Strese yol açan kişiler yaşlanmayı hızlandırıyor

Uzmanlar aynı ilişkinin genellikle hem olumlu hem de olumsuz yanları olduğuna dikkat çekiyor (Pexels)
Uzmanlar aynı ilişkinin genellikle hem olumlu hem de olumsuz yanları olduğuna dikkat çekiyor (Pexels)
TT

Strese yol açan kişiler yaşlanmayı hızlandırıyor

Uzmanlar aynı ilişkinin genellikle hem olumlu hem de olumsuz yanları olduğuna dikkat çekiyor (Pexels)
Uzmanlar aynı ilişkinin genellikle hem olumlu hem de olumsuz yanları olduğuna dikkat çekiyor (Pexels)

Araştırmacılar, strese yol açan arkadaş ve akrabaların kişinin biyolojik yaşlanmasını hızlandırabileceğini tespit etti.

Başkalarıyla kurduğumuz ilişkiler sağlığımızı etkiliyor. Aile üyeleri ve arkadaşlar, zor zamanlarda destek sunarak ruh sağlığını güçlendirebiliyor ve sağlıklı alışkanlıkları teşvik edebiliyor.

Öte yandan ilişkilerin negatif yönü, pozitif etkileri kadar araştırılmış bir konu değil. 

ABD'li araştırmacılar bu ilişkilerin biyolojik yaşlanmaya etkisini incelemek adına yaşları 18'le 103 arasında değişen 2345 katılımcıyla bir çalışma yürüttü.

Katılımcılardan, birlikte vakit geçirdikleri,  kişisel ya da sağlıkla ilgili konuları paylaştıkları ya da sağlık alışkanlıklarını etkileyen kişilerin isimlerini belirtmeleri istendi. 

Ayrıca çevrelerinde kendilerine sık sık stres yaşatan ya da hayatlarını zorlaştıran kişiler olup olmadığı da soruldu. Araştırmacılar bu kişileri "sinir bozucu" diye sınıflandırdı ve sadece sürekli strese yol açanları gruba dahil etti.

Katılımcıların yaklaşık yüzde 30'u sosyal çevrelerinde en az bir, yüzde 10'u ise en az iki sinir bozucu kişi olduğunu bildirdi.

Bilim insanları katılımcılardan aldıkları tükürük örneklerini inceleyerek biyolojik yaşlanmayı iki ölçüt üzerinden değerlendirdi: bedenin takvim yaşına kıyasla ne kadar yaşlı göründüğü ve yaşlanma sürecinin ne kadar hızlı ilerlediği.

Bulguları hakemli dergi PNAS'te yayımlanan çalışmaya göre, kişinin hayatındaki her bir "sinir bozucu" kişi, biyolojik yaşın yaklaşık 9 ay daha ileri görünmesi ve yaşlanma hızının yüzde 1,5 artmasıyla ilişkili.

New York Üniversitesi'nden Dr. Byungkyu Lee, yazarları arasında yer aldığı çalışma hakkında "En çarpıcı tarafı, olumsuz sosyal bağların sadece katılımcıların bildirdiği stres ya da ruh sağlığı sorunlarıyla değil, biyolojik yaşlanmanın moleküler ölçümleriyle de bağlantılı olmasıydı" diyor.

Çalışmada bu kişiler aile üyesiyse etkilerin daha da şiddetlendiği gözlemlendi. Bu durum, daha uzun süreli, hayatımızda merkezi bir rol oynayan aile üyelerinden uzak durmanın zorluğuyla bağlantılı olabilir.

Dr. Lee "Bu sinir bozucu kişi, sürekli çatışma yaratan bir ebeveyn veya kardeş, zamanınızı ve duygusal enerjinizi düzenli olarak tüketen bir arkadaş veya yakın çevrenizdeki başka bir kişi olabilir" diyerek ekliyor:

Günlük hayatta bu, sürekli yardım isteyen veya sizi eleştiren bir aile üyesi, dramatik olaylar yaratan bir arkadaş veya ilişkinin sizi strese sokmasına rağmen ilgilenmek zorunda hissettiğiniz biri gibi görünebilir.

Bilim insanları ilginç bir şekilde, sinir bozucu grubuna giren eş veya partnerlerin aynı negatif etkileri yaratmadığını tespit etti. Bunun nedeni, ortak rutinlerin veya duygusal yakınlığın olumlu yönlerinin, stresin olumsuz taraflarını dengelemesi olabilir.

