Pandeminin 5. yılı: Sayılar ve sorularla Kovid-19 salgını

Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)
Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)
TT

Pandeminin 5. yılı: Sayılar ve sorularla Kovid-19 salgını

Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)
Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)

Bundan 5 yıl önce bu aylarda, dünyadaki neredeyse herkes yeni bir yaşantıya alışmaya çalışıyordu.

Günler birbirine karışmış, işini veya okulunu nasıl yürüteceğini anlamaya çalışıyor, evde dururken oyalanacak bir şeyler arıyor ve bütün bunlara yoğun bir sağlık endişesi eşlik ediyordu.

Kısa sürede "yeni normal" adını alan bu durum, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı hissi uyandırıyordu. 

Çin'in Vuhan kentinde 2019 Kasım'da ortaya çıkan Kovid-19 virüsü, hızla dünyanın geri kalanına yayılmış ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 11 Mart 2020'de pandemi ilan etmişti. Aynı gün Türkiye'deki ilk koronavirüs vakası duyurulmuştu. 

Küresel çapta kritik öneme sahip bu günün 5. yıldönümü vesilesiyle, Logos'ta bu hafta Kovid-19 pandemisinin sağlıktan ekonomiye, eğitimden günlük yaşantıya yarattığı etkileri, salgın ve aşılarla ilgili hâlâ merak edilen konuları ve dünyanın tekrar böyle bir sınava hazır olup olmadığını masaya yatırıyoruz. 

5 yılın ardından durum ne?

Günlük yaşantıya bakınca pandemi sona ermiş gibi görünse de uzmanlar bu konu üzerinde fikir birliği sağlamış değil. 

Karantina uygulamaları artık büyük ölçüde kaldırıldığı ve virüsten hayatını kaybedenlerin sayısı ilk iki yıla göre ciddi derecede azaldığı için salgının geride kaldığını varsaymak normal. Ayrıca DSÖ de Mayıs 2023'te Kovid-19 küresel acil durumunun sona erdiğini duyurmuştu.

Diğer yandan özellikle ABD'de vakaların arttığı dönemler endişe yaratıyor. Türkiye'de hastalığın gidişatına dair güncel bir kayıt yok ancak bazı uzmanlar Eylül 2024'te bir sıçrama yaşandığını düşünüyor.

Bunun yanı sıra virüse yakalanmak eskisi kadar yüksek bir tehlike teşkil etmiyor ancak enfeksiyon, pek çok kişinin hayatını yıllarca esir alabiliyor.

Bilim insanlarının hâlâ anlamaya ve tedavi etmeye çalıştığı uzun Kovid'in dünya çapında 400 milyon kişiyi etkilediği tahmin ediliyor. 

Kovid-19 virüsüne yakalanan herkeste görülebilecek bu kronik hastalıkta yorgunluk, nefes almakta zorlanma, bilişsel becerilerde gerileme ve kalp çarpıntısı gibi semptomlar haftalar, aylar, hatta yıllarca sürebiliyor.

Washington Üniversitesi St. Louis kampüsünden uzun Kovid araştırmacısı Dr. Ziyad Al-Aly "Kalp sorunları, böbrek sorunları ve metabolik sorunları olan hastalar var. Uzun Kovid bazı bireylerde hafif seyredebilir ve engeller yaratmayabilir" diyerek ekliyor:

Ancak bazı durumlarda, insanların yatağa düşmesine ve işlerini kaybetmesine neden olacak kadar ciddi engeller oluşturabilir.

Hangi sorular hâlâ cevap bekliyor?

Pandemi süreciyle ilgili ilk günden beri en çok merak edilen sorulardan biri virüsün nasıl ortaya çıktığı. 

Bilim insanlarının hâlâ kesin bir şekilde çözemediği (ve belki de hiç çözemeyeceği) bu sorunun yanıtı olarak iki teori öne çıkıyor.

En muhtemel senaryo, SARS‐CoV‐2'nin diğer koronavirüsler gibi yarasalarda görüldüğünü, daha sonra rakun köpeği, pangolin ya da bambu sıçanı gibi bir türe bulaştığını ve ardından Vuhan'daki bir hayvan pazarında insanlara sıçradığını savunuyor. 

Özellikle ilk dönemlerde komplo teorisi olduğu gerekçesiyle büyük ölçüde göz ardı edilen bir diğer ihtimalse virüsün laboratuvardan sızdığı veya sızdırıldığı. 

Vuhan'da koronavirüsleri inceleyen birkaç laboratuvar bulunması, bu savı destekliyor. FBI ve CIA'e göre de salgın "yüksek ihtimalle" böyle başladı.

Ancak DSÖ'nün 2021 tarihli raporu, virüsün dolaşıma bir laboratuvar sızıntısı sonucu girmesini "son derece düşük bir ihtimal" diye nitelendiriyor. 

