Ünlü doktor cevapladı: Akıllı saatlerin verileri ne kadar güvenilir?

Kalp atış hızından oksijen seviyelerine kadar pek çok şeyi ölçüyorlar

Uzmanlar akıllı saatlerin ne kadar kalori yakıldığını isabetli bir şekilde ölçemediğini söylüyor (Unsplash)
Uzmanlar akıllı saatlerin ne kadar kalori yakıldığını isabetli bir şekilde ölçemediğini söylüyor (Unsplash)
TT

Ünlü doktor cevapladı: Akıllı saatlerin verileri ne kadar güvenilir?

Uzmanlar akıllı saatlerin ne kadar kalori yakıldığını isabetli bir şekilde ölçemediğini söylüyor (Unsplash)
Uzmanlar akıllı saatlerin ne kadar kalori yakıldığını isabetli bir şekilde ölçemediğini söylüyor (Unsplash)

Telefonların pek çok özelliğini barındıran akıllı saatler, sağlık verilerini de takip edebiliyor. 

Özellikle günlük atılan adım sayısını izlemede kullanılan bu teknolojik araçların bazı modelleri, kalp atış hızından oksijen seviyelerine kadar çeşitli ölçümler yapabiliyor. 

Öte yandan bu verilerin doğruluğu uzmanlar tarafından tartışılıyor. 

CNN'in sağlıklı yaşam uzmanı Dr. Leana Wen, akıllı saatlerin yaptığı ölçümlere ne kadar güvenilmesi gerektiğini detaylıca açıkladı. 

Kendisi de akıllı saat kullanan Dr. Wen, ABD merkezli yayın kuruluşuna verdiği söyleşide, bu cihazlardan nasıl daha çok fayda sağlanabileceğine dair önerilerini de paylaştı. 

Pek çok uzman akıllı saatlerin adım sayma özelliğinin genellikle doğru sonuçlar verdiğini söylüyor. 

Dr. Wen günlük adım sayısı hedefi belirlemenin, kalp hastalıkları riskini düşürebileceğini belirterek akıllı saatlerin bu açıdan yararlı olduğunu ekliyor:

İnsanlara hedeflerini hatırlatarak onları daha fazla adım atmaya teşvik edebilir.

Uzman ayrıca kalp atış hızını ölçebilen cihazların, özellikle sporcular için elverişli olabileceği görüşünde. 

Öte yandan bu verilerin doğruluğu cihazın kalitesine göre değişiklik gösteriyor. 2023'te yapılan bir çalışmada, kalp atış hızı verilerinin egzersiz yoğunluğuna ve kişinin kollarını hareket ettirip ettirmemesine göre ciddi değişkenlik gösterdiği bulunmuştu.  

Bazı akıllı saatler, kalp ritmindeki düzensizlikleri ve vücudun oksijen seviyelerini de ölçüyor. Ancak Dr. Wen ve pek çok doktor, bu verilere her zaman güvenilmemesini tavsiye ediyor. 

Bu teknolojik aletlerin, tıbbi cihazların yerini alamayacağını söyleyen Dr. Wen, kişinin kendi vücuduna kulak vermesini söylüyor:

Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, göğüs ağrısı, baş dönmesi veya başka tuhaf duygular hissedince, akıllı saatiniz kalp atış hızı ve ritminizin normal olduğunu söylese bile doktorunuza başvurmalısınız.

Yine de ABD Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA) bazı modellere kalp ritim bozukluğunu ölçme açısından onay verdiğini ekliyor. Acil serviste çalışan doktor, akıllı saatin kalpte anormal bir durum yaşandığını göstermesi durumunda bir uzmana başvurulması gerektiğini söylüyor. 

Akıllı saatlerin oksijen seviyelerini yeterince iyi ölçmediği görülüyor. Dr. Wen, akciğerlerinde sorun olan kişilerin, daha güvenli sonuçlar veren pulse oksimetre adlı cihazlardan alabileceğini ifade ediyor. 