Araştırmacılar ayrıca bazı kişilerin, hayatlarında bu türden kişiler barındırmaya daha yatkın olabileceğine dikkat çekiyor.

Çalışmada bu sayının kadınlarda, düzenli sigara içenlerde, sağlık durumu daha kötü kişilerde ve zor bir çocukluk geçirenlerde daha yüksek olduğu saptandı.

Dr. Lee bu durumu şöyle açıklıyor: 

Bunun muhtemel açıklamalarından biri şu: Zaten daha fazla stres yaşayan veya daha az kaynağa sahip kişilerin zor ilişkilerden kaçınma, bunları hafifletme veya onlardan uzaklaşma becerisi daha düşük olabilir. Bu da kronik gerginliğin gündelik hayata daha kolay yerleşmesine yol açabilir.

Araştırma, sosyal bağlantıları güçlendirmek önem taşısa da hayatımızda bizi strese sokan ilişkilere de dikkat etmemiz gerektiğini vurguluyor.

Independent Türkçe, Science Alert, BBC Science Focus, PNAS



Dünya Sağlık Örgütü’nün “Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu” ilanı ne anlama geliyor?

Kongo'da bir izolasyon çadırında tutulan Ebola hastasına sağlık çalışanları müdahale ediyor (Arşiv - AP)
Kongo'da bir izolasyon çadırında tutulan Ebola hastasına sağlık çalışanları müdahale ediyor (Arşiv - AP)
TT

Dünya Sağlık Örgütü’nün “Uluslararası Halk Sağlığı Acil Durumu” ilanı ne anlama geliyor?

Kongo'da bir izolasyon çadırında tutulan Ebola hastasına sağlık çalışanları müdahale ediyor (Arşiv - AP)
Kongo'da bir izolasyon çadırında tutulan Ebola hastasına sağlık çalışanları müdahale ediyor (Arşiv - AP)

Dünya Sağlık Örgütü, bugün yaptığı açıklamada Ebola virüsü salgını nedeniyle Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Uganda için “uluslararası halk sağlığı acil durumu” ilan etti.

Peki bu ilan ne anlama geliyor?

Şarku’l Avsat’ın Dünya Sağlık Örgütü’nün resmi internet sitesinden aktardığı bilgilere göre “uluslararası halk sağlığı acil durumu” ifadesi, “küresel sağlık tehdidi oluşturan olağanüstü bir olay” anlamına geliyor. Bu mekanizma, örgütün bir riskin tek bir ülkenin sınırlarını aşabileceğini ve uluslararası düzeyde eş güdümlü bir müdahale gerektirdiğini düşündüğü durumlarda kullanılıyor.

Örgütün açıklamalarına göre bu ilan, olayın “ciddi, ani, alışılmadık veya beklenmedik” olması ve hastalığın uluslararası yayılım yoluyla diğer ülkeler için sağlık riski oluşturması halinde devreye giriyor.

fvvf
Kongo'daki bir Ebola tedavi merkezindeki sağlık çalışanları (Arşiv - AP)

Bu ilan, Dünya Sağlık Örgütü’ne uluslararası çabaları koordine etmek için daha geniş yetkiler sağlıyor. Bunlar arasında seyahat ve ticarete ilişkin geçici tavsiyeler yayımlamak, ülkeleri bilgileri hızlı şekilde paylaşmaya teşvik etmek ve tarama, izolasyon ile sağlık gözetimi önlemlerini güçlendirmek yer alıyor. Ayrıca hükümetleri tıbbi ve mali kaynakları acil şekilde seferber etmeye yönlendiriyor.

Bu durum hastalığın küresel salgına dönüştüğü anlamına mı geliyor?

Her ne kadar bu ilan hastalığın mutlaka küresel salgına dönüştüğü anlamına gelmese de, durumun hızlı şekilde kontrol altına alınmaması halinde kontrolden çıkabileceğine dair uluslararası topluma verilen en üst düzey uyarı olarak kabul ediliyor.

Dünya Sağlık Örgütü daha önce bu sınıflandırmayı Koronavirüs hastalığı ve maymun çiçeği hastalığı gibi krizlerde de kullanmıştı.

Uluslararası halk sağlığı acil durumu ilanı ne zaman sona erer?

Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Acil Durum Komitesi, sağlık durumunu düzenli olarak, genellikle yaklaşık her üç ayda bir gözden geçirerek krizin acil durum statüsünün sürdürülmesini gerektirip gerektirmediğini değerlendiriyor.

