Biraz nostalji, biraz keşif: İz bırakan 10 bilimkurgu dizisi

Stranger Things'in yeni sezonu kapıda, Alien: Earth ise dillerden düşmüyor. Hal böyleyken bize bilimkurgu evrenine dalıp en iyileri şöyle bir hatırlamak kalıyor

Legion'un başrolünde Downton Abbey, Zero Day ve Tutsak Abigail (Abigail) gibi yapımlarla da tanınan 42 yaşındaki Dan Stevens yer alıyor (FX)
Legion'un başrolünde Downton Abbey, Zero Day ve Tutsak Abigail (Abigail) gibi yapımlarla da tanınan 42 yaşındaki Dan Stevens yer alıyor (FX)
TT

Biraz nostalji, biraz keşif: İz bırakan 10 bilimkurgu dizisi

Legion'un başrolünde Downton Abbey, Zero Day ve Tutsak Abigail (Abigail) gibi yapımlarla da tanınan 42 yaşındaki Dan Stevens yer alıyor (FX)
Legion'un başrolünde Downton Abbey, Zero Day ve Tutsak Abigail (Abigail) gibi yapımlarla da tanınan 42 yaşındaki Dan Stevens yer alıyor (FX)

Bilimkurgu, televizyon tarihinde her zaman özel bir yere sahip oldu; kimi zaman uçsuz bucaksız uzayda, kimi zamansa zihnimizin derinliklerinde geçen hikayelerle. Bir dönem Uzay Yolu'nun (Star Trek) "son sınır" dediği evrende yolculuk ederken, Alacakaranlık Kuşağı (The Twilight Zone) izleyiciyi hayal gücünün sınırlarını zorlamaya davet ediyordu. Ardından Gizli Dosyalar (X-Files) ve Ziyaretçiler (V) gibi diziler, bilinmeyenin ürkütücü cazibesini evlerimize taşıdı. Bugün ise dijital platformların altın çağında, bilimkurgu yalnızca bir tür değil; insan olmanın ne demek olduğunu anlamaya yönelik en yaratıcı alanlardan biri.

Doctor Who, Black Mirror, Lost, Westworld, Alien: Earth, Andor ve Stranger Things gibi yapımlar, modern izleyiciyi uzun zamandır türün merkezinde tutuyor. Ama bu listede amacımız, belki biraz gölgede kalmış, uzun ömürlü olamamış, vaktinden erken unutulmuş ya da hatta yarıda bırakılmış yapımları hatırlayarak masaya yatırmak. Çünkü bilimkurgu tarihi, yalnızca dev hitlerden değil kültleşmiş, zamanla kıymeti daha iyi anlaşılan dizilerden de oluşuyor.

Battlestar Galactica'nın karanlık politik atmosferinden Firefly'ın kısa ömrüne rağmen kalıcı olan ruhuna, Dark'ın akıl dolu zaman döngülerinden The Expanse'in sert gerçekçiliğine kadar, bu dizilerin her biri farklı bir evreni önümüze seriyor. Devs özgür iradeyi sorgulatırken, Utopia bizi paranoyanın kıyısında dolaşan distopik bir dünyaya çekiyor. Orphan Black klonlarla kimliği tartışmaya açarken, Legion zihnin karanlık labirentlerini görsel bir şölene dönüştürüyor.

Bu diziler bazen büyük bütçelere, bazen yalnızca cesur fikirlere dayanıyor. Ancak ortak noktaları, ekran başında hem kalbimizi hem de zihnimizi harekete geçirmeleri. Televizyonun soğuk ışıkları altında bir anda kendimizi, yıldızlar arası bir savaşın tam ortasında ya da bir laboratuvar deneyinin sonuçlarıyla yüzleşirken bulabiliyoruz.

Ve işte bu yüzden, bilimkurgu dizilerinin izleyicide bıraktığı izler kolay kolay silinmiyor. Çünkü her biri, kendi döneminin hayallerini, korkularını ve umutlarını yansıtıyor.

Bu listeyi hazırlarken amacımız, biraz nostaljiyi biraz da keşif duygusunu canlandırmak oldu. Eğer unutulmuş favorilerinizi yeniden hatırlamak ya da hiç bilmediğiniz bir bilimkurgu dünyasına adım atmak istiyorsanız, doğru yerdesiniz.

Çünkü bilimkurgu yalnızca geleceği hayal ettirmekle kalmaz, bugünü anlamak için de en güçlü merceklerden biridir.

