Pandeminin 5. yılı: Sayılar ve sorularla Kovid-19 salgını

Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)
Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)
TT

Pandeminin 5. yılı: Sayılar ve sorularla Kovid-19 salgını

Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)
Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)

Bundan 5 yıl önce bu aylarda, dünyadaki neredeyse herkes yeni bir yaşantıya alışmaya çalışıyordu.

Günler birbirine karışmış, işini veya okulunu nasıl yürüteceğini anlamaya çalışıyor, evde dururken oyalanacak bir şeyler arıyor ve bütün bunlara yoğun bir sağlık endişesi eşlik ediyordu.

Kısa sürede "yeni normal" adını alan bu durum, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı hissi uyandırıyordu. 

Çin'in Vuhan kentinde 2019 Kasım'da ortaya çıkan Kovid-19 virüsü, hızla dünyanın geri kalanına yayılmış ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 11 Mart 2020'de pandemi ilan etmişti. Aynı gün Türkiye'deki ilk koronavirüs vakası duyurulmuştu. 

Küresel çapta kritik öneme sahip bu günün 5. yıldönümü vesilesiyle, Logos'ta bu hafta Kovid-19 pandemisinin sağlıktan ekonomiye, eğitimden günlük yaşantıya yarattığı etkileri, salgın ve aşılarla ilgili hâlâ merak edilen konuları ve dünyanın tekrar böyle bir sınava hazır olup olmadığını masaya yatırıyoruz. 

5 yılın ardından durum ne?

Günlük yaşantıya bakınca pandemi sona ermiş gibi görünse de uzmanlar bu konu üzerinde fikir birliği sağlamış değil. 

Karantina uygulamaları artık büyük ölçüde kaldırıldığı ve virüsten hayatını kaybedenlerin sayısı ilk iki yıla göre ciddi derecede azaldığı için salgının geride kaldığını varsaymak normal. Ayrıca DSÖ de Mayıs 2023'te Kovid-19 küresel acil durumunun sona erdiğini duyurmuştu.

Diğer yandan özellikle ABD'de vakaların arttığı dönemler endişe yaratıyor. Türkiye'de hastalığın gidişatına dair güncel bir kayıt yok ancak bazı uzmanlar Eylül 2024'te bir sıçrama yaşandığını düşünüyor.

Bunun yanı sıra virüse yakalanmak eskisi kadar yüksek bir tehlike teşkil etmiyor ancak enfeksiyon, pek çok kişinin hayatını yıllarca esir alabiliyor.

Bilim insanlarının hâlâ anlamaya ve tedavi etmeye çalıştığı uzun Kovid'in dünya çapında 400 milyon kişiyi etkilediği tahmin ediliyor. 

Kovid-19 virüsüne yakalanan herkeste görülebilecek bu kronik hastalıkta yorgunluk, nefes almakta zorlanma, bilişsel becerilerde gerileme ve kalp çarpıntısı gibi semptomlar haftalar, aylar, hatta yıllarca sürebiliyor.

Washington Üniversitesi St. Louis kampüsünden uzun Kovid araştırmacısı Dr. Ziyad Al-Aly "Kalp sorunları, böbrek sorunları ve metabolik sorunları olan hastalar var. Uzun Kovid bazı bireylerde hafif seyredebilir ve engeller yaratmayabilir" diyerek ekliyor:

Ancak bazı durumlarda, insanların yatağa düşmesine ve işlerini kaybetmesine neden olacak kadar ciddi engeller oluşturabilir.

Hangi sorular hâlâ cevap bekliyor?

Pandemi süreciyle ilgili ilk günden beri en çok merak edilen sorulardan biri virüsün nasıl ortaya çıktığı. 

Bilim insanlarının hâlâ kesin bir şekilde çözemediği (ve belki de hiç çözemeyeceği) bu sorunun yanıtı olarak iki teori öne çıkıyor.

En muhtemel senaryo, SARS‐CoV‐2'nin diğer koronavirüsler gibi yarasalarda görüldüğünü, daha sonra rakun köpeği, pangolin ya da bambu sıçanı gibi bir türe bulaştığını ve ardından Vuhan'daki bir hayvan pazarında insanlara sıçradığını savunuyor. 

Özellikle ilk dönemlerde komplo teorisi olduğu gerekçesiyle büyük ölçüde göz ardı edilen bir diğer ihtimalse virüsün laboratuvardan sızdığı veya sızdırıldığı. 

Vuhan'da koronavirüsleri inceleyen birkaç laboratuvar bulunması, bu savı destekliyor. FBI ve CIA'e göre de salgın "yüksek ihtimalle" böyle başladı.