Buna karşın bazı bilim insanları raporun, sızıntı teorisini yeterince önemsemediğini söylüyor. Bir grup araştırmacı Science dergisinde kaleme aldıkları yazıda "Yeterli veri elde edene kadar hem doğal hem de laboratuvar kaynaklı yayılmalarla ilgili hipotezleri ciddiye almalıyız" diye yazmıştı.

sdefrgty
Aşılarda çip olduğu ve kablosuz ağlara bağlanabildiği gibi komplo teorileri epey yaygınlaşmıştı (AP)

Kovid-19 pandemisine dair net bir cevap bulamayan sorulardan biri de kaç kişinin hayatını kaybettiği üzerine. 

Karantina uygulamalarına karşı çıkan bazı komplo teorisyenleri, ölüm sayılarının şişirildiğini iddia etse de uzmanlar gerçek sayının aslında daha yüksek olduğu görüşünde.

Salgında dünya çapında en az 7 milyon, Türkiye'deyse en az 100 bin kişinin hayatını kaybettiği düşünülüyor.

Ancak uzmanlar, kesin ölüm nedeninin belirlenmesinin zorluğundan dolayı virüsün aslında daha fazla hayata mal olduğunu söylüyor. Bir kişi, Kovid'e yakalandıktan sonra organ yetmezliği, kalp krizi gibi nedenlerden öldüğünde ölüm nedeni olarak bunlar yazılabiliyor. Oysa resmi kayda geçen bu nedenler aslında çoğunlukla Kovid-19'un doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. 

Ayrıca virüsün özellikle yaşlıların bünyesini zayıflatarak başka sağlık sorunlarına karşı daha hassas hale getirmesi de mümkün. 

Aşılar kalp krizine yol açıyor mu?

Kovid-19 ve virüse karşı geliştirilen aşılarla ilgili hâlâ endişe uyandıran bir diğer konuysa kalp sağlığıyla ilgili. 

Özellikle aşıların, genç ve ergenlerde kalp krizi vakalarının artmasına yol açtığı öne sürülüyor. 

Genç nüfusta kalp krizi vakalarının gerçekten artmasına karşın bu eğilimin aşılardan kaynaklandığını söylemek pek mümkün görünmüyor. Bunun birinci nedeni, artışın pandemiden önceye dayanması. 2019 tarihli bir araştırmada, 40 yaşın altındaki kişilerde kalp krizlerinin son 10 yılda arttığı bulunmuştu. 

Bilim insanları bu durumun işlenmiş gıdalar tüketmek, obezite, hareketsiz yaşam, sigara ve uyuşturucu kullanımı ve yüksek tansiyonun fark edilmemesi gibi etmenlerden kaynaklanabileceğini söylüyor.

Diğer yandan bazı araştırmalar, Kovid-19 mRNA aşılarıyla miyokardit ve perikardit riskinin artması arasında bir bağlantıya işaret ediyor. Miyokardit kalp kasının iltihaplanması, perikardit ise kalbin etrafındaki zarın iltihaplanmasına karşılık geliyor. Aşının ikinci dozunun ardından özellikle 25 yaş altı erkeklerde miyokardit riski artıyor gibi görünüyor.

Fakat ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri'nin bir araştırması mRNA aşılarıyla, gençlerdeki kalp sorunlarının artması arasında yeterince güçlü bir ilişki saptayamamıştı.

Ayrıca bilim insanları aşıdan ziyade, virüsün kendisinin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini artırdığını belirtiyor. 

Geçen yıl yapılan bir araştırmada pandeminin başında Kovid-19'a yakalanan kişilerin kalp ve damar hastalığına yakalanma riskinin, enfekte olmayanlardan iki kat yüksek olduğu tespit edilmişti.

Bilim insanları aşı olmanın, kalp krizi ve felç de dahil olmak üzere bu sorunları yaşama ihtimalini düşürdüğünü söylüyor. Hakemli dergi Nature Communications'ta 2024'te yayımlanan başka bir çalışmada, kalp krizi ve felç görülme sıklığının, aşının ilk dozundan sonra yüzde 10, ikinci dozun ardından da AstraZeneca'da yüzde 27 ve BioNTech'te yüzde 20 kadar daha düşük olduğu bulunmuştu.

Bu nedenle uzmanlar, çoğu kişi için Kovid-19 aşısı yaptırmanın faydalarının olası risklerinden çok daha ağır bastığını söylüyor. 

Sağlık sistemi nasıl etkilendi?

Pandemi dünya çapında sektörleri, günlük yaşantıyı, ekonomiyi kayda değer derecede etkilerken, sürecin özellikle ilk dönemlerinde sağlık sistemi büyük bir darbe aldı.

