Hepimize "görmeyi" öğreten fikir işçisi: John Berger'ın 4 eseri

John Berger bir nesli radikalleştirmekle kalmadı, haksızlığa ve kötülüğe karşı sanatla direnişin erdemlerini de gösterdi.

Hayatı boyunca birçok çalışma kaleme alan John Berger'ın, Spinoza'nın "hayali çizimleri" hakkındaki Bento'nun Eskiz Defteri ve Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı eserlerini de öneririz (AFP)
Hayatı boyunca birçok çalışma kaleme alan John Berger'ın, Spinoza'nın "hayali çizimleri" hakkındaki Bento'nun Eskiz Defteri ve Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı eserlerini de öneririz (AFP)
TT

Hepimize "görmeyi" öğreten fikir işçisi: John Berger'ın 4 eseri

Hayatı boyunca birçok çalışma kaleme alan John Berger'ın, Spinoza'nın "hayali çizimleri" hakkındaki Bento'nun Eskiz Defteri ve Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı eserlerini de öneririz (AFP)
Hayatı boyunca birçok çalışma kaleme alan John Berger'ın, Spinoza'nın "hayali çizimleri" hakkındaki Bento'nun Eskiz Defteri ve Picasso'nun Başarısı ve Başarısızlığı eserlerini de öneririz (AFP)

Minerva'nın Baykuşu bu hafta, yazar John Berger'ın kitaplarını takip ederek insan ve sanat arasındaki çok katmanlı ilişkilerin incelendiği bir yolculuğa çıkacak. 

1926 doğumlu Britanyalı ressam, şair ve sanat eleştirmeni Berger, yapıtlarıyla bir neslin estetik anlayışını ve sanat eserlerini yorumlama biçimini kökten değiştirdi.

Resim öğretmenliği yaptığı 1950'lerde Birleşik Krallık'ın köklü dergilerinden New Statesman'da 10 yıla yakın sanat eleştirisi yazıları kaleme aldı. Bir yandan da roman ve şiirler yayımladı. 

Sol düşüncede sanatın alımlanışına çok önemli katkılar yapan Berger'ın Uykuya Yatmak kitabı, Metis etiketiyle bu ay okurlarla buluştu. Biz de kalıpları kıran yaklaşımlarıyla herkesi etkileyen yazarın 4 eserini ele aldık.

Uykuya Yatmak

Berger'ın kızı Katya Berger'la kaleme aldığı Uykuya Yatmak, İtalya'daki Mantua şehrinde yer alan San Giorgio Kalesi’ndeki "Gelin Odası"nın (Camera degli Sposi) duvar resimleri üzerine bir meditasyon. 

Uykuya yatmak için tasarlanmış bu özel odadaki tablolar, baba kız arasında ölüm, yaşam, hatıralar ve unutuş gibi çeşitli konular üzerine harika bir sohbet başlatıyor.  

İtalyan gravürcü Andrea Mantegna'nın elinden çıkan eserlerden detaylara yer verilen Uykuya Yatmak, tamamı renkli bir resim kitabı. 

Bergerlar, Rönesans ressamı Mantegna'nın, resimde bir perspektif tekniği olan rakursiye en iyi örnek olarak gösterilen Ölü İsa tablosunu da inceliyor. 

Okurlara ikilinin mektuplaşmalarının yer aldığı Tiziano: Su Perisi ile Çoban'ı da öneririz. Tiziano'nun 1990'larda Venedik'te açılan bir sergisinden yola çıkan kitap, Berger ve kızı arasında sanat ve hayat üzerine bir sohbete dönüşüyor. 

İngilizceden çeviren: Beril Eyüboğlu, 72 s., 2025, Metis Yayınları
 

Görme Biçimleri

Berger'ın 1972'de BBC'de yayımladığı ve sonra da aynı yıl kitaplaştırdığı Görme Biçimleri, onun dünya çapında tanınmasını sağladı.