Ancak DSÖ'nün 2021 tarihli raporu, virüsün dolaşıma bir laboratuvar sızıntısı sonucu girmesini "son derece düşük bir ihtimal" diye nitelendiriyor. 

Buna karşın bazı bilim insanları raporun, sızıntı teorisini yeterince önemsemediğini söylüyor. Bir grup araştırmacı Science dergisinde kaleme aldıkları yazıda "Yeterli veri elde edene kadar hem doğal hem de laboratuvar kaynaklı yayılmalarla ilgili hipotezleri ciddiye almalıyız" diye yazmıştı.

sdefrgty
Aşılarda çip olduğu ve kablosuz ağlara bağlanabildiği gibi komplo teorileri epey yaygınlaşmıştı (AP)

Kovid-19 pandemisine dair net bir cevap bulamayan sorulardan biri de kaç kişinin hayatını kaybettiği üzerine. 

Karantina uygulamalarına karşı çıkan bazı komplo teorisyenleri, ölüm sayılarının şişirildiğini iddia etse de uzmanlar gerçek sayının aslında daha yüksek olduğu görüşünde.

Salgında dünya çapında en az 7 milyon, Türkiye'deyse en az 100 bin kişinin hayatını kaybettiği düşünülüyor.

Ancak uzmanlar, kesin ölüm nedeninin belirlenmesinin zorluğundan dolayı virüsün aslında daha fazla hayata mal olduğunu söylüyor. Bir kişi, Kovid'e yakalandıktan sonra organ yetmezliği, kalp krizi gibi nedenlerden öldüğünde ölüm nedeni olarak bunlar yazılabiliyor. Oysa resmi kayda geçen bu nedenler aslında çoğunlukla Kovid-19'un doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. 

Ayrıca virüsün özellikle yaşlıların bünyesini zayıflatarak başka sağlık sorunlarına karşı daha hassas hale getirmesi de mümkün. 

Aşılar kalp krizine yol açıyor mu?

Kovid-19 ve virüse karşı geliştirilen aşılarla ilgili hâlâ endişe uyandıran bir diğer konuysa kalp sağlığıyla ilgili. 

Özellikle aşıların, genç ve ergenlerde kalp krizi vakalarının artmasına yol açtığı öne sürülüyor. 

Genç nüfusta kalp krizi vakalarının gerçekten artmasına karşın bu eğilimin aşılardan kaynaklandığını söylemek pek mümkün görünmüyor. Bunun birinci nedeni, artışın pandemiden önceye dayanması. 2019 tarihli bir araştırmada, 40 yaşın altındaki kişilerde kalp krizlerinin son 10 yılda arttığı bulunmuştu. 

Bilim insanları bu durumun işlenmiş gıdalar tüketmek, obezite, hareketsiz yaşam, sigara ve uyuşturucu kullanımı ve yüksek tansiyonun fark edilmemesi gibi etmenlerden kaynaklanabileceğini söylüyor.

Diğer yandan bazı araştırmalar, Kovid-19 mRNA aşılarıyla miyokardit ve perikardit riskinin artması arasında bir bağlantıya işaret ediyor. Miyokardit kalp kasının iltihaplanması, perikardit ise kalbin etrafındaki zarın iltihaplanmasına karşılık geliyor. Aşının ikinci dozunun ardından özellikle 25 yaş altı erkeklerde miyokardit riski artıyor gibi görünüyor.

Fakat ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri'nin bir araştırması mRNA aşılarıyla, gençlerdeki kalp sorunlarının artması arasında yeterince güçlü bir ilişki saptayamamıştı.

Ayrıca bilim insanları aşıdan ziyade, virüsün kendisinin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini artırdığını belirtiyor. 

Geçen yıl yapılan bir araştırmada pandeminin başında Kovid-19'a yakalanan kişilerin kalp ve damar hastalığına yakalanma riskinin, enfekte olmayanlardan iki kat yüksek olduğu tespit edilmişti.

Bilim insanları aşı olmanın, kalp krizi ve felç de dahil olmak üzere bu sorunları yaşama ihtimalini düşürdüğünü söylüyor. Hakemli dergi Nature Communications'ta 2024'te yayımlanan başka bir çalışmada, kalp krizi ve felç görülme sıklığının, aşının ilk dozundan sonra yüzde 10, ikinci dozun ardından da AstraZeneca'da yüzde 27 ve BioNTech'te yüzde 20 kadar daha düşük olduğu bulunmuştu.

Bu nedenle uzmanlar, çoğu kişi için Kovid-19 aşısı yaptırmanın faydalarının olası risklerinden çok daha ağır bastığını söylüyor. 

Sağlık sistemi nasıl etkilendi?