Pek çok ülkede, virüsün hızla yayılması karşısında yeterli altyapı ve görevlinin bulunmaması dünyanın böyle bir krize karşı ne kadar savunmasız olduğunu gözler önüne serdi. 

Türk Tabipleri Birliği'nin pandeminin 6. ayında yayımladığı rapora göre, Türkiye'nin daha ağır kayıplar vermemesinin arkasında "Sağlık Bakanlığı'nın bütün hazırlıksızlığına karşın hızla organize olarak daha fazla ölümlerin gerçekleşmesinin önüne geçen, 'her şeye rağmen ayakta kalmayı başarabilen' köklü, büyük kamu hastaneleri ve kamucu/toplumcu hekimlik geleneği" yatıyor.

Salgının doğrudan yarattığı sağlık sorunlarının yanı sıra temel sağlık hizmetlerinin aksaması sonucu, diğer hastalıklardan kaynaklanan riskler de çeşitli ülkelerde artış gösterdi.

Yapılan araştırmalar, acil olmadığı düşünülen hizmetlerin iptali veya ertelenmesi, ulaşım ve sokağa çıkma kısıtlamaları veya virüse yakalanmaktan korkan kişilerin hastaneye gitmemesiyle, diğer hastalıklara yönelik uygulamalarda küresel çapta aksama yaşandığına işaret ediyor.

Dönemin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2021 Haziran'da yaptığı açıklamada "Salgın süresince salgından yaklaşık 50 bin insanımızı kaybettik. Salgın sebebiyle ertelenen sağlık hizmetleri sebebiyle yaşadığımız kayıp ise bundan çok daha büyük" diyerek eklemişti:

Örneğin, kalp krizi teşhisleri salgın döneminde yüzde 56 azalmasına rağmen kalp krizine bağlı ölümler yüzde 10'dan fazla artış gösterdi. Bu durumun temel sebebi salgın döneminde sağlık hizmetine ulaşımın yavaşlaması ya da salgın dışındaki sebeplerden hastanelere gitmekten imtina edilmesi.

Pandeminin sağlık sektöründeki kalıcı etilerine bakınca, diğer alanlardaki gibi teknolojinin benimsenmesi öne çıkıyor. Özellikle doktorlarla uzaktan iletişim kurarak muayene olmak bu dönemde ihtiyaç haline gelirken, gittikçe daha fazla yaygınlaşıyor.

Dünya ekonomisinde nasıl bir değişime yol açtı?

Salgını önleme çabaları, karantina uygulamaları, işsizlik gibi nedenlerden dolayı Kovid-19 pandemisi ekonomide büyük bir sarsıntı yaratırken, tüketici alışkanları ve çalışma biçimlerini de dönüştürdü.

Dünya bu sürecin etkilerini yaşamaya devam ederken, ciddi bir enflasyonla boğuşuyor. Pandemi sırasında tüm dünya merkez bankalarının ekonomiyi ayakta tutmak için aşırı para basması, karantina sonrası harcamalar, hükümet teşvik paketleri, işgücü ve hammadde kıtlığının tetiklediği enflasyon, 2022'de birçok ülkede zirve yaptı.

Reuters'ın aktardığı üzere ülkelerin refah ve geçim kaynaklarını korumak için borçlanmasının ardından, küresel kamu borcu 2020'den bu yana yüzde 12 artış gösterdi.

Konaklama, gıda hizmetleri ve imalat gibi, salgında büyük darbe alan sektörlerde kadın istihdamının yüksek olması ve evdeki çocuklara bakma yükünü genellikle annelerin üstlenmesi nedeniyle, özellikle kadınların işgücüne katılımı pandemiyle birlikte azaldı. Cinsiyetler arası istihdam farkının 2020'den itibaren pek kapanmadığı bildiriliyor.

fdrgt
Turizm sektörü kısıtlamalar sonucu pandemiden ciddi bir darbe alırken, artık büyük ölçüde toparlandığı söylenebilir (Reuters)

Kovid-19'un ilk akla gelen kalıcı etkilerinden biri de uzaktan çalışma sisteminin benimsenmesi. LinkedIn'de kıdemli ekonomist olan Kory Kantenga, "Pandemi, hepimizin evden çalışabileceğini gösterdi" diyor. 

Pek çok şirket tamamen uzaktan veya hibrit çalışmayı uygulamaya devam ederken, imalat veya hizmet gibi sektörlerdeki işçiler genellikle bu imkana sahip olamıyor. 

Bu sistemin ev fiyat ve kiralarını artırırken, ofis kiralarında düşüşe yol açtığı aktarılıyor.

Uzaktan çalışmanın üretkenliği düşürüp düşürmediğine dair de bir tartışma var. Araştırmalar çok farklı sonuçlara ulaşırken, bazıları iyi bazıları kötü geldiğini öne sürüyor.