Batı sanat kanonunu geleneksel bir çerçevede tanıtan Britanyalı sanat tarihçisi Kenneth Clark'ın Medeniyet (Civilization) adlı belgeseline bir yanıt olarak hazırlanan Görme Biçimleri, bu hedefin çok daha ötesine geçerek estetik alanında çığır açıcı bir işe dönüştü.

xzascdfrgt
Berger'ın BBC belgeseli, sanat eleştirmenliğinin kurumsal kapalılığına karşı çıkarak, görme edimini daha demokratik bir zemine taşıdı (@aletheia__/Twitter)

Sanat eserlerini sınırları önceden belirlenmiş parametrelerle okumayı reddeden Berger, yapıtları incelikli bir söylem analizinden geçirerek onlarda gizli duran ideolojik örüntüleri açığa çıkarıyor. Eserlerle ilişkinin imkanları, tarihsel ve toplumsal olanla bağlantımızı da belirliyor: 

Bir doğa resmi 'gördüğümüzde' kendimizi onun içine koyarız. Geçmişte yapılmış sanata 'bakıyorsak' o zaman kendimizi tarihin içine koymuş oluruz. Bu sanatı görmemiz engellendiğinde aslında bizim olan tarihten yoksun bırakılmış oluruz.

Berger'ın klasiğine dönüşen çalışma, Batı sanatındaki nü eserleri ele alırken vurguladığı "eril bakış" yaklaşımıyla, feminist kuramla da dirsek teması kuruyor. Görme Biçimleri, yağlıboya tablolardan reklamlara kadar görselliği ve imgeleri anlamak için gelecek kuşaklara yenilikçi bir yol açtı. 

Kitapta Berger'ın yanı sıra BBC belgeselinde çalışan Sven Blomberg, Chris Fox, Michael Dibb, Richard Hollis'in de imzası var. Bu büyük eser, bu ay Metis Yayınları'nda 30. baskısını yaptı.

İngilizceden çeviren: Yurdanur Salman, 166 s., 2017, Metis Yayınları

G.

1972'de yayımlanan G., Berger'a Birleşik Krallık'ın prestijli Booker Ödülü'nü getirdi. 

Berger, ödül kabul konuşmasında sponsor Booker-McConnell firmasının Karayipler’deki işçileri sömürmesini eleştirerek dikkatleri üzerine çekti. Ayrıca ödül parasının yarısını da siyahların ve azınlıkların hakkı için mücadele veren Britanya Kara Panterleri'ne bağışladı. 

I. Dünya Savaşı öncesinde geçen romanda, Don Juan tarzı hareketli bir hayat süren başkahraman G.'nin hikayesini takip ediyoruz. Gerek cinsel ilişkiler gerekse aşkın zihinsel ve duygusal boyutları hakkındaki incelikli anlatımıyla G., sadece uçarı bir kahramanın kaçamaklarını konu edinmiyor. 
 

zxscdfg
Ressam ve sanat eleştirmeni kimliğiyle tanınan Berger, aynı zamanda başarılı bir edebiyatçıydı (AFP)

Britanya İmparatorluğu'yla Boer halkları arasındaki Boer Savaşı ve 1898'de Milanolu işçilerin ayaklanması gibi olayların arka planda yer aldığı roman, şahsi ve tarihsel deneyimlerin iç içe geçmişliğini de vurguluyor. 

Berger'ın kaleme aldığı kurmaca eserler arasında "Onların Emeklerine" üçlemesini de öneririz. Domuz Toprak, Bir Zamanlar Europa'da, Leylak ve Bayrak romanlarından oluşan üçleme, modern toplumda köylülüğün dönüşümü üzerine çarpıcı bir yaklaşım sunuyor. 

İngilizceden çeviren: Tomris Uyar, 360 s., 2017, Metis Yayınları

Hayvanlara Niçin Bakarız?

Berger'ın 1971'le 2001 arasında kaleme aldığı 7 denemeyi bir araya getiren Hayvanlara Niçin Bakarız?, bunlara ek olarak bir şiir ve çizimi de okurlarla buluşturuyor. 

Homeros'tan günümüze insanlarla hayvanlar arasındaki ilişkiyi inceleyen Berger, bu bağın kapitalizmle birlikte nasıl ortadan kalktığını gösteriyor. Hayvanat bahçelerinin işlevi sorgulanırken, dünyada var olma deneyimimizin geçirdiği şiddetli dönüşüm de gözler önüne seriliyor. 

axscdfrgt
Berger'ın insanlarla hayvanlar arasındaki ilişkinin dönüşümünü incelediği çalışması, kuvvetli bir modern toplum eleştirisi sunuyor (@LAReviewofBooks/Twitter)

Doğa ve insan ilişkisine dair basmakalıp düşüncelerle kestirme yollara kaçmayan bu denemeler, insanın sanatla kazandığı estetik deneyimin her şeye rağmen bir umudu koruduğunu da hatırlatıyor. 