Kan şekeri seviyesini takip etmek için de akıllı saatlerin kullanılmamasını belirten doktor şöyle ekliyor: 

İlaç dozunu belirlemek için doğru ölçümlere ihtiyaç duyan diyabet hastaları, kan şekeri ölçümleri yanlışsa çok az veya çok fazla ilaç alabilir. Bu da tehlikeli olabilir. 

Bazı akıllı saatler sağlık verilerinin yanı sıra uyku durumunu da takip ediyor. Dr. Wen bu bilgilerin, daha iyi bir uyku çekmesine yardımcı olduğunu söylüyor:

Akıllı saatimin bana uyku kalitesi ve süresiyle ilgili sunduğu verileri seviyorum. Bunları uyduğum ortamda yaptığım değişimlerle kıyaslayarak hangi değişikliklerin işe yarayıp yaramadığını görebiliyorum.

Öte yandan vücudun hareketlerine göre uykuyu takip eden cihazların verisi pek güvenli olmayabilir. Uzmanlar daha yeni modellerin bu açıdan gelişme kaydettiğini söylüyor.

Independent Türkçe, CNN, Australian Broadcasting Corporation, National Library of Medicine 



Kahve mi çay mı? Kemik sağlığı için hangisi daha iyi?

Sabahları alışkanlık haline gelen kahve veya çay tüketimi kemik sağlığınızı etkileyebilir (Reuters)
Sabahları alışkanlık haline gelen kahve veya çay tüketimi kemik sağlığınızı etkileyebilir (Reuters)
TT

Kahve mi çay mı? Kemik sağlığı için hangisi daha iyi?

Sabahları alışkanlık haline gelen kahve veya çay tüketimi kemik sağlığınızı etkileyebilir (Reuters)
Sabahları alışkanlık haline gelen kahve veya çay tüketimi kemik sağlığınızı etkileyebilir (Reuters)

Yaş ilerledikçe kemik sağlığının korunması daha da önem kazanıyor. Özellikle menopoz sonrası kadınlarda osteoporoz görülme oranı yükseliyor. Kemiklerin güçlü kalmasında beslenme önemli bir rol oynarken birçok kişi her sabah tükettiği kahve veya çayın bu konuda etkili olup olmadığını merak ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Health’ten aktardığı habere göre çay ve kahvenin kemik sağlığı üzerindeki etkileri arasındaki önemli farklılıkları ele aldı.

Çay daha iyi bir seçenek olabilir

2025 yılında yaklaşık 10 bin yaşlı kadının katılımıyla gerçekleştirilen bir araştırmada çay tüketiminin daha yüksek kalça kemiği yoğunluğuyla ilişkili olduğu belirlendi.

Buna karşılık günde yaklaşık 2-3 fincan gibi ölçülü miktarda kahve tüketiminin kemik sağlığı üzerinde belirgin bir fayda veya zararla ilişkili olmadığı görüldü.

Ancak günde 5 fincandan fazla kahve tüketen kadınlarda kemik yoğunluğunun daha düşük olduğu tespit edildi. Bu bulgu, aşırı kahve tüketiminin kemik sağlığı üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olabileceğine işaret ediyor.

2025 yılında yaklaşık 50 bin menopoz sonrası kadının katılımıyla gerçekleştirilen başka bir araştırmada da çay tüketiminin iskeletin çeşitli bölgelerinde daha yüksek kemik yoğunluğuyla ilişkili olduğu, bunun yanı sıra osteoporoz ve kırık riskinin daha düşük olduğu belirlendi.

Çay neden daha yüksek kemik yoğunluğuyla ilişkilendiriliyor?

Uzmanlar, bu ilişkinin olası nedenlerinden birinin çayın içerdiği antioksidanlar olduğunu düşünüyor.

British Columbia Üniversitesi'nde endokrinoloji profesörü Fadi Hanna Shamouni, çayın hücrelerin korunmasına ve iltihaplanmanın azaltılmasına yardımcı olan faydalı bitkisel bileşikler olan polifenoller açısından zengin olduğunu belirtti.

