaf bir dedektifi canlandırıyor. 

Şiddetten nefret ediyor ama yeri gelince şiddet uygulamakta üstüne yok. Eski filmlere aşık, ateşli bir sinefil. Savunmasız insanlara ve köpeklereyse hiç kıyamıyor. Böyle bir karakterle karşılaşınca Sugar'ın izleyicisi, kendini "Bu nasıl bir adam böyle" diye sorarken buluyor...

jukı
İlk sezonu 8 bölümden oluşan Sugar, Apple TV+'tan izlenebilir (Apple TV+) 

Mark Protosevich'in yaratıcılığında hazırlanan dizi, klasik noir geleneklerine bağlı bir hikaye sunarken modern bir yaklaşımla tarzını güçlendiriyor. 

Ekim 2024'te ikinci sezon onayını alan Sugar, izleyicilere hiç kuşkusuz daha fazlasını vaat ediyor. Özellikle noir türünü sevenler için Colin Farrell'ın büyüleyici performansıyla şekillenen Sugar kaçırılmaması gereken bir cevher. 

Supacell

Öncelikle belirtmem gerekir ki süper kahraman filmlerinden ve dizilerinden hoşlanmam. Ama yaratıcılığını Rapman'ın üstlendiği Supacell, alışılagelmiş bir süper kahraman hikayesi anlatmıyor. 

Modern Güney Londra'da geçen dizi, sıradan 5 kişinin, orak hücre hastalığına dair ortak aile geçmişleriyle bağlantılı olarak beklenmedik süper güçler kazanmasını konu alıyor. 

tjyukı
Netflix dizisi Supacell, Rotten Tomatoes'da 100 üzerinden 100 tam puana sahip (Netflix)

Tosin Cole ve Adelayo Adedayo gibi güçlü bir oyuncu kadrosuyla hayat bulan yapım, bu karakterlerin hem birbirlerini bulma çabalarını hem de onları kontrol etmeye çalışan gizli bir organizasyona karşı verdikleri mücadeleyi işliyor.

Süper kahraman türüne getirdiği yenilikçi bakış açısıyla dikkat çeken Supacell, sadece aksiyon değil ırksal profil çıkarma, yoksulluk ve teknoloji bağımlılığı gibi toplumsal meseleleri de ele alıyor. 

Yer yer Heroes zaman zaman da Misfits'i anımsatan dizinin Ağustos 2024'te ikinci sezon onayını kaptığını söylemekte fayda var.  

One Day

Mendilleri hazırlayın, One Day tüm sahiciliğiyle hiç acımadan canınızı yakmaya geliyor... David Nicholls'ın aynı adlı romanından uyarlanan One Day, Edinburgh Üniversitesi'nin mezuniyet balosunda tanışan Emma ve Dexter'ın 14 yıllık ilişkisini konu alıyor. Dizi, zamana yayılan bu hikayeyi incelikle işlerken izleyicisine pek çok duyguyu aynı anda hissettirmeyi başarıyor. 

Zamanın geçişini duygu dolu bir şekilde ekrana taşıyan One Day, samimi anlatımı ve tutkulu romantizmiyle klasik bir aşk hikayesini içinize işleyecek şekilde anlatıyor. 

fghryj
14 bölümden oluşan Netflix dizisi One Day, IMDb kullanıcılarından 10 üzerinden 8,1 gibi yüksek bir puan almayı başardı (Netflix)

Ambika Mod'la Leo Woodall'un başrollerini paylaştığı romantik drama, hem neşeli hem de kasvetli olmayı başarırken gündelik hayatlar, zaaflarımız, nostalji ve insan olmak üzere düşünmenizi de sağlıyor. 

Yüzünüze inecek bir tokat ya da midenize yiyeceğiniz bir yumruk da olsa, One Day'i gözünüzü bile kırpmadan izleyip "İyi ki" diyorsunuz: "İyi ki izledim." 

The Penguin

Yine Colin Farrell yine alkışlar... HBO'nun çok konuşulan suç dizisi The Penguin, Gotham'ın karanlık suç dünyasında Oswald "Oz" Cobblepot'un güç yolculuğunu takip ediyor. Dizi için tanınmaz hale gelen Farrell, beceriksiz ve gaddar bir canavarın ardındaki yaralı ruhun izlerini, bakışlarındaki derinlikle izleyiciye geçiriyor. 

