Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi, ECOWAS’ın Nijer’deki darbecilere yanıt verme planlarını sekteye uğratıyorhttps://turkish.aawsat.com/4492351-afrika-birli%C4%9Fi-bar%C4%B1%C5%9F-ve-g%C3%BCvenlik-konseyi-ecowas%E2%80%99%C4%B1n-nijer%E2%80%99deki-darbecilere-yan%C4%B1t-verme
Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi, ECOWAS’ın Nijer’deki darbecilere yanıt verme planlarını sekteye uğratıyor
Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi, ECOWAS’ın Nijer’deki darbecilere yanıt verme planlarını sekteye uğratıyor
Niamey’de Salı günü çekilen bir fotoğraf (AFP)
Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) genelkurmay başkanları, Nijer’e askeri müdahale olasılığını görüşmek üzere Gana’nın başkenti Akra’da iki gün boyunca bir araya gelirken, müdahale imkanları gün geçtikçe azalıyor gibi görünüyor.
Bunun nedeni, Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi’nin, devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Bazoum’un serbest bırakılması ve anayasal yetkilerini kullanması için göreve geri dönmesinin sağlanması amacıyla Nijer’deki darbecileri zorlamak için askeri güç kullanılmasını reddetmesi gibi ECOWAS planlarını baltalayan ek bir belirleyici faktörün ortaya çıkmasıdır.
Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi’nin geçtiğimiz Pazartesi günü yapılan toplantısından sızan bilgilere göre, askeri müdahaleyi destekleyenler ile karşı çıkanlar arasında keskin bir ayrım ortaya çıktı.
Yaklaşık 10 saat süren toplantı, anlaşmazlıkları çözmekle görevli konsey içindeki bölünmelerin aşılmasına yardımcı olmadı.
Paris’teki birden fazla Avrupalı kaynağa göre, bu durum, ECOWAS’ın askeri planlarını iptal etmesi ve ardından diplomatik temasları ve arabuluculuğu sürdürmek için çalışması anlamına geliyor.
ECOWAS’taki askeri yetkililer geçen hafta Abuja’da Nijer krizini tartıştı (EPA)
Şarku’l Avsat’ın Le Monde gazetesinden aktardığına göre, grup içindeki Fildişi Sahili, Senegal, Benin ve daha az ölçüde Nijerya, askeri müdahaleye katılmaya hazır olduklarını ifade etti.
Afrika bölgesel örgütü, üyeliği askıda olan ve askeri darbelere tanık olan Mali, Burkina Faso, Gine ve Nijer de dahil 15 ülkeyi içeriyor.
Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nden Afrika çalışmalarında uzman araştırmacı Paul Simon Handy, “ECOWAS için Afrika Birliği’nin onayı olmadan askeri müdahalede bulunmak zor olacak, çünkü bu onu gayrimeşrulaştıracaktır” dedi.
Bu nedenle, güçlü bir şekilde ortaya çıkacak olan soru, terör örgütleri ve radikallerin yanı sıra derin siyasi ve ekonomik sorunlarla karşı karşıya olan Afrika’daki derinleşen bölünmeler konusunda ECOWAS’ın üstleneceği sorumluluk konusunda olacaktır.
Geçtiğimiz günlerde, ‘üç sınır’ bölgesinde (Mali, Nijer ve Burkina Faso) Nijer kuvvetlerini hedef alan ve 17 askerin ölümü ve 20 askerin yaralanmasıyla sonuçlanan terör saldırısı meydana geldi.
Bu, askeri müdahalenin, bir yanda ECOWAS, diğer yanda dört darbeci devlet olmak üzere iki ülke grubu arasında savaşa dönüşebileceğini bir kez daha gösterdi.
Bu görüşe göre, askeri müdahale, terör örgütleri ve radikaller için bir hediye olacak, binlerce insanı savaş bölgelerinden kaçmaya zorlayacak.
Böylece Avrupa ülkelerine sığınanların sayısı artacak ve zaten karışık olan bölgede güvenlik ve istikrarı daha da istikrarsızlaştıracaktır.
Niamey’deki darbe yanlıları (AP)
Afrikalı bir diplomat konuya ilişkin şu yorumu yaptı;
“Yönetimde diplomatik olmayan bir şekilde gerçekleşen herhangi bir değişikliği reddettiğimizi hatırlatıyoruz. Ancak Nijer’e müdahale etmekten kaçınmayı seçtik, çünkü bu bir kan gölüne yol açar ve işleri olduğundan daha da kötüleştirir.”
ECOWAS’ın Sierra Leone, Gambiya ve diğerlerinde olduğu gibi, önceki müdahaleleri Afrika Birliği’nin onayı ile yapıldı.
Afrika Birliği Komisyonu Başkanı olan Çadlı Musa Faki Muhammed’in, ECOWAS’ın kararlarına kesin desteğini ifade eden bir açıklama yapmak için acele etmesi dikkat çekiciydi.
Ancak ECOWAS’ın kararları, Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi’nin tarafından destek görmedi.
Dün, söz konusu konsey tarafından bu konuda resmi bir açıklama yapılması gerekiyordu.
İşler sadece Afrika tarafındaki gelişmelerle bitmiyor.
Bir diğer önemli faktör de, askeri yaklaşımdan vazgeçilmesi ve siyasi-diplomatik çözüme doğru gidilmesi.