Firefly

Bilimkurguyu western ruhuyla buluşturan Firefly, televizyon tarihinin en kısa ömürlü fakat en unutulmaz dizilerinden biri oldu. Joss Whedon'un yarattığı evrende galaksiler arası yolculuk, at sırtındaki yalnız kovboy hikayeleriyle aynı nefeste yan yana duruyordu. Yalnızca 14 bölüm süren bu macera, aslında büyük bir savaşın kaybedenlerinin hayatta kalma mücadelesiydi. 

ert5y6
Fotoğraf: Fox

Serenity mürettebatı, hem galaksiyi yöneten otoriteye hem de kendi içlerindeki yaralara karşı direnirken izleyicinin kalbine dokunmayı başardı. Nathan Fillion'ın canlandırdığı Kaptan Malcolm Reynolds, modern bir Han Solo gibi hem anti-kahraman hem de umudun sembolüydü. 

Firefly, devasa uzay savaşlarına değil, karakterlerinin yaralı ruhlarına ve aralarındaki bağa odaklanarak fark yarattı. İngilizce ve Çincenin bir arada konuşulduğu çok kültürlü gelecek tasviri ise temsil eksikliklerine rağmen cesur ve ileri görüşlüydü. 

Yayından kaldırılması, hayranlarının gözünde onu daha da özel bir yere taşıdı ve dizi kült statüsüne yükseldi. 2005'te vizyona giren Serenity, hikayeyi beyazperdede noktalasa da Firefly'ın asıl mirası hayranlarının bağlılığı ve sonraki bilimkurgu yapımlarına verdiği ilham oldu. Kısacık ömrüne rağmen Firefly, televizyon tarihinin en çok "Keşke bitmeseydi" dedirten dizilerinden biri olmaya devam ediyor.

Nereden izlenir: Disney+
IMDb: 8,9

Dark

Dark, çok emek isteyen ama izleyicisine karşılığını fazlasıyla veren bilimkurgu dizilerinden biri. 2017'de sessizce başlayan hikaye, üç sezon sonunda televizyon tarihinin en karmaşık ve en incelikli yapbozlardan birine dönüştü.

Winden adlı küçük Alman kasabasında bir çocuğun kaybolmasıyla başlayan olaylar, kısa sürede 4 ailenin kaderini kuşaklar boyunca süren bir zaman yolculuğu labirentine sürüklüyor. Her bölümde yüzler, ilişkiler ve gizler birbirine ekleniyor; seyirci ise hem geçmişi hem geleceği aynı anda çözmeye çalışıyor.

rgty
Fotoğraf: Dark

Dizinin cesareti, hiçbir noktada izleyicinin elinden tutmamasında yatıyor. Dark, karmaşık kurgusunu kolaylaştırmaya çalışmadan, izleyiciyi dikkatle düşünmeye zorluyor. Zaman döngüleri, determinist paradokslar ve kuantum ihtimalleri öyle ustaca işleniyor ki, izleyici her seferinde yeni bir ayrıntıyı fark ediyor. Jonas karakteri etrafında şekillenen bu hikaye, kişisel seçimlerin yalnızca geleceği değil, geçmişi de değiştirdiğini gösteriyor.

Atmosferi, müzikleri ve kasvetli görselliğiyle Dark, yalnızca bir bilimkurgu değil, aynı zamanda insan doğasının karanlık yönlerine ayna tutan bir dram. Finalinde akılda hâlâ onlarca soru bırakıyor ama işte bu sorular diziyi unutulmaz kılıyor. Dark, izleyiciyi zihin açıcı bir yolculuğa çıkaran, zaman ve kader üzerine kurulmuş en çarpıcı televizyon deneyimlerinden biri.

Nereden izlenir: Netflix
IMDb: 8,7

Severance

Ofis koridorlarının bu kadar ürkütücü olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz? Severance, bilimkurguyu uzay gemilerinden ya da uzak geleceklerden değil, hepimizin çok yakından bildiği iş hayatının soğuk duvarlarından çıkarıyor. Apple TV+ yapımı dizi, Lumon Industries adlı şirketin çalışanlarının hafızalarını iş ve özel hayat arasında cerrahi bir operasyonla ayırdığı distopik bir düzeni anlatıyor. Bu düzen, "içerideki" ve "dışarıdaki" benlikleri birbirinden tamamen farklı iki kişiye dönüştürüyor ve izleyiciyi kimlik, özgürlük ve aidiyet üzerine rahatsız edici sorularla baş başa bırakıyor.

uı8
Fotoğraf: Apple

Adam Scott'ın canlandırdığı Mark, kaybının acısıyla bu işe sığınırken, içerideki benliği adeta bir labirentin içinde sıkışıp kalıyor. John Turturro'nun hayat verdiği Irving'in iş yerinde filizlenen kırılgan ilişkisi ise insanın en karanlık yerde bile umut bulabileceğini hatırlatıyor. Dizinin retro-fütüristik tasarımı, beyaz koridorlar ve yeşil masalarla modern kapitalizmin ruhsuzluğunu neredeyse kabus gibi gözler önüne seriyor. Ben Stiller'ın yönetmenliği ve Dan Erickson'ın senaryosu, bu soğuk atmosferi bir gerilim ve gizem oyununa dönüştürüyor.

