Pandeminin 5. yılı: Sayılar ve sorularla Kovid-19 salgını

Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)
Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)
TT

Pandeminin 5. yılı: Sayılar ve sorularla Kovid-19 salgını

Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)
Kovid-19 virüsünün en son varyantı Omicron, Kasım 2021'de ortaya çıkmıştı ancak sonrasında çeşitli alt varyantlar da kaydedildi (Unsplash)

Bundan 5 yıl önce bu aylarda, dünyadaki neredeyse herkes yeni bir yaşantıya alışmaya çalışıyordu.

Günler birbirine karışmış, işini veya okulunu nasıl yürüteceğini anlamaya çalışıyor, evde dururken oyalanacak bir şeyler arıyor ve bütün bunlara yoğun bir sağlık endişesi eşlik ediyordu.

Kısa sürede "yeni normal" adını alan bu durum, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı hissi uyandırıyordu. 

Çin'in Vuhan kentinde 2019 Kasım'da ortaya çıkan Kovid-19 virüsü, hızla dünyanın geri kalanına yayılmış ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 11 Mart 2020'de pandemi ilan etmişti. Aynı gün Türkiye'deki ilk koronavirüs vakası duyurulmuştu. 

Küresel çapta kritik öneme sahip bu günün 5. yıldönümü vesilesiyle, Logos'ta bu hafta Kovid-19 pandemisinin sağlıktan ekonomiye, eğitimden günlük yaşantıya yarattığı etkileri, salgın ve aşılarla ilgili hâlâ merak edilen konuları ve dünyanın tekrar böyle bir sınava hazır olup olmadığını masaya yatırıyoruz. 

5 yılın ardından durum ne?

Günlük yaşantıya bakınca pandemi sona ermiş gibi görünse de uzmanlar bu konu üzerinde fikir birliği sağlamış değil. 

Karantina uygulamaları artık büyük ölçüde kaldırıldığı ve virüsten hayatını kaybedenlerin sayısı ilk iki yıla göre ciddi derecede azaldığı için salgının geride kaldığını varsaymak normal. Ayrıca DSÖ de Mayıs 2023'te Kovid-19 küresel acil durumunun sona erdiğini duyurmuştu.

Diğer yandan özellikle ABD'de vakaların arttığı dönemler endişe yaratıyor. Türkiye'de hastalığın gidişatına dair güncel bir kayıt yok ancak bazı uzmanlar Eylül 2024'te bir sıçrama yaşandığını düşünüyor.

Bunun yanı sıra virüse yakalanmak eskisi kadar yüksek bir tehlike teşkil etmiyor ancak enfeksiyon, pek çok kişinin hayatını yıllarca esir alabiliyor.

Bilim insanlarının hâlâ anlamaya ve tedavi etmeye çalıştığı uzun Kovid'in dünya çapında 400 milyon kişiyi etkilediği tahmin ediliyor. 

Kovid-19 virüsüne yakalanan herkeste görülebilecek bu kronik hastalıkta yorgunluk, nefes almakta zorlanma, bilişsel becerilerde gerileme ve kalp çarpıntısı gibi semptomlar haftalar, aylar, hatta yıllarca sürebiliyor.

Washington Üniversitesi St. Louis kampüsünden uzun Kovid araştırmacısı Dr. Ziyad Al-Aly "Kalp sorunları, böbrek sorunları ve metabolik sorunları olan hastalar var. Uzun Kovid bazı bireylerde hafif seyredebilir ve engeller yaratmayabilir" diyerek ekliyor:

Ancak bazı durumlarda, insanların yatağa düşmesine ve işlerini kaybetmesine neden olacak kadar ciddi engeller oluşturabilir.

Hangi sorular hâlâ cevap bekliyor?

Pandemi süreciyle ilgili ilk günden beri en çok merak edilen sorulardan biri virüsün nasıl ortaya çıktığı. 

Bilim insanlarının hâlâ kesin bir şekilde çözemediği (ve belki de hiç çözemeyeceği) bu sorunun yanıtı olarak iki teori öne çıkıyor.

En muhtemel senaryo, SARS‐CoV‐2'nin diğer koronavirüsler gibi yarasalarda görüldüğünü, daha sonra rakun köpeği, pangolin ya da bambu sıçanı gibi bir türe bulaştığını ve ardından Vuhan'daki bir hayvan pazarında insanlara sıçradığını savunuyor. 

Özellikle ilk dönemlerde komplo teorisi olduğu gerekçesiyle büyük ölçüde göz ardı edilen bir diğer ihtimalse virüsün laboratuvardan sızdığı veya sızdırıldığı. 