Washington’un askeri müdahaleyi desteklemediği çok açık hale geldiğinden, ABD’nin tutumu dikkate alınması gereken önemli bir etkileyici faktör olarak ortaya çıkıyor.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Nijer’de işleri düzene sokmak amacıyla diplomasi için hala bir fırsat olduğunu söyledi.
Blinken konuya ilişkin açıklamasında, “İstediğimiz bir sonuç olan anayasal düzenin geri dönüşüne ulaşmak için diplomasiye çok odaklanmaya devam ediyoruz ve bu sonuca ulaşmak için diplomasiye yer olduğuna inanıyorum” dedi.
ABD’li Bakan, ikinci ECOWAS zirvesinden sonra, Nijer krizine ‘kabul edilebilir bir askeri çözüm olmadığına’ dair bir açıklama yapmıştı.
Washington, bu konumuyla Paris’ten farklı bir yaklaşım sergiledi.
Paris'in aksine Washington, Nijer ordusuyla askeri işbirliği programlarını dondurmakla yetindi ve kalkınma projelerine ya da insani yardıma son vermedi.
ABD, son yıllarda Nijer’in merkezindeki Agadez kenti yakınlarında bir hava üssü ve ön mevzilerde Nijer ordusunu destekleyenler de dahil olmak üzere bin 200 askeri personeli için bir başka üs inşa etmek için en az 500 milyon dolar harcadı.
ECOWAS’ın arkasında durarak, sert bir çizgi izleyen ve başından beri askeri çözüm için bastıran Paris, Washington’un yaptığını ‘sırttan hançerlemek’ olarak nitelendiriyor.
Darbenin hemen ardından Niamey’i ziyaret eden tek Batılı yetkili olan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland, ABD’de eğitim görmüş bir subay olan General Musa Salo Parmo ile görüştü.
Paris, Washington için önemli olanın, başta hava üssü olmak üzere iki askeri üssünü korumak olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla ABD, Nijer’de darbecilerin iktidarda kalmasında bir sakınca görmeyebilir.
ECOWAS ordularının genelkurmay başkanları toplantısının sonuçlarını beklerken, yedek kuvvetlerin seferber edilmesi ve konuşlandırılmasının hala teorik bir mesele olduğu ve şu ana kadar pratik hiçbir şey yapılmadığı açıkça görünüyor.
ECOWAS’ın Mali, Burkina Faso ve Gine gibi darbecilerle dayanışma içinde olan ve onlarla birlikte savaşma isteğini beyan eden ülkeler ile Cezayir ve Çad başta olmak üzere müdahale etmeyi reddeden diğer etkili ülkelerin tutumlarını görmezden gelmesi pek olası görünmüyor.
Her geçen gün durumu normalleştirme peşindeki darbecilerin ellerini daha da güçlendirdiği, bir başbakan ve bakanlar atadığı, Afrika ülkeleriyle iletişim kurmaya başladığı açıktır.
Rusya, Nijer’de herhangi bir askeri harekata karşı olduğu ve bazı Afrika ülkelerini vuran kaostan yararlanmaya hazır olduğu için, Rus diplomasisinin faaliyetlerini de unutmamalıyız.
Netanyahu: Lübnan'ın Hizbullah'ı silahsızlandırma çabaları umut verici ancak yetersiz
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (EPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ofisi bugün yaptığı açıklamada, Lübnan hükümeti ve Lübnan ordusunun Hizbullah’ı silahsızlandırmaya yönelik çabalarının umut verici bir başlangıç olduğunu, ancak kesinlikle yeterli olmadığını belirtti.
Açıklamada, Hizbullah’ın ‘İran’ın desteğiyle’ yeniden silahlanmaya ve altyapısını yeniden inşa etmeye çalıştığı ifade edildi.
Açıklamanın devamında, ABD arabuluculuğunda sağlanan ateşkes anlaşmasının Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılmasını açıkça öngördüğü vurgulanarak, bunun ‘İsrail’in güvenliği ve Lübnan’ın geleceği açısından hayati önem taşıdığı’ kaydedildi.
Lübnan ordusu bugün yaptığı açıklamada, silahları devletin elinde toplama planının ilk aşamasının hedeflerine ulaştığını ve özellikle Güney Lübnan’da ‘sahada etkili ve somut bir şekilde’ ilerleme kaydedildiğini bildirmişti. Ancak ordu, İsrail’in saldırı ve ihlallerinin gerekli görevlerin yerine getirilmesini olumsuz etkilediğine dikkat çekmişti.
İsrail ile Hizbullah arasında, bir yılı aşkın karşılıklı bombardımanın ardından Kasım 2024’te ABD arabuluculuğunda ateşkes sağlanmıştı. Buna rağmen İsrail, ateşkes anlaşmasına karşın Güney Lübnan’daki bazı noktaları kontrol etmeyi sürdürüyor ve ülkenin doğusu ile güneyine yönelik saldırılar düzenlemeye devam ediyor.
Lübnan hükümeti, eylül ayında ordunun silahları devlet tekeline alma planını onayladı. Ancak Hizbullah silahsızlanmayı reddediyor. Buna karşın örgüt, ateşkes anlaşmasının ardından güneydeki bazı silah depolarının ordu tarafından kontrol altına alınmasına izin verdi ve o tarihten bu yana İsrail’e ateş açmadı.