Beslenme uzmanı Lauren Manaker ise “Çay, kateşin gibi polifenol bileşikleri içeriyor. Bu bileşikler iltihaplanmayı azaltmaya ve kemiklerin oluşumu ile korunmasında rol oynayan doğal süreçleri desteklemeye yardımcı olabilir” dedi.

Peki ya kahve?

Kahve de klorojenik asit gibi faydalı bitkisel bileşikler içeriyor. Ancak kahvedeki kafein miktarı daha yüksek. Kafein ise kalsiyumun emilimini etkileyebiliyor.

Bu etkinin özellikle yeterli miktarda kalsiyum alan kişilerde sınırlı olduğu görülüyor. Bununla birlikte bazı araştırmalar, aşırı kafein tüketimini kemik sağlığındaki gerilemeyle ilişkilendiriyor.

Her zamanki içeceğinizi değiştirmeli misiniz?

Araştırma sonuçları çaya küçük bir üstünlük sağlasa da uzmanlar yalnızca bu bulgulara dayanarak beslenme alışkanlıklarının değiştirilmemesi gerektiği uyarısında bulunuyor.

Bunun nedeni, mevcut araştırmaların büyük bölümünün gözlemsel nitelikte olması. Bu tür çalışmalar farklı faktörler arasında ilişki bulunduğunu ortaya koyarken çay tüketiminin kemik sağlığındaki iyileşmenin doğrudan nedeni olduğunu kanıtlamıyor.

Ayrıca araştırmalarda tespit edilen farklılıkların sınırlı olduğu belirtiliyor.

Shamouni, “Hem kahve hem de çay, ölçülü tüketildiğinde kemik sağlığını destekleyen genel bir beslenme düzeninin parçası olabilir. Ancak bunların hiçbiri kemik yoğunluğunu artırmak veya korumak için temel bir strateji olarak görülmemeli” dedi.

New York Üniversitesi Langone Sağlık Merkezi'nde endokrinoloji uzmanı Rachel B. Pollak da bu görüşe katılarak “İçecek tercihi, kemik sağlığı açısından diğer daha önemli faktörlerle karşılaştırıldığında ikincil bir etken” değerlendirmesinde bulundu.

Pollak, bu faktörlerin yeterli miktarda kalsiyum ve D vitamini almak, düzenli olarak kuvvet egzersizleri yapmak, alkol tüketimini sınırlamak ve sigaradan uzak durmak olduğunu söyledi.


50 yaşından sonra göz ardı edilmemesi gereken 8 ani belirti ve sağlık sorunu

Yaş ilerledikçe kemikler daha kırılgan hale gelebilir (EPA)
Yaş ilerledikçe kemikler daha kırılgan hale gelebilir (EPA)
TT

50 yaşından sonra göz ardı edilmemesi gereken 8 ani belirti ve sağlık sorunu

Yaş ilerledikçe kemikler daha kırılgan hale gelebilir (EPA)
Yaş ilerledikçe kemikler daha kırılgan hale gelebilir (EPA)

Yaş ilerledikçe, gençlik döneminde geçici olduğu düşünülen bazı ağrı ve sızılar artık mutlaka göz ardı edilmemesi gereken sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Şarku’l Avsat’ın WebMD'den aktardığı habere göre 50 yaşından sonra bazı sağlık sorunları aniden ortaya çıkabilir. İlk bakışta hafif görünen bazı belirtiler ise dikkat ve tıbbi müdahale gerektiren durumlara işaret edebilir.

Kalp krizi

Kalp krizi, kişinin karşılaşabileceği en ciddi sağlık sorunlarından biridir. Her yıl yaklaşık 735 bin vaka kaydediliyor. 50 yaşındaki bir erkeğin yaşamının bir döneminde kalp hastalığına yakalanma ihtimalinin yaklaşık yüzde 50 olduğu belirtiliyor.