İlan, örgütün genel direktörünün uzman tavsiyelerine dayanarak hastalığın kontrol altına alındığına veya uluslararası yayılma riskinin büyük ölçüde azaldığına karar vermesiyle resmen sona eriyor.


Kruvaziyer tatillerinde sağlık riskleri: Enfeksiyonlardan korunmak için neler yapılmalı?

Hantavirüs salgınından etkilenen “MV Hondius” adlı kruvaziyer gemisi (Reuters)
Hantavirüs salgınından etkilenen “MV Hondius” adlı kruvaziyer gemisi (Reuters)
TT

Kruvaziyer tatillerinde sağlık riskleri: Enfeksiyonlardan korunmak için neler yapılmalı?

Hantavirüs salgınından etkilenen “MV Hondius” adlı kruvaziyer gemisi (Reuters)
Hantavirüs salgınından etkilenen “MV Hondius” adlı kruvaziyer gemisi (Reuters)

Kruvaziyer seyahatleri, eğlence, dinlenme ve farklı destinasyonları tek yolculukta keşfetme imkânını bir araya getiren özel deneyimler arasında yer alıyor. Ancak bu tür seyahatler, tüm cazibesine rağmen özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda enfeksiyon ve hastalık riskini artırabiliyor.

Uzmanlar, kruvaziyer gemilerini “yüzen şehirler” olarak tanımlıyor. Dünyanın farklı bölgelerinden binlerce yolcunun aynı alanları ve havayı uzun süre paylaşması, bazı bulaşıcı hastalıkların yayılma ihtimalini yükseltiyor.

Bu hastalıklar arasında grip, Kovid-19, RSV olarak bilinen solunum sinsityal virüsü, norovirüs ve lejyonella bakterisi öne çıkıyor.

Son dönemde Hollanda bandıralı bir kruvaziyer gemisinde hantavirüs vakalarının görülmesi de deniz yolculuklarındaki sağlık risklerini yeniden gündeme taşıdı.

Riskler yalnızca enfeksiyonlarla sınırlı değil. Deniz tutması, susuz kalma ve güneş yanıkları da yolcuların konforunu etkileyebilen yaygın sorunlar arasında yer alıyor.

Bununla birlikte uzmanlara göre, seyahat öncesinde doğru hazırlık yapmak ve yolculuk sırasında temel sağlık kurallarına uymak, bu riskleri büyük ölçüde azaltabiliyor. Şarku’l Avsat’ın Healthline sitesinden aktardığı habere  göre alınacak basit önlemler, daha güvenli ve rahat bir tatil sağlayabiliyor.

Sağlıklı bir kruvaziyer yolculuğu için nasıl hazırlanmalı?

Sağlık planlamasının, seyahatten haftalar hatta aylar önce başlaması öneriliyor. Böylece yolculuk sırasında yaşanabilecek olası sağlık sorunlarının önüne geçilebiliyor.

Seyahatten 4-6 hafta önce aşı yaptırın

Centers for Disease Control and Prevention (CDC), seyahatten en az 4 ila 6 hafta önce doktora başvurulmasını tavsiye ediyor.

Uzmanlar, grip ve COVID-19 aşılarının güncel olmasının önemine dikkat çekerken, risk grubundaki yolcular için RSV aşısının da gerekli olabileceğini belirtiyor.

Doktorlar ayrıca seyahat edilen bölgeye göre ek aşılar veya koruyucu ilaçlar önerebiliyor.

Uyku düzeninizi önceden ayarlayın

Kruvaziyer limanına ulaşmak için çoğu zaman uçak yolculuğu gerekiyor. Özellikle farklı saat dilimlerine yapılan seyahatler “jet lag” olarak bilinen biyolojik ritim bozukluğuna yol açabiliyor.

Bu durum yorgunluk, sindirim sorunları ve uyku düzensizlikleri gibi problemlere neden olabiliyor.

Uzmanlar, etkileri azaltmak için seyahatten 2-3 gün önce uyku saatlerinin gidilecek ülkenin saatine göre kademeli olarak değiştirilmesini öneriyor.

Sağlık çantası hazırlayın

Gemilerde bazı ilaçların sınırlı olması veya yüksek fiyatla satılması nedeniyle kişisel sağlık çantası hazırlamak önem taşıyor.

Önerilen temel malzemeler şunlar:

  • Reçeteli ilaçlar
  • Deniz tutması ilaçları
  • İbuprofen gibi ağrı kesici ve ateş düşürücüler
  • Mide asidi gidericiler
  • İshal önleyici ilaçlar
  • Yara bandı gibi ilk yardım malzemeleri

Sık deniz tutması yaşayan kişilerin, kulağın arkasına yapıştırılan ve birkaç gün etkili olabilen özel bantlar için doktora danışması tavsiye ediliyor.