Trump'ın Venezuela sürprizi sonrası Çin 2026'da bir dönüm noktasındahttps://turkish.aawsat.com/5227736-trump%C4%B1n-venezuela-s%C3%BCrprizi-sonras%C4%B1-%C3%A7in-2026da-bir-d%C3%B6n%C3%BCm-noktas%C4%B1nda
Preah Sihanouk eyaletindeki Sihanoukville Limanı'nda düzenlenen törende, ‘Dostlarımızla barış ve dostluk getirmek için geliyoruz’ yazılı bir pankart taşıyan Çin eğitim gemisi Chijigang’ı karşılarken Kamboçya (sağda) ve Çin (solda) bayrakları, 19 Mayıs 2024 (AFP)
Trump'ın Venezuela sürprizi sonrası Çin 2026'da bir dönüm noktasında
Preah Sihanouk eyaletindeki Sihanoukville Limanı'nda düzenlenen törende, ‘Dostlarımızla barış ve dostluk getirmek için geliyoruz’ yazılı bir pankart taşıyan Çin eğitim gemisi Chijigang’ı karşılarken Kamboçya (sağda) ve Çin (solda) bayrakları, 19 Mayıs 2024 (AFP)
Shirley Ze Yu
Çin, 2026 yılının başlarında on yılı aşkın süredir devam eden dönüşümlerin kesiştiği kritik bir dönüm noktasında bulunuyor. Çin liderliği devlet öncülüğünde, sanayi odaklı modelinin giderek düşmanca hale gelen uluslararası ortama uyum sağlama yeteneğini kanıtlamak için artan bir baskı ile karşı karşıya kalırken, aynı zamanda iç istikrarı pekiştirmeyi amaçlayan iddialı bir gündemi uygulamaya koymak zorunda.
Çinli stratejistlere göre 2026 yılı birçok uzun vadeli eğilimin kritik dönüm noktalarına ulaşacağı önemli bir yıl olacak. Bunlar arasında 15’inci Beş Yıllık Plan'ın başlatılması, ABD ile Çin arasındaki endüstriyel savaşın tırmanması ve Çin'in Küresel Güney'de izlediği iddialı diplomasi politikasının gelişimi yer alıyor. Bu dinamikler bir araya getirildiğinde, 2026'nın küresel jeopolitik açıdan belirleyici olmasa da çalkantılı bir yıl olabileceği anlaşılıyor.
Endüstriyel bir savaş makinesi inşa etmek
Çin'in 15’inci Beş Yıllık Planı’nın birinci tam yılı, Pekin'in daha yüksek teknolojik öz yeterlilik düzeyine ulaşmak ve iç talep odaklı ekonomiyi yeniden yapılandırmak gibi ikili misyonunu başarıyla yerine getirip getiremeyeceğini gösterecek. Planın yarı iletkenler (çip), yapay zekâ (AI), kuantum bilişim ve uzay araştırmaları alanlarında yerli inovasyona odaklanması, Çin'in Batı'nın teknolojik hakimiyetine karşı ekonomisini güçlendirmek için bugüne kadarki en kapsamlı girişimi olarak değerlendirilebilir.
Son diplomatik manevraların ve uzlaşmacı açıklamaların ardında, Çin'in 2026 yılındaki en önemli hamleleri yarı iletken fabrikalarında, robot ve drone üretim tesislerinde ve füze fırlatma üslerinde görülecek. Pekin, küresel barış dönemlerinde daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir ölçekte, ‘yeni niteliksel üretici güçler’ olarak adlandırdığı yeni bir on yıllık sanayi politikası ile ekonomik savaşa girmeye hazırlanıyor. Bu da hükümetin destek araçları, tedarik kısıtlamaları ve ihracat kontrollerinden oluşan entegre bir paketle gerçekleştiriliyor. Bu paket, Soğuk Savaş döneminden bu yana teknolojik öz yeterlilik konusunda en iddialı girişim olarak değerlendiriliyor.
Kısa vadede en önemli gelişme, Pekin'in, yarı iletken üreticilerinden çip üretiminde kullanılan ekipmanların en az yüzde 50'sini yerli tedarikçilerden temin etmelerini zorunlu kılan kararı.
Resmi adı Ulusal Entegre Devre Endüstrisi Yatırım Fonu olan ‘Büyük Fon’un üçüncü aşaması, yarı iletken sektörünü geliştirmek için 47 milyar dolardan fazla fon toplamayı başardı. Bu aşama tek başına, ölçek ve hedef açısından ABD Yarı İletken Üretimine Yardımcı Teşvikler (CHIPS) ve Bilim Yasası ile karşılaştırılabilir bir çabayı temsil ediyor.
Yatırımların çip endüstrisine geniş bir şekilde yayıldığı önceki aşamalardan farklı olarak, üçüncü aşamada kaynaklar, litografi ekipmanları, elektronik tasarım otomasyon yazılımları ve Çin'in 7 nanometreden daha küçük boyutlarda gelişmiş grafik işlem birimleri üretememesini telafi etmek için kullanılan gelişmiş paketleme teknolojileri gibi en kritik darboğazlara yönlendiriliyor.
Bu devasa yatırım, Çin'in yarı iletken endüstrisinin karşı karşıya olduğu temel fiziksel ve mühendislik sınırlamalarını aşmayı amaçlıyor. Gelişmiş Yarı İletken Malzeme Litografisi’nin (Advanced Semiconductor Material Lithography/ASML) aşırı ultraviyole (EUV) litografi makineleri, Pekin için hala ulaşılamaz olsa da Shenzhen'deki Manhattan Chip Projesi, 2025'in başlarında çalışan bir EUV makinesi prototipi geliştirmeyi başardı. 2028 yılına kadar yapay zekâ çiplerinin ticari üretimine ulaşılması hedefleniyor.
