Brad Pitt çok sevilen yarış filminde Tom Cruise'la neden oynayamadıklarını açıkladı

Yönetmen Kosinski ise "Bu ikisinin pistte kıran kırana mücadele vermesini kim görmek istemez ki?" diyor

F1 Filmi'nin Londra'daki prömiyerinde bir araya gelen Pitt ve Cruise, 1994'te büyük ses getiren Vampirle Görüşme'de (Interview with the Vampire) birlikte rol almıştı (AFP)
F1 Filmi'nin Londra'daki prömiyerinde bir araya gelen Pitt ve Cruise, 1994'te büyük ses getiren Vampirle Görüşme'de (Interview with the Vampire) birlikte rol almıştı (AFP)
TT

Brad Pitt çok sevilen yarış filminde Tom Cruise'la neden oynayamadıklarını açıkladı

F1 Filmi'nin Londra'daki prömiyerinde bir araya gelen Pitt ve Cruise, 1994'te büyük ses getiren Vampirle Görüşme'de (Interview with the Vampire) birlikte rol almıştı (AFP)
F1 Filmi'nin Londra'daki prömiyerinde bir araya gelen Pitt ve Cruise, 1994'te büyük ses getiren Vampirle Görüşme'de (Interview with the Vampire) birlikte rol almıştı (AFP)

Başrolünde yer aldığı F1 Filmi'yle (F1: The Movie) gişeleri sallayan Brad Pitt, gerçekleşmese de heyecan veren bir projeyi anlattı. 

61 yaşındaki yıldız, The National'a verdiği röportajda geçmişte Tom Cruise'la bir film daha çekmeyi planladıklarını açıkladı. 

Pitt, başrollerinde Matt Damon ve Christian Bale'ın olduğu Asfaltın Kralları'nın (Ford v Ferrari) önce kendilerine sunulduğunu belirtti. 

2019'da vizyona giren filmi çeken James Mangold yerine F1 Filmi ve Top Gun: Maverick'in yönetmeni Joseph Kosinski'nin düşünüldüğünü aktararak şu ifadeleri kullandı:

Tom ve ben bir süre Joe'yla birlikte Asfaltın Kralları projesindeydik. Projenin gerçekten hayata geçirilip müthiş bir film çekilmesinden 10 yıl önceydi. İkimiz de sürüş yapmak istiyorduk. O Shelby'yi oynamak istiyordu, ben de Ken Miles'ı canlandırma niyetindeydim. Tom, Carroll Shelby'nin o kadar da çok otomobil sürmeyeceğini fark edince bir sonuç çıkmadı.

Pitt, yeni filminde 30 yıl sonra Formula 1'e geri dönen deneyimli sürücü Sonny Hayes'i canlandırıyor.

Eski takım arkadaşının başarısız takımını kurtarmaya çalışan karakterin merkezde olduğu filmde, gerçek Formula 1 pilotları da yer alıyor.

Yarışın yönetici kurumu FIA işbirliğiyle hazırlanan yapımda Lewis Hamilton hem oyuncu hem de yapımcı olarak katkı sunuyor.

Filmin oyuncu kadrosunda Damson Idris, Kerry Condon, Tobias Menzies ve Javier Bardem gibi isimler de bulunuyor.

Brad Pitt son röportajında devam filmine sıcak baktığını da söyledi:

Bencilce konuşuyorum ama yeniden otomobil sürmek isterim. Odak noktası yine F1 olur. Damson Idris'in canlandırdığı Joshua Pierce karakteri hakkında olmalı. Ekibin geri kalanı da şampiyonluk için mücadele verir. Sonny nereye uyuyor? Emin değilim. Muhtemelen Bonneville Tuz Düzlükleri'nde hız rekorları falan kırar.

Joseph Kosinski, Pitt'le Tom Cruise'un yeniden bir araya geleceği bir devam filminin hayallerini süslediğini daha önce anlatmıştı. 