En yaygın belirtiler arasında göğüs ağrısı, nefes darlığı, sırt, omuz veya boyun bölgesinde ağrı yer alıyor. Ayrıca terleme, baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma isteği de görülebiliyor.

Sağlıklı kiloyu korumak, sigara kullanmamak ve düzenli egzersiz yapmak kalp hastalığı riskinin azaltılmasına yardımcı olabilir.

İnme

İnme, beynin bazı bölgelerine yeterli kan gitmemesi sonucu meydana gelir. Bu durum, söz konusu bölgelerdeki beyin hücrelerinin ölmeye başlamasına yol açar.

Yüzde, kollarda veya bacaklarda ani güçsüzlük ya da uyuşma, bulunduğu yeri belirleyememe, kafa karışıklığı veya konuşma güçlüğü yaşanması halinde derhal tıbbi yardım alınması gerekir.

Tansiyonu normal seviyelerde tutmak, düşük kolesterollü bir beslenme düzeni uygulamak, stresi kontrol altında tutmak, düzenli egzersiz yapmak ve sigarayı bırakmak inme riskini azaltabilir.

Anevrizma

Kalp hastalığı ve inme riskini azaltmaya yardımcı olan birçok yaşam tarzı değişikliği, anevrizma riskinin düşürülmesine de katkı sağlayabilir.

Anevrizma, bir atardamarın duvarının zayıflayarak dışa doğru balonlaşmasıyla oluşuyor. Damar duvarının yırtılması halinde ciddi iç kanama veya inme meydana gelebilir.

Belirtiler arasında ağrı, mide bulantısı, baş dönmesi, cildin soğuk ve nemli olması ile kalp atışlarının hızlanması yer alıyor.

Safra taşları

Safra taşları, vücudun atık maddelerden kurtulmasına yardımcı olan safra sıvısından oluşan sert yapılardır. Bu taşlar, karaciğerin altında bulunan küçük bir organ olan safra kesesinden çıkarken sıkışabilir.

Safra taşlarının boyutu kum tanesinden golf topuna kadar değişebilir. Taşlar, karnın üst kısmında veya göbek çevresinde şiddetli ağrıya neden olabilir.

Obezite, diyabet veya Crohn (bağırsak) hastalığı bulunan kişilerde ve düzenli egzersiz yapmayanlarda safra taşı görülme ihtimali daha yüksek.

Akut pankreatit

Akut pankreatit bazı durumlarda safra taşlarından kaynaklanabilir. Pankreasın iltihaplanması olan bu hastalık, sindirime yardımcı olan enzimleri ve insülin gibi hormonları üreten organı etkiliyor.

Akut pankreatit şiddetli karın ağrısı, mide bulantısı, kusma ve ateşe neden olabilir ve hayati tehlike oluşturabilir. Bu nedenle söz konusu belirtilerin görülmesi halinde derhal tıbbi yardım alınması gerekir.

Akut pankreatit; aşırı alkol tüketimi, kandaki kalsiyum seviyesinin yükselmesi veya trigliserit olarak bilinen yağ türünün yüksek seviyelere ulaşması nedeniyle de ortaya çıkabilir.

Kemik kırıkları

Kemik kırıkları her yaşta meydana gelebilir. Ancak yaş ilerledikçe kemikler daha kırılgan hale gelebilir ve kırılma riski artabilir.

Kemik kütlesinin kaybıyla ortaya çıkan osteoporoz (kemik erimesi), özellikle ileri yaştaki kadınlarda yaygın görülüyor.

Kalsiyum ve D vitamini, bu sürecin yavaşlatılmasına veya ilerlemesinin önlenmesine yardımcı olabilir. Ayrıca kemiklerin gücünü korumaya ve hatta yeniden oluşmasına yardımcı olan bazı ilaçlar da bulunuyor.

