Pandeminin 5. yılı: Sayılar ve sorularla Kovid-19 salgını

Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)
Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)
TT

Pandeminin 5. yılı: Sayılar ve sorularla Kovid-19 salgını

Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)
Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)

Bundan 5 yıl önce bu aylarda, dünyadaki neredeyse herkes yeni bir yaşantıya alışmaya çalışıyordu.

Günler birbirine karışmış, işini veya okulunu nasıl yürüteceğini anlamaya çalışıyor, evde dururken oyalanacak bir şeyler arıyor ve bütün bunlara yoğun bir sağlık endişesi eşlik ediyordu.

Kısa sürede "yeni normal" adını alan bu durum, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı hissi uyandırıyordu. 

Çin'in Vuhan kentinde 2019 Kasım'da ortaya çıkan Kovid-19 virüsü, hızla dünyanın geri kalanına yayılmış ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 11 Mart 2020'de pandemi ilan etmişti. Aynı gün Türkiye'deki ilk koronavirüs vakası duyurulmuştu. 

Küresel çapta kritik öneme sahip bu günün 5. yıldönümü vesilesiyle, Logos'ta bu hafta Kovid-19 pandemisinin sağlıktan ekonomiye, eğitimden günlük yaşantıya yarattığı etkileri, salgın ve aşılarla ilgili hâlâ merak edilen konuları ve dünyanın tekrar böyle bir sınava hazır olup olmadığını masaya yatırıyoruz. 

5 yılın ardından durum ne?

Günlük yaşantıya bakınca pandemi sona ermiş gibi görünse de uzmanlar bu konu üzerinde fikir birliği sağlamış değil. 

Karantina uygulamaları artık büyük ölçüde kaldırıldığı ve virüsten hayatını kaybedenlerin sayısı ilk iki yıla göre ciddi derecede azaldığı için salgının geride kaldığını varsaymak normal. Ayrıca DSÖ de Mayıs 2023'te Kovid-19 küresel acil durumunun sona erdiğini duyurmuştu.

Diğer yandan özellikle ABD'de vakaların arttığı dönemler endişe yaratıyor. Türkiye'de hastalığın gidişatına dair güncel bir kayıt yok ancak bazı uzmanlar Eylül 2024'te bir sıçrama yaşandığını düşünüyor.

Bunun yanı sıra virüse yakalanmak eskisi kadar yüksek bir tehlike teşkil etmiyor ancak enfeksiyon, pek çok kişinin hayatını yıllarca esir alabiliyor.

Bilim insanlarının hâlâ anlamaya ve tedavi etmeye çalıştığı uzun Kovid'in dünya çapında 400 milyon kişiyi etkilediği tahmin ediliyor. 

Kovid-19 virüsüne yakalanan herkeste görülebilecek bu kronik hastalıkta yorgunluk, nefes almakta zorlanma, bilişsel becerilerde gerileme ve kalp çarpıntısı gibi semptomlar haftalar, aylar, hatta yıllarca sürebiliyor.

Washington Üniversitesi St. Louis kampüsünden uzun Kovid araştırmacısı Dr. Ziyad Al-Aly "Kalp sorunları, böbrek sorunları ve metabolik sorunları olan hastalar var. Uzun Kovid bazı bireylerde hafif seyredebilir ve engeller yaratmayabilir" diyerek ekliyor:

Ancak bazı durumlarda, insanların yatağa düşmesine ve işlerini kaybetmesine neden olacak kadar ciddi engeller oluşturabilir.

Hangi sorular hâlâ cevap bekliyor?

Pandemi süreciyle ilgili ilk günden beri en çok merak edilen sorulardan biri virüsün nasıl ortaya çıktığı. 

Bilim insanlarının hâlâ kesin bir şekilde çözemediği (ve belki de hiç çözemeyeceği) bu sorunun yanıtı olarak iki teori öne çıkıyor.

En muhtemel senaryo, SARS‐CoV‐2'nin diğer koronavirüsler gibi yarasalarda görüldüğünü, daha sonra rakun köpeği, pangolin ya da bambu sıçanı gibi bir türe bulaştığını ve ardından Vuhan'daki bir hayvan pazarında insanlara sıçradığını savunuyor. 

Özellikle ilk dönemlerde komplo teorisi olduğu gerekçesiyle büyük ölçüde göz ardı edilen bir diğer ihtimalse virüsün laboratuvardan sızdığı veya sızdırıldığı. 

Vuhan'da koronavirüsleri inceleyen birkaç laboratuvar bulunması, bu savı destekliyor. FBI ve CIA'e göre de salgın "yüksek ihtimalle" böyle başladı.