51 yaşındaki yönetmen, Cruise'un 35 yıl önce bir NASCAR pilotunu canlandırdığı Yıldırım Günleri'ndeki (Days of Thunder) Cole Trickle karakterinin Brad Pitt'in Sonny Hayes'iyle ortak bir geçmişe sahip olabileceğini belirterek "Bu ikisinin pistte kıran kırana mücadele vermesini kim görmek istemez ki?" demişti. 

Independent Türkçe, Rolling Stone, Variety



Çin hakkında gerçekten ne biliyoruz?

"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)
"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)
TT

Çin hakkında gerçekten ne biliyoruz?

"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)
"Çelişkiler ülkesi" tanımlaması önceden ABD için kullanılırdı, şimdi Çin'den bahsederken de anılıyor ve galiba çok yakışıyor (Aly Song / Reuters)

Meriç Şenyüz 

Başlıktaki sorunun ağırlığı son yıllarda giderek artıyor. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ABD’nin belirleyici olduğu tek kutuplu dünya düzeni artık o kadar da tek kutuplu değil. Çin Halk Cumhuriyeti, ekonomik kapasitesi, teknolojik atılımları, jeopolitik etkisi ve kurduğu yeni ilişkiler ağıyla her geçen gün "tek süper gücün" rakibi haline geliyor.

Ne var ki, ülkemizde bu iki kutba dair bir bilgi asimetrisi mevcut. 1950'lerden beri "küçük Amerikalılaşma" sürecinde oluşumuzun da etkisiyle ABD'yi; hamburgerinden Trump'ına, ekonomisinden blue jean'ine, Hollywood'undan Patriot füzesine kadar gayet yakinen tanıyoruz. Öyle ki bu bilgi yığınını diğer kutup hakkında bildiklerimizle karşılaştırırsak Çin hakkında kara cahil olduğumuzu söylemek mümkün. Zira bildiğimizi sandıklarımız da çoğu zaman önyargı, ezber ve kulaktan dolma temelsiz kanaatlerden ibaret.

Prof. Dr. Çağdaş Üngör’ün Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz adlı çalışması işte tam da bu bilgi eksiğinin yarattığı boşluğa doğuyor. 176 sayfadan ibaret bu özet çalışma, Çin’i merak eden ama nereden başlayacağını bilmeyen okura kolay anlaşılır, bir solukta okunan, akıcı ve olabildiğince dengeli bir giriş metni sunuyor. 

Yerli literatürde üç ana damar

Türkçede Çin üzerine çıkan "kültür kitaplarını" (akademik çalışmaları hariç tutuyoruz) incelediğimizde literatürde üç ana damar göze çarpıyor:

Bunlardan birincisi Çin'i bütünüyle Batı'nın kavramları ve endişeleri üzerinden okuyan çizgi… Anaakım yayınevlerinin bastığı Çin kitaplarının büyük bir kısmı bu kategoride değerlendirilebilir.

İkinci yaklaşımda mevcut Çin yönetimine hayırhah yaklaşan ve ABD-Çin rekabetini, emperyalizmle ezilen dünya ya da kapitalizmle sosyalizm arasındaki bir çelişme gibi okuyan kitapları görüyoruz. Bunlarda genellikle Çin'deki "serbest pazar sosyalizminin" başarıları anlatılıyor. Canut Yayınları'ndan çıkan kuramsal çalışmaları ya da Kırmızı Kedi'nin daha hafif Çin kitaplarını bu kategoride değerlendirmek mümkün.

Bir üçüncü damar olarak Marksist eleştirel literatürden söz edebiliriz. Fakat bu yaklaşım da çoğu zaman başlangıç düzeyindeki okur için bir ilk duraktan ziyade ikinci aşama okumalara daha elverişli. Yordam Yayınları'nın kimi Çin kitaplarıyla Patika Yayınları'nın bastıklarını bu kategoride sayabiliriz.

Bu üç kategoriden azade objektif değerlendirmeye yakın hiç mi kitap yok diye soracak olursanız olumlu bir örnek olarak Fatih Oktay'ın İş Bankası Yayınları'ndan çıkan Çin - Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri adlı epeyce hacimli yapıtı sayılabilir. Ancak konuyla yeni yeni ilgilenmeye başlayan bir okurun kaynakça hariç büyük boy 572 sayfalık, yoğun iktisat ve kamu yönetimi terminolojisi içeren bir çalışmayı okumasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. 