Severance, büyük bir bilimkurgu hikayesinin uzaylılara ya da galaksilere ihtiyaç duymadığını, asıl gücünü cesur bir fikir ve güçlü bir anlatımdan aldığını kanıtlıyor. Çünkü bazen en ürkütücü distopya, sabah işe gitmek için açılan kapının ardında gizlidir.

Nereden izlenir: Apple TV+
IMDb: 8,7

Battlestar Galactica

Bilimkurgunun televizyon tarihindeki en çarpıcı örneklerinden biri olan Battlestar Galactica, uzayın sonsuzluğunu bir geminin dar koridorlarına sığdırarak insan hikayelerinin gücünü kanıtladı. Birkaç dakika içinde yok edilen 12 koloni, geriye kalan yalnızca 49 bin insan ve yeni bir yurt arayışı... İşte dizinin tüm ağırlığı bu umutsuz başlangıca yaslanıyor. Filonun son savunma hattı, yıpranmış bir savaş gemisi olan Galactica ve onun karizmatik komutanı William Adama. Ancak asıl tehlike, yalnızca dışarıdaki düşman değil; kime güvenileceğini bilemediğiniz bir dünyada insanın insana yabancılaşması.

frgthy
Fotoğraf: Sci-Fi

Dizi, yoğun aksiyon sahneleriyle izleyiciyi nefessiz bırakırken, kimlik, sadakat ve insan olmanın anlamına dair felsefi sorularla zihni sürekli uyanık tuttu. Özellikle Cylonlar, yalnızca birer robot değil, insanlığın kendi kusurlarının ve ikilemlerinin aynasıydı. 11 Eylül sonrası döneme denk gelen dizi, politik göndermeleri ve sosyal eleştirileriyle çağının ruhunu yakaladı.

4 sezon boyunca sürükleyici, paranoya dolu bir atmosfer kuran Battlestar Galactica, bilimkurgu televizyonunu 21. yüzyılda yeniden tanımlayarak gelecek kuşaklara ilham verdi.

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda bulunmuyor
IMDb: 8,7

The Expanse

Bilimkurguya bilimsel titizlikle yaklaşan bir dizi arıyorsanız, The Expanse tam da bu beklentiyi fazlasıyla karşılıyor. James S.A. Corey'nin romanlarından uyarlanan dizi, insanlığın Güneş Sistemi'ni kolonileştirdiği bir gelecekte geçiyor. Dünya, Mars ve Kuşak arasındaki gerilim, her an büyük bir savaşa dönüşebilecek kırılgan bir denge üzerinde ilerliyor.

Tüm bu politik kargaşanın ortasında Rocinante gemisinin mürettebatı kendilerini insanlığın kaderini değiştirecek bir komplonun merkezinde buluyor. James Holden, Naomi Nagata, Amos Burton ve Alex Kamal gibi karakterler, sıradan kahraman klişelerinin ötesine geçiyor: Kusurları, çelişkileri ve insanlıklarıyla gerçeğe dokunan figürler.

frg
Fotoğraf: Syfy

Diziyi ayrıcalıklı kılan unsurlardan biri, sıfır yerçekiminin fiziksel gerçekçiliğinden, farklı kültürlerin dillerine kadar her detaya gösterilen özen. Politik entrikalar, ekonomik sömürü ve sınıf çatışmaları, uzak bir geleceğin değil bugünün dünyasının da aynası gibi. The Expanse bilimkurguyu sadece bir tür değil, insanlığın neye dönüşebileceğini gözler önüne seren güçlü bir hikaye aracı haline getiriyor.

Her sezon farklı bir olay örgüsüne odaklansa da tüm hikayeler büyük resmin içinde ustaca birleşiyor. Gerçekçi yaklaşımı ve sürükleyici karakterleriyle The Expanse, modern televizyonun en etkileyici bilimkurgu destanlarından biri olarak izleyicinin hafızasında yer ediyor.
    