Stanford Üniversitesi'nden ekonomist ve uzaktan çalışma uzmanı Nick Bloom, bu durumu çalışanların organize edilme biçimine bağlıyor:

Eğer iyi bir yönetim ve teşvikle tamamen uzaktan çalışmayı ayarlarsanız ve insanlar yüz yüze görüşürse, bu işe yarayabilir. İşe yaramıyor gibi görünen şey ise insanları hiç yüz yüze görüşmeden evlerine göndermek.

Pandeminin ekonomik alanda yarattığı kalıcı bir değişim de internetten alışverişte sıçrama yaşanması. Salgında e-ticaret şirketleri, aşı firmalarıyla birlikte en çok kazanç sağlayan sektörler arasına girerken, salgın kısıtlamaları sonrası da bu eğilim devam etti.

Ayrıca Forbes'un aktardığı üzere anlık bir hevesle alışveriş yapma oranı da pandemide epey yükseldi. Pandeminin yarattığı kontrol kaybı ve korku, insanların huzuru başka bir yerde aramasına yol açmış görünüyor.

Eğitime etkisi iyi mi, kötü mü oldu?

Virüsün yayılmaya başlamasıyla birlikte okulların kapanması hem eğitim alma biçiminde uzun vadeli etkiler yarattı hem de çocuk ve gençlerin gelişiminde iz bıraktı. 

Uzaktan eğitim sayesinde öğretmen ve öğrenciler yeni araçlar kullanmaya başladı ve eğitime daha kolay bir şekilde ulaşılabileceği anlaşıldı.

Ayrıca ebeveynler, evde kalan çocuklarına yemek yapma veya resim çizme gibi yeni alışkanlıklar kazandırma imkanı buldu.

Diğer yandan her yaştan öğrenci, sosyal ortamından kopmanın sancısını çekti. Ayrıca ekonomik yetersizlikler nedeniyle çevrimiçi derse giremeyen çocuklar, eğitiminden geri kaldı. 

Bazı uzmanlar bu süreçte, kız çocuklarının ev işleri yapmaya itildiği ve erken yaşta evlendirilme riskiyle karşılaştığını dile getiriyor. 2022'de UNICEF, dünya genelinde 11 milyonu aşkın kız çocuğunun, salgın sonrasında okula dönmeme ihtimali olduğunu belirtmişti.

Bunların yanı sıra ders sürelerinin kısalması, pandeminin başındaki ani geçişte yeni düzene ayak uydurmada zorluk yaşanması ve öğrencilerin sınıf ortamındaki verimi bilgisayar ekranından alamaması gibi sorunlara dikkat çekiliyor.

Artık yüz yüze eğitime geçilmesine karşın uzmanlar, bu dönemin çocukların öğrenme becerilerini etkilediğini ifade ediyor. Ayrıca Çin'de yapılan bir araştırmada üniversite öğrencilerinin de 2019-2022 döneminde akademik başarısının kayda değer derecede düştüğü gözlemlenmişti.

Eğitimin daha alt kademelerinde öğrencilerin notlarında gerileme göze çarparken, uzmanlar gelişimsel sorunlara da dikkat çekiyor.

Harvard Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nden Heather Hill şu ifadeleri kullanıyor:

Öğretmenler sınıfa geri döndüklerinde, 'Vay canına, bu çocuklar nasıl öğrenci olunacağını unutmuş' dedi ve ilk fark edilen şeylerden biri, davranış sorunlarındaki artıştı.

Hayatın geri kalanını nasıl dönüştürdü?

Küresel çapta bir sağlık krizi yaşanması ve sosyal yaşantının felç olması elbette hayatı çok çeşitli yönlerden değiştiren bir olaydı. 

Bir yandan bu endişe dolu ortam ruh sağlığını kötü etkiliyor, diğer yandan insanlar, fırıncılık becerilerini geliştirmek veya yeni bir dil öğrenmek gibi faydalı uğraşlar arıyordu. 

Sosyal yaşantı artık pandemi öncesi zamanlara geri dönmesine karşın, sürecin toplumda uzun vadeli etkileri olduğu da görülüyor.

Bunlar arasında insanların sağlığına daha fazla dikkat etmesi göze çarparken, ruh sağlığının öneminin de arttığı söylenebilir. 

Uzmanlar pandemi döneminde artan psikolojik sıkıntıların, bu sorunların daha fazla konuşulmasına alan açtığını ve çevrimiçi terapi uygulamaları sayesinde daha çok kişinin bu hizmetlere erişebildiğini söylüyor. 

Yaşantının büyük ölçüde internet ortamına taşındığı bu dönemin miraslarından biri de Zoom gibi platformlar oldu. Çevrimiçi görüşmeler daha önce de yapılıyordu ancak pandemiden itibaren hem uzak yerlerde yaşayan yakınlarla hem de eğitim, toplantı gibi nedenlerle bu araçlara başvurmak daha yaygın bir hal aldı.