Vertigo

Ani şekilde baş dönmesi yaşanması, vertigo adı verilen bir durumun belirtisi olabilir. Bu durum, iç kulakta bulunan ve vücudun dengesini korumaya yardımcı olan küçük kristallerin yer değiştirmesi sonucu ortaya çıkabilir.

Yaş ilerledikçe bu kristallerin olması gereken yerde sabit kalmaması nedeniyle vertigo görülme ihtimali artabilir.

Doktorlar, söz konusu parçacıkları yeniden doğru konumlarına getirmeyi amaçlayan bir dizi baş hareketiyle bu durumu tedavi edebilir.

Gut

Gut, genellikle ayak başparmağındaki eklem olmak üzere bir eklemde ani ağrı ve şişlikle kendini gösteriyor. Vücutta ürik asit birikmesinin neden olduğu bir artrit türü olan gut, bazı risk faktörleriyle ilişkilendiriliyor.

Yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçları almak, kırmızı et ve kabuklu deniz ürünlerini tüketmek ve alkol kullanmak gut riskini artırabilir.

Gazlı içeceklerde kullanılan fruktoz adlı şeker türü de gut riskini artırırken, obezite de hastalıkla ilişkili risk faktörleri arasında yer almaktadır.


Farkında olmadan hafızanızı zayıflatan 5 günlük alışkanlık

Uyku eksikliği, akıl yürütme ve dikkatten sorumlu bölge olan prefrontal korteksi doğrudan etkiler (Arşiv - Reuters)
Uyku eksikliği, akıl yürütme ve dikkatten sorumlu bölge olan prefrontal korteksi doğrudan etkiler (Arşiv - Reuters)
TT

Farkında olmadan hafızanızı zayıflatan 5 günlük alışkanlık

Uyku eksikliği, akıl yürütme ve dikkatten sorumlu bölge olan prefrontal korteksi doğrudan etkiler (Arşiv - Reuters)
Uyku eksikliği, akıl yürütme ve dikkatten sorumlu bölge olan prefrontal korteksi doğrudan etkiler (Arşiv - Reuters)

Günlük hayatımızın rutinine farkına bile varmadan yerleşen bazı basit alışkanlıklar, zamanla zihinsel keskinliğimiz ve konsantrasyon kapasitemiz üzerinde belirgin etkiler bırakabiliyor.

Araştırmalar, hafızanın yalnızca yaşlanmadan etkilenmediğini, benimsenen yaşam tarzıyla da doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor. Yetersiz uyku, uzun süre oturmak, kronik stres, ekranların aşırı kullanımı ve fiziksel aktivitenin ihmal edilmesi gibi alışkanlıklar, beynin işlevlerini zaman içinde olumsuz etkileyebiliyor.

Neyse ki hafızanın sağlığını korumak ve bilişsel kapasiteyi desteklemek için büyük değişikliklere ihtiyaç yok. Yeterli uyumak, düzenli hareket etmek ve zihinsel performansı uzun vadede destekleyen dengeli bir yaşam tarzı benimsemek bu sürecin temelini oluşturuyor.

İşte hafızayı olumsuz etkileyebilen başlıca günlük alışkanlıklar ve bunların etkilerini azaltmaya yönelik bazı öneriler:

Yetersiz uyku

Yetersiz uyku, beynin yeni bilgileri düzenleyip depolamasını ve sinir hücrelerindeki atık maddeleri temizlemesini engelleyerek hafızayı doğrudan olumsuz etkiliyor.

Nörobilim ve psikiyatri alanındaki güncel araştırmalar, yetersiz uyku ile hafıza sorunları arasındaki ilişkinin yalnızca yorgunluk hissinden ibaret olmadığını, beynin yapısı ve işlevlerini doğrudan etkileyen hayati bir süreç olduğunu gösteriyor.