Nereden izlenir: Amazon Prime Video
IMDb: 8,5

Utopia

"Jessica Hyde nerede?" sorusu, televizyon tarihinin son yıllardaki en ürkütücü ve unutulmaz repliklerinden biri haline geldi. Utopia, sıradan bir çizgi roman takıntısını, insanlığı hedef alan karanlık bir komploya dönüştüren benzersiz bir hikayeyle izleyiciyi yakaladı. Dennis Kelly'nin 2013'te ekranlara taşıdığı dizi, renkleriyle hipnotize, şiddetiyle rahatsız eden ve zekasıyla büyüleyen bir yapımdı. Komplo teorilerinin gündelik sohbetlere karıştığı bir dünyada Utopia, bu paranoyayı en uç noktaya taşıdı. Çizgi romanın sayfalarından fırlayan karanlık bir örgüt, masum insanların üzerine acımasızca çökerken, biz de gerçeğin peşinde koşan sıradan karakterlerin çaresizliğine tanık olduk. 

fg
Fotoğraf: Channel 4

Dizi, cesur anlatımı ve stilize şiddetiyle sınırları zorlayarak izleyiciye rahatsız edici ama gözlerini alamadığı bir deneyim sundu. Fiona O'Shaughnessy'nin canlandırdığı Jessica Hyde, televizyon tarihinin en unutulmaz ve tehlikeli kadın karakterlerinden biri olarak akıllara kazındı. Utopia'nın kısa ömrü, onun kült statüsünü daha da güçlendirdi zira dizi tam zirvedeyken sona erdi. Amerikan uyarlaması ise bütçesine rağmen orijinalin ruhunu yakalayamadı. Ve geriye, hâlâ zihinlerde yankılanan o soru kaldı: "Jessica Hyde nerede?"

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda bulunmuyor
IMDb: 8,4

Orphan Black

Orphan Black bilimkurgunun en çarpıcı klon hikayelerinden birini sunarken, merkezine tek bir oyuncunun çoklu kimliklerini yerleştirerek fark yaratıyor. Kanadalı yıldız Tatiana Maslany'nin olağanüstü performansı sayesinde Sarah, Alison, Cosima, Helena ve Rachel yalnızca farklı kişilikler değil, sanki bambaşka oyuncular tarafından canlandırılmış insanlar gibi görünüyor. 

Dizi, şirket komploları ve genetik deneyler gibi ağır bilimkurgu ögelerini işlerken asıl gücünü bu karakterlerin etkileşimlerinden alıyor; Alison'la Helena'nın komik anları ya da Sarah'yla Cosima'nın kırılgan dostluğu, hikayeye duygusal bir katman ekliyor. Bu da Orphan Black'i yalnızca bir bilimkurgu komplosu değil, aynı zamanda güçlü bir kimlik ve aidiyet anlatısı haline getiriyor. 

rgthy
Fotoğraf: Space

Kadın bedeninin ve biyolojisinin güç odaklarınca metalaştırılmasına karşı verdiği mesaj, diziyi adeta feminist bir televizyon manifestosuna dönüştürüyor. Emmy ödüllü Maslany'nin 11 farklı karakteri canlandırma becerisi, diziyi unutulmazlar arasına sokuyor. Bu gerilim, bilimsel doğruluğa verdiği önemle de dikkat çekiyor; danışmanların katkısıyla genetik temalar gerçekçi bir zemine oturtuluyor. Her bölüm, yüksek konseptli bir bilimkurgu fikrini insani ilişkilerle harmanlayarak izleyiciyi hem düşündürüyor hem de içine çekiyor. 

Orphan Black, karmaşık komplolarla dolu evrenini; kaybolmadan, akıcı bir anlatıyla izleyiciye sunmayı başarıyor. Sonuç olarak dizi, son yılların en yaratıcı ve sürükleyici bilimkurgu işlerinden biri olarak hâlâ hafızalarda.

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda bulunmuyor
IMDb: 8,3

Legion

Şu sıralar ortamlarda Alien: Earth'ü överken adını sık sık zikrettiğimiz Noah Hawley, Fargo'ya UFO'ları taşıdığında aslında bizi Legion'a hazırlıyordu... X-Men evreninden beslenen bu dizi, süper kahraman klişelerinden çok daha fazlasını vaat ediyor. Legion'un merkezinde David Haller var: Çocukluğundan beri şizofreni teşhisiyle yaşayan ama aslında dünyayı altüst edebilecek kadar güçlü bir mutant. İzleyiciye sürekli şu soruyu düşündürüyor: David deli mi, yoksa dehası gerçeği mi büküyor?

fgthy
Fotoğraf: FX

Legion'un büyüsü, hikayeyi onun karmaşık zihninin merceğinden aktarmasında yatıyor. Çarpıcı görseller, doğrusal olmayan anlatı ve bilinç akışı estetiği, izleyiciyi başkarakterle birlikte kaybolmaya davet ediyor. Aubrey Plaza'nın sınırları zorlayan performansı ise diziyi bambaşka bir boyuta taşıyor. Hawley, Kubrick göndermelerinden müzikal sekanslara kadar, bir dizide cesaretle nelerin yapılabileceğini gözler önüne seriyor.