Vuhan'da koronavirüsleri inceleyen birkaç laboratuvar bulunması, bu savı destekliyor. FBI ve CIA'e göre de salgın "yüksek ihtimalle" böyle başladı.

Ancak DSÖ'nün 2021 tarihli raporu, virüsün dolaşıma bir laboratuvar sızıntısı sonucu girmesini "son derece düşük bir ihtimal" diye nitelendiriyor. 

Buna karşın bazı bilim insanları raporun, sızıntı teorisini yeterince önemsemediğini söylüyor. Bir grup araştırmacı Science dergisinde kaleme aldıkları yazıda "Yeterli veri elde edene kadar hem doğal hem de laboratuvar kaynaklı yayılmalarla ilgili hipotezleri ciddiye almalıyız" diye yazmıştı.

sdefrgty
Aşılarda çip olduğu ve kablosuz ağlara bağlanabildiği gibi komplo teorileri epey yaygınlaşmıştı (AP)

Kovid-19 pandemisine dair net bir cevap bulamayan sorulardan biri de kaç kişinin hayatını kaybettiği üzerine. 

Karantina uygulamalarına karşı çıkan bazı komplo teorisyenleri, ölüm sayılarının şişirildiğini iddia etse de uzmanlar gerçek sayının aslında daha yüksek olduğu görüşünde.

Salgında dünya çapında en az 7 milyon, Türkiye'deyse en az 100 bin kişinin hayatını kaybettiği düşünülüyor.

Ancak uzmanlar, kesin ölüm nedeninin belirlenmesinin zorluğundan dolayı virüsün aslında daha fazla hayata mal olduğunu söylüyor. Bir kişi, Kovid'e yakalandıktan sonra organ yetmezliği, kalp krizi gibi nedenlerden öldüğünde ölüm nedeni olarak bunlar yazılabiliyor. Oysa resmi kayda geçen bu nedenler aslında çoğunlukla Kovid-19'un doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. 

Ayrıca virüsün özellikle yaşlıların bünyesini zayıflatarak başka sağlık sorunlarına karşı daha hassas hale getirmesi de mümkün. 

Aşılar kalp krizine yol açıyor mu?

Kovid-19 ve virüse karşı geliştirilen aşılarla ilgili hâlâ endişe uyandıran bir diğer konuysa kalp sağlığıyla ilgili. 

Özellikle aşıların, genç ve ergenlerde kalp krizi vakalarının artmasına yol açtığı öne sürülüyor. 

Genç nüfusta kalp krizi vakalarının gerçekten artmasına karşın bu eğilimin aşılardan kaynaklandığını söylemek pek mümkün görünmüyor. Bunun birinci nedeni, artışın pandemiden önceye dayanması. 2019 tarihli bir araştırmada, 40 yaşın altındaki kişilerde kalp krizlerinin son 10 yılda arttığı bulunmuştu. 

Bilim insanları bu durumun işlenmiş gıdalar tüketmek, obezite, hareketsiz yaşam, sigara ve uyuşturucu kullanımı ve yüksek tansiyonun fark edilmemesi gibi etmenlerden kaynaklanabileceğini söylüyor.

Diğer yandan bazı araştırmalar, Kovid-19 mRNA aşılarıyla miyokardit ve perikardit riskinin artması arasında bir bağlantıya işaret ediyor. Miyokardit kalp kasının iltihaplanması, perikardit ise kalbin etrafındaki zarın iltihaplanmasına karşılık geliyor. Aşının ikinci dozunun ardından özellikle 25 yaş altı erkeklerde miyokardit riski artıyor gibi görünüyor.

Fakat ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri'nin bir araştırması mRNA aşılarıyla, gençlerdeki kalp sorunlarının artması arasında yeterince güçlü bir ilişki saptayamamıştı.

Ayrıca bilim insanları aşıdan ziyade, virüsün kendisinin kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini artırdığını belirtiyor. 

Geçen yıl yapılan bir araştırmada pandeminin başında Kovid-19'a yakalanan kişilerin kalp ve damar hastalığına yakalanma riskinin, enfekte olmayanlardan iki kat yüksek olduğu tespit edilmişti.

Bilim insanları aşı olmanın, kalp krizi ve felç de dahil olmak üzere bu sorunları yaşama ihtimalini düşürdüğünü söylüyor. Hakemli dergi Nature Communications'ta 2024'te yayımlanan başka bir çalışmada, kalp krizi ve felç görülme sıklığının, aşının ilk dozundan sonra yüzde 10, ikinci dozun ardından da AstraZeneca'da yüzde 27 ve BioNTech'te yüzde 20 kadar daha düşük olduğu bulunmuştu.