Ancak DSÖ'nün 2021 tarihli raporu, virüsün dolaşıma bir laboratuvar sızıntısı sonucu girmesini "son derece düşük bir ihtimal" diye nitelendiriyor. 

Buna karşın bazı bilim insanları raporun, sızıntı teorisini yeterince önemsemediğini söylüyor. Bir grup araştırmacı Science dergisinde kaleme aldıkları yazıda "Yeterli veri elde edene kadar hem doğal hem de laboratuvar kaynaklı yayılmalarla ilgili hipotezleri ciddiye almalıyız" diye yazmıştı.

sdefrgty
Aşılarda çip olduğu ve kablosuz ağlara bağlanabildiği gibi komplo teorileri epey yaygınlaşmıştı (AP)

Kovid-19 pandemisine dair net bir cevap bulamayan sorulardan biri de kaç kişinin hayatını kaybettiği üzerine. 

Karantina uygulamalarına karşı çıkan bazı komplo teorisyenleri, ölüm sayılarının şişirildiğini iddia etse de uzmanlar gerçek sayının aslında daha yüksek olduğu görüşünde.

Salgında dünya çapında en az 7 milyon, Türkiye'deyse en az 100 bin kişinin hayatını kaybettiği düşünülüyor.

Ancak uzmanlar, kesin ölüm nedeninin belirlenmesinin zorluğundan dolayı virüsün aslında daha fazla hayata mal olduğunu söylüyor. Bir kişi, Kovid'e yakalandıktan sonra organ yetmezliği, kalp krizi gibi nedenlerden öldüğünde ölüm nedeni olarak bunlar yazılabiliyor. Oysa resmi kayda geçen bu nedenler aslında çoğunlukla Kovid-19'un doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. 

Ayrıca virüsün özellikle yaşlıların bünyesini zayıflatarak başka sağlık sorunlarına karşı daha hassas hale getirmesi de mümkün. 

Aşılar kalp krizine yol açıyor mu?

Kovid-19 ve virüse karşı geliştirilen aşılarla ilgili hâlâ endişe uyandıran bir diğer konuysa kalp sağlığıyla ilgili. 

Özellikle aşıların, genç ve ergenlerde kalp krizi vakalarının artmasına yol açtığı öne sürülüyor. 

Genç nüfusta kalp krizi vakalarının gerçekten artmasına karşın bu eğilimin aşılardan kaynaklandığını söylemek pek mümkün görünmüyor. Bunun birinci nedeni, artışın pandemiden önceye dayanması. 2019 tarihli bir araştırmada, 40 yaşın altındaki kişilerde kalp krizlerinin son 10 yılda arttığı bulunmuştu. 

Bilim insanları bu durumun işlenmiş gıdalar tüketmek, obezite, hareketsiz yaşam, sigara ve uyuşturucu kullanımı ve yüksek tansiyonun fark edilmemesi gibi etmenlerden kaynaklanabileceğini söylüyor.

Diğer yandan bazı araştırmalar, Kovid-19 mRNA aşılarıyla miyokardit ve perikardit riskinin artması arasında bir bağlantıya işaret ediyor. Miyokardit kalp kasının iltihaplanması, perikardit ise kalbin etrafındaki zarın iltihaplanmasına karşılık geliyor. Aşının ikinci dozunun ardından özellikle 25 yaş altı erkeklerde miyokardit riski artıyor gibi görünüyor.

Fakat ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri'nin bir araştırması mRNA aşılarıyla, gençlerdeki kalp sorunlarının artması arasında yeterince güçlü bir ilişki saptayamamıştı.

Ayrıca bilim insanları aşıdan ziyade, virüsün kendisinin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini artırdığını belirtiyor. 

Geçen yıl yapılan bir araştırmada pandeminin başında Kovid-19'a yakalanan kişilerin kalp ve damar hastalığına yakalanma riskinin, enfekte olmayanlardan iki kat yüksek olduğu tespit edilmişti.

Bilim insanları aşı olmanın, kalp krizi ve felç de dahil olmak üzere bu sorunları yaşama ihtimalini düşürdüğünü söylüyor. Hakemli dergi Nature Communications'ta 2024'te yayımlanan başka bir çalışmada, kalp krizi ve felç görülme sıklığının, aşının ilk dozundan sonra yüzde 10, ikinci dozun ardından da AstraZeneca'da yüzde 27 ve BioNTech'te yüzde 20 kadar daha düşük olduğu bulunmuştu.

Bu nedenle uzmanlar, çoğu kişi için Kovid-19 aşısı yaptırmanın faydalarının olası risklerinden çok daha ağır bastığını söylüyor. 

Sağlık sistemi nasıl etkilendi?