Yağmurların eksik olmadığı karanlık ve kasvetli Gotham, toplumsal çürüme ve yozlaşmayla dolu bir yer olarak bir kez daha derinlemesine keşfedilirken bir yandan da dizideki bir karakter gibi öne çıkıyor.

xctyju
Üç dalda Altın Küre adaylığı kazanan The Penguin, BluTV'de izleyiciyle buluşuyor (HBO)

Şehirdeki güç mücadelesini etkileyici bir şekilde tasvir eden The Penguin, karakterler arasındaki ilişkilerin evrimini izleyicisine başarıyla sunuyor. 

Cristin Milioti'nin performansına da değinmeden geçmemek gerek. Delilik ona pek yaraşmış, Farrell gibi o da gözleriyle konuşuyor.

Baba (The Godfather) ve White Heat gibi gangster klasiklerine yaptığı göndermelerle de dikkat çeken bu Batman'siz Batman hikayesi, girdiği ağır yükün altından başarıyla kalkıyor. 

Black Doves

Aksiyon, casusluk ve duygusal derinliği benzersiz bir anlatıda harmanlayan Black Doves, yıl bitmeden türün meraklıları için hızır gibi yetişti. 

Başrolleri paylaşan Keira Knightley ve Ben Whishaw, üsluplar arasında maharetle hokkabazlık yapabilen Black Doves'un kendisi gibi çift kimlikli olan iki casusa hayat veriyor.

Birleşik Krallık Savunma Bakanı'nın eşi Helen'ın sırlarla dolu geçmişinin su yüzüne çıkmasını anlatan dizide Knightley, yer yer kırılgan bazense güçlü bir karakter çizerek izleyiciyi büyülüyor. 

sdvf
Sarah Lancashire ve Andrew Koji'nin de rol aldığı Black Doves, 5 Aralık'ta Netflix'te yayına girdi (Netflix)

Büyük isimleri küçük ekranda buluşturan yüksek tempolu gerilim, yerinde mizah dokunuşlarıyla da öne çıkıyor. 

Nicelikten çok niteliğe değer veren ve izleyicinin zekasına saygı duyan Black Doves'un 6 bölümü, su gibi akıp gidiyor ve izleyicisini daha fazlasını ister bir halde bırakıyor.



Bilimden "İnsanların yüzde 90'ı neden sağlak?" sorusuna yanıt

İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)
İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)
TT

Bilimden "İnsanların yüzde 90'ı neden sağlak?" sorusuna yanıt

İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)
İnsanlığın evrimindeki kritik gelişmeler, bir ele yönelik baskın eğilime yol açmış gibi görünüyor (Unsplash)

İnsanların çok büyük bir bölümünün neden sağlak olduğu nihayet tespit edildi. Bilim insanları bu eğilimin ellerden ziyade bacaklarla bağlantılı olduğunu söylüyor.

Dünyanın her yerinde insanların yaklaşık yüzde 90'ı sağ elini, geri kalan yüzde 10'u ise sol elini kullanıyor.

Evrimsel biyologlar ve nörobilimciler onlarca yıldır bu eğilimi açıklamaya çalışsa da kesin bir sonuca ulaşamıyordu. Beyin yapısı, genetik veya kültürler arası farklar bu durumu açıklayamadığı gibi, diğer primatlarda da bir elin diğerine kıyasla bu kadar yoğun tercih edildiği bir örnek yok.

Oxford Üniversitesi'nden araştırmacılar bu soru işaretini gidermek adına 41 ayrı maymun ve insansı maymun türüne ait 2 bin 25 bireyin el tercihi verilerini inceleyerek bunları insanlarınkiyle karşılaştırdı.

İstatistiksel bir model kullanan ekip, bir elin daha baskın bir şekilde tercih edilmesiyle ilgili önde gelen teorilere odaklanarak işe başladı. Bunlar arasında beslenme, yaşam alanı, vücut kütlesi, sosyal yapılar, alet kullanımı ve hareket biçimi gibi faktörler yer alıyordu.

Bu teorilerin her birine dair istatistiklerde insanlar, diğer primatlara kıyasla epey uçta yer aldı. Yani diğer primatlarda popülasyon geneli bir el tercihi görülmezken, insanlarda yüksek oranda sağ el eğilimi vardı.

Bilim insanları bu farklılığın nedenini açıklaması amacıyla modellerine iki faktörü daha ekledi: beyin büyüklüğü ve kol-bacak oranı. İnsanların bacaklarının, kollarına göre daha uzun olması iki ayak üzerinde yürümesinden kaynaklandığı için bu etken çalışmaya dahil edildi.

Araştırmacılar bu iki özelliği hesaba kattıktan sonra insanlar el tercihinde istisna olmaktan çıktı. 

Bulguları hakemli dergi PLOS Biology'de yayımlanan çalışmaya göre sağ ele yönelik baskın eğilim, büyük beyinler ve uzun bacaklardan kaynaklanıyor. 