Bu nedenle uzmanlar, çoğu kişi için Kovid-19 aşısı yaptırmanın faydalarının olası risklerinden çok daha ağır bastığını söylüyor. 

Sağlık sistemi nasıl etkilendi?

Pandemi dünya çapında sektörleri, günlük yaşantıyı, ekonomiyi kayda değer derecede etkilerken, sürecin özellikle ilk dönemlerinde sağlık sistemi büyük bir darbe aldı.

Pek çok ülkede, virüsün hızla yayılması karşısında yeterli altyapı ve görevlinin bulunmaması dünyanın böyle bir krize karşı ne kadar savunmasız olduğunu gözler önüne serdi. 

Türk Tabipleri Birliği'nin pandeminin 6. ayında yayımladığı rapora göre, Türkiye'nin daha ağır kayıplar vermemesinin arkasında "Sağlık Bakanlığı'nın bütün hazırlıksızlığına karşın hızla organize olarak daha fazla ölümlerin gerçekleşmesinin önüne geçen, 'her şeye rağmen ayakta kalmayı başarabilen' köklü, büyük kamu hastaneleri ve kamucu/toplumcu hekimlik geleneği" yatıyor.

Salgının doğrudan yarattığı sağlık sorunlarının yanı sıra temel sağlık hizmetlerinin aksaması sonucu, diğer hastalıklardan kaynaklanan riskler de çeşitli ülkelerde artış gösterdi.

Yapılan araştırmalar, acil olmadığı düşünülen hizmetlerin iptali veya ertelenmesi, ulaşım ve sokağa çıkma kısıtlamaları veya virüse yakalanmaktan korkan kişilerin hastaneye gitmemesiyle, diğer hastalıklara yönelik uygulamalarda küresel çapta aksama yaşandığına işaret ediyor.

Dönemin Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 2021 Haziran'da yaptığı açıklamada "Salgın süresince salgından yaklaşık 50 bin insanımızı kaybettik. Salgın sebebiyle ertelenen sağlık hizmetleri sebebiyle yaşadığımız kayıp ise bundan çok daha büyük" diyerek eklemişti:

Örneğin, kalp krizi teşhisleri salgın döneminde yüzde 56 azalmasına rağmen kalp krizine bağlı ölümler yüzde 10'dan fazla artış gösterdi. Bu durumun temel sebebi salgın döneminde sağlık hizmetine ulaşımın yavaşlaması ya da salgın dışındaki sebeplerden hastanelere gitmekten imtina edilmesi.

Pandeminin sağlık sektöründeki kalıcı etilerine bakınca, diğer alanlardaki gibi teknolojinin benimsenmesi öne çıkıyor. Özellikle doktorlarla uzaktan iletişim kurarak muayene olmak bu dönemde ihtiyaç haline gelirken, gittikçe daha fazla yaygınlaşıyor.

Dünya ekonomisinde nasıl bir değişime yol açtı?

Salgını önleme çabaları, karantina uygulamaları, işsizlik gibi nedenlerden dolayı Kovid-19 pandemisi ekonomide büyük bir sarsıntı yaratırken, tüketici alışkanları ve çalışma biçimlerini de dönüştürdü.

Dünya bu sürecin etkilerini yaşamaya devam ederken, ciddi bir enflasyonla boğuşuyor. Pandemi sırasında tüm dünya merkez bankalarının ekonomiyi ayakta tutmak için aşırı para basması, karantina sonrası harcamalar, hükümet teşvik paketleri, işgücü ve hammadde kıtlığının tetiklediği enflasyon, 2022'de birçok ülkede zirve yaptı.

Reuters'ın aktardığı üzere ülkelerin refah ve geçim kaynaklarını korumak için borçlanmasının ardından, küresel kamu borcu 2020'den bu yana yüzde 12 artış gösterdi.

Konaklama, gıda hizmetleri ve imalat gibi, salgında büyük darbe alan sektörlerde kadın istihdamının yüksek olması ve evdeki çocuklara bakma yükünü genellikle annelerin üstlenmesi nedeniyle, özellikle kadınların işgücüne katılımı pandemiyle birlikte azaldı. Cinsiyetler arası istihdam farkının 2020'den itibaren pek kapanmadığı bildiriliyor.

fdrgt
Turizm sektörü kısıtlamalar sonucu pandemiden ciddi bir darbe alırken, artık büyük ölçüde toparlandığı söylenebilir (Reuters)

Kovid-19'un ilk akla gelen kalıcı etkilerinden biri de uzaktan çalışma sisteminin benimsenmesi. LinkedIn'de kıdemli ekonomist olan Kory Kantenga, "Pandemi, hepimizin evden çalışabileceğini gösterdi" diyor. 