Pandemi dünya çapında sektörleri, günlük yaşantıyı, ekonomiyi kayda değer derecede etkilerken, sürecin özellikle ilk dönemlerinde sağlık sistemi büyük bir darbe aldı.

Pek çok ülkede, virüsün hızla yayılması karşısında yeterli altyapı ve görevlinin bulunmaması dünyanın böyle bir krize karşı ne kadar savunmasız olduğunu gözler önüne serdi. 

Türk Tabipleri Birliği'nin pandeminin 6. ayında yayımladığı rapora göre, Türkiye'nin daha ağır kayıplar vermemesinin arkasında "Sağlık Bakanlığı'nın bütün hazırlıksızlığına karşın hızla organize olarak daha fazla ölümlerin gerçekleşmesinin önüne geçen, 'her şeye rağmen ayakta kalmayı başarabilen' köklü, büyük kamu hastaneleri ve kamucu/toplumcu hekimlik geleneği" yatıyor.

Salgının doğrudan yarattığı sağlık sorunlarının yanı sıra temel sağlık hizmetlerinin aksaması sonucu, diğer hastalıklardan kaynaklanan riskler de çeşitli ülkelerde artış gösterdi.

Yapılan araştırmalar, acil olmadığı düşünülen hizmetlerin iptali veya ertelenmesi, ulaşım ve sokağa çıkma kısıtlamaları veya virüse yakalanmaktan korkan kişilerin hastaneye gitmemesiyle, diğer hastalıklara yönelik uygulamalarda küresel çapta aksama yaşandığına işaret ediyor.

Dönemin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2021 Haziran'da yaptığı açıklamada "Salgın süresince salgından yaklaşık 50 bin insanımızı kaybettik. Salgın sebebiyle ertelenen sağlık hizmetleri sebebiyle yaşadığımız kayıp ise bundan çok daha büyük" diyerek eklemişti:

Örneğin, kalp krizi teşhisleri salgın döneminde yüzde 56 azalmasına rağmen kalp krizine bağlı ölümler yüzde 10'dan fazla artış gösterdi. Bu durumun temel sebebi salgın döneminde sağlık hizmetine ulaşımın yavaşlaması ya da salgın dışındaki sebeplerden hastanelere gitmekten imtina edilmesi.

Pandeminin sağlık sektöründeki kalıcı etilerine bakınca, diğer alanlardaki gibi teknolojinin benimsenmesi öne çıkıyor. Özellikle doktorlarla uzaktan iletişim kurarak muayene olmak bu dönemde ihtiyaç haline gelirken, gittikçe daha fazla yaygınlaşıyor.

Dünya ekonomisinde nasıl bir değişime yol açtı?

Salgını önleme çabaları, karantina uygulamaları, işsizlik gibi nedenlerden dolayı Kovid-19 pandemisi ekonomide büyük bir sarsıntı yaratırken, tüketici alışkanları ve çalışma biçimlerini de dönüştürdü.

Dünya bu sürecin etkilerini yaşamaya devam ederken, ciddi bir enflasyonla boğuşuyor. Pandemi sırasında tüm dünya merkez bankalarının ekonomiyi ayakta tutmak için aşırı para basması, karantina sonrası harcamalar, hükümet teşvik paketleri, işgücü ve hammadde kıtlığının tetiklediği enflasyon, 2022'de birçok ülkede zirve yaptı.

Reuters'ın aktardığı üzere ülkelerin refah ve geçim kaynaklarını korumak için borçlanmasının ardından, küresel kamu borcu 2020'den bu yana yüzde 12 artış gösterdi.

Konaklama, gıda hizmetleri ve imalat gibi, salgında büyük darbe alan sektörlerde kadın istihdamının yüksek olması ve evdeki çocuklara bakma yükünü genellikle annelerin üstlenmesi nedeniyle, özellikle kadınların işgücüne katılımı pandemiyle birlikte azaldı. Cinsiyetler arası istihdam farkının 2020'den itibaren pek kapanmadığı bildiriliyor.

fdrgt
Turizm sektörü kısıtlamalar sonucu pandemiden ciddi bir darbe alırken, artık büyük ölçüde toparlandığı söylenebilir (Reuters)

Kovid-19'un ilk akla gelen kalıcı etkilerinden biri de uzaktan çalışma sisteminin benimsenmesi. LinkedIn'de kıdemli ekonomist olan Kory Kantenga, "Pandemi, hepimizin evden çalışabileceğini gösterdi" diyor. 

Pek çok şirket tamamen uzaktan veya hibrit çalışmayı uygulamaya devam ederken, imalat veya hizmet gibi sektörlerdeki işçiler genellikle bu imkana sahip olamıyor. 