Bu durumda Çağdaş Üngör’ün çalışması benzersiz bir nitelik kazanıyor. Bu üç hattın hiçbirine tam olarak yerleşmeyen ve bir solukta okunan ideal bir başlangıç kitabı… İletişim Yayınları'ndan çıkan kitap, belki Batılı perspektife bir miktar daha yakın duruyor ancak yine de kesinlikle tek taraflı bir ideolojik metin olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.

Berrak, yetkin ve sürükleyici

Kitabın en büyük avantajlarından biri yazarın yetkinliği kadar anlatımındaki açıklık. Çağdaş Üngör, Marmara Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında çalışan bir akademisyen ve Türkiye’de sayıları çok fazla olmayan Çin uzmanlarından biri. Vuhan ve Pekin'de Çince eğitimi ve araştırma deneyimi bulunuyor. Yani karşımızda yalnızca masa başından konuşan bir akademisyen değil, sahaya temas etmiş bir araştırmacı var.

Akademisyenlerin yazdığı kitaplar zaman zaman fazla kuru olmakla eleştirilir. Prof. Üngör'ün kitabı onlardan değil alanın gerçek bir uzmanının elinden çıkma ama edebi bir metin kadar da akıcı (Kolaj:Independent Türkçe)Akademisyenlerin yazdığı kitaplar zaman zaman fazla kuru olmakla eleştirilir. Prof. Üngör'ün kitabı onlardan değil alanın gerçek bir uzmanının elinden çıkma ama edebi bir metin kadar da akıcı (Kolaj:Independent Türkçe)

Buna rağmen kitap akademik jargona boğulmuş değil. Metin ne kuru, ne de gösterişçi. Aksine, yer yer kişisel bir tını taşıyan, rahat okunan bir üsluba sahip. Özellikle yazarın Çin’le kendi ilişkisinin izlerini taşıyan önsöz, kitabın tonunu belirleyen güçlü bir başlangıç işlevi görüyor. Bu önsöz karşımızda yalnızca akademik bir kalem değil edebi hasletlere sahip gerçek bir yazarın bulunduğunu göstermeye yetiyor.

Kitap her biri bu ilginç ülkeye dair farklı bir boyutu ele alan 5 bölümden oluşuyor.

"Çin rüyası" gerçek mi, pazarlama sloganı mı?

İlk bölüm Asya devinin yükselişini tartışmaya açıyor. “Çin rüyası gerçek olur mu?” sorusu etrafında şekillenen bu bölüm, Çin’in dünya ekonomisi ve siyaseti içindeki büyüyen ağırlığını ve bu yükselişin sınırlarını tartışıyor. Burada özellikle Çin’in “zengin olmadan yaşlanan” ilk büyük ülke olabileceği tespiti dikkat çekici. Bu saptama, yalnızca büyüme rakamlarına bakarak Çin’i anlamanın yetersiz olduğunu hatırlatıyor. Demografi, üretim modeli, refah düzeyi ve toplumsal maliyetler birlikte düşünülmeden sağlıklı bir Çin okuması yapmak zor.

İkinci bölüm Çin’in siyasal yapısına odaklanıyor. Komünist Parti, devlet aygıtı, muhalefet biçimleri, milliyetçilik ve toplumsal kontrol mekanizmaları bu bölümün ana başlıkları. Üngör burada Çin’i yekpare bir yapı gibi sunmaktan kaçınıyor. Parti-devlet ilişkisi, etnik meseleler, muhalif aydınlar ve bölgesel gerilimler daha geniş bir çerçeve içinde ele alınıyor. Yazarın en net tezlerinden biri de bugünkü Çin’in sosyalist olarak tanımlanmasının giderek güçleştiği yönünde. Bunu da artan toplumsal eşitsizlikler ve piyasa mantığının belirleyici hale gelmesi üzerinden tartışıyor.