Pek çok şirket tamamen uzaktan veya hibrit çalışmayı uygulamaya devam ederken, imalat veya hizmet gibi sektörlerdeki işçiler genellikle bu imkana sahip olamıyor. 

Bu sistemin ev fiyat ve kiralarını artırırken, ofis kiralarında düşüşe yol açtığı aktarılıyor.

Uzaktan çalışmanın üretkenliği düşürüp düşürmediğine dair de bir tartışma var. Araştırmalar çok farklı sonuçlara ulaşırken, bazıları iyi bazıları kötü geldiğini öne sürüyor.

Stanford Üniversitesi'nden ekonomist ve uzaktan çalışma uzmanı Nick Bloom, bu durumu çalışanların organize edilme biçimine bağlıyor:

Eğer iyi bir yönetim ve teşvikle tamamen uzaktan çalışmayı ayarlarsanız ve insanlar yüz yüze görüşürse, bu işe yarayabilir. İşe yaramıyor gibi görünen şey ise insanları hiç yüz yüze görüşmeden evlerine göndermek.

Pandeminin ekonomik alanda yarattığı kalıcı bir değişim de internetten alışverişte sıçrama yaşanması. Salgında e-ticaret şirketleri, aşı firmalarıyla birlikte en çok kazanç sağlayan sektörler arasına girerken, salgın kısıtlamaları sonrası da bu eğilim devam etti.

Ayrıca Forbes'un aktardığı üzere anlık bir hevesle alışveriş yapma oranı da pandemide epey yükseldi. Pandeminin yarattığı kontrol kaybı ve korku, insanların huzuru başka bir yerde aramasına yol açmış görünüyor.

Eğitime etkisi iyi mi, kötü mü oldu?

Virüsün yayılmaya başlamasıyla birlikte okulların kapanması hem eğitim alma biçiminde uzun vadeli etkiler yarattı hem de çocuk ve gençlerin gelişiminde iz bıraktı. 

Uzaktan eğitim sayesinde öğretmen ve öğrenciler yeni araçlar kullanmaya başladı ve eğitime daha kolay bir şekilde ulaşılabileceği anlaşıldı.

Ayrıca ebeveynler, evde kalan çocuklarına yemek yapma veya resim çizme gibi yeni alışkanlıklar kazandırma imkanı buldu.

Diğer yandan her yaştan öğrenci, sosyal ortamından kopmanın sancısını çekti. Ayrıca ekonomik yetersizlikler nedeniyle çevrimiçi derse giremeyen çocuklar, eğitiminden geri kaldı. 

Bazı uzmanlar bu süreçte, kız çocuklarının ev işleri yapmaya itildiği ve erken yaşta evlendirilme riskiyle karşılaştığını dile getiriyor. 2022'de UNICEF, dünya genelinde 11 milyonu aşkın kız çocuğunun, salgın sonrasında okula dönmeme ihtimali olduğunu belirtmişti.

Bunların yanı sıra ders sürelerinin kısalması, pandeminin başındaki ani geçişte yeni düzene ayak uydurmada zorluk yaşanması ve öğrencilerin sınıf ortamındaki verimi bilgisayar ekranından alamaması gibi sorunlara dikkat çekiliyor.

Artık yüz yüze eğitime geçilmesine karşın uzmanlar, bu dönemin çocukların öğrenme becerilerini etkilediğini ifade ediyor. Ayrıca Çin'de yapılan bir araştırmada üniversite öğrencilerinin de 2019-2022 döneminde akademik başarısının kayda değer derecede düştüğü gözlemlenmişti.

Eğitimin daha alt kademelerinde öğrencilerin notlarında gerileme göze çarparken, uzmanlar gelişimsel sorunlara da dikkat çekiyor.

Harvard Eğitim Bilimleri Enstitüsü'nden Heather Hill şu ifadeleri kullanıyor:

Öğretmenler sınıfa geri döndüklerinde, 'Vay canına, bu çocuklar nasıl öğrenci olunacağını unutmuş' dedi ve ilk fark edilen şeylerden biri, davranış sorunlarındaki artıştı.

Hayatın geri kalanını nasıl dönüştürdü?

Küresel çapta bir sağlık krizi yaşanması ve sosyal yaşantının felç olması elbette hayatı çok çeşitli yönlerden değiştiren bir olaydı. 