Çin'in doğusundaki Jiangsu eyaleti, Suqian şehrinde bulunan bir yarı iletken üretim tesisinde çip işleme ekipmanı, 20 Ekim 2025 (AFP)
Dolayısıyla 2026 yılında başarının ölçüsü, Çin'in çip endüstrisinin TSMC veya Samsung ile rekabet edebilip edemeyeceği değil, dışa bağımlılığı kademeli olarak azaltarak ve ihracat kontrollerinin sürekli sıkılaştırılması karşısında dayanıklılığını güçlendirerek, gerçekçi ve sürdürülebilir bir yakalama yolu oluşturabilme yeteneğidir.
Kısa vadede en önemli gelişme, Pekin'in, yarı iletken üreticilerinden çip üretiminde kullanılan ekipmanların en az yüzde 50'sini yerli tedarikçilerden temin etmelerini zorunlu kılan kararı oldu. Bu politika 2025 yılının sonlarında sessizce uygulamaya konuldu ve Çinli çip üreticilerini, ya hükümetin talimatlarına uymak ve üretkenlik ve kalitede olası bir düşüşü kabul etmek ya da Pekin'e karşı gelmek ve hükümetin desteğini ve finansmanını kaybetme riskini göze almak şeklindeki iki zorlu seçenekle karşı karşıya bıraktı. Aynı zamanda bu politika, NAURA ve AMEC gibi yerli yarı iletken ekipman üreticileri için acil fırsatlar yaratıyor. Çünkü ürünlerinin performans ve verimlilik açısından yabancı rakiplerine ne kadar yakın olduğu fark etmeksizin, onlara neredeyse kesin bir talep garantisi veriyor.
Pekin’in kritik mineral tedarik zincirleri üzerindeki kontrolünü kullanma isteği, 2024 yılının aralık ayında, yarı iletken ve savunma endüstrileri için hayati önem taşıyan iki element olan galyum ve germanyumun ihracatına kısıtlamalar getirildiğini duyurmasıyla açıkça ortaya çıktı. Çin, 2025 yılı başlarında ihracat kontrollerini nadir toprak mıknatıslarını da kapsayacak şekilde genişleterek, tüketici elektroniğinden füze güdüm sistemlerine kadar uzanan endüstriyel sektörlerin tedarik zincirleri üzerindeki kontrolünü güçlendirdi. Pekin, 2026 yılına, özellikle 1 Ocak tarihi itibariyle, şirketlerin önceden hükümet lisansı almasını zorunlu kılarak gümüş ihracatına ek kısıtlamalar getirdi.
Bu hamle, bu hayati malzemeye bağımlı olan küresel elektronik, havacılık ve tıbbi ekipman endüstrilerine, uygulanabilir ve yürürlüğe konulabilir olduğu sürece, önemli bir darbe vuracak.
Venezuela, Amerikan varlığının azalmasının ardından stratejik boşluğu Çin'in doldurduğu gelişmekte olan ülkelerden biriydi; ta ki Amerika Birleşik Devletleri askeri güç kullanarak bu denklemi alt üst edene kadar.
Bu tehditler boş sözlerden ibaret değil, zira Çin dünya nadir toprak işleme kapasitesinin yaklaşık yüzde 90'ını kontrol ederken, madencilik faaliyetleriyle bağlantılı on yıllardır süren çevre bozulması Batı ülkelerini büyük ölçekli yerli üretimi yeniden başlatma konusunda isteksiz hale getirdi. Gümüş piyasaları nispeten daha çeşitlendirilmiş olsa da Çin dünyanın en büyük üreticisi olmaya devam etmekte ve küresel emtia piyasalarını etkileyebilecek arz kesintilerine yol açma kapasitesine sahip. Bu sanayi politikalarının arkasındaki stratejik mantık açık görünüyor. Çin, Batı'nın girdilerinden giderek daha bağımsız bir şekilde çalışabilen paralel teknolojik ve endüstriyel sistemler kurarken, aynı zamanda Batı'nın Çin ürünlerine bağımlılığını stratejik bir kaldıraç haline getiriyor.
Bu strateji esasen sabır ve azim üzerine kurulu, ancak 2026 yılı, bu ilk planın uygulanabilirliğini kanıtlayacak ya da yapısal kusurlarını ortaya çıkaracak belirleyici bir sınav olacak. Çin merkezli yarı iletken fabrikaları, esas olarak yerli ekipmanlara dayanarak kabul edilebilir standartlarda çipler üretmeyi başarırsa ve Batı'nın ihracat kısıtlamaları Batı'nın savunma tedarik modellerinde köklü değişikliklere yol açarsa, Pekin'in modeli pratikte etkinliğini kanıtlayacak. Ancak bu bahisler başarısız olursa, yanlış tahsis edilmiş sermaye şeklinde endüstriyel yeniden yapılandırmanın maliyetleri, devlet desteğiyle ayakta kalan ikinci sınıf şirketlerin çoğalması ve daha gelişmiş ihracat pazarlarını kapatabilecek ticari misillemeler şeklinde ortaya çıkacak endüstriyel yeniden yapılandırma maliyetleri, dayanıklılığı ve sabrı ile tanınan bir devlet ekonomisi için bile sürdürülemez hale gelebilir.