Bölümde dikkat çeken bir başka nokta, Deng Şiaoping için kullanılan “Çin’in Turgut Özal’ı” benzetmesi. Bu tür karşılaştırmalar özellikle Türkiye’deki okur açısından Çin’in dönüşümünü anlamayı kolaylaştırıyor.

Bilmediğimiz Çin

Kitabın belki de en güçlü kısmı, üçüncü bölüm: “Çin’de Yaşam, Toplum ve Kültür”. Zira Türkiye’de Çin’e dair en büyük bilgi boşluğu tam da burada başlıyor. Çin denince çoğu kişinin aklına devlet, ekonomi, teknoloji veya jeopolitik geliyor; oysa gündelik hayat, aile yapısı, din, inanç, dil ve kültürel çeşitlilik neredeyse hiç bilinmiyor.

Üngör bu alanda hem akademik bilgisini hem de kişisel gözlemlerini devreye sokarak son derece değerli bir panorama çiziyor. Çin’in tek biçimli bir yapı değil, farklı bölgelerin, iklimlerin, tarihsel deneyimlerin ve toplumsal dokuların bir arada bulunduğu devasa bir ülke olduğunu hatırlatıyor. Bu yaklaşım, Çin’i değişmez bir “stratejik akıl”la açıklamaya çalışan oryantalist yaklaşımlara karşı da önemli bir panzehir niteliğinde.

Dördüncü bölüm medya ve propaganda meselesine odaklanıyor. Üngör burada Çin’in ekonomik ve teknolojik gücüne rağmen kültürel ve ideolojik cazibe üretmekte Batı’nın oldukça gerisinde kaldığını savunuyor. Bu tespit ikna edici görünüyor. Çin güçlü olabilir, zengin olabilir, etkili olabilir; ancak bu, onun dünya ölçeğinde taklit edilen bir ideolojik model oluşturduğu anlamına gelmiyor.

Mao Zedong döneminde, Çin’in radikal eşitlik fikri üzerinden küresel sol üzerinde 1960'larda kurduğu ideolojik etkinin bugün büyük ölçüde kaybolmuş olması da bu açıdan dikkat çekici bir gözlem.

Son bölüm ise dış politikaya ayrılmış. “Çin dünyayı ele mi geçirecek?” sorusu etrafında şekillenen bu bölüm, güncel jeopolitik tartışmalarla doğrudan bağlantı kuruyor ve kitabın genel çerçevesini tamamlıyor.

Bütün bunlara rağmen kitabın eksiksiz olduğu söylenemez. Bana göre en önemli eksikliklerden biri, Çin’in bugünkü yükselişini mümkün kılan tarihsel temelin, özellikle Mao döneminin kurucu rolünün biraz yüzeysel geçilmesi. Deng sonrası reformların ekonomik gelişimde oynadığı role hiç şüphe yok ancak bu sıçramanın önkoşullarını hazırlayan ilk 30 yılın tarihsel ağırlığı daha derin işlenebilirdi sanki… 

Yine de bu eleştiri kitabın değerini hiçbir şekilde azaltmıyor. Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz, adının tersine, Çin hakkında gerçekten bilmemiz gereken temel çerçeveyi berrak ve okunabilir bir özet sunuyor.

Giderek iki kutuplu hale gelen dünyada yalnızca bir kutbu tanıyıp diğerine karşı cehaletle yetinmek mümkün değil. Çin’i anlamak isteyen ama propaganda metinleriyle ideolojik polemikler arasında kaybolmak istemeyen okur için bu kitap güçlü bir başlangıç sunuyor. Özellikle konuya ilk kez eğilecek genç okurlar için yerinde, faydalı ve sahici bir giriş kapısı niteliğinde.

*Çin Hakkında Bilmek İstemedikleriniz, İletişim Yayınları, 2025, 176 sf.