Bir yandan bu endişe dolu ortam ruh sağlığını kötü etkiliyor, diğer yandan insanlar, fırıncılık becerilerini geliştirmek veya yeni bir dil öğrenmek gibi faydalı uğraşlar arıyordu. 

Sosyal yaşantı artık pandemi öncesi zamanlara geri dönmesine karşın, sürecin toplumda uzun vadeli etkileri olduğu da görülüyor.

Bunlar arasında insanların sağlığına daha fazla dikkat etmesi göze çarparken, ruh sağlığının öneminin de arttığı söylenebilir. 

Uzmanlar pandemi döneminde artan psikolojik sıkıntıların, bu sorunların daha fazla konuşulmasına alan açtığını ve çevrimiçi terapi uygulamaları sayesinde daha çok kişinin bu hizmetlere erişebildiğini söylüyor. 

Yaşantının büyük ölçüde internet ortamına taşındığı bu dönemin miraslarından biri de Zoom gibi platformlar oldu. Çevrimiçi görüşmeler daha önce de yapılıyordu ancak pandemiden itibaren hem uzak yerlerde yaşayan yakınlarla hem de eğitim, toplantı gibi nedenlerle bu araçlara başvurmak daha yaygın bir hal aldı.

Bu dönemde sosyal medyada yanlış bilgilerin hızla yayılması da birtakım toplumsal etkilere sahip görünüyor. 

Birmingham Üniversitesi Alabama kampüsünden sosyolog Mieke Beth Thomeer, "Pandemi sırasında uzmanlığa ve insanlara duyulan güvende büyük bir düşüşün yanı sıra yanlış bilgilendirmede de bir artış var gibi görünüyor" diyerek ekliyor: 

Medyada ya da internette söylenenleri eleştirmek iyi olabilir ancak toplum, insanların özellikle halk sağlığı kurumları ve tıp uzmanları tarafından sağlanan bilgilere karşı daha küçümseyici ve alaycı olma eğiliminde olduğu bir yere savrulmuş gibi görünüyor.

Dünya yeni bir pandemiye hazır mı?

Kovid-19'un bize öğrettiği en acı derslerden biri, hayatların ve geçim kaynaklarının sınır tanımayan görünmez bir tehdit tarafından yok edilebileceğiydi.

DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, pandeminin 5. yıldönümü sebebiyle kaleme aldığı yazıda dünyanın böyle bir krize artık hazır olup olmadığı sorusunu "Hem evet hem hayır" diye yanıtlıyor. 

Bir sonraki pandemiye neyin yol açacağı üzerine yoğun tartışma ve araştırmalar yapılırken, özellikle son bir yıldır kuş gribi öne çıkıyor. 2024'ün yaz aylarında maymun çiçeği virüsü de kısa süreli bir endişe yaratmıştı.

Bazı bilim insanları, influenzaya dikkat edilmesi gerektiğini, diğerleri de küresel salgına virüslerin değil, ilaca dirençli bakterilerin yol açabileceğini söylüyor. Halihazırda hiç bilinmeyen bir patojenin pandemi yaratma riski de var ve DSÖ bunu "X hastalığı" diye tanımlıyor.

Kovid-19 pandemisi devletlerin ve sektörlerin yetersizliklerini gösterirken, aslında başka bir krize hazırlık yapma imkanı da tanıdı. 

Ayrıca sağlık endüstrisi, rekor sayılabilecek bir hızla aşı geliştirebilip bunu kısa sürede milyarlara varan ölçeklerde üretebileceğini de ortaya koydu. Bu sayede milyonlarca kişinin hayatının kurtarıldığı tahmin edilirken, uzmanlar halkın özverili davranmasına da dikkat çekiyor. 

Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu'ndan Dr. Bill Hanage, "Sadece aşıyla değil, temaslarını gönüllü olarak sınırlayan, hastayken evde kalacak kadar duyarlı olan ve kendileri yerine, beraber yaşadıkları kişilerin taşıdığı risklere öncelik veren insanlar sayesinde hayat kurtardık" diyor.

Ancak pek çok uzman, büyük ölçüde sosyal sebeplerden dolayı yeni bir pandemiye hazırlıklı olunmadığı görüşünde. 

Bilimsel çalışmalar umut verse de salgın döneminde yayılan yanlış bilgiler ve komplo teorilerinin, sağlık sistemine, aşılara ve kurumlara güvenin sarsılmasına yol açtığına dikkat çekiliyor.