Bu sistemin ev fiyat ve kiralarını artırırken, ofis kiralarında düşüşe yol açtığı aktarılıyor.

Uzaktan çalışmanın üretkenliği düşürüp düşürmediğine dair de bir tartışma var. Araştırmalar çok farklı sonuçlara ulaşırken, bazıları iyi bazıları kötü geldiğini öne sürüyor.

Stanford Üniversitesi'nden ekonomist ve uzaktan çalışma uzmanı Nick Bloom, bu durumu çalışanların organize edilme biçimine bağlıyor:

Eğer iyi bir yönetim ve teşvikle tamamen uzaktan çalışmayı ayarlarsanız ve insanlar yüz yüze görüşürse, bu işe yarayabilir. İşe yaramıyor gibi görünen şey ise insanları hiç yüz yüze görüşmeden evlerine göndermek.

Pandeminin ekonomik alanda yarattığı kalıcı bir değişim de internetten alışverişte sıçrama yaşanması. Salgında e-ticaret şirketleri, aşı firmalarıyla birlikte en çok kazanç sağlayan sektörler arasına girerken, salgın kısıtlamaları sonrası da bu eğilim devam etti.

Ayrıca Forbes'un aktardığı üzere anlık bir hevesle alışveriş yapma oranı da pandemide epey yükseldi. Pandeminin yarattığı kontrol kaybı ve korku, insanların huzuru başka bir yerde aramasına yol açmış görünüyor.

Eğitime etkisi iyi mi, kötü mü oldu?

Virüsün yayılmaya başlamasıyla birlikte okulların kapanması hem eğitim alma biçiminde uzun vadeli etkiler yarattı hem de çocuk ve gençlerin gelişiminde iz bıraktı. 

Uzaktan eğitim sayesinde öğretmen ve öğrenciler yeni araçlar kullanmaya başladı ve eğitime daha kolay bir şekilde ulaşılabileceği anlaşıldı.

Ayrıca ebeveynler, evde kalan çocuklarına yemek yapma veya resim çizme gibi yeni alışkanlıklar kazandırma imkanı buldu.

Diğer yandan her yaştan öğrenci, sosyal ortamından kopmanın sancısını çekti. Ayrıca ekonomik yetersizlikler nedeniyle çevrimiçi derse giremeyen çocuklar, eğitiminden geri kaldı. 

Bazı uzmanlar bu süreçte, kız çocuklarının ev işleri yapmaya itildiği ve erken yaşta evlendirilme riskiyle karşılaştığını dile getiriyor. 2022'de UNICEF, dünya genelinde 11 milyonu aşkın kız çocuğunun, salgın sonrasında okula dönmeme ihtimali olduğunu belirtmişti.

Bunların yanı sıra ders sürelerinin kısalması, pandeminin başındaki ani geçişte yeni düzene ayak uydurmada zorluk yaşanması ve öğrencilerin sınıf ortamındaki verimi bilgisayar ekranından alamaması gibi sorunlara dikkat çekiliyor.

Artık yüz yüze eğitime geçilmesine karşın uzmanlar, bu dönemin çocukların öğrenme becerilerini etkilediğini ifade ediyor. Ayrıca Çin'de yapılan bir araştırmada üniversite öğrencilerinin de 2019-2022 döneminde akademik başarısının kayda değer derecede düştüğü gözlemlenmişti.

Eğitimin daha alt kademelerinde öğrencilerin notlarında gerileme göze çarparken, uzmanlar gelişimsel sorunlara da dikkat çekiyor.

Harvard Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nden Heather Hill şu ifadeleri kullanıyor:

Öğretmenler sınıfa geri döndüklerinde, 'Vay canına, bu çocuklar nasıl öğrenci olunacağını unutmuş' dedi ve ilk fark edilen şeylerden biri, davranış sorunlarındaki artıştı.

Hayatın geri kalanını nasıl dönüştürdü?

Küresel çapta bir sağlık krizi yaşanması ve sosyal yaşantının felç olması elbette hayatı çok çeşitli yönlerden değiştiren bir olaydı. 

Bir yandan bu endişe dolu ortam ruh sağlığını kötü etkiliyor, diğer yandan insanlar, fırıncılık becerilerini geliştirmek veya yeni bir dil öğrenmek gibi faydalı uğraşlar arıyordu. 

Sosyal yaşantı artık pandemi öncesi zamanlara geri dönmesine karşın, sürecin toplumda uzun vadeli etkileri olduğu da görülüyor.

Bunlar arasında insanların sağlığına daha fazla dikkat etmesi göze çarparken, ruh sağlığının öneminin de arttığı söylenebilir. 