© The Independentturkish


Kingpin'den James Bond Önerisi: "Yeni 007 olmalı"

58 yaşındaki Daniel Craig, sektördeki diğer fırsatları sınırlayabileceğinden korktuğu için James Bond rolünü başlangıçta reddettiğini söylemişti (MGM)
58 yaşındaki Daniel Craig, sektördeki diğer fırsatları sınırlayabileceğinden korktuğu için James Bond rolünü başlangıçta reddettiğini söylemişti (MGM)
TT

Kingpin'den James Bond Önerisi: "Yeni 007 olmalı"

58 yaşındaki Daniel Craig, sektördeki diğer fırsatları sınırlayabileceğinden korktuğu için James Bond rolünü başlangıçta reddettiğini söylemişti (MGM)
58 yaşındaki Daniel Craig, sektördeki diğer fırsatları sınırlayabileceğinden korktuğu için James Bond rolünü başlangıçta reddettiğini söylemişti (MGM)

Daredevil: Born Again'de Kingpin karakterine hayat veren usta oyuncu Vincent D'Onofrio, yeni James Bond için sürpriz bir ismi işaret etti: Rol arkadaşı Arty Froushan.

Dünyanın en ikonik casusluk serisi James Bond, Amazon çatısı altında yeni bir döneme girmeye hazırlanırken, başrol için yürütülen isim tartışmasına ünlü oyuncu 66 yaşındaki D'Onofrio da katıldı. 

Serinin yeni dönemini başlatacak olan Geliş (Arrival) ve Dune: Çöl Gezegeni (Dune) yönetmeni Denis Villeneuve'ün, "taze bir yüz" aradığı konuşulurken, D'Onofrio, Daredevil: Born Again'de sağ kolu Buck'ı canlandıran Arty Froushan'a destek verdi.

Her şey, bir sosyal medya kullanıcısının Arty Froushan ve James Bond'un benzer pozlarını yan yana koyup "Beni bir dinleyin" notuyla paylaştığı gönderiyle başladı.

Vincent D'Onofrio'nun bu paylaşıma kısa ve öz bir şekilde "Katılıyorum" yanıtını vermesi, hayranlar arasında hızla yankı buldu. Birçok kullanıcı bu öneriye destek verirken Henry Cavill, Theo James ve Nicholas Galitzine gibi isimler de listenin üst sıralarında yer almaya devam ediyor.

Neden Arty Froushan?

Froushan'ın adı Bond için ilk kez anılmıyor. Froushan'ın Daredevil: Born Again'de canlandırdığı Buck acımasız bir kötü karakter olsa da soğukkanlı tavrı, takım elbise içerisindeki karizması ve doğal İngiliz aksanı, hayranlara göre onu güçlü bir Bond adayı yapıyor.

Daredevil: Born Again’de Buck Cashman’ı canlandıran 32 yaşındaki Arty Froushan, İran ve Fransız kökenli Britanyalı bir oyuncu (Marvel Television)Daredevil: Born Again’de Buck Cashman’ı canlandıran 32 yaşındaki Arty Froushan, İran ve Fransız kökenli Britanyalı bir oyuncu (Marvel Television)

Daha önce House of the Dragon, Carnival Row ve Downton Abbey: The Grand Finale gibi yapımlarda rol alan Froushan, rakipleri Aaron Taylor-Johnson veya Robert Pattinson gibi isimlere kıyasla daha "taze bir yüz" olması sebebiyle Villeneuve'ün kriterlerine daha yakın duruyor.

Daniel Craig'in mirası

Yeni Bond kim olursa olsun, 15 yıl boyunca karakteri canlandıran Daniel Craig'in ardından bu role gelmek hiç kolay olmayacak. Amazon ve Villeneuve'ün, seriyi modernize ederken Craig'in popülaritesini aratmayacak bir isim üzerinde titizlikle çalıştığı belirtiliyor.

Arty Froushan'ı Bond rolünde görüp görmeyeceğimiz henüz belli değil. Ancak oyuncuyu yakında romantik komedi The Love Hypothesis'te ve Daredevil: Born Again'in yeni bölümlerinde izlemeyi sürdüreceğiz.