Pandemi dünya çapında sektörleri, günlük yaşantıyı, ekonomiyi kayda değer derecede etkilerken, sürecin özellikle ilk dönemlerinde sağlık sistemi büyük bir darbe aldı.

Pek çok ülkede, virüsün hızla yayılması karşısında yeterli altyapı ve görevlinin bulunmaması dünyanın böyle bir krize karşı ne kadar savunmasız olduğunu gözler önüne serdi. 

Türk Tabipleri Birliği'nin pandeminin 6. ayında yayımladığı rapora göre, Türkiye'nin daha ağır kayıplar vermemesinin arkasında "Sağlık Bakanlığı'nın bütün hazırlıksızlığına karşın hızla organize olarak daha fazla ölümlerin gerçekleşmesinin önüne geçen, 'her şeye rağmen ayakta kalmayı başarabilen' köklü, büyük kamu hastaneleri ve kamucu/toplumcu hekimlik geleneği" yatıyor.

Salgının doğrudan yarattığı sağlık sorunlarının yanı sıra temel sağlık hizmetlerinin aksaması sonucu, diğer hastalıklardan kaynaklanan riskler de çeşitli ülkelerde artış gösterdi.

Yapılan araştırmalar, acil olmadığı düşünülen hizmetlerin iptali veya ertelenmesi, ulaşım ve sokağa çıkma kısıtlamaları veya virüse yakalanmaktan korkan kişilerin hastaneye gitmemesiyle, diğer hastalıklara yönelik uygulamalarda küresel çapta aksama yaşandığına işaret ediyor.

Dönemin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2021 Haziran'da yaptığı açıklamada "Salgın süresince salgından yaklaşık 50 bin insanımızı kaybettik. Salgın sebebiyle ertelenen sağlık hizmetleri sebebiyle yaşadığımız kayıp ise bundan çok daha büyük" diyerek eklemişti:

Örneğin, kalp krizi teşhisleri salgın döneminde yüzde 56 azalmasına rağmen kalp krizine bağlı ölümler yüzde 10'dan fazla artış gösterdi. Bu durumun temel sebebi salgın döneminde sağlık hizmetine ulaşımın yavaşlaması ya da salgın dışındaki sebeplerden hastanelere gitmekten imtina edilmesi.

Pandeminin sağlık sektöründeki kalıcı etilerine bakınca, diğer alanlardaki gibi teknolojinin benimsenmesi öne çıkıyor. Özellikle doktorlarla uzaktan iletişim kurarak muayene olmak bu dönemde ihtiyaç haline gelirken, gittikçe daha fazla yaygınlaşıyor.

Dünya ekonomisinde nasıl bir değişime yol açtı?

Salgını önleme çabaları, karantina uygulamaları, işsizlik gibi nedenlerden dolayı Kovid-19 pandemisi ekonomide büyük bir sarsıntı yaratırken, tüketici alışkanları ve çalışma biçimlerini de dönüştürdü.

Dünya bu sürecin etkilerini yaşamaya devam ederken, ciddi bir enflasyonla boğuşuyor. Pandemi sırasında tüm dünya merkez bankalarının ekonomiyi ayakta tutmak için aşırı para basması, karantina sonrası harcamalar, hükümet teşvik paketleri, işgücü ve hammadde kıtlığının tetiklediği enflasyon, 2022'de birçok ülkede zirve yaptı.

Reuters'ın aktardığı üzere ülkelerin refah ve geçim kaynaklarını korumak için borçlanmasının ardından, küresel kamu borcu 2020'den bu yana yüzde 12 artış gösterdi.

Konaklama, gıda hizmetleri ve imalat gibi, salgında büyük darbe alan sektörlerde kadın istihdamının yüksek olması ve evdeki çocuklara bakma yükünü genellikle annelerin üstlenmesi nedeniyle, özellikle kadınların işgücüne katılımı pandemiyle birlikte azaldı. Cinsiyetler arası istihdam farkının 2020'den itibaren pek kapanmadığı bildiriliyor.

fdrgt
Turizm sektörü kısıtlamalar sonucu pandemiden ciddi bir darbe alırken, artık büyük ölçüde toparlandığı söylenebilir (Reuters)

Kovid-19'un ilk akla gelen kalıcı etkilerinden biri de uzaktan çalışma sisteminin benimsenmesi. LinkedIn'de kıdemli ekonomist olan Kory Kantenga, "Pandemi, hepimizin evden çalışabileceğini gösterdi" diyor. 

Pek çok şirket tamamen uzaktan veya hibrit çalışmayı uygulamaya devam ederken, imalat veya hizmet gibi sektörlerdeki işçiler genellikle bu imkana sahip olamıyor. 