Dr. Al-Aly: "Bence daha da hazırlıksız ve daha kötü durumdayız çünkü Kovid'i politize ettik: aşılar, tedaviler, maskeler. Her bir pandemi müdahalesini siyasileştirdik" diyerek ekliyor:

Mart 2025'te bir pandemi patlak verirse, aşı olma oranının Kovid-19'dan çok daha düşük olacağını, ABD'de milyonlarca kişiyi koruyan maske ve birçok halk sağlığı önlemine yönelik daha az heves olacağını tahmin ediyorum.

Uzmanlar ayrıca ABD Başkanı Donald Trump'ın Dünya Sağlık Örgütü'nden ayrılma kararının da böyle bir krizin yönetimine büyük darbe vuracağını tahmin ediyor.

Kaliforniya Üniversitesi'nden bulaşıcı hastalıklar uzmanı Dr. Peter Chin-Hong "DSÖ birçok ülke tarafından finanse ediliyor ancak aslan payını ABD sağlıyor, bu nedenle ABD'nin çekilmesi dünya sağlığının organizasyonunu genel olarak zorlaştıracaktır" diye açıklıyor: 

İkinci neden de küresel sağlıkla ilgili resmin tamamını göremeyecek olmamız. 

Sayılarla Kovid-19 pandemisi

777 milyon 594 bin 331: Dünya çapında kaydedilen vaka sayısı

Yüzde 169: Zoom'un 2020'nin ilk çeyreğindeki büyüme oranı

114 milyon: 2020'de yaşanan iş kaybı

0: Türkmenistan'da kaydedilen vaka sayısı

Yüzde 50: Türkiye'de evde ilk kez ekmek yapan veya yapma sıklığını artıranların oranı 

928,5 milyar: 2020-2022'de satılan tek kullanımlık maske sayısı

Eksi 40 dolar: 21 Nisan 2020'de WTI türü petrolün varil başına fiyatı

1 trilyon dolar: Uzun Kovid'in yol açtığı tahmini yıllık küresel ekonomik zarar 

14,4 milyon: Aşılar sayesinde önlendiği düşünülen ölüm sayısı

1,6 milyar: 2021 itibarıyla pandemi nedeniyle okula gitmeyen öğrenci sayısı

Independent Türkçe



Russo kardeşlerden ipucu: Avengers: Doomsday'de Hulk da olacak mı?

58 yaşındaki Mark Ruffalo, Marvel Sinematik Evreni'nde Bruce Banner ve Hulk karakterini 2012'den bu yana canlandırıyor (Walt Disney)
58 yaşındaki Mark Ruffalo, Marvel Sinematik Evreni'nde Bruce Banner ve Hulk karakterini 2012'den bu yana canlandırıyor (Walt Disney)
TT

Russo kardeşlerden ipucu: Avengers: Doomsday'de Hulk da olacak mı?

58 yaşındaki Mark Ruffalo, Marvel Sinematik Evreni'nde Bruce Banner ve Hulk karakterini 2012'den bu yana canlandırıyor (Walt Disney)
58 yaşındaki Mark Ruffalo, Marvel Sinematik Evreni'nde Bruce Banner ve Hulk karakterini 2012'den bu yana canlandırıyor (Walt Disney)

Avengers: Doomsday hakkında yanıt bekleyen sorulardan biri, Mark Ruffalo'nun Bruce Banner rolüne dönüp dönmeyeceği. 

Yönetmenler Joe ve Anthony Russo, filmde yer alacağı açıklanan 31 Marvel karakterine başka isimlerin de ekleneceğini söylüyor. Bunlardan biri Hulk olabilir.

Ruffalo, son olarak Örümcek-Adam: Yepyeni Bir Gün'de (Spider-Man: Brand New Day) Banner'ı canlandırmıştı. Russo kardeşler, karakterin Doctor Doom etrafında şekillenen hikayede "kesinlikle yer aldığını" söyledi ancak Doomsday'de görünüp görünmeyeceğini açıklamadı.

Joe Russo, Empire'a verdiği röportajda şöyle konuştu:

Sanırım şunu söyleyebiliriz: Banner, Doom etrafında şekillenen hikayede kesinlikle yer alıyor. Ama Doomsday'de görünüp görünmeyeceğini ne doğrulayacağız ne de yalanlayacağız.

Anthony Russo ise şunları ekledi:

Söyleyebileceğimiz tek şey şu: Doomsday'de yer alan ancak henüz açıklanmamış karakterler ve oyuncular var.

Marvel Sinematik Evreni'nin 6. evresinde yer alan Avengers: Doomsday'in 18 Aralık'ta vizyona girmesi planlanıyor. Film, yine Russo kardeşlerin yönettiği 2019 yapımı Avengers: Endgame'in ardından gelecek.