Uzmanlar pandemi döneminde artan psikolojik sıkıntıların, bu sorunların daha fazla konuşulmasına alan açtığını ve çevrimiçi terapi uygulamaları sayesinde daha çok kişinin bu hizmetlere erişebildiğini söylüyor. 

Yaşantının büyük ölçüde internet ortamına taşındığı bu dönemin miraslarından biri de Zoom gibi platformlar oldu. Çevrimiçi görüşmeler daha önce de yapılıyordu ancak pandemiden itibaren hem uzak yerlerde yaşayan yakınlarla hem de eğitim, toplantı gibi nedenlerle bu araçlara başvurmak daha yaygın bir hal aldı.

Bu dönemde sosyal medyada yanlış bilgilerin hızla yayılması da birtakım toplumsal etkilere sahip görünüyor. 

Birmingham Üniversitesi Alabama kampüsünden sosyolog Mieke Beth Thomeer, "Pandemi sırasında uzmanlığa ve insanlara duyulan güvende büyük bir düşüşün yanı sıra yanlış bilgilendirmede de bir artış var gibi görünüyor" diyerek ekliyor: 

Medyada ya da internette söylenenleri eleştirmek iyi olabilir ancak toplum, insanların özellikle halk sağlığı kurumları ve tıp uzmanları tarafından sağlanan bilgilere karşı daha küçümseyici ve alaycı olma eğiliminde olduğu bir yere savrulmuş gibi görünüyor.

Dünya yeni bir pandemiye hazır mı?

Kovid-19'un bize öğrettiği en acı derslerden biri, hayatların ve geçim kaynaklarının sınır tanımayan görünmez bir tehdit tarafından yok edilebileceğiydi.

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, pandeminin 5. yıldönümü sebebiyle kaleme aldığı yazıda dünyanın böyle bir krize artık hazır olup olmadığı sorusunu "Hem evet hem hayır" diye yanıtlıyor. 

Bir sonraki pandemiye neyin yol açacağı üzerine yoğun tartışma ve araştırmalar yapılırken, özellikle son bir yıldır kuş gribi öne çıkıyor. 2024'ün yaz aylarında maymun çiçeği virüsü de kısa süreli bir endişe yaratmıştı.

Bazı bilim insanları, influenzaya dikkat edilmesi gerektiğini, diğerleri de küresel salgına virüslerin değil, ilaca dirençli bakterilerin yol açabileceğini söylüyor. Halihazırda hiç bilinmeyen bir patojenin pandemi yaratma riski de var ve DSÖ bunu "X hastalığı" diye tanımlıyor.

Kovid-19 pandemisi devletlerin ve sektörlerin yetersizliklerini gösterirken, aslında başka bir krize hazırlık yapma imkanı da tanıdı. 

Ayrıca sağlık endüstrisi, rekor sayılabilecek bir hızla aşı geliştirebilip bunu kısa sürede milyarlara varan ölçeklerde üretebileceğini de ortaya koydu. Bu sayede milyonlarca kişinin hayatının kurtarıldığı tahmin edilirken, uzmanlar halkın özverili davranmasına da dikkat çekiyor. 

Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu'ndan Dr. Bill Hanage, "Sadece aşıyla değil, temaslarını gönüllü olarak sınırlayan, hastayken evde kalacak kadar duyarlı olan ve kendileri yerine, beraber yaşadıkları kişilerin taşıdığı risklere öncelik veren insanlar sayesinde hayat kurtardık" diyor.

Ancak pek çok uzman, büyük ölçüde sosyal sebeplerden dolayı yeni bir pandemiye hazırlıklı olunmadığı görüşünde. 

Bilimsel çalışmalar umut verse de salgın döneminde yayılan yanlış bilgiler ve komplo teorilerinin, sağlık sistemine, aşılara ve kurumlara güvenin sarsılmasına yol açtığına dikkat çekiliyor.

Dr. Al-Aly: "Bence daha da hazırlıksız ve daha kötü durumdayız çünkü Kovid'i politize ettik: aşılar, tedaviler, maskeler. Her bir pandemi müdahalesini siyasileştirdik" diyerek ekliyor:

Mart 2025'te bir pandemi patlak verirse, aşı olma oranının Kovid-19'dan çok daha düşük olacağını, ABD'de milyonlarca kişiyi koruyan maske ve birçok halk sağlığı önlemine yönelik daha az heves olacağını tahmin ediyorum.

Uzmanlar ayrıca ABD Başkanı Donald Trump'ın Dünya Sağlık Örgütü'nden ayrılma kararının da böyle bir krizin yönetimine büyük darbe vuracağını tahmin ediyor.