Uyku eksikliği, akıl yürütme, planlama ve dikkat gibi işlevlerden sorumlu prefrontal korteksi doğrudan etkiliyor. Bu bölgenin işlevlerinin bozulması seçici dikkatin azalmasına yol açıyor. Başka bir ifadeyle beyin, bazı ayrıntıları daha en başından yeterince algılayamadığı için bunları hafızaya aktaramıyor. Bu durum, kişinin yaşadığı “beyin sisi” hissini açıklıyor.

Araştırmalar, uyku düzeninin erken dönemde iyileştirilmesi, düzenli olarak yaklaşık 90 dakikalık şekerlemeler yapılması ve egzersiz uygulanmasının zihinsel performansın, konsantrasyonun ve hafıza oluşturma kapasitesinin önemli bir bölümünün yeniden kazanılmasına yardımcı olabileceğini gösteriyor.

Uzun süre oturmak

Uzun süre oturmak, kan akışının azalması ve öğrenme ile hafızadan sorumlu hipokampus bölgesinde meydana gelen olumsuz değişimler nedeniyle hafızayı ve bilişsel işlevleri zayıflatabiliyor.

Tıp ve nörobilim alanındaki araştırmalar, özellikle günün büyük bölümünü oturarak geçiren hareketsiz yaşam tarzı ile hafıza zayıflığı ve bilişsel gerileme arasında doğrudan bir bağlantı bulunduğuna işaret ediyor.

Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi'nde (UCLA) manyetik rezonans görüntüleme yöntemi kullanılarak gerçekleştirilen önemli bir araştırmada, uzun süre oturmanın medial temporal lobda incelme ve hasarla bağlantılı olduğu ortaya kondu. Beynin bu bölgesi yeni anıların oluşması ve hatırlanmasında rol oynuyor ve hipokampusu da içeriyor.

Araştırmada dikkat çeken bir başka bulgu ise egzersizin, kişinin günün geri kalanında uzun saatler boyunca oturması halinde bu incelmeyi tamamen önleyememesi oldu. Buna göre uzun süre kesintisiz oturmak başlı başına bir risk faktörü olarak değerlendiriliyor.

Bu etkiyi azaltmak için bilimsel öneriler

Oturmaya ara verin: Her 30 dakikada bir 2-3 dakika ayağa kalkıp hareket etmek, beyne giden kan ve oksijen akışını artırmaya yardımcı oluyor.

Çalışırken hafif egzersiz yapın: Kısa yürüyüşler yapmak veya esneme hareketleri uygulamak uzun süre hareketsiz kalmanın etkilerini azaltabilir.

Kronik stres

Fizyolojik ve nörolojik araştırmalar, kronik stresin yalnızca psikolojik bir durum veya baskı ve tükenmişlik hissinden ibaret olmadığını, beyinde ve bilişsel işlevlerde belirgin değişikliklere yol açan sürekli bir hormonal ve kimyasal tepki olduğunu ortaya koyuyor. Hafıza da bu süreçten doğrudan etkileniyor.

Vücut sürekli stres altında kaldığında yüksek miktarda kortizol salgılıyor. Bu durum, anıların depolanmasında başlıca rol oynayan hipokampus üzerinde yoğun bir baskı oluşturuyor. Zamanla tekrarlanan bu hormonal etkiler sinir hücrelerinde gerilemeye ve zihinsel esnekliğin azalmasına yol açabiliyor.

Bunun sonucunda kişi, basit ayrıntıları hatırlamakta veya yeni bilgileri öğrenmekte zorlanırken sürekli bir “beyin sisi” yaşayabiliyor.

Hafızanızı stresten nasıl koruyabilirsiniz?

Kronik stresle mücadele etmek için bir anda köklü değişiklikler yapmak gerekmiyor. Beynin korunmasına yardımcı olacak günlük ve basit adımlarla başlanabilir.

Birkaç dakikayı nefes egzersizlerine ayırmak, düzenli olarak yürümek ve büyük görevleri küçük hedeflere bölmek, yüksek kortizol seviyelerinin oluşturduğu stres döngüsünün kırılmasına yardımcı olabilir. Bu alışkanlıklar yalnızca zihinsel rahatlama sağlamıyor, aynı zamanda beynin hafızadan sorumlu bölümünün kendini toparlama ve yenileme kapasitesini destekliyor.