Independent Türkçe, ScreenRant, CBR.com


Kingpin'den James Bond Önerisi: "Yeni 007 olmalı"

58 yaşındaki Daniel Craig, sektördeki diğer fırsatları sınırlayabileceğinden korktuğu için James Bond rolünü başlangıçta reddettiğini söylemişti (MGM)
58 yaşındaki Daniel Craig, sektördeki diğer fırsatları sınırlayabileceğinden korktuğu için James Bond rolünü başlangıçta reddettiğini söylemişti (MGM)
TT

Kingpin'den James Bond Önerisi: "Yeni 007 olmalı"

58 yaşındaki Daniel Craig, sektördeki diğer fırsatları sınırlayabileceğinden korktuğu için James Bond rolünü başlangıçta reddettiğini söylemişti (MGM)
58 yaşındaki Daniel Craig, sektördeki diğer fırsatları sınırlayabileceğinden korktuğu için James Bond rolünü başlangıçta reddettiğini söylemişti (MGM)

Daredevil: Born Again'de Kingpin karakterine hayat veren usta oyuncu Vincent D'Onofrio, yeni James Bond için sürpriz bir ismi işaret etti: Rol arkadaşı Arty Froushan.

Dünyanın en ikonik casusluk serisi James Bond, Amazon çatısı altında yeni bir döneme girmeye hazırlanırken, başrol için yürütülen isim tartışmasına ünlü oyuncu 66 yaşındaki D'Onofrio da katıldı. 

Serinin yeni dönemini başlatacak olan Geliş (Arrival) ve Dune: Çöl Gezegeni (Dune) yönetmeni Denis Villeneuve'ün, "taze bir yüz" aradığı konuşulurken, D'Onofrio, Daredevil: Born Again'de sağ kolu Buck'ı canlandıran Arty Froushan'a destek verdi.

Her şey, bir sosyal medya kullanıcısının Arty Froushan ve James Bond'un benzer pozlarını yan yana koyup "Beni bir dinleyin" notuyla paylaştığı gönderiyle başladı.

Vincent D'Onofrio'nun bu paylaşıma kısa ve öz bir şekilde "Katılıyorum" yanıtını vermesi, hayranlar arasında hızla yankı buldu. Birçok kullanıcı bu öneriye destek verirken Henry Cavill, Theo James ve Nicholas Galitzine gibi isimler de listenin üst sıralarında yer almaya devam ediyor.

Neden Arty Froushan?

Froushan'ın adı Bond için ilk kez anılmıyor. Froushan'ın Daredevil: Born Again'de canlandırdığı Buck acımasız bir kötü karakter olsa da soğukkanlı tavrı, takım elbise içerisindeki karizması ve doğal İngiliz aksanı, hayranlara göre onu güçlü bir Bond adayı yapıyor.

Daredevil: Born Again’de Buck Cashman’ı canlandıran 32 yaşındaki Arty Froushan, İran ve Fransız kökenli Britanyalı bir oyuncu (Marvel Television)Daredevil: Born Again’de Buck Cashman’ı canlandıran 32 yaşındaki Arty Froushan, İran ve Fransız kökenli Britanyalı bir oyuncu (Marvel Television)

Daha önce House of the Dragon, Carnival Row ve Downton Abbey: The Grand Finale gibi yapımlarda rol alan Froushan, rakipleri Aaron Taylor-Johnson veya Robert Pattinson gibi isimlere kıyasla daha "taze bir yüz" olması sebebiyle Villeneuve'ün kriterlerine daha yakın duruyor.

Daniel Craig'in mirası

Yeni Bond kim olursa olsun, 15 yıl boyunca karakteri canlandıran Daniel Craig'in ardından bu role gelmek hiç kolay olmayacak. Amazon ve Villeneuve'ün, seriyi modernize ederken Craig'in popülaritesini aratmayacak bir isim üzerinde titizlikle çalıştığı belirtiliyor.

Arty Froushan'ı Bond rolünde görüp görmeyeceğimiz henüz belli değil. Ancak oyuncuyu yakında romantik komedi The Love Hypothesis'te ve Daredevil: Born Again'in yeni bölümlerinde izlemeyi sürdüreceğiz.

Independent Türkçe, ScreenRant, CBR.com