Bu sistemin ev fiyat ve kiralarını artırırken, ofis kiralarında düşüşe yol açtığı aktarılıyor.

Uzaktan çalışmanın üretkenliği düşürüp düşürmediğine dair de bir tartışma var. Araştırmalar çok farklı sonuçlara ulaşırken, bazıları iyi bazıları kötü geldiğini öne sürüyor.

Stanford Üniversitesi'nden ekonomist ve uzaktan çalışma uzmanı Nick Bloom, bu durumu çalışanların organize edilme biçimine bağlıyor:

Eğer iyi bir yönetim ve teşvikle tamamen uzaktan çalışmayı ayarlarsanız ve insanlar yüz yüze görüşürse, bu işe yarayabilir. İşe yaramıyor gibi görünen şey ise insanları hiç yüz yüze görüşmeden evlerine göndermek.

Pandeminin ekonomik alanda yarattığı kalıcı bir değişim de internetten alışverişte sıçrama yaşanması. Salgında e-ticaret şirketleri, aşı firmalarıyla birlikte en çok kazanç sağlayan sektörler arasına girerken, salgın kısıtlamaları sonrası da bu eğilim devam etti.

Ayrıca Forbes'un aktardığı üzere anlık bir hevesle alışveriş yapma oranı da pandemide epey yükseldi. Pandeminin yarattığı kontrol kaybı ve korku, insanların huzuru başka bir yerde aramasına yol açmış görünüyor.

Eğitime etkisi iyi mi, kötü mü oldu?

Virüsün yayılmaya başlamasıyla birlikte okulların kapanması hem eğitim alma biçiminde uzun vadeli etkiler yarattı hem de çocuk ve gençlerin gelişiminde iz bıraktı. 

Uzaktan eğitim sayesinde öğretmen ve öğrenciler yeni araçlar kullanmaya başladı ve eğitime daha kolay bir şekilde ulaşılabileceği anlaşıldı.

Ayrıca ebeveynler, evde kalan çocuklarına yemek yapma veya resim çizme gibi yeni alışkanlıklar kazandırma imkanı buldu.

Diğer yandan her yaştan öğrenci, sosyal ortamından kopmanın sancısını çekti. Ayrıca ekonomik yetersizlikler nedeniyle çevrimiçi derse giremeyen çocuklar, eğitiminden geri kaldı. 

Bazı uzmanlar bu süreçte, kız çocuklarının ev işleri yapmaya itildiği ve erken yaşta evlendirilme riskiyle karşılaştığını dile getiriyor. 2022'de UNICEF, dünya genelinde 11 milyonu aşkın kız çocuğunun, salgın sonrasında okula dönmeme ihtimali olduğunu belirtmişti.

Bunların yanı sıra ders sürelerinin kısalması, pandeminin başındaki ani geçişte yeni düzene ayak uydurmada zorluk yaşanması ve öğrencilerin sınıf ortamındaki verimi bilgisayar ekranından alamaması gibi sorunlara dikkat çekiliyor.

Artık yüz yüze eğitime geçilmesine karşın uzmanlar, bu dönemin çocukların öğrenme becerilerini etkilediğini ifade ediyor. Ayrıca Çin'de yapılan bir araştırmada üniversite öğrencilerinin de 2019-2022 döneminde akademik başarısının kayda değer derecede düştüğü gözlemlenmişti.

Eğitimin daha alt kademelerinde öğrencilerin notlarında gerileme göze çarparken, uzmanlar gelişimsel sorunlara da dikkat çekiyor.

Harvard Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nden Heather Hill şu ifadeleri kullanıyor:

Öğretmenler sınıfa geri döndüklerinde, 'Vay canına, bu çocuklar nasıl öğrenci olunacağını unutmuş' dedi ve ilk fark edilen şeylerden biri, davranış sorunlarındaki artıştı.

Hayatın geri kalanını nasıl dönüştürdü?

Küresel çapta bir sağlık krizi yaşanması ve sosyal yaşantının felç olması elbette hayatı çok çeşitli yönlerden değiştiren bir olaydı. 

Bir yandan bu endişe dolu ortam ruh sağlığını kötü etkiliyor, diğer yandan insanlar, fırıncılık becerilerini geliştirmek veya yeni bir dil öğrenmek gibi faydalı uğraşlar arıyordu. 

Sosyal yaşantı artık pandemi öncesi zamanlara geri dönmesine karşın, sürecin toplumda uzun vadeli etkileri olduğu da görülüyor.

Bunlar arasında insanların sağlığına daha fazla dikkat etmesi göze çarparken, ruh sağlığının öneminin de arttığı söylenebilir. 