Bu dönemde sosyal medyada yanlış bilgilerin hızla yayılması da birtakım toplumsal etkilere sahip görünüyor. 

Birmingham Üniversitesi Alabama kampüsünden sosyolog Mieke Beth Thomeer, "Pandemi sırasında uzmanlığa ve insanlara duyulan güvende büyük bir düşüşün yanı sıra yanlış bilgilendirmede de bir artış var gibi görünüyor" diyerek ekliyor: 

Medyada ya da internette söylenenleri eleştirmek iyi olabilir ancak toplum, insanların özellikle halk sağlığı kurumları ve tıp uzmanları tarafından sağlanan bilgilere karşı daha küçümseyici ve alaycı olma eğiliminde olduğu bir yere savrulmuş gibi görünüyor.

Dünya yeni bir pandemiye hazır mı?

Kovid-19'un bize öğrettiği en acı derslerden biri, hayatların ve geçim kaynaklarının sınır tanımayan görünmez bir tehdit tarafından yok edilebileceğiydi.

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, pandeminin 5. yıldönümü sebebiyle kaleme aldığı yazıda dünyanın böyle bir krize artık hazır olup olmadığı sorusunu "Hem evet hem hayır" diye yanıtlıyor. 

Bir sonraki pandemiye neyin yol açacağı üzerine yoğun tartışma ve araştırmalar yapılırken, özellikle son bir yıldır kuş gribi öne çıkıyor. 2024'ün yaz aylarında maymun çiçeği virüsü de kısa süreli bir endişe yaratmıştı.

Bazı bilim insanları, influenzaya dikkat edilmesi gerektiğini, diğerleri de küresel salgına virüslerin değil, ilaca dirençli bakterilerin yol açabileceğini söylüyor. Halihazırda hiç bilinmeyen bir patojenin pandemi yaratma riski de var ve DSÖ bunu "X hastalığı" diye tanımlıyor.

Kovid-19 pandemisi devletlerin ve sektörlerin yetersizliklerini gösterirken, aslında başka bir krize hazırlık yapma imkanı da tanıdı. 

Ayrıca sağlık endüstrisi, rekor sayılabilecek bir hızla aşı geliştirebilip bunu kısa sürede milyarlara varan ölçeklerde üretebileceğini de ortaya koydu. Bu sayede milyonlarca kişinin hayatının kurtarıldığı tahmin edilirken, uzmanlar halkın özverili davranmasına da dikkat çekiyor. 

Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu'ndan Dr. Bill Hanage, "Sadece aşıyla değil, temaslarını gönüllü olarak sınırlayan, hastayken evde kalacak kadar duyarlı olan ve kendileri yerine, beraber yaşadıkları kişilerin taşıdığı risklere öncelik veren insanlar sayesinde hayat kurtardık" diyor.

Ancak pek çok uzman, büyük ölçüde sosyal sebeplerden dolayı yeni bir pandemiye hazırlıklı olunmadığı görüşünde. 

Bilimsel çalışmalar umut verse de salgın döneminde yayılan yanlış bilgiler ve komplo teorilerinin, sağlık sistemine, aşılara ve kurumlara güvenin sarsılmasına yol açtığına dikkat çekiliyor.

Dr. Al-Aly: "Bence daha da hazırlıksız ve daha kötü durumdayız çünkü Kovid'i politize ettik: aşılar, tedaviler, maskeler. Her bir pandemi müdahalesini siyasileştirdik" diyerek ekliyor:

Mart 2025'te bir pandemi patlak verirse, aşı olma oranının Kovid-19'dan çok daha düşük olacağını, ABD'de milyonlarca kişiyi koruyan maske ve birçok halk sağlığı önlemine yönelik daha az heves olacağını tahmin ediyorum.

Uzmanlar ayrıca ABD Başkanı Donald Trump'ın Dünya Sağlık Örgütü'nden ayrılma kararının da böyle bir krizin yönetimine büyük darbe vuracağını tahmin ediyor.

Kaliforniya Üniversitesi'nden bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. Peter Chin-Hong "DSÖ birçok ülke tarafından finanse ediliyor ancak aslan payını ABD sağlıyor, bu nedenle ABD'nin çekilmesi dünya sağlığının organizasyonunu genel olarak zorlaştıracaktır" diye açıklıyor: 

İkinci neden de küresel sağlıkla ilgili resmin tamamını göremeyecek olmamız. 