"Hayvanat bahçesi ancak hayal kırıklığı yaratabilir" diyen Berger, merkeze tabii ki yine bir "görme" meselesini yerleştiriyor:

Hayvanat bahçelerinin kamusal amacı ziyaretçilere hayvanlara bakma olanağı sağlamaktır. Oysa hayvanat bahçesine gelen hiçbir yabancı bir hayvanla göz göze gelemez. Olsa olsa hayvanın bakışı şöyle bir parlar, sonra ona bakandan uzaklaşır. Hayvanlar başka yana bakarlar. Görmeden uzaklara bakarlar. Dış dünyayı mekanik olarak tararlar. Karşılaşmalara karşı bağışıklık kazanmışlardır, çünkü hiçbir şeyin artık onların dikkatini çekecek kadar merkezi bir önemi kalmamıştır.

İngilizceden çeviren: Cevat Çapan, 136 s., 2017, Delidolu Yayınları
 

Berger yola ressam olarak başladı ama 2017'de aramızdan ayrıldığında sanat eserlerinden çok romanları, şiirleri ve denemeleriyle ardında bugün herkese ilham kaynağı olmayı sürdüren bir külliyat bıraktı.

1990'larda verdiği bir söyleşide Berger, yazma serüveninin başlangıcını sade ama vurucu şekilde özetlemişti: 

Dünya daha insancıl bir yer olsaydı, hiç yazmazdım. Yalnızca çizerdim.

"Görmek her şeyden önce gelir" diyen Berger, genç sanatçı ve yazarlara mücadelenin erdemlerini öğretirken, imajların asla masum olmadığını da gösterdi. Hâlâ ondan öğrenecek çok şeyimiz var. 

Independent Türkçe



Bilim insanları sivrisinekleri kullanarak yarasaları aşılıyor

Güvenlik personeli, Vuhan Viroloji Enstitüsü'nün önünde nöbet tutuyor (AFP)
Güvenlik personeli, Vuhan Viroloji Enstitüsü'nün önünde nöbet tutuyor (AFP)
TT

Bilim insanları sivrisinekleri kullanarak yarasaları aşılıyor

Güvenlik personeli, Vuhan Viroloji Enstitüsü'nün önünde nöbet tutuyor (AFP)
Güvenlik personeli, Vuhan Viroloji Enstitüsü'nün önünde nöbet tutuyor (AFP)

Çinli bilim insanları, yarasalara kuduz hastalığına karşı bağışıklık kazandırmak için aşı taşıyan sivrisinekler geliştirdi. Bu yeni strateji, hayvanlardan insanlara bulaşma potansiyeli taşıyan virüslerin yayılmasını önlemeye katkı sunabilir.

Kuduz ve Nipah virüsleri gibi viral patojenlerin taşıyıcısı olarak bilinen yarasalar, bu nedenle virüslerin yarasalardan insanlara "sıçradığı" olayların başlıca sorumlularından biri haline geliyor.

Yarasaların aşılanması sıçramayı önleme yolu sunabilir ancak yaban hayatındaki hayvanları aşılamak için etkili bir strateji halihazırda yok.

Vuhan Viroloji Enstitüsü'nden bilim insanları, yarasalarda kuduz ve Nipah bağışıklığı oluşturmak için aşı taşıyan sivrisinekler ve tuzlu su tuzakları kullanmaya başladı.

Araştırmacılara göre bu "ekolojik aşılama" yaklaşımı, hayvanları yakalayıp fiziksel olarak işlemden geçirmeyi gerektirmediğinden daha güvenli ve etkili.

Deneyler, aşı taşıyan sivrisinekleri yiyen veya onlar tarafından ısırılan yarasaların, her iki virüsün antijenlerine karşı güçlü bağışıklık tepkileri geliştirdiğini ortaya koydu.

Bilim insanları çarşamba günü hakemli dergi Science Advances'ta yayımlanan çalışmada şöyle yazıyor: 

Doğal koşulların simüle edildiği ortamda aşı taşıyan sivrisineklerle birlikte yaşamanın yarasalarda güçlü bağışıklık tepkileri uyandırması, laboratuvar ortamının ötesinde uygulanabilirliği destekliyor.

Kavram kanıtı çalışması, aşı içeriğiyle virüslere karşı bağışıklık sağlayan tuzlu suyu yarasaların çabucak içtiğini de gösterdi.