Doğru kabin seçimi önemli

Bütçe belirleyici unsur olsa da gemideki kabinin konumu sağlık açısından da önem taşıyabiliyor.

Geminin orta bölümünde ve alt katlarda bulunan kabinlerin daha az sallandığı, bu nedenle deniz tutmasını azaltabildiği belirtiliyor.

Seyahat sigortasını ihmal etmeyin

Seyahat sigortası zorunlu olmasa da kruvaziyer tatillerinde önemli bir güvence olarak görülüyor.

Gemilerde sağlık hizmetlerinin pahalı olabileceği, acil hava ambulansı maliyetlerinin ise 200 bin doları aşabildiği ifade ediliyor.

Yolculuk sırasında dikkat edilmesi gereken sağlık alışkanlıkları

Kabin yüzeylerini temizleyin

Uzmanlar, kabine girildiğinde kapı kolları, ışık düğmeleri ve uzaktan kumandalar gibi sık temas edilen yüzeylerin dezenfektan mendille silinmesini öneriyor.

Ellerinizi düzenli yıkayın

Araştırmalar, kruvaziyer yolcularının yalnızca 20’de 1’inin el hijyenine tam olarak dikkat ettiğini gösteriyor.

Uzmanlar şu durumlarda mutlaka el yıkanmasını tavsiye ediyor:

  • Yemekten önce
  • Liman gezilerinden gemiye dönüldüğünde
  • Kabine girerken
  • Asansör düğmeleri ve merdiven korkulukları gibi sık kullanılan yüzeylere temas sonrası

Sabun ve suyun, el dezenfektanına göre daha etkili olduğu belirtiliyor. Ancak su bulunmayan durumlarda dezenfektan önemli bir alternatif olarak görülüyor.

Dengeli beslenin

Tatilde aşırı yemek tüketimi yaygın olsa da uzmanlar ölçülü olunması gerektiğini vurguluyor.

Öneriler arasında şunlar yer alıyor:

  • Açık büfede aşırı yemekten kaçınmak
  • Deniz tutması yaşayanların ağır ve baharatlı yiyeceklerden uzak durması
  • Limanlarda tüketilen yiyeceklerde hijyen koşullarına dikkat edilmesi

Yeterince su için

Uzmanlar, yolculuk boyunca yeterli sıvı tüketiminin bağışıklık sistemini desteklediğini, mide bulantısını azalttığını ve cildi güneşin etkilerine karşı koruduğunu belirtiyor.

Modern kruvaziyer gemilerinde genellikle özel su dolum istasyonları bulunuyor. Ancak hijyen amacıyla şişelerin doğrudan musluğa temas ettirilmemesi isteniyor.

Sağlıklı bir kruvaziyer tatili için önerilen malzemeler

  • El dezenfektanı
  • Dezenfektan mendil
  • En az SPF 15 korumalı güneş kremi
  • Özellikle tropikal bölgeler için böcek kovucu
  • Kapalı alanlar için N95 veya KN95 maske
  • Uzun yürüyüşler için rahat ayakkabı
  • Yeniden kullanılabilir su şişesi
  • Kabin içindeki havalandırmayı artırmak ve nemi azaltmak için küçük taşınabilir vantilatör

Sabahları kahve içmenin bağırsak sağlığına etkisi nedir?

Kahvenin bağırsak bakterileri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini gösteren kanıtlar var. (Arşiv – Reuters)
Kahvenin bağırsak bakterileri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini gösteren kanıtlar var. (Arşiv – Reuters)
TT

Sabahları kahve içmenin bağırsak sağlığına etkisi nedir?

Kahvenin bağırsak bakterileri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini gösteren kanıtlar var. (Arşiv – Reuters)
Kahvenin bağırsak bakterileri üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini gösteren kanıtlar var. (Arşiv – Reuters)

Sabah içilen bir fincan kahvenin yalnızca güne zinde başlamaya yardımcı olmadığı, aynı zamanda sindirim sisteminde yaşayan milyarlarca faydalı bakteriyi de destekleyebileceği belirtiliyor. Artan sayıda araştırmaya göre kahvenin bağırsak mikrobiyotası üzerinde olumlu etkiler yaratabileceğine dair bulgular bulunuyor; bu durumun genel sağlık üzerinde iyileştirici etkileri olabileceği ve hatta yaşam süresine katkı sağlayabileceği değerlendiriliyor.