Makalenin ortak yazarı Thomas Püsche, "Bu, insanlardaki el tercihine ilişkin başlıca hipotezlerin birçoğunu tek bir çerçevede test eden ilk çalışma. Sonuçlarımız, bunun muhtemelen bizi insan yapan temel özelliklerden bazılarıyla, özellikle iki ayak üstünde yürüme ve daha büyük beyinlerin evrimiyle bağlantılı olduğunu gösteriyor" diyerek ekliyor:

Birçok primat türüne bakarak, el tercihinin hangi yönlerinin eski ve ortak olduğunu ve hangilerinin yalnızca insana özgü olduğunu anlamaya başlayabiliriz.

Araştırmacılar sağ el tercihinin iki aşamada gerçekleştiğini tahmin ediyor. İlk olarak iki ayak üzerinde yürümeye başlayınca ellerini hareket etmek için kullanma ihtiyacı ortadan kalktı. 

Bu durum muhtemelen ellerin, eşya taşıma ve alet kullanımı gibi yeni işlevler edinerek evrimleşmesini sağladı.

Bununla birlikte insan beyninin gelişip büyümesi sonucu sağ ele yönelik tercihin iyice güçlendiği düşünülüyor.

Bilim insanları ayrıca Ardipithecus ve Australopithecus gibi daha eski hominin türlerinde sağ el tercihinin çok daha zayıf olduğunu ancak Homo cinsinin ortaya çıkmasıyla bunun arttığını tespit etti. Bu eğilim Homo erectus ve Neandertallerde giderek artarken modern insanlarda (Homo sapiens) doruk noktasına ulaştı.

Öte yandan "hobbit" diye bilinen Homo floresiensis'in burada bir istisna olduğu göze çarpıyor. Daha küçük beyinli bu insan türünde el tercihi diğerlerine göre pek baskın değildi. Araştırmacılar bu duruma, türün tamamen iki ayak üstünde yürümek yerine tırmanarak da hareket etmesinin yol açtığını düşünüyor.

Bulgular, insanlardaki sağ ele yönelik baskın eğilimin, evrimlerinin kritik dönüm noktalarıyla ve çevreyle etkileşime girme biçimleriyle yakın bir ilişkisi olduğuna işaret ediyor.

Bilim insanları daha sonraki çalışmalarda sağlaklığın bu kadar kalıcılaşmasında kültürlerin etkisi olup olmadığını ve solaklığın neden hâlâ varlığını sürdürdüğünü araştırmayı planlıyor. 

Independent Türkçe, Popular Science, Interesting Engineering, PLOS Biology


James Cameron'ın yeni Avatar planı endişe yarattı

James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)
James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)
TT

James Cameron'ın yeni Avatar planı endişe yarattı

James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)
James Cameron, Avatar: Ateş ve Kül'de izleyicileri farklı bir Na'vi kabilesiyle tanıştırdı (20th Century Studios)

James Cameron, Avatar serisinin 4. ve 5. filmlerini çok daha verimli bir üretim süreciyle hayata geçirmeyi planlıyor. 

Empire Film Podcast'e konuşan ünlü yönetmen, serinin prodüksiyon sürecinin son derece maliyetli olduğunu hatırlattı. "Yeni teknolojiler kullanarak bu filmlerin üretim sürecini daha verimli hale getirmenin yollarını arıyoruz" diyen Cameron ekledi: 

Çünkü mevcut süreç hem çok maliyetli hem de çok uzun sürüyor.

Kanadalı yönetmenin hedefi net: 

Süreyi yarıya düşürmek, maliyeti de üçte iki oranında azaltmak.

Cameron, bu hedefe ulaşmak için yaklaşık bir yıl sürecek bir hazırlık dönemi planlıyor.

Hayranlarda yapay zeka tedirginliği

Cameron'ın "yeni teknolojiler" vurgusu, bazı hayranlar arasında projenin üretiminde üretken yapay zeka kullanılabileceğine dair endişelere yol açtı. 

Sosyal medyada birçok kullanıcı, 71 yaşındaki yönetmenin bu adımının yapay zeka teknolojilerine kapı aralayabileceğinden kaygı duyduğunu dile getirdi.

Yeni yol haritası

Serinin üçüncü filmi Avatar: Ateş ve Kül (Avatar: Fire and Ash), gişede 1,48 milyar dolar hasılat elde ederek başarılı bir performans sergilese de Disney'in daha yüksek beklentileri olduğu biliniyordu. 

400 milyon dolarlık devasa yapım bütçesi ve eklenen yüz milyonlarca dolarlık küresel pazarlama gideri göz önüne alındığında, stüdyonun serinin "maliyet-performans" dengesini iyileştirmek istediği aşikar.