Uzmanlar pandemi döneminde artan psikolojik sıkıntıların, bu sorunların daha fazla konuşulmasına alan açtığını ve çevrimiçi terapi uygulamaları sayesinde daha çok kişinin bu hizmetlere erişebildiğini söylüyor. 

Yaşantının büyük ölçüde internet ortamına taşındığı bu dönemin miraslarından biri de Zoom gibi platformlar oldu. Çevrimiçi görüşmeler daha önce de yapılıyordu ancak pandemiden itibaren hem uzak yerlerde yaşayan yakınlarla hem de eğitim, toplantı gibi nedenlerle bu araçlara başvurmak daha yaygın bir hal aldı.

Bu dönemde sosyal medyada yanlış bilgilerin hızla yayılması da birtakım toplumsal etkilere sahip görünüyor. 

Birmingham Üniversitesi Alabama kampüsünden sosyolog Mieke Beth Thomeer, "Pandemi sırasında uzmanlığa ve insanlara duyulan güvende büyük bir düşüşün yanı sıra yanlış bilgilendirmede de bir artış var gibi görünüyor" diyerek ekliyor: 

Medyada ya da internette söylenenleri eleştirmek iyi olabilir ancak toplum, insanların özellikle halk sağlığı kurumları ve tıp uzmanları tarafından sağlanan bilgilere karşı daha küçümseyici ve alaycı olma eğiliminde olduğu bir yere savrulmuş gibi görünüyor.

Dünya yeni bir pandemiye hazır mı?

Kovid-19'un bize öğrettiği en acı derslerden biri, hayatların ve geçim kaynaklarının sınır tanımayan görünmez bir tehdit tarafından yok edilebileceğiydi.

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, pandeminin 5. yıldönümü sebebiyle kaleme aldığı yazıda dünyanın böyle bir krize artık hazır olup olmadığı sorusunu "Hem evet hem hayır" diye yanıtlıyor. 

Bir sonraki pandemiye neyin yol açacağı üzerine yoğun tartışma ve araştırmalar yapılırken, özellikle son bir yıldır kuş gribi öne çıkıyor. 2024'ün yaz aylarında maymun çiçeği virüsü de kısa süreli bir endişe yaratmıştı.

Bazı bilim insanları, influenzaya dikkat edilmesi gerektiğini, diğerleri de küresel salgına virüslerin değil, ilaca dirençli bakterilerin yol açabileceğini söylüyor. Halihazırda hiç bilinmeyen bir patojenin pandemi yaratma riski de var ve DSÖ bunu "X hastalığı" diye tanımlıyor.

Kovid-19 pandemisi devletlerin ve sektörlerin yetersizliklerini gösterirken, aslında başka bir krize hazırlık yapma imkanı da tanıdı. 

Ayrıca sağlık endüstrisi, rekor sayılabilecek bir hızla aşı geliştirebilip bunu kısa sürede milyarlara varan ölçeklerde üretebileceğini de ortaya koydu. Bu sayede milyonlarca kişinin hayatının kurtarıldığı tahmin edilirken, uzmanlar halkın özverili davranmasına da dikkat çekiyor. 

Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu'ndan Dr. Bill Hanage, "Sadece aşıyla değil, temaslarını gönüllü olarak sınırlayan, hastayken evde kalacak kadar duyarlı olan ve kendileri yerine, beraber yaşadıkları kişilerin taşıdığı risklere öncelik veren insanlar sayesinde hayat kurtardık" diyor.

Ancak pek çok uzman, büyük ölçüde sosyal sebeplerden dolayı yeni bir pandemiye hazırlıklı olunmadığı görüşünde. 

Bilimsel çalışmalar umut verse de salgın döneminde yayılan yanlış bilgiler ve komplo teorilerinin, sağlık sistemine, aşılara ve kurumlara güvenin sarsılmasına yol açtığına dikkat çekiliyor.

Dr. Al-Aly: "Bence daha da hazırlıksız ve daha kötü durumdayız çünkü Kovid'i politize ettik: aşılar, tedaviler, maskeler. Her bir pandemi müdahalesini siyasileştirdik" diyerek ekliyor:

Mart 2025'te bir pandemi patlak verirse, aşı olma oranının Kovid-19'dan çok daha düşük olacağını, ABD'de milyonlarca kişiyi koruyan maske ve birçok halk sağlığı önlemine yönelik daha az heves olacağını tahmin ediyorum.

Uzmanlar ayrıca ABD Başkanı Donald Trump'ın Dünya Sağlık Örgütü'nden ayrılma kararının da böyle bir krizin yönetimine büyük darbe vuracağını tahmin ediyor.