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesi kapsamında Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ikili bir görüşme gerçekleştirdi, 30 Ekim 2025 (Reuters)
Benzer şekilde, Batılı politika yapıcıların da kolay seçenekleri yok, sadece çok maliyetli seçenekleri var. Çin'de yeni bir çip fabrikası faaliyete geçtikçe ve yerli kaynaklara bağımlılığı zorunlu kılan her karar alındıkça manevra alanı daralıyor. Endüstriyel savaş çoktan başladı ve ne Çin ne de Batı, oyunun kurallarını değiştirecek belirleyici bir koz elinde bulunduruyor.
Venezuela
Venezuela, Amerikan varlığının azalmasının ardından stratejik boşluğu Çin'in doldurduğu gelişmekte olan ülkelerden biriydi; ta ki Amerika Birleşik Devletleri askeri güç kullanarak bu denklemi alt üst edene kadar. Venezuela’daki Mutlak Kararlılık Operasyonu kapsamında, ABD güçleri Venezuela'yı bombaladı, Çin tarafından sağlanan hava savunma sistemlerini devre dışı bıraktı ve Venezuela Devlet Başkan Nicolas Maduro'yu yakalayarak 13 yıllık iktidarını sadece üç saat içinde sona erdirdi. Böylece ABD, uluslararası toplumu şoke eden bir güç gösterisi sergiledi.
Çin Ulusal Açık Deniz Petrol Şirketi (CNOOC), 2023 martında Çin yuanı (RMB) cinsinden yapılan dünyanın ilk sınır ötesi sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaret anlaşmasını imzaladı.
Venezuela bugün, Çin'in Latin Amerika stratejisinde kritik bir dönüm noktası ve Pekin'in bölgedeki ekonomik varlığını genişletme planlarını karmaşıklaştıran bir gelişme temsil ediyor. Venezuela, yirmi yıldır Çin'in Latin Amerika'daki en önemli ortağı konumunda ve yaklaşık 60 milyar dolarlık kredi almış, bu da Pekin'in Latin Amerika'daki toplam yatırımının yaklaşık yüzde 43'ünü oluşturuyor. Maduro'nun tutuklanması, Çin'in Latin Amerika özel temsilcisi Qiu Xiaoqi ile görüşmesinden sadece bir gün sonra gerçekleşti. Qiu Xiaoqi, görüşmede iki ülkenin ‘uzun süredir stratejik ortaklar’ olduğunu belirtmişti. Ancak, Maduro'nun kaçırılmasından birkaç saat sonra ortaya çıkan bu söylemin boşluğu, Çin'in gücünün sınırlarını ortaya koydu. Çin, ABD'nin arka bahçesinde, Washington'ın dayattığı güvenlik denklemine tabi olan ticaret garantilerinden başka sunabileceği hiçbir şey yok.
Venezuela operasyonu, Trump yönetiminin Batı Yarımküre'de tartışmasız Amerikan hegemonyasını yeniden tesis etmek için ‘Trump doktrini’ olarak nitelendirilebilecek şekilde güç kullanma kararlılığının bir kanıtıdır. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Çin, operasyonu ‘son derece şok edici’ ve uluslararası hukukun ciddi bir ihlali olarak kınadı, ancak bölgedeki ABD askeri etkisini dengeleyecek sert gücü olmadığı için tepkisi muhtemelen diplomatik protesto ile sınırlı kalacaktır.
Doların ve finansal egemenliğin kaldırılması
Çin'in dolara olan bağımlılığını azaltma kampanyası, belki de ekonomik stratejisinin en önemli unsuru. Tedarik zincirlerinde ani aksaklıklara neden olan kritik minerallerin ihracatına getirilen kısıtlamaların aksine, dolara olan bağımlılığın azaltılması on yıllar sürecek bir süreçtir ve bunun Amerikan nüfuzu üzerindeki nihai etkisi çok daha derin ve kalıcı olabilir.
2025 yılının ekim ve aralık ayları arasında Çin'in doğusundaki Qingdao'daki Volkswagen fabrikasının montaj atölyesinde çalışan robotik kollar, (AFP)
Pekin, doların yerini almaya çalışmıyor, çünkü bu gerçekçi olmayan ve gereksiz yere kışkırtıcı bir hedef olurdu. Bunun yerine, ülkelerin geleneksel dolar bazlı sistemin dışında ticaret yapmalarını, sermaye artırmalarını, doğrudan yatırımlar yapmalarını ve finansal rezervler tutmalarını sağlayan paralel bir finansal altyapı kuruyor. Çin'in 2025 yılı boyunca altın biriktirmeye devam etmesi, bu stratejiye bağlılığını gösteriyor. Altının toplam döviz rezervleri içindeki payı, 2024 yılının aralık ayında 5,5 iken 2025 yılının kasım ayında yüzde 8,3'e yükseldi. Küresel ortalamanın yaklaşık yüzde 15 olduğu göz önüne alındığında, Çin'in fiyat hareketlerinden bağımsız olarak 2026 yılında daha da artış için geniş bir marj alanı bulunuyor.
Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS), Çin'in çabalarının merkezinde yer almakta ve geleneksel SWIFT sistemine verdiği yanıtı temsil ediyor. Pekin, Tayland, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Çin, Hong Kong ve Suudi Arabistan merkez bankalarının katıldığı çok merkezli bir dijital para birimi girişimi olan ‘mBridge’ projesi aracılığıyla, SWIFT tabanlı altyapıyı tamamen atlatmak için blok zinciri teknolojisini araştırmaya çalışıyor. Bu sistem, sınır ötesi ödemelerin SWIFT'e kıyasla nispeten düşük bir maliyetle saniyeler içinde gerçekleştirilmesini sağlıyor. Batı'nın finansal takas sistemlerinden tamamen bağımsız olarak çalışabilir. Böylece Çin'in yaptırımlara maruz kalma riskini azaltır ve ortaklarına doların hakimiyetine karşı etkili alternatifler sunar.