Üç sezonluk yolculuğu boyunca Legion, delilikle dahilik arasındaki çizgiyi ustalıkla siliyor. Ortaya çıkan sonuç ise hem aklın hem de bilimin sınırlarını zorlayan, türünün en özgün bilimkurgu dizilerinden biri.

Nereden izlenir: Disney+
IMDb: 8,1

Altered Carbon

Netflix'in bilimkurgu türündeki en cesur adımlarından biri olan Altered Carbon, Richard K. Morgan'ın romanından uyarlanan karanlık ve felsefi bir gelecek tasviri sunuyor. Dizi, bilincin farklı bedenlere aktarılabildiği bir dünyada kimliği, ölümsüzlüğü ve sınıf uçurumlarını sorguluyor. Ana karakter Takeshi Kovacs, bir askerin bilincini taşıyan bir dedektif olarak izleyiciyi hem kişisel hem de toplumsal çatışmaların içine çekiyor.

u78ı
Fotoğraf: Netflix

İlk sezonda Joel Kinnaman, ikinci sezonda ise Anthony Mackie'nin hayat verdiği Kovacs, farklı bedenlerde ama aynı kimlikle karşımıza çıkıyor. Altered Carbon, Japon animesi Akira ve video oyunu Cyberpunk 2077 gibi kült yapımlarla kıyaslanabilecek kadar stilize ve çarpıcı bir estetiğe sahip. Üstelik yalnızca görselliğe yaslanmıyor; noir atmosferiyle aynı zamanda derin bir polisiye de sunuyor. Ölümsüzlüğün yalnızca zenginlere ait bir ayrıcalık olduğu bu evrende, sınıf mücadelesi sert ve düşündürücü bir şekilde işleniyor.

İki sezonun ardından iptal edilse de türün meraklıları için hâlâ son yılların en özgün ve güçlü bilimkurgu dizilerinden biri olan Altered Carbon, izleyicisini hem büyüleyici görsellerle hem de zihni kurcalayan sorularla baş başa bırakıyor.

Nereden izlenir: Netflix
IMDb: 7,9

Devs

En son söylenecek şeyi baştan söyleyelim: Devs, bir Alex Garland harikası. Son olarak Çatışma (Warfare) ve İç Savaş (Civil War) gibi çarpıcı filmlerini izlediğimiz Garland'ın yarattığı, yazıp yönettiği Devs, izleyicisini yavaş temposuyla içine çeken ama bir daha çıkmasına izin vermeyen bir bilimkurgu deneyimi. Özgür irade, kader ve teknolojinin tanrısal ihtimalleri üzerine kurulu bu hikaye, adını bile bilinçli bir harf oyunuyla Latincede Tanrı anlamına gelen "Deus"a yaklaştırıyor. 

Hikayenin merkezinde Lily var; sevgilisi Sergei, Amaya adlı dev teknoloji şirketinde işe başladıktan yalnızca bir gün sonra gizemli bir şekilde ölüyor. Lily, sevgilisinin ölümünün ardındaki sırları araştırdıkça şirketin en karanlık projeleriyle ve Nick Offerman'ın canlandırdığı patronu Forest'ın gizli amaçlarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor.

htyju
Fotoğraf: FX / Hulu

Garland, önceki işlerinde olduğu gibi burada da bilimin ve teknolojinin sınırlarında dolaşan derin sorular soruyor. Devs sadece bir ölüm gizemini çözmek için izlenmiyor; aynı zamanda bizi, geçmişin ve geleceğin gerçekten ne kadar değişmez olduğu üzerine düşünmeye zorluyor. Yavaş ilerleyişi, aslında dizinin felsefi derinliğinin bir parçası. Hal böyle olunca sabırla izleyenler için unutulmaz bir deneyim yaratıyor.

Karanlık ve melankolik atmosferiyle seyirciyi adeta bir meditasyona davet eden Devs, yalnızca bir bilimkurgu dizisi değil, aynı zamanda varoluşsal bir yolculuk. Final sahneleri ise şu soruyu izleyicinin zihnine kazıyor: 

Gerçeği bilmek mi, yoksa bilmemek mi daha ağır?

Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda bulunmuyor
IMDb: 7,6



Bruce Willis, Ben Affleck'e 7 Oscar alan filmde oynamamasını tavsiye etmiş

Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)
Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)
TT

Bruce Willis, Ben Affleck'e 7 Oscar alan filmde oynamamasını tavsiye etmiş

Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)
Affleck neyse ki rol arkadaşının tavsiyesini dinlememiş (Reuters)

Ben Affleck, Bruce Willis'in kendisine verdiği ve dinlememekten memnun olduğu tavsiyeden bahsetti. Affleck'in iddiasına göre Armageddon'daki rol arkadaşı Willis, ona Aşık Shakespeare'de (Shakespeare in Love) yer almamasını söylemiş.

İki oyuncu, 1998 yapımı aksiyon-gerilim filmi Armageddon'da birlikte oynamıştı. 54 yaşındaki Affleck kısa süre sonra John Madden'ın yönettiği romantik komedi Aşık Shakespeare'de yer alarak kariyerinde farklı bir yöne adım atmıştı. Film daha sonra En İyi Film dahil 7 dalda Oscar kazanmıştı.

Batman oyuncusu Happy Sad Confused adlı podcast'te, Armageddon setindeyken Willis'in kendisine verdiği bazı tavsiyeleri anlattı.

Affleck şunları söyledi:

Bruce Willis bir keresinde bana dönüp, 'Sesin çok ince' dedi. Ben de 'Ne?' diye karşılık verdim. O ise, 'Bu kadar ince bir sesle konuşma' dedi. Ben de, 'Bruce, benim sesim zaten böyle. Bunu nasıl değiştirebilirim ki?' dedim.

Willis'in "dünyalar tatlısı bir adam" olduğunu ve aslında kendisine tavsiye vermeye çalıştığını belirten Affleck, şöyle devam etti:

Ayrıca, 'Dostum, o Shakespeare filmini sakın yapma. O filmde yer almak istemezsin' demişti. Bu konuda yanılıyordu. Gerçi hakkını yemeyelim, senaryoyu okumamıştı.

Affleck, Aşık Shakespeare'de Globe Tiyatrosu'ndaki yapımlarda rol alan Ned Allen karakterini canlandırmıştı.

Filmde ünlü oyun yazarını Joseph Fiennes, hikayedeki sevgilisi Viola de Lesseps'i ise Gwyneth Paltrow canlandırıyordu. Paltrow bu rolüyle ilk Oscar ödülünü kazandı. Tarihsel kurgu türündeki filmde Shakespeare, yazma tıkanıklığı yaşarken soylu de Lesseps'te ilham buluyor ve ikili arasında tutkulu bir aşk başlıyordu.

Filmin yardımcı oyuncu kadrosunda ise Colin Firth, Geoffrey Rush ve Dame Judi Dench gibi isimler yer alıyordu. Kraliçe I. Elizabeth rolüyle 10 dakikadan az görünen Judi Dench, bu performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Akademi Ödülü'nü kazandı. Bu, Oscar kazanan en kısa süreli performanslardan biriydi.

Aşık Shakespeare'in kazandığı diğer Akademi Ödülleri arasında en iyi özgün senaryo, en iyi müzik ve en iyi kostüm tasarımı vardı.

vfg
Affleck, Aşık Shakespeare'de (Universal Pictures)

Affleck şu sıralar hem senaryosuna katkıda bulunduğu, hem yönetmenliğini paylaştığı hem de başrolünde yer aldığı yeni Netflix filmi Animals'ın tanıtım turunda.

Oyuncu, en çok gurur duyduğu projelerinden bahsetmenin yanı sıra, 2017 yapımı Justice League: Adalet Birliği (Justice League) dahil kariyerinin en kötü dönemlerini de tüm samimiyetiyle anlattı.

Filmde Batman karakterini canlandıran Affleck için yapım süreci baştan sona sorunlarla doluymuş. Hatta bu deneyim onun için o kadar yıpratıcı olmuş ki bir daha asla bir süper kahraman filminde rol almamaya yemin etmiş.

Affleck, "Gerçek şu ki Justice League: Adalet Birliği deneyimi pek çok farklı nedenden ötürü son derece olumsuzdu" dedi.