Kaliforniya Üniversitesi'nden bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. Peter Chin-Hong "DSÖ birçok ülke tarafından finanse ediliyor ancak aslan payını ABD sağlıyor, bu nedenle ABD'nin çekilmesi dünya sağlığının organizasyonunu genel olarak zorlaştıracaktır" diye açıklıyor: 

İkinci neden de küresel sağlıkla ilgili resmin tamamını göremeyecek olmamız. 

Sayılarla Kovid-19 pandemisi

777 milyon 594 bin 331: Dünya çapında kaydedilen vaka sayısı

Yüzde 169: Zoom'un 2020'nin ilk çeyreğindeki büyüme oranı

114 milyon: 2020'de yaşanan iş kaybı

0: Türkmenistan'da kaydedilen vaka sayısı

Yüzde 50: Türkiye'de evde ilk kez ekmek yapan veya yapma sıklığını artıranların oranı 

928,5 milyar: 2020-2022'de satılan tek kullanımlık maske sayısı

Eksi 40 dolar: 21 Nisan 2020'de WTI türü petrolün varil başına fiyatı

1 trilyon dolar: Uzun Kovid'in yol açtığı tahmini yıllık küresel ekonomik zarar 

14,4 milyon: Aşılar sayesinde önlendiği düşünülen ölüm sayısı

1,6 milyar: 2021 itibarıyla pandemi nedeniyle okula gitmeyen öğrenci sayısı

Independent Türkçe



Japonya'da rekor seviyede nüfus düşüşü kaydedildi

(AFP)
(AFP)
TT

Japonya'da rekor seviyede nüfus düşüşü kaydedildi

(AFP)
(AFP)

Alisha Rahaman Sarkar 

Dün açıklanan nüfus sayımı verilerine göre Japonya'nın nüfusu 5 yıllık süre zarfında rekor bir düşüşle yüzde 2,5 azaldı.

Krizi çözmek için hükümet bir dizi önlem alsa da bu keskin düşüş, Japonya'nın hızla yaşlanan toplumunun karşı karşıya kaldığı demografik zorlukları bir kez daha gözler önüne serdi.

Japonya'nın 5 yılda bir yayımlanan nüfus sayımı verileri, ülkenin nüfusunun 2025'te 123 milyona düştüğünü ortaya koydu. Bu rakam, 2020'de yayımlanan önceki verilere kıyasla 3 milyondan fazla azalma anlamına geliyor.

Üst üste üç ankettir ülkenin toplam nüfusunun azaldığı görülüyor.

Yeni veriler, sayımın başladığı 1920'den bu yana en büyük nüfus düşüşünü gösterdi. Hükümet bu düşüşü ülkenin yaşlanan demografisine ve doğal azalmaya, yani ülkede ölüm sayısının doğumları aşmasına bağlıyor.

Daha önce Dünya Bankası, Japonya'yı Monako'dan sonra dünyanın en yaşlı nüfusuna sahip ikinci ülkesi olarak tanımlamıştı.

Ayrıca dünyanın en düşük doğum oranlarından birine sahip olan Japonya, bu tür kayıtların tutmaya başlandığı 1950'lerden beri en düşük çocuk nüfusunu 2025'te kaydetti. Mayısın önceki haftalarında açıklanan verilere göre, çocukların toplam nüfus içindeki oranı yüzde 10,8'le kayıtlardaki en düşük seviyeye geriledi.

Kabine Baş Sekreteri Minoru Kihara gazetecilere yaptığı açıklamada, "Nüfus düşüşünün daha da ilerlediği bir kez daha teyit edildi" dedi. Kihara, azalan nüfusun getirdiği zorlukları aşmak amacıyla "çeşitli önlemleri kapsamlı bir şekilde teşvik edeceği" sözünü verdi.

Kyodo News'a göre Kihara, "Tokyo'daki aşırı yoğunlaşmayı düzeltmek" için halkın ve işletmelerin bölgesel alanlara yayılmasının teşvik edilmesi gerektiğini vurguladı.

Nüfus sayımı, Tokyo'daki nüfusun yüzde 1,4, Okinawa'daki nüfusun ise yüzde 0,1 arttığını ortaya koyarken, geri kalan 45 prefektörlükte düşüş yaşandı.

Sayımda, yabancı uyruklu sakinlerin sayısının 2020'de kaydedilen yaklaşık 2,75 milyonluk önceki rekoru aşarak yaklaşık 3,21 milyona yükseldiği tespit edildi. Göçün, Japonya'nın azalan nüfusunun olası çözümü olabileceği öne sürülse de geçen yıl ülke, yabancıların ülkeye girişine karşı daha sert bir tutum sergileyeceğine söz veren Sanae Takaiçi'yi lider olarak seçmişti.