Petro-yuan girişimi, doların en stratejik kalelerini hedefliyor. Çin Ulusal Açık Deniz Petrol Şirketi (CNOOC), 2023 martında Çin yuanı (RMB) cinsinden yapılan dünyanın ilk sınır ötesi sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaret anlaşmasını imzalarken, Suudi Arabistan da RMB cinsinden petrol sözleşmeleri imzalamayı düşünüyor. Körfez’deki petrol üreticileri, ihracatlarının sınırlı bir kısmı için bile olsa petrol fiyatlarını RMB cinsinden belirlemeye başlarsa, bu durum doların küresel piyasalardaki hakimiyetinin temel dayanaklarından birini zayıflatabilir.
Çin, 2025 yılının sonu ile birlikte, ‘Adalet Operasyonu 2025’ adı altında Tayvan adası çevresinde gerçekleştirdiği en agresif askeri tatbikatlar aracılığıyla, ABD’nin stratejik değişiminin yansımalarını yaşıyor gibi görünüyor.
Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika, Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Etiyopya, Endonezya ve İran’dan oluşan BRICS ülkeleri liderleri, 2026 yılına kadar tek bir para birimi kullanıma sokmak amacıyla parasal iş birliğini güçlendirdiler. Grup içi ticaretin yaklaşık yüzde 90'ı şu anda yerel para birimleriyle gerçekleştirilirken, bu oran 2023 yılında yüzde 65’ti. Ancak bu hedef, önemli zorluklarla karşı karşıya. ABD Başkanı Trump, BRICS ülkelerine doların yerini alabilecek bir para birimi çıkarmamayı taahhüt etmemeleri halinde yüzde 100 gümrük vergisi uygulayacağı tehdidinde bulunurken, Brezilya ve Hindistan doların yerini alma konusundaki tartışmalardan açıkça uzak durarak daha temkinli bir tutum sergiledi.
Çin, yuanın uluslararasılaşması için ek bir mekanizma olarak Panda tahvil piyasasını genişletti. Macaristan, 11 milyar yuanlık kümülatif ihraçla listenin başında yer alırken, Afrika İhracat-İthalat Bankası Mart 2025'te Afrika kıtasında ilk çok taraflı Panda tahvilini ihraç etti. Pakistan, 2025 yılı sonuna kadar panda tahvili ihraç etmeye hazırlanıyor ve bu da geleneksel Batı pazarları dışında daha ucuz sermaye arayan ülkeler için Çin'in alternatif finans merkezi konumunu güçlendiriyor.
Pekin'in stratejisi, doların yakın gelecekte ortadan kalkma olasılığını sınırlayan ciddi engellerle karşı karşıya. Çin yuanı, 2024 yılına kadar küresel ticaret finansmanının yaklaşık yüzde 6'sını oluştururken, küresel rezervlerdeki payı yüzde 3'ün altında kaldı. Dahası, sermaye kontrolleri yuanın yaygın kullanımını kısıtlamaya devam ederek uluslararasılaşmasını yavaşlatıyor.
En olası sonuç, doların ani bir çöküşü değil, daha ziyade kademeli bir aşınmasıdır; tek kutuplu bir para biriminden, yuan, euro ve doların bir arada var olduğu çok kutuplu bir sisteme geçiş olacaktır. Bu dönüşüm, Amerikan finansal gücünü ortadan kaldırmayacak, ancak yaptırımların etkinliğini azaltacak, bütçe açığı finansmanının maliyetini artıracak ve dünyanın rezerv para biriminin kontrolünden kaynaklanan jeopolitik etkiyi zayıflatacaktır.
Şanghay'ın Pudong bölgesindeki Lujiazui finans bölgesinin ufkunda doğan güneşin havadan görünümü, 13 Kasım 2018 (AFP)
Çin, finansal altyapının kritik bir kütleye ulaştığında otomatik olarak kendini güçlendiren ağ etkileri yarattığı için uzun vadeli bir strateji izliyor. Doların hakimiyeti güven, alışkanlık ve güvenilir alternatiflerin olmaması gibi üç temel faktöre dayanıyor. Pekin, sistematik olarak üçüncü faktörü ele almaya çalışıyor. ABD'li politikacılar, baskı aracı olarak yaptırımları aşırı kullanırsa veya Pekin'in savunma önlemlerini saldırgan hamleler olarak yanlış yorumlarsa, ilk iki faktör gerileyebilir ve ABD'nin dolar bazlı hakimiyeti giderek zayıflayabilir.