Film, farklı evrenlerden kahraman gruplarını bir araya getirecek. Avengers ve Black Panther'daki Wakandalıların yanı sıra, Dünya-616'dan gelen ve Yeni Avengers olarak da bilinen Thunderbolts, Dünya-828'den Fantastik Dörtlü ve ilk X-Men ekibi de filmde yer alacak.

Russo kardeşler, eylül başında Associated Press'e verdikleri röportajda Avengers: Doomsday'in çekimlerine senaryo henüz tamamlanmadan başladıklarını açıklamıştı. Joe Russo, çalışma yöntemlerini şöyle anlatmıştı:

Yönetmen olarak doğaçlama ve provalara dayalı bir yöntemle çalışıyoruz. Oyuncuların karakterlere neler kattığını görmeyi seviyoruz. Bazen oyuncularla ancak sahnelerinin çekimine birkaç gün ya da birkaç hafta kala bir araya gelebiliyoruz. Çoğu zaman da o sihir tam bu sırada ortaya çıkıyor.

Independent Türkçe, Empire, Hollywood Reporter, Deadline, Associated Press


Game of Thrones filminin vizyon tarihi belli oldu

39 yaşındaki Emilia Clarke, Game of Thrones'da Khaleesi diye de bilinen Daenerys Targaryen'i canlandırmış, bu performansıyla 4 kez Emmy Ödülü'ne aday gösterilmişti (HBO)
39 yaşındaki Emilia Clarke, Game of Thrones'da Khaleesi diye de bilinen Daenerys Targaryen'i canlandırmış, bu performansıyla 4 kez Emmy Ödülü'ne aday gösterilmişti (HBO)
TT

Game of Thrones filminin vizyon tarihi belli oldu

39 yaşındaki Emilia Clarke, Game of Thrones'da Khaleesi diye de bilinen Daenerys Targaryen'i canlandırmış, bu performansıyla 4 kez Emmy Ödülü'ne aday gösterilmişti (HBO)
39 yaşındaki Emilia Clarke, Game of Thrones'da Khaleesi diye de bilinen Daenerys Targaryen'i canlandırmış, bu performansıyla 4 kez Emmy Ödülü'ne aday gösterilmişti (HBO)

Beyazperdeye kış geliyor... Hem de 2029 yazında.

Westeros'ta geçen ilk sinema filmi Game of Thrones: Aegon's Conquest, 6 Haziran 2029'da vizyona girecek.

Filmi, A Knight of the Seven Kingdoms'ın yönetmenlerinden Owen Harris çekeeck. Senaryoyu ise Oscar adayı Beau Willimon kaleme alacak. Oyuncu kadrosu ve çekimlerin ne zaman başlayacağı henüz açıklanmadı.

Filmin konusu hakkında çok az şey biliniyor. Ancak hikayenin, Targaryen hanedanının kurucusu I. Aegon'u ve fenomen dizi Game of Thrones'ta anlatılan olaylardan birkaç yüzyıl önce gerçekleşen Westeros fethini konu alacağı bildiriliyor.

Daha önce ekranda yer almayan I. Aegon'u kimin canlandıracağı henüz bilinmiyor.

Emilia Clarke'ın canlandırdığı Daenerys Targaryen de Aegon'un hanedanından geliyor. Hanedanın sonraki kuşaklarında Aegon adını taşıyan çok sayıda varis bulunuyor. Targaryen hanedanı, HBO'nun iki başarılı yan dizisi House of the Dragon ve A Knight of the Seven Kingdoms'ın da merkezinde yer alıyor.

George R.R. Martin'in çok satan fantastik romanlarından uyarlanan Game of Thrones, 2011-2019'da 8 sezon yayımlandı ve çok sayıda Emmy ödülü kazandı.

A Knight of the Seven Kingdoms'ın yönetici yapımcılarından Harris, dizinin ilk sezonunda birkaç bölüm de yönetti.

Harris ayrıca Black Mirror, Alacakaranlık Kuşağı'nın (The Twilight Zone) 2019 tarihli yeniden çevrimi ve Alden Ehrenreich'ın rol aldığı bilimkurgu dizisi Brave New World'ün bazı bölümlerini yönetti.

Willimon ise Netflix yapımı House of Cards'ta dizi sorumlusu olarak görev yapmış, Disney+'ın başarılı Yıldız Savaşları (Star Wars) projesi Andor'un senaryo ekibinde yer almıştı.

Game of Thrones hayranları, Aegon's Conquest'in vizyona girmesini beklerken yan dizilerin yeni sezonlarıyla Westeros'a dönebilecek.

House of the Dragon 4. sezonuyla sürecek, A Knight of the Seven Kingdoms da ikinci sezon onayını aldı.