Sayılarla Kovid-19 pandemisi

777 milyon 594 bin 331: Dünya çapında kaydedilen vaka sayısı

Yüzde 169: Zoom'un 2020'nin ilk çeyreğindeki büyüme oranı

114 milyon: 2020'de yaşanan iş kaybı

0: Türkmenistan'da kaydedilen vaka sayısı

Yüzde 50: Türkiye'de evde ilk kez ekmek yapan veya yapma sıklığını artıranların oranı 

928,5 milyar: 2020-2022'de satılan tek kullanımlık maske sayısı

Eksi 40 dolar: 21 Nisan 2020'de WTI türü petrolün varil başına fiyatı

1 trilyon dolar: Uzun Kovid'in yol açtığı tahmini yıllık küresel ekonomik zarar 

14,4 milyon: Aşılar sayesinde önlendiği düşünülen ölüm sayısı

1,6 milyar: 2021 itibarıyla pandemi nedeniyle okula gitmeyen öğrenci sayısı

Independent Türkçe



Oscarlı yıldızın beğenilmeyen korku filmi zirvede

Josh Malerman'ın çok satan romanından uyarlanan Diğer Anne, 8 yaşındaki bir kızın evinde annesine tıpatıp benzeyen karanlık bir varlıkla karşılaşmasının ardından yaşananları anlatıyor (Universal Pictures)
Josh Malerman'ın çok satan romanından uyarlanan Diğer Anne, 8 yaşındaki bir kızın evinde annesine tıpatıp benzeyen karanlık bir varlıkla karşılaşmasının ardından yaşananları anlatıyor (Universal Pictures)
TT

Oscarlı yıldızın beğenilmeyen korku filmi zirvede

Josh Malerman'ın çok satan romanından uyarlanan Diğer Anne, 8 yaşındaki bir kızın evinde annesine tıpatıp benzeyen karanlık bir varlıkla karşılaşmasının ardından yaşananları anlatıyor (Universal Pictures)
Josh Malerman'ın çok satan romanından uyarlanan Diğer Anne, 8 yaşındaki bir kızın evinde annesine tıpatıp benzeyen karanlık bir varlıkla karşılaşmasının ardından yaşananları anlatıyor (Universal Pictures)

Diğer Anne (Other Mommy), gösterime girdiği ilk hafta sonunda gişenin zirvesine yerleşmeye hazırlanırken Sosyal Hesaplaşma (The Social Reckoning) için tablo pek parlak görünmüyor.

Universal Pictures'ın Kuzey Amerika'da 3 bin 200 sinemada gösterime soktuğu Diğer Anne, perşembe günkü ön gösterimler dahil cuma günü 12,6 milyon dolar hasılat elde etti. Korku filminin hafta sonunu yaklaşık 28 milyon dolarla tamamlaması bekleniyor.

Bu tahmin gerçekleşirse Rob Savage'ın yönettiği 19 milyon dolar bütçeli yapım, stüdyonun 20 milyon dolarlık açılış beklentisini aşacak.

Oscar ödüllü Jessica Chastain, filmde küçük bir kızın dolabında beliren uğursuz bir varlığı canlandırıyor.

Etkili tanıtım kampanyasının da katkısıyla filmden gösterime girmeden önce güçlü bir açılış bekleniyordu. Ancak izleyicilerden ilk tepkiler, olumlu tavsiyelerin kulaktan kulağa yayılmasını zorlaştırabilir.

Diğer Anne, CinemaScore'un izleyici anketinden D+ aldı. Bu, Francis Ford Coppola'nın Eylül 2024'te gösterime giren Megalopolis'inden bu yana bir filme verilen en düşük not.

Eleştirmenlerin tepkileri de benzer şekilde olumsuz. Rotten Tomatoes'da olumlu eleştiri oranı yüzde 18 seviyesinde seyrederken izleyici beğeni oranı yüzde 47'de kaldı. 

Hollywood Reporter eleştirmeni Richard Lawson, filmi "görsel açıdan çekici ama büyük ölçüde içi boş, ani korkutma sahneleri ve yeterince geliştirilmemiş bir mitolojiden oluşan bir yapım" diye nitelendirdi.

PostTrak anketinde izleyicilerin yüzde 47'si filme en yüksek iki nottan birini verdi. Filmi kesinlikle tavsiye edeceğini söyleyenlerin oranıysa yüzde 33 oldu.

Olumsuz değerlendirmelere rağmen filmin ilk gişe rakamları güçlü. Ancak düşük notlar, bu başarının ilerleyen haftalarda sürmesini zorlaştırabilir. 

Yine de anne figürünü korkunun merkezine yerleştiren hikayelerin tekinsiz çekiciliği, izleyicileri salonlara çekmeyi sürdürebilir.

Filmin izleyicilerinin yüzde 51'ini erkekler, yüzde 49'unu kadınlar oluşturuyor. İzleyiciler arasında en büyük paya yüzde 38'le 18-24 yaş grubu sahip.