Asya ve Pasifik'teki stratejik değişiklikler
Bu ABD stratejisi, Soğuk Savaş'tan bu yana en açık şekilde, Asya-Pasifik bölgesinde güvenliği sağlama taahhüdünden geri adım atıldığını gösteriyor. 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi, ekonominin ‘nihai bahis’ olduğunu açıkça ortaya koyarak, Washington'ın Çin politikası için yeni önceliğini ‘Pekin ile karşılıklı yarar sağlayan ekonomik ilişkiler’ olarak belirliyor. Çin 2025 yılı sona ererken, ‘Adalet Misyonu 2025” adı altında Tayvan adası çevresinde şimdiye kadarki en agresif askeri tatbikatlarını gerçekleştirerek, ABD stratejik değişiminin etkilerini test ediyor gibi görünüyor. Bu tatbikatlar, kapsamları ve iletmek istedikleri mesaj açısından önemli bir tırmanışa işaret ediyor. Pekin, Tayvan adası çevresindeki bu tatbikatların yabancı askeri müdahaleyi caydırmak amacıyla yapıldığını ilk kez kamuoyuna açıklarken, ‘erişimi engelleme’ ve ‘ablukaya alma’ yeteneklerini geliştirme hedefini çok net bir dille ifade etti. Bu, Tayvan'ın fiili müttefikleri olan Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya'ya, herhangi bir çatışma sırasında dış yardım sağlamalarının engelleneceği yönünde güçlü bir mesaj gönderdi.
2026 yılının başlıca özelliği, siyasi kargaşanın yoğunlaşması olacak ve bu durum 2027 yılında Çin liderliğinin önümüzdeki beş yıl için yeniden şekillenmesine yol açacak.
ABD Başkanı Donald Trump bu askeri tatbikatlar hakkında sorulduğunda, ‘hiçbir şey beni endişelendirmiyor’ yanıtını verdi ve daha sonra “o bölgede 20 yıldır deniz tatbikatları yapılıyor” dedi. Bu hesaplı kayıtsızlık, Tayvan'a yapılan büyük çaplı silah satışlarıyla birleştiğinde, Trump'ın daha geniş stratejisini yansıtıyor: Tayvan'ı Çin'in harekete geçmesini engelleyecek ve ABD savunma sanayisine önemli karlar sağlayacak kadar silahlandırırken, ABD'nin askeri olarak müdahale edip etmeyeceği konusunda stratejik belirsizliği korumak. Bu belirsizlik, ulusal güvenlik stratejisinin odağının Batı Yarımküre'ye kaymasıyla daha da derinleşti.
2025 yılının sonlarında ortaya çıkan bu dinamikler, 2026 yılında daha da yoğunlaşacak gibi görünüyor. Pekin, Trump yönetiminin silah satışına devam etmesine rağmen, Trump'ın stratejik odağının başka yerde olduğuna dair net kanıtlara sahip. Bu durum, Pekin'in Washington'un müdahale etme istekliliğinin azaldığını değerlendirmesine yol açan tehlikeli bir fırsat yaratırken, Tayvan'ın askeri kapasitesi, iyileşmelere rağmen, Pekin'e karşı inandırıcı bir caydırıcı güç oluşturmaktan yıllarca uzak. 2026'nın ironisi hem Pekin hem de Taipei'nin ABD'nin dayattığı bu güvenilmez belirsizliğe karşı önlem alması, ancak bunun tam tersi yönlerde olmasıdır. Çin, Washington kararlı bir şekilde tepki vermeden önce askeri olarak ne kadar ileri gidebileceğini test ediyor. Tayvan ise ABD'nin müdahalesinin asla gelmeyeceğinden korkarak, kendini savunmaya dayalı caydırıcılık kapasitesi oluşturuyor.
Böylece, ekseni batı yarımküreye kaydırma stratejisi her iki tarafın da riskini artırıyor ve yıl ilerledikçe yanlış hesaplama olasılığının arttığı koşullar yaratıyor.
Şi Cinping'in siyasi tasfiyesi ve halefiyet sinyalleri
Başkan Şi Cinping'in iktidarı sarsılmaz görünse de 2026 yılı halefiyet planlamasının ilk zayıf işaretlerini veya bunun eksikliğini ortaya çıkarabilir. Şi, bu yıl Komünist Parti genel başkanlığı görevindeki üçüncü döneminin son aşamasına giriyor ve yıl boyunca illerdeki liderlik atamalarının haritası, onun yerine geçecek niteliklere sahip yeni nesil siyasi liderleri yetiştirip yetiştirmediğini veya geçiş için net bir vizyonu olmadan iktidarını pekiştirmekle yetiniyor olup olmadığını ortaya çıkarabilir. Bunun yanında 2025 yılında orduda yaşanan tasfiye -ki bu Kültür Devrimi'nden bu yana Çin'de eşi benzeri görülmemiş bir olaydı- ve halefiyet düzenlemelerini çevreleyen belirsizlik, 2026'da Çin'in gidişatını şekillendirmede iç siyasi dinamiklerin dışsal zorluklar kadar önemli olabileceği bir ortam oluşturuyor.
Pekin'de, Japonya'ya karşı kazanılan zaferin ve İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinin 80. yıldönümünü kutlayan askerî geçit töreninin ardından, Halk Büyük Salonu'nda düzenlenen sanatsal bir gösteri, 3 Eylül 2025 (AFP)
2025 yılının sonlarında gerçekleştirilen tasfiye, kapsamı ve etkilediği askeri rütbelerle Mao döneminden beri geçerli olan normları bozdu. İktidar partisinin Merkez Komitesi'nin dördüncü oturumunda, dokuz askeri generalin resmi olarak görevden alınması da dahil olmak üzere, on dört üye ve milletvekili partiden ihraç edildi. Bu tasfiye, Merkez Askeri Komisyonu büyük ölçüde zayıflattı. 2026 yılının ana özelliği, muhtemelen yoğunlaşan siyasi kargaşa ve bunun politika sürekliliği üzerindeki etkisi olacak ve bu da 2027'de Çin'in önümüzdeki beş yıllık dönem için liderliğinin yeniden şekillenmesine yol açacak.