Beslenme uzmanı ve fonksiyonel tıp uygulayıcısı Nicola Shubrook, mikrobiyomun insan sağlığını destekleyen çok sayıda ‘iyi bakteri’ türünü barındırdığını ve bunların birlikte işlev gördüğünü ifade ediyor.

Shubrook, bu mikroorganizmaların giderek artan biçimde metabolik sağlığın iyileştirilmesi, kilo yönetimi ve hatta ruh sağlığının desteklenmesiyle ilişkilendirildiğini belirtiyor. Ayrıca kahvenin prebiyotik özellik taşıyan bileşikler içerdiğini, yani bağırsaktaki faydalı bakterileri besleyerek onların çoğalmasına ve işlevlerini daha iyi yerine getirmesine yardımcı olduğunu söylüyor.

Kahve bağırsak sağlığı için neden faydalı?

Kahvenin bağırsak mikrobiyotası üzerindeki etkisinin birden fazla mekanizma üzerinden gerçekleştiği düşünülüyor.

İlk olarak, uyarıcı etkisiyle bilinen kafeinin, bağırsaktaki faydalı bakteri çeşitliliğini artırmaya yardımcı olabileceği belirtiliyor. Bunun da genellikle daha sağlıklı bir sindirim sistemiyle ilişkilendirildiği ifade ediliyor. Shubrook, bağırsak bakterilerindeki çeşitliliğin artmasının, bağırsak sağlığının olumlu bir göstergesi olduğunu söylüyor.

2023 yılında yayımlanan bir araştırmada, düzenli kahve tüketen kişilerin bağırsak bakterilerinde daha yüksek çeşitlilik görüldüğü, bazı faydalı bakteri türlerinin arttığı ve sindirim sorunlarıyla ilişkilendirilebilen bazı türlerin ise azaldığı tespit edildi. Daha önceki çalışmalar da kahve tüketiminin, liflerin sindirimine yardımcı olan ve bağışıklık sistemini destekleyen yararlı bakteri türlerini artırabileceğini gösteriyor.

Kahvenin etkisi yalnızca kafeinle sınırlı değil. İçeriğinde bulunan polifenoller, antioksidan özellik gösteren bitkisel bileşikler olarak iltihaplanmayı azaltmaya ve hücreleri hasara karşı korumaya yardımcı olabiliyor.

Bu bileşikler arasında öne çıkan klorojenik asit, yapılan bazı araştırmalara göre tip 2 diyabet ve alkole bağlı olmayan karaciğer yağlanması riskini azaltmaya yardımcı olabilir; ayrıca kilo kontrolünü destekleme potansiyeli de taşıyor.

Buna ek olarak çalışmalar, kafeinin kolon hareketlerini uyarabileceğini ve bazı kişilerde bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine katkı sağlayabileceğini de gösteriyor.

Günde kaç fincan kahve içilmesi tavsiye edilir?

‘Mavi bölgeler’ olarak bilinen ve uzun ömürlü insanların yaşadığı bölgeleri inceleyen son bir araştırma, İtalya’daki Sardinya ve Yunanistan’daki İkarya gibi yerlerde yaşayan birçok kişinin günde iki ila üç fincan kahve tükettiğini ortaya koyuyor.

Uzmanlar, günde iki ila üç fincan kahve tüketiminin ideal aralık olabileceğini, sağlıklı yetişkinler için ise beş fincanın genellikle üst sınır olarak kabul edildiğini belirtiyor.

Bununla birlikte uzmanlar, kafein miktarına dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor. Günlük önerilen maksimum kafein alımının yaklaşık 400 mg olduğu, 600 mg’ın üzerine çıkılmasının ise uykusuzluk ve yüksek tansiyon gibi sorunlarla ilişkilendirilebileceği ifade ediliyor.

Kafein miktarının kahvenin türüne ve hazırlanış şekline göre değiştiği belirtiliyor. Evde hazırlanan bir fincan kahvede genellikle 70 ila 140 mg kafein bulunurken, bazı hazır veya ticari kahve türlerinde bu miktarın daha yüksek olabileceği ifade ediliyor.

Dikkat çekici bir diğer nokta ise yoğun aroması nedeniyle yaygın bir yanılgının aksine espresso kahvenin, bazı diğer kahve türlerine kıyasla çoğu zaman daha düşük miktarda kafein içerebilmesi.