Sony Pictures imzalı Sosyal Hesaplaşma'nın açılışı ise beklentilerin de altında kalıyor. Aaron Sorkin'in Facebook'a odaklanan filmi, perşembe günkü ön gösterimler dahil cuma günü 2,1 milyon dolar hasılat elde etti. Yapımın ilk hafta sonunu yaklaşık 6 milyon dolarla tamamlaması bekleniyor. Bu rakam, stüdyonun 7 milyon dolarlık tahmininin biraz altında.

Mikey Madison, Jeremy Allen White ve Jeremy Strong'un başrollerini paylaştığı gerilim filmi, gerçek olaylara dayanıyor. Hikaye, şirket hakkındaki kaygı verici gerçekleri ortaya çıkarmak için bir gazeteciyle (White) işbirliği yapan Facebook çalışanına (Madison) odaklanıyor.

30 milyon dolar bütçeli film, Kuzey Amerika'da 2 bin 606 sinemada gösterime girdi.

Independent Türkçe, Variety, Deadline, Hollywood Reporter


Ünlü yönetmen gözünü Jaws ve Jurassic World'e çevirdi

Peter Benchley'nin aynı adlı romanından uyarlanan Jaws, küçük tatil kasabası Amity'de insanlara saldıran devasa bir beyaz köpekbalığı ve onu durdurmaya çalışan üç adamın mücadelesini anlatıyordu (Universal)
Peter Benchley'nin aynı adlı romanından uyarlanan Jaws, küçük tatil kasabası Amity'de insanlara saldıran devasa bir beyaz köpekbalığı ve onu durdurmaya çalışan üç adamın mücadelesini anlatıyordu (Universal)
TT

Ünlü yönetmen gözünü Jaws ve Jurassic World'e çevirdi

Peter Benchley'nin aynı adlı romanından uyarlanan Jaws, küçük tatil kasabası Amity'de insanlara saldıran devasa bir beyaz köpekbalığı ve onu durdurmaya çalışan üç adamın mücadelesini anlatıyordu (Universal)
Peter Benchley'nin aynı adlı romanından uyarlanan Jaws, küçük tatil kasabası Amity'de insanlara saldıran devasa bir beyaz köpekbalığı ve onu durdurmaya çalışan üç adamın mücadelesini anlatıyordu (Universal)

Mike Flanagan, hayalini kurduğu projeleri açıkladı: Bir Jaws ya da Jurassic filmi çekmek istiyor. Yönetmenin yeni dizisi Carrie, Prime Video'da izleyiciyle buluşurken Scarlett Johansson'ın başrolünü üstlendiği The Exorcist: Martyrs'ın fragmanı da yayımlandı.

Reddit'teki bir soru-cevap etkinliğinde konuşan yönetmen, bu iki yapımın ardından büyük film serilerine katılmaya ve devam filmleri çekmeye daha sıcak baktığını söyledi.

Flanagan'ın hayallerini süsleyen seriler Jaws ve Jurassic World. İkisi de Steven Spielberg'ün filmleriyle başlamış, ancak devam yapımları ilk filmlerin etkisini koruyamamıştı.

Yönetmen, yaklaşımının zaman içinde nasıl değiştiğini şöyle anlattı:

Kariyerimin büyük bölümünde film serilerinde çalışmayacağımı, devam filmleri çekmeyeceğimi düşünüyordum ama sonuç ortada. Bildiğim, saygı duyduğum ve çok sevdiğim bir dünyada çalışıp ona kendi yorumumu katmayı gerçekten seviyorum. Doğrusu, bir Jaws filmi çekmeyi çok isterdim. İlk filmin yanına kimsenin ASLA yaklaşamayacağı serilerden biri daha ama devam filmlerinden çok daha iyisini yapmak mümkün. Bir Jurassic filmi çekmek de çok eğlenceli olabilir. Onu gerçekten korkutucu bir film olarak çekmek isterdim. Dinozorlu ve gerçekten ürkütücü bir korku filmi yapmak harika olurdu.

Spielberg'ün 1975 yapımı Jaws'ı, sinema tarihinin dönüm noktalarından biri kabul ediliyor. 1978'de Fransız sinemacı Jeannot Szwarc'ın çektiği Jaws 2 ise ilk filmin seviyesinin çok gerisinde kalmıştı.

Yine de Jaws 2, kusurlarına rağmen zamanla kendi hayran kitlesini edindi. Sıklıkla tüm zamanların en kötü filmleri arasında gösterilen üçüncü ve dördüncü filmlerden çok daha iyi bulunuyor.

Jurassic cephesindeyse yönetmen değişikliği gündemde. Deadline, ağustosta Gareth Edwards'ın Jurassic World: Yeniden Doğuş'un (Jurassic World: Rebirth) ardından yaratıcı görüş ayrılıkları nedeniyle seriden ayrılacağını bildirmişti.