Independent Türkçe, Variety, Deadline


1970'lerin rock efsanesi: Taylor Swift müziği mahvetti

1970'lerin rockçısı Todd Rundgren'e göre "Taylor Swift vasatlığın zirvesi" (AFP)
1970'lerin rockçısı Todd Rundgren'e göre "Taylor Swift vasatlığın zirvesi" (AFP)
TT

1970'lerin rock efsanesi: Taylor Swift müziği mahvetti

1970'lerin rockçısı Todd Rundgren'e göre "Taylor Swift vasatlığın zirvesi" (AFP)
1970'lerin rockçısı Todd Rundgren'e göre "Taylor Swift vasatlığın zirvesi" (AFP)

1970'lerin rock efsanesi Todd Rundgren, "müziği mahvettiği" gerekçesiyle Taylor Swift'e sert eleştiriler yöneltiyor.

2021'de Rock and Roll Şöhretler Müzesi'ne kabul edilen Rundgren, diğer sanatçıları eleştirmekten hiçbir zaman çekinmedi. 1977'de Meat Loaf'un Bat Out of Hell albümünün yapımcılığını üstlenen şarkıcı, o dönemde bu kayıtta çalışmayı kabul etme sebebinin Bruce Springsteen'le dalga geçmek istemesi olduğunu söylemişti.

Yakın zamanda Vulture'a verdiği röportajda, günümüz sanatçılarından hangisiyle dalga geçmeyi seçeceği sorulduğunda, 78 yaşındaki Rundgren hiç tereddüt etmeden "Tabii ki Taylor Swift" yanıtını verdi.

Rock yıldızı, "Müziği mahvettiği savunulabilir" dedi.

Bu anlaşılabilir bir durum. Sadece, bana göre Taylor Swift vasatlığın zirvesi.

Rundgren, "artık kadın sanatçıların dönemi" olduğunu çünkü 1990'larda erkeklerin müziğe para harcamayı bırakıp video oyunlarına para harcamaya başladığını, geriye kadın dinleyicilerin hakim olduğu bir pazar kaldığını öne sürdü.

Böylece karşımıza Lady Gaga, Taylor Swift, P!nk ve o türden pek çok sanatçı çıktı. Lady Gaga gerçek bir müzisyen. Klasik eğitim almış bir piyanist.

Rundgren şunları ekledi:

Taylor Swift, saç uzatmak dışında kayda değer hiçbir şey yapmıyor. Harika bir şarkıcı değil. Harika bir söz yazarı değil. Harika bir dansçı değil. O, bir zamanlar çok genç olan bir kadın nesli için ve artık o kadınların kızları için de bir rol model çünkü Taylor Swift konserlerine anneler ve kızları birlikte gidiyor.

The Independent, yorum için Swift'le iletişime geçti.

Nazz grubunun kurucu üyelerinden Rundgren, 1972'de çıkardığı ve büyük ses getiren solo albümü Something/Anything?'le şöhrete kavuşmuştu.

"Hello It’s Me", "Can We Still Be Friends?" ve "I Saw the Light" gibi progresif rock şarkılarıyla tanınıyor. Ayrıca Meat Loaf, Hall & Oates, Badfinger ve Patti Smith Group gibi sanatçılar için yaptığı prodüktörlük çalışmalarıyla da biliniyor.

Onlarca yıllık dostu Patti Smith, Ekim 2021'deki törende onun Rock and Roll Şöhretler Müzesi'ne takdim etmişti.

Ancak Rundgren, törene katılmayarak dikkatleri üzerine çekmiş ve "gerçek şöhretler müzeleri emekliler ve ölüler içindir" diyerek Şöhretler Müzesi'ni önemsemediğini açıkça ifade etmişti. Bunun yerine o dönemdeki The Individualist, A True Star turnesine devam etmeyi seçmişti.

Rundgren'den payını alan sanatçılar listesinde Swift'ten başkaları da var. Swift ve Springsteen'in yanı sıra Rundgren'in hakaret ettiği diğer müzisyenler arasında Kanye West, Robbie Robertson, George Harrison ve Rundgren'e "Sodd Runtlestuntle" ve "Turd Runtgreen" (Lennon, Rundgren'in adını İngilizcede "pislik" gibi bir hakaret olarak kullanılan "sod" ve aynı anlamdaki "turd" sözcüklerini çağrıştıracak biçimde bozarak alay ediyor -çn.) gibi ifadelerle hitap ettiği hicivli bir açık mektupla karşılık veren John Lennon da yer alıyor.

Independent Türkçe