Kaliforniya Üniversitesi'nden bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. Peter Chin-Hong "DSÖ birçok ülke tarafından finanse ediliyor ancak aslan payını ABD sağlıyor, bu nedenle ABD'nin çekilmesi dünya sağlığının organizasyonunu genel olarak zorlaştıracaktır" diye açıklıyor: 

İkinci neden de küresel sağlıkla ilgili resmin tamamını göremeyecek olmamız. 

Sayılarla Kovid-19 pandemisi

777 milyon 594 bin 331: Dünya çapında kaydedilen vaka sayısı

Yüzde 169: Zoom'un 2020'nin ilk çeyreğindeki büyüme oranı

114 milyon: 2020'de yaşanan iş kaybı

0: Türkmenistan'da kaydedilen vaka sayısı

Yüzde 50: Türkiye'de evde ilk kez ekmek yapan veya yapma sıklığını artıranların oranı 

928,5 milyar: 2020-2022'de satılan tek kullanımlık maske sayısı

Eksi 40 dolar: 21 Nisan 2020'de WTI türü petrolün varil başına fiyatı

1 trilyon dolar: Uzun Kovid'in yol açtığı tahmini yıllık küresel ekonomik zarar 

14,4 milyon: Aşılar sayesinde önlendiği düşünülen ölüm sayısı

1,6 milyar: 2021 itibarıyla pandemi nedeniyle okula gitmeyen öğrenci sayısı

Independent Türkçe



Ünlü yönetmenden Apple TV+ dizisine övgü

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Ünlü yönetmenden Apple TV+ dizisine övgü

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Guillermo Del Toro, Apple TV+'ın yeni korku komedi dizisi Widow's Bay'i övgüye boğan eleştirmenler kervanına katıldı.

Suyun Sesi'nin (The Shape of Water) Oscar ödüllü yönetmeni, 10 bölümlük diziye övgü dolu bir eleştiri yazdı. Dizide Matthew Rhys, yerel halkın lanetli olduğuna inandığı, zor durumdaki adasında turizmi canlandırmak için çaresizce çabalayan küçük bir New England kasabasının belediye başkanını canlandırıyor. Dizide ayrıca Dale Dickey, Kevin Carroll, Stephen Root, Kate O'Flynn ve Kingston Rumi Southwick de yer alıyor.

Del Toro, X'te şöyle yazdı:

İzin verirseniz, benim tahminimce, #WidowsBay uzun zamandır en iyi dijital platform dizisi olabilir... Ve tartışmasız, korku türündeki en büyüleyici anlatı sihirbazlığı gösterilerinden biri.

"Sihirbazlık", genellikle "el çabukluğu" olarak bilinen, yakın plan sihir gösterisini ifade ediyor.

Del Toro daha sonra, diziyi öven başka bir kullanıcının şu yorumunu retweetledi:

Bu dizi neredeyse kusursuz. Komedi ve korku dengesini seviyorum ve karakterler büyüleyici. Geçmişe dönüş bölümündeyim ve bu harika bir korku filmine rastlamak gibi! O kadar çok SIR var ki, bu adada neler olup bittiğini öğrenmek için sabırsızlanıyorum.

Del Toro, yeni diziyi seven tek kişi değil. Dizi, yayımlandıktan kısa süre sonra Rotten Tomatoes’da gıpta edilen yüzde 100’lük puanı aldı.

Eleştirmenler, Rhys'in "üst düzey fiziksel komedisini" dizinin en büyük güçlü yönlerinden biri olarak gösterirken, diziyi belirli bir türe sınıflandırmakta zorlandılar ve bunun yerine "eşsiz" diye nitelediler.

RadioTimes'tan Louise Griffin, "komedi-korku türünün doğru bir şekilde yapılmasının zor olabileceğini" kabul ederek, Widow's Bay'i "tam doğru dengeyi yakalayan, hoş ve sıra dışı bir yapım" olarak övdü.

sefrgthy
Matthew Rhys, Widow's Bay'de (Apple TV+)

Diziye 4 yıldız verdiği incelemesinde Griffin, yapımın "sürprizlerini, ifşalarını ve tamamen gerçeküstü anlarını" övdü. "Küçük ekranda en sinematik yapım olmak için yarışan TV dizileri okyanusunda, Apple TV'nin küçük ölçekli bir kasaba komedisine yatırım yapmasını görmek ferahlatıcı" diye devam etti.

Benzer şekilde, The Hollywood Reporter'dan Angie Han, Rhys'i "ilginç ölçüde ürkütücü, tuhaf biçimde sıcak [ve] yer yer çok etkili bir korku-komedi"nin "temel taşı" olduğu için övdü.

Han, "En iyi haliyle Widow's Bay, komedi ve korku arasındaki bulanık çizgiyi vurguluyor" diye ekledi.