TheWrap ise daha sonra Jurassic World: Yıkılmış Krallık'ı (Jurassic World: Fallen Kingdom) yöneten J.A. Bayona'nın seriye dönebileceğini yazmıştı.

Flanagan'ın yeni filmi The Exorcist: Martyrs, 12 Mart 2027'de vizyona girecek.

Independent Türkçe, GamesRadar, Dark Horizons, Deadline, TheWrap


Tom Cruise'un yeni filmi tarihi bir gişe fiyaskosuna dönüşmek üzere

64 yaşındaki Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros.)
64 yaşındaki Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros.)
TT

Tom Cruise'un yeni filmi tarihi bir gişe fiyaskosuna dönüşmek üzere

64 yaşındaki Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros.)
64 yaşındaki Tom Cruise, Digger'da filme ismini veren ve "insanlığın kurtarıcısı" olduğunu kanıtlamaya çalışan petrol milyarderi Digger Rockwell rolünde (Warner Bros.)

Digger, gişe tarihine başarısıyla değil, neden olması beklenen dev zararla geçmeye hazırlanıyor.

Konuya yakın kaynaklara göre çevre temalı hicvin, sinema gösterimleri sonunda 245 milyon dolar zarara yol açması bekleniyor. 

Tom Cruise'un başrolünü üstlendiği Alejandro González Iñárritu imzalı film, yalnızca yılın değil, tüm zamanların en büyük gişe başarısızlıklarından biri olabilir.

Digger'ın ilk hafta sonunda Kuzey Amerika'da 8 milyon, dünya genelinde 20 milyon dolar hasılat elde etmesinin ardından Warner Bros.'un sinema gösterimlerinden 150 ila 200 milyon dolar zarar etmesi bekleniyordu.

Ancak ikinci hafta sonunda bilet gelirlerinin yüzde 60 düşmesiyle stüdyo artık daha büyük bir zararla karşı karşıya.

Filmin toplam hasılatı Kuzey Amerika'da 14,4 milyon, dünya genelinde 35,3 milyon dolara ulaştı.

Anne Hathaway, Jane Fonda, Guillermo del Toro ve Mandy Patinkin gibi isimlerin filmi savunup izleyicileri sinemaya gitmeye teşvik etmesi de bu tabloyu değiştirmedi.

Digger'ın gösterim sürecini dünya genelinde yaklaşık 50 milyon dolar hasılatla tamamlaması bekleniyor. Sinema işletmecileri bilet gelirlerinin yaklaşık yarısını aldığı için filmin maliyetini karşılaması, dünya genelinde 350 milyon dolar hasılat elde etmesine bağlı. Warner Bros. sözcüsü ise daha önce bu hesaba itiraz ederek 300 milyon dolarlık hasılatın yeterli olacağını söylemişti.

Cruise, bu sıradışı kara komedide, şirketinin faaliyetleriyle olası bir felakete yol açan zengin bir petrol patronunu canlandırıyor. Film, günümüzün zorlu gişe koşullarında başından beri riskli bir projeydi. Digger, büyük bir yıldızı özgün bir hikayeyle buluşturan yüksek bütçeli stüdyo yapımlarının nadir örneklerinden biri.

Warner Bros. filme 125 milyon dolarlık bütçeyle onay vermişti. Ancak çekimlerin planlanandan uzun sürmesiyle maliyet 160 ila 180 milyon dolara çıktı. Stüdyo, küresel pazarlama çalışmaları için ayrıca 100 milyon dolar harcadı.

Kaynaklar, bu rakamlara ödül kampanyası harcamalarının dahil olmadığını belirtiyor. Büyük bir yıldızla saygın bir yönetmeni buluşturan Digger gibi bir filmin Oscar kampanyasına yaklaşık 15 milyon dolar ayrılması beklenirdi. Ancak filmin olumsuz karşılanması nedeniyle kampanyanın kapsamı daraltılabilir. Eleştiriler o kadar olumsuzdu ki Warner Bros., sosyal medya reklamlarında sinemaseverlere "Filmi izleyip kararı kendiniz verin" çağrısı yaptı.

Digger, Warner Bros.'un Paramount'la birleşmeden önce bağımsız bir stüdyo olarak gösterime çıkardığı son film. Yapım, şirketin bu yılki başarısızlıklarına bir yenisini ekliyor. Gelin! (The Bride!) ve Supergirl gibi ticari fiyaskolar stüdyonun zararını büyütüyor.

Warner Bros.'un aralık ayında Dune: Çöl Gezegeni Bölüm Üç'le (Dune: Part 3) gişede toparlanması bekleniyor. Denis Villeneuve'ün yönettiği, Timothée Chalamet, Zendaya ve Robert Pattinson'ın başrollerini paylaştığı film, 18 Aralık'ta gösterime girecek.

Independent Türkçe, Variety, Daily Beast