Çocuk yetiştiren hanelere mali desteğin artırılması gibi adımlar bugüne kadar işe yaramasa da hükümet, 2030'a kadarki dönemi "bu eğilimi tersine çevirmek için son fırsat" olarak belirledi.

Independent Türkçe, independent.co.uk/asia


The Pitt'in yıldızı, başrolle arasında husumet olduğuna dair söylentileri yanıtladı

Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)
Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)
TT

The Pitt'in yıldızı, başrolle arasında husumet olduğuna dair söylentileri yanıtladı

Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)
Sepideh Moafi (solda), ikinci sezonda Dr. Al-Hashimi rolüyle The Pitt'e katıldı (HBO Max)

The Pitt'in yıldızı Sepideh Moafi, rol arkadaşı Noah Wyle'yle arasında husumet olduğu yönündeki spekülasyonları yalanladı.

HBO Max'in Emmy ödüllü tıp dramasının ikinci sezonunda diziye katılan 40 yaşındaki Moafi, hastanenin uzman doktoru Dr. Michael "Robby" Robinavitch'in (Wyle) uzun süreli izni süresince onun yerine geçici olarak atanan Dr. Baran Al-Hashimi'yi canlandırıyor.

İki doktor, hasta tedavisi ve çalışma tarzları konusunda sürekli çatışırken bu durum, Dr. Robby'nin acil servisini Dr. Al-Hashimi'ye devretmekte tereddüte kapılmasına yol açıyor. İkinci sezonun finalinde Dr. Al-Hashimi'nin nöbet bozukluğuyla mücadele ettiğini açıklaması, Dr. Robby'yi ona bir ültimatom vermeye zorluyor: Ya hastalığını hastane yönetim kuruluna açıklayacak ya da Dr. Robby onu ihbar edecek.

Karakterlerin gergin ilişkisi, oyuncular arasında da bir anlaşmazlık olduğu yönünde hararetli hayran söylentilerine yol açtı. Hatta Moafi'nin karakterinin gidişatının, Wyle'yle ekran dışında yaşadığı söylenen rekabetin cezası olduğu yönünde asılsız bir teori bile dolaşıyor.

Variety'ye verdiği yeni röportajda Moafi, husumet söylentilerine noktayı koyarak şöyle dedi:

Kesinlikle hayır. Bende öyle bir güç yok. Biz gerçekten harika iş arkadaşlarıyız. Noah ve benim her zaman harika bir iş ilişkimiz oldu, bu yüzden 15. bölümdeki daha karanlık, daha muzır sahneleri çekmek güvenli geldi; özellikle de sahne hazırlıkları arasında geyik yapıp gülüp eğlendiğimiz için.

The L Word: Generation Q oyuncusu "Yani aramızda kişisel bir husumet ya da rekabet olduğu iddiası tamamen yanlış" diyerek sözlerini yineledi. 

En azından benim bildiğim kadarıyla. Noah'ya sorabilirsiniz ama ben bu konuda bir şey bilmiyorum.

Moafi ayrıca bu yaz çekimlerine başlanması ve Ocak 2027'de prömiyer yapması beklenen üçüncü sezonda geri döneceğini doğruladı. Ancak dizide "ne dereceye kadar" yer alacağına halihazırda emin değil.

Oyuncu "Geri döneceğimden eminim yani galiba?" dedi gülerek.

Hikayede neler yaşanacağı, kaç bölüm olacağı gibi konularda benim için hiçbir şey net değil ama geri döneceğim.

dbrgftb
Noah Wyle, The Pitt'teki Dr. Robby rolünde sergilediği başrol performansıyla oyunculuk dalındaki ilk Emmy ödülünü kazandı (HBO)

Hayranların en sevdiği karakterlerden kıdemli asistan doktor Samira Mohan'in (Supriya Ganesh) diziye veda edeceği geçen ay duyurulmuştu. Mohan'in ayrılışı pek çok hayranın kalbini kırsa da ikinci sezonun büyük bir bölümünü geleceğini sorgulayarak ve farklı uzmanlık alanlarındaki diğer asistanlık programlarına başvurarak geçirdiği için bu durum muhtemelen pek sürpriz olmadı.

2025'te başlayan The Pitt, o zamandan beri televizyonda en çok izlenen dizilerden biri haline geldi. Her bölümün, Pittsburgh'deki bir acil servisin 15 saatlik vardiyasının bir saatini kapsadığı benzersiz formatı izleyicileri ve eleştirmenleri kendine bağlarken, gerçekçiliği ve Amerikan toplumunun yaşadığı en büyük sorunlardan bazılarını ele alan hikayeleriyle geniş çapta övgü topluyor.