Bunun bir kısmı benim o dönemki kişisel durumumla, bir kısmı o süreçte yaşanan trajedilerle ilgiliydi. Ayrıca stüdyoyla film yapımcısının fikir ayrılığına düştüğü durumlarda, böyle bir filmin nasıl yapılmaması gerektiğini de bizzat görmüş oldum. Bu gerçekten büyük bir hata. Filmin sonunu hazırlayan da tam olarak buydu.

Independent Türkçe


Hollywood efsanesi, sette Stanley Kubrick'i tehdit etmiş

Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)
Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)
TT

Hollywood efsanesi, sette Stanley Kubrick'i tehdit etmiş

Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)
Kirk Douglas, 1960 yapımı epik Spartaküs'te (Universal International)

Spartaküs (Spartacus), sinema tarihinin en ikonik sahnelerinden birine sahip. Ancak Kirk Douglas, Stanley Kubrick'in bu sahneyi çekmesini sağlamak için olağanüstü yollara başvurmak zorunda kalmış.

2001: Uzay Macerası (2001: A Space Odyssey), Full Metal Jacket ve Cinnet (The Shining) gibi başyapıtlarına imza atmadan önce Kubrick, western ve kara film türleriyle tanınan Anthony Mann'in 1960 yapımı bu tarihi filmden uzaklaştırılmasının ardından yönetmen koltuğuna oturtulmuştu.

Turner Classic Movies'in The Plot Thickens adlı podcast'inin bir bölümünde, Kirk Douglas'ın, oyuncuları diyaloglarında doğaçlama yapmaya teşvik eden Anthony Mann'den "giderek daha fazla rahatsızlık duymaya başladığı" anlatılıyor. Bu durum, yapımın "planlanan takvimin epey gerisinde kalmasına" yol açıyormuş.

Douglas, daha önce Zafer Yolları'nda (Paths of Glory) birlikte çalıştığı, o dönem 31 yaşında olan Kubrick'i projeye dahil etti. Ancak yönetmen, filmin yaratıcı süreçleri üzerinde tam yetki sahibi değildi. Douglas, 1988'de yayımlanan anılarında, Kubrick'in "özgüveninin çoğu zaman kibre varan bir noktada olduğunu" belirtiyor. Douglas'a göre bu özellik, Laurence Olivier, Charles Laughton ve Peter Ustinov gibi kontrol edilmesi güç oyuncularla çalışırken hem avantaj hem de engel teşkil edebiliyordu.

Kirk Douglas'ın anılarına göre yönetmenle Douglas arasında gerginlik yaşanmıştı. Bunun nedeni Kubrick'in, Dalton Trumbo'nun senaryosunda yer alan klasik "Ben Spartaküs'üm!" sahnesini çıkarması ve Douglas'ın bu konudaki uyarısını görmezden gelmesiydi.

Podcast sunucusu Ben Mankiewicz, sahneyi şöyle açıklıyor:

Söz konusu sahnede Spartaküs ve diğer köleler Romalılar tarafından kıskıvrak yakalanır. Kölelere, 'Spartaküs'ün kim olduğunu söylerseniz hayatınız bağışlanacak' denir. Spartaküs tam kendini ele verecekken, başka bir köle ayağa kalkar ve 'Ben Spartaküs'üm!' der. Ardından bir başka köle de aynısını yapar. Sonra bir başkası daha.

Gönderdiği nota yanıt alamadığı için öfkelenen Douglas, "iri, kahverengi bir atın" sırtında atını "tırıs" sürerek Kubrick'in yanına geldi. Atı "Stanley'nin yüzüne birkaç santim mesafedeyken" ona şunları söyledi:

Bir sahnenin çekimiyle ilgili sana not gönderdiğimde, en azından bir yanıt beklerim. 'Ben Spartaküs'üm' sahnesiyle ilgili not gönderdim ama yanıt verme zahmetine bile girmedin.

Kubrick, "Çünkü bunu yapmak istemiyorum, aptalca bir fikir" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Douglas, atını Kubrick'in "tam üzerine sürerek" şöyle dedi:

B k, seni küçük pislik. Aptalca bir fikir olabilir ama deneyeceğiz. Eğer işe yaramazsa çıkarırız ama yine de çekeceğiz.

Yönetmen, Douglas'ın taleplerini kabul etti ve bu sahne "filmin en meşhur sahnesi" haline geldi.

Sözkonusu sahne yıllar içinde pek çok parodiye konu oldu. Bunların en akılda kalıcı olanları, 1979 yapımı Brian'ın Hayatı'nda (Monty Python's Life of Brian) ve The Office'in ABD versiyonunda yer alanlardı.