Cameron daha önce, serinin geleceğiyle ilgili şeffaf davranacağını belirtmiş ve Ateş ve Kül'ün ardından Disney'in devam etmeme kararı alması durumunda, planladığı hikaye detaylarını bir basın toplantısıyla hayranlara bizzat kendisinin anlatacağını söylemişti. Ancak başarılı gişe sonuçlarının ardından, 4. filmin çekilmesine kesin gözüyle bakılıyor. 

Filmin oyuncularından Sigourney Weaver da "İnsanlık adına söyleyecek çok önemli iki hikayemiz daha var, umarım bunları hayata geçirebiliriz" diyerek devam filmlerine olan inancını dile getirdi.

Rekor hasılatlar

Avatar, dünya genelinde her filmiyle 1 milyar dolar barajını aşmayı başaran tek sinema serisi olma unvanını koruyor. 

Serinin 2009 yapımı ilk filmi 2,7 milyar dolar, Avatar: Suyun Yolu (Avatar: The Way of Water) ise 2,4 milyar dolar hasılat elde etmişti.

Avatar 4'ün 21 Aralık 2029'da, Avatar 5'in ise 19 Aralık 2031'de vizyona girmesi planlanıyor.

Şu ana kadar 4. filmin sadece üçte birlik kısmı çekilebildi ve serinin finali için kat edilmesi gereken uzun bir yol var. Cameron'ın bu "maliyet düşürme" stratejisinin, 2029'a kadar sinema teknolojilerinde nasıl bir devrim yaratacağı merakla bekleniyor.

Independent Türkçe, GamesRadar, Variety, Empire, Entertainment Weekly 


HBO'nun Harry Potter dizisinde beklenmedik ayrılık

J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)
J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)
TT

HBO'nun Harry Potter dizisinde beklenmedik ayrılık

J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)
J.K. Rowling'in 7 kitabı, Dominic McLaughlin'in (sağda) başrolde yer aldığı, 10 yıla yayılacak 7 sezonluk bir diziye dönüşüyor (HBO)

HBO'nun merakla beklenen yeni Harry Potter dizisinde önemli bir değişiklik yaşanıyor. Dizinin ilk sezonunda Ginny Weasley karakterini canlandıran genç oyuncu Gracie Cochrane, ailesinin yaptığı resmi açıklamaya göre ikinci sezon için projeye geri dönmeyecek.

"Zorlu bir karar"

İlk sezon çekimleri yeni tamamlanmışken gelen bu haber, dizinin hayranlarını şaşırttı. Cochrane ve ailesi, ayrılıkla ilgili yaptıkları açıklamada şu ifadelere yer verdi:

Beklenmedik durumlar nedeniyle Gracie, ilk sezonun ardından Ginny Weasley rolünden zor bir kararla ayrıldı. Harry Potter dünyasında geçirdiği zaman gerçekten harikaydı; unutulmaz bir deneyim yaşamasına vesile olan Lucy Bevan'a ve tüm yapım ekibine içten şükranlarını sunar. Gracie, gelecekte onu bekleyen yeni fırsatlar için çok heyecanlı.

HBO da oyuncunun kararını desteklediğini açıklayarak, "Gracie Cochrane ve ailesinin ikinci sezon için dönmeme kararını destekliyor, ilk sezondaki emeği için kendisine teşekkür ediyoruz. Gracie ve ailesine en iyi dileklerimizi sunuyoruz" ifadelerini kullandı.

"Felsefe Taşı" Noel'de ekranlarda

J.K. Rowling'in ünlü kitap serisinden uyarlanan dizinin ikinci sezon onayı bu ayın başında verilmişti. Yeni bölümlerin çekimlerine sonbaharda başlanması planlanıyor.

Francesca Gardiner'ın dizi sorumlusu ve yürütücü yapımcı görevini üstlendiği projenin ilk sezonu olan Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter and the Philosopher's Stone), Noel döneminde HBO Max'te izleyiciyle buluşacak. 

İlk sezonun çekimleri Londra yakınlarındaki Leavesden Stüdyoları'nda tamamlanırken, ikinci sezon için ön hazırlık çalışmaları da hız kesmeden devam ediyor.

Çocuk oyuncular sözkonusu olduğunda yeniden oyuncu seçimi son derece hassas bir sürece dönüşüyor. Harry Potter dünyasının büyüklüğü ve Ginny Weasley karakterinin hikayenin ilerleyen bölümlerindeki kilit rolü nedeniyle bu değişiklik hayranlar tarafından yakından takip ediliyor.

Independent Türkçe, Deadline, Variety