Bilim insanları çalışmada yarasaları aşı taşıyan sivrisineklerle kapalı alanlara yerleştirdi ve böylece sivrisinekler yarasaları ısırırken yarasalar da sivrisineklerle beslendi.

Aşılar, hem böcekleri hem de memelileri enfekte edebildiği için sivrisinekler aracılığıyla taşınmaya uygun olan veziküler stomatit virüsü (VSV) kullanılarak tasarlandı.

Araştırmacılar, VSV'yi kuduz virüsü veya Nipah virüsünden proteinler üretecek şekilde değiştirdi.

Daha sonra, Aedes aegypti sivrisineklerini virüs içeren kanla besleyerek aşı virüsüyle enfekte ettiler.

VSV aşısının sivrisinekler arasında yayılmasını önlemek için sivrisinekler X ışınlarıyla kısırlaştırıldı.

Araştırmacılar, özel sivrisineklerle temas eden yarasaların Nipah ve kuduz virüslerine karşı güçlü bir savunma geliştirmeye başladığını saptadı.

Çalışmaya göre aşı taşıyan sivrisineklere maruz kalan 6 yarasadan 4'ü, kuduz ve Nipah virüsüne karşı tespit edilebilir seviyede antikor geliştirdi.

Bilim insanları, yarasaların mineralleri aradığı ve doğal bir şekilde bu içeceğe yöneldiği bilindiğinden, aşı içeren tuzlu su tuzaklarının etkinliğini de test etti.

Araştırmacılar, bu tekniğin de benzer şekilde güçlü bağışıklık tepkileri ürettiğini buldu.

Bu tür tuzaklar, yabani yarasa popülasyonlarının bulunduğu mağaralara yerleştirilebilir.

Araştırmacılar, birden fazla yoldan aktarılan aşının yarasadan yarasaya bulaşmadığını çünkü bunun öngörülemeyen yan etkilere yol açabileceğini vurguluyor.

Bilim insanları, "Bulaşıcı aşılar, minimum girdiyle geniş bir popülasyonu kapsama potansiyeli sunsa da doğası gereği evrimsel ve ekolojik riskleri artırıyor" diye yazıyor.

Buna karşılık bizim stratejimiz 'sınırlı yayılma' yaklaşımıyla biyogüvenliği kasten önceliklendiriyor.

Ancak araştırmacılar bu tür yaban hayatı aşılarının uygulanmasının, aşı bulaşıcılığıyla biyogüvenlik arasında bir denge kurmayı gerektirdiğini belirtiyor.

Tasarlanmış virüslerin yaban hayatı popülasyonlarına bulaşmasının, ekosistemleri istenmeyen şekillerde etkileyebileceği uyarısında bulunuyorlar.

Ekolojik aşılar minimum girdiyle geniş bir popülasyonu etkileme potansiyeli sunarken, aşının tehlikeli hale gelme olasılığı gibi riskler yaratabileceğini söylüyorlar.

Araştırmacılar, "Stratejimiz, 'sınırlı yayılma' yaklaşımıyla biyogüvenliği kasten önceliklendiriyor" diye yazıyor.

Aşı maruziyeti, yarasa popülasyonları arasında yayılmak yerine, doğrudan hedeflenen konakçılarla sınırlı kalıyor.

Tasarlanmış virüsler içeren her türlü teknolojinin dikkatli bir denetim ve biyogüvenlik değerlendirmesi gerektirdiğine dair uyarıyorlar.

Independent Türkçe


Gökbilimciler ilk kez bir magnetarın doğumuna tanık oldu

Genel göreliliğin etkisiyle magnetar, titreyen bir diskle çevrili (Joseph Farah/Curtis McCully)
Genel göreliliğin etkisiyle magnetar, titreyen bir diskle çevrili (Joseph Farah/Curtis McCully)
TT

Gökbilimciler ilk kez bir magnetarın doğumuna tanık oldu

Genel göreliliğin etkisiyle magnetar, titreyen bir diskle çevrili (Joseph Farah/Curtis McCully)
Genel göreliliğin etkisiyle magnetar, titreyen bir diskle çevrili (Joseph Farah/Curtis McCully)

Bilim insanları ilk kez bir magnetarın doğumuna tanıklık etti. Yeni çalışma aynı zamanda 16 yıllık bir teoriyi de doğruluyor.

Yaşam döngüsünün sonuna gelen yıldızların çekirdeği kendi içine çökerken dış katmanları süpernova olarak patlıyor. 

Büyük kütleli yıldızlar süpernovanın ardından geriye kara delik veya son derece yoğun ve hızlı dönen bir nötron yıldızı bırakabiliyor. Yaşamı süresince güçlü bir manyetik alana sahip yıldızlar ise özel bir tür nötron yıldızı olan magnetara dönüşüyor. 

Olağanüstü hızlı dönen magnetarlar, Dünya'nınkinden trilyonlarca kat daha güçlü bir manyetik alana sahip.

Gökbilimciler Aralık 2024'te, Güneş'in 25 katı kütleye sahip bir yıldızın geçirdiği süpernova patlamasını 200 gün boyunca takip etti. 

Dünya'dan yaklaşık 1 milyar ışık yılı uzaktaki SN 2024afav isimli süpernova, "süper parlak" sınıfına giriyordu. Bu tür patlamalar, normal süpernovalardan yaklaşık 10 kat daha parlak oluyor.

Kaliforniya Üniversitesi Berkeley kampüsünden astrofizikçi Dan Kasen, 16 yıl önce süper parlak süpernovalara magnetarların yol açtığını öne sürmüştü. Ancak bu teori o zamana kadar doğrulanamamıştı.

Üniversitenin Santa Barbara kampüsünden araştırmacılar ise Albert Einstein'ın genel görelilik teorisine başvurarak bu hipoteze kanıt sundu. 

Normalde bir süpernovadan yayılan ışık, en yüksek parlaklığa ulaştıktan sonra yavaş yavaş sönmeye başlar. Ancak SN 2024afav'dan gelen ışık, bu zirvenin ardından sönmek yerine titreşir gibi davranarak bir dizi küçük parlama üretti.

Araştırmacılar bunun, yıldızın bazı kalıntılarının uzaya kaçmak yerine magnetara geri düşmesi ve girdap şeklinde bir gaz diski oluşturmasından kaynaklandığını düşünüyor.

Bulguları hakemli dergi Nature'da dün (11 Mart) yayımlanan çalışmaya göre diskteki bu enkaz alanı asimetrik; yani hem diskin hem de magnetarın dönüş eksenlerinin hizası bozulmuş durumda.

Bilim insanları SN 2024afav'ın ışımasındaki salınımlara bu eğikliğin yol açtığını söylüyor. 

Görelilik teorisine göre, dönen devasa bir cisim uzay-zaman dokusunu bükerek buna yol açabilir.

Bu nedenle araştırmacılar, Kasen'ın öne sürdüğü gibi diskin içinde bir magnetarın döndüğü ve ona enerji aktardığı sonucuna vardı.

Magnetar, yüklü parçacıkları hızlandırarak süpernovanın enkazıyla çarpışıyor ve bu nedenle süpernova son derece parlak oluyordu.

Makalenin yazarlarından Joseph Farah "Süpernova mekanizmasını açıklamak için genel görelilik ilk kez kullanıldı" diyor.

Öte yandan süper parlak süpernovaların tek açıklaması magnetar olmayabilir. Patlayan yıldızın şok dalgasının yakındaki maddelere çarparak parlaklıklarını artırması da muhtemel.

Ancak magnetarlar bu süpernovaların küçük bir kısmından sorumlu olsa bile yeni çalışma hem astronomi hem de genel görelilik açısından önem taşıyor.

Farah, "Bu, parçası olma ayrıcalığını yaşadığım en heyecan verici şey" diyerek ekliyor: 

Bu, çocukken hayalini kurduğum bilim.

Independent Türkçe, Popular Science, Times, Nature


215 milyon yıllık sürüngen, timsah evrimi teorilerini sarsıyor

Artık Petrified Forest Ulusal Parkı olan bölgede, 215 milyon yıl önce Sonselasuchus cedrus'un yaşadığı çevrenin sanatçı gözünden tasviri (Gabriel Ugueto)
Artık Petrified Forest Ulusal Parkı olan bölgede, 215 milyon yıl önce Sonselasuchus cedrus'un yaşadığı çevrenin sanatçı gözünden tasviri (Gabriel Ugueto)
TT

215 milyon yıllık sürüngen, timsah evrimi teorilerini sarsıyor

Artık Petrified Forest Ulusal Parkı olan bölgede, 215 milyon yıl önce Sonselasuchus cedrus'un yaşadığı çevrenin sanatçı gözünden tasviri (Gabriel Ugueto)
Artık Petrified Forest Ulusal Parkı olan bölgede, 215 milyon yıl önce Sonselasuchus cedrus'un yaşadığı çevrenin sanatçı gözünden tasviri (Gabriel Ugueto)

Bilim insanları, hayatına dört ayak üzerinde başladıktan sonra iki ayak üzerinde yürüyen, eski dönemlerde yaşamış "tuhaf" bir timsah keşfetti.

Sonselasuchus cedrus adı verilen bu hayvan, yaklaşık 201 ila 225 milyon yıl önce, Geç Triyas Dönemi'nde yeryüzünde dolaşıyordu.

O dönemin bazı dinozor türleriyle yüzeysel benzerlikler taşıyan ancak günümüz timsahlarının doğrudan akrabaları olan shuvosauridae grubuna ait bu türün keşfi, timsahların evrimine ilişkin önceki anlayışa meydan okuyor.

Washington Üniversitesi Biyoloji Bölümü ve Burke Doğa Tarihi ve Kültürü Müzesi'nden araştırmacılar, bulguları Journal of Vertebrate Paleontology'de yayımlanan çalışmada fosilleşmiş uzuv kemiklerinin sıradışı oranlarının, timsahın büyüdükçe yürüme şeklinin değiştiğini gösterdiğini öne sürüyor.

Başyazar Elliott Armour Smith, "Sonselasuchus'un yavruyken ön ve arka uzuvlarının daha orantılı olduğunu ve yetişkinlikte arka bacaklarının uzayıp sağlamlaştığını düşünüyoruz" diyor.

Esasen bu canlıların hayatlarına dört ayak üzerinde başladığını... Sonra büyüdükçe iki ayak üzerinde yürümeye geçtiğini düşünüyoruz. Bu bilhassa tuhaf bir durum.

Yaklaşık 64 santimetre boyunda olduğu tahmin edilen sürüngen, dişsiz bir gaga, büyük göz çukurları ve içi boş kemiklere sahipti. Bu özellikler, genellikle "devekuşu dinozorlar" denen ornithomimidae dinozorlara çarpıcı benzerlik gösteriyor.

Ancak Armour Smith bu özelliklerin birbirinden bağımsız şekilde evrimleştiğini belirtiyor.

Bu benzerlik muhtemelen timsah ve kuş soylarındaki arkozorların aynı ekosistemlerde evrimleşmesi ve benzer ekolojik rollere yönelmesi nedeniyle ortaya çıktı.

Sonselasuchus gibi shuvosauridlerdeki iki ayak üzerinde yürüme, dişsiz gaga, içi boş kemikler ve büyük göz çukurları gibi özelliklerin timsah soyunda da görüldüğünü ekliyor.

Sonselasuchus cedrus fosilleri Arizona'daki Petrified Forest Ulusal Parkı'nda, Armour Smith'in iş arkadaşı Profesör Christian Sidor'un da aralarında yer aldığı bir ekip tarafından ilk olarak 2014'te bulunmuştu.

10 yıllık kazı ve hazırlık çalışmalarında 3 binden fazla kemik keşfedilen bu bölge, olağanüstü bir fosil zenginliğine sahip.

frttr
Sonselasuchus cedrus'un radius kemikleri (Elliott Armour Smith/Christian A. Sidor)

Türün adı "cedrus", bu sürüngenin yaşadığı düşünülen ormanlık ortamlardan hareketle, Geç Triyas Dönemi'ndeki ormanlarda bulunan sedir (cedrus) ağaçlarına gönderme yapıyor.

Cins adı "Sonselasuchus" ise keşfin yapıldığı jeolojik tabaka olan Üst Triyas Chinle Formasyonu'nun Sonsela Üyesi'ne atıf yapıyor.

Profesör Sidor için bu süregelen keşifler, ABD Ulusal Park Servisi'yle 10 yılı aşkın süredir ortaklaşa yürütülen özverili araştırmaların sonucu.

Bilim insanı "2014'de Petrified Forest'ta saha çalışmasına başladığımızdan bu yana Sonselasuchus kemik yatağından 3 binden fazla fosil topladık ve hiç bitecekmiş gibi görünmüyor" diyor.

Kemik yatağında balık, amfibi, dinozor ve diğer sürüngenlerin fosilleri de keşfedilirken, Washington Üniversitesi'nden 30'dan fazla öğrenci ve gönüllü "yeni ve ilginç fosillerin" sürekli ortaya çıkmasına katkı sağlıyor.

Independent Türkçe