2025 Emmy Ödülleri'ni silip süpüren dizi, En İyi Drama Dizisi ve Wyle'nin eve götürdüğü Drama Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu ödülleri de dahil 5 dalda galip gelmişti.

Independent Türkçe


Fırtına estiren korku filminin yönetmenine 10 milyon dolarlık teklif

Michael Johnston, Curry Barker'ın korku filmi Saplantı'da Bear'i canlandırıyor (Focus Features)
Michael Johnston, Curry Barker'ın korku filmi Saplantı'da Bear'i canlandırıyor (Focus Features)
TT

Fırtına estiren korku filminin yönetmenine 10 milyon dolarlık teklif

Michael Johnston, Curry Barker'ın korku filmi Saplantı'da Bear'i canlandırıyor (Focus Features)
Michael Johnston, Curry Barker'ın korku filmi Saplantı'da Bear'i canlandırıyor (Focus Features)

Saplantı'nın (Obsession) yönetmeni Curry Barker, Hollywood'da öyle bir yankı uyandırdı ki bir stüdyonun, henüz ortada bir proje olmamasına rağmen Baker'ın sonraki filmi için 10 milyon dolar teklif etmeye kalktığı bildiriliyor.

Bu hafta sonu gişesinde Saplantı, açılış hafta sonuna kıyasla ikinci hafta sonunda yaklaşık yüzde 30 daha yüksek bir hasılat elde ederek son derece nadir bir başarıya imza attı.

Barker'ın ilk filmi, gösterime girdiğinde 17,2 milyon dolar, geçtiğimiz hafta sonu ise 22 milyon dolar hasılat elde etti.

Ancak The Hollywood Reporter'a göre Barker'ın Saplantı'nın gösterime girmesinden önce Universal Pictures/Focus Features'la imzaladığı anlaşma, yapım şirketi Blumhouse-Atomic Monster'a yönetmenin bir sonraki filmi için öncelik hakkı tanıdığından, Barker'ın bir sonraki filmine yapılan 10 milyon dolarlık teklif beklemek zorunda kalacak. 

Çok konuşulan korku filmi Saplantı, uzun soluklu "ne dilediğine dikkat et" temasına yeni bir yorum getiriyor.

Barker'ın filminin ana karakteri Bear (Michael Johnston), sahibine bir dileğini yerine getirmeyi vaat eden lanetli bir "Tek Dilek Söğüdü" satın alıyor ve bunu, uzun süredir hoşlandığı iş arkadaşı Nikki'yi (Inde Navarrette), "kendisini dünyadaki her şeyden daha çok sevmeye" zorlamak için kullanıyor. Nikki'nin adama korkutucu derecede saplantılı hale gelmesi ve ölümcül sonuçlar doğmasıyla Bear dilediği şeyden pişman olmaya başlıyor.

Yönetmen, senaryonun Simpsonlar'ın (The Simpsons) dizisinin bir bölümünden esinlendiğini açıklamıştı. Bu bölümde Lisa Simpson, babası Homer'ın bir esnafın uyarısını önemsemeyip lanetli bir maymun pençesi satın almasıyla ilgili bir kabus görüyor.

The Independent'tan eleştirmen Clarisse Loughrey, filme 4 yıldız verdiği incelemesinde şöyle yazıyor: 

Saplantı, mizah unsurlarını kullanmaktan çekinmeyen, incelikle işlenmiş bir yapım. Ölüm kalım meselesi olsa bile müşteri hizmetleri komik derecede beceriksiz. Ancak hem senarist hem de yönetmen olan Barker, Bear'le Nikki arasındaki dinamiklerin gerçek hayattaki toksik ilişkileri yansıtmaya başlamasıyla da ilgilenirken, asıl önemli noktalarda asla çok pervasız davranmıyor… Ancak Saplantı, nihayetinde bu ibretlik hikayeden iki canavar yaratmadaki ısrarıyla zafer kazanıyor. Güneşe biraz fazla yakın olmayı arzulayan aşık Bear'e, bu büyük dileğinde rızanın bulunmadığı defalarca hatırlatılıyor (bazen kelimenin tam anlamıyla, şoke edici bir şekilde) ve yine de tepkileri, herhangi bir sonuçla karşılaşmayacağına kanaat getirdiği zaman bu rızayı ihlal etmeye ne kadar hazır olduğunu ele veriyor. Öyleyse kozmik cezalandırma çağında ele alınması gereken doğru konu kesinlikle bu. Saplantı, bu adamı er ya da geç hesap vermeye zorluyor.

Independent Türkçe