Ama Widow’s Bay, yaygın bir tuhaflık havası yaratmakta başarılı olsa da... Bu gerilimi katarsise dönüştürmekte o kadar güvenilir değil.

Widow’s Bay'in ilk 7 bölümü Apple TV+'ta izlenebiliyor ve 17 Haziran'a kadar her çarşamba yeni bölümler yayımlanacak.

Independent Türkçe


Buckingham'ın Andrew'u koruması Epstein mağdurunu öfkelendirdi

2022'de ölen Kraliçe II. Elizabeth, oğlu Andrew Mountbatten-Windsor'la (AFP)
2022'de ölen Kraliçe II. Elizabeth, oğlu Andrew Mountbatten-Windsor'la (AFP)
TT

Buckingham'ın Andrew'u koruması Epstein mağdurunu öfkelendirdi

2022'de ölen Kraliçe II. Elizabeth, oğlu Andrew Mountbatten-Windsor'la (AFP)
2022'de ölen Kraliçe II. Elizabeth, oğlu Andrew Mountbatten-Windsor'la (AFP)

Jeffrey Epstein'in mağdurlarından biri, Andrew Mountbatten-Windsor'ın ticaret elçisi olarak görev yaptığı dönemde gizli devlet bilgilerini paylaştığını öne süren e-postaların ortaya çıkmasının ardından Buckingham Sarayı'nı olayları örtbas etmekle suçladı.

Jess Michaels, sarayın harekete geçmemesinin, pedofil ve eski prensi çevreleyen skandalda yer alan mağdurlar için daha geniş ahlaki sonuçlar doğurduğunu söyledi.

The Telegraph'a, sarayın Mountbatten-Windsor'ı "koruyarak", onu suçlayan Virginia Giuffre’yi yüzüstü bıraktığını söyledi.

1991'de Epstein tarafından tecavüze uğradığını söyleyen Michaels, "Kurumlar bunu yapar. Güçlü adamları korur ve zarar verdikleri kişilere bunun yükünü taşıtır" dedi.

6 yıl önce saray, Andrew'un sadece bir sorun olmadığını, cezai soruşturmayla karşı karşıya kalabileceğini biliyordu. Ve bunu görmezden geldiler. Onu korumak, Giuffre'den şüphe duymak anlamına geliyordu. Virginia Roberts Giuffre doğruyu söylüyordu ve onların bunu itiraf ettiğini görecek kadar yaşamadı. Bu kalbimi kırıyor ve herkesin kalbini kırmalı.

Geçen yıl hayatını kaybeden Giuffre, eski prense satıldığını ve üç ayrı olayda onunla cinsel ilişkiye girmeye zorlandığını iddia etmişti. Mountbatten-Windsor bu iddiaları şiddetle reddetti.

sdefrgt
Jess Michaels, 1991'de Jeffrey Epstein tarafından tecavüze uğradığını söyledi (Youtube)

The Independent, Mountbatten-Windsor'ın kişisel bir iş bağlantısından alınan 30 bin e-postadan oluşan arşivin, Mayıs 2020'de Kraliyet Sarayı'ndaki en kıdemli yetkili olan Saray Nazırı'na teslim edildiğini cumartesi günü bildirmişti.

Mahkeme belgeleri, bu e-postaların Mountbatten-Windsor'ın 2001'le 2011 arasında ticaret elçisi olarak görev yaparken gizli devlet bilgilerini paylaştığını gösterdiğini öne sürüyor.

Eski York Dükü, şubatta Epstein'e hassas devlet bilgilerini aktardığı iddialarının ardından kamu görevinde usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alınmıştı.

Geçen hafta Thames Valley Polisi'nin, kamu görevinde olası suistimal soruşturması kapsamında Mountbatten-Windsor'ı cinsel taciz iddiaları nedeniyle de soruşturduğu da ortaya çıkmıştı.

Michaels gazeteye şunları söyledi:

Birleşik Krallık'ın nihayet soruşturma başlatmasından memnunum. Biraz geç oldu ama en azından bunu yapmaları gerekirdi. Öte yandan kendi hükümetimiz bizi mağdur olarak adlandırıyor, bize zarar veren erkekleri koruyor ve hâlâ bizi sorun olarak görüyor.

Buckingham Sarayı'na 2020'de ulaşan e-postalarla ilgili iddialara yanıt olarak bir sözcü şunları söyledi:

Mountbatten-Windsor'la ilgili devam eden polis soruşturması olduğu için bu konularda yorum yapmamız mümkün değil.

Saray, Michaels'ın iddiaları hakkında yorum yapmayı reddetti.