Üçüncü Köle Savaşı sırasında Roma'ya karşı ayaklanma başlatan köle ve gladyatörün hikayesini anlatan Spartaküs, aralarında Ustinov'a kazandırdığı En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünün yanı sıra En İyi Sinematografi, En İyi Sanat Yönetimi ve En İyi Kostüm Tasarımı dallarında olmak üzere toplam 4 Oscar ödülü kazandı.

The Plot Thickens, efsanevi sinemacıların ve oyuncuların hayatlarını, çalışmalarını ve kamera arkasındaki karmaşayı derinlemesine inceliyor. Kubrick'e odaklanan yeni sezon, Douglas'ın kendi anı kitabında yer alan tanıklıklardan yararlanıyor.

Independent Türkçe 


Avustralya'da yarasa virüsü alarmı: Ölüm riski çok yüksek

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Avustralya'da yarasa virüsü alarmı: Ölüm riski çok yüksek

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Avustralyalı yetkililer, ısırma ve tırmalama vakalarındaki keskin artış nedeniyle nadir görülen bir virüse maruz kalma riskine ilişkin endişeleri artırması üzerine halka yarasalara dokunmamaları uyarısında bulunuyor. Virüs, belirtiler ortaya çıktığında neredeyse her zaman ölüme yol açıyor.

Yeni Güney Galler (NSW) Sağlık Bakanlığı salı günü yaptığı açıklamada, 28 Eylül'le 10 Ekim arasında eyaletin kuzey bölgelerinde 43 kişinin yarasalar tarafından ısırıldığını veya tırmalandığını, geçen yılın aynı döneminde ise bu sayının 10 olduğunu belirtti.

Olayların, Hunter Bölgesi, Orta Kuzey Kıyısı, NSW'nin kuzeyi ve Orta Kıyı'da yaşandığı bildirildi.

Kuduz virüsüyle akraba olan Avustralya yarasa lyssavirüsü, insanlarda ölümcül hastalığa yol açabiliyor. Semptomlar başladıktan sonra etkili bir tedavi yok ancak maruziyet sonrası aşı yaptırmak hastalığı önlemeye yardımcı olabiliyor.

NSW Sağlık Bakanlığı Sağlık Koruma Direktörü Keira Glasgow, "Halkın, insanlar için çok tehlikeli olan, kuduz virüsünün yakın akrabası Avustralya yarasa lyssavirüsünü herhangi bir yarasanın taşıyabileceğini varsaymasını istiyoruz" dedi.

Glasgow, "Avustralya yarasa lyssavirüsünün insanlara bulaşması son derece nadir ancak enfekte bir yarasa tarafından tırmalanan veya ısırılan kişilerde belirtiler başladığında ne yazık ki etkili bir tedavi bulunmuyor" ifadelerini kullandı.

Bir yarasa tarafından ısırılınca veya tırmalanınca acil tıbbi muayene hayati önem taşıyor.

Isırılan veya tırmalanan kişiler, yarayı derhal 15 dakika boyunca sabun ve suyla yıkamalı, antiviral etkiye sahip bir antiseptik sürmeli ve acilen tıbbi yardım almalı.

Bu uyarı, yaban hayatı uzmanlarının gıda kıtlığı nedeniyle yarasa faaliyetlerinin arttığını bildirmesinin ardından geldi.

Nine'a göre NSW İklim Değişikliği, Enerji, Çevre ve Su Bakanlığı'nın koruma programları genel müdürü Ingrid Emery, "Bunun sonucunda bölge sakinleri, gündüz saatlerinde arka bahçelerindeki ağaçlarda kalan uçan tilkileri görüyor" dedi.

Bu gıda kıtlığı olayı, kuzeydeki Clarence Vadisi'nden Güney Kıyısı'na kadar uzanan doğu kıyısı boyunca yaşanıyor.

Uçan tilkiler de dahil yarasalarda bulunan lyssavirüs, kuduzdan (Avustralya'da görülmüyor) farklı. Enfeksiyon; ateş ve baş ağrısı gibi grip benzeri belirtilere yol açtıktan sonra ilerleyerek felç, deliryum ve nöbetlere neden olabilir.

Ölüm genellikle belirtilerin ortaya çıkmasından bir veya iki hafta sonra gerçekleşiyor. Belirtiler genellikle maruziyetten yaklaşık bir hafta sonra başlasa da bazen ortaya çıkması yıllar sürebiliyor.

Yetkililer, halka yaralı veya yere düşmüş yarasalara temas etmeme ve bunun yerine eğitimli yaban hayatı kurtarma ekipleriyle iletişime geçme çağrısı yapıyor.

Independent Türkçe