Ekranlara aşırı maruz kalmak

Nörolojik ve davranışsal araştırmalar, akıllı telefon, bilgisayar ve televizyon gibi ekranlara aşırı maruz kalmanın beynin yapısı ve bilişsel işlevleri üzerinde, özellikle de hafıza ve bilgiyi kavrama kapasitesi açısından belirgin etkiler oluşturabileceğine işaret ediyor.

Ekranların ve akıllı cihazların olumsuz etkileri yalnızca göz yorgunluğuyla sınırlı kalmıyor. Uygulamalar arasında hızla geçiş yapmak zihni sürekli dikkat değiştirmeye alıştırarak çalışma belleğinin, dolayısıyla kavrama ve konsantrasyon kapasitesinin zayıflamasına yol açabiliyor.

Bunun yanı sıra günlük hayatın en küçük ayrıntılarını dahi cihazlarda saklamaya giderek daha fazla bağımlı hale gelmemiz, hafızanın daha az kullanılmasına neden olabiliyor.

Ekranlardan yayılan mavi ışık da derin uyku için gerekli olan uyku düzenini bozabiliyor. Mavi ışık, uykuya yardımcı olan melatonin hormonunun salgılanmasını baskılayarak uykusuzluğa veya derin uyku süresinin azalmasına yol açabiliyor.

Araştırmalar, derin uykunun hipokampusun anıları pekiştirerek kalıcı depolamaya aktardığı temel aşamalardan biri olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla ekran kullanımı nedeniyle bozulan uyku düzeni hafızayı da doğrudan olumsuz etkileyebiliyor.

Fiziksel aktiviteyi ihmal etmek

Tıp ve nörobilim alanındaki araştırmalar, hareketsizliğin ve fiziksel aktivitenin ihmal edilmesinin yalnızca fiziksel kondisyonu veya kalp sağlığını olumsuz etkilemediğini, aynı zamanda beynin yapısı ve öğrenme ile hafıza kapasitesi üzerinde de doğrudan etkiler oluşturduğunu gösteriyor.

Hareketsizlik ve uzun süre oturmak yalnızca bedensel sağlığı etkilemiyor, aynı zamanda beyin hücrelerinin gelişimini destekleyen doğal uyarıcılardan birinden mahrum bırakıyor. Hareket etmek ve egzersiz yapmak, sinir hücreleri arasındaki bağlantıların esnekliğini destekleyen BDNF adlı proteinin salgılanmasını artırıyor. Bu protein, hafızanın merkezi olan hipokampusu küçülme ve işlev kaybına karşı korumaya yardımcı oluyor.

Buna karşılık fiziksel aktivitenin ihmal edilmesi, beyne ulaşan kan ve oksijen akışının azalmasına neden olabiliyor. Bunun sonucunda beynin yeni bilgileri öğrenme ve eski ayrıntıları hatırlama kapasitesi olumsuz etkilenebiliyor.

Hareketsizliğin üstesinden gelip hafızanızı nasıl koruyabilirsiniz?

Hareketsiz yaşam tarzını değiştirmek için ağır egzersizler yapmak veya spor salonunda saatler geçirmek gerekmiyor. Sürece basit ve sürdürülebilir davranış değişiklikleriyle başlanabilir.

Günlük programa 20 dakikalık tempolu bir yürüyüş eklemek veya çalışma sırasında her saat birkaç dakika hareket etmeye özen göstermek, kan dolaşımını canlandırarak beyin hücrelerine oksijen ve besin taşınmasını destekleyebilir.

Bu basit alışkanlıklar BDNF proteininin salgılanmasını da destekleyerek hafızanın merkezindeki hipokampusun korunmasına ve zihinsel berraklık ile konsantrasyonun desteklenmesine yardımcı olabilir.