The Independent, görüş almak için Mountbatten-Windsor’la iletişime geçti.

Independent Türkçe


Mikroplastiklerle alerji arasındaki bağlantı belirlendi

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

Mikroplastiklerle alerji arasındaki bağlantı belirlendi

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Farelerde yapılan yeni bir araştırma, solunan mikroplastik parçacıkların akciğerlerde en az 14 gün kalabileceğini ve alerjilerle bağlantılı iltihaplanmayı tetikleyebileceğini ortaya koydu.

Boyutu 5 mm'nin altında olan ve neredeyse her yerde bulunan minik plastik parçacıkların çevre ve halk sağlığına tehdit oluşturduğu ortaya çıkarılmıştı. Bu parçacıklara maruz kalma, kanser, kalp krizi ve üreme sorunlarıyla ilişkilendiriliyor.

İlk çalışmalar, biriktikleri dokularda mikroplastik parçacıkların iltihaplanmaya, DNA hasarına, hücre yaşlanmasına ve hormon bozukluklarına neden olabileceğini göstermişti.

Ancak bağışıklık sistemi üzerindeki etkileri hakkında henüz çok az şey biliniyor.

Şimdiyse yeni bir çalışma, dünya çapında en yaygın kullanılan plastiklerden biri olan PET'in minik parçacıklarının farelerdeki etkilerini değerlendirdi.

Viyana Tıp Üniversitesi'nden araştırmacılar, PET mikroplastiklerinin tek bir doz halinde uygulanmasından sonra, minik parçacıkların akciğerlerde en az 14 gün boyunca tespit edilebilir kaldığını buldu.

Akciğerlerdeki varlıklarına iltihaplanmanın yanı sıra lenfosit ve eozinofillerin artışı da eşlik etti. Bunlar, alerjik reaksiyonlarda rol oynayan bağışıklık hücreleri.

Journal of Hazardous Materials Advances adlı akademik dergide yayımlanan çalışmada bilim insanları, "Solunum yoluyla alınan PET mikroplastikler, doza bağlı olarak solunum yolu iltihabına neden oluyor" diye yazdı.

PET mikroplastikler 14 gün boyunca akciğerde tespit edilebilir kaldı ve lenfositle eozinofil toplanmasıyla solunum yolu iltihabına neden oldu.

Çalışma, yaygın şekilde maruz kalınan bir alerjen olan zaylan poleniyle birleştiğinde iltihabın daha da şiddetlendiği konusunda uyardı.

Bilim insanları, PET parçacıklarının iltihabı şiddetlendirdiğini ve vücudun alerjene karşı savunma tepkisini etkilediğini buldu.

Viyana Tıp Üniversitesi'nden, çalışmanın yazarlarından Michelle Epstein, "Çalışmamız, PET mikroplastiklerin vücutta pasif şekilde bulunmakla kalmadığını, aynı zamanda alerjik reaksiyonlarla iltihabın gelişmesinde ve şiddetlenmesinde rol oynayan bağışıklık tepkilerini bilfiil etkilediğini gösteriyor" dedi.

Araştırmacılara göre çalışma, mikroplastiklerin olası immünolojik etkilerine ilişkin önemli bilgiler sağlıyor.

Günümüzde şehirlerde havadaki PET yoğunluğunun metreküp başına yaklaşık 135-158 nanograma ulaştığı bildiriliyor.

Araştırmacılar, bir yetişkinin günde yaklaşık 10-20 metreküp hava soluduğu varsayılırsa, bunun yaklaşık 1-3 mikrogram mikroplastik solunmasına karşılık gelebileceğini söylüyor.

"Bu bulgular bir araya getirildiklerinde, PET mikroplastikleri doz ve bağlama bağlı olarak solunum yolu iltihabını ve bağışıklık tepkilerini değiştiren biyolojik açıdan aktif parçacıklar diye tanımlanıyor" diye yazdılar.

Sonuçlar fare modellerinden elde edildi ve doğrudan insanlara uygulanamayabilir ancak bilim insanları mikroplastiklerin sağlık ve çevre üzerindeki yükünün daha sonraki çalışmalarda incelenmesini umuyor.

Araştırmacılar, "Bu bulgular, bağışıklık uç noktalarının dahil edilmesini desteklerken, gerçek dünya maruz kalma senaryolarına dikkatli bir şekilde genelleme yapılması gerektiğinin altını çiziyor" diye yazdı.

"Özetle, PET mikroplastikleri akciğerde kalıcıdır, solunum yolu iltihabına neden olur ve doz, zamanlama ve bağlama bağlı bir şekilde bağışıklık tepkilerini değiştirir" sonucuna vardılar.

Independent Türkçe