Çin, kendi çevresinde güçlü bir uluslararası etki sistemi kurmayı başarabilecek mi, yoksa hedefleri kapasitesini aşıyor mu?
Halefiyet konusunda netlik sağlanamadan geçen her yıl, Çin'in liderlik geçişinin nihayet gerçekleştiğinde kaotik bir hal alması olasılığını artırıyor ve bu durum küresel istikrar için derin etkileri olacak bir ihtimal. Daha derin bir soru ise kurumların dayanma kapasitesi ve canlılığıyla ilgili. Şi, kolektif liderlik kurallarını sistematik olarak ortadan kaldırdı ve Çin’i kurumsal zayıflığa açık hale getirecek şekilde gücü elinde topladı. Ekonomik zorluklar yoğunlaşırsa veya büyük bir uluslararası kriz patlak verirse, bürokrasinin katılığı göz önüne alındığında, sistemin etkili bir şekilde yanıt verme yeteneği Çin'in siyasi istikrarı için temel öneme sahip.
2026'da neler olacak?
Jeopolitik ortam kesinlikle daha düşmanca hale gelecek, iç ekonomi daha derin yapısal zorluklarla karşı karşıya kalacak ve siyasi gücün yoğunlaşması, hemen fark edilemeyen riskler yaratacak. Çin'in dünyadaki rolünü anlamaya çalışan gözlemciler için 2026, daha ince ayrıntılara dikkat etmelerini gerektiriyor. İkili anlaşmalara daha fazla dikkat edilmesi, pozisyonlara atamalar üzerinde daha fazla odaklanılması, diplomatik manevraların daha fazla izlenmesi ve endüstriyel girişimlerin daha fazla incelenmesi gerekebilir. Bu ayrıntılar bir araya geldiğinde resmin bütününü ortaya koyacak. Çin'in kendi etrafında güçlü bir uluslararası etki alanı oluşturmada başarılı olup olmayacağı ya da hırslarının yeteneklerini aşıp aşmayacağı ortaya çıkacak. Bu sorunun cevabı, yalnızca Çin’in ekonomik ve siyasi gidişatını değil, aynı zamanda önümüzdeki yıllar boyunca küresel gücün yapısını da şekillendirecek.
Suriye ordusu Halep'in bazı mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti... SDG sivilleri hedef almamaları konusunda uyarıda bulunduhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5227627-suriye-ordusu-halepin-baz%C4%B1-mahallelerinde-soka%C4%9Fa-%C3%A7%C4%B1kma-yasa%C4%9F%C4%B1-ilan-etti-sdg
Suriye ordusu Halep'in bazı mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti... SDG sivilleri hedef almamaları konusunda uyarıda bulundu
Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden ayrılmak için araçlarla yollara dökülen Suriyeliler (AP)
Suriye resmi haber ajansı SANA, ordunun bugün Halep’te Şeyh Maksud, Eşrefiye ve Beni Zeyd mahallelerinde saat 13.30’dan itibaren ikinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı ilan ettiğini bildirdi. Yasağın, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) unsurlarına yönelik saldırılar kapsamında uygulamaya konulduğu belirtildi. SDG ise operasyona karşı uyarıda bulunarak, bunun sivilleri evlerinden zorla göç ettirmeye yönelik bir girişim olduğunu savundu.
Şarku’l Avsat’ın SANA’dan aktardığına göre, Suriye Ordusu Harekât Komutanlığı, sivillere SDG’ye ait tüm noktalardan uzak durmaları çağrısında bulundu ve sokağa çıkma yasağının başlamasıyla birlikte SDG mevzilerine yönelik ‘nokta atışı operasyonlar’ başlatılacağını duyurdu.
Suriye devlet televizyonu da ordunun, Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da beş bölgeyi gösteren haritalar yayımladığını ve bu bölgelerde yaşayanlardan, hedef alınacakları gerekçesiyle derhal tahliye olmalarını istediğini aktardı.
SDG, yayımladığı açıklamada, Suriye Ordusu Harekât Komutanlığı’nın, sivillerin yaşadığı mahalleleri hedef alma tehdidini ‘doğrudan bir yıldırma, zorla yerinden etme girişimi ve savaş suçu’ olarak nitelendirdi.
Açıklamada, sivillere, mülklere ve sivil altyapıya gelebilecek her türlü zarardan Suriye hükümeti ile ona bağlı kurumların sorumlu tutulacağı vurgulandı.
Suriye devlet televizyonu ise Halep Sosyal İşler ve Çalışma Müdürlüğü’ne dayandırdığı haberinde, kentteki gerilimler nedeniyle yerinden edilenlerin sayısının yaklaşık 140 bine yükseldiğini bildirdi.
Geçtiğimiz ay Halep’te SDG ile hükümet güçleri arasında şiddetli çatışmalar yaşanmış, olaylarda onlarca kişi hayatını kaybetmiş ya da yaralanmıştı. Taraflar, yaşanan şiddetin sorumluluğu konusunda karşılıklı suçlamalarda bulunmuştu.
Kuzeydoğu Suriye’nin geniş kesimlerini kontrol eden SDG, geçtiğimiz yıl 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir anlaşma imzalamıştı. Anlaşma kapsamında, SDG’ye bağlı tüm sivil ve askeri kurumların yıl sonuna kadar devlet kurumları bünyesine entegre edilmesi öngörülüyordu. Ancak taraflar, anlaşmanın uygulanması konusunda kayda değer bir ilerleme sağlayamadı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة