Kansere dair 7 önemli soru

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre akciğer kanseri, dünya çapında kanser kaynaklı ölüm nedenleri arasında birinci sırada geliyor (AFP)
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre akciğer kanseri, dünya çapında kanser kaynaklı ölüm nedenleri arasında birinci sırada geliyor (AFP)
TT

Kansere dair 7 önemli soru

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre akciğer kanseri, dünya çapında kanser kaynaklı ölüm nedenleri arasında birinci sırada geliyor (AFP)
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre akciğer kanseri, dünya çapında kanser kaynaklı ölüm nedenleri arasında birinci sırada geliyor (AFP)

Her gün vücudumuzdaki milyarlarca hücre bölünüyor ya da ölüyor. Kan akışını, gıdaların sindirimini ve derinin yenilenmesini sağlayan karmaşık süreçlerde hücreler bazen bunlardan ikisini de yapmayıp kansere dönüşüyor. 

Bilim insanları kanser vakalarının erkeklerden kadınlara ve yaşlılardan gençlere doğru kaydığını tespit ederken pek çok soru cevapsız kalmayı sürdürüyor. 

Kansere dair 7 büyük soruyu uzmanlara soran New York Times yanıtları okuyucularına aktardı.

Neden tüm genetik mutasyonlar kansere yol açmıyor?

Bilim insanları, tüm kanserlerin genetik mutasyonlardan kaynaklandığını eskiden düşünüyordu. Artık tümörlerin tek sebebinin bu olmadığını biliyorlar. 

DNA dizisinde değişiklik olmaksızın meydana gelen kalıtımsal (epigenetik) değişikliklerin kanserde çok büyük rol oynadığı fark edildi. 

Epigenetik değişikliklerin gerekçesi tam bilinmiyor ancak yaşlanma, beslenme, çevre ve kronik enflamasyon potansiyel suçlular arasında. 

Çevre kirliliği ve mikroplastikler kansere yol açar mı?

Asbest ve radon gibi kimyasalların yanı sıra sigara ve içkideki maddelerin kanser yaptığı uzun süredir biliniyor. 

Son yıllarda hava kirliliği, mikroplastikler ve "sonsuz kimyasallar" diye bilinen perfloroalkil ve polifloroalkil maddeler (PFAS) de mercek altında.

Uzmanlar bunların kanserojen olabileceğini ancak ne zaman ve nasıl bu sonuca yol açtıkları konusunda daha fazla bilgi edinmeleri gerektiğini vurguluyor.

Hava kirliliği diğerlerinden daha güçlü bir kanser faktörü gibi görülüyor.

Enflamasyon nasıl etkili oluyor?

Bilim insanları çevremizdeki kirliliğe ve yiyip içtiklerimizdeki kimyasallara yıllar boyunca bakarak nasıl genetik mutasyonlara yol açtıklarını inceledi. 

Doğrudan DNA'ya zarar vererek değil, iltihaplanma diye de bilinen enflamasyonu tetikleyerek riski artırdıkları ortaya çıktı. 

Kötü bir beslenme rejiminin kronik enflamasyonu tetiklediği, bunun da kolon ve pankreas kanserlerini yol açtığı bildiriliyor. 

Halihazırda mutasyona uğramış hücrelerde de enflamasyon etkili oluyor. 

Örneğin ince partikül maddeler (PM2.5), akciğerlere kadar ulaştığında burada enflamasyona yol açıyor. Mutasyona uğrasa da kansere dönüşmeyen hücreler böylece tümör oluyor. 

Tümörlar nasıl kontrolsüzce büyüyor?

Bilim insanları tümörlerde kanser hücrelerinin dışında normal hücrelerin de yer aldığını ve bunların büyümeyi sağladığını söylüyor.

Yaralanma ya da enfeksiyon halinde oraya akın eden bağışıklık hücreleri, bunların çoğunu oluşturuyor. 

Tümörlerin nasıl metastaz yapıp başka yerlere bulaştığıyla ilgiliyse bilinmeyen pek çok şey var. 

Yeni bir araştırma, tümörlerdeki ölü ya da ölmek üzere olan hücrelerin bu durumu kolaylaştırdığını buldu. 

Hangi risk faktörleri bizim kontrolümüzde?

Pek çok kanser türünde sebepleri engellemek tamamen imkansız. Ancak önlem almak yine de kilit önemde. 

Kanserlerin yüzde 40'ında risk faktörlerinin engellenebileceği bildiriliyor. Bunlardan en önemlisi sigara içmemek. Güneşe maruz kalmamak, içki içmemek ve fazla kilo almamak da listede var. 

Hepatit B ve C virüslerinin yanı sıra HPV ve h. pylori bakterisi de bazı kanserlere yol açabiliyor.

Tedavinin doğru yolu ne?

Onkologlar son yıllardaki gelişmelerle birlikte herkese kemoterapi verilmemesi gerektiğinin daha iyi anlaşıldığını söylüyor. 

Sıkıntılı bir proteini hedef alan ilaçlar gibi tedavilerin bazı kişilere daha iyi geldiği açık bir şekilde görülüyor. 

Bağışıklık sisteminin kanserdeki rolü de daha iyi anlaşıldığı için immünoterapiyle vücudun hastalığa karşı savaşmasına yardımcı olunabiliyor.

Kanserden kurtulmak mümkün mü?

Pek çok kişi kanseri tamamen atlattığını düşünse de doktorlar bu ifadeyi kullanmaktan kaçınıyor. 

Ancak yine de umutlu olmak için pek çok sebep var. Son 30 yılda geliştirilen yeni yöntemlerle kanser ölümleri ciddi oranda düştü.

Uzmanlar, önceden "idam cezası" gibi görülen bazı kanser türlerinin artık diyabet gibi birlikte yaşanabilir bir hastalığa döndüğüne işaret ediyor. 

Independent Türkçe, New York Times, CNN



Hollywood'un perde arkasına dalıyoruz: The Studio çizgisinde 10 dizi

Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen (sağda), The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)
Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen (sağda), The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)
TT

Hollywood'un perde arkasına dalıyoruz: The Studio çizgisinde 10 dizi

Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen (sağda), The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)
Kanadalı aktör ve komedyen Seth Rogen (sağda), The Studio'da Continental Stüdyoları'nın başına geçerek hayallerindeki işe kavuşan Matt Remick karakterine hayat veriyor (Apple TV)

Seth Rogen imzalı The Studio, Hollywood'un "Sanat mı para mı?" ikilemine sıkışanları öyle keskin bir mizahla anlatıyor ki, izledikten sonra aynı damarı taşıyan işler aramak kaçınılmaz hale geliyor. 

Stüdyo koridorlarında dönen pazarlıklar, ego savaşları ve yaratıcı vizyonun toplantı odalarında budanarak kuşa dönmesi, diziyi sadece komik değil, aynı zamanda tuhaf biçimde tanıdık kılıyor. Hollywood'da sanatla ticaret arasındaki bitmeyen bilek güreşini hem içeriden hem de acımasız bir mizahla anlatan The Studio'nun Altın Küre ve Emmy'deki başarısı, tam da bu sebeple neredeyse kaçınılmazdı. 

İşte bu yüzden, The Studio'nun açtığı kapıdan geçip eğlence endüstrisinin arka odalarına bakan dizileri bir araya getirmek istedik. 

Listemizdeki kimi yapımlar sektörün şişkin kibriyle ince ince dalga geçiyor, kimiyse hayatı tel tel dökülen bir yazarın gözünden aynı çarkın insanı nasıl öğüttüğünü anlatıyor. Bazıları gülümsetirken iç acıtan bir karanlıkla, ünlü kültürünün ve endüstrinin yeniden ürettiği yaraları en çıplak haliyle açığa çıkarıyor, diğerleriyse sistemin dışarıdan görünen parıltısıyla içerideki gerçekliği arasındaki mesafeyi görünür kılıyor.

Eğer The Studio'nun o keskin, içeriden ve biraz da acı gülümseten tonunu sevdiyseniz, bu liste sizi farklı kapılardan aynı dünyaya sokacak. Hazırsanız Hollywood'un vitrinini geçip ışıltılı dünyaların karanlık tarafıyla yüzleşmeye gidiyoruz...

BoJack Horseman

Netflix'in kusursuz animasyon dizisi BoJack Horseman, insansı hayvanlar fikrinden yola çıkarak televizyonun Hollywood'a dair en acımasız ve psikolojik açıdan en katmanlı incelemelerinden birini sunuyor. 1990'ların sitcom yıldızı olarak parlayıp sönen bir karakterin etrafında kurulan hikaye, sektörün işleyişindeki arızaları, ünlü kültürünü ve çoğu zaman hem yaratıcı dehayı hem de kendini sabote etmeyi besleyen kişisel travmaları birer birer açığa çıkarıyor.

fgthy
Raphael Bob-Waksberg'ün yarattığı BoJack Horseman'da diziye adını veren karakteri 55 yaşındaki Will Arnett seslendiriyor (Netflix)

Sürreal mizahı ve görsel şakaları eksik etmese de BoJack Horseman, yeteneği sömüren, sonra da gözünü kırpmadan bir kenara atan; üstüne üstlük istismar döngülerini yeniden üreten eğlence endüstrisinin yıkıcı portresini çiziyor. Bağımlılık, depresyon ve şöhretin boş vaatlerine dair acımasız ve son derece dürüst yaklaşımıyla dizi, The Studio'ya karanlık bir karşılık veriyor; Rogen'ın yüksek enerjisi yerine daha varoluşçu, daha sarsıcı bir ton öneriyor.

IMDb: 8,8
Nereden izlenir: Netflix

The Offer

Sinema tarihinin en ikonik filmlerinden Baba (The Godfather) pek çoklarına göre tartışmasız bir başyapıt. Peki bu başyapıtın yapım süreci neden dizi olmasın? The Offer, The Studio'ya kısmen benzer bir yerden yola çıkıyor ama odağı, Francis Ford Coppola'nın efsanevi filminin prodüksiyon süreci. Toplam 10 bölümde Coppola'nın gangster klasiğinin perde arkasını adım adım takip ediyoruz. Dizi, Whiplash'le yıldızı parlayan Miles Teller'ın canlandırdığı yapımcı Albert S. Ruddy'nin perde arkasında yaşadığı zorlukları, stüdyo yöneticileriyle çatışmaları, mafya baskısını ve Coppola'yla yaşanan yaratıcı gerilimleri de gözler önüne seriyor.

scdvgf
10 bölümden oluşan The Offer, 1972 tarihli çığır açan gangster filmi Baba'nın sancılı yapım sürecini anlatıyor (Paramount+)

Tıpkı The Studio gibi The Offer da sektörün iç işleyişine eleştirel bir bakış sunuyor; büyük yapımların ortaya çıkışında şişen egoların, güç mücadelelerinin ve türlü engellerin nasıl devreye girdiğini göstererek izleyiciyi hızla içine çekiyor. İki yapım arasındaki en temel fark ise dönem: The Studio günümüz Hollywood'una odaklanırken, The Offer bizi 1970'lere götürerek o yılların endüstri iklimine dair ilgi çekici bir perspektif sunuyor. Özellikle zekice diyaloglarla mizaha yaslandığı anlar olsa da genel olarak daha dramatik bir tona yakın durduğu için "daha ciddi" bir seyirlik arayanlar için iyi bir seçenek.

Teller'a geçen yıl Dept. Q'yla kalplerimize taht kuran Matthew Goode ve Dan Fogler eşlik ediyor. Yönetici yapımcılar arasında, Teller'ın canlandırdığı Albert S. Ruddy'nin ta kendisinin de yer aldığını hatırlatalım.

IMDb: 8,6
Nereden izlenir: TV+

 

Entourage

Entourage, yükselişteki oyuncu Vincent Chase ve çocukluk arkadaşlarının Los Angeles'ta şöhretin, paranın ve sektör oyunlarının içine dalışını anlatan hızlı tempolu bir Hollywood komedisi. Dizi, Mark Wahlberg'ün kariyerinin ilk yıllarından esinleniyor; bu yüzden "içeriden" bir dünyanın kapısını aralıyormuş hissi veriyor. En unutulmaz yanı ise Jeremy Piven'ın canlandırdığı sert ve patavatsız menajer Ari Gold; sektörün acımasız dilini kurarken dizinin komedi damarını da besliyor.

ascdfrgt
6 Emmy ödüllü Entourage'da Şeytan Marka Giyer'le (The Devil Wears Prada) de tanınan Adrian Grenier (sağ altta) başrolde (HBO)

The Studio'yu sevenler burada da kamera arkasındaki pazarlıkları, egoları, güç ilişkilerini ve "işlerin nasıl döndüğünü" bol mizahla izliyor. Fark şu: The Studio stüdyo yöneticilerinin karar masasına bakarken, Entourage hikayeyi şöhretin tam ortasındaki "yetenek" cephesinden, yani oyuncu ve yakın çevresinden anlatıyor. İki diziyi birbirine yaklaştıran bir başka unsur da konuk yıldızlar: Entourage, ünlü kameolarıyla Hollywood atmosferini daha da gerçek ve eğlenceli kılıyor. 8 sezonluk uzun soluklu yapısıyla, Hollywood'un parlak vitrinine bakıp altındaki karmaşayı görmeyi sevenleri içine çeken bir seyir sunuyor.

IMDb: 8,4
Nereden izlenir: HBO Max

Californication

Californication, bilimkurgu efsanesi The X-Files'la tanınan David Duchovny'nin canlandırdığı romancı Hank Moody'yi takip ediyor. Hank, kitabının filme uyarlanması için Los Angeles'a geldiğinde, yaratıcılık tıkanması ve kişisel dağınıklığın tam ortasına düşüyor. Dizi, sektörün mutfağını ayrıntılı biçimde göstermese de Hollywood'un "aşırılıklarının" sanatçı üzerinde nasıl aşındırıcı bir etki yarattığını iyi yakalıyor. Hank'in hedonist hayatı; seks, bağımlılık ve kendini sabote etme döngüsü üzerinden, yaratıcı kariyerlerin karanlık komedisini kuruyor. Uyarlama sürecinde yazarın bir yandan el üstünde tutulup diğer yandan sistem tarafından "ehlileştirilmesi", hikayenin en acı-tatlı tarafı. 

sdfrgt
Californication'da her fırsatta kendini sabote eden yazar Hank Moody rolündeki David Duchovny'ye, en yakın arkadaşı ve menajerini Charlie Runkle'ı canlandıran Evan Handler eşlik ediyor (Showtime)

The Studio'yu sevenlerin burada da yakalayacağı ortak damar şu: İkisi de eğlence endüstrisinin parlak vitrininin arkasındaki çarpık güç ilişkilerine bakıyor. The Studio stüdyo koridorlarına bakarken, Californication bir yazarın Los Angeles'ta dağılan hayatı üzerinden aynı çarkın nasıl işlediğini ifşa ediyor. Ton olarak Californication daha cüretkar ve daha "kirli" ama taşlaması net: Hollywood, yaratıcı enerjiyi hem besliyor hem de tüketiyor. Sonuçta Californication, kahkahayla rahatsızlığı aynı anda yaşatan, "başarı" denen şeyin bedelini dürüstçe kurcalayan bir Los Angeles masalı.

IMDb: 8,3
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Extras

Ricky Gervais ve Stephen Merchant imzalı Extras, figüranlık yaparak geçinmeye çalışan oyuncu Andy Millman'ı takip ediyor. Andy, setlerin görünmez yüzünden sıyrılıp "gerçek" bir oyunculuk kariyerine geçmenin yolunu arıyor. Dizi Kate Winslet, Samuel L. Jackson ve David Bowie gibi isimlerin de aralarında bulunduğu etkileyici konuk oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor. Üstelik bu yıldızlar, kendilerinin korkunç ve gülünç versiyonlarını canlandırarak şöhretin kibir ve güvensizlik yanını acımasızca deşiyor.

Extras'ı özel kılan şey, başarı fikrine farklı açılardan bakması: Önce Andy'nin kimsenin tanımadığı dönemindeki hayal kırıklıklarını gösteriyor; ardından da şöhrete, giderek nefret ettiği ve sloganlara yaslanan bir sitcom sayesinde ulaşınca içine düştüğü yaratıcı tavizleri izliyoruz. Dizi, eğlence endüstrisinin yaratıcı arzuları çoğu zaman tatmin etmediğini; tersine insanı sanatsal dürüstlükle ticari görünürlük arasında seçim yapmaya zorladığını dokunaklı bir biçimde hatırlatıyor.

frgthy
Netflix'teki After Life sayesinde şöhreti katlanan Kanadalı komedyen Ricky Gervais'in Extras'daki konuk oyuncularından biri de Oscarlı yıldız Kate Winslet'tı (BBC / HBO)​​​​​

İroniden güç alan Extras da The Studio gibi hikayeyi hareketlendiren bol yıldızlı konuk oyuncu performanslarına yaslanıyor. Ama odağında, figüranlıktan çıkıp parlamaya çalışan oyuncuların mücadelesi olduğu kadar, bu yolculuğun duygusal bedeli ve yalnızlığı da var. Bu da The Studio'yu seven pek çok izleyiciye tanıdık gelecek bir damar. Özetle Extras, mizahı ustalıkla kuruyor ama perde arkasındaki kırılgan, sahici ve fazlasıyla insani anları da gözden kaçırmıyor.

IMDb: 8,3
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

30 Rock

Tina Fey'in NBC için yarattığı 30 Rock, izleyiciyi kurgusal bir skeç programının perde arkasına götürürken, Fey'in Saturday Night Live deneyimlerinden beslenen keskin bir "işyeri komedisi"ne dönüşüyor. Dizinin merkezindeki Liz Lemon, canlı yayın temposu, tuhaf yazar kadrosu, kaprisli yıldızlar ve tepeden yağan kurumsal talimatlar arasında hem programı ayakta tutmaya hem de kendi sinir uçlarını sağlam tutmaya çalışıyor. Sonuç, televizyon endüstrisinin iç işleyişini acımasızca tiye alan, bol kaoslu bir sektör hicvi.

asdfrgt
30 Rock'ın üçüncü sezonundaki Yıldızlara İnan (Believe in the Stars) bölümünde, Tina Fey'in canlandırdığı Liz, uçakta Oprah Winfrey'nin yanında oturuyordu (NBC) 

The Studio kadar "kulis" duygusuna yaslanmasa da iki yapımın kesiştiği yer çok net: Kurumun çıkarlarıyla yaratıcı vizyonun sürekli çarpışması. 30 Rock bu gerilimi daha yüksek perdeden, daha karikatürize bir mizahla kuruyor ama özünde aynı soruyu soruyor: 

Reyting ve kâr baskısıyla yaratıcılık neye dönüşür?

7 sezon süren 30 Rock, sayısız unutulmaz anıyla popüler kültürde kendine kalıcı bir yer edindi; hatta birçok esprisi zamanla ortak hafızaya karıştı. Dizi, modern komedilerin en iyi örneklerinden biri olarak, karakterlere alıştıkça daha da açılan bir yapı kuruyor ve bir kere izlemek yetmiyor. The Studio'yu sevdiyseniz, medya dünyasının absürtlüğünü bu denli rafine bir dille yakalayan az dizi bulursunuz.

IMDb: 8,3
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Hacks

Hacks, şov dünyasının "ışıltılı" tarafını değil, o ışıltıyı ayakta tutan görünmez emeği ve pazarlıkları anlatan en iyi komedilerden biri. Kariyerini yeniden parlak günlerine taşımaya çalışan efsane komedyen Deborah Vance'la, Los Angeles'ta "iptal" edilince kapılar yüzüne kapanan genç yazar Ava'yla kurduğu mecburi ortaklığı üstünden kuşak çatışmasını keskin ama sıcak bir yerden kuruyor. Jean Smart ve Hannah Einbinder'ın kimyası, dizinin yakıtı: Aynı odada kalmaları bile hem komik hem de can yakarcasına gerçek. 

Dizi bir yandan espri temposunu hiç düşürmezken, diğer yandan özgürce üretmek ve geniş kitleye hitap etme zorunluluğu arasındaki ikilemi her bölümde yeniden kurcalıyor. Deborah'nın seyirciyi memnun etmeyi öğrenmiş profesyonelliğiyle Ava'nın idealist "yaratıcı saflığı" çarpıştıkça, eğlence sektörünün kadınlara ve yaşa dair önyargıları da netleşiyor. 

fgthyjuı
Emmy ödüllü Hacks, bir komedi efsanesiyle genç komedi yazarı arasındaki karanlık bir mentor-öğrenci ilişkisini konu alıyor (HBO)

The Studio'yu sevenler, burada da benzer şekilde endüstrinin iç dinamiklerini, bu kez yönetici masası yerine yaratıcıların hayatta kalma savaşını izlemenin keyfini çıkarabilir. İkisi de "komedi üretmek" denen şeyin aslında ne kadar politik, hesaplı ve kırılgan olduğunu gösteriyor. Üstelik en güzeli şu: Tüm bu sert gerçekler, iki karakterin istemeden birbirini dönüştüren ilişkisi sayesinde hiç didaktikleşmeden, çok doğal bir akışla izleyicide kalıyor.

IMDb: 8,2
Nereden izlenir: HBO Max

 

Episodes

Episodes, Britanyalı evli senarist çift Sean ve Beverly Lincoln'ın kendi ülkelerinde çok tutan dizilerini bu kez Amerikan izleyicisine uyarlamak üzere ABD'ye çağrılmasıyla açılıyor. Ve daha ilk toplantıda, Hollywood'un o meşhur "iyi niyetli sabotajı" başlıyor. Amerikalı stüdyo yöneticileri, dizinin "Amerika'ya göre" yeniden şekillenmesi gerektiğine inanıyor; test gösterimleri ve içi boş sloganlar havada uçuşurken, yaratıcı vizyon adım adım sulandırılıyor. Üstelik bu dönüşümün merkezinde tek bir "zorunluluk" var: Başrole Matt LeBlanc'ı koymak.

dfvgthyj
Episodes, Birleşik Krallık'ta ödüle boğulan başarılı dizilerinin uyarlamasını yapmak üzere Amerika’ya taşınan iki senaristin başından geçen olaylar üzerine kurulu (BBC / Showtime)

LeBlanc, Friends'in yan dizisi Joey'den sonra televizyona ilk kez dönerken kendisinin abartılı, kurgusal bir versiyonunu canlandırıyor. LeBlanc'ın Sean'la yakınlaşıp Beverly'nin peşine düşmesi, setin ve yazar odasının gerilimini iyice artırıyor. Dizi, Britanya ve ABD'nin televizyon anlayışları arasındaki kültürel farkı ince ince didiklerken, ticari kaygıların yaratıcılığı nasıl budadığını da komik ama can yakan bir netlikle gösteriyor. Yöneticilerin marka ve daha geniş kitlelere oynama takıntısı arasında sanatın nasıl pazarlık masasına yatırıldığını izliyorsunuz. Episodes yer yer sinir bozucu, bir o kadar da bağımlılık yapan bir medya hicvi. Bu arada toplam 5 sezon ve 41 bölümlük dizinin LeBlanc'a Altın Küre kazandırıp Emmy adaylığı getirdiğini de hatırlatalım.

IMDb: 7,8

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Hollywood

Ryan Murphy imzalı mini dizi, II. Dünya Savaşı sonrası Hollywood'una alternatif bir tarih kurgusu sunarak sektörün ırkçılık, cinsiyetçilik ve homofobiyle onlarca yıl daha erken yüzleştiği bir dünyayı hayal ediyor. Hicivden ziyade daha "umutlu" bir tona yaslanan dizi, tarihsel atmosferiyle yapısal sorunların kuşaklar boyunca nasıl inatla sürdüğünü görünür kılıyor.

dfrgty
32 yaşındaki David Corenswet, geçen yıl Superman'i canlandırmadan önce Hollywood'un başrolündeki Jack Castello'yu oynamıştı (Netflix)

Hollywood, klasik sinemaya duyduğu nostaljiyi eleştirel bakışla dengeleyerek The Studio'yla ilginç bir karşıtlık kuruyor. İki dizi de sinema tarihi sevgisini paylaşırken, sanatsal vizyonu sık sık törpüleyen ticari ve toplumsal baskıların farkında. Murphy'nin dizisi, Rogen'ın daha karamsar perspektifine kıyasla sektörün değişimine daha iyimser bir pencereden bakıyor. Buna rağmen iki yapım da Hollywood'un dışarıdan göründüğü gibi olmadığına; idealize edilen imajla sektörün gerçekliği arasındaki farkın hiç kapanmadığına dikkat çekiyor.

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Netflix

The Franchise

The Franchise, süper kahraman serisi çeken bir ekibin set arkasındaki kaosunu anlatan, Hollywood makinesine ince ince dokunduran bir hiciv. Hikayenin merkezinde, her gün dağılmanın eşiğindeki prodüksiyonu ayakta tutmaya çalışan birinci yardımcı yönetmen Daniel var. Daniel şişkin egolarla, tartışmalı yaratıcı kararlarla ve stüdyodan gelen bitmek bilmez baskıyla boğuşuyor. Dizi, parlak kostümlerin ve büyük sözlerin arkasında işlerin çoğu zaman ne kadar dağınık, aceleci ve absürt ilerlediğini gösteriyor. Süper kahraman sinemasının formüllerini, özellikle de büyük "evren" filmlerinin "sonsuz üretim" mantığını parodileştirmesi, diziyi tür meraklıları için ekstra keyifli kılıyor. 

vgth
The Franchise'ın 35 yaşındaki yıldızı Himesh Patel (solda), dizinin sadece bir sezonun ardından iptal edilmesiyle hayal kırıklığına uğradığını söylemişti (HBO)

The Studio'yu sevenler için en tanıdık yanı, sektörün iç yüzünü gülerek ama acı bir gerçeklikle anlatması: Herkes "en iyi filmi" çekmek istiyor, sistem ise herkesi sürekli tökezletiyor. Fark şu ki The Studio daha çok stüdyo koridorlarındaki kurumsal kararları hedef alırken, The Franchise kameraların arkasındaki günlük set savaşlarına yakın plan giriyor. Zekice diyalogları ve ölçülü alaycılığıyla, bir projenin nasıl "idare edilerek" çekildiğini merak edenlere iyi bir seyir sunuyor. Erken bir iptal kararıyla (şaşırdık mı?) tek sezonda kalmış olsa da "bu iş böyle yürümüyor" hissini komediye çevirmekte hayli isabetli.

IMDb: 6,5
Nereden izlenir: HBO Max

Independent Türkçe


Yavru kurdun midesi yünlü gergedanların yok oluşuna ışık tuttu

Kurtun midesinde bulunan yünlü gergedan dokusundan, hayvanın tüm genomu çıkarıldı (Love Dalén)
Kurtun midesinde bulunan yünlü gergedan dokusundan, hayvanın tüm genomu çıkarıldı (Love Dalén)
TT

Yavru kurdun midesi yünlü gergedanların yok oluşuna ışık tuttu

Kurtun midesinde bulunan yünlü gergedan dokusundan, hayvanın tüm genomu çıkarıldı (Love Dalén)
Kurtun midesinde bulunan yünlü gergedan dokusundan, hayvanın tüm genomu çıkarıldı (Love Dalén)

Bilim insanları binlerce yıl önce ölen bir yavru kurdun midesindeki yünlü gergedan kalıntılarını kullanarak türün neslinin tükenme hikayesine ışık tuttu.

Sibirya'daki Tubat köyünde 2011'de yapılan çalışmalarda donmuş bir kurdun midesinin yünlü gergedanla dolu olduğu bulunmuştu. 

Yavru hayvanın yaklaşık 14 bin 400 yıl önce bir toprak kayması sonucu yuvasının çökmesiyle öldüğü düşünülüyor. 

Soğuk koşullar hayvanın cesedinin son derece iyi bir şekilde korunmasını sağlarken, muhtemelen son yemeğini kısa süre önce yediği için midesindeki kalıntılar da varlığını sürdürdü.

Binlerce yıl önce ölen hayvan kalıntılarından elde edilen DNA, genellikle tam genomu çıkarmaya elverişli olmuyor. Ancak donmuş topraktan çıkarılan örnekler genetik veriyi daha iyi koruyor.

İsveç'teki Paleogenetik Merkezi'nden araştırmacılar, kurdun midesindeki kalıntılardan yünlü gergedanın genomunu elde ederek yaklaşık 14 bin yıl önce soyu tükenen bu türün son birkaç yüzyılı hakkında bilgi edindi. Başka bir hayvanın midesindeki bir Buzul Çağı hayvanının tüm genomu ilk kez dizilendi.

sdfrgt
Yavru kurt, donmuş toprak sayesinde son derece iyi korundu (Mietje Germonpré)

Bilim insanları bir tür yok olmadan hemen önce yaşamış hayvanların genomuna ulaşmanın da zorlu bir iş olduğunu söylüyor. Ancak bu veri, nesillerinin neden tükendiği hakkında önemli bilgiler sunabilir.

Bir türün yok oluş süreci uzun bir zamana yayılırsa çiftleşilebilecek hayvan sayısı da zamanla azalır. Bu durum akrabaların birbiriyle çiftleşmesine ve genetik çeşitliliğin azalmasına yol açar.

Bulguları hakemli dergi Genome Biology and Evolution'da dün (14 Ocak Çarşamba) yayımlanan çalışmada bütün genomu elde edilen yünlü gergedanın genetik verisi, biri 18 bin 500 ve diğeri de 48 bin 500 yıl önce ölmüş diğer iki yünlü gergedanla karşılaştırıldı.

Araştırmacılar türün yok olmasından önce genetik açıdan istikrarını kaybettiğine dair kanıt bulamadı.

Çalışmanın yazarlarından Edana Lord şöyle diyor: 

Analizlerimiz, yünlü gergedanların yok olmasından önceki onbinlerce yıl boyunca akrabalarıyla çiftleşme seviyelerinde hiçbir değişiklik olmadığını, şaşırtıcı derecede istikrarlı bir genetik model sergilediğini gösterdi.

Bulgular, yünlü gergedanların nispeten hızlı bir şekilde, 300-400 yılda yok olduğuna işaret ediyor.

Araştırmacılar bu nedenle hayvanların, insanların avlamasından ziyade çevresel koşullar sonucu yok olduğunu düşünüyor.

Makalenin bir diğer yazarı Love Dalén, "Sonuçlarımız, Sibirya'nın kuzeydoğusuna ilk insanların gelmesinden sonra yünlü gergedanların 15 bin yıl boyunca sürdürülebilir bir nüfusa sahip olduğunu gösteriyor" diyerek ekliyor: 

Bu da neslinin tükenmesine insan avcılığının değil, iklimin ısınmasının yol açtığına işaret ediyor.

Independent Türkçe, Guardian, Science Alert, Genome Biology and Evolution


Beyindeki Alzheimer proteinleri ses terapisiyle temizlendi

12 Mayıs 2023'te, Singapur'daki Apex Harmony Lodge'da demans hastası olan sakinler sessiz disko etkinliğinde (AFP)
12 Mayıs 2023'te, Singapur'daki Apex Harmony Lodge'da demans hastası olan sakinler sessiz disko etkinliğinde (AFP)
TT

Beyindeki Alzheimer proteinleri ses terapisiyle temizlendi

12 Mayıs 2023'te, Singapur'daki Apex Harmony Lodge'da demans hastası olan sakinler sessiz disko etkinliğinde (AFP)
12 Mayıs 2023'te, Singapur'daki Apex Harmony Lodge'da demans hastası olan sakinler sessiz disko etkinliğinde (AFP)

Bilim insanları, beynin belirli bir frekansta invaziv olmayan bir şekilde sesle uyarılmasının, Alzheimer hastalığıyla bağlantılı toksik proteinleri temizleyebileceğini gösterdi. Bu da düşük maliyetli bir tedaviye önayak olabilir.

Alzheimer hastalığının hafıza kaybıyla dil ve düşünme sorunları da dahil belirtileri, beyinde amiloid adı verilen anormal proteinlerin yüksek seviyeleriyle bağlantılı. Bu proteinler hücrelerin etrafında plak oluşturuyor.

Bu proteinler beyinde kademeli olarak birikerek sinaps diye bilinen sinir hücreleri arasındaki bağlantıları öldürebilir, sonunda nöronları boğarak beyin dokusunun ölümüne neden olabilir.

Mevcut tedaviler bazı semptomları iyileştirse de bu zayıflatıcı durum için uzun vadeli bir tedavi yok.

Şimdiyse ilk kez, bilim insanları 40 Hz'lik işitsel uyarımın, yaşlı rhesus maymunlarının beynindeki amiloid protein seviyelerini önemli ölçüde değiştirebileceğini ve bu etkinin 5 haftadan fazla sürdüğünü gösterdi.

Bulgular, 40 Hz uyarımının Alzheimer hastaları için invaziv olmayan bir fizik tedaviye dönüştürülebileceğine işaret ediyor.

thyuı8
Yaşlı maymunlarda 40 Hz işitsel uyarımının illüstrasyonu (KIZ)

Çalışmada, Çin Bilimler Akademisi'nden araştırmacılar, 26 ila 31 yaşındaki 9 rhesus makak maymununda işitsel uyarım tekniğini test etti.

Maymunların beyinlerinde yaygın spontan amiloid-β (Aβ) protein kümeleri gelişmişti. Bu da insan Alzheimer hastalığının patolojik özelliğini bilfiil taklit ederek onları ideal bir hayvan araştırma modeli haline getiriyordu.

Çalışmadaki bir grup maymun, 7 gün boyunca günde 1 saat 40 Hz işitsel uyarım aldı.

Araştırmacılar, ses uyarımından sonra maymunların beyin-omurilik sıvısındaki (BOS) temel amiloid proteinlerinin seviyelerinin başlangıç ​​seviyelerinin üç katına çıktığını buldular.

PNAS adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada, "7 günlük uyarım, BOS'taki Aβ'da yüzde 200'den fazla hızlı bir artışa neden oldu" diye yazdılar.

Bilim insanları, sonuçların farelerden elde edilen önceki bulgularla da tutarlı olduğunu ve 40 Hz ses uyarımının, Alzheimer'la ilişkili toksik amiloid proteinlerinin beyinden beyin-omurilik sıvısına taşınarak temizlenmesini kolaylaştırdığını öne sürüyor.

Bilim insanları, uyarım sona erdikten 5 hafta sonra bile omurilik sıvısındaki amiloid protein seviyelerinin yüksek kaldığını ve tedavinin uzun vadeli ve sürdürülebilir bir etkisinin olduğunu buldu.

Araştırmacılar, erken evre Alzheimer hastalığını yavaşlatmak için kullanılan mevcut antikor tedavilerine kıyasla, ses uyarımının invaziv olmayan, düşük maliyetli bir fiziksel müdahale olarak geliştirilebileceğini söylüyor.

Araştırmacılar, "Bu çalışma, 40 Hz işitsel uyarımın beyindeki Aβ metabolizmasını sürdürülebilir bir şekilde düzenleyebileceğine dair ilk primat kanıtını sunarak, invaziv olmayan bir Alzheimer tedavi yöntemi olarak potansiyelini destekliyor" diye yazdı